BİLİM FELSEFE DİN Rotating Header Image

Popüler Bilim Kitapları-Alıntılar ve Yorumlar (2010-1) (Mete Tunç)

Açıklamalar 

  • Popüler Bilim Kitapları’nda alıntı yapılacak kitaplar çoğunlukla Fizik üzerine olmasına rağmen astronomi, biyoloji, genel bilim konularında da birkaç kitabın bulunması nedeniyle başlıkta “bilim” sözcüğü yer almaktadır.    
  • Burada amaç, “Kitap Alıntıları ve Yorumlar” bölümlerindekiyle aynıdır: İnternet ortamına “eli yüzü düzgün” Türkçe bilgi/kaynak aktarmak ve ilgili kitaplar hakkında malumat vermek… İlaveten, mümkün olabilirse, alıntı yapılan ve onlara koşut alanlarda bilgi paylaşımı ve tartışma ortamı sağlamak… 
  • Alıntı yapılar kitaplar:

- Schrödinger’in Kedisinin Peşinde

- Schrödinger’in Yavru Kedileri

- Parçacık Fiziği

- Kuantum Benlik

- Yanlış Yönde Kuantum Sıçramalar

- Altı Kolay Parça

- Mr Tompkins in Paperback

- Fizik ve Ötesi

- Biraz Kuantum’dan Zarar Gelmez

- Gökyüzünü Tanıyalım

^^^^^^^^^^^^^^^^^^^^^^^^^^^^^^^^^^

Atom, Bohr modeli

Alıntı: Birçok popüler bilim tarihi anlatısı atom fikrinin ta eski Yunanlılara, yani bilimin doğduğu zamana kadar dayandığını söyler ve sonra da maddenin gerçek yapısını çok önceden algıladıkları için bu insanları över. Fakat bu anlatı bir parça abartılıdır… İngiliz Robert Boyle on yedinci yüzyılda atom kavramını kimya ile ilgili çalışmalarında kullanmış, Newton da fizik ve optikle ilgili çalışmalarında bu kavramı hep göz önünde bulundurmuş olsa da, atom ancak on sekizinci yüzyılın ikinci yarısında Fransız kimyager Antoine Lavoisier’nin yanma olayını araştırmasıyla bilimsel düşüncenin gerçekten bir parçası haline gelmiştir… On dokuzuncu yüzyılın ilk yıllarında John Dalton atomların kimyadaki rolünü sağlam bir zemine oturtmuştur… Demek ki bugün ders kitaplarında okutulduğu haliyle atoma dayalı maddi dünya görüşü ancak iki yüzyıldan daha az bir süre önce gerçekten vücuda gelmiştir…

Gerçekliğin parçacık ve dalga yanının aynı ölçüde önemli olduğu çok küçüklerin dünyasında şeyler gündelik hayattaki tecrübelerimizle herhangi bir şekilde anlayabileceğimiz bir davranış göstermiyorlar. Sadece Bohr’un elektron “yörünge”li resmi yanlış değil; bütün resimler yanlış ve atomların içinde olup bitenleri bize anlatacak hiçbir fiziksel analoji mevcut değil. Atomlar atom gibi davranır, başka bir şey gibi değil. Sir Arthur Eddington, 1929’da… “Elektronların çevresine bildik hiçbir kavram örülemez” diyor ve atomla ilgili yaptığımız en iyi tarif sonuçta “bilinmeyen bir şey, ne olduğunu bilmediğimiz bir şey yapıyor”a varıyor…

(Schrödinger’in Kedisinin Peşinde, Kuantum Fiziği ve Gerçeklik, John Gribin, Çev. Nedim Çatlı)

Not. Terimin eski Yunanca’dan alınması dışında atom’un Yunan felsefesinde vazedilen atomla alakasızlığının (“bir parça” ifadesi kullanılsa da) belirtilmesi müspet bir gelişme. Ama Yunan felsefesini “bilimin doğduğu zaman” diye nitelenmesi Batı’da anakronizmin hala sürdüğünü göstermektedir.

Kitap hakkında: Kitabın arka kapağındaki “Bu kitabın Türkçe’de kuantum fiziği hakkında yayımlanmış en derli toplu kitap olduğunu rahatlıkla söyleyebiliriz.” sözü bana göre de gerçeğin bir ifadesidir (Elbette anlatımın yetersiz kaldığı birkaç kesim var. Hiç matematik olmaması da eksikliktir; gerekli formüller ekte sunulabilirdi.). Kitabın arkasındaki dizin, sözlük ve konuyla ilgili kitaplar hakkında verilen kısa bilgiler kitabın zenginlikleridir. ”Schrödinger’in Kedisinin Peşinde” ve devamı niteliğindeki “Schrödinger’in Yavru Kedileri” kitapları fizik okuyanlar, fizikçiler ve fizikle ilgilenenler tarafından mutlaka okunmalıdır. Çeviri çok iyi’ye yakındır; hataların yeni baskılarda giderileceği umut edilir. Metis Yayıncılık’a teşekkürler.     


