BİLİM FELSEFE DİN Rotating Header Image

Kediler ve Köpekler Üzerine (Mete Tunç)

ÖNSÖZ

 Aşağıdaki yazı, birkaç tanım ve küçük çapta deneyler içermekle beraber akademik değildir; büyük kısmı şahsi gözlemlere ve anılara dayanmaktadır.  

 İlk iki kesim mizah ve hüzün ile süslenmiş gözlemlerden ve anılardan müteşekkil… Üçüncü kesim ise konuyla alakalı bir hatırayı, bir hikayeyi, bazı terimlerin izahını ve birkaç kişisel yorumu ihtiva ediyor.

 Bilginin, mizahın, hüznün (ve sevginin) bir arada bulunduğu bir yazı…      

 I. KEDİ-KÖPEK GÖZLEMLERİM, ANILARIM

 Sadık, vefalı köpek

 Köpeğini başka birine vermek zorunda kaldığını, yıllar sonra, köpeğinin, onu bıraktığı evin önünden geçerken kendisini gördüğünü, havlamaya başladığını, yola inmek için balkon demirlerini zorladığını… Adam neredeyse ağlayacaktı. Hüznüne, yüzüme acı çekiyormuş mimikler vererek iştirak ediyor göründüm ve köpeğinin ne kadar vefalı, sevgi dolu, iyi hafızaya sahip olduğunu mırıldandım; ama içimden gülmek geldi: bir köpek için neydi, nedendi böyle dramatik hisler?! Ondan ayrıldıktan sonra, onu taklit edip sesli olarak güldüm.

 Yıllar sonra aldığım ders: Gülme komşuna gelir başına!

 Doğum

 Çocuktum. Kapı önünde beslediğimiz, hamile ve doğurmak üzere olan kedi ile evin içinde kovalamaca oynuyoruz. Amacım onu rahat biçimde doğum yapabileceği bir yere götürmek. Yakalayamıyorum. Dolabın, kolumun ulaşamadığı en arka bölümüne giriyor ve orada doğum yapıyor…

 Çıkardığım ders: Doğum yapacak kediyi kendi haline bırakacaksın!

 Horlama

 … Masada yemekteydik. Sağımdaki, 50’li yaşlardaki adam kentin 50’li yıllardaki panoramasını anlatıyordu. İlgi ile dinliyordum. Dinlemekten yorulduğumu hissettiğim anda bir horlama sesi gelmeye başladı. Ev sahibi arkadaş karşımdaydı, uyanıktı, o değildi. Solumdaki adam..? Neredeyse masayı titretecek düzeyde bir horlama. Soluma bakamıyordum. Her an gülebilirdim. Bu gülmenin bir patlama şeklinde husule gelmesi çok kötü olurdu. Horlama kesintisiz, aynı gürültüyle sürüyordu. Arkadaş sanki o korkunç gürültü hiç yokmuş gibi sakin bir şekilde dinliyordu; adam da, karşısındaki gürültü kaynağı(?) adama doğru bakabiliyordu gayet medeni biçimde! Acaba o kaynak nasıl bir pozisyondaydı; yani başını geriye doğru atarak mı, masaya kapanarak mı, yoksa masaya dirseğini dayayıp çenesini avucuna almış halde mi horluyordu?! Ne olacaksa olsun, gerekirse bir kahkaha patlatayım, bakmaya karar verdim. Başımı yavaşça sola çevirdim. Adam sabırla, gözleri açık ve ağzı kapalı olarak dinliyordu… O korkunç horlama sesi masanın altında yatan köpekten geliyormuş!

 Sonuç: Bazı köpeklerin horlama sesi insanınkinden farksızmış!

 Kalçamın ısırılışı

 Bir kış günü. Her yer karla kaplı. Akşamın ilerleyen saatleri. Bir arkadaşla sinemadan çıkıp evine doğru yürüyoruz… Dört, orta boy köpek tarafından durduruluyoruz. Belli ki açlar. Birkaç metre uzağımızdaki, giderek güçlenen havlayışları, hırlayışları, daha da yaklaşmaları, kocaman ağızları, keskin dişleri ürpertiyor insanı. Buna rağmen sakinim (“Kriz adamı!”). Köpekten çok korkan arkadaşıma sarılıp, onu sakinleştirmeye çalışıyor, köpeklerin bir şey yapmayacaklarını söylüyorum. Köpeklerle de konuşuyorum! “Çocuklar, lütfen gidin; ablanızı korkutmayın artık.” Ne de olsa “nazik” semtteyiz! Dinlemiyorlar. Bu semtte ecnebiler de var; belki İngilizce de biliyorlardır düşüncesiyle, bu kez, “Please friends; leave us that we could go home.” diyorum. Daha da yakınlaşıyor ve daha da sert havlıyorlar. Arkadaş sessizce haykırıyor: “Şimdi parçalayacaklar. Biz öldük!” Ben,  “Küstüm sizinle!” diyorum ve kolundan tuttuğum arkadaşla yürümeye koyuluyoruz. Üç adım atmadan köpeklerin biri kalçamı kavrıyor ağzı ve dişleriyle. Neyse ki palto ve kot pantolon sayesinde dişlerini geçiremiyor. Bu kadarı da yeter düşüncesiyle, artık dayanamayıp, eğilip bir avuç kar alıyorum elime ve sertçe uyarıyorum. Kalçamı ısırmaya çalışan “şefleri” olmalı. O geri hamle yapınca diğerleri de onu takip ediyor… 

 Not. Sokak köpekleri tek tek veya grup halinde karşımdan geliyorlarsa veya yanımdan geçiyorlarsa onları görmemiş gibi davranıyorum!.. Yine de birkaç kez köpeklerin saldırı girişimlerine maruz kaldım. “Eeyt” diyor, taş alıyormuşçasına eğiliyorum. Bazı köpek türleri ve durumlar için bunun yetmediği muhakkaktır; öyle hallerde bir yerlerin üzerine çıkmak veya bir yerlere tırmanmak lazımdır!.. Köpek saldırıları (büyük oranda) açlıktan, korkudan ve kışkırtılmaktan kaynaklanıyor.

Tavsiye: Kışın, karlı günlerde, ıssız yerlerden geçeceksiniz yanınızda ekmek parçaları taşıyınız!

 Marko ve Karlos

 “Tatildeydik. Eşim, bir kedinin bir köpeğe saldırdığımı görmüş…” Bunu, yaşlıca bir kadının; siyah uzun tüylü, hiperaktif köpeğinin, Panter (Kesim II) ile bir karış mesafedeki kısa süreli bakışmalarından ve “endişelenmeden izlediniz” soru formlu cümlesine verdiğim “benim kedinin çok seri olduğunu biliyorum da ondan” cevabımdan sonra söylüyor. “Can korkusuyla saldırmış olabilir” diyorum…

 Köpeğini daha önce de bahçede görmüştüm. Kedi mıntıkamızda, kediler için bıraktığım çorbayı (ciğer suyunu), sahibinin “yapma Marko” diye bağırmasına rağmen içmişti. Bahçeye kakasını yapmış köpek de büyük ihtimalle oydu!

