BİLİM FELSEFE DİN Rotating Header Image

Kitap Alıntıları ve Yorumlar (2010-5) (Mete Tunç)

Alıntı ve Yorum Yapılan Kitaplar

– Tarih-lenk
– Osmanlılar
– Bizim Hep İnanmamızı İstediler
– Halide Edib
– Çiğiltepe
– Paradigmanın İflası
– Kirpinin Dedikleri
^^^^^^^^^^
Okumada Eleştirel Yaklaşım

Alıntı: … okuduklarımızı aklın süzgecinden geçiriyor muyuz? Yoksa meşrebimize göre en yakın kuyumcu dükkânının rafında gördüğümüz ilk bileziği kolumuza takıyor ve haylice bir zaman, belki de ömrümüz boyunca hiç çıkarmıyor muyuz? “Üstat ne söylemişse güzel söylemiş, ne eylemişse güzel eylemiş” mi diyoruz. İsterseniz biraz demode bulabilirsiniz, “Akıl dediğin de bir sosyal mamul (social construct)” diyebilirsiniz. “Neredeymiş o mutlak akıl? Senin aklın sana, benim ki* [benimki] de bana” da diyebilirsiniz. Tartışmıyorum, neyin nesiyle, kimde ne kadar ve nasıl varsa o aklı kullanacak kadar cesur muyuz? Yoksa bazen gereğinden fazla cesuruz da hiçbir kayıt kuyutla bağlı olmaksızın, disiplinin iç kurallarını hiç takmıyoruz ve bizden önceki bilimsel faaliyetleri hiç dikkate almayacak kadar kendi aklımıza mı güveniyoruz? Veya bu şekilde pervasızca, kaygısızca ortaya dökülenleri baş tacı ediniyor, tarihi onların rehberliğinde okumanın rehavetine mi bırakıyoruz kendimizi?
(Tarih-lenk, Kusursuz Yazarlar, Kağıttan Mendiller, Y. Hakan Erdem)

Kitap hakkında. Türkçe’nin nasıl yazılabileceğini, zenginliğini gösteren örnek bir kitap. Mizahi üslubu da kitabın zevkle okunmasını sağlıyor. Kitap (ilk baskısı) boyunca hata (gramer, dizgi vs.) sayısı parmakla sayılacak kadar. Fakat, yazarın birkaç yerde kullandığı “bir şekilde” (“in a way’in çevirisi) ifadesi bu kitaba yakışmıyor!

Kitap; eski yazıdan yeni yazıya aktarılan (çevriyazı), Osmanlıca’dan sadeleştirilen, hatıra ve telif türü kitaplarda vs., bizzat söz konusu kitaplardan ve (kanıtlı) tarihi verilerden hareketle, göz ardı etmeleri, eklemeleri, tarihsel yanlışları ve saptırmaları, nasıl çalıntı yapıldığını vs. ortaya koyuyor…

Yazarın, kitabın önsözünde teşekkür ettiği kimi yazarların kitaplarından neden bahsetmediği sorulabilir ve onlar pürü pak mı ki denebilir. Bu, haklı (ama anlamsız) bir sorudur. Ne yapalım?! O insanların kitaplarını da başka bir yazar ele alsın; ama bu kitap kadar nitelikli olsun.

* Kitabın 4. baskısı yapılmış, ama bu hata duruyor!

Not. Takip edebildiğim kadarıyla yukarıdaki kitapta belirtilen hatalara, kasıtlı işlemlere, çalıntılara vs. karşı ilgili kişilerden ciddi (hatta hiç) bir itiraz gelmedi… Sadece biraz İlber Ortaylı’dan ki o da asıl eleştiri konularına dair bir şey diyemedi. Mesela bilgi ve dil hatalarıyla dolu, ve önceki yazılarından, röportajlarından, konferanslarından vs. (birilerince) derlenmiş ve farklı isimli-aynı metinli (popüler) kitapları hakkında… İ. Ortaylı’nın birkaç kitabını okuduktan sonra ve bir röportajında makalelerini (köşe yazılarını) “yazdırdığını” (dikte ettirdiğini) öğrenince (bu okuduğum makalelerinde aşikardı), elbette artık fazla bir şey katmadığını anlayıp onu okumayı bırakmıştım.

