BİLİM FELSEFE DİN Rotating Header Image

GENEL BİR YANILGI ÜZERİNE

Ateistlerin en önemli yanılgılarından biriside ”bilimin henüz aydınlatamadığı deliklere neden hemen tanrı görüşünü yerleştiriyorsunuzki” eleştirisidir burada aslında tüm tanrı argümanlarının aydınlatılamamış halen çalışmaların sürdüğü alanlardan geldiği havası verilmeye çalışılmakta, bu son derece yanlış öncelikle kendimden ve çevremdeki insanlardan gördüğüm kadarıyla hiçbir entellektüel bazda inançlı insan Allahı bilimin aydınlatamadığı yerlerden değil aksine tamda aydınlattığı kısımlardan bulmaktadır söz gelimi hayatın kökeni ele alalım bugün hayatın kökenine dair teorik olarak dahi adam akıllı bir açıklama yapılamıyor bunun nedeni bilimin henüz daha yeni bu alana girmiş olması veya bu alanda deney vs uğraşlarda bulunulmaması değil aksine bilimin yıllardır bu alanda olmasına rağmen teorik olarak hiçbir açıklama yapamamış olmasıdır mesela oksijenin varlığını ele alalım son zamanlarda yapılan çalışmalar ilkel atmosferde oksijenin bulunduğunu göstermiştir oksijenin varlığı ise tesadüfçüler için ciddi sıkıntıdır çünkü oksijen herhangi bir şekilde oluşmuş bir aminoasiti derhal yokedecektir zaten dünyanın ilk zamanlarındaki dünya atmosferine çok yüksek miktarlarda ultraviole ışınları düştüğüne dair sağlam iddialar var bunuda hesaba kattığınızda oksijenin ilkel atmosferde bulunduğu sonucuna varıyorsunuz buda tesadüf iddiaları için kötü haber.

Burdan evrenbilimede girebiliriz bundan yüzyıl önce evren yaratılmıştır desek muhtemelen bilinmeyenler üzerinden spekülsyon üretmekle suçlanabilirdik lakin şuanda bu iddianın birçok kanıtı vardır bigbang evrenin yaratıldığının en büyük ispatlarından biridir üstelik bigbangden sonra hayat için ideal bir evren oluşabilmesi için ihtimaller olağanüstü derecede düşüktür(bknz insani ilkeler) yani şuanda evren bir yaratıcı tarafından içinde yaşam oluşması için yaratılmıştır demek bunun tersini söylemekten daha çok kanıta sahiptir (hatta tersi için bir kanıt dahi yok)

Evrimin olmazsa olmazı mutasyon tarafına geçelim bugün biz bu mutasyonlarla küçük adaptasyonlar haricinde (bundan yararlanan bireyler için hayati olması bunun makro bir değişiklik olduğunu göstermez insanlardaki orak hücre anemiside hayatidir ama kimse bu tip mutasyonların toplamı ile evrim ilerler diyememektedir) herhangi birşey olmadığını görüyoruz hatta gördüklerimizin ezici çoğunluğu mutasyonların genelde canlıların yaşam uyumlarını yoketmeleri olmuştur, söz gelimi bakterilerin streptomisin bağışıklığını ele alalım bu bağışıklık Ya da direnç, streptomisinin bağlandığı bölgedeki bir şekil değişikliği dolayısıyla gerçekleşiyor yani streptomisin bağlanarak etkisiz hale getirdiği bakterinin ilgili bölgesine artık bağlanamamaktadır böylelikle bakteri streptomisini altetmiştir ama streptomisinin bulunmadığı ortamlarda bu değişimi yaşayan bakterilerin diğerleri kadar hızlı üreyemediği ve yaşam uyumunu ciddi bir şekilde kaybettiği görülmektedir burada meydana gelen değişim bakteri için hayatide olsa genel itibari ile zararlı ve makro anlamda önemsiz bir değişimdir şimdi biz bu ve benzeri mutasyon örneklerine bakıp bakın elimizdeki verilerin söylediği mutasyonlar çok sıklıkla faydalı bilgi ekleyemezler yararlı mutsyonlar azdır yararlı olan azınlığında evrimleştirici etkisi yoktur o halde farklı ilke de düşünülebilir tesadüfi mutasyonların yanında dediğimizde bize bilgisizlikten gelen fikirlerin sahipleri gözüyle bakıyorlar şimdi soruyorum size şu yukarıdaki savlar ki hepsinin bir bilimsel altyapısı var yani biryerlerimizden uydurmuyoruz, bilgisizlikten ötürümü çıkmıştır Ya da bilim daha hiç çalışma yapmadan biz inançlarımız doğrultusundamı konuşuyoruz ehh biraz insaf diyorsunuz demi..

Bu yazı (17.05.2009 tarihinden itibaren) toplamda 6005, bugün ise 1 kez görüntülenmiştir.

25 Comments

  1. meraklı diyor ki:

    Bence bilinemez her aşamada tanrı varsayımına sığınmak yerine bu varsayımı uzak tutucak her türlü argümanı ön plana almak gerekir. insan aklının geçmişten gelen bu korku girdabına ciddi şekilde direnç göstermesi gerek. Evrimde her eksik konunun yön okları tanrıyı gösteriyormuşçasına bu argümana sarılan kişilerin bu alışkanlıklarının 7-8 yaşlarında kafalarına kazınan korku merkezli tanrı kavramından kaynaklandığını düşünüyorum. Bu korku ve sığınma duvarını aşabilen evrimin her açmazında veya her sorunsalında tanrı varsayımına sığınmak yerine konunun netliğe kavuşması için yapılacak bilimsel çalışmaların neticesini beklemelidir.

  2. meraklı diyor ki:

    Yukardaki savların temelinde bilimsel açıklama olabilir. Elbette tümü bilimsel makalelerden derlenip hazırlanmıştır. Sorun şudur ki evrimin açıklayamadığı veya temelden bilimsel olmadığı söylenen bu evrim sorunsallarına bu makale bir açıklama getirememektedir. Türlerin mutasyonla değişmediğini söylemek yetmemektedir. Buna karşı bir bilimsel alternatif getirilmemekte yine işi çok daha fazla sırlı ve gizemli hale getiren yaratıcı varsayımına sığınılmaktadır.

    Sonuçta bu makalede türlerin mutasyonla çeşitlenmediği birtakım bilimsel verilerle yanlışlanmakta ama yerine , yine bilimsel verilerle bırakın sınanabilmeyi yanlışlanamayacak bir kavram olan yaratıcı argümanı konulmaktadır.

    Dolayısıyla buradan türlerin nasıl çeşitlendiği sorusuna bilimsel bir cevap alınamamıştır.

  3. muratS diyor ki:

    sayın meraklı

    Öncelikle yorumun için teşekkürler,ancak yazıdaki kanıtları ve yazının mesajını iyi anldığını düşünmüyorum bunun için haklı nedenlerim var….

    /// Evrimde her eksik konunun yön okları tanrıyı gösteriyormuşçasına bu argümana sarılan kişilerin bu alışkanlıklarının 7-8 yaşlarında kafalarına kazınan korku merkezli tanrı kavramından kaynaklandığını düşünüyorum/////

    Aslında sadece alıntı yaptığım yer değil tüm pasajda aynı düşünce hakim bu yüzden tamamını almya gerek görmedim…

    eğer yazıyı dikkatle bir şekilde okusaydın benim seninde eleştirdiğin God of the gaps düşüncesini eleştirdiğimi ve entellektüel müslümnların aaa şunu açıklayamıyoz tanrı yarattmış dielim tarzı bir düşünceyi savunmadığını aksine sabahın 5 inde kalkıp elini yüzünü yıkayıp namaz kılması için daha iyi knıtlara sahip olmsı gerektiini açıkladığımı zannediyorum 3 örnek aldım ele, 3 ündede ‘bakın bilim açıklayamıyor ve aslında bizimde fikrimiz yok tnrı yaratmışdır”demişmiyiz aksine bakın diyoruz hayatın kökeni konusunda onca çalışmaya rağmen teorik bir yol dahi oluşturulumayor bunun nedeni bilgisizlik veya eksiklik değil aksine açıklamaya çalıştığınız gerçek için daha iyi bir yol denemelisiniz veya farklı düşüncelerle açıklanamıyor ve hem bilgiye dayalı olması hem çok kompleks olması hemde ihtimallerin (abiogenesisin olma ihtimali) son drece düşük olması mantığımızı kullanmamıza neden oluyor bizce bunun arkasında bir yaratıı var olabilir dioruz bunun neresi zorlama, bence biraz abiogenesisle ilgilenmelisin

    diğer örneklerinde aynı ve yazıda detaylı bir şekilde açıkladım ayrı ayrı uzun uzadıya yazmayı düşünmüyorum

  4. muratS diyor ki:

    ikinci mesajınıza dikkat etmeden gönderdim ilk cevabımı o yüzden ikinci kere yazıyorum

    ////Sorun şudur ki evrimin açıklayamadığı veya temelden bilimsel olmadığı söylenen bu evrim sorunsallarına bu makale bir açıklama getirememektedir/////

    bu bir eleştiri makalesi ben bu makalede savunduğumuz görüşleri neden ve niçin savunuyoruz yüzeysel bir açıklama yapmak istedim neredeyse her platformda ”siz şunu şunu açıklayamadığımız için bu görüşleri ortaya koyuyorsunuz” zırvasının aslında adam akıllı bir altyapısının olmadığını basit hafif bir yazıyla göstermek istedim bununla beraber ben sadece darwinizm eleştirisi yaptım evrim düşüncesiyle alakalı bir şey söylemedim yani rastgele mutasyonlar ile bu iş yürümez dedim ama tüm türler vs hepsi tek tek yaratılmıştır demedim (böyle olabilirde olmayabilirde önemli olan yaratıcının yansımasının evrende ve canlılarda görülmesidir)