 Karşılaştığımızda koşup sürtünüyor Marko; köpekçe bir musafaha… Yine bir gün sahibinin önünde bahçede dolanıyor, “dağınık” hareketlerle. Bahçeye bir süreliğine katılan, uzaktan miyavlayan, mama isteyen, yanına geldiğimde hırlayan (dişi) kedi ile bir metre mesafeden bakışıyorlar. Marko kedinin keskin bakışlarına daha fazla dayanamayıp dönüp giderken kedi üzerine atlıyor. Marko “kıy kıy” diyerek sahibine koşuyor. “Olay”, kedinin köpeğin üzerine atlaması, bunu fark eden köpeğin savunma refleksi ile geri dönmesi anında da olmuş olabilir! Neyse, neticede Makro’nun poposunda artık bir ısırık izi ve onun acısı vardı! Sahibi beni pencerede görüyor ve “ne oldu” der gibi bakıyor. “Böyle böyle oldu” diyorum… İlginçti. Kadının bir-iki hafta önce anlattığı olay, gözümün önünde yaşanmıştı ve üstelik kendi köpeğinin başına gelmişti. 

Bir süre sonra Marko’yu “cısçıplak” görüyorum; tıraş edilmiş. Bir köpek daha var yanında. Daha küçük türden veya yavru bir köpek. O da hiperaktif! Marko’nun yavrusu mu yoksa? Bilmiyorum. Kayboluyor! Sahibi kadın sesleniyor: Karloos!

 Not. 2009; yaşlı kadını Karlos’la gördüm. Marko’yu sordum. Ölmüş… 2010; yaşlı kadını yalnız gördüm. Karlos’u soramadım.

 Koşu ve köpekler

 Şimdiye dek iki köpek, bir süreliğine eşlik etti koşularıma. Beraber koştuk iri köpekçiklerle; biraz korktum ama ses etmedim!.. 

 Bir kadının gezdirdiği köpek tarafından neredeyse ısırılıyordum; iyi bir reflekse yola atlayıp kurtuldum! Sahibine tasallutta bulunacağımı vehmetmiş olabilir!

 Not. Bir TV programında karşıdan gelen köpek ve sahibi çiftinin hangi yanından geçilmesi gerektiği anlatılıyordu. Maalesef, kanalı programın ortasında açtığımdan anlayamadım. Öğrenilmeli.

 “İnsani” bir ses

 Evdeyim. Saat gece yarısını geçmiş. Dışarıdan bir ses. Önce aldırmıyorum. Ama kesilmiyor. Kulak kabartıyorum. Sanki birisi ağlıyor, inliyor…

 Lambayı yakmadan ve sessizce balkona çıkıyorum. Balkon camını açtığımda görüyorum ki ses, apartmanın önündeki bir köpekten geliyor! Yavru bir köpek. Betonun üzerine yatmış, arka bacağını havaya kaldırmış ve kaşınıyor. Pozisyonunu değiştiriyor, kaşınmaya devam ediyor. Bu doğal da, ya sesi?! İçerideyken duyduğum gibi, gerçekten insanınkine benziyor. “Kelimeleri” bile anlayabiliyorum: “Uy, uy, uuuyyy; aman, aman, amaan; uy anam, vay anam; anam, anam…”

 “Muhteşem” bir sahne. Bunu bir komşu bozuyor: “Pışt, pışt!” Uyuz köpek, sitemli bir bakış atıp “vıy, vıy” diyerek apartmanın önünden uzaklaşıyor. 

 Sıkıştırma

 Geceyarısını çoktan geçmiş, sabaha yakın bir saatte arka bahçeden gelen ürkütücü köpek sesleri. Camı açtım; tam pencerenin altında iki köpek üçüncü bir köpeği duvarın kenarına sıkıştırmışlar. Karşılıklı havlayışlar birkaç saniye daha sürüyor. Üçüncüsü, başını bir karşı-sağındaki, bir karşı-solundaki köpeğe çevirerek havlıyor. Sıkıştıran iki köpek nasılsa ve nedense uzaklaşıyor. Üçüncü köpeğin belirttiğim biçimdeki havlayışı, “boşluğa karşı” devam ediyor!  “Gittiler akıllım” diyorum. 

 Yılan ve kedi

 Kedilerin yılandan korktukları söylenir. Herhalde bu göreli bir korku: TV’de izliyorum: Bir apartmanın park yeri. Seslerden ve gülüşmelerden anlaşılıyor ki insanlar eğlence olsun diye küçük bir yılanı salıvermişler. Bir kediyi de arkasından. Yılan sürünüyor, kaçıyor. Kedi yanında yürüyor ve patisini yılanın başına dokunuyor, vuruyor. Yılan “yapma”, “git” dercesine başını ona doğru savuruyor. Bu birkaç kez tekrar ediyor… Neyse ki zararsız bir eğlence. 

 Baba kedi/kediler

 Dişi kediler bir dönemde yalnızca bir erkek kediyle çiftleşmiyorlar. Peki bir batında sadece bir erkek kediden mi gebe kalıyorlar?! Bilmiyorum, öğreneyim. Ama bir gözlemim var:

 Bahçedeki dişi kedinin etrafında birkaç erkek kedi görüyordum. Bu dişi kedi son doğumunda 6 yavru dünyaya getirdi Yavruların renkleri, şu sıralar bahçede bulunan erkek kedilerin renklerine birebir uyuyor: “Zenci”nin, bıyıkları bile kara olan kedinin babası şu kara kedi; boz renkli kedinin babası şu boz renkli erkek kedi; beyaz-gri renkli kedinin babası şu beyaz-gri renkli kedi..?

 Bir soru daha: bir doğumda yavru kedilerin iki veya daha fazlası aynı kürk biçimine sahipseler, ana kedi, bir dönemde çiftleştiği erkek kedilerden biri ile birden çok mu çiftleşmiştir?!

 Prenses

 Dişi. En güzel ve zarif kedi. Prenses ismini veriyorum. Apartman girişi merdiven duvarının üzerinde uyukluyor. “miyaav” diyorum, aynı “sözle” cevap veriyor. Çok tatlı. Doğum yapıyor. Yavrularını, üç(+1) taneydi (Bkz. Farklı karakterler) ve hepsi birbirinden güzeldi, munisti, özenle emziriyor… Kediler yavrularını büyüttükten sonra bırakır ama gelip kontrol ederleşmiş. Prenses yavrularını büyüttükten sonra apartmandan ayrıldı. Arasıra geldi. Yavrularını kontrol için miydi, bilmiyorum… Yıllar sonra yakın bir apartmanın park yerinde gördüm, miyavlaması üzerine. Beni tanımış mıydı da..? Yaklaştı ve dokunmama izin verdi. Elbette artık genç değildi; yine de prensesti. En üzücü olan ise kuyruğunun artık olmamasıydı… Prenses bir kez daha apartmana geldi, sevdim. 2010: Prenses yaşıyor; yakın apartmanın park yerinde yeni gördüm, yine miyavlaması üzerine…

 Farklı karakterler

Karakter açısından kediler de farklı farklı… Prenses (ve bir komşu) tarafından bodrumda beslenip büyütülen, ardından bahçeye çıkan 3 kardeş kediden biri sırtıma atlayıp başımı yalıyor, kedice bir teşekkür. Pamuk (Bkz. Kaplumbağa ve kedi) bembeyaz, karakteri annesine yakın. Bir diğeri pek çekingen; toplu yemekte sofra dışında kalıyor, o nedenle payını ayırıp özel olarak veriyorum… 4. bir kardeşleri var, üvey, başka anneden, onlardan bir hafta küçük; Prenses onu da kendi yavrusu gibi besliyor, bodrum penceresinden ilk çıkışlarında ona yardım ediyorum (Bu dört kedi, komşu tarafından, taşınırken götürüldü.)… Bir anne kediye vahşiliğinden yaklaşamıyorum bile, hırlıyor, kaçıyor… Bir yavru kediyi sevme teşebbüsüm tırmık yemem ve elimin kanaması ile son buluyor… Yine bir başka grup kardeş kedilerden biri aile dışından gelen bir kedinin tabağa yaklaştığını fark edince, başını çevirmeden ve yemeğe devam ederken bir patisini, “gelme, buradan yiyemezsin” anlamında, tabağın kenarına sertçe vuruyor.   

