BİLİM FELSEFE DİN Rotating Header Image

ALLAHA İNANAN MARKSİZM 2

.
Tekrar merhaba arkadaşlar.
Ben bütün kalbimle, umuyorumki aşağıdaki yazımda ve bundan sonraki yazılarımdanda, herkes kendi payına düşeni, hiç bir düşmanlık yapmadan, ön yargısız ve saygıyla alır, üzerinde düşünür ve değerlendirir.Benim yazılarımda ve çalışmalarımda amaç, karalamak, düşmanlık yapmak değil, doğruya yaklaşmaktır.Fikirlerim, düşüncelerim, dolayısıyla geliştirmeye çalıştığım çizgi, geliştirmeye çalıştığım yol, doğruya giden yegane yol değildir zaten.Elbette aynı tarafa giden farklı yollarda olmalıdır.Benim çalışmalarımda ancak bu yolların tamamlayıcısı olabilir.
Zaten insan yaşamı bir bilgiler toplamıdır ve bu bilgilerin diyalektik işleyişi, piyanonun üzerindeki notalara benzer.Piyanodaki tuşların üzerinde, tiz notalara doğru gittikce pes seslere, pes notalara doğru gittikce tiz seslere ulaşırsınız.Yani müzik bir dağiredir.Bizlere gine bir kurucunun varlığını gösteren, yedi gün, yedi gece, yedi nota, yedi renk, esrarengiz bir dağire gibi, birbirlerine dönüşerek yaşamı oluştururlar.Dünyadaki bilgilerde bir dairedir aslında, derinleştikce aynı yere ulaşır, ama er ama gec aynı yere varır.Bu nedenle eskiler çok doğru demiştir, aklın yolu birdir.
Aklın yolu eleştiri ile ilerlenen bir yoldur aynı zamanda.Sanat, bilim önce gözlemler, sonra eleştirir ve eleştirilerek gelişirler.Fakat eleştiri ile karalama arasında bir fark vardır.Karalama çağresizliğe, eleştiri ise gelişme ve öğrenme arzusuna işarettir.Ben okuduğum yazıları eleştiriye tabi tutarken, önce sakin bir şekilkde bu yazıda anlatılmak isteneni anlamaya çalışırım.Harf hatalarına ve buna benzer yazım hatalarına takılarak hiç vakit kaybetmem.Bu nedenle bana bu yönlü gelen eleştirileride hiç kayde almam.Çünkü güzel yazı yazma yarışı içersinde değilizidir.Amaç güzel yazı yazmaktan çok güzel şeyler söylemektir.Tabiki yazı yazmanın doğruluğuda önamlidir ama bu içerikten sonra gelen bir ayrıntıdır, tabi şeyet güzel yazı yazma yarışmasında değilseniz.

1 nolu yazıma malum kişi tarafından yapılan eleştiri aslında bir karalamadır ve çağresizliğe işarettir.Harf hatalarım nedeniyle çok kızan, adeta çıldıran, (bilmiyorum kafasını sağa sola çarptımı) bu kişi, çok açık bir şekilde gerçekler karşısında somut bir şeyler geliştirememenin kızgınlığını bu şekilde dışa vurmuştur.Saldırganlaşıp pervazsızlaşmıştır.Bilinç altı çağresizliğin neden olduğu sinir nöbetlerine tutulmuştur. Yıllarca emme basma tulumba gibi bir kafa sallama yöntemi ile okuyup bu okuduklarını farklı şekillerde yazarak, ama hiç bir yaratıcı düşünceye baş vurmadan, dünyayı açıklamaya çalışan bütün az gelişmiş insanlar işte bu resmiyetin, kuralların, güzel konuşmanın arkasına sığınarak, kendi kendilerini tatminederler.Amaç fayda sağlamak değil tatmin olmaktır.Bu bir tür duygu mastürbasyonudur.Bu insanları ciddiye almamanız konusunda siz değerli halkımı uyarıyorum.Bunlar hiç bir şey yapmaz, ama kimseyede bir şey yaptırmazlar.Bildiğimiz psikolojik sorunlu insanlardan biraz daha gelişmiş olan bu tür, güzel konuşup, iyi yazabilir ama hiç elle tutulur bir şey söylemezler.Yaşamları bir tekrardan ibarettir.Büyük fikir ve düşüncelerin arkasına gizlenmişlerdir.Dünyaya gizlendikleri bu yerden bakarlar.Bu nedenle gerçek kişilikleri hep gizli kalır.Ama bazen işte ezberledikleri bilgilerle çelişen gerçeklerle karşılaşınca gerçek yüzlerini ortaya koyarlar, tıpkı bu örnekte olduğu gibi.
Bu kişi benim yalan, yanlış yazmış olduğumu savunmuş, soruyorum spermin, yumurta sistemlerinin neresi yalan yanlıştır.?Böyle bir system yokmudur?Asıl siz cevap verin, bu sperm ve yumurtalar sistemi nasıl gelişti?Nasıl başladı?Cevap verin, bu cevabınızı bekliyorum, bekliyoruz.
İşte bu yazı gerçek bir numune oldu, lütfen saklayın.Siz beni tanımadan karalamaya çalıştınız ben ise artık nerdeyse tamamen tanıdığım birini halka teşhir ettim.Bu güzel bir çalışma oldu.