    //////Sonuçta bu makalede türlerin mutasyonla çeşitlenmediği birtakım bilimsel verilerle yanlışlanmakta ama yerine , yine bilimsel verilerle bırakın sınanabilmeyi yanlışlanamayacak bir kavram olan yaratıcı argümanı konulmaktadır.//////////

    Aslında genel görüşleriniz bir bilim altyapısı ile ilgili o yüzden görüşlerinize saygı duyuorum belki bir sonraki yazımda işaret ettiğiniz nokta ile ilgili yazı yazarım böyle diyorum çünkü bu yazının amacı sizin şikyet ettiğiniz husus değildi

  5. Da Vinci diyor ki:

    muratS: …hayatın kökeni ele alalım bugün hayatın kökenine dair teorik olarak dahi adam akıllı bir açıklama yapılamıyor bunun nedeni bilimin henüz daha yeni bu alana girmiş olması veya bu alanda deney vs uğraşlarda bulunulmaması değil aksine bilimin yıllardır bu alanda olmasına rağmen teorik olarak hiçbir açıklama yapamamış olmasıdır…

    Bunun güncel bilimsel verilerle pek bir ilgisi yok. En basitinden Scientific American dergisinin Eylül 2009 sayısındaki “Origin of Life on Earth” başlıklı makaleyi örnek gösterebilirim. Herkesin anlayabileceği bir dille modern yaşamın kökeni araştırmalarıyla ilgili bilgiler veriyor. Yazıyı pdf olarak editöre gönderdim. Siteye ekleyecektir. Eklediğinde indirip okursun diye umuyorum. Okuduğunda da bu söylediklerinin gerçekleri yansıtmadığını göreceksin.

    muratS: mesela oksijenin varlığını ele alalım son zamanlarda yapılan çalışmalar ilkel atmosferde oksijenin bulunduğunu göstermiştir oksijenin varlığı ise tesadüfçüler için ciddi sıkıntıdır çünkü oksijen herhangi bir şekilde oluşmuş bir aminoasiti derhal yokedecektir zaten dünyanın ilk zamanlarındaki dünya atmosferine çok yüksek miktarlarda ultraviole ışınları düştüğüne dair sağlam iddialar var bunuda hesaba kattığınızda oksijenin ilkel atmosferde bulunduğu sonucuna varıyorsunuz buda tesadüf iddiaları için kötü haber.

    Hangi araştırmalarmış bunlar? Zahmet olmazsa kaynak gösterebilir misin? Tam tersine ilkel atmosfer eser miktarda oksijen olduğunu gösteren sağlam deliller vardır. Bahsettiği araştırmalarla ilgili kaynakları merakla bekliyorum.

    muratS: Burdan evrenbilimede girebiliriz bundan yüzyıl önce evren yaratılmıştır desek muhtemelen bilinmeyenler üzerinden spekülsyon üretmekle suçlanabilirdik lakin şuanda bu iddianın birçok kanıtı vardır bigbang evrenin yaratıldığının en büyük ispatlarından biridir üstelik bigbangden sonra hayat için ideal bir evren oluşabilmesi için ihtimaller olağanüstü derecede düşüktür(bknz insani ilkeler) yani şuanda evren bir yaratıcı tarafından içinde yaşam oluşması için yaratılmıştır demek bunun tersini söylemekten daha çok kanıta sahiptir (hatta tersi için bir kanıt dahi yok)

    Büyük patlama teorisinin 0 (sıfır) anı veya öncesiyle ilgili hiçbir şey söylemediğini hatırlatmak isterim. Büyük patlama teorisi açısından evreninin genişlemeye başlamasının nedeni (1) Tanrı’dır, (2) kutsal inektir, (3) başka bir evrende deney yapan fizikçidir, (4) oturan boğadır, (5) Zeus’tur, demek arasında hiçbir fark yoktur. Büyük patlama teorisi bu görüşlerin herhangi biri ile uyumludur. Yani büyük patlama teorisi Tanrı’nın varlığı görüşü için ayırt edeci bir delil değildir.

    muratS: üstelik bigbangden sonra hayat için ideal bir evren oluşabilmesi için ihtimaller olağanüstü derecede düşüktür(bknz insani ilkeler) yani şuanda evren bir yaratıcı tarafından içinde yaşam oluşması için yaratılmıştır demek bunun tersini söylemekten daha çok kanıta sahiptir (hatta tersi için bir kanıt dahi yok)

    Bu görüşünün doğru olmadığını ve tam tersine antropik ilkenin doğaüstülüğü desteklemediğini Michael Ikeda ve Bill Jefferys The Anthropic Principle Does Not Support Supernaturalism başlıklı makalelerinde çok güzel bir şekilde açıklamaktadırlar. Bu makaleyi mutlaka okumanı öneririm. Ama baştan uyarayım, üzerine biraz kafa yorman ve sindirerek okuman gerekir. Öyle birkaç saatte okuyarak anlayabileceğin bir makale değil. Anlamak için belki de her cümleyi defalarca okuman gerekebilir.

    Evrim konusuna ise hiç girmeyeceğim. Geçen yıllar içinde evrim konusunda birşeyler anlatmaya çalışmanın deveye hendek atlatmaktan zor olduğunu teşhis ettiğim için artık zorlamayı pek de anlamlı bulmuyorum. Bu konuda sitede zaten birçok yazı var. Buradaki iddiaların cevapları da bol bol ve tatmin edici şekilde verilmiş durumda. Bilen biliyor zaten.

  6. muratS diyor ki:

    //Bunun güncel bilimsel verilerle pek bir ilgisi yok.//

    ne kastettiğini tam anlamadım hyatın kökeni ile alakalı söylediğim şeylerden hangisi hoşuna gitmedi sen ne iddia ediyosun….

    verdiğin mkale siteye eklenmiş katkın için teşekkürler…. bununla birlikte makaleyi yüzeysel olarak yani biraz hızlı bir şekilde okudum bildiğimiz RNA dünyası görüşü, benim ingilizcemde bir sorun olabileceğini düşünüyorum ama ne okuduğumuda biliorum klasik bir başlangıç (üşenmeseler ortaokul biyolojisindende bahsedeceklermiş :) RNA anın yapı taşlarından filanda bahsetmişlerde) sonra RNA dünyası görüşü arada imagine edin bi düşünsenize tarzı cümleler eleştirmiyorum ama bu makaleyi neden verdin anlayamadım benim yazımda belirttiğim hususlar dimdik duruyor benim bilimadamlarının açıklama yapamamalarından kastım hiç bişi diemiolar değil teknik bir temele oturtup biz bu işi çözdük diyemiolar dememdir….

    okijene gelecek olursak ben bu yazıyı aklımda kalanbilgilerle bir anda yazdım yani şuanda nerede gördüğümü tam olarak hatırlayamayacağım(ama kısa süre içerisinde belki yarına kadar bulabilirim) ama biraz baktım mesela şurada oran vermeselerde oksijenle alakalı bilgi veriliyor

    http://serc.carleton.edu/NAGTWorkshops/earlyearth/atmosphere_ideas.html

    Büyük patlama içinse ister inek sebeb oldu de ister zeus istersen michael jackson de patlamadan hemen sonra ki genişleme hızı,maddelerin homojen dağılması ve diğer parametreleri işin içine kattığımızda büyük patlamya ne neden oldu ise ona şükran borçlu olduğumuzu söyleyebilirim konumuzun özündende sapmamak gerekirse evreni bir yaratıcı yartttı derken biz bu parametrelere bakıp söylüyoruz yani ” bu kadar parametre bir arada olmak zorunda ve olmuş bence zorlamaya gerek yok bir sahibimiz var” demek dini bir inanç veya bakın hiç bişi bilmioz o zaman tanrı yaratmıştır demek değildir böylelikle yazımızın aslına da bir gönderme yapmış olalaım

    insanı ilke ile igili verdiğin yazının küçük bir kısmını okudum ama bu küçük kısım kendi ana argümanları veya kullanılan geleneksel argümanları içeriyor bu makale için neden yavaş yavaş ve özümseyerek oku dedin anlamadım hiç kasmaya gerek bir makale gibi bulmadım her zamanki argümanlar

    -evren burada ve içinde yaşam var
    -enflasyoon modeli ve çok dünyalar görüşü milyarlarca evren içerisinden yaşanabilecek bir evren çıkartmıştır inancı ve bir ara seninde kullandığın poker kartları ile alakalı örnek (belki sen benzerini kullanmışsınıdr) ben yeni bişi görmedim yazacak bişide bulamadım belki senin şahsına özel düşüncelerin vardır yüzeysel olarak bunları yazabilirsin

    evrim konusuna gir veya girme sen bilirsin ben en son fuatogl ile tartışmıştım bana argüman sunmaktan çok bana hakaret ediyordu konumuz mutasyon oranlarının yeterliliği ile ilgiliydi ben 100000 doğumda bir gerçekleşen mutasyon oranınının makro evrim için hiçbir şey sağlayamadığını söylüyordum mantıklı bir yanıt almıyordum doğrusu, az önce sansürsüz programında A.Ü biyoteknik fakültesi görevlisini dinledim oda bağışıklık sisteminin kendine has savunma sistemi için gerçekleştirdiği mutasyonları evrimsel mutasyonlar ile kıyaslayarak bakın mutsyonlar evrim gerçekleştiriyor diyor :) şimdi isminide gördüm şafak mertmiş sonra çıkıp kaş göz hareketi yapıyor ben bu tip adamları gördüğümde gülüyorum ve bu yazıları yazmanın gerekli oluğunu düşünüyorum ama benim iddialarım için varsa bir lafın yaz sonuçta hatalı olduğumu düşündüğüm şeyi siler veya değiştiririm bunu daha önce yaptım sende gördün hee benim hatam değildi yayıncı firmanın hatası idi ama ne olursa olsun düzelttim ama şafak merti arasan verdiğin örneği gitte stand-up gösterisinde anlat desen sana ne cevap verir bilmiyorum

  7. Da Vinci diyor ki:

    muratS: ne kastettiğini tam anlamadım hyatın kökeni ile alakalı söylediğim şeylerden hangisi hoşuna gitmedi sen ne iddia ediyosun….