 Not. İnsanlarda olduğu gibi yetişilen çevrenin, ilginin, beslenmenin vs. de önemi var(dır) elbette.

 Kaplumbağa ve kedi

 Bahçede kirpiye tesadüf edilmiş bir zamanlar. Bir kaplumbağanın varlığına da ilk ben şahit oldum. Apartman girişi merdiven duvarına doğru yaklaşıyordu kaplumbağa hızıyla. Apartmanın genç kedilerinden biri,  Pamuk, hemen yanıbaşındaydı. Başını hafifçe bir yana yatırmış, şaşkınlıkla bakıyordu: Bu nedir ya?!

 Not. Pamuk ve kardeşleri şanslı kedi grubuydu. Birkaç kanaldan besleniyorlardı. Bir gece, sabaha doğru penceremin altında “of-puf” diye sesler duydum. Baktım, Pamuk “turluyor”. Aşırı yemekten sindirim sorunu yaşıyor, mide fesadı geçiriyor olmalıydı!

 Kediler ve ağaç

 Apartmanın yavru-genç kedilerini beslerken bir sesin yaklaştığını duydum ve akabinde, apartman girişi merdiven duvarının arkasından, aşina olduğum genç, siyah-beyaz tüylü, çevik köpek ortaya çıktı. Beni görünce uzaklaştı. Kedilerin olduğu tarafa döndüğümde kediler sofrada yoklardı. Biraz sonra yandaki ağaçtan teker teker inmeye, “dökülmeye” başladılar!

 Not1. Kedilere, yemeklerini yedikten sonra, “silkinin” diyorum, silkiniyorlar, hemen ardından “patileriniz yalayın” diyorum, patilerini yalıyorlar!

 Not2. Kedi, kuyruğuna yanlışlıkla basılırsa, bunu bilir, derler. Bir-iki kez böyle deneyim yaşadım: kuyruklarına yanlışlıkla bastığım kediler ne kaçtılar ne kızdılar!

 Korsan

Siyah-beyaz tüylü. Erkek. Korsan ismi, bir gözünün
çevresindeki tüylerin, bandı andırır biçimde siyah olmasından, kaybettiği
gözünün üzerini bantla kapatan korsana benzediği için
  geliyor. Sevgi dolu bir hayvan. Bir sonraki doğumda dünyaya gelen anne bir kardeşlerini, anneleri bırakıp gittiğinden, bir anne gibi kucaklıyor, yavrular sanki memeleri varmış gibi Korsan’ın karnındalar!.. Korsan büyüdü, etrafı kolaçan etmeye başladı. Nasıl olduysa bacağı soyuldu. Bir komşu mikrop kapıp ölmesin diye 2-3 hafta eve kapattı. Başka insanlar bunun yanlışlığını dile getirdiler. Birkaç kez veterinere götürüp iğne yaptırdı. Birinde ben götürdüm. Komşu nihayet salmaya karar verdi. Bahçeye bıraktığında oradaydım. Korsan kafesten çıkıp çimlere ayak bastığında boğuk, uzun bir çığlık attı. Ardından hızla uzaklaştı ve galiba bir kediyle kavga etti… Kavgaları bilahare devam etti, çünkü çevresinde erkek kedi istemiyor. Bildiğim iki eşi ona sokuluyorlar… Biriyle çiftleşmesine tesadüf ettim. Diğer erkek kediler gibi birleşme sırasında dişilerin boyunlarını ısırmıyor; patisiyle dişisini okşuyor!.. Artık kirli görünümlü ve bana pek yaklaşmıyor. 2010: Korsan yaşıyor. Baba oluyor. Bir dişi yavru kedi var, tıpkı o!

 İzmirli

 … Panter’in annesi. Yılışıklık derecesinde herkese yakın. Çok da güzel. Kedilere karşı korku ve nefret duyan herkesin duygularını değiştirecek bir kedi…   
***
Üst komşu merdivenlerden çıkıyor. İzmirli de arkasından. Komşu kolunu ileri uzatarak “gelme” diyor. İzmirli duruyor ve merdivenlerden inip bize geliyor. İzmirli “anlıyor”!..
***
Eve geliyor, besliyorum, seviyorum, gündüz uyumasına da izin veriyorum, ama gece çıkarıyorum. Zaten çoğunlukla kendi çıkmak istiyor, evin giriş kapısına gelip miyavlayarak…
***
Onu kızdırdığım da oluyor. Üzerine deodoran püskürttüğümde kaçıyor, saklanıyor; gizlendiği yerden “tetikte” bakışlarla beni gözlüyor. Eve girmesini istemediğim günler, elimde deodoran kabını tutar ve parmaklarımı da püskürtür gibi yaparak, pıs-pıs diye sesler çıkarıyorum; bu durumda bana uzak duruyor ve sanki üzerine deodoran püskürtülmüş gibi silkeleniyor. (Burunlarının çok hassas olduğunu öğreniyorum bir komşumdan… Bir daha üzerine deodoran püskürtmüyorum.)   
***
Peyniri dilimlemiş, antrede, gazetenin üzerine bırakarak bir süre yemesini izlemiş, sonra salona geçmiştim. Bilahare evden çok garip, hayatımda ilk kez işittiğim sesler gelmeye başladı. Ne sesi olduğu anlaşılmaz, şarkı gibi desem değil, derinden gelen, güçlü, ürkütücü olmasa da tedirgin edici ve merak uyandırıcı bir ses. Salondan fırlayıp koridor boyunca odalara doğru yönelmişken, o sesi İzmirli’nin çıkardığını farkettim. Peyniri iştahla yiyor ve o garip sesi, mırıldanmayı yine çıkartıyor. Bir zevk inlemesi miydi?! Galiba.
***
Apartmandan kapısından çıkarırken, İzmirli, kapının hemen dışındaki yavrusunun (Panter) başına hafifçe vuruyor, selamlama babında… İkisi önümde yan yana yürüyerek bana eşlik ediyorlar… Apartman duvarına patilerini dayanıp miyavlayarak pencereden yemek atmamı isteyen İzmirli’yi yavrusu taklit ediyor.
***
Kaldırımda yürüyorum. İzmirli bacaklarıma sürünüp boğuk bir ses çıkararak hızla yolun karşısına geçiyor. Bu beni tanıdığının göstergesi ve kedice bir selamlama.
***
Karşı komşu şehir dışındaki işi nedeniyle gitmiş; günlerce belki haftalarca gelmeyecek. İzmirli evde hapis kalmış. Miyavlamaların karşı daireden geldiğini anlayınca komşunun babasını çağırmak zorunda kaldık. Ah yaramaz İzmirli. Hemen su ve yemek verdim.
***
Can taşıyor bu hayvanlar. Sevmek, ilgilenmek güzel de, bakımları özen istiyor, sorumluluk gerektiriyor. Ve, mutlaka kuvvetli bir bağ oluşuyordur zamanla… Kayıpları üzüyordur sahiplerini… Ben yine anlattığım ölçüde ilgileneyim İzmirliyle… Bazı günler apartman girişinde göremeyince endişeleniyorum. Soluk alıp verişi çok hırıltılı, hasta mı acaba!? 
***
… İzmirli bir daha gelmedi. Bekledim, özledim… Ve üzüldüm. Gerçi ölüsüne rast gelmedim ama…  