Elektron spini

Alıntı: Elektronun “spin” (bir cisimin kendi ekseni etrafında dönmesinden kaynaklanan açısal momentum) denilen bir özelliğinin… Bu spin denilen şey çocukların oynadıkları topaca ya da dünyanın güneş etrafındaki yörüngesinde dönerken kendi ekseninde dönüşüne filan benzemez… çünkü elektronun başladığı yere gelebilmesi için iki kere spin atması gerekir… [Spinin, klasik deneyle ölçülemediği için,] hiçbir klasik anlamı yoktur.       

Pauli’nin dördüncü kuantum sayısının elektron “spin”ini tarif ettiği fikri çok geçmeden pek tutuldu. Spin ya aşağıyı ya da yukarıyı işaret ediyor olarak düşünülebilirdi, böylece iki değerli hoş bir kuantum sayısı verecekti. Bunu ilk öneren kişi Ralph Kronig olmuştur…

Spin atan elektron kuramı çok geçmeden tayf çizgilerinin baş belası bölünmesini tamamen açıklayacak şekilde incelikli hale getirildi… 

… şu anda kuantum fiziğinde klasik terminoloji kullanılamayacağını ne kadar vurgularsak vurgulayın, hatta bu konuda kampanya bile yapın başarılı olma şansınız yok.

(Schrödinger’in Kedisinin Peşinde)


Matematik notasyon

Alıntı: İsviçreli Leonard Euler [1707-1783]… Modern matematik ve fizik aritmetik terimleriyle, denklemlerle ifade edilir; bu aritmetik ifadenin dayalı olduğu teknikler büyük oranda Euler tarafından geliştirilmiş, Euler bu süreç içinde günümüzde de kullanılan yalın işaretleme yöntemleri bulmuştur; bir dairenin çevresinin, çapına olan oranı için “pi” ismini; eksi birin karekökünü göstermek için i harfini… ve matematikçilerin integral denilen işlemi göstermek için kullandıkları işaretleri ilk o ortaya atmıştır.

(Schrödinger’in Kedisinin Peşinde)

Not. Yukarıdaki paragraf, hep merak ettiğim, bir matematik profesöründen cevap alamadığım sorunun, tam/yeterli olmasa da, cevabıdır. 


Kopenhag yorumu (Kuantum mekaniğinin standart modeli)

Alıntı: Kuantum dünyasını sadece deney yaparak araştırabiliriz… Bizim sorduğumuz sorular gündelik hayattaki tecrübelerimizle epey kirlenmiştir, öyle ki, “momentum” ve “dalga boyu” gibi özellikleri ararız ve o terimler cinsinden yorumladığımız “cevaplar” elde ederiz. Bu deneylerin [terimlerin?] kökeni klasik fiziktedir, oysa biliyoruz ki klasik fizik tarifini vermede işe yaramaz. Ayrıca bunları gözlemleyebilmemiz için atom süreçlerine müdahale etmemiz gerekir ki bu da, [Niels] Bohr’un dediği gibi, biz onlara bakmadığımız sırada atomların ne yaptığını sormak anlamsız oluyor. [Max] Born’un açıkladığı gibi yapabileceğimiz tek şey belli bir deneyin belli bir sonuç çıkarma olasılığını hesaplamaktır.

Bu fikirler demetine –belirsizlik, tamamlayıcılık, olasılık ve gözlenen sistemin gözlemci tarafından bozulması- hep birlikte kuantum mekaniğinin “Kopenhag yorumu” deniyor… Bohr bu kavramı ilk defa Eylül 1927’de İtalya’nın Como kentindeki bir konferansta insanlara sunmuştur. 

(Schrödinger’in Kedisinin Peşinde)


Camera obscura (Karanlık oda)

Alıntı: Ebu Ali el-Hasan bin el-Heysem [MS 1000 civarı]… Avrupa’da… Alhazen adıyla tanınmıştır…

Alhazen’e göre ışık etkisinin dışarıdan geldiğini kanıtlayan başka örnekler de vardı. Işığın davranışına dair bilimsel bir anlayışın geliştirilmesine en büyük etkiyi, resimlerin “camera obscura” içinde oluşması meselesini ele alış tarzı yapmıştır. Kelime anlamı “karanlık” oda olan bu fenomeni eski âlimler kesinlikle biliyorlardı; fakat bu fenomenin elimizdeki en eski ve açık tarifi Alhazen’in yazılarında bulunmaktadır. Bu fenomeni iş başında görmek için güneşin pırıl pırıl parladığı bir gün karanlık bir odada ayakta durun ve pencereyi kalın bir kumaşla örtün. Kumaşta minik bir delik açın- yaklaşık tükenmez kalemin ucundaki bilye kadar- ve odaya buradan ışık girmesini sağlayın. Göreceğiniz şey dışarıdaki dünyanın pencerenin karşısındaki duvara ters olarak düşmüş tam renkli resmidir…

… Aynı fenomen iğne deliği fotoğraf makinesinde de olur. Burada karanlık “oda” bir ayakkabı kutusu ya da o büyüklükte bir şeydir. Bir ucunda iğne deliği olan kutunun kesilmiş karşı ucundaki bir kopya kağıdı da perde görevi yapar. Deliği ışıkta, kutunun perde kısmını ve başınızı ise gölgede tutarak baktığınızda (mesela ceketinizi kafanızın üzerine geçirebilirsiniz) bu minik perdede dünyanın ters dönmüş resmini görürsünüz. Camera obscura daha sonra fotoğraf makinesine dönüşmüştür. Peki ama nasıl çalışır?