    Hoşuma gidip gitmemesiyle ilgisi yok olayın. Yazdığın şeyin hatalı olduğunu söylüyorum. Neyin mi hatalı olduğunu söylüyorum? Teorik hiçbir açıklama olmadığını söylemiştin. Eğer Scientific American’daki makaleyi doğru düzgün okursan teorik olarak açıklamalar olduğunu görürsün.

    muratS: okijene gelecek olursak ben bu yazıyı aklımda kalanbilgilerle bir anda yazdım yani şuanda nerede gördüğümü tam olarak hatırlayamayacağım(ama kısa süre içerisinde belki yarına kadar bulabilirim) ama biraz baktım mesela şurada oran vermeselerde oksijenle alakalı bilgi veriliyor

    Verdiğin linkte senin görüşünü destekler en ufak bir bilgi bile yok. Dediğim gibi bu konuda vereceğin bilimsel kaynakları merakla bekliyorum. İlkel atmosferdeki serbest oksijen oranının yüksek olduğunu gösteren hiçbir bilimsel veri olmadığını iddia ediyorum. Tam tersine tüm deliller serbest oksijenin eser miktarda olduğunu işaret ediyor.

    muratS: Büyük patlama içinse ister inek sebeb oldu de ister zeus istersen michael jackson de patlamadan hemen sonra ki genişleme hızı,maddelerin homojen dağılması ve diğer parametreleri işin içine kattığımızda büyük patlamya ne neden oldu ise ona şükran borçlu olduğumuzu söyleyebilirim konumuzun özündende sapmamak gerekirse evreni bir yaratıcı yartttı derken biz bu parametrelere bakıp söylüyoruz yani ” bu kadar parametre bir arada olmak zorunda ve olmuş bence zorlamaya gerek yok bir sahibimiz var” demek dini bir inanç veya bakın hiç bişi bilmioz o zaman tanrı yaratmıştır demek değildir böylelikle yazımızın aslına da bir gönderme yapmış olalaım

    insanı ilke ile igili verdiğin yazının küçük bir kısmını okudum ama bu küçük kısım kendi ana argümanları veya kullanılan geleneksel argümanları içeriyor bu makale için neden yavaş yavaş ve özümseyerek oku dedin anlamadım hiç kasmaya gerek bir makale gibi bulmadım her zamanki argümanlar

    -evren burada ve içinde yaşam var
    -enflasyoon modeli ve çok dünyalar görüşü milyarlarca evren içerisinden yaşanabilecek bir evren çıkartmıştır inancı ve bir ara seninde kullandığın poker kartları ile alakalı örnek (belki sen benzerini kullanmışsınıdr) ben yeni bişi görmedim yazacak bişide bulamadım belki senin şahsına özel düşüncelerin vardır yüzeysel olarak bunları yazabilirsin

    Verdiğim makalede, evrende yaşamın var olduğu gözlemini yaptığımızda, evrenin özelliklerinin yaşam dostu (life-friendly) olmasının (yani evrenin özelliklerinin yaşamın oluşabilmesi için ince bir şekilde ayarlandığı görüşünün) doğalcılığın (naturalizm) doğru olma olasılığını azaltamayacağı tam tersine ancak artırabileceği ve doğaüstücülüğün (süpernaturalizm) doğru olma olasılığını artıramayacağı tam tersine ancak azaltabileceği gösterilmektedir. Bu da evrenin yaşam için ince ayarlanmış olmasının doğaüstücülüğü desteklemediğini tam tersine ancak sarsabileceğini göstermiş oluyor. Eğer bu görüşe itiraz varsa makalede sunulan argümana karşılık vermen ve hatalı olduğu yeri göstermen veya karşı argümanını ortaya koyman gerekir. Bilmem anlatabildim mi…

  8. muratS diyor ki:

    Yazdığım şey hatalı filan değil senin linkini vediğin makale ile 1980 li yıllarda tartışılan RNA dünyası arasında neredeyse hiç fark yok sırf söylemiş olayım diye söylenmiş bir laf olarak görüyorum sen bu tip makaleleri yeterli görüyorsan bu senin problemin Richard dawkins gibi isimlerinde bu konuda benim sölediklerimle paralel şeyler söylemesi ilginç bir korelasyon çıkarıyor (verdiğim linkte net olarak RNA dünyasından değil hayatın kökeninden bahsediyor)

    http://us1.harunyahya.org/Detail/T/7EZU2FZ0164/productId/18676/DAWKINS_ARTIK_DARWINIST_DEGIL!_UZAY_DININE_GIRDI

    Ben erken atmosferde oksijen vrdı diyorum ve sende bunu inkar etmiyorsun değilmi? ben şu makaleleri bulayım derken kendim direkt ilk olarak gördüklerimi arıyordum ama sen ben farklı bir şey söylemişim gibi bir hal almışsın http://www.biblicalcreation.org.uk/scientific_issues/bcs067.html ben oksijen vardı diyorum ve istersen bu link sayısını arttırabilirim ( bu linkte açık açık söyleniyor oksijen olduğu)

    Uzun uzadıya makaleden cümle çıkartıp tek tek inceleyecek halim yok genel mesajı gayet iyi anladım ve bu genel mesajın yanlış olduğunu söylüyorum böyle söylüyorum çünkü
    -klasik bir örnek vermek gerekirse karşında 100 adet keskin nişancı var ve sana sadece 10 metre uzaklıktalar ardı arkasına 100 lerce mermi harcıyorlar ama seni vuramıyorlar gözün geri açılıo ilk cümlen ne olurdu ”yaşadığıma göre vurulmamışım zaten vurulsaydım burda olamazdım,böyle milyarlarca olay olsa eninde sonunda benimkine benzer birşey olacak”mı derdin belki teorik olarak bunu derdin ama aklı başında bir insanın buna inanma ihtimalini zor görüyorum ben, bu arada bana göre yukarıda anlattığım olay milyarlarca kere meydana gelse her defasında muhtemelen 10 metre uzaklıktaki kişi vurulacaktı

  9. Da Vinci diyor ki:

    muratS,

    Malakeyi okumuş olsan yeni araştırmalar sonucunda elde edilmiş birçok yeni veri olduğunu ve bu deneysel verilerden yola çıkarak yaşamın nasıl başlamış olabileceğiyle ilgili teorik bir temelin ortaya koyulduğunu görürdün. Ama belli ki sen öğrenmek ve anlamakla ilgilenmiyorsun. Sen bilirsin. Bu tartışmayı uzatacak değilim.

    İlkel atmosfer konusunda Mustafa Ajlan Abudak’ın blgounda Türker Yılmaz’la detaylı bir tartışmamız olmuştu. Yorumlar kısmını inceleyerek gerekli bilgilere ulaşabilirsin (aynı şeyleri tekrar yazıp uzun uzadıya tartışmak gibi bir niyetim yok). Türker Yılmaz’a hitaben yazdığım yorumlara bakarsan yaşamın ortaya çıkmasından önce (yani Dünya’nın oluşumu ile yaklaşık 3.5 milyar yıl öncesi arasındaki zamanda) atmosferde eser miktarda serbest oksijen bulunduğunu gösteren delilleri görürsün. Serbest oksijenin büyük oranlarda olması yaşamın oluşumunu engelleyebilirdi fakat eser miktarda oksijen bu tip bir etki yaratamaz.

    muratS: Uzun uzadıya makaleden cümle çıkartıp tek tek inceleyecek halim yok genel mesajı gayet iyi anladım ve bu genel mesajın yanlış olduğunu söylüyorum böyle söylüyorum çünkü
    -klasik bir örnek vermek gerekirse karşında 100 adet keskin nişancı var ve sana sadece 10 metre uzaklıktalar ardı arkasına 100 lerce mermi harcıyorlar ama seni vuramıyorlar gözün geri açılıo ilk cümlen ne olurdu ”yaşadığıma göre vurulmamışım zaten vurulsaydım burda olamazdım,böyle milyarlarca olay olsa eninde sonunda benimkine benzer birşey olacak”mı derdin belki teorik olarak bunu derdin ama aklı başında bir insanın buna inanma ihtimalini zor görüyorum ben, bu arada bana göre yukarıda anlattığım olay milyarlarca kere meydana gelse her defasında muhtemelen 10 metre uzaklıktaki kişi vurulacaktı

    Bunun makalede yazılanlarla uzaktan yakından ilgisi yok. Belli ki makaleyi okumamışsın. Bu kadar basit. Okuduğun ve sunulan argümanı anladığın halde böyle bir cevap verdiğini düşünmek bile istemiyorum. Bu nedenle şu yazdıklarına cevap vermeyi bile gereksiz görüyorum. Bir önceki mesajımda yazdığım makalede sunulan temel argümanı tekrar belirteyim:

    Verdiğim makalede, evrende yaşamın var olduğu gözlemini yaptığımızda, evrenin özelliklerinin yaşam dostu (life-friendly) olmasının (yani evrenin özelliklerinin yaşamın oluşabilmesi için ince bir şekilde ayarlandığı görüşünün) doğalcılığın (naturalizm) doğru olma olasılığını azaltamayacağı tam tersine ancak artırabileceği ve doğaüstücülüğün (süpernaturalizm) doğru olma olasılığını artıramayacağı tam tersine ancak azaltabileceği gösterilmektedir. Bu da evrenin yaşam için ince ayarlanmış olmasının doğaüstücülüğü desteklemediğini tam tersine ancak sarsabileceğini göstermiş oluyor. Eğer bu görüşe itiraz varsa makalede sunulan argümana karşılık vermen ve hatalı olduğu yeri göstermen veya karşı argümanını ortaya koyman gerekir. Bilmem anlatabildim mi…

  10. muratS diyor ki:

    Bir makale veriyorsun,sanki bir şeyler söylemiş gibi detaylı bir açıklama bekliyosun akabinde sana verilen cevaplarıda beğenmiyorsun,bende senin gibi davranayım istiyosan trueorigin.com dan why abiogenesis is impossible makalesini vereyim http://www.trueorigin.org/abio.asp sonra sen ne dersen de okumuş olsaydın şöyle olurdu böyle olurdu,dünya daha güzel olurdu filan diyeyim böyle birbirimize mkale verip duralım ilk cevabımda anahatlarıyla klasik bir RNA dünyası tekrarı olduğunu söyledim lafımında arkasındayım (ilk olarak RNA nasıl oluştu RNA mucizevi bir şekilde kendini kopayalamaya nasıl başladı? ne diyeceksin bunlara dur söyleyeyim RNA dan önce bizim bilmediğimiz daha küçük bir öncül vardı vs devm edeceksin bu makalelerde bu ezberlerden başka ne var bunu göstermek sana ait,yok dostum buyur sen zihninde düşünce hülyana devam et seninle aynı görüşte olmayan herkes yanılıyordur çünkü, ne kadar güzel bir bilgiyi sınama yolu tebrikler…….

    bununla birlikte tekrar okumak için makale arşivine baktım bulamadım…..