II.  ÖZEL BİR KEDİ: PANTER

 İzmirlinin iki yavrusu köpekler tarafından boğazlandı… Köpekler kedileri belki “zevk için” öldürüyor, belki artıkları paylaşmayı istemediklerinden… Kimbilir, belki de kediler onları sinir ediyordur!.. Ama kesinlikle beslenmek için değil! Bilmiyoruz. Yaratışçıların denge, Allah’ın lütfu vs. yorumlarını değiştirmeleri gerekiyor!
***
Yaşayan tek yavru (dişi) yanıma yaklaşıyor ama hala dokunmama izin vermiyor…
***
… Artık yavruluktan gençliğe adım atan dişi kedi apartmandaki bir kedisever tarafından veterinere götürülüp kısırlaştırıldı. Sol kalçasının üzerinde tıraşlı bir bölge var: operasyonun yapıldığı yer. 
***
Ağzının kenarlarını, kaşınıyor ki, sivri yerlere sürtüyor. Bahçede karşılaşıyoruz. Çöküp, kolumu ona doğru uzatıp bekliyorum. Yumuşak bir ses tonuyla bir şeyler söylüyorum. Yavaşça gelip ağzının kenarını parmağıma sürtüyor. Artık dostuz!

Not. Deneme-yanılma yöntemiyle öğrendiğim bir kural: Kedilerle, onlara yaklaşarak değil, onların yaklaşmasını bekleyerek ve sağlayarak yakınlık kurulabiliyor (İzmirli bu kuralı bozan kedilerdendi!) 
***
2005 yılının kışında, iki hafta kalkmayan karın ardından apartman girişinde diğer birkaç kedi ile birlikte görüyorum onu. Beni tanıyor, miyavlıyor. Kendi ekseni etrafındaki dönüşü sevincinin tezahürü. O aylardan itibaren bana ve eve alışıyor. Son iki yıldır da her gün geliyor ve her gece evde uyuyor…
***
Ona Panter ismini verdim. Çok çevik ve yüksek atlama rekortmeni!
***
Az bir kıymayı kedilere vermek üzere bahçeye çıkıyorum. Panter ve bir-iki kedi yemiyorlar, toklar galiba. Tüyleri yer yer dökülmüş, büyük ihtimalle hastalıklı bir yavru köpek geliyor ve kıymayı istiyor. Ona getirmedim ki. Uzaklaştırmak istiyorum gitmiyor. Kabı yere bırakıyorum. Çevresinde ben, yavru köpek ve kediler. Bir süre sessizce bekliyoruz. Adeta yemek duasındayız! Yavru köpek ve Panter yan yana! Bir anda… Köpek, Panter’e yöneliyor, Panter büyük bir çeviklikle kaçıyor ve açık penceresinden, bebekliğini geçirdiği kömürlüğe atlıyor… Kıyma köpeğe kısmet oluyor. Üç saniyede bitiriyor kıymayı köpek ve sırt üstü yatıp “beni sev” diyor. Okşuyorum çaresiz!.. Kediler ve köpekler arasında dostluklara da rastlanıyor. Panter, köpeklerle dostluk kuracak karakterde bir kedi galiba. 
***
Annesi gibi kokmuyor. Kısırlaştırıldığından mı? Ama insanlar için kötü, erkek kediler için herhalde cezbedici o kokunun yokluğuna rağmen, bir gece bir erkek kedinin tasallutuna maruz kaldı. Bir komşu ile beraber kurtardık… Sahi; dişi kediler kısırlaştırıldıklarında hiç mi şey yapmıyorlar?! Yapmıyor, yapamıyorlarsa, o halde yapılan operasyon kısırlaştırma değil hadımlaştırma olmuyor mu?!

 Not. Bazı hayvanseverler, evcil dişi hayvanların ilk doğumlarından sonra “kısırlaştırılması” gerektiğini savunuyorlar.
***
Koltuğa kurulmuş, mutat yalama faaliyetini gerçekleştiriyordu. Yavaşça yanına yaklaştım, başımı başına, burnumu ağzına doğru yaklaştırdım. Önce bir baktı “bu ne yapıyor” diye, sonra burnumu iki kez yaladı, zımpara gibi diliyle.

Not. Kedileri bu kadar yaklaşmak hatadır, tırmık yeme riski yüksektir… Ben o zaman iyi cesaret etmişim. Demek daha başlangıçta karşılıklı güven tesis etmişiz aramızda…
***
Panteri “ev hayvanı” olarak tanımlamak yanlış olur. Çünkü dilediği zaman gelip dilediğinde çıkıyor. Özgür. “Yarı zamanlı ev hayvanı” tanımı uygundur. Kediler için en doğru yöntemin bu olduğu kanaatindeyim. Köpekler hakkında ise, tecrübem bulunmadığından, bir fikir sahibi değilim.
***
Öğleden sonra uykusuna geliyor. Koridordan, o sırada oradaysam oturduğum odanın yanından, yorgun adımlarla ve ilgisiz bir bakış atarak geçip diğer odaya yürüyor ve yatağa, başını yastığa koyarak yatıyor… Kedilerin ortalama uyuma süresinin insanlarınkine göre çok fazla (galiba iki katmış) olduğunu öğreniyorum.
***
Bazen yaklaşmama izin vermiyor, kaçıyor, gizleniyor. Kaçmaları bir tür oyun mu yoksa doğasından gelen bir özellik mi? Veya her ikisi mi?
***
Evde kalmaya başladığı ilk yıl gençti, çok ataktı. Bir gece salonda, balkonda adeta cirit atıyor, ok gibi bir oraya bir buraya “uçuyordu”. Evde avlayacağı bir hayvan yoktu oysa. Sonunda balkondaki saksıyı devirip kırdı. Biraz kızdım. Mutfak penceresini açtım, çıktı.
***
Kedilerin hafızasın çok iyi olduğunu okudum bir yerlerde. Öyleyse, neden, Panter’e kaç defa “fare getirme” dediğim, getirdiği fareleri dışarı attığım halde, neden yakaladığı fareleri yine eve getiriyor!? Kedilerin hafızası iyidir de, sadece yiyecek ve canlarına kast eden tehlikeler konusunda; yoksa insanları sinir edecek konularda değil!

Kediler güya, yakaladıkları fareleri, kendilerini besleyen eve, insana, bir minnet ifadesi olarak getirirlermiş. Hayır efendim; bir övünme vesilesi olarak getirdiklerini söyleseler daha mantıklıdır! Panter’in fare yakaladığını ve getirdiğini, çıkardığı zafer seslerinden (Bir tür, iki notalı ve ince perdenden bir şarkı!) anlıyor, yanında gittiğimde onu farenin yanında yatmış halde, ona “sevgiyle” bakarken buluyorum. Herhalde biraz oynadıktan sonra “afiyetle” yiyordur.