Alhazen’in fark ettiği gibi kilit nokta ışığın doğrusal hareket etmesidir. Bahçede camera obscura’nın gördüğü belli uzaklıktaki bir ağacı düşünün. Ağacın tepesinden gelip perdedeki delikten geçen düz bir çizgi, karşıdaki duvarın yere yakın bir noktasına doğru devam edecektir. Fakat ağacın dibinden gelen düz bir çizgi delikten yukarı doğru geçecek ve duvarın tavana yakın bir noktasına çarpacaktır. Ağaçtaki diğer bütün noktalardan gelen noktalar delikten geçip benzer şekilde tam yerlerine çarpacaklardır. Sonuç ağacın (ve bahçedeki her şeyin) baş aşağı çevrilmiş resmidir.      

(Schrödinger’in Yavru Kedileri, Gerçekliğin Peşinde, John Gribin, Çev. Nedim Çatlı)

Kitap hakkında: Yazar, bunlar sadece teoridir, demesine rağmen, anlatılan teorileri okurken zaman zaman  “büyüklere bilimsel masallar” duygusuna kapıldım!.. Başlangıçta “düşünce deneyi” olan çift yarık deneyinde yarıkların genişliğinin ve yarıklar arası mesafenin ne olması gerektiğini belirten bir izahı bu kitapta da bulamadım… Keza yazarın, çift yarık (foton ve elektronlarla) ve EPR düşünce deneylerinin artık hayata geçirilebildiğine dair açıklamaları, deneyin yapıldığına ilişkin kayıtlar verse de, “aslında” ne yapıldığı ve ne bulunduğu “şüpheli” olduğundan veya “kesin” olmadığından bana ikna edici gelmedi.      


Parçacık fiziğinin standart modeli

Alıntı: … Andrew Pickering… Constructing Quarks’ta… Önsöz’ünde şöyle diyor: “Burada savunulan görüş kuarkların gerçekliğinin parçacık fizikçilerinin uygulamalarının sonuçları olduğudur, tersi değil.”…

Pek çok fizikçi standart modelin sadece bir model olduğunu unutma tehlikesiyle karşı karşıya. Protonlar üç kuark içeriyormuş gibi davranırlar; ama bu, kuarkların “gerçekten var olduğunu” “ispat etmez”.

… Pickering… soruyor. Parçacık fiziğinin standart modeline giden yol kaçınılmaz mıydı? Dünyanın işleyişi hakkında gerçek (ya da tek) hakikat bu mu? Bizi standart modele götüren kuramların hiçbiri kusursuz değildi, diyor Pickering, parçacık fizikçileri de sürekli hangi kuramları terk edeceklerine ve deneyle daha uyumlu olmak üzere hangilerini geliştirmek için seçeceklerine karar vermek zorundaydı. Geliştirmek için seçtikleri kuramlar aynı zamanda hangi deneylerin gerçekleştirileceği seçimini de etkilemiş ve bu etkileşimli kararlar zinciri yeni fiziği yaratmıştır. Yeni fizik içinde yaratıldığı kültürün bir ürünüdür.   

(Schrödinger’in Yavru Kedileri)


Fizik ve kültür

Alıntı: Fizikçilerin gerçeklik modellerini bulmaya (ya da icat etmeye) fiilen nasıl koyulduklarına dair en son ve en ikna edici açıklamalardan birini… Martin Krieger ilgi uyandırıcı kitabı Doing Physics’te (Fizik Yapmak) sunmuştur. Krieger 20. yüzyılın ikinci yarısında geliştirilmiş analojiler ve modellere bakıp bunların köklerinin nasıl modern kültürle (özellikle bu dönemde Amerikan kültürüyle) sıkı sıkıya bağlı olduğunu göstermiş…

(Schrödinger’in Yavru Kedileri)


Evrendeki 4 Kuvvet/Etkileşim

Alıntı: Günlük yaşamımızı sürdürdüğümüz şartlarda temel etkileşimlerin dört çeşidini ayırt edebiliriz… İlki pilleri, elektrikli aletleri ve mıknatısları çalıştırmak, sürtünme kuvvetine ve aklımıza gelen tüm kimyasal etkileşimlere sebep vermek gibi pratik pek çok marifetlere sahip olan elektromanyetik etkileşimdir. Franklin, Volt, Coulomb, Amper, Ohm, Faraday, Maxwell, Hertz ve birçokları onu tanımlamak için yıllarca emek vermiştir. İkinci etkileşim küçük ve gizemli kuarklardan protonları, nötronları ve parçacık karnavalında geçit yapan tüm o ilginç parçacıkları oluşturan ve hatta hatta proton ve nötronları atom çekirdeklerinde bir arada tutan güçlü etkileşimdir. Mimarları Gell-Mann, Mishijima, Ne’eman, Zweig ve birçok diğerleridir. Üçüncüsü Fermi’nin icat ettiği zayıf etkileşimdir ve o tüm radyoaktif bozunmalardan ve parçacıkların birbirine dönüşmesi meselelerinden sorumludur. Sonuncusu da Newton Ve Einstein’in kadim, saygın ve ağırbaşlı kütleçekim etkileşimidir. O, Newton’un elmasını düşürebilir, gezegenleri ve yıldızları yörüngelerinde döndürebilir, galaksileri çarpıştırabilir, hatta karadelikleri bile yaratabilir.  