    İlkel atmosferle alakalı verdiğin linkte hiç bir şey yok yani sadece bir tane yorum var oda sana ait değil….

    ///Bunun makalede yazılanlarla uzaktan yakından ilgisi yok. Belli ki makaleyi okumamışsın. Bu kadar basit////

    böyle diyosun ama sende benim yazdıklarımla makale arasındaki korelasyon kopukluğunu göstermek için hiçbir çaba sarfetmiyorsun güzel bir mantık yine, neyse sorun değil şunlar makalenin argümanlrıdır dediğin kısımdan devam edelim

    verdiğin mkalede insancı ilkelerin yani hassas tasarımın olmasının tesadüfi evren fikrini çürütmeyeceğini akisne yücelteceğini söylüyorsun ama buna dair hiçbir şey gösteremiyorsun-göstermiyorsun sonrada makalede sunulan argümana cevap vermemi istiyosun sanki ben farklı bir yapıyormuşum gibi, işin ilginç tarafı bunu söylerken maklede şu savunuluyor demek sureti ile makalede neyin savunulduğunu adam akıllı göstermiyorsun bunlar manidar durumlar … makalenin tamamını okumadım ancak temel argümanlar ve bizim temel argümanımız kısımlarını okudum aynen dediğim ve eleştirdiğim mantığın genel itibarı ile yazının ruhuna işlediğini,makaleyi cümle cümle eleştirmeyeceğimi söyledim ve genel olarak makalenin eleştirisni yaptım kısaca, buna rağmen ezbere yazmış olbileceğini düşündüğüm yanıt ilginç….

    son olarak yazının anaamacı Yaratılışı (her şeklini) savunan insanların argümanlarının bilgisizlikten değil aksine bilgiden geldiği hususu ile alakalı bir sorun olmadığı idiki bunu argümanlar ile gösterdim, ”her bilinmeyene tanrı görüşünü oturtun” anlayışı cehaletten gelen bir yanlış anlamadan başka birşey değil yani aslında durum Genel bir yanılgıdır

  11. Bahsi geçen makaledeki yorumların tümünü bir maç havası şeklinde yorumlaşma meydana gelmiş olmasından dolayı sildim. Makalelerim altındaki benzer yorumlarıda eleyip sileceğim.Çünkü eleştiri ve yapıcı yaklaşım değil tarafların birbirine gol atması şeklinde oluşan insan psikolojisinin kara deliklerine yol alan çabaların kimseye birşey kazandırabileceğine inanmıyorum…

    Bu makalede gördüğüm iki husus var. Bir itiraz ve de bir destek…

    Murat beyin yazdığı

    ”zaten dünyanın ilk zamanlarındaki dünya atmosferine çok yüksek miktarlarda ultraviole ışınları düştüğüne dair sağlam iddialar var .”

    iddiasına yapılan son araştırmalarla teleolojik kanıtı güçlendiren veriler eklendi..Özellikle kambriyen patlaması,demirin güneş sistemi dışında oluşmuş olması gerçeği, demirin manyteik alan oluşturması için gerekli miktar ve halinin dünyada var olması kambriyen patlaması ile kronolojik olarak çakışması birçok koşulun olması gerektiği gibi oluşarak canlılığın serpilmesine yol açtığını gösteriyor. Makalemde detay verilmekte..

    http://akillitasarim.wordpress.com/2010/04/05/manyetik-alan-yer-demir/

    İtiraz Da Vinci’nin yaratılışcılara sanırım anlatmaktan yorulduğu mutasyonlarla ilgili durum..yani mutasyonların sadece tesadüfi çıktılar olması ve bunların sadece yok edici olabileceğine dair apriori inanç.Bu elbette bilimsel olarak oldukça saçma bir söylem inançsal açıdan bir akide olmuş olsada tıpkı Darwinci ezberlere benzer bir ezber türü..ben buna cehaletten kaynaklı fikir üretimi diyorum. Darwin yanlılarında da görülsede yaratılışcılar yönlendirilmelerden daha kolay etkilendiklerinden olsa gerek doğrudan sırtlarını bir iddiaya yaslayıp, bilimsel olarak kuşku duyulmayan bir süreç olan mutasyonların üretici etkinliklerini yok sayıyorlar. Bunun (mutasyonlar ve tesadüfün toptan reddinin) teleolojik olarak ta ne kadar yanlış olduğunu ortaya koyduğumuz makaleyi okunmasını öneriyorum;

    http://akillitasarim.wordpress.com/2010/05/06/tanri-zar-atar/

    Gelelim bu makalenin başlığına ”genel bir yanılgı üzerine” sanki Murat beyle sözleşmişizde benzer bir başlığı konu almışız. Son makalemde Evrim kavramına dair dair Darwincilerin ve Yaratılışcıların nasıl cehaletler sergiliyebildiklerini gösterdim. Sayın Da Vinci ayrı tutarak birçok Darwincinin savunduğu teorinin felsefi-sosyal-bilimsel altyapısından haberi olmaması çok karşılaştığım bir durum. Fakat bu yazıda genelde Da Vinci ile ortak sıkıtımız olan evangelist tipi tasarımcıların/yaratılışcıların evrimi anlarken ve anlamlandırıken yaptıkları derin hataları ele alıyorum. Elbette yazıda kendi teleolojik verim anlayışımın felsefi-sosyal-toplumsal ve bilimsel yansımalarının her alandaki tuttarlılığına göndermede bulunarak neyi savunduğumuda kısaca açıklıyorum;

    http://akillitasarim.wordpress.com/2010/05/18/sorgulanmayan-teori-bir-inanctir-sorgulanmayan-inanc-ise-dogma/

    Da Vinci’nin daha önceki münasebetlerimizden dolayı benim bu yorumları silme olayının ardındaki düşünceye hak vereceğini umuyorum.Kusura bakmasın ama hatalarımızdan arınmak için bazen olguları sıfırlamak daha sağlam ilerlemek için gerekli olabiliyor. Bu yazıya katkımı şu son yazdıklarım için yapmıştım ama diğerlerinide ekleyerek ilgililere bir nebze olsun fikirsel yardımda bulunabilirsem memnuniyet duyacağım..

    Sizlere iyi çalışmalar..

  12. muratS diyor ki:

    //İtiraz Da Vinci’nin yaratılışcılara sanırım anlatmaktan yorulduğu mutasyonlarla ilgili durum..//

    sevgili abudak bu nereden çıktı nerede mutasyon tartışıtığımızı gördün eğer mutasyonla alakalı talihsiz cümlelerin benim içinse komik bir şey yapmış olursun ben bana söylediğini farzederek cevap vereceğim

    Davinci neyi anlatmaktan yorulmuş hem size ne davincinin anlattıklarından bununla beraber benim yazdıklarımda bir problem varsa örnek vererek açıklamanı beklerim açıkçası böyle ne idüğü belirsiz bir anlatım sonrada cehalet derecesinde bir suçlama kibuda ancak söyleyeni ve ispat edemeyeni cahil durumuna düşürür daha sonrasında kabalık olarak algılama ama bir doğru var oda benim bildiğim tarzı kendini beğenmiş bir anlayış tebrikler abudak yeterince tarafsız ve güzel bir söylem! bu arada ben ciddi ciddi mutasyonlarla alakalı cehaletlerimi görmek istiyorum ki ben yararlı mutasyonların varlığını (makroevrime katkısı olmasada organizma için hayati olabilir gibi bir görüşe sahibim) asla
    inkar etmedim…..

    ben bekliyorum abudak dilin kemiği yok öyle ortaya bir iddia tarzında bir iddia at cahil de sonrada örnek verme kabul edilecek türden birdavranışdeğil bu

    yinede katkıların için teşekkürler………

  13. Bigalıoğlu diyor ki:

    “bilimsel olarak kuşku duyulmayan bir süreç olan mutasyonların üretici etkinliklerini yok sayıyorlar.”

    sayın abudak,
    ben orta akıl sahibi sade bir vatandaşım.IQ’ma hiç bakmadım, çünkü bakarsam geri zekalı olarak çıkacağımdan korkuyorum.

    şimdi bir kase yoğurdun içine tuz,su,salatalık,sarmısak koyup beklersek bu kasedeki ürünün cacık olma olasığı neyse mutasyonların farklı bir tür ortaya çıkarma olasığınında o olduğunu düşünüyorum.

    yani ekinler baş vermeden,kör buzağı topallamaz.

    şimdi sade ve yalın olarak, mutasyonların canlıya nasıl yarar sağladığını ve evrime katkı sunduğunu rica etsem 15 cümleyle anlatabilirmisiniz efem.noktalı virgüller kabulumdur.

  14. Sayın Murats

    Ben yaratılışçıların genelini kastettim. Lütfen işi kişiselleştirmeyin. Cehaleti kastederken de konu hakkında yeterli bilgi sahibi olmadan yüzeysel bir içerikli Darwincilerin sergilediğine benzer fikir üretimini kastettim. Birde Sayın Da vinci söyledi diye.. bir durum hasıl olmasın diye onunla temelde aynı fikirde olduğum bir konuyu açmak istedim.

