BİLİM FELSEFE DİN Rotating Header Image

Bir kedinin ölümü.

Bu bir özür aslında. Derin, içten bir özür. Bu kadarını kendime borçluyum ve sizlerle paylaşmak istedim. Bir kedinin ölümü beni bu kadar etkileyebiliyorsa, ve de bir kedi bu kadar şeyi değiştirebiliyorsa, o sadece bir kedi olamaz.

Onu bir arkadaşımdan almıştım. Geldiğinde avucum kadar birşeydi. Büyüyüşünü, aslında herşeyini gözlemleme imkanım oldu. Aslında daha çok o buna izin veriyordu.

Bir süre sonra miyavlaşıyındaki farklılığı bile anlayabiliyordum. Kimi zaman acıkıyor, kimi zaman sinirleniyordu. Boynumda uyuyor, beni kimseyle paylaşmak istemiyordu. Biramın tadını merak ediyor, yakın arkadaşlarım bana geldiğinde onlara diklenip racon kesiyordu.

Ama en büyük değişimi ergenlikle birlikte yaşamaya başladık. Önce onu veterinere götürdüm. Bütün bunların normal olduğunu söyledi. Giderek daha da sinirli ve hükmedici tavırlar göstermeye başlamıştı. Bir de herşeye işemeye.

Bir süre sonra dayanılmaz bir hal almıştı benim için. Gece uyuyamaz olmuştum. Kapımı kapatıyordum ama bu sefer ortalığı kırıp geçiriyordu. Bütün ev onun çiş izleriyle buram buram kokuyordu. Öylesine abartmıştı ki, ders çalışmaya gelen arkadaşımın çantasına bile kaşla göz arasında işemişti.

Başka şeyler de beni çok zorluyordu. Onu evde tutamıyordum. Ama ne zaman dışarı salsam, yara ve çizik içinde geliyor, ben de buna dayanamıyordum. Salmayınca sinirleniyor, kumlarını her yere saçıp, kitaplarımı tırmalıyordu. Bu durumdan cesaretlenen annem, kedimi alıp kendi evlerine götürdü.

Ve onu kısırlaştırdılar.

Kedim yavaş yavaş bunalıma girdi. Yüzüme bile bakmıyordu. Birlikte televizyon seyrettiğim kedim değildi artık o. Zamanla bir şeyleri yapmak istediğini, ama ne yapmak için kendisinde istek bulabildiğini ne de istemekten vazgeçebildiğini anladık. Yada ben böyle düşünüyorum.

Ama kesin olan şu ki, kedim giderek kötüleşti. Ondan erkekliğini almıştık çünkü. Eskisi gibi testislerini gösterircesine gerine gerine yürümüyordu kedim. Çalım atmıyordu. Ve bize bakıp kafasını çevirip bir köşeye gidiyordu suçlarcasına. Hırçın, huysuz ve inatçı bir ihtiyar gibiydi artık.

Ne yaptıysak olmadı. Sonra annem onu kedi beslemek isteyen başka bir aileye verdi. Önce aileyle tanıştı, kanaat getirdi, sonra da verdi. Belki de düzelir diye düşündü. Biraz da dayanılır gibi değildi artık. Ondan kurtulmak kolayımıza geldi.

Ve kedim öldü.

Onun ölümü, başkalarının üzerimizde tasarruf hakkını sorgularken kendimizi ne kadar bundan uzak tuttuğumuzu öğretti bana. Hep bir yanlı ve bencildik. Aslında böyle bir tasarruf hakımız yoktu, bizimkisi resmen şımarıklıktı, kendini ve yerini bilmezlikti. Daha kötüsü veterinerin bunu bilmesi ve de bizimle paylaşması gerekiyordu, çünkü kedimin ölümüne neden oldu o işlem, işi de bunu bilmekti.

Aşıları tastamam, gayet sağlıklı beslenen bir kedinin 3 yaşında belli belirsiz ölümünü başka türlü açıklayamıyorum. Üstelik ona işkence ettik. Doğasının bir parçasını aldık. O ise yerine başka birşey koyamıyordu, zaten koyamazdı da, ve onu buna mahkum ettik.

Çok büyüttüğümü düşünüyorsanız fazla değil 3 hafta boyunca günde 300 mg sipreteron esatat içerek kendinizi kısırlaştırmayı deneyin. Çıldırmanın ve intiharın eşiğindeyken anlayabilirsiniz en çok ona yapılanı.

Sanırım bu yüzden, kedi beslemeye bir daha cesaret edemedim. Aslında hiçbir hayvanı. Hoş, artık kimin kimi beslediği bile tartışma konusu ya benim için. Ama düşünce dünyam baştan aşağı sallandı. Artık öldürmeye, işkenceye ve de tasarruf hakkını kendinde görme despotluğuna karşı bakışım çok daha radikalleşti. Dahası öldürmenin ve işkencenin başka başka yolları olduğunu öğrendim.

Sonunda bir manifesto oluştu kafamda. İnsan haklarının yanında artık hayvan hakları da yaşam hakkının bir parçası, ayrılmaz bir parçası olmak zorunda. Ve yaşam hakkı eveleyip gevelemeden saygı duymak, korumak ve kollamak zorunda olduğumuz bir kavram. Bu bir bütün, bölüp parçalayamıyorsunuz.

Ben diyorum ki, hayvan haklarını da ajandanıza dahil edin. Bu artık bir önkoşul olsun listenizde. İster duygusal, ister rasyonel (yazı çok uzayacağından bu kısmı geçmeyi tercih ediyorum, ancak emin olun ki size madde madde maddi nedenler de sayabilirim) düşünün. İster anlayın ister anlamayın, ama böyle listelerin acı tecrübelerle oluşturulduğunu unutmayın. Entel dantel laflar değil onlar. İlla ki sizin listeye katacağınız bir tecrübe yaşamanıza gerek yok. Emin olun hiç gerek yok.

Bir de unutmadan, iki de bir kurban bayramında kesilen hayvanlar için birşeyler yapılması için mektup yazanlara kalkıp “siz kendinize bakın, boğa güreşleri ne?” diye cevap yapıştıranlara kötü haber, çok şükür ki özrü kabahinden beter bir tepkinin dayanağı kalmadı, aynı zamanda bir vahşet şovu da tarihe gömüldü. Çünkü yasaklandı.

Bu yazı (17.05.2009 tarihinden itibaren) toplamda 19524, bugün ise 11 kez görüntülenmiştir.

2 Comments

  1. Gözlemci diyor ki:

    Kötü olmuş.

  2. Atabey diyor ki:

    Bu gun benim kedim oldu 3 yildir bizimleydi. Artik ailenin bir parcasiydi. Her kes cok Agladi. Duygularimi ifade edemiyorum ama cok eksiklik hiss ediyorum.

Leave a Reply