“Tarih-lenk”’te çok vesile ile geçen ve en ziyade rezil edilen isimlerden biri “Prof. Dr.” Ahmed Akgündüz”ü kitabı okuduktan epey sonra TV’de gördüm. Konu domuz etinin zararları idi. A. Akgündüz, zararları, malum gerekçeleri öne sürüp “bilimsel olarak” ve “tatlı tatlı” anlatırken sunucu, belki saflıkla belki gazeteci refleksiyle, bir okuyucu sorusunu yöneltti: “Domuzlar eşlerini kıskanmaz diyorsunuz, ama helal hayvanlarda da ensest ilişki var!?” “Hoca” bir an durdu, muhafazakar bir kanalda beklemediği bir soruydu; sunucuya, “bir komplo ile karşı karşıya mıyım acaba” veya “bir mümin bir mümine böyle yapar mı” diye yorumlanacak bir bakış attı, hemen ardından, tabii ki en önce Allah’ın takdiridir, bağlamında bir cümle sarf ettikten sonra “ilmî” izahatına devam etti… Ne yüzle çıkabiliyor TV’ye, hayret!

İ. Ortaylı’nın yazılarını, konuşmalarını derleyen (kullanan) kafa ve A. Akgündüz gibilerin kafası aynıdır: Bunlar “padişah efendimiz”cilerdir… Kitapları düzensizdir, sayısız bilgi ve Türkçe yanlışlarıyla doludur. Çünkü amaçları, sadece, bir kesim halka, onların imanlarını tatmin edecek şeyler söylemektir (Onun için aslında yüz kelime ve on cümle, yeter artar bile!). Bu, onlara göre kitabın kitap olması için yeterlidir… Dile özen göstermeyenler, ki bunların ne kendilerine ne okuyuculara ne de hizmet ettiklerini söyledikleri şeylere saygıları vardır; gün gelir itibarları (ne kadarsa) böyle ayaklar altında kalır, rezil olurlar!


Kültür ve Medeniyet

Emile Durkheim’e göre organik bir bütün olan toplum yapısını belirleyen üç temel olgu vardır: İletişim (communication) (dil ve öbür iletişim araçları); insanın iradesi dışında toplum yaşamını belirleyen dış koşullar (demografik, ekonomik olgular); örfüâdât, ahlâk ve hukuk gibi normatif kurallar. Durkheim’i izleyen Radcliffe Brown’a göre de her toplum-kültür, tümüyle özgür bir sistemdir ve bir sistem olarak ele alınmalıdır. Bu yapısal-işlevsel (structural-functionalist) kavrama göre, sosyal ilişkileri ve kültürü, içinde bulunduğu sosyal sistem belirler. Sistemin parçaları arasında işlevsel bağımlılık, sosyal ilişkileri tayin eder…

Bu görüş karşısında XIX. yüzyılın evrimci (evolutionist) sosyologlarına göre medeniyet, bir çizgide tek doğrultuda gelişen kültürün ileri bir aşamasından başka bir şey değildir. Bu gelişim çizgisinde medeniyet, işbölümü hayli gelişmiş, soyut ve aşkın (transcendental) bir Tanrı inancına erişmiş, bilgi ve teknolojide uzmanlaşmış kurumlara sahip toplumların temsil ettikleri bir sosyal-kültürel gelişim aşamasıdır. Nihâyet, medeniyetin bir kaynaktan çıkarak (babilonianism) kültür temasları ve alıntılarla yayıldığını ileri süren bir yaklaşım (diffusionist) vardır. Diffusion teorisinin başlıca temsilcisi [temsilcileri] Gordon Childe ve Arnold Toynbee’dir.

[Ziya] Gökalp’e göre, kültürü oluşturan en eski temel öge, ilkel inanç sistemidir. Evrensel dinler geldiği zaman da halk onu kendi inanç sistemine uydurmaya çalışır…

[Kürt sorunu] Türkiye acaba, sonuna dek direnmekle, hareketi küçümsemekle, tamiri imkânsız hâle gelebilecek bir duruma mı sürükleniyor?..

Cumhuriyet Türkiye’sinde Osmanlı’dan devraldığımız çürümüş sistem ve alışkanlıklar süregelmiştir. Herkes, devleti soymayı, yolsuzluğu, haklı ve meşru bir yol saymıştır…

Ülkemiz, Tanzimat Dönemi’nde olduğundan daha kapsamlı, topyekûn bir kültürleşme bunalımı yaşamaktadır. Temel sorun, bir yandan küresel örgüt ve dinamiklere nasıl uyum sağlayabileceğimizi, öbür yandan onları millî hedefler doğrultusunda nasıl kullanabileceğimizi belirlemektir.