    Mutasyon ya da herhangi bir başka evrimsel sürece sözlük tanımıyla bakarsak elbette ekolojideki gerçek mana ve yansımalarını görmekten uzaklaşırız. Hele ki kavramları ve süreçleri sadece kabul ettiğimiz düşünceden yola çıkarak anlamlandırırsak bu epey sıkıntı doğurur ve karşılıklı bilgi paylaşımının önüne geçer demektir. Belki sert kelimelerle yazılmış olabilir ama sizin şahsınıza değil dediğim gibi genel yazılmış bir durumdur. Sizin şahsınızdaki anlama ve anlamlandırma çabalarınıza saygı duyuyorum.
    Sizin yazınızda şu şekilde yazılmış bir bölüm var. Ben ona şerh düşmüştüm. Aranızdaki polemiklere girme niyetim yok. Birde Sayın Da Vinci siteme link vermiş. Bende kontrole ettiğimde ona haksızlık yapmışım gibi hissetim. Bunu açıklama gereği duydum.

    ”Evrimin olmazsa olmazı mutasyon tarafına geçelim bugün biz bu mutasyonlarla küçük adaptasyonlar haricinde (bundan yararlanan bireyler için hayati olması bunun makro bir değişiklik olduğunu göstermez insanlardaki orak hücre anemiside hayatidir ama kimse bu tip mutasyonların toplamı ile evrim ilerler diyememektedir) ”
    Sondan başlarsak Darwinizm zaten evrimde bir ilerleme, gelişme ön görmez. Bu sebepten yararlı mutasyon zararlı mutasyon kısmı Darwinciler için anlamsız kalmaktadır. Darwinizm için herşey gayesiz ve rastlantısaldır. Evrim içersindeki tüm sonuçlar ”hayatta kal! ”adlı program sayesinde var olmuştur. Program nereden geldi diye bana değil Darwinizm yanlılarına sorun demeliyim. Bu ayrı bir tartışma konusudur.

    Seçilim baskısı mutasyonların nasıl algılanacağını belirler. Bundan da herhangi bir ereksellik manası taşıyan durum onların kabul edebileceği bir durum değildir. Ettikleri gün Darwinizm felsefi olarak bittiği gündür. Bir paradigma var olma gayesini evrimde gözlemlenen gayeselliği kabul ederek yok edecek değildir. Şahsen ben bu tip bir iyimserliği paylaşmıyorum.

    Siz küçük adaptasyonlar demişsiniz… küçük adaptasyonların zaman içersinde birikimi ile (800 bin yılda bir) adaptasyonlar tür içi varyasyonları büyütür. Örnek olarak Deve-Lama örneğini verebiliriz..Bunlar farklı türler olarak yaratılmış değildir.Ortak atalarından o küçük adaptasyonlar sayesinde farklılaşmış kollardır.Bu şekilde hayvanlar aleminden bir çok örnek vermek mümkündür.

    Sayın Da Vinci’nin kanımca anlatmaktan yorulduğu mutasyonların evrim içersindeki yeri ve yanlış algılanmalarından doğan yanlış söylem üretimi. Yani kısaca ve kabaca mutasyonlar tamamen yansız ya da zararlı süreçlerdir. Kanser üretmekten başka bir işe yaramazlar. Oluşan hatalardan doğru üretilir mi ? gibi itirazlar..

    Aslında bu son yazdığımı biyolojiye kadar inmeye gerek olmadan da yanlışlıya biliriz.

    Jean Piaget’in bilişsel kuramı da öğrenmenin etkin bir şekilde gelişimini denge-dengesizlik-yeniden denge kurma süreciyle açıklar. Genetik epistemoloji ve bilişsel gelişim alanında çığır açıcı çalışmalar yapmış olan Piaget, çocukta düşünce ve dil gelişiminin bir süreklilik içinde değil de, evrelerden ge­çerek oluştuğunu ve birey çevre ilişkilerinde etkin bir şekilde yapılandığını ortaya koy­muştur.

    Piaget, insanların doğuştan getirdikleri iki temel eğilim olduğu düşüncesindedir: Örgütleme ve uyum sağlama. Örgütleme, süreçleri sistematik ve tutarlı sistemler haline getirme ve bu amaçla birleştirme, koordinasyon sağlama, fikirler ve eylemleri birleştirme eğilimidir. Başka bir ifadeyle karşı karşıya olduğumuz kavram ve olayları birbirleriyle tutarlı bütünler haline getirmeye çalışırız. Biyolojik süreç nasıl homeostasis şeklinde denge kurmaya çalışıyorsa, aynı şekilde zihin de dengelenmeye ulaşmaya çalışmaktadır. Uyum sağlama ise, çevreye uyum sağlamayı ifade eder. İçinde bulunduğumuz çevreye uymaya çalışırız. Piaget, nasıl yiyecek yiyerek yiyeceği bedenimize katmaya çalışıyorsak, çocuğun da aynı şekilde bilgiyi zihnine katmaya çalıştığı düşüncesindedir. Adaptasyon nörolojik ve fiziksel olgunlaşmayı takip eden istekli hareketlerle birlikte refleksif hareketlerin kullanımıyla başlar. Adaptasyon süreci, akomodasyon ve asimilasyon arasında karşılıklı etkileşime bağlıdır. Akomodasyon ve asimilasyon arasındaki etkileşim, kişisel ihtiyaçlar ve çevrenin istekleri arasındaki dengenin sonucudur.

    Buna benzer bir durumu Mike Gene gemom için ön görmektedir. Tasarım matrisinde süreci şöyle açıklar.

    ”Gen duplikasyonu yukarıda bahsedilen tasarım sorunlarını basit bir yolla çözer. Çünkü hücreler kendini çoğaltırken aynı zamanda mutasyona uğratıp yeni çözümler ararken, temel tasarlanmış yapıyı koruyabilir. Temel yapıda korunduğu müddetçe, yeni işlev için oluşan yol da korunup çoğaltılabilir. Bu önden yüklemeli tasarımcı için harikulade bir çözümdür. Tek bir süreçle bizler hem orijinal tasarımı üretip çoğaltabilir ve ilk tasarımı silmeden, ikincil tasarımlar için var olan şemayı düzenleyip yeni açılımlar ortaya koyabiliriz. İstikrar (stability) ve değişim. Hepsi tek bir paketin içerisinde mevcuttur.”

    Buda teleolojik evrimin biyolojik ve bilişsel evrim içersindeki tutarlılığına kanıt olarak ortaya konabilir.

    Sayın Bigalıoğlu ben sizin yazdığınız şeyleri ima etmedim. Özellikle zekânız hakkında. Yukarıda halihazırda detaylandırmama rağmen elden geldiğince basit ve kısa olarak durumu kendi bakış açımdan izah edeyim.

    Mutasyonların varlığından elbette şüphe duyulmuyor. Eğer DNA kopyalamaları ve diğer mutasyona yol açan süreçler çok hızlı bir şekilde katalize edilmese idi, organizmanın çevreye adapte olmasını gereken kısa sağlayabilecek bilginin genomdan türetilmesi mümkün olmayacaktı. Bu sebeple mutasyon değişme-ilerleme-uyum için olmazsa olmaz bir koşuldur. Genomdaki verinin büyüklüğü düşünülürse novel veri üretmek için rastgele süreçlerin kullanılması doğrusal bir mekanizmanın kullanılmasından daha üretken olacaktır. Bunu çok akab bir analoji ile nette ping atmaya benzetebilirsiniz.

    Evrim belirgin bir şekilde gerçek biyotik özelliklerce yürütülecekti. Mademki tasarımın kendisi biyotik olacaktı, öyleyse evrimde biyolojik bir sürece benzeyecekti, b öylece tasarım bu tip bir evrimle daha çok ilişkilendirilebilecekti. Bir başka deyişle, eğer evrim tamamen çevredeki yıkıcı süreçlerin zeminine karşı daha büyük uyum sağlıyor diye oluşmakta olan rastlantısal olayların bir işlevi olsaydı, geleceği bugünden tasarlama kabiliyetini evrimsel kirlilik tarafından süratle önlenecekti. Fakat evrim için güçlü ve temel bir birleşen varsa, tasarımlar bu evrimsel kirliliğe (noise) karşı korunur.

    Nitekim mutasyonun kaçınılmaz doğası ve etkileri sayesinde büyük zaman dilimleri içersinde kopyalama, evrimle sonuçlanacaktır. Böylece iyi bir tasarımcı bu ” problemi” ele alacak ve bunu kullanılabilir ya da faydalanabilinir bir şeye dönüştürecekti. Bu akıllı tasarım ve evrimin birbirleriyle ters düşmek bir yana birbirlerini tamamlayabileceğini gösteren bir örnektir. Hayat tasarlanmış olabilir ve evrimde ”doğal seçilim yoluyla” bunu takip etmiş olabilir. Daha da fazlası, hayat öylesini bir şekilde tasarlanmış olabilir ki, Darwin evrimi farklı tasarım görevlerini yerine getirir, bunun anlamı evrim tasarım tarafından donatılmış bir içeriğe sahiptir. (Yan-işlev mekanizmaları gibi çeviri ekidir.) Ya da bizzat evrim mekanizmalarının kendileri tasarlanmış olabilir.

    Bunları homoloji şimdinin geçmişi açıklaması şeklinde anlamlandırarak evrime bakışımızı irdelersek mutasyonların görünür yapılarının arkasındaki olağandışı erekselliğin izini de sürebiliriz. Beni en çok cesaretlendirmeye devam eden şey, bilimin son bulgularının bu beklentileri ortaya çıkarmaya başlamasıdır. Bunu derin homoloji de ve şimdi evrime temel bir boyut görürüz.