Şimdi ticari mantığın ne tür bir mantık olduğuna ve hem bütün bir dünya sistemi hemde düşünce sistemlerimiz üzerindeki etkilerine dair açıklamalara geçmeden önce 1. nolu yazımda sizlerle paylaştığım bilgileri tamamlayan bir kaç açıklama daha eklemek istiyorum.
Evet evrim teorisi genelde dış koşulların etki tepki bileşimlerini inceleyerek ilerler.Mesela bir elmayı güneş, su, toprak ve ağaç ile bağlantılandırarak anlar ve açıklar.Tabiki bu doğru bir açıklamadır.Kalbi kan ile mideyi bağırsaklar ile, hücreyi diğer hücreler ve içinde bulunduğu vucud ile, elleri çok çalışmak ile, gözleri çok bakmak ile, bacak kaslarını çok yürümek ile vs.vs. bağlantılandırarak açıklar.Bütün bu bağlantılar elbette doğrudur.Yaşamda etki tepki olmadan, değişmeden ve gelişmeden belli bir akış olmadan yaşam söz konusu olamaz zaten.
Ama bütün bu bağlantılar mutlaka birbirlerine temas etmek, fiziki etki yapmak zorundadır.Bunedenle yaşamın büyük bir bölümü fiziki etki tepki ilişkilenmeleri ile gelişir.Bir şey her hangi bir etki olmadığı sürece yer değiştirmez, bu diyalektiğin yani yaşamın kuralıdır.
Ama işte bu mantık ile açıklanamayan bir ilişki sistemi vardır ki bu sperm ve yumurtalıklar sistemidir.Çünkü bu inanılmaz kurulmuşluğun bir fiziki bağı söz konusu değildir.Dünyada bu sistemler dışında diyalektik mantık ile açıklanamayan başka bir ilişki yoktur.BU NEDENLE DÜNYANIN YÜZDE DOKSANI BİLİNEBİLİR FAKAT YÜZDE ONU BİLİNEMEZDİR.Yaşamın yüzde doksanında geçerli olan diyalektik mantık yani evrim teorisi işte bu gerçek karşısında hiç bir açıklama yapamamaktadır.Ama bu gerçekte dünyanın en önemli gerçeğidir.Sizcede dünyanın en müthiş şeyi bizlerin dünyaya gelmesi değilmidir?
Üstün bir zekanın kuruculuğu olmadan var olması mümkün olmayan sperm ve yumurtalık sistemlerimiz, kendi dışlarında, hiç bir şekilde fiziki bir ilişki sözkonusu olmadan inanılmaz bir şekilde bir birleri için geliştirilmişlerdir.Bu gelişim, doğal yaşam koşullarıyla açıklanabilecek türden bir gelişme değildir.Nasıl başladığına dağir bilimsel bir şeyler söylemek biz insanların kapasitesinin çok dışındadır.Ama müthiştir, inanılmazdır, korkunç bir labaratuar ortamını gerektirmektedir.İçimizde bizlerin bilincinin dışında oluşan bu inanılmaz sıvı sperm başka bir vucudun içersinde yapacağı bu dünyanın en büyük ve önemli işini nereden bilmektedir?Bizim bilincimizin dışında gelişen bu gerçeklik bizim dışımızda ama bizimle çok alakalı olan büyük bir zekanın varlığına işarettir.Cinsel organların yapıları bile, korkunç müthiştir.Resmen bir birleri için için üretilmişlerdir.Çünkü yapılarında, şekil ve işlevlerinde bir zeka söz konusudur.Bu büyük zeka onları birbirleri için üretmiştir.