Salondayım. Panter, ağzında kocaman bir lağım faresiyle kapıdan giriyor; planının onu balkona götürüp başarısını kutlamak olduğu belli. Ama bu kez sanki gizlice yapmak istiyormuş gibi sessiz davranıyor. Ama görüyorum. O da bana bakıyor, sakınan, suçlu, ağzı kocaman açık olduğundan kısık gözlerle. Bağırıyorum, kovalıyorum. Fare ağzında dışarı kaçıyor.

Not. Kedileri sevmeyen apartman ve site sakinleri, faresiz bir hayat sundukları için onlara teşekkür etmeliler!
***
Kediler sıkıldıklarında köpekler eğlendiklerinde kuyruklarını sallarlarmış. Panter genellikle “dimdik” kuyrukla geziyor!
***
Bir gün ve gece hiç gelmiyor. Ertesi gün keşfe çıkıyorum. Aparmanın bir kömürlüğünde kilitli kalmış.
***
Kediler kıskanç olur, diyorlar. Bence yanlış; insanlar, insansal özellikleri kedilere yakıştırıyorlar! İstisnai, özel bir örnek denebilir ama, yavru bir kediyi (Korsan) severek Panter’in yanına geldim, ona yaklaştırdım. Yavru kedinin başını yaladı… Sonra Korsan, Panter’in en sevdiği arkadaşı oldu. Karşı karşıya geldiklerinde burunlarını birbirine değdirdiklerini görmek ve, benimkinin yönlendirdiği ve birkaç kez tekrar eden, “Panter’in duvarın arkasına “saklanıp” birden ortaya çıkması, Korsan’a doğru koşması, ikisinin ayakları üzerlerinde yükselip patilerini değdirmeleri, nihayet Panter’in Korsan’ı kovalaması, tekrar…” oyununu(“kedi saklambacı/ebekaçı/elimsendesi”) seyredebildiğim için bahtiyarım: harikaydı, harikaydılar. Aslında çok şaşırmadım, çünkü Panter daha önce başka bir kediye de oyun yapıyordu: apartman girişi merdiven duvarının arkasından aniden çıkıp kediye patisini atıyor, ona hafifçe sarılıyordu.

 Not. Hayvanların plan yapma/pusu kurma özellikleri malumdur. “Kedi saklambacı” da bu çerçevede ve “oyun alt türünde” bir organizasyon yeteneğidir. 
*** 
Yere, yanına uzanıp ciğerini yediği kaba başımı yaklaştırıyorum. Hatta bunu yaparken başını hafifçe itiyorum. Yer gibi yapıyorum. İtiraz etmiyor. Bencil değil, paylaşıyor.

 Ciğerini yerken arkasındaki buzdolabı devrini değiştiriyor. Anında arkasına dönüyor. İnceliyor. Tehlike görmeyince yemeğe devam ediyor. Aynı yerdeki sonraki benzer seslerde irkiliyor ama artık arkasına dönmüyor, çünkü “biliyor”.

 Yemek kabının yanında siyah bir poşet kalmıştı. Katlanmamış haldeydi. Herhalde hava cereyanından biraz kıpırdadı veya kıpırdıyordu. Canlı sandı ki, bir sağa hamle yaptı bir sola (“kedi ikspivi”); ardından bir dokunuş… Cansız olduğunu anladı, ciğere yumuldu!

 Panteri pişmiş ciğerle besliyorum… Peki, önüne, yan yana iki kapta, çiğ ve pişmiş ciğerler verilirse, hangisi tercih edecekti? Bu “deneyi” yaptım: Çiğ olanı tercih etti.

 Not. Ciğeri, bahçedeki kedileri beslerken karşılaşıp kediler üzerine sohbet ettiğimiz yakın bir apartmanda ikamet eden güzel, zarif, genç, kedisever bir kadının önerisi (hatırası!) üzerine pişiriyorum…
***
Panter bir küçük kuş, herhalde serçe yakalamış. Bahçede, yavaş yavaş ve bütün halinde yuttuğuna şahit oldum.
***
Kedilerin geceleyin, göz yapılarından dolayı, daha iyi gördükleri bilinir/söylenir. Ya gündüz? Ne kadar..? Apartman girişi üst-duvarının üzerinde çevreyi (yaşam alanını) temaşa eden Panter, bahçede, 10 metre ötede bir av gördüğünü sanarak onun yanına bütün çevikliği ve seriliği ile gidiyor ki… Av sandığı yavru bir kediydi oysa. “Panter, o fare değil, gitme” demedim, zaten deseydim de dinlemezdi! Fare olmadığını anlayıp geri dönüşünü izledim: Kös kös ricat ediyordu! Acaba Panter’in gözlerinde sorun mu var?
***
Kucağıma alıp okşarken tavanda, duvarda bir yere bakıyor sanki. Orada bir şey mi var, diye kontrol ediyorum: Yok. Öyleyse “boş boş” bakıyor!
***
Odanın kapısını, nedense, çıkmasın diye mi, girmesin diye mi, aniden kapatıyorum. Arada kalıyor. İçim cız ediyor. Neyse ki hiç bir şey olmuyor.
***
Televizyonda kuşların ve balıkların yer aldığı bir belgeseli büyük bir dikkatle ve “ilgiyle” izledi!..
***
Apartman girişi üst-duvarına çıkıp mutfak penceresinin önündeki demirlere (ferforje) atlayıp mutfağa giriyor (Geldiğini demire çarpma sesinden anlıyorum!) ve aynı yolla çıkıyor genelde. Fakat son zamanlarda (bazen) giriş kapısından almaya başladım ve (genelde) pencereden değil ev kapısından çıkmak istiyor, ki o nedenle kapının yanında bekliyor!
***
Seslere karşı aşırı duyarlı. Bir sazımı yay kullanarak çalmayı denediğimde, yandaki koltukta durup bütün dikkati ile bakıyor, ilk kez duyduğu sesin ne olduğunu anlamaya çalışıyordu.

Yazıcı çalıştığında yanına gidiyor. Seslerin nereden geldiğini öğrenmek istiyor…

Elektrikli süpürgeden çok korkuyor, başka odaya kaçıyor.
***
Yatakta sırt üstü yatıyor, onu karnımın, göğsümün üzerine koyuyor, okşuyorum. Başına “tık-tık” vuruyorum, “başın sadece kemik, taş kafa” diyerek. Mest hali devam ediyor. Şiddeti artıyorum. Biraz duraksıyor. İyice sert vuruyorum. Aniden bakışları sertleşiyor, homurtulu bir ses çıkarıyor ve aynı anda elimi dişleriyle yakalıyor! Isırmıyor, hemen bırakıyor. Özür dilercesine sarılıyor ve usul usul okşamaya devam ediyorum! Bir daha dener miyim!
***
Beraber uyuyoruz veya gecenin bir yarısı yanıma geliyor. Odanın kapısının kapalı olduğu günler, uyuduğu balkondan gelip, odanın kapısını tırmalayarak (“çalarak”) içeri almamı istiyor.