    Bu patikaları evrimin sergilemesine gerek yoktu. Fakat bunlar varlar ve önden yüklemeli evrimin inandırıcılığını oldukça kuvvetlendirmekteydi. Tüm bunlardan sonra, önden yüklemeli evrim çok zayıf bir hipotez olacaktı. Eğer bizler organizmaları tasarlamak ve uzak zamanda tasarım amaçlarını gerçekleştirmelerini sağlamak istiyorsak, hayatın kendisini içerisinde bulduğu çevrenin sürekli bir değişim ve düzensizlikler yaşadığını hatırlamak zorundayız. Gerçekten de eğer uzak zamanı hesaba katarsak, olası asteroit çarpışmaları gibi potansiyel yıkıcı değişiklikleri de hesaba katmalıyız. Bunun anlamı, gerçekleştireceğimiz tasarımlarımızın, geniş bir yelpazede var olan yaşamsal meydan okumalara karşı yeterince değişken ve uyumlu olarak yaşam formunun içeriğine yerleştirilmelidir. Ve böylesine bir uyumu sağlayan evrimsel mekanizmaların rastlantısal doğasının gereği, evrim önden yüklemeli durum tarafından yapılandırılan bu tip rastlantısal süreçlerce açıklanan bir süreç olacaktır.

    Bu konuyu işlediğim makalem;

    http://akillitasarim.wordpress.com/2010/04/26/yan-islev-ve-indirgenemez-karmasiklik/
    Lütfen yazdıklarımı kişisel olarak almayın. Sergilediğiniz emeğe saygım var. Benim bu naçizane çabalarımı da bunlara yönelik küçük katkılar olarak kabul edin. İyi çalışmalar..

  15. Bigalıoğlu diyor ki:

    sayın Abudak, anlattıklarınızı tam olarak anlayabildiğimi söyleyemeyeceğim.sanıyorum dna’nın kendisini kopyalarken oluşan hatalardan bahsetmişsiniz.

    yanlış hatırlamıyorsam yanlış kopyalamaya karşı düzelteci ayrı bir program çalışıyor hücre çekirdeğinde.ancak mutasyona uğramış hücreler kendini bozullmuş halde kopyaladığında bir ucube çıkıyor karşımıza.

    sanıyorum siz ortam değişikliğinden kaynaklanan adaptasyonun mutasyon yoluyla olduğunu söylemeye çalışıyorsunuz.ben bu bu görüşe katılmıyorum.benim bildiğim mutasyonlar ya dna’nın yapısını bozar yada nötrdür.ha şunu derseniz milyonlarca hücreden faydalı 3-5 çıkar buda yaşar adapte olursa evrim böyle olur,diyebilirsiniz.ancak bu değişimin farklı bir canlı ortaya çıkarması dünyanın yaşı yetmez.

    evrim mutasyonla çıkış yolu bulamaz.ancak adaptasyonla olabilir.oda köklü yapısal değişiklikler getirmez.ancak canlının yaşamını devam ettirmesine yarayan kısmi değişikler içerir.mesela bir çinli ile afrikalının arasındaki fark gibi.

    evrimciler bu mutasyonu bırakacak ama, bir baba yiğit çıkıp bir şey bulması gerekiyor.da vinci’ye adaptasyon diye bağıyorum,anlamıyor adam ne yapcan.

    birde benim yukarıda sizden alıntıladığım şey “mutasyonların üretici etkinlikleriydi” varlığını zaten biliyoruz.bozulmaya mutasyon diyorlar,uyuma adaptasyon.neyse, çokta lazım değil, bu güne kadar da vinci bile açıklayamadı.zaten beklentimde yoktu. “üretici etki diyince” garipsedim o bakımdan.

    bu arada sevgili dostum da vinci’ye biraz çarptırayım dedim.belki ses verir.

  16. Sayın Bigalıoğlu

    Tüm mutasyonlar yoktan bir şey var ediyor değildirler . Bilebildiğim kadarıyla sanırım Da Vinci’ninde böyle bir iddiası yok.Darwinci evrim algısıda aslında felsefi olarak büyük problemi olan hayatın başlangıcını görmezden gelir . Hayat var edildikten ”daha sonra ” evrilme nasıl ve hangi süreçler vasıtasıyla gerçekleşti onu keşfetmeye çalışır. Bencede bilimsel olarak doğrusuda budur. Darwinci evrim olmasaydı bu soruların ve süreçlerin bu denli detaylı keşfi açık konuşmak gerekirse bu denli hızlı (son 25-30 yılda) mümkün olamazdı. Tanrı tasarladı..öyleyse mükemmeldir deyip değişimi ve gelişimi red etmek rasyonellikle bağdaşmaz , bağdaştırılamaz.

    Tasarımlar olası çevreye göre olası en iyi çözümlerdir..mükemmel olmak gibi bir zorunlu ereksellikleri yoktur ama işlevsel olma gibi bir ereksellikleri zorunludur..sizin daha rahat anlayacağınız şekilde kamil insana giden yolda menziller neyi ifade ediyorsa evrimsel süreçlerde mutasyonlar hatalardan genomun aldığı ders ve seçilimin uyumu sağlayan etkisi ile hayatın gelişmek için öğrnemesidir.Öğrenme sağlanmaz ise uyum, uyum sağlanmazsa hayatta kalmak mümkün olamaz..

    Bilgi teorisine girmeden özetlemek için bazı gönderimlerde bulundum ama açıklayıcı olmam gerekirse şunları söylemek yerinde olur.

    Bu tanımlamaya göre de entropi belli birimlerle bit, napier, desibel gibi ölçülebilen niceliksel bir büyüklük olabilmektedir. Peki, biz DNA’mızdaki enformasyonu, bilgi (knowledge) cinsinden ifade edersek ne olur veya edebilir miyiz? Burada da detaylara girmeden hemen cevabı söyleyeyim, Darwinci evrime göre edemeyiz, teleolojik bütüncül evrime göre edebiliriz. Çok basitçe nedenini şöyle açıklayabiliriz;

    DNA çeşitli farklı mutajenler tarafından hasara uğrayabilir, bunun sonucunda DNA dizisi değişebilir. Buna mutasyon denir ve biyolojik evrimin en önemli mekanizmasıdır. Eğer biz bu rassal dizge kombinasyonunu sınırlı sayıda tutarsak, mutasyonlar bir süre sonra kendini tekrar edecektir. Belli süre içinde tekrar eden bir sistemin enformasyon miktarını, “knowledge” cinsinden ifade edebiliriz. Böyle olunca da rassal dediğimiz olgular bir anda teleolojik tabana oturur. bunları daha önceki yazdıklarımla birleştirirseniz anlayamadığınız bir durumun olmaması gerekir. Bu açıklamalarım kendi içersinde tutarlı ve bütüncül(holistik) manada birbirlerine bağlıdır. Size aradaki örüntüleri bağlamak kalıyor. Yapamıyorum diyorsanız.Elimizden gelen şimdilik bu kusuruma bakmayın.

    Son olarak mutasyonları bilim dünyasında kimse bir yere bırakamaz ama bırakılacak olan onları nasıl algıladığımız ve anlamlandırdığımız olacaktır.Bu evrimin kendisi gibi bir süreçtir. evrimsel her süreç zahmetlidir. Zihinsel devrimler kolay gerçekleşmiyor. Hatta bana sorarsanız sizin mutasyonlarla ilgili düşüncelerinize benzer bir algı duvarı hem yaratılışcılarda hemde Darwincilere mevcut. Duvarların erekselliği arkalarındakini korumaktan ibarettir.cBu duvarlar baraj duvarları gibi değilse değişimi değil skolastikliği korur ve yüceltir.

    İyi çalışmalar ve sorgulamalar..

  17. Sayın admin ilk yorum düzeltme yapamadan ilettim ikinci yolladığım geçerlidir.İlkini silerseniz sevinirim.İyi çalışmalar..

  18. Bigalıoğlu diyor ki:

    sayın Abudak;

    “DNA çeşitli farklı mutajenler tarafından hasara uğrayabilir, bunun sonucunda DNA dizisi değişebilir. Buna mutasyon denir ve biyolojik evrimin en önemli mekanizmasıdır. Eğer biz bu rassal dizge kombinasyonunu sınırlı sayıda tutarsak, mutasyonlar bir süre sonra kendini tekrar edecektir. Belli süre içinde tekrar eden bir sistemin enformasyon miktarını, “knowledge” cinsinden ifade edebiliriz. Böyle olunca da rassal dediğimiz olgular bir anda teleolojik tabana oturur.”

    iddianın temeli budur.bu kadarını yazmanız yeterli olurdu.evrim bu yüzden anlaşılmaz bir hal alıyor zaten.

    mutasyonlar yüzünden dna dizini değişiyor,sonra bu değişik dizin kendini tekrarlıyor,canlıya faydalı ve yapısal değişiklik içeren bir özellik kazanıyor diyorsunuz anlattıklarınıza göre.bende diyorum ki sürecin bu şekilde olduğunu gösteren bir örnek var mı diye sormak istiyorum.

    dünya alem biliyor ki mutasyonlar zararlıdır,faydalı mutasyon örneği çok azdır.yani işlevsel özellik kazandıran faydalı bir mutasyon örneği ortada yokken böyle bir iddia ile ortaya çıkmak düşünüdürücü.

    ben evrimin geçen habertürkte çıkan evrimci bilim adamının anlattığı örnekte oldugu gibi oldugunu düşünüyorum.bir kertenkele türünü izole edilmiş bir adaya bırakıyorlar.30 yıl sonra renginin değiştiğini, burnunun uzadığını,irileştiğini felan görüyorlar.bu adaptasyonel evrimdir.dünya’yı düşünüdüğünüzde ortam değişikliğinden dolayı 100lerce farklı kertenkele türüne rastlayabilirsiniz.ama bütün bu süreçler kertenkeleyi bir kediye dönüştürmüyor.çünkü dna programı farklı.şimdi kertekeleyi kendiye dönüştüren bir evrimsel açıklama bilimsel bulgu varsa gösterin bana.

