BİLİM FELSEFE DİN Rotating Header Image

Dikkat, bu bir evrim yazısıdır.

Roni’nin evrimle ilgili yazısını okurken, artık evrim teorisinin hiçbir şekilde doğrulanamacağına olan inancımın olgunlaştığını hissettim. Bir konuda öyle yada böyle, bir kanıya varmak böyle birşey olsa gerek. Meyve gibi. Zamanla olgunlaşıyor.

Ateşli savunucuları ile ateşli karşıtları gibi, bir şekilde, başka nedenlerin de etkisiyle bakmıyorum evrim teorisine. Benim için, şu değil bu değil ama en çok da inançlarımın bir sağlaması değil. Herşeyden önce o bir teori. Ispatlanmak kadar çürütülmeye de açık. Bence fark şu, ıspatlandığı gün bambaşka sorularımız olacak, çürütüldüğü gün ise aynı. Herşey bir tarafa fikir özgürlüğüne giren her farklı görüş kadar savunulma yada reddedilme hakkına sahip. Bence karşıtları ile savunucularının bu denli hareretli oluşlarında da bir sorun yok. Bütün sorun herşeyin makul sınırlarında cereyan etmesi. Tadı kaçtı mı, ne olursa olsun önemli değil, tadı kaçıyor işte. Evrimi savunduğu yada evrime inanmadığı için birbirlerine düşmanlık besleyen insanlara tanık olduğum gün, bunlar bahane arıyorlar demiştim kendi kendime. Hala aynı şekilde düşünüyorum.

Evrim teorisine daha türlerin geçişinde katılmıyorum. Aslında bilimsel bir teoriye hiç de bilimsel olmayan bir şekilde yaklaştığımı biliyorum ama, her teorinin de üzerinde oturduğu bir düşünce var. Bence günün birinde büyük bir şaşkınlık yaşayabiliriz. Bana kalırsa türler başından beri belliydi. Herbir teferruat zaten hesaplanmıştı, çünkü evrende hesapsız kitapsız hiçbirşey bulamıyoruz. Hatta kaos dediğimiz şeyler bile buna dahil.

Dahası, evrimin türlerin kendi içinde yaşandığı fikrine kapıldım. Bu fikre kapılmanın esas nedeni kendi türümüz. Tarihimiz kendi türümüze ait iyi ve kötülerin mücadelesi üzerine yükseliyor. Kendi türümüze ait diyorum çünkü bunların tanımlarını da biz yapıyoruz. Yapabiliyor oluşumuz bile bize özgü. Kanlı geçmişimiz bir evrim hikayesi gibi. Başarılar ve başarısızlıklarla dolu olmasına rağmen öncesi ile sonrası arasında makas giderek açılıyor. Demek istediğim, tam da genlerimiz gibi, farklı koşullar altında farklı sonuçlar üretip, bazılarını baskılıyoruz, ve de gelecek nesillere miras bırakıyoruz. Ama her zaman başka bir genin tekrardan ve yeniden galip gelebilmesi mümkün. İdam cezası geliyor aklıma hemen. Belki de tarihimizin en kanlı cinayet günlerini yaşıyoruz, ama yine, tarihimizin belki de en insan haklarının geliştiği günler. İki zıtlık inanılmaz derecede yanyana ve içiçe. Esas olan şu, ortaçağda normal ve hatta yasal olan şeylerin pekçoğu bugün suç.

Bu düşüncelerim yüzünden, insan ve havyan genlerini melezleyip yeni türler üretmeyi konu edinen şu sıralar mantar gibi çekilen filmleri garip bir hadi canımlarla izliyorum. Dahası, sıkıcı da geliyor. Kabul etmeliyim Alien (1979) hala bu konuda benim için alternatifsiz ve de özgün. Filmin kültlüğü burada yatıyor.

Kendi türümüz dışında başka türlerde böyle bir durumu gözlemlemiyoruz. Hayvanların bazılarının evcilleştirilmesi belki kayda değer bir örnek olarak görülebilir ama, evcilleştirilebilir türler de belli. Karnı acıktığında penceremde taklalar atan kedinin, düpedüz ses tonuma göre tavrını değiştirdiğine tanık olmuşluğum vardır. Ve bu kedinin, bu politik davranışıyla birlikte öğrendiği bazı diğer vurucu (dayanamayıp yemek vermeme neden olan) numaraları yavrularına da öğrettiğini gözlemleyebiliyorum. National Geographic’deki belgeselde de bazı hayvanların öğrendiklerini yavrularına öğrettiklerini gördüğümde bu yüzden hiç şaşırmadım. Tek kelimeyle harika bir kedi, hele çiftleşme dönemlerinde peşine taktığı 9-10 kediyi nasıl idare ettiği, ve de 3 sene de 9 (2-3-4) yavru rekoltesi düşünüldüğünde hayranlık sınırlarımı zorluyor. Kafamdaki soru ise şu: bu kedi nereden ona kızdığımda kendini yere atıp sırtının üzerinde debelenince dayanamayacağımı biliyordu? Bence başından beri biliyordu ve zamanla deneyip öğrendi o kadar. Ve şu anda 9 yavrusu da bu numarayı öğrenmiş durumda. Ailece kendimizden çok kedilerin yemeklerini düşünüyoruz.

Son olarak, güçlü olanın yaşadığı fikrine de katılmıyorum. Pratikte işlerin öyle yürümediğini anlamak için fazla birşey yapmaya gerek yok, bakmak yeterli. Şayet her seferinde güçlü kazanmış olsaydı, tür mür ortada kalmazdı, avcının ava, avın da avcıya ihtiyacı oluşu gibi birşey bu.

Niye oturup böyle bir yazı yazıyorum ki? Sanırım yazıların başına dikkat evrim yazısıdır diye bir ibare koymalılar. Çünkü tutamıyorum kendimi, neydi bakayım şu evrim hakkındaki düşüncelerim diye. Bu bile aslında ona saygı duymamı hak ettiğini gösterir.

Bu yazı (17.05.2009 tarihinden itibaren) toplamda 2682, bugün ise 1 kez görüntülenmiştir.

Leave a Reply