Bir keresinde yatağın ortasında yayıp uyudu; kaldıramadım…

Bir arkadaşım bir kediyle uyuduğum için bana şaşıyor. Bazen, bir hayvanla yatıyor olmak benim de garibime gitmiyor değil; çünkü “ne de olsa bir hayvan…” Fakat,  Panter sadece bana güveniyor, yalnızca benimle yatıyor, ellerimi yalıyor, kendini bana sevdiriyor, patisiyle bana sarılıyor, diye düşününce…
***
Bir sabah yanağımı yalayarak uyandırdı. Çişi gelmiş, çıkardım. Bir gece yarısı da çıkmak istedi. Tuvaletini yapıp geldi. Eve hiç tuvaletini yapmadı (Sadece iki kez kustu! Döktüğü tüyleri hiç saymıyorum!). Bu eğitimin veya “aklının” bir sonucu değil; yavruyken tuvaletini dışarıda yapmayı öğrenmesinden kaynaklanıyor kanımca.
***
 İki kez, sabah uyandığımda, yanımda, yüzü bana dönük halde yatar ve çekik, iri gözlerini bana dikmiş halde buluyorum onu. İnsan gibi bakıyor! İçime işliyor. Müthiş, heyecan ve mutluluğun bir arada olduğu bir duygu. O sırada “aklından” neler geçtiğini bilmeyi ne kadar isterdim. Sadece “anlamak istiyor” diyebilirim ama o da kesin değil: insan çeşitli nedenlerle yakıştırmalarda bulunabiliyor.
***
Bazen arabaya atlıyor, içinde dolaşıyor, hareket edecekken iniyor. Bir seferinde inmesine fırsat vermeden kapıyı kapatıp yola çıktım. Şaşırdı, belki korktu. Biraz dolaştırıp indirdim.
***
Panter bana hayvan/kedi gibi görünmüyor! Peki ben Panter’e nasıl görünüyorum acaba; “amorf” bir kedi gibi mi?!.. Şaka/mecazi anlam bir yana, kediler, iki ayaklı ve kendilerinden onlarca kat büyük bir canlı olan insanları nasıl, ne biçimde, renkte görüyor, algılıyorlar?! Bir bilebilsek!..
***
Pille çalışan, havlayan bir oyuncak köpek vardı evde bir zamanlar. Herhalde depodadır. Onu çıkarıp bir odada havlatayım. Diğer odadaki Panterin tepkisini izleyeyim!

 Not. İnternette bir arkadaşa Panter’i, radyatörün yanındaki minderde uyurken gösteriyorum… Arkadaş minik bir köpeği olduğunu,  uyurken iç çektiğini söylüyor. Panter’i onun köpeği ile bir araya getirmeyi düşündüm…
***
Ön ve arka bacakları havada sırtüstü, ön ve arka bacakları gergin halde yan, ön ve arka bacaklarını vücudunun altına alarak başı havada uyurken çok şirin. 
***
TV’de bir kedi aynadaki görüntüsüne saldırıyordu. Panterin karşısına ayna koydum. Aldırmadı!
***
Panter, yemeğini hazırlarken sabırla bekliyor. Annesi tekrar tekrar tezgaha zıplardı.
***
Kedilerin kulaklarını çevirebilmeleri, radar/gözlemevi gibi hareket ettirmeleri ilginç. Panter’de bunu gözlemek eğlendirici.
***
“Kedilerin yüz ifadesi yok” deniyor, çünkü yüz kasları yokmuş. Ama gözler..? Yağmurlu bir akşam apartman penceresinin arkasında görüyorum Panter’i. Islanmış, miyavlıyor. Gözleri, daha doğrusu bakışları “beni içeri al lütfen” diyor.
***
Burnumu her daim ıslak burnuna sürtüyorum. Dudaklarımı içeri kıvırıp yanaklarından öpüyorum.
***
İzmirli de öyleydi; Panter’in masrafı çok az, dertsiz… Sevgi veriyor. Ve tabii ki öğretiyor: kediler hakkında çok şey öğreniyorum ondan… 
***
***
Bir akşam misafirliğe giderken evde kapalı kalacağını “anladı” ve çıkmak istedi. Dönüşte yoktu. Ertesi gün akşama kadar gelmedi. Akşam, apartmana yakın çamlığın ortasındaydı. Boğulmuştu… Hıçkırık. Haykırmamı boğazımın çıkışında engelleyişim… Son kez okşadım yüzünü, başını… Kaskatıydı, diğer (boğulmuş) kedi leşlerinde görüldüğü gibi tüyleri sanki ıslanmıştı… Boğazında geniş bir ısırık izi vardı. Canım, sıkıştı kaldı mı çalılar arasına? Yoksa uykudayken mi?.. Çamların yanındaki çukur, yanındaki çamur birikintisi ve taş onun için hazırlanmıştı adeta. Gömdüm. 08.11.2007. 3.5 yıl yaşadı.

Gece gelmeyince mutfak penceresinden sık sık baktım; fakat bahçeye çıkıp seslenseydim mutlaka çıkardı. Akşam giderken veya gece geldiğimde pencereyi açık bıraksaydım…Vicdanım sızlıyor. “Keşke” demek fayda etmiyor…

Öldürülürken hiç acı çekmemiş olması ihtimali küçük arkadaşımın, dostumun, kızımın, sevgilimin, bir teselli olacaktır.

2010 Mayıs. Geçenlerde alışveriş merkezine gittim. Et reyonunun önünden geçerken Panter’e ciğer alışlarım ve Panter aklıma geldi. Gözlerim doldu… Onu özlüyorum… Hayatımda başka kedi olmadı! İnsan bir kere severmiş!

 İçime hep hüzün doluyor
Yine sensiz sabah oluyor
Geçiyor günler ömür doluyor.
(Yıldırım Gürses)

 III. ALINTILAR VE YORUMLAR

 Nefret ve merhamet

 Alıntı: … kedi[yi]… Kapı dışarı edeceğim. Acıyor, yapamıyorum. Kâh da canım burnumun ucuna geliyor, şunu öldüreyim diyorum. Yine yapamıyorum. Çekiyorum… Bir düziye bağırıyor. Aç da değil. Dükkandan gelirken bolet getirdim, verdim. Henüz yedi. Uyku gitti. Sinirlendim. Elime geçen bir şeyle kediye vurdum. Bir elim de yaralandı…

 Dinlenip uyuyacağım. Yine bağırmaya başladı. Çıldırmamak bir şey değil. Uyuyamadım. Şu kediyi sokağa atıvermeli, yahut çekmesin diye öldürmeyi kaç kere düşündüm. Hayvandır, ne kabahati vardır diye yapamadım. Onun yerine ben çekiyorum. Bu belâlı hayatımda, hiç görmediğim ağır günlerimde bir de üste kediyi çekmek pek güç, ama çekiyorum. Şimdi de istirahatı bırakıp ona süt almalı. Bugün kasaplar kapalı. Bir hekim, böyle hayvanla, pislikle [pisliğiyle] yaşasın, olmaz şey. 
(Cumhuriyet Devrinin Perde Arkası, Dr. Rıza Nur)

Not. Evde kedi-köpek beslenmeye şiddetle karşı olan Rıza Nur’un (Fransa’dayken) kediye bakmak zorunda kalması ve nefretine rağmen merhamet hissi istihzalı ve dramatik bir durum!

