BİLİM FELSEFE DİN Rotating Header Image

İki Kitap (“Tabu Can Çekişiyor, Din Bu”-“Gerçek Din Bu”) Analizi, Mukayesesi ve Yorumlar (Mete Tunç)

Açıklama: “Tabu Can Çekişiyor, Din Bu I, II, III” (Turan Dursun) ve “Gerçek Din Bu I, II” (Süleyman Ateş) kitaplarını din sorgusuna kitaplar bazında başladığım yıl olan 2005’te okumuş ve aşağıdaki analiz, mukayese ve yorumları aynı yıl kaleme almıştım. Din üzerine ilk yazılarımdandır. Dip notlar sonraki yıllara aittir.

– (O da “din adamı” kökenli olduğu için, bir bakıma halefi kabul edilebilecek Arif Tekin gibi) T. Dursun, “solcu” değildir. Din hakkındakini görüşlerini ancak sol dergilerde duyurabilmiş ve kitaplarını sol yayınevleri sayesinde yayımlatabilmiştir. Bu nedenle olsa gerek, yazılarında, (herhalde editörlerin de “katkısıyla”) “19. yüzyıla has” sol bir terminoloji, vurgu, üslup, söylem kullandığı dikkati çekmektedir. Belki, yine aynı nedenle, kimi görüşleri objektiflikten uzak, tarzı lüzumsuz derecede alaycı ve saldırgandır.(1)

– Kuran yorumlarında tevil yapıldığını vurgulayan T. Dursun, kitaplarında, dinleri terketmiş “mutlu bir insanlık”, “barışçıl bir dünya” söylemleriyle, bir kısım sol’un, tarihi ve toplumu “tevil eden” anlayışını sergilemekte; savaşların kaynağı olarak dinleri göstermekte ama son büyük ve en çok insanın öldüğü savaşın hiç de din kaynaklı olmadığını, “dinsiz” ülkelerde de katliamlar yaşandığını, ve sonuçta “dinsiz” olmanın (elbette “dinli” olmak gibi) tek başına mutluluk ve barış sebebi olamayacağını gözardı etmektedir.

– Kuran’ı (ve elbette buna dayanan dini kitapları da) okuduğumda mutlaka dikkati çeken, ama galiba “özel hayattır” düşüncesiyle makaleye (dinleri sorgulayan tek kitap okumadan kaleme aldığım bir yazı) yazmadığım, hanımlarının Muhammed’e karşı tutumlarını ve kıskançlılarını anlatan ayetler, iniş sebepleriyle birlikte T. Dursun’un kitaplarında ayrıntıları ile açıklanmaktadır.

(Özü (kıskançlık) itibarıyla İslami kesimin de kabul ettiği bu yorumlardan/bilgiden hareketle; makalede belirttiğim, bir hadiste, “Onlar gökteki yıldızlar gibidirler…”, ve din kitaplarında “Sonraki Müslümanlar onların tırnağı bile olamazlar” gibi sözlerle yüceltilen, ancak Kuran’da açıkça yazıldığı üzere, gelmekte olan bir kervanı duyunca mescidi Peygamber’den izin almadan terketmiş, ganimetin paylaşımında Peygamber’le tartışmış, savaşa gitmekten (“cihat etmekten”) kaçmış, ve nihayet Peygamber’in ölümünden sonra birbirlerini katletmiş sahabiler gibi; kıskanan (Bunun eşini başka kadınlarla paylaşan bir kadın için doğal bir tepki olmasını bir tarafa bırakalım.) ve benzer “sıradan” duygulara sahip, “düzenler kuran”, bu nedenle ayetlerle uyarılan, öyleyse hiç de “kamile” olmayan ama, “öğretmenler”, “örnek kadınlar”, “müminlerin anneleri” olarak takdim edilen Peygamber eşlerinin de, aslında, Kuran’dan anlaşıldığı gibi değil, sonra eklemlenen, “düzeltilen”, “inşa edilen”, kurgulanan bir yorum çerçevesinde sunulduğu göze çarpmaktadır.)