(Parçacık Fiziği, En Küçüğü Keşfetme Macerası, Sezen Sekmen)

Kitap hakkında: Türkçe’si mükemmele yakın (Birkaç hata sonraki baskılarda giderilebilir.), üslubu çok güzel. Birkaçı hariç, konular gayet açık, anlaşılır anlatılmış. Ancak antik çağdaki düşüncelere ve faaliyetlere olduğundan fazla değer verilmiş ve parçacık fiziği teorilerine eleştirel yaklaşılmamış… Yazar; amacı (“Fiziği, uzmanları dışındaki insanlar da anlasın!”), konuya hakimiyeti, ifade gücü sayesinde Türkiye’nin İLK popüler bilim yazarı olabilir. Yukarıdaki iki eleştiriyi dikkate alması şartıyla, dilerim olur!

Not. Kitap ODTÜ (Toplum ve Bilim Merkezi) tarafından çıkarılmış. Başka alanlarda da kitaplar yayınlıyorlar. Nihayet! 50 yıl gecikmiş bir çalışma.        


Beynin Kuantumu

Alıntı: … insan bilincinin kuantum mekaniğine özgü doğasını anlayarak (bilinci bir kuantum fenomeni olarak görmek) zihinsel yaşamımızın kökenini geriye, onun parçacık fiziğindeki köklerine dek izleyebiliriz; bu tıpkı fiziksel varlığımızın kökenini araştırmak gibidir. İnsandaki zihin/beden (zihin/beyin) ikiliği, tüm bu sorunsalın altında yatan dalga/parçacık ikiliğinin bir yansımasıdır. Böylece insan kozmik varlığın ufak bir mikrokozmosudur…

Herhangi bir seçimin kendisi, en basit anlamda, “olası bir düşünce”nin dalga fonksiyonunun çökertilip belirli bir tek düşünceye dönüşmesidir. Bu oluşumun fiziği de beynin Bose-Einstein yoğunluğunun çok olasılıklı kuantum durumundan daha belirgin, klasiğe yakın duruma geçirilmesidir. Seçimlerin hepsi beynin temel kuantum belirsizliği yüzünden özgür ve serbest dolaşır haldedir.

(Kuantum Benlik, Danah Zohar, Çev. Seda Kervanoğlu)

Kitap hakkında: Kitap özetle beynin fonksiyonlarını (bilinç, hafıza…) kuantum mekaniği terimleriyle açıklama gayretindedir. İsmi (Orijinalinin ismi “The Quantum Self” imiş) piyasadaki, sahtekarların yazdıkları “kuantum” adının geçtiği palavra kitapların isimlerini andırsa da, bunlar gibi değildir; ciddidir, kuantum fiziğinin argümanları hakkında doğru bilgi verir; savunduğunun sadece bir tez olduğu akılda tutularak okunması şartıyla yararlıdır. Çeviri iyidir. 


Gözlem, hipotez, model, kuram, yasa ve sözdebilim

Alıntı: Bilim gözlemler ile başlar. Gecenin yarısında bir gürültü gözlediniz. Eğer gürültünün nedeni hakkındaki genel anlayışınız veya hipoteziniz doğruysa, gürültüye kediyi kovalayan köpeğin neden olduğunu öngörebildiniz. Kalkıp böyle bir  durum için kanıt aradığınızda bir deney yapıyorsunz[dur]…

Bir deneyin öngörü ile uyum içinde olduğu her seferinde hipotez güvenirliği ve inanırlığı artar. Birçok sınamadan sonra hipoteze bir kuram denilebilir (Einstein’ın Görecelik Kuramı gibi). Kuramlar çoğu zaman da bir yasayı açıklar. Yasa ise doğadaki bir çeşit düzenlilikle ilgili bir beyandır (Newton’un Yerçekimi Yasası gibi). Kuramlar yasanın düzenliliğinin temel neden(ler)ini gerçek olarak varsayar. Diğer bir hipotez çeşidine ise model denilir ki bu da gözlenen olayların açıklanması için icat edilen gerçeğin bir temsili ya da benzetimidir (Yeryüzünün Tabaka Tektoniği Modeli gibi)…

 (Yanlış Yönde Kuantum Sıçramalar, Charles M. Wynn, Arthur W. Wiggins. Çev. Aykut Kence)

Not. Gözlem-hipotez/model-öngörü [beklenti]-deney-kuram-yasa… Bu sıra her bilim dalı ve onların içindeki her farklı konu için, herhalde geçerli olmayabilir ve bu terimlerle açıklanmayabilir. O nedenle “formülü” sabit, her yerde geçerli olarak telakki etmemek lazımdır.  

Kitap hakkında. 1. Kötü bir çeviri. TÜBİTAK, kitabı 6. kez basmasına rağmen düzeltme ihtiyacı hissetmemiş!..  

2. Kitapta, konuyla alakası bulunmamasına rağmen “Yahudi soykırımı”na, onun inkar edilemeyeceğine dair bir yazı da var! TÜBİTAK, bu durumu bir dip notla bile olsun açıklamaya gerek duymamış! Duysa şaşardım zaten!