Hiçbir kültür öğesi, kendi-iç (intrinsic) değeri dolayısıyla yayılmaz, çoğu kez onu taşıyan fert veya toplumun prestiji esastır.
(Osmanlılar, Fütuhat, İmparatorluk, Avrupa ile İlişkiler, Halil İnalcık)

Kitap hakkında: Farklı yerlerde çıkmış yayınların birleştirilmesi ile meydana getirilen kitapta, yazarın o yayınlarındaki hataları olduğu gibi taşınmış!.. H. İnalcık, bir kaynaktan hareketle Türkmenlerin yoğunluğundan bahsederken, bir başkasındaki, mealen, “her gün Müslümanlığı kabul edenlerin sayısı bini buluyordu” ifadesine yer veriyor; ama “ne zaman, nerelerde ne düzeyde” karışım olmuş sualinin yanıtını (yine) bulamıyoruz (Ki belki hiç bilinemeyecek, belki gereksiz bir malumat, fakat tarihçinin bunu bilimsel bir çerçevede açıklaması gerekiyor.). Profesör, tarihi verilerden hareketle günümüz ve gelecek hakkında, ya sadece soru sorup açıklama yapmıyor, ya da yetersiz, tutarsız ve belli bir dayanağı (ideolojisi) olmayan görüşler ileri sürüyor… Yanı sıra, Osmanlı, Osmanlı-Avrupa ilişkileri ve hatta Avrupa tarihi konusunda çok yararlı bir kitap.


Yahudi Soykırımı(!) ve Fırınlar

Alıntı: … Peki 6 milyon kişiyi yakabilecek kapasitede kaç fırın vardı ve bir insanın yanması ne kadar zaman alırdı?
… Kanada’nın Calgary kentinde bir ölü yakma merkezinde müdür olarak çalışan Yvan Lagace… Birkenau toplama kampındaki fırınlar 24 saat tam kapasite çalışsa bile, en fazla 184 cesedin yakılabileceğini açıkladı. Yani fırınların hiç arıza yapmaması ve hiç ara verilmemesi halinde dahi, soykırımın yapıldığı iddia edilen 1941-1944 tarihleri arasında en fazla 150.000 cesedin yakılabileceğini söylüyordu…

Auschwitz’deki kampın girişinde asılı duran tabelada yazan ölü sayısı 4.000.000’dan 1.000.000’a indirildi. Ayrıca kampta gaz odası ve fırın olarak ziyarete açılan yerlerin bir kısmının sonradan sembolik olarak inşa edildiği gerçeğini de [Ernst] Zundel ispatladı.
(Bizim Hep İnanmamızı İstediler, Ma’amin, Gürkan Hacır)

Kitap hakkında: Kitabın başında “İnanmaya değil, Bilmeye İhtiyacımız Var!” sözünü görünce sevinmiştim (Benzer bir sözüm var ya!). Fakat okudukça… Bolca ifade bozukluğu, kelime hataları, yarım yamalak bilgiler, çelişkiler… Yazarın, denk gelen tarihlerde ve mekanlarda anlam araması; kendince mana bulduğu konulara ilişkin manasız sorularının cevaplarını okuyucuya bırakması; 1920’lerde transistorlu radyo sattırması; taraftar profilini sorgulamaksızın Fenerbahçe-Galatasaray dostluğunu talep etmesi… Tertipsiz ve özensiz bir kitap. Yine de, yukarıdaki gibi bilgiler, tespitler, yorumlar için okunabilir.

Not. Kitapta yok; G. Hacır TV’de Filistin Kurtuluş Örgütü lideri, müteveffa Yaser Arafat’ın şu kadar milyon dolarlık servetinin (nerenin vatandaşı olduğunu söylemediği) bir Yahudi tarafından yönetilmesini (doğruysa/ne derece doğruysa), büyük olay/şok bilgi olarak sunuyor. Serveti, İsrail yönetimi ve denetiminde olsaydı, dediği gibi “offf” bir durum olurdu! İnsan kimi nitelikli ve güvenilir buluyorsa parasını ona emanet eder… G. Hacır, Abdülhamit’in yatırımlarını (Osmanlı vatandaşı) bir Yahudi’nin idare etmesinden de, bunu başka doğru-yanlış verilerle birleştirerek bir mana çıkarabilir! 