Zarafet

Alıntı: Ahmet-ür-Rıfai… Uykuya daldığı bir Cuma günü bir kedi eteğinde yatar, uyur. Uyanınca kedinin yattığını ve namaz vaktinin de geldiğini görünce hanımından bir makas ister. Getirilen makasla kediyi uyandırmadan eteğini keser. Sonra, eteği kesilmiş olarak namaza gider. Dönüşte kedi uyanmış ve kesilen bıraktığı eteğin parçasından kalkmıştır. Eteğin kesik parçasını eline alır ve yerine diker. Hanımının bundan hoşlanmadığını görünce,”Şeyh Salih’in kızı” der, “sıkılma, bu hayırdan başka bir şey olmadı. Bana da bir zorluk vermedi. Bilakis bunda iyilikler hasıl oldu.”
(Tarikatlar, Ahmet Güner)

Not. Yanıbaşında bir şey “kırt-kırt” diye kesilecek de kedi uyanmayacak! Kedi sağır mıymış?! Yapay da olsa bu hikâyeyi sevdim. Ben de olsam öyle yapardım.

Kuran’da, Allah’ın kimi kafirleri-mecazen veya değil- maymunlara/domuzlara çevirdiğini anlatan ayetlerde bir sıfat dikkat çeker: aşağılık. “Allah” kendi yarattığı, üstelik genetik olarak, insanla yüzde 98 küsur oranlarında aynı yarattığı hayvanları “aşağılık” diye anmaktadır! Ne “insanca” bir söylemdir!.. Kuran’da hayvan hakkı, hayvan sevgisi/dostluğu hakkında ayet(ler) var mıdır, hatırlamıyorum. Peki, bizim toplumumuza mensup pek çok insanda görülen hayvanlara eziyet etme davranışı İslam kaynaklı mıdır? “Evet” demek haksızlık olur; ama belirtildiği gibi, temeli Kuran’a dayalı bir alışkanlık, bir gelenek, bir kültür kurulamamış, yaratılamamıştır. Fakat, tarihsel süreçte, toplumdaki merhametli insanlar sayesinde veya “yüzünden”, mesela, imamlar tarafından hadisler uydurularak veya yukarıdaki gibi öykülerle İslam’a hayvan sevgisi dahil edilmiştir. Böylece, söz gelişi, hayvanlara zulmeden kişilere hitaben, eziyet ettiği hayvan kast edilerek “o da Allah’ın bir kulu” deyişi ortaya çıkabilmiştir.       

Bilinç

Alıntı: İnsani koşullarda bilinç kelimesi, onun türlü anlamlarını tamamıyla örten bir anlam ve çağrışım bütününü ifade etmek için kullanılır: Zihin, zeka, akıl, amaç, niyet, farkındalık, özgür irade kullanımı, vb. Bu  kavramların bazıları yüksek düzeydeki hayvanların bilinçli davranışını ve bazıları da amip gibi basit yaratıklarınkini betimlemek için kullanılır.”
(Kuantum Benlik, Donah Zohar, Çev. Seda Kervanoğlu, s. 264)

“Öleceğini bilen tek canlı insandır” deniyor belgesellerde. Hayvanların tehlikeden (mesela avcı hayvanlardan) kaçması sadece içgüdüsel bir davranış mıdır? Bu soruya “evet” desek bile, hayvanlar, türdaşlarının veya başka hayvanların avlandıklarını veyahut onların leşlerini görmüyorlar mı?! Ya fillerin kendilerinden önceki fillerin öldükleri yerleri, onların kemiklerini ziyaret etmeleri (Ne derece doğruysa?)?.. Elbette başka, çok sayıda örnek… O nedenle, hayvanlar hakkındaki hüküm içeren sözlere hemen itibar etmemek gerek!

 İnsan biçimcilik (Antropomorfizm)

 Alıntı: Yun. ανθρωπος/anthrōpos = insan; μορφη/morphē = şekil, biçim), insan niteliklerini başka bir varlığa atfedilmesi. Hayvanlar, cansız varlıklar, doğa güçleri ve çok ve tektanrılı dinlerdeki Tanrılar ve daha başka kavramlar, antropomorfizm konusu olabilir.

 Eski Yunan dinlerinde antropomorfizm, Homeros ve Hesiodos’un Tanrıları insan gibi anlatmasıyla başladı.Buna karşılık, pek çok Eski Yunan düşünürü, yurttaşlarının dini görüşlerine karşı çıktı, antropomorfizmi eleştirdi, soyut tek tanrılı inancı savundu. Mesela Aristo’nun Fizik kitabındaki ilk unsur, hiç bir insani özellik taşımaz. İslam dini, Tanrı’nın antropomorfik düşünülmesine karşı çıkan dinlerin başında gelir.
(http://tr.wikipedia.org/wiki/%C4%B0nsan_bi%C3%A7imcilik)

Alıntı. İnsan niteliklerini başka bir varlığa, özellikle Tanrı’ya aktarılması.

İlkel insanlarda başlayan bu tasarım, önce cansızları canlı saymakla başlamıştır. Daha sonra, tanrılara, çeşitli mitolojilerde görüldüğü gibi, insan biçimi ve nitelikleri yakıştırılmıştır. Bu anlayış, antikçağ Yunanlılarında, Homeros-Hesiodos ikilisinin tanrıları insan biçiminde ve insan niteliğinde olarak düşünmeleriyle başlamıştır. Homeros-Hesiodos’un mitolojik tanrıları, insanlar gibi; sevişirler, düşünürler, kıskanırlar, acı çekerler ve birbirlerinin ayaklarını kaydırırlar. Bu anlayışın nedeni, Yunanlıların her şeyi canlı, devimli[?] biçimli düşünme eğilimleridir ve ilkel canlıcılığın izlerini taşır. Antropomorfizmin örnekleri ilahi dinlerde de görülür. Örneğin Hıristiyanlığın Andians tarikatı, kutsal kitaptaki sözlerin gerçek anlamıyla anlaşılmasını önerir ve örneğin tanrının eli deyimini etki anlamında değil insanlardaki al [el] anlamında anlar. Müslümanlık ve Yahudilik’de bu örtülü bir biçimde gerçekleşmiştir. (http://mitoloji.info/felsefe-sozlugu/antropomorfizm.nedir)

Hayvanlarda, bilinç kapsamına giren, mesela zekayı gözleyebiliyoruz. Peki farkındalık’ı? Örnekleyeyim: Panter kendisinin bir tür, benim farklı bir tür olduğumun farkında mıydı? “Tabii yani” denecektir. Ama, farkındalık”ı bir adım daha genişletip, soruyu “Panter farklı türler olduğumuzu, niteliklerimizi, yapabildiklerimizi vs. fark ettiği (“düşündüğü”) zaman kendini mutsuz hissetmiş midir” diye sorarsam, ve cevap olarak “evet” dersem, herhalde antropomorfizm yapıyor olurum!.. Panter’in son haftalardaki davranışlarını, bakışlarını “analiz edince”, yukarıdaki olasılığı düşünmüştüm. Elbette buna “iman etmemiştim”, doğruluğunun ihtimalini düşük görmüştüm. Hala düşük görüyorum.
***
Kimi insanların kedilerinin sözcük ifade ettiği iddiaları (mesela, “bana anneciğim” dedi söylemleri) herhalde antropomorfizme örnek teşkil eder. Kedisinin gözbebeğinde kuş gördüğünü söyleyen birine dahi rastladım; bu “iman” hangi terimle açıklanır acaba?!

