BİLİM FELSEFE DİN Rotating Header Image

Ağustos, 2019:

Mineloruç İlelıslahat

Dolu mideyle huzursuz bir-iki saatlik uyku, uyanınca midede ekşime, alınan derste tek kelime anlayamama, verilen derste dikkati toplamak için aşırı çaba, iftardan sonra bitkinlik, çalışamama…

Bu garabeti, hamakati, özzulmü 10 yıl yaşadım. Nihayet ilanihaye terkettim (1989).

Aşağıdakiler oruç hakkında bilgi, gözlem ve tespitlerdir:

– Kuran’da açıkça yer bulan hususlardan, ibadetlerden biridir.

– Başta belirtilen durum ve dahası (sinirlilik, saldırganlık..) hemen her oruçlu için (tıynetine, cibilliyetine göre) derece derece vakidir.

– Oruç tutmanın tek cazip yanı, uzun süre aç kalmanın saik olduğu yemek yeme zevkidir.

– İftar sofralarında, sair günlere nazaran, tabii olarak, daha fazla çeşit istenmektedir. Ramazan ayındaki yemek israfı tahkike şayan bir bahistir.

– Oruç tutanların, ramazanda ve akabinde maruz kaldıkları rahatsızlıklara, hatta ölümlerine dair araştırma yapılmamaktadır, istatistik mevcut değildir.

– Orucun sağlığa yararlı olduğunu ileri süren doktorlar yalan söylemekte, mesleklerine ihanet etmektedir.

– Orucun (bütün ibadetler gibi) müminlere takva, ahlak, dayanışma, fakir-fukaraya duygudaşlık(1), disiplin, sabır gibi erdem ve nitelikler kazandırdığı iddiası müşahedeye mugayirdir.

Bütün bunlar (ve unutup yazmadığım başka menfi şeyler) muvacehesinde şehri ramazana, oruç tutanlara saygı duymak kabil değildir. Mamafih ramazanda, dışarıda, oruçlunun yanında yemek-içmek adaba aykırıdır.

Bir yerde yazmıştım, tekraren: ‘İman, ibadetler inananı salih insan yapmaz; faziletli veya tabiaten iyi insan dini, inancı güzel gösterir.’ Bu, her çağda ve toplumda caridir.

İslam dünyası yüzyıllardır geriliğin pençesinde debelenip durmaktadır. Bu durum, kimi din adamlarının, şu kadar asırdır, hatta bazısının elan savunduğu gibi, imandan-ibadetten uzaklaşıldığı için değildir; sebeplerden biri bizatihi (tutarsız, bağnaz) inanışlar-(faydasız, müfrit) ibadetlerdir.

Bir süre evvel, dinci TV kanallarından birinde, dünyayı gezip görmüş eski bir diyanet görevlisi, ‘dünyada ahlaken en düşük yerler İslam ülkeleridir’ deyince sunucu, galiba ‘anında’ gelen tepkilerden de hareketle bu sözün telifini istemiş, ama mezkur zat, ahlaksızlığın örneklerini (yolsuzluk, rüşvet, adam-akraba kayırma, cinsi sapıklık…) vererek sözünün arkasında durmuştu.

İslam’ın, müslümanların dünyaya sunabileceği, verili hiçbir değeri yoktur.(2) Ezan, namaz, oruç, hac… Bunlar, farklı kültürlerde ilgi, sempati, karşılık bulmamakta; tersine tiksinti, nefret, alay mevzuu olmaktadır.

Neticede; İslam dünyasının, muhafazakar müslümanların; nasıl olacaksa artık, dini ve sosyal tarihe eleştirel bakmaları, miskinlik-atalet veren zihniyetten sarfınazar etmeleri, ‘değerlerimiz-kutsallarımız’ dedikleri konular üzerinde düşünmeleri, kendilerini yenilemeleri ittihaz etmektedir. Yani, telaffuzunun bile rahatsız ettiği, sevki tabii ile reddedilen ‘dinde ıslahat (reform)’ yoluna girmeleri gerekmektedir. Aksi hal ve vetirede (bir diğer ifadeyle, mevzubahis kesimin, ‘ayaklarına sıktıkları’ tavır, yaklaşım ve anlayışları devam ettikçe) her nevi çözülme ve çöküntünün sürmesi kaçınılmazdır.