Atatürk’ü Koruma Kanunu

Alıntı: 1951 Mayıs’ında… [Halide Edib Adıvar, Atatürk’ü Koruma Kanunu* hakkında konuşurken] Atatürk’e ilişkin görüşlerini de kürsüden şöyle ifade etmişti: … bu milleti Atatürk yoktan var etmiş değildir. Atatürk bu milletin evladıdır. … Atatürk’e dil uzatmak gibi bir saygısızlığın önüne geçmek için yeni bir kanun yapmayı Şark zihniyetinin mahsulü diye telakki ederim. … kabletarih [tarih boyunca] put haline gelen ve bugün yerlerinde yeller esen eski saltanatlar devrinde şahsı ilahileştirmek ve onlara adeta put diye tapmak zihniyetinin tekrar hortlaması gibi geliyor…
(Halide Edib, Biyografisine Sığmayan Kadın, İpek Çalışlar)

Kitap hakkında: Halide Edib’in kendisinin kaleme aldıklarının ve hakkında tüm yazılanlarla söylenenlerin değerlendirilerek nesnel biçimde ve, hayatı ve fikirleri hakkında hemen hemen soru işareti bırakmayacak kadar ayrıntılı yazılmış bir kitap**… H. Edib’in, Türkçe çevirisi sorunlu (Bkz. Tarih-lenk, H. Erdem) “Turkish Ordeal” kitabından kesitler var… Bu kitap sayesinde, Anadolu’ya beraber geçtikleri, o da Milli Mücadele kadrosundan ve Cumhuriyet’in kurucularından olan eşi; beyefendi, üvey çocuklarına ve bütün çocuklara şevkatli, barışçı kişiliği ile Dr. Adnan Adıvar’ı da tanımak mümkün… Kitapta yer yer düşük cümleler, kopukluklar vs. söz konusu! Ayrıca yazar, “Ermeni kıyımı”na “takmış” ki, kitabın sonunda, H. Edib’e “söylettiği” sözlerde bu husus da var (İ. Çalışlar’ın, H. Edib’in “Ermeni kıyımı” (Adana) üzerine verdiği tepkiyi, izleyen yıllardaki “kıyımları”*** kapsayacak biçimde, sonuna kadar devam ettirmemesinden hayıflanmış olduğu anlaşılıyor.). Yukarıdaki eleştirilere rağmen, emek verilmiş, bilgi veren ve ufuk açan bir kitap…

* Bu kanunun çıkması ve üstelik 60 yıldır yürürlükte kalması utanç vericidir; ama devletin ve halkın geri kalmışlığının tipik göstergelerinden biridir.

** Bir soru: H. Edib için yurt dışında düzenlenen organizasyonlar (geziler, misafirlikler, konferanslar), onun “doğulu aydın bir kadın yazar” olmasından mı kaynaklanmaktadır, yoksa başka bir etmen mi vardır (H. Edib’in gelişini haber veren bazı gazeteler, onu “Yahudi yazar” diye lanse ediyorlar.)?! Kitapta buna dair bir yorum yok.

*** Bir kıyımın yaşandığı, pek çok masum Anadolu insanının mağdur olduğu ve katledildiği/yitirildiği kesindir. Fakat bunun sürekli olarak dünya ve Türkiye gündemde olması insani değil siyasi ve ekonomik temellidir (Salt insani sanıp, o refleksle hareket ederek aldananlar-kullanılanlar da çok elbette. Yazar bu gruptan sanırım!).

Not. O dönemde, artık nereden kaynaklanıyorsa, yurt dışındaki, Cumhuriyet’in bir medeniyet inşa ettiği, halkı ilkellikten çıkardığı babındaki yorumlara H. Edib, böyle olmadığını zaten bir medeniyetin, kültürün var olduğunu açıklıyor.

Miralay Reşat

Alıntı: Ordu Kumandanı Sakallı Nurettin Paşa: “Miralay Reşat Bey! Yarın 12’ye kadar tepe alınacak. Alamazsanız, ben sizin yerinizde olsam yaşamam!” Tümen Kumandanı Reşat Bey: “Benