BİLİM FELSEFE DİN Rotating Header Image

Nisan, 2019:

Gelin Sual Edelim II

‘Uzaylılar’ tarafından kaçırılma (ve beyin incelenme) iddiaları en fazla ABD’de çıkıyor. ‘Kaçırılanlar’ fevkalade beyin vasfına haiz değillerdir. Uzaylılar neden bunların beyinlerini merak ediyorlar ve kaçırmaya tevessül ediyorlar; niçin zeki veyahut kendilerine ‘inanmayanlarla’ ilgilenmiyorlar?
+++

Dünyanın küre (yaklaşık) şeklinde idiği, denizden kıyıya yaklaşan geminin önce direğinin.. görülmesiyle anlaşılabileceği söylenir, yazılır. Tarih boyunca ve elan böyle bir gözlem yapan insan olagelmiş midir?
+++

Kopernik ve Kepler’in dünyanın güneş etrafında döndüğüne ilişkin yazdıkları ifadeler, delilleri-hesaplamaları nasıldır, nelerdir?..
+++

Galile, dünyanın döndüğüne dair hangi kanıtı sunmuştu da Kilise reddetmişti?
+++

Tasavvuf ehli geçtikleri aşamaları söyleyemezlermiş… Allah onlara ‘saklayın’ mı demiştir yoksa yaşadıkları anlatılamaz şeyler midir? Bunların, böyle hallerin müslümanların ahlakına, gelişmesine, islama ne faydası var olmuştur ve vardır?
+++

CERN’deki deneyler neticesinde Higgs parçacığının bulunduğu ilan edildi. Keşfedenlere Nobel ödülü verildi. Gerçekte hiçbir şey bulunmadıysa ödül verilmesinin sebebi nedir?
+++

Bazı alevilerin dindar sünnilere tavırlarının sebebi anlaşılabilir. Kimi sünnilerin, alevileri katletmeye kadar götüren düşmanlığın saiki nedir?
+++

Alevilerin, sünnilerin ‘Ali söylemi’ hakkında düşündükleri, müslümanların ‘İsa söylemi’ne karşılık hıristiyanların tepkilerine koşutluk arz etmekte midir?
+++

Aleviler ekseriyet teşkil etseydi, elan (bazı) sünnilerin onlara yaptığı fişlemeyi, baskıyı, katliamları, sünnilere uygularlar mıydı?
+++

Herhangi bir şeye (dine, bilime, astrolojiye, komplo teorilerine, ruha, cinlere…) iman edenler; iddia ettikleri-savundukları tezleri doğrulamayan hatta yanlışlayan sayısız argüman karşısında bir düziye bahane üretmek/(ilave) gerekçeler türetmek mecburiyetinde kalmalarından acaba rahatsızlık duymakta mıdırlar, yoksa yaptıklarını bir tür spor olarak mı addetmektedirler?

Not. Yukarıdaki bazı soruların cevaplarının ne idiği aşikardır. Bazılarınınkini ise merak edeyazıyorum.

Sizi siz yapan değerlerinizi korumak varlığınızın gereğidir!

“Ne zaman insanlar benimle aynı fikirde olsa, hatalı olduğumu düşünürüm.”

Oscar Wilde

Bireylerin karakterleri ve yetiştiriliş tarzları kişiliklerini belirler. Bireyler asındaki kişilik farkları, toplumun zengin yapısı içinde önemli bir değerdir. Dünyaya karşı farklı bakan gözlerin her biri ayrı bir güzelliği yakalayabilir ve insanlığa sunabilir.

Her birimizin bu hayat içerisinde bir amacı vardır ve bizler o amaca hizmet edecek şekilde donanımlara sahibiz. Önemli olan kendimizi, yeteneklerimiz açısından keşfederek bunları hayata geçirmemizdir. O zaman hayat denilen sahnede rolümüzü daha anlamlı kılabiliriz. Farklılığı ile dikkat çeken insanlar her zaman toplumda kolay hazmedilmez. Ama demek değildir ki farklılık, insanı itici ve toplum dışı kılar. Eğer farklıysanız bilin ki herkesten daha özelsiniz. Kimimiz bu özelliklerini keşfederek hayatına aksettirebilmiştir, kimimiz ise toplumun genel yargıları içinde bu özellik ve yeteneklerimizi köreltmişizdir.

Çoğu zaman kendimizle olan kıyaslamalarımızı dış çevre belirler. En basitinden aldığınız bir arabanın çevrenizde gördüklerinizden daha pahalı ve güzel olmasını istersiniz. Toplumdaki gelir dengeleri bu yarışın önüne zorluklar çıkarsa da kimse bu yarıştan geri kalmak istemez. Zamanla maddi isteklerin öncelik kazandığı bu hayatlar insanı mutsuzluğa iter. Çünkü asıl ihtiyacımız olan değerlerimizden uzaklaşırken maddi değerlerin tatmin olmaz hazzıyla içsel bir açlığa sürükleniriz. Bu açlıkta huzuru ve mutluluğu elde etmeye yönelik arayışlarımızdır. Oysa bizi anlamlı ve özel kılan ruhumuzu donatan değerlerdir. Bunlar sevgi, saygı, güven ve dürüstlük diye adlandıracağımız insani miraslar ve zenginliklerdir. Bizi biz yapan da, bu değerlere ne derece sahip olduğumuz ve tavrımızla ortaya koyabildiğimizdir.

Bazen sevdiğimiz insanlar bizim adımıza en doğrusunu isterken ne düşündüğümüzü kestiremeyebilirler. Hayatımıza karşı bu muhalefet, daha okul yıllarında başlar. Ailemiz kısa yoldan meslek hayatına atılmanız gerekçesi ile beklentilerini önümüze, dahası hayallerimizin önüne koyar. Bunu öyle arzularlar ki kendi isteklerimizi puslu hayallerin ardında bırakırız. Eğer biz, insanların beklentilerine cevap vermek adına hayallerimizden vazgeçersek, o zaman eksik taraflarımızla yüzleşir kendimizi ait olmadığımız bir yaşantı içinde buluruz. Çünkü bizin zenginliğimizi hayallerimiz ortaya çıkarabilir. Kararlılıkla, düşlerimizi canlı kılan hayallerimizin peşinden gidersek, mutlu olacağımız bir yaşamın kapısını aralarız. Bırakın hayatta rotanızı yetenekleriniz ve onların ışık tuttuğu hayalleriniz belirlesin. Doğru olan kapıya çıkacak tek yol kendi içinizdeki sesin komutlarından geçer. O yolu bulun ve önünüze çıkan taşları toplamaktan da çekinmeyin. Topladığınız taşlarla da öyle duvarlar örün ki mücadeleci ruhunuza karşı koyacak umutsuzluk karşınıza çıkamasın.

Picasso’nun herhangi bir resmine baktığımızda onun kimliğini yansıtan tonları ve fırça vuruşlarını görürüz. Çünkü sanatçı, eserine kişiliğini ve tarzını ilmek ilmek işlemiştir. Böylece o sadece ressam olmaktan çıkmış, eserleri ile ölümsüzlüğü yakalamıştır. Herkes hayatta bir çizgi yakalamaya ve ünlenmeye istek duyar. Başarılı işler yapmak için üne, hatta insanların takdirine bile ihtiyacınız olmasın. Yaptığınız her işin altına imzanızı atacak şeklide özgün olun. Toplumun etik ve ahlaki kimliğini zedelemeden kendi doğrularınızla yaşayın. Yaptığınız her şeyi önce kendiniz için yapın. Farklılıklarınızın yaratıcının size sunduğu bir lütuf olduğunu bilin. Kalıplaşmış fikirlerden ve sıradanlıklardan sıyrılarak, hayata bakışınıza farlı bir boyut kazandırabilirsiniz. Bu özerkleşme, hayatta kendinizi bulmanızı sağlar. Dolayısıyla da kendinize olan saygınızı kazanmış olursunuz.

İnsanlarda yetenek olgusu sonradan kazanılan bir değer değildir. Sonradan edinilen kazanımlar becerilerdir. Bu iki kavram ince bir çizgi ile birbirinden ayrılır. Öyle ki yetenek insanın yaratılışı ile ruhuna işlenen bir motiftir. Yetenekleriniz içinizde keşfedilmeyi beklerken, becerileriniz de deneyim ve uğraşlarınız ile kişiliğinize renk katacaktır. Bu değerlerinizi hayat felsefenizle yoğurup ödün vermedikten sonra güçlü bir kişilik ile hayat karşı duruşunuz daha sağlam olacaktır. Unutmayın yeryüzünde bir başka siz daha yoktur!