– S. Ateş’in üslubu, bir ilim adamına yakışır tarzdadır. T. Dursun’un hadislerle ilgili çelişkisini ortaya koymakta ve bunlara dayanan birkaç görüşünü kolaylıkla çürütmektedir. Ancak Kuran’a dönük eleştirilerine verdiği cevapların çoğu tatminkar değildir. Hatta, daha derin sorulara yol açan tezatlar içermektedir. Bazı ayetleri “bilimsel olarak” yorumlayıp sayfalarca “biyoloji” dersi vermektedir! S. Ateş bunun yanısıra nesneldir de; “Kuran’ın getirdiği yasalar, Yahudi prensipleri ile şifahi Arap geleneklerinin karışımıdır” demektedir!..

– “Kuran değiştirilmiştir.” ile özetlenen görüşe karşılık, S. Ateş’in, en azından, sadece birkaç kelime için olsa bile, vahy edilen kelimelerin eş anlamlıları ile değiştirilmiş olabileceğini ifade etmesi ilginçtir. Bugüne dek, “Peygambere indirilen ayetlerin tek kelimesinin dahi değiştirilmediği”ni biliyorduk!..
– Kuran’ın kitap haline getirilmesinin aşamaları hususunda T. Dursun ve S. Ateş hemen hemen mutabıktırlar.

(Halife Ebubekir, kitap önerisine önce karşı çıkar, “Peygamber’in yapmadığını mı yapacağız?” diyerek!.. Öyleyse Muhammed’in kitaplaştırma konusunda hiçbir talimatı olmamıştır! Ve Ebubekir diretseydi Müslümanlar “kitapsız” kalacaklar, şifahi bilgiyle yetineceklerdi; bu durumda da İslam, belki, “aslına uygun olarak” Araplara has bir din olarak kalacaktı! “Ayetler indiğinde sahabiler onları taşlara, kemiklere, hurma dallarına, derilere vs. yazıyorlardı. Büyük kısmı balyalanmış olarak Ebubekir’in evindeydi… Bazıları kitap komisyonun tarafından sahabilerin evlerinde bulundu, getirtildi. Böylece bazı ayetler üzerindeki ihtilaf giderildi.” Yüzlerce, binlerce sahabinin “inen” Kuran’ın hafızı olduğunu “öğretmişlerdi” bize! Ayrıca, “Allah”ın son kitabını teşkil edecek ayetlerinin saklanma usulü ne kadar ciddiyetsiz!)

S. Ateş, ilk yazılan Kuran nüshasının bugünkü sırada olmadığını, düzenlenmenin ikinci nüshada yapıldığını da söylüyor! Hani Kuran ayetlerinin nasıl sıralanacağını Muhammed, ayetler inerken, ölmeden önce belirliyordu/belirlemişti! Bunu S. Ateş de söylüyor ve çelişkiye düşüyor.

– Her iki yazarın aktardığı bir olay, Peygamber’in ölüm döşeğinde bir şey yazdırmak istemesi, ama Ömer’in, “Hastadır; aklı yerinde olmayabilir.” diyerek bunu yaptırmaması hususudur.

(Tamam, peygamberler de insandır, ama, “Allah” peygamberine yanlış bir şey söyletir mi?! “Mantıken” yani! Ömer de kim oluyor!?)

– Her iki kitapta hadis konusunda sıkıcı bir teferruat vardır. Ama “Hadis uydurulmasının gerekçesi nedir; uyduranlar kimlerdir, ruh hali nasıl insanlardır, hangi duygularla bunu yapmışlardır..?” sorularıma cevap bulabildiğim için mutluyum.(2)

– Benim de makalede belirttiğim “Allah istemedikçe iman edemezsiniz.” bağlamındaki ayetleri T. Dursun irdelemiş… S. Ateş’in kader konusundaki kendi ifadeleri, yorumları ve aktardığı farklı ekollerin yorumları insanları tatmin etmek bir yana daha da “kuşkulandıracak” içerikte.

– Kuran’ın edebi olarak aşkın bir “şaheser” olduğu söylenir. T. Dursun bu bağlamdaki bir soruya cevap verebilecek kadar yaşatılmamıştır.(3) S. Ateş ise bunu belirtiyor ama neden böyle olduğunu açıklamıyor, örneklemiyor… Yoksa bu da “belletilen” hususlardan biri mi!?..

– T. Dursun Kuran’daki yeminlere dikkat çeker: Allah kendi kendine yemin etmektedir! S. Ateş, bunun, Araplardaki ant içme geleneğinden ve vahyin melek aracılığı gelmesinden kaynaklandığını söyler.

– Nesh edilme (gelen bazı ayetlerin “Allah” tarafından iptal edilmesi, yok sayılması) olayının bir başka veçhesini bu kitaplar sayesinde öğrendim. Daha önce bunun sadece Kuran’ın kendi içinde yapıldığını biliyordum (içki ile ilgili ayetler(4) gibi). Oysa bazı veya pek çok ayetin geldikten bir süre sonra “Tanrı’nın emriyle” geçersiz sayılması da sözkonusuymuş (Bunların içeriği neydi acaba?!). S. Ateş, nesh edilen ayetlerin Peygamber’in hafızasından da silindiğini belirtiyor bir ayete dayanarak!

– T. Dursun bir ayetten (Mekkelilerin “Muhammed’e onlar öğretiyorlar” demeleri üzerine “gelen” ayet.) yola çıkarak Muhammed’in kimi Yahudi ve Hıristiyanlarla görüştüğüne ilişkin aktarılanlara yer verir. S. Ateş bu ayete ve aktarılanlara yer vermez.

– Makalede, Kuran’ın orijinal Tevrat ve İncil’de, nerelerde ve ne ölçüde tahrif yapıldığını ifade etmediğini belirtmiştim. T. Dursun, yaptığı ayet yorumlarında, Kuran’ın, tersine, “mevcut” Tevrat’ı ve İncilleri onayladığını yazmaktadır.(5) S. Ateş’in bu husustaki yorumu net değildir.

(1) “Kimi görüşleri” şerhiyle ifade etmeme rağmen “objektiflik, alaycılık ve saldırganlık” yorumum o dönemime aittir; sözkonusu kitap serisini tekrar okursam ne düşünürüm bilmiyorum… Din(ler) konusundaki sorgulayıcı, eleştirel makalelerin ve yazıların hakaretten, saldırganlıktan, kışkırtmadan uzak ve mutlaka nesnel olmaları gerektiğini bugün de söylüyorum. İlaveten dinsizlerin, samimi ve namuslu dindarlarla ortak çalışmalar yapacak yaklaşımları, projeleri haiz olmalarını da… Ama kimi naslar ve uygulamalar hakkında, onların anlamları, çelişkileri, yararları-zararları vs. bağlamında mizahi üslup, örnekler kullanmak, ölçüyü kaçırmamak şartıyla doğaldır, hatta bu dindarlar için fayda sağlayacaktır.

(2) Kitaplar, bir arkadaşımdan okumak üzere aldığım için elimde değil. O nedenle, T. Dursun’un veya S. Ateş’in, ya da her ikisinin, hadislerin hangi dönemde, hangi saiklerle uydurulduğuna dair verdikleri ve ondan alıntı yaptıkları, değerli olduğunu tahmin ettiğim telif bir kitabın ve yazarının ismini maalesef burada yazamıyorum.

(3) (1934 – 4 Eylül 1990). Cinayetin fail(ler)i “meçhuldür”!!!

(4) Murat Utkucu’nun “Kuran Okumaları, Vahiy Bilgisinin Eleştirisi” kitabı sayesinde, kumarın, fayda-zarar bağlamında, içki ile birlikte anıldığını fark ettim (Bakara, 219). Tefsirciler, kumarın ne faydası var(dı), açıklamalıdırlar. (2009. Açıklamışlar: Kumardaki paranın bir kısmı fakirlere gidiyormuş!..)