Peki bilimsel çalışmalar neden bu durumun aksini ıspatlar gibi görünmektedir.?
Her bilimsel gelişmenin, her bilimsel buluşun geliştirilmesiyle, bakın evrim teorisi doğru fakat bir yaratıcının varlığı yanlıştır ve bunu tekrar ıspatladık dermiş gibi algılanmasının gerçek suçlusu ne yazıkki yanlış insanların, özellikle toplumsal değişim ve gelişimi istemeyen, bundan hiç bir çıkarı olmayan, imparatorların, padişahların, varlıklı kesimin etkisinde kalmış, cahil eller tarafından çarpıklaştırılmış dinlerin, aslında özü değil ama çarpıklaştırılmış, kendisine yabancılaştırılmış biçimleridir.Cahillikle iç içe geçmiş, özünden uzaklaştığı için kendini geliştirememiş dinlerin, bilim karşısındaki tutumları, bilim insanlarını onlardan uzaklaştırmış ve bir birlerine öcü gibi bakar olmuşlardır.Eğer islam dini bilim çin dede olsa git, zekat ver, komşun aç yatarken sen tok yatma gibi öğretileri yeterince yerine getirebilmiş olsaydı, bu gün bilimin merkezi çok eskilerde olduğu gibi gine Asya olacaktı.İslam içersindeki eski dönem insanları için geliştirilmiş bir takım kurallar çoktan değiştirilmiş olacaktı.Bu kurallarki günümüzün gelişmişliğine uymadıkları için bir çok insanı İslamdan ve Allah inancından uzaklaştırmaktadır.Mesela, tekniği geliştirip insanların tümünü kurtarmak yerine, fakire sadaka vermek, giyim kuşam, şeytan icadları anlayışı, dayak cennetten çıkmıştır, kadın köledir, vs. vs gibi.Ama bunların içinde en önemlileri ki ben kitabımda bu konuya geniş yer verdim KADERCİLİK tir.
Kaderimizi tahmin etmeye çalışmak, her şeyi kadere yüklemek yanlış, günah ve anti bilimselliktir.Kader vardır ama kişilerin yaşamında ne kadar ve nerede vardır bunu kimse bilemez.Kadere inanmak gerekir fakat bunun yaşamımızın yalnızca küçük bir bölümünde olduğunu unutmadan.Kadere tapmak bir bakıma şeytan ile sağlıksız kötü durumlar ile anlaşma yapmak gibidir.Yaşamı doğru anlamak ise yaratıcıya saygıdır, çünkü beraberinde sağlıklı gelişmeyi ve doğru duruşu getirir.Zaten bilimsel çalışmalar doğası gereği kader anlayışını direk olarak kabul edemezler.Bu nedenle din kendi özüne yani bilime yabancılaşır.

Bir bilimdalı olan Marksizmin’ de dinlere ve Allah inancına yaklaşımı bu temeldedir.Toplum bilimler alanına ait, sosyoloji biliminin bir dalı olan Marksizm, egemen sınıflara karşı verdiği mücadelenin oldukca zor koşullarında gelişmiştir. Bu koşullar tamamen dini monarşik yapılanmalar ile yönetilen sistemlerin belirlediği koşullardır..Binseküzyüzlerin ortalarında, aslında ASİL İNSAN için indirilmiş dinler, cahil insanların elinde, halkı çok zor yaşam koşullarına başkaldırmamaları için kullanılan bir afyon ve uyuşturucu olma niteliğindedirler.Tanrı kıralı korusun sloganı, dinlerin ne kadar özüne yabancılaştığını zaten açık bir şekilde gösterir.Bu koşullarda, despot ve acımasız ve cahil yönetimlere karşı savaşarak gelişen Marksist felsefe, bu koşullarda benim yukarıda bahsettiğim konular üzerine eğilememiştir.Cahil, sözde din insanlarının tersden etkisine girerek, sadece onların söylemleri üzerinden dinleri ve bununla beraberde Allah inancını mahkum etmiştir.Bu durumun bilim karşıtlığına düşmeme kaygısı ilede alakası vardır.Çünkü geliştirilen öğretinin adı zaten BİLİMSEL SOSYALİZM’dir.Bu nedenle bilim kurumlarından gelen her türlü bilgi direk olarak kabul edilmektedir.
Oysa Oligarşinin, bilim kurumlarını teorik kuşatma karargahları haline getirmiş oldukları gerçeği göz ardı edilmiştir.Okuyan, düşünen, imanlı, iyi niyetli, paylaşımcı, namuslu, mücadeleci, onurlu, gerektiğinde kendi ve başkalarının hakkı için savaşabilecek, Komin kişilik karşısında geliştirilmeye çalışılan, lümpen, zevke tapan, sex, uyuşturucu, ve eylenceden başka birşeye anlam veremeyen HEDONİST kişilik, bilim kurumlarından gelen bilgiler doğrultusunda oluşturulmuştur.Bu konu başlı başına başka bir yazı konusudur, müsadenizle bu konuyu, başka bir yazı çalışmamda inceleyeceğim.