  19. Sayın Bigalıoğlu

    Olabildiğince basit anlattım ama ya anlamak istemiyorsunuz ya da kusura bakmayın anlamlandıramıyorsunuz. Mutasyonun rassal süreç olarak üretkenliği bilgi teorisinde kanıtlanmıştır. Elinizde sağlam bir bilgi dizgesi varsa mutasyon süreci üretken olabilir.Fakat biyotik kimyasal süreçlerde bu tip somut kanıtlar ortaya koymak çok zordur. Çünkü kimyasal süreçler heterojen olma eğilimindedir. Bu süreçlere gestalt yani bütüncül yaklaşıkmadıkça anlamlandıramazsınız. Mesela kek ayrı bir şeydir..kek’i oluşturan un,su,yumurta,şeker başka şeylerdir.Hepsini ağzınıza aynı anda atarsanız büyük olasıklıkla kek tadını diliniz algılamayacaktır.

    Daha önceki yorumlarıma eklenebilecek bir açıklama aslında yok.Fakat sizin samimiyetiniz beni daha net açıklama nasıl yapabilirim için zorluyor. Siz süreç soruyorsunuz bende ortak atadan başka kollara ayrılmanın bile 800 bin yılda bir meydana geldiği genomdaki dizilerden ancak çıkarsanabiliniyor diyorum. DNA bilginin ancak DNA’ dan türetilen yeni özgün (novel) bilgiler olduğunu yoktan bir şeyi DNA’ya girmediğini söylüyorum. Bu halihazırda çevreye-doğaya-evrene ilahlık bahşeden Darwinizm gibi açıklamaların en temelde ne denli çürük köklere sahip olduğunu gösteriyor. Fakat Darwinizm birçok kere belirtiğim gibi gerçeğin ufak bir parçasıyla bütününün esir alınışıdır.Tümden yanlış demek olsa olsa bütüne yapılan haksızlık ve bütünü kavrayamamaktır.

    800 bin yıl sadece adaptasyon için geçerliyse, sizin bahsettiğiniz türleşmenin ne kadar zaman gerektirdiğini kendiniz farazi hesap edin . Böyle bir uzun zamanda meydana gelen türleşme benzeri makro değişikliklerin işleyen mekanizmalarının doğrusal bir açıklamasının gösterilmesini beklemek tek kelimeyle ” god of the gaps” argümanıdır. Yahudilerin melekleri görmek istemesinden farkı yoktur. Sizin bahsettiğiniz türde bir açıklama ortaya kuşkusuz konduğunda evrim bir teori olmakatan çıkar..entropi gibi tartışılmaz bir bilimsel gerçeklik kimliği kazanır. Sadece tüm samimiyetimle şunu söylemeliyim ki, ön yargılarınızı ve boşluklara dayanan argümanınızı terkederseniz aslında evrim-değişim-ilerlemenin Tanrının sanatının en büyük manifestolarından biri olduğunu kavrayabilirsiniz. Fakat illaki aynı fikirde olmamız gerekmiyor. Ben size hatalı olduğunuzu düşündüğüm kısımlar açıkladım.Sizin de anlamak ve anlamlandırma adına olan samimiyetinize güvenerek tatlı sert bir üslupla eğip bükmeden düşüncelerimi aktardım.Sizinde benim samimiyetime inanıp, varsa benim hatalarımı açıklamanız ve size bahsedilen noktaların yeniden değerlendirmesini yapmanız dileğimle iyi günler ve çalışmalar diliyorum..

  20. Da Vinci diyor ki:

    @Mustafa

    23.05.2010’da linkini verdiğim yazıya baktım ve tüm yorumlar ordaydı. muratS da aynı gün içinde bakmış ve yorum yok demiş. Eğer benim o yazıya link verdiğimi görüp orada (Barış Sevim’le aranızda geçen tartışmada) yazdıklarından rahatsızlık duyduğun için yorumları sildiysen çok ayıp etmişsin. Yok eğer benim link verdiğimden habersiz olarak yorumları sildiysen çok büyük bir tesadüf olmuş ama yine de ayıp etmişsin çünkü orada yapılan tartışmalar rasgele tartışmalar değildi. İçinde ciddi bilgiler barındıran belli bir araştırma ve emek isteyen bilimsel anlamda önemli bilgiler içeren yazılardı. En azından kendi yazdıklarım için bunu söyleyebilirim. Bu tip birşey olabileceğini düşünerek o sayfayı pdf olarak kaydetmiştim. İsteyen olursa email ile gönderebilirim.

    Geçmişteki hatalarımızı silerek, halının altına süpürerek ilerleyemeyiz. Ben de arada sırada eski yazılarımı gözden geçiriyorum ve daha önce kimsenin fark edip dile getirmediği hatalarımı fark ediyorum ama onları silip yok etmeye çalışmıyorum. Genelde düzeltme mesajı eklemeyi tercih ediyorum. Eski hatalarımızı görmemiz ve bunları düzeltmemiz bizi küçültmez tam tersine büyütür bana kalırsa.

    @muratS

    email adresine ilgili tartışmaları içeren pdf dosyasını gönderiyorum.

    Sen teorik olarak hiçbir şey yok dedin ben de saha teorik olarak önemli şeyler olduğunu izah eden bir makale gönderdim. Ama sen ezberlerine tutunmayı tercih ettiğin için bunları göremiyorsun. Makaleyi bulamadım demişsin. İşte burada: Origin of Life on Earth

    muratS: verdiğin mkalede insancı ilkelerin yani hassas tasarımın olmasının tesadüfi evren fikrini çürütmeyeceğini akisne yücelteceğini söylüyorsun ama buna dair hiçbir şey gösteremiyorsun-göstermiyorsun sonrada makalede sunulan argümana cevap vermemi istiyosun sanki ben farklı bir yapıyormuşum gibi, işin ilginç tarafı bunu söylerken maklede şu savunuluyor demek sureti ile makalede neyin savunulduğunu adam akıllı göstermiyorsun bunlar manidar durumlar … makalenin tamamını okumadım ancak temel argümanlar ve bizim temel argümanımız kısımlarını okudum aynen dediğim ve eleştirdiğim mantığın genel itibarı ile yazının ruhuna işlediğini,makaleyi cümle cümle eleştirmeyeceğimi söyledim ve genel olarak makalenin eleştirisni yaptım kısaca, buna rağmen ezbere yazmış olbileceğini düşündüğüm yanıt ilginç….

    Sana uzun uzun okumak gerekir, belki her cümleyi birkaç kere okuman gerekebilir demiştim. Sanırım bunu ciddiye almadın hatta ciddiye almak bir yana yazıyı göz ucuyla okudun. Demek ki senin için ufak çaplı bir çeviri hizmeti vereceğiz. Zamanım olduğunda (canım istediğinde veya psikolojik durumum buna el verdiğinde desek daha doğru olur) makalenin temel argümanını açıklarım. Sana okuman için makale vermenin hiçbir anlamı yokmuş. Bunu da anlamış olduk. İlkel atmosfer tartışmasını da pdf olarak gönderdik ama ciddiye alınıp okunarak, idrak edileceği konusunda ciddi şüphelerim var. Umarım yanılırım.

  21. Da Vinci

    ”Yok eğer benim link verdiğimden habersiz olarak yorumları sildiysen çok büyük bir tesadüf olmuş ama yine de ayıp etmişsin ”

    1.Habersiz sildim. Buradaki tartışmadan da gelen link ile haberim oldu.

    2.Daha önce ”İmtiyazlı Gezegenin” altındaki tartışmalarıda silmiştim.Senin sitelerin ikide bir kapatıldığı için ,imtiyazlı gezegene yaptığın itirazları içeren benim bildiğim 2 makaleni de bir daha linkleyeceğim.Bu konu üzerinde başka makalen varsa ya da makalelerini taşıdığın yeni bir blog, elektronik posta ile bana ulaştırısan sevinirim.

    ”İçinde ciddi bilgiler barındıran belli bir araştırma ve emek isteyen bilimsel anlamda önemli bilgiler içeren yazılardı. En azından kendi yazdıklarım için bunu söyleyebilirim. ”

    Bence her iki tarafta değerli bazı veriler ortaya koymuştu.Fakat işi artık hakarete yakın boyutlara taşınması beni rahatsız ediyor. Hiç değilse son 2 senedir bu zihin yapısına evrildim. Bilimi tartışan insanların seviyesizliğe hakkı olmadığını düşünüyorum.

    ”Eski hatalarımızı görmemiz ve bunları düzeltmemiz bizi küçültmez tam tersine büyütür bana kalırsa.”

    Sende çok iyi biliyorsun ki hatalı olduğum yerleri ister çeviri ister makale de olsun düzeltmekten çekinmem.Sana daha öncede bunu kanıtladım. Hatta makalelerime sık sık eklemeler ve düzeltmeler yaptığımıda biliyorsun. Olayları gene kendi boy aynandan görüyorsun.

    Bu konudaki son sözümde de halı altına süpürme ya da bunları size saygısızlık olsun diye yapmadım.Bizim bloglarımıza gelip amaçları ilgilendikleri konuda sadece tutarlı ve doğrudan bilgi edinmek olan okuyucuları kendi aramızda oluşan/oluşabilecek kısır döngü ve seviyesizliklere mahkum etmenin esas terbiyesizlik ve ayıp olduğunu düşünüyorum. Kimseyi aşalılayarak akli bir tartışmada doğru olanın savunulabileceğini artık düşünmüyorum. Doğru olan doğru bir şekilde savunulmalı.Belki en fazla tatlı-sert bir üslup olabilir ama bunu doğrudan kişiselleştirmemek/kişisel saldırı haline getirmemek yinede önemlidir. Bunun da maalesef yine senin tarafından anlamlandırlılabileceğini düşünmüyorum. Söylediklerimin apaçık delilleri senin ve bazı yaratılışcı sitelerin içeriğindedir. Bunlara benzemek ve benzetilmek asla istemediğimden dolayı, bu tip karşılıklı yorumların olduğu tüm makaleleri elden geçireceğim. Bu bir süpürme değil bir tür arınmadır. Elbette geçmiş tecrübelerime ve hala yazdıklarının ışığında tüm bunlarda senle hemfikir olmayı da beklemiyorum.

    İyi çalışmalar..

  22. muratS diyor ki:

    Mustafa bey

    benim mutasyonların ilerlemesinden kastım doğal seleksiyon bir hedef çiziyor gibi söylev veya illaki şu organ gelişecek bu organ gelişecek demek değil, faydalı ,kullanılabilecek sistemler,organlar anlamında bir kullanımdır aslında yazımdanda bunu çıkarsanabileceğini zannediyorum yani bunun bir hata olduğunu iddia edemezsiniz, olsa olsa bu şekilde kullanmışsınız biraz daha açıklayıcı yazsaydınız olmazmıydı diyebilirsiniz ki bu söylevi(farklı farklı konularda) her yazar için uygulamaya çalıştığımızda neredeyse tüm yazarlarda aynı üslubu bulabilirsiniz teknik olarak baktığımızdada Darwinizmin koşula göre değerlendirme yani o anki koşullara göre değişimin canlıya yararmı zararmı sağladığı ile ilgili örneklerde extrem denilebilecek örnekler fazla değildir kör mağara balıkları,bakterilerin antibiyotik direnci(hepsi değil ama genel itibari ile),zırh balığının zırhını kaybetmesi vs bu örneklerde bakın şu açıdan fayda sağlıyor denilen özelliklerle bakın şu açılardanda zarar veriyor dediğimiz örnekler mutasyonları küçük adaptasyonlarda bile sorgulanabilir hale getiriyor yani benim yazımdaki iddiamla alakalı bir sorun olduğunu zannetmiyorum yararlıları,yararsızları,etkisilzeri olabilir-türleşmeye katkı sağlayabilir ama makro bir etki sağlayamaz zaten yaratılış veya akıllı tasarımı savunan birçok kişide bunu savunuyor durum böyleyken insanları bana söylemeseniz bile cehaletle suçlamak doğru değil…. bununla beraber bir kaç soru sormak istiyorum size cevaplarsanız sevinirim

    1-Michael J behe nin Edge of Evolution kitabındakinden farklı bir evrim-mutasyon anlayışına sahipmisiniz
    2-Tek bir ortak atamı yoksa ortak atalarmı var sizin görüşünüze göre

    Da vinci
    Ben o senin teorik olarak önemli şeyler söyleniyor dediğin makalenin anahatlarıyla RNA dünyası teorisi olduğunu söylüyorum ve RNA dünyasının ne olduğunu biliyorum o yüzden bu 1980 li yıllardaki RNA dünyasından ana görüşler olarak çok farklı değil dedim bu görüşümüde savunuyorum bir kere yüzeysel olara okudum ama yine okurum pek ihtimal vermiyorum ama benmi birşeyler atladım diye tekrar bakacağım…

    evet çeviri nazik bir davranış olur çevirirsen türkçe de okumuş oluruz ama ingilizcem çok kötü değil ve ilk olarak bu makaleyi bana okumam için yönelttiğinde bu makaledeki argümanların(işte insanlar buradalar ve yaşıyorlar ohalde doğal yollardan açıklamayıda doğru olarak görebiliriz anlayışının kıyısıdaki köşesindeki anlayışların toplanmış bir bütünü olduğunu söyledim) klasik argümanlardan farklı birşey olmadığını söyledim bu görüşleriminde arkasındayım

    bana okumak için makale önermenin ince bir davranış olduğunu söyleyebilirim ve emin ol okurum ama bildiğim şeyleri tekrar tekrar okumanın bir faydası olmadığını düşünüyorum yani RNA dünyası çok evrenler ve doğal yollarla açıklanmaya çalışılan insancı ilke düşüncleri benim defalarca okuduğum şeyler ben yinede verdiğin makaleleri yüzeysel olarak okudum ama benim okuyupda yazdığım eleştirilere karşı senin ”bunları makaledeki direk yazıdan alda göster,eleştirdiğin yerden alıntı yap” tarzındaki yaklaşımın ise bana isnat ettiğin ezberciliğiğn yansıması yani bir makale verip gelen eleştiriileri görmezden gelip bunun üstüne birde sana makale vermenin bir anlamıda yok demek ilginç bazen özeleştiri yapmak gerekebilir da vinci ben yinede iki makaleyide tekrar okuyacağım bu sefer yüzeysel olmayacak

    Katkılarınız için teşekkürler arkadaşlar….

  23. Sayın Murats

    Samimiyetinize inanıyorum. Evreni ve hayatı anlamaya çalışan herkese karşı derin bir saygı duyarım.Hele ki bunu evrim üzerinden holistik bir anlayışla disiplinler arası sorgulama ile yapmaya çalışanlara daima yardımcı olmak için bir blog oluşturdum. Bu bakımdan söylediklerimi asla kişisel olarak almayın.Buradaki yorumlarda Darwinci ve Yaratılışlarla ilgili genel bir çerçeve çiziyorum. Her genelleme de olduğu gibi bunlarda gerçeğin tümünü temsil edemez. Ayrıca genellemeler illaki sizi hedef almışta olamaz.Bu bakımdan yazdıklarımı değerlendirmeniz yerinde olur.

    1-Michael J Behe’nin Edge of Evolution kitabındakinden farklı bir evrim-mutasyon anlayışına sahipmisiniz?

    2-Tek bir ortak atamı yoksa ortak atalarmı var sizin görüşünüze göre ?

    Bu sorular evrim üzerinde daha derin düşünmeniz gerektiğini gösteriyor. Karşınızdaki yorumcuyu belli bir posizyona iterek, daha önce oluşturmuş olduğunuz kalıp söylemleri ona doğrultmak için bu şekilde tuzak soru sormayın.Kanımca bu şekilde argümanınızın doğruluğunu ortaya koyamazsınız.Yine de samimiyete binaen cevaplayalım.

    1- M.Behe’nin ya da başka birinin mutasyon anlayışı gibi subjektif bir anlayışı savunarak süreçler (bilim ve hayat) üzerine düşünülebileceğini sanmıyorum. Bilimde genel kaideler vardır. Evrim içersinde mutasyon böyle kaidelerdendir. Fakat türleşme gibi daha büyük evrimsel süreçlerin açıklanmasın da, adaptasyonda olduğu gibi mutasyonların türleşme için yeterli olmadığı düşünülmektedir.

    Darwincilerle bu konuda farklı düşündüğüm nokta şudur; mutasyonlar ereksellik taşıyabilirler mi yoksa yüzeysel olarak zannedildiği gibi tamamen raslantısal süreçler midir ? Bu sorunun cevabında elbette Darwinizm yanlıları ile oldukça büyük düşünce ayrılıklarım var.

    Fakat ortak olduğumuz nokta mutasyonların genom içersinden çevrenin tetiklemesiyle bilgi üretmede evrimin kullandığı en önemli mekanizmalardan biri olmasıdır. Mutasyonların varlığı, geri dönük nedensellikle karşılaştırmalı genom incelemeleri ile genom içersinde yeni çözümlerin üretilmesine vasıta oldukları kuşkuya yer bırakmayacak denli bir kesinlikle ortadadır. Bunun için PUBMED’den karşılaştırmalı moleküler biyoloji ile ilgili oldukça fazla sayıda makale bulabilirsiniz.

    Sadece mutasyon ve doğal seçilim = evrimin tümünü açıklar masalına artık kimin inandığını bilemiyorum. Yinede mutasyonların harkulade potansiyellerini yok saymak ve bunları nasıl Darwinciler kendi düşünceleri için çarpıtarak yüzeysel sunuyorsa o biçimde ama zıt bir yüzeysellikle karşı çıkmak benim açımdan bir cehalet göstergesidir. Burada bireyi değil bu şekilde düşünenen herkesi kast ediyorum.Şahsınız kendini onlar içinde görüyorsa buna benim yapabileceğim bir şey yok.

    2. Bu sorunuzda spekülatif bir soru. Behe’nin cevabı sizin için yeterlidir. Burada tekrar etmemize lüzum görmüyorum.

    Son olarak ”akıllı tasarımı savunan birçok kişide bunu savunuyor durum böyleyken insanları bana söylemeseniz bile cehaletle suçlamak doğru değil…. ”

    Blogumu ve son yazılarımı okuyabilenler ya da okuyacaklar bunlara verdiğim oldukça ayrıntı cevapları bulabilirler. Sadece birçok kişi öyle düşünüyor diye bir söylem doğru olsaydı sanırım burada bu tartışmaları Darwinizm için yapıyor olmazdık.Ayrıca genel olarak akıllı tasarımı temsil ettiği düşünülen evangelistlerle yakından uzaktan alakam olmadığını bilmeyen birileri hala varmış demek ki…

    İyi çalışmalar..

  24. muratS diyor ki:

    Sevgili abudak

    cevabın için teşekkür ederim sözlerinin genel bir eleştiri olduğunada ikna oldum ısrarlı nezaketin için teşekkürler…… sorularıma verdiğin cevaplarda net yanıtlar göremedim bunları tuzak olarak nitelemenede gerek yoktu açıkçası, bu soruları sormak neden tuzak olarak görülsünki bu sorulara vereceğin cevaplarla benim düşüncelerimin aynı paralelde çıkacağınıda bilmemen cabası iken hemde….. neyse yinede mutasyonlar açısından farklı düşünmüyoruz sanırımki ben her zaman bu görüşteydim….

    yazınızın son kısmı ve değinmediğim diğer irili ufaklı cümleye cevap vermem ise gereksiz mutemelen beni tam anlamamışsınız yada belli bir önyargıyl yaklaşıyorsunuz neyse yazıya yorumlarınla yaptığın katkı için teşekkür ederim

  25. Sağlık Makalesi diyor ki:

    Makele için çok teşekkürler.(Thanks for the articles)

Leave a Reply