(5) Ayetler, gerçekten çok net. Bakara, 41: “… elinizde bulunan Tevrat’ı tasdik edici olarak indirdiğim Kuran’a inanın…”. Sadece bu değil. Bakara, 89, 91; Ali İmran, 3 (İncil’i de tasdik), 50; Saf, 6 (İsa Tevrat’ı tasdik ediyor)

Not. 2004’teki bir yazımda “Tanrı” konusundaki bir tartışmanın yapılabilirliğini sormuş ve yararını dile getirmiştim. Meğerse T. Dursun, ta 15 yıl önce bunu dile getiriyor ve “meydan okuyormuş”! S. Ateş de, adil olması şartıyla ve (mealen) kendi dengi/klasmanında görmese de, T. Dursun’la tartışmayı kabul etmiş (Ateş’in, yukarıda adı kitaplarını, T. Dursun’un ölümünden (katledilmesinden) sonra yazdığı ve/veya yayınladığı ifade ediliyor!). Elbette şifahi bir tartışma yararlı olurdu; ama her ikisinin, sözsel tartışma değerinde, hatta ondan daha değerli kitapları, konu hakkında düşünenlere, öğrenmek ve fikir sahibi olmak isteyenlere, kitapların teferruat ve tekrar özellikleri hariç iyi birer kaynaktırlar.

Tarihimizdeki “İlk Cesur İmam” olan Turan Dursun’u hürmetle anıyorum.

Bu yazı (17.05.2009 tarihinden itibaren) toplamda 18882, bugün ise 2 kez görüntülenmiştir.

4 Comments

  1. ali diyor ki:

    http://www.islamicevaplar.com iftiracılara cevaplar bu sitede!

  2. muhammed diyor ki:

    bir süredir ateizm, oryantalizm üzerine araştırmalar yapıyorum.

    ele aldığınız konular – T Dursun – dahil “oryantalizm ve İslam” konularını işlediğim siteye davet ediyorum

    http://www.islamicevaplar.com

    not: cesur imam tanımınıza asla katılmıyorum.nedenleri t dursun’un metodunu ele aldığım yazıda var.

    selamlar

  3. emre yüksel diyor ki:

    İlginç derecede taraflı bir yazı. Sitenizin ismi ile hiç örtüşmüyor. Koskoca Din Bu ve Gerçek Din Bu serileri tartışmalarından sadece Dursun’un haklı olduğuna inandığınız kısımları belirtmeniz bunu gösteriyor.

    Uzun uzadıya cevap vermektense şöyle demeliyim ki, Dursun’un ayetlerde baştan sondan kırpmalar yaptığını Süleyman Ateş’in açık bir şekilde Hadis ve Ayet meselelerinde daha etkili argümanlar kullandığını da yazmalıydınız. (Eğer gerçek bir felsefi mukayese yapıyorsanız.) Siz ise sadece muhtemelen Dursun’un haklı olacağına inandığınız kısımları aktararak gerçek bir eleştiride bulunmamışsınız bile. Zira bu 5 ciltlik dev tartışmadan, sadece bu kadarcık Dursun lehine kısım bulabildiyseniz, bu tartışmanın galibinin açık ara Ateş olduğunun ispatıdır. Ama karşılıklı üstünlükleri aktarsaydınız bu çıkarımda bulunulması saçma olurdu.

  4. Mete Tunç diyor ki:

    Sn Emre Yüksel. Mezkur kitapları din araştırmalarımın başlarında okumuştum. Her konuda olduğu gibi burada da nesnel idiğim kanaatindeyim. 10 yıl sonra, yani bugün, o kitapları tekrar okusam görüşlerim-yaklaşımım değişir miydi? Sanmıyorum. Hatta veya herhalde sayın Süleyman Ateş’in fikirlerine daha eleştirel bir yol tutardım!

Leave a Reply