Sorgutçu olarak, dünyada inanca dair ne varsa ortadan kalkmasını isterim. Lakin, bu yakın ve orta gelecekte sözkonusu olamayacağına göre, hayatımı içinde ve birlikte idame ettirdiğim müslümanların vasıflı, bilgiye-bilime kıymet veren, marka ve değer yaratan, güvenilir insanlar olmasını arzu ederim. Şu vasatta mümkün gözükmeyen ‘dinde teceddüt’ kuvveden fiile çıkmadıkça dileğim kuru bir hayalden öteye geçmeyecektir.

(1) İslam memleketlerinde fakir-fukara olmasının, bunun fıtrata bağlanmasının ve ‘fakir-fukara, garip-guraba edebiyatı’nın, harsi-içtimai-iktisadi-siyasi-dini marazın-cehaletin-bağımlılığın-sultanın-irticanın tezahürleri idiğini de bilmek lüzum eder.

(2).Müslümanların bilimin gelişimine katkıda bulunmuş ve islam diyarlarında gayrimüslimlerin (Avrupa’ya nazaran) canlarının, mallarının, namuslarının korunmuş olması, elbette ‘değerler’dir; ama tarihidir ve dinden çok kültür kaynaklıdır. İlahiler ve hat sanatı da bedii değerlerimizdir; lakin cihanşümul değildir (İlahiler yeni sentezlerle, hat sanatı ise latin harfleriyle icra edilerek belki dünyaca beğenilecek, takdir görecek kerteye ulaşabilirler.).

Not1. Acaba 100 küsur sene önce İstanbul’da ramazan nasıl yaşanıyordu? Refik Halid’in sultan Abdülhamid devri ramazanını anlattığı yazısından:

“… Şehir, gündüzleri yarıdan fazla tenhalaşır, halkın yarıdan fazlası, yorganını başına çeker, uykuya varırdı. Hükümet dairelerinde de devam edenlerin sayısı azalır, kalemler boşalmış görünürdü. Ta ikindi zamanına, Beyazıt sergisinin dönüp dolaşılacağı saate kadar… Bir eğlence şehri ki ahalisi gündüz yatakta, gece sokakta!

Oruç ve ibadet, hilafet merkezinde, umumi nazardan en dejenere şekli almıştı: İsraf, zina, sefahat, kumar, tembellik, sonra da dindarlık taslama ve riya. Yalnız tek bir noktada kati perhiz: Alkol… Bunun da sebebi hükümet yasağından fazla [çok, ziyade,] rakının, hiçbir surette giderilmesi mümkün olmayan pek karakteristik kokusu!..”
(Üç Nesil Üç Hayat, Refik Halid Karay)

Günümüzde yaşanan çok farklı mı!?

Not2. Yazıdan bahsettiğim münevver-dindar bir arkadaş, itiraz edip orucun faydalarını serdetti. İndi (itiyadi-imani) bu görüşe mukabil yazıda herhangi bir düzeltmeye ihtiyaç duymadım.

Not3. Toplumların sosyal yapısı, davranış kalıpları, alışkanlıkları tek tanrılı dinlerden eski olan kadim inançlarla, geleneklerle, törelerle vücut bulmuşlardır. Dolayısıyla dinde yenilik yapmanın bunları ne ölçüde tedavi edeceği, tekamülünü sağlayacağı, dönüştüreceği şüphelidir, tartışmalıdır. Yazıyı belki kısmen kadük kılacak bu tespiti belirtmek ilmi şarttır.