3. TÜBİTAK yayınları için genel: TÜBİTAK’ın yayınladığı bilim kitapları (çevirileri) önemli bir hizmettir. Ancak kurumun ve kitap/dergi yazarlarının/çevirmenlerinin “özTürkçe” politikası ve fikriyatı sonucunda dilin ahengi, akışı bozulmakta, zenginliği kaybolmakta, bu da okumada zorlanmaya ve okumaktan zevk alınmamasına neden olmaktadırlar (Aynı problem yüzünden neredeyse yarım asırlık Bilim ve Teknik dergisi kendine has, sıcak bir dil (anlatım) geliştirememiştır.) Keza, bazı (nispeten ağır) kitapların çevirilerinin daha uzman kişilere yaptırılmasını tavsiye ederim! Kitapların “ucuz” olması, onların diline özen gösterilmemesi anlamına gelmemeli! 


Sözdebilim

Sözdebilimlere inancın artması küresel bir eğilimdir. Bu, özlemini çektiğimiz fakat bir türlü bulamadığımız kişisel [ruhsal] güçler arayışına yanıt veriyor. Hastalıklara dermen bulma sözü veriyor. Ölümün son olmadığı sözü bile veriyor. İnsanların, kesin şeyler için doymak bilmeyen iştihasını tatmin ederken, aynı zamanda kolay ve anında yanıtlar sunuyor. Güçlü duygusal gereksinimleri karşılıyor ve manevi açlıkları tatmin ediyor. İnsanlara hiç olmayan şeyleri vermeyi vaat ediyor. Bu nedenle yirmi birinci yüzyıl bilim çağı, sözdebilim çağı olma tehlikesi ile karşı karşıyadır…

 Taraftarlarının bilimsellik iddiasında bulunduğu en çok inanılan beş fikir,

 UFO’lar ve uzaylılarca adam kaçırmalar

  1. Yıldızlara ışınlanma gibi olağandışı beden-dışı deneyimler, ölümden dönme deneyimleri, ruhlar ve hayaletler gibi varlıklar
  2. Astroloji
  3. Yaratılışçılık
  4. ESP ve psikokinez gibi olağandışı güçler

(Yanlış Yönde Kuantum Sıçramalar)


 Kütleçekimi-Kuantum Mekaniği

 Alıntı: … Hepimiz dünyanın güneş çevresinde nasıl döndüğünü betimliyoruz, ama onu döndürenin ne olduğundan söz edenimiz yok. Newton bu konuda varsayımlar yapmadı; mekanizmasına ulaşmaksızın ne yaptığını bulmakla yetindi. Kimse verilmiş herhangi bir mekanizmaya sahip değil. Sahip oldukları bu soyut karakter fiziksel yasaların bir karakteristiğidir. Enerjinin korunumu yasası, mekanizmanın adını almadan, hesaplanmış  ve birbirine eklenmiş niceliklere ilişkin bir teoremdir ve mekaniğin büyük yasaları da mekanizması olmadığı için nicel matematiksel yasalardır. Doğayı niçin arkasında yatan mekanizma olmaksızın betimlemek için matematik kullanıyoruz? Böyle sürdürüyoruz, çünkü bu yolla daha çoğunu bulup çıkarıyoruz…

 … “Kuantum Mekaniği” maddenin, tüm ayrıntılarıyla, davranışının ve atomik ölçüde olup bitenlerin bir betimidir. Çok küçük ölçekteki nesneler, hakkında dolaysız herhangi bir deneyime sahip olduğumuz şeylerin hiçbiri gibi davranmaz. Onlar, dalgalar gibi davranmazlar, bulutlar, bilardo topları, sıçrayan ağırlıklar ya da her zaman gördüklerinizin herhangi biri gibi de davranmazlar…

 … Atomik davranış olağan yaşantıya o denli benzemez ki, ona alışmak çok güçtür ve o herkese, hem yeni hem deneyimli fizikçilere garip ve anlaşılması zor gelir. Uzmanlar bile onu istedikleri biçimde anlayamazlar ve buna güç yetiremeyişleri tamamıyla akla yakındır, çünkü insanca deneyim ve sezginin hepsi doğrudan doğruya büyük cisimlere uygulanır. Büyük cisimlerin nasıl davrandığını biliriz, ama küçük ölçekteki nesneler bu biçimde davranmazlar. O nedenle onlar hakkında öğrendiklerimizi bir tür soyut ya da hayali ve dolaysız deneyimimizle bağlantısız bir tarzda öğreniyoruz.

 (Altı Kolay Parça, Richard P. Feynman, Çeviri Celal Çapkın, Tolga Birkandan)

 Kitap hakkında. Kötü bir çeviridir. Kitabın arka kapağında “Fiziğin Başlıca Konularını Onun En Parlak Öğretmeni Anlatıyor” yemini yemeyin! Bunlara rağmen, fizikçilerin, az da olsa faydalı yorumlar bulabilecekleri bir kitapçık. (ABD’de R. Feynman’ın ölüsünden para kazanma tezgahı var gibi: Onun adının geçtiği kitaplar yayınlanıyor ve Türkçe’ye de çevriliyor.)