 Biyofili

 Alıntı: … biyofili… insanoğlunun diğer canlı organizmalara karşı doğuştan gelme [gelen] duygusal yakınlığı…
(Doğanın Gizli Bahçesi, Edward O. Wilson, Çev. Aslı Biçen)

Kedi hastalarına bilimsel dilde acaba “aşırı biyofili” mi deniyor?! Böyle insanlar tanıdım. “Allah” onların yakınlarına, komşularına, iş arkadaşlarına ecir sabır versin!.. Tabii, “anti biyofili”lere de merhamet duygusu..! Kedilerden korkanlar ise… Onu da onlar düşünsün!

Etoloji

Alıntı: Etoloji doğal ortamında hayvan davranışını inceleyen bilim dalıdır. Radikal etolojik yaklaşımda, davranışsal incelemeler vahşi doğada yapılmak zorundadır, çünkü hayvanların tepkilerinin doğal ortamları dışındayken bir anlamı olamaz. Hayvan tek başına tüm sistemin yalnızca bir bileşenidir, ve sistem onun içinde bulunduğu ortamı da içermek zorundadır.
***
Hayvan davranışı kabaca üç ana sınıfta toplanabilir:

Refleksler: belirli dış etkiler sonucu tetiklenen ani, istem dışı tepkilerdir. Reflekssel davranış yalnızca ona neden olan etki varolduğu sürece devam eder. Dahası, tepki şiddeti etkinin gücüne bağlıdır. Refleksler yürüme ve diğer yüksek koordinasyon gerektiren işlerde kullanılırlar.

Yönelimler: hayvanı bir etkinin geldiği yöne veya ters yöne doğru yönelten davranışsal tepkilerdir. Yönelimler birçok farklı tür hayvanda görsel, kimyasal, mekanik ve elektromanyetik olaylar karşısında oluşur. Karıncaların yol takibi kimyasal, sinek larvalarının ışığa ilerlemesi ışıksal yönelime birer örnektir.

Sabit davranış kalıpları: refleksler gibi bir etki karşısında oluşur, fakat etkinin bitiminden sonra da sürer. Tepkinin şiddeti ve süresi de, reflekslerin aksine, etkinin şiddeti ve süresine bağlı değildir. Sabit davranış kalıpları istemli olabilir, ve basit bir reflekse sebep olanlardan çok daha geniş bir etki yelpazesi sonucu oluşabilirler. Örnek olarak ağustosböceklerinin ötüşü ve çekirgelerin uçuş kalıpları verilebilir.
***
Canlılarda davranışa neden olan başlıca uyarılar; sıcak, soğuk, ışık, ses, kimyasal maddeler, yer çekimi gibi dış faktörlerle açlık, susuzluk, ağrı gibi iç faktörlerdir. Ayrıca organizmalar, çevredeki diğer canlı ve cansızlara karşı da belirli bir tepki gösterir.
***
Davranışın organizmalar sağladığı iki temel yarar şöyle verilebilir:

  • Bireyin yaşamını sürdürebilmesini sağlar.
  • Yavru yapma düzenini etkileyerek türün devamına yardımcı olur.

Canlıların hayatta kalmasını sağlayan davranışları besin sağlamaya, düşmanlarından kaçıp korunmaya, üremeye ve yavrularını büyütmeye yönelik tepkilerdir.
***
Davranış biliminin öncüleri:

Ivan Petrovich Pavlov: Rus Fizyolog Ivan Pavlov her ne kadar en iyi çalışmalarını davranış alanında yapsa da 1904’te tıp alanında Nobel ödülü aldı.

John B. Watson (1879-1958): Amerikan psikolog.Davranış biliminin kurucusu olarak tanınır. John Watson davranışlar gözlenirken aynı zamanda kişilerin iç dünyalarının, düşüncelerinin ve hislerinin de incelenmesi gerektiğine inanıyordu.

Konrad Lorenz: Avusturyalı zoolog.  Konrad Lorenz 1973’te tıp alanında Nobel ödülü almıştır. Çağdaş davranış biliminin kurucusu olarak bilinir. İnsanlar ve hayvanların davranışlarında iç dünyalarının yanı sıra çevredeki olayların ve genetiğin de etkisi olduğunu savunurdu.(http://www.msxlabs.org/forum/zooloji/12792-etoloji-hayvan-davranis-bilimi.html)

 Hayvanların “bilmesinin” yalnızca veya çoğunlukla genlerle (içgüdü) açıklanabildiği birçok örnek gözlemliyoruz, okuyoruz, dinliyoruz. İnsanlar için somut örnekler nelerdir ve genlerle gelen bilgi ne derece etkilidir, ne orandadır; bu konuda pek bilgim olmadığından fikrim de yok!
***
Bir habere göre, (galiba) 30 yıla kadar hayvanlarla iletişim kurulabilecekmiş. Herhalde, ne istedikleri, nerelerinin ağrıdıkları vs. anlaşılabilecekmiş. Böyle haberlere şüpheyle yaklaşmak gerek…
***
Yazıyı birer alıntı ve soruyla nihayetlendireyim:

… [insan] beynin[in] kaba yapılanmasını yani morfolojisini oldukça iyi biliyoruz, bunu gösterebilecek yöntemleri kullanıyoruz. Ama açık söylemek gerekirse Ama açık söylemek gerekirse, beynin fizyolojisi söz konusu olduğunda o kadar iyi değiliz.

 Beyni çözebilmek için birçok soru soruluyor: Utanma duygusu nereden geliyor? Ayıp ile beynin ilişkisi ne? Omurilik, beyin, orta beyin[,] üst beyin arasında bir ilişki var mı? Beyin tabanındaki çekirdekçikler nedir, niye gereklidir? Ağrı çekmenin frontal loblarla ilişkisi var mı? Bunları merak ediyorum, ama maalesef bildiğim şeyler, merak ettiğim şeylerin cevabını vermeye yetmiyor. (Prof. Dr. Yücel Kanpolat, NTVBLM, Nisan 2010)

 İnsan beyni hakkında bildiklerimiz-bilmediklerimiz bunlarmış; hayvanların beyinlerini çözmek daha mı kolay?!

Bu yazı (17.05.2009 tarihinden itibaren) toplamda 15934, bugün ise 0 kez görüntülenmiştir.

7 Comments

  1. pitbull diyor ki:

    cok teşekkür ederim.. yazınız için

  2. Mete Tunç diyor ki:

    Ben de okuduğunuz ve bildirdiğiniz için… Sağolunuz

  3. Gözlemci diyor ki:

    Hayvan şuursuz varlık diye büyüdük. Şimdi hayvanı kendimize mürşit yapıyoruz.
    Hayvanı kendimizden aşağılıyorduk, şimdi kendimizden üstün tutuyoruz.
    Kendimizi yakışıklı-huri görürken, şimdi hayvanları yakışıklı-huri görüyoruz.

    Bu gidişle, hayvanla birlikte yer, hayvanla birlikte içer, ve hayvanla birlikte doğada yaşarız herhalde.

    Hayvan sınıflaması erkek-kadın sınıflamasına benzemiş.

    Sonuç olarak temel olan Adem-İblis sınıflamasının türevlerini yaşıyoruz.

  4. Mete Tunç diyor ki:

    Kıymetli şerhiniz için teşekkürler.

  5. Nilay Karaman diyor ki:

    çok hoş olmuş sagolun :) ayrıca hd film izle http://www.hddirekizle.com film sitesine bekleriz.

  6. petlebi diyor ki:

    Bir solukta okudum çok beğendi,horlayan bi köpeğim var benimde

  7. Mete Tunç diyor ki:

    Nilay Karaman ve petlebi.. teşekkürler

Leave a Reply