Bazı Müminlerin Kutsallara Hakaret Tavr-ı Söylemi

“Kutsallarımıza hakaret ediyor(lar)” söylemi bazı müminler tarafından muttasıl serdedilir. Bu yazıda, ‘hakaretler nelerdir ve mezkur müminler kimlerdir’ suallerine yanıt bulmaya gayret edeceğim.
+
Evvela, neler hakaret telakki edilmektedir, onlar gerçekten tahkir midir; örnekler vererek tahlil edeyim.

Kuran’ı, peygamberi, İslam’ın teşkilini ve kurumlaşmasını akademik bir tarzda inceleyen çalışmalar hakaret değildir (Bu eserlerde Muhammed’in Hz. sıfatı birlikte zikredilmesini istemek abestir.). Çağdaş iddiaları (Kuran’daki ‘bilimsel gerçekler’ vs. tezlerini) çürüten yazılar, popüler yayınlar tahkir olarak değerlendirilemez. Kuran’da, hadislerde (‘sahih’ hadis kitaplarında), hususen eski tefsir kitaplarında, Kuran’a-hadislere… göre verildiği belirtilen fetvalarda dikkati çeken garabetleri ortaya koymak hakaret değildir.

Yukarıdaki neşriyatın bazılarında, istihza ve tezyif olarak tavsif edilebilecek ifadeler bulunabilir. Bunlar hakaret olarak tanımlanamaz. Müminler, kulaklarına-gözlerine nahoş gelecek sözlerin-ifadelerin, bizatihi dinlerinden ve kendi hali tavırlarından kaynaklandığını kabul etmeleri gerekir. İnsanlara kutsallar diliyle şiddet uygulanır, akla-mantığa-bilgiye mugayir laflar sarfedilir, hiçbir estetik veçhesi bulunmayan ezan gibi gürültüler dayatılır ise, bunlara karşı, türüne göre, alaydan küfre kadar giden aksülameli, müminler tespit etmek ve anlamak durumundadırlar.

Peki ‘kutsalları’ aşağılayıcı yayınlar yok mudur? Vardır. Çirkin karikatürler, küfürlü ibareler, kurgu-hayali iğrenç hikayeler… Bunlar, müminlerin ‘kutsallarını’ ve kendilerini değil, yapanları-yazanları küçültür.
+
Saniyen, İslam’a dair nesnel ve eleştirel her türlü yazıya-söze (aynı tarzda değil) orantısız biçimde (hakaretle, tehditle, saldırıyla…) tepki gösteren müminler tetkik edildiğinde; bunların, doğuştan (veya yaşadıkları ortam ve kültür neticesinde) saldırgan yapıda, İslam mevzuunda bilgisiz idikleri ve aslında İslam’ın değil kendi veyahut bağlı oldukları yerin menfaatleri zarar görecek endişesi taşıdıkları görülmektedir.

‘Dinimize hakaret ediyor’ tepkisini serdedenlerin bir kısmı, mevzu bahis sözlerin (çoğunun) aslında hakaret olmadığını bilmektedirler (Diğer kısmının reaksiyonları refleksif ve ezberdir; bunlar alışkanlıkların-harsın tesirindedirler.). Amaçları muarız fikri, görüşü, tespiti, tezi… ortaya koyanları boğmaktır. Herhalde; tartışmak, yazılanların-söylenenlerin yanlışlığını ortaya koymak gibi bir yaklaşımı, tavrı tercih etmemelerinin sebebi, cevaplarının olmayışındandır. Reaksiyonlar dava açmaya, hedef göstermeye, hatta cinayet ve katliamlara kadar uzanmaktadır.
+
Müslümanlar inançlarından eminseler ve kendilerinin ebedi cennete, düşmanlarının ebedi cehenneme gideceklerinden kuşkuları yoksa, velev dinlerine ve kendilerine hakaretler edilsin, asabiyet, şiddet, cinayet, katliam temayülü göstermemeleri icap eder.

Müminler, diğer insanları kendilerine; emekleri, çalışkanlıkları, yaratıcılıkları, fedakarlıkları, faziletleri, adillikleri, tutarlılıkları.. ile hürmetkar ederlerse, aynı zamanda, bazı insanların kutsallarına yönelik haklı-haksız tavırlarını da bertaraf etmiş olacaklardır.

Neticede; Müslümanlar dinlerini ve kendilerini yeniden yorumlamadıkça ve düzeltmedikçe (her ikisinin altı çizili) tezyifler, tahkirler sürecektir.

Not. Müminler arasındaki tekfir, aşağılama, hakaret ve katliam hususu ayrı bir bahistir. Bu problemi müslümanlara bırakıyorum.