 Belirsizlik İlkesi

 Alıntı: Remembering that momentum is the product of the mass of the moving particle and its velocity, we can write

 Δvparticle x Δqparticle ~  h/mparticle

 For bodies which we usually handle this is ridiciously small. For a lighter particle of dust with mass 0.000.000.1 gm both position and velocity can be measured with an accuracy of 0.000.000.01 %! However, for an electron (with the mass 10-27 gm) the product ΔvΔq should be of the order 1. Inside the atom the velocity of an electron should be defined at least within ±108 cm/sec otherwise it will be escape from the atom. This gives for the uncertanity position 10-8 cm, i.e. the total dimentions of an atom. Thus ‘the orbit’ of an electron in an atom is spread out by such extent that ‘the thickness’ of the trajectory becomes equal to its ‘radius’. Thus the electron appears simultaneously all around the nucleus.

(Mr Tompkins in Paperback, George Gamow)

 Çeviri: Momentumun hareketli parçacığın kütlesi ile onun hızının çarpımı olduğunu hatırlarsak,

Δvparçacık x Δqparçacık ~  h/mparçacık

yazabiliriz. Ele aldığımız cisimler tuhaf derecede küçüktür. 0.000.000.1 gr kütleli bir toz parçacığının hem yeri hem hızı %0.000.000.01’lik bir kesinlikte ölçülebilir. Ancak,  10-27 gr kütleyi haiz bir elektron için ΔvΔq çarpımı 1 mertebesinde olmalıdır. Atomun içinde elektronun hızı en az ±108 cm/sn sınırları dahilinde bulunmalıdır; aksi taktirde elektron atomdan kaçacaktır. Böylece konumdaki belirsizlik 10-8 cm olarak çıkar; bu da bir atomun büyüklüğüdür. Atom içindeki bir elektronun “yörüngesi” atomun içinde öyle yayılır ki, yörüngenin “kalınlığı” onun “yarıçapına” eşit olur. Bu da elektronun çekirdeğin etrafındaki her yerde eş zamanlı olarak göründüğü anlamına gelir.   

 Açıklama: h (Plack sabiti) 10-27 büyüklüğündedir. Keza melektron~10-27  ve (elektron atomun içinde-en fazla çapı sınırlarında bulunduğu için) Δq~ratom~10-8 olduğundan, Δv x Δq =  h/m eşitliğinden

Δve 10-8 ~  10-27/10-27 ve buradan Δv~  ±108 cm/sn elde ederiz.

Kitap hakkında: G. Gamow, kuantum fiziğinin neredeyse daha yeni inşa edildiği yıllarda popüler düzeyde yazmayı düşünmüş ve bunu gerçekleştirmiş. İlk baskısı 1940 yılında çıkan kitap sonraki on yıllarda yenilenmiş. Çok sade bir dile ve esprili bir anlatıma sahip (Yabancı dil öğrenmek isteyenlere çok önemli bir ipucu: Gramer kitaplarını ve hikaye kitaplarını atın. Çok az kullanılan gramer özelliklerini ve kelimeleri ezberlemeyi bırakın. Öğrendikleriniz kafidir. Hangi konularla ilgileniyorsanız, hangi alanlara meyliniz/yeteneğiniz varsa, o konulardaki ve alanlardaki yabancı dille yazılmış kitapları okuyun. Örneğin, eğer söz konusu olan fizik ise, burada tanıtılan kitabı okumakla başlayın!) Bir zamanlar Bilim ve Teknik dergisinde Mr. Tompkins’in Maceraları ismiyle kesim kesim yayınlanmıştı. Aynı isimli çevirisi de var; incelemediğim için hakkında yorum yapamıyorum.


Fizik: Matematik, Kütleçekim, Elektromanyetizma, Alanlar, Uzay-Zaman, Gelecekte Fizik

Alıntı: O zamanlar fizik, hesaplama yöntemleri geliştirilmeden ilerleyemeyecek bir noktaya dayanmıştı. İlerleme yapabilmek için, fiziğin bugün diferansiyel ve entegral hesap olarak adlandırdığımız matematik dalına gereksinimi vardı. Tabii ki Newton da bunu anlamış ve diferansiyel hesap yöntemini geliştirmişti. Ama o tek değildi. Büyük matematikçi ve filozof Gottfried Wilhelm Leibniz  de, Newton’dan bağımsız olarak ve Newton’un varlığından habersiz aynı konuyu geliştirmişti [Leibniz: 1684, Newton: 1704]…

İnsanlar çoğunlukla anlayamayacağın şeyler söylerler. Belki de kendileri iyi anlatamıyorlardır. Belki de söyledikleri şey zaten yanlıştır. Bir şey doğru değilse, o anlaşılamaz. İnsanlar senden bir şey istedikleri zaman, sana sık sık doğru olmayan şeyler anlatırlar. Eğer senden istedikleri sadece senin paran ise mutlu olmalısın. Bir şeyi anlamadığında her zaman bu sorunun, senden mi, yoksa başka nedenlerden mi kaynaklandığını soracak kadar yürekli olmalısın…

Doğada toplam dört kuvvet vardır: elektriksel  kuvvet, zayıf kuvvet, yeğin (şiddetli) kuvvet ve kütleçekim (gravitasyon) kuvveti. Belki başka kuvvetler de vardır ve bunları bulabiliriz diye zaman zaman epey çalışma yapanlar oldu ama şimdiye kadar hiç kimse beşinci bir kuvvetin varlığını kanıtlayamadı…

Aslında atomlarla moleküller arasındaki etkin kuvvet, elektriksel kuvvettir (çoğunlukla “elektriksel kuvvet” yerine… “elektromagnetik kuvvet” denir ama, magnetizma, elektriksel kuvvetin sadece bir yan oluşumudur…).