Evet butün bunların yanında beni etkileyen inanmama neden olan başka gerçeklerde vardır.Mesela meyvaların, elma, armut, şeftali, elimize sığacak boyutta olmaları, portakalın dilimli olması gibi.Bu dev dünyada neden meyveler elimize sığacak bir boyutta, dev bir bina boyundada olabilirlerdi.Hiç bina boyunda, yada bir araba boyunda bir meyve gördünüzmü ?
Londra’da pek çok park vardır bu parklar bir çok bitki çeşiti ile doludur ve Londra sanki ormanın içine kurulmuş gibidir.Ben bu park gezilerimde bütün bitkilerin müthiş bir dizayna sahip olduklarını hayranlıkla fark ettim.Daha önce bunları tesadüfen çıkmış çalıçırpı zannederdim.Şu anda bir çoğunuzun zannettiği gibi.Karman çorman, düzensiz, rasgele çıkan bitki karmaşası.Oysa en karmaşık ve rasgele oluşmuş görünümdeki bir bitki bile kendine has bir yaprak dizaynına ve dizilişine sahip.Hiç tesadüf bir şey yok.
Bir çiçek hayranı olarakta çiçeklerdeki bilinçli zekayı çok net bir şekilde gördüm.Çiçekler güzellermi yoksa bizemi güzel görünüyorlar sorusunun cevabını bulduğuma inanıyorum. Çiçeklerdeki güzellik üç özelliği kendilerinde toplayarak oluştuğu için bir zaka söz konusudur.Çünkü üç ayrı güzellik bilinçli olarak bir araya getirilmiştir.Bilinç zeka demektir.Bu üç özellik ayrı ayrı olsalardı, tamamen biçimsiz olsalardı, rast gele olsalardı bu çok farklı olurdu.Bu özellikler şekil, koku ve inanılmaz renk dağılımıdır.Bu çok şaşırtıcı bir durumdur.İlk zaman filozoflarıda buna şaşırmış ve düşünmeye çıçekler neden güzeldir sorusunu sorarak başlamışlardır.Bu nadenle onlara doğa filozofu denmiştir.O ne müthiş şekiller ve kokular o ne güzel renk dağılımı gerçekten hayranlık verici.
Başka bir gerçekte hayvanlardır.Hayvanların şekilleri çok hoştur.Alabildiğine şirin ve farklı bir dizaynları vardır.Zürefa, zepra, deve, tavus kuşu, gergedan, fil, bülbül, geyik.Renklerini bırakıp sadece şekillerini çizseniz ginede çok hoş ve şirinlerdir.Bu nedenle bunların oyuncakları dahi çokcukların çok hoşuna giderler, eğer çok biçimsiz ve rasgele olsalarıdı çocukların hoşuna gitmezlerdi, çocuklar bunlardan korkarlardı. Hayvanlar şirin oldukları için, rakiplerini korkutmak amacıyla kendilerini çirkinleştirirler, korkunç sesler çıkarırlar, tabi o zaman çocuklarda, büyüklerde korkar.Yani demek istediğm şudur, gine çiçekler örneğinde olduğu gibi, onlar bizim gözümüze güzel görünmüyor, onlar gerçekten güzelleştirilmişlerdir.
İşte bütün bu güzellikler, bütün bu dizayn benim yukarıda belirttiğim sperm ve yumurtalıklar sistemlerinin çok üstün bir zeka tarafından geliştirildiğini bizlere defalarca gösterir ve bu doğruyu destekler.Bu nedenle bir yaratıcı vardır ve bu yaratıcı dinlerde bizlere gösterildiği gibi yüce HAK tır.
Bir sonraki yazımda, Allah inancı olmayan ve Ticari Mantığı yok edemeyen her toplumun mutlaka, er yada geç hedonistleşeceğini işleyeceğim.Ayrıca anlayışlarıyla birlikte Ticari Mantığı inceliyeceğim.
Teşekkürederim

Bu yazı (17.05.2009 tarihinden itibaren) toplamda 8426, bugün ise 0 kez görüntülenmiştir.

Leave a Reply