BİLİM FELSEFE DİN Rotating Header Image

Işık kirliliği

Uzaydan fark edilmek…

Hava kirliliği, toprak kirliliği, su kirliliği, gürültü kirliliği derken modern insanın karşısına bir de ışık kirliliği ve ışık kirliliğiyle mücadele etme yöntemi çıkıverdi. Peki, çevremizde fark ettiğimiz ve rahatsız olduğumuz ışığın neden bu kadar fazla kullanıldığı sorusunu ürkek şekilde kendimize sorduğumuzda oluyor zaman zaman. Fakat algısal olarak rahatsız olduğumuz ışık yoğunluğu normal olan – olmayan şeklinde bir değerlendirmeye de giremiyoruz. Çünkü bize gelişmişliğin ve modernliğin göstergesi olarak sunulmakta ve bu şekilde yutturulmaktadır.

Çok değil birkaç yıl önce izlediğim bir programda Avrupa’nın, Amerika’nın, Çin’in, Hindistan’ın, Dubai ve Singapur’un bazı şehirleri gece uzaydan bakılınca fark ediliyormuş gerçekliğini öğrendim. Ve kendi kendime şu soruyu sordum: uzaydan bakılınca neden ülkemiz büyük şehirlerinden İstanbul, Ankara, İzmir ve benzeri iller görünmüyor. Günümüzde biraz araştırmayla gördüm ki önemli olan uzaydan falan görünmek değil, önemli olan ürettiğin veya satın aldığın elektrik enerjisini nasıl kullandığındır. Eğer düzgün ve doygun bir biçimde kullanılırsan hem israftan kaçınmış olursun hem de aşağıda açıklayacağım üzere çevreye verdiğin zararı en aza indirirsin….

Gelin beraber ışık kirliliğinin ne olduğu konusunda yapılan bilimsel tanımlamaya bakalım.

Işık Kirliliği:

Işık kirliliği kısaca dış aydınlatmanın bir yan ürünü olarak da tanımlanabilir. Işık kirliliğini azaltmak için aydınlatılması zorunlu bölgelerin, yalnızca aydınlatılması gereken zaman diliminde ve gereken düzeyde aydınlatılması gereklidir. Işık kirliliği hakkında bilgi verirken, üç temel bileşenden bahsedilmektedir. Bunlar:

  • Gök parlaması
  • Işığın aydınlatılacak bölge sınırlarının dışına taşması
  • Kamaşma

Görüldüğü üzere ışığı fazlaca kullanmanın üç temel zararı vardır. Bunlardan birinci madde daha çok astronomi ile ilgili bir zararın sonucudur. Gökyüzüne yöneltilen ışığın yıldızları tam anlamıyla göremememize, uzaydaki cisimlerin gözlemlenememesi, Gök parlamasının artması gökyüzündeki karanlık bölgelerin parıltısının da artması anlamına gelir. Siyah gök fonunun üzerinde yıldızlar ve diğer gök cisimlerinin oluşturduğu kontrast azalır. Astronomlar gözlem yapacaklarında havanın kuru, gökyüzünün açık olduğu, karanlık geceleri tercih ederler. Şehir dışındaki yerleşim alanlarının tipik gökyüzü koşullarındaki zenit parıltısı, doğal gök koşullarındaki zenit parıltısından 5 ila 10 kat daha fazladır. Şehir merkezlerinde ise zenit parıltısı doğal geri plan parıltısından 25-50 kat daha parlak olabilir. Profesyonel ve amatör astronomların ölçüm sonuçlarına göre, gök parlaması değerleri tüm dünyada hızla artış göstermektedir. Teknik olarak bu şekilde bir zarara yol açmaktadır. …

İkinci maddede ise tamamen ışığın kullanım amacının dışına çıkılması gibi bir durum vardır. Estetikten yoksun alelade ve ilgiyi dağıtan kalitesiz bir ışıklandırma yöntemi ortaya çıkmaktadır. Açıkçası arap yağı bol bulunca ……… sürermiş gibi bir durumdur yani…

Üçüncü maddede ise tamamen doğal ışık düzeyinin dışına çıkılmasının ortaya çıkardığı bir durumdur. İnsan ve hayvanlar üzerinde bu kamaşma bir karmaşa olarak meydana gelmektedir. Kamaşma beraberinde algının ve ilginin dağılması ve bunun dışında psikolojik ve fizyolojik olarak zarar vermektedir…

Yukarıda sıraladığımız bu zararların canlılar üzerindeki etkileri kaçınılmaz. Gelin haftaya bu zararların astronomik araştırmalar, insanlar, hayvanlar ve bitkiler üzerindeki etkilerine bilimsel araştırmalar ışığında bakalım…

Saygılarımla..

Bu yazı (17.05.2009 tarihinden itibaren) toplamda 7993, bugün ise 0 kez görüntülenmiştir.

Leave a Reply