Bu kuvvetlerin her biri için “alan parçacıkları” vardır. Alan parçacığı, maddesel nesnelerdeki gibidir. “Parçacık” dediğimiz madde parçacığı, en küçük elemanter birimlerden oluşur. Kuvvetler, “alanlarla” iletilir… bu alanların da… elemanter birimlerden oluştukları görülür. Yani “alan parçacıklarından”…

Elektriksel kuvvet için foton, yeğin kuvvet için gluonlar, zayıf kuvvet için W ve Z parçacıkları ve gravitasyonel kuvvet (kütleçekimi) için de bir olasılıkla gravitonlar vardır. Bir olasılıkla diyoruz, çünkü şimdiye kadar gravitonlar kanıtlanabilmiş değildirler.

… alan parçacıkları, bir cismin kimliği ile doğrudan ilişkili değillerdir. Alan parçacıklarının ara sıra, sadece kısa bir süre var olduklarını gözardı edersek [… var olsalar bile], bunlar yine de tümüyle reel yani gerçektirler. Kütleleri, yükleri ve başka özellikleri belirlenebilir. Aynı maddesel parçacıklar gibi…

Bir alanı bir yere ittiğimde, bu bozulum, alanda dalga olarak yayılır…

[Sicim kuramı] … oldukça [yeterince] işlenmemiş, karmakarışık kuram[…]… Sadece bu [kuramı ortaya atan] uzman kişiler kendi sicim kuramlarını anlarlar, başka kimse değil…

Bazı kimseler, bir dalganın boyunun ve konumunun aynı anda belirlenmesindeki kesinsizliği [belirsizliği], parçacığın kendine özgü, ayrılmaz bir özelliğiymiş gibi sunup, buna “mikroskobik dünya” adını veriyorlar. Ve böylece fiziğin mikroskobik dünyada, hiçbir şeyin kesinlikle belirlenemeyeceğini ortaya koyduğunu ileri sürüp alaycı bir tavır takınıyorlar. Başkaları da burada bilimin nesnelliğinin sona erdiğini ağızlarında geveliyorlar… Sınırlı dalga katarındaki kesinsizliğin, parçacıklarla ya da parçacık olmayanlarla hiçbir ilgisi yok…

Birçok kitapta “parçacıklar, bazen de dalgalardır” anlamında yazılar vardır. Bununla çok bir şey söylenmemiş olduğundan, parçacıkların dalga olmadıkları anda, bunların ne olduğu sorusu akla gelir. Kitaplar çoğunlukla bunu açık olarak yazmıyorlar, ama bağlantılardan, parçacıkların aslında nokta olarak varsayıldıkları açıktır. Parçacık dalgalarının madde ile etkileşmesi noktasal soğurma ile sonuçlandığından, buradan “noktasal parçacık” kavramının türetildiğine inanıyorum. Bu bakımdan parçacıklar noktalardır. Parçacıklar karşılıklı etkileşmelerde noktalar gibi davranırlar, ama bunun dışında bunlar dalgalardır… 

… fizikçi olmayan birisi… Hawking’in sunduğu kurguların (spekülasyonların) gerçek fizik olduğunu düşünüp, yanlış bir izlenime de yapılır, çünkü o çok ünlü bir fizikçidir ve kara delikleri bile bulduğundan, onun söylediği her şey doğru olmalıdır[?]..

Bay Hawking’in düşüncesi, mekanın ve zamanın bir küreye doğru büküldüğüdür… tüm bunlar sadece düşüncededir, gerçekte bugün elimizde, büyük patlamaya bir saniyenin çok çok azıcık bir anı kadar bile yaklaşacak düşünce araçları yoktur…

Her kim bilgisayarların insanların yerine geçeceğini söylüyorsa, ya bir soytarıdır, ya da senden karşılığını vermeden bir şey istiyordur, belki de istediği paradır…

… bilgisayar düşünemez ve hiçbir zaman düşünemeyecektir de! Düşünme, birdenbire (spontane), apansız olan bir olaydır, bilgisayarlar apansız, birdenbire değillerdir…

Günün birinde evreni tümüyle anlayabilecek miyiz? Evet, beynimiz yeterli kapasitede olduğu zaman… Fizik[,] ilerledikçe kolaylaşır. c=sabit, E(evren)=sabit, F=Δp/Δt, E=mc2, E=hf, S=k lnW; bunlar etkin, kesin bağıntılar. Hepsi tümüyle eksiksiz ve basittir. Bunlardan, evrenin temelde dayandığı çok büyük basit yapı kestirilebilir. Bakarsınız bin yıl sonra bu fizik kitabı üç ya da dört sayfaya indirilebilir…

(Fizik ve Ötesi, Hans Grassman, Çev. Çiğdem Buğdaycı, Çeviri Yenileme ve Türkçeye Bilimsel Uyarlama Yüksek Atakan)   

Not. Yazarın “En ünlü Yunan atom fizikçisi 2400 yıl önce yaşamış… Demokritos’un nasıl olup da atomları akıl ettiğini bilemiyoruz.” demesi, üstelik Demokritos’u “atom fizikçisi” yapması kitabın en komik cümlelerinden biridir!.. “Tevrat’ın en eski bölümü olan Yaradılış Tarihi’nin yazarları ise onlardan [eski Yunanlılardan] daha da ileriydiler. Daha ilk sayfada, yani sadece tek bir sayfada, evrenin oluşumu bir çırpıda, bir sayfanın alabileceği kadar ayrıntıyla anlatılır. Hem de hiçbir formülün başaramayacağı kadar kısa, derli toplu bir anlatım ki bilimsel olarak da doğru. Kimsede bunu ders programlarına alacak yürek olmadığından bunlar okulda öğretilmez. Buna rağmen bunlar doğrudur. Bunu ilk kitabımda anlatmıştım zaten.” yorumu ise tam bir faciadır!


Kuantum sisi

Alıntı: Atom bombası üzerine çalışan ve 1965 Nobel Fizik  Ödülü sahibi Feynman’ın II. Dünya Savaşı sonrası dönemin en önemli fizikçisi olduğu söylenebilir. Yani, kuantum teorisinin fikirlerini biraz zor buluyorsanız, kendinizi yalnız hissetmenize gerek yok. Kuantum teorisinin doğumunun üzerinden geçen 80 küsur yılın ardından, fizikçiler halen teorinin üzerindeki sisin kalkmasını beklemekte. Belki de ancak o zaman teorinin bize temel gerçeklik hakkında ne anlatmaya çalıştığın net bir şekilde görebileceğiz. Feynman’ın da dediği gibi: “Sanırım henüz kimsenin kuantum mekaniğini anlamamış olduğunu gönül rahatlığı ile söyleyebilirim.”

(Biraz Kuantum’dan Zarar Gelmez, Evren Hakkında Kışkırtıcı Bir Kılavuz, Marcus Chown, Çev. Taylan Taftaf)

Kitap hakkında: Yazarın Batı bilim geleneğinin/siyasetinin yansıması olan kimi varsayımları, modellemeleri, teorileri; varolagelen, gerçek, kanun gibi sunması fiziği bilmeyenleri yanıltabilir… Çeviri mükemmele yakın. 


Burçlar ve astroloji

Alıntı: … diğer taraftan kolayca adresleyebilmek için, gökbilimciler gökyüzünü çeşitli büyüklükte parçalar şeklinde parsellemişler ve bunlara genellikle mitolojik kökenli isimler vermişlerdir. Parsellerin her biri bir takımyıldız’a* (constellation) karşılık gelir. Kuzey ve Güney Yarımküreler dahil bütün gökyüzündeki toplam takımyıldız parsellerinin sayısı 88’dir… [Bunların 12’si] Güneş’in yıl boyunca gökyüzünde hareket ediyor gibi göründüğü yol boyunca sıralanmış takımyıldızlar olup, Burçlar Kuşağı [Ekliptik/Tutulum Çemberi] olarak adlandırılırlar… Zodyak Takımyıldızları olarak da bilinirler… Bu hat, Dünya’nın güneş çevresindeki yörüngesinin oluşturduğu düzlemin gökküre üzerine olan [gökküre üzerindeki] izdüşümünü belirler… Bütün gezegenler [ve ay] yaklaşık olarak Tutulum Çemberi düzleminde bulunurlar.

Güneş, 1 yıl süresinde [burçların] her birinde  yaklaşık bir ay misafir kal[ır]… Doğum tarihimizde Güneş’in içinde bulunduğu [Güneş’in, doğup yükselirken “içinden geçmekte” olduğu] burç yaygın olarak kullanıldığı şekliyle “bizim burcumuz” olur… Doğum sırasında burçların, yıldız ve gezegen konumlarının insanların yaşamları üzerinde etkili olduğu şeklinde yaygın olarak günümüze kadar gelmiş olan ve Astroloji olarak da bilinen görüş ve inançların bilimsel hiçbir dayanağı yoktur…  

Ne yazık ki, astrolojiye inananların veya inanmak ihtiyacı duyanların çoğu, astrologlardan, iddia ve tahminlerin doğrulanması talebinde bulunmazlar; tersine, astrolog ve falcıların karışık, dumanlı öngörü [tahmin] ve tavsiyelerine sorgusuz sualsiz inanmayı tercih ederler. Fala ve falcıya inanç, inanan kişi için, kolay anlayamadıkları, bu nedenle karar vermede zorlandıkları karmaşık dünyadan bir kaçış, ona karşı bir sığınak sağlıyor olabilir… Yani, falcılar, en iyimser yorumla, bir “sosyal hizmet” yapıyor olabilirler. Ancak, onlara güvenerek yapılan planlamaların çoğu zaman hüsranla sonuçlandığını veya sonuçlanacağını söylemeliyiz.

(Gökyüzünü Tanıyalım, M. Emin Özel, A. Talat Saygaç) 

Kitap hakkında: Defalarca basılmasına rağmen hataların giderilmesine tenezzül edilmemiş!

Bu yazı (17.05.2009 tarihinden itibaren) toplamda 12071, bugün ise 0 kez görüntülenmiştir.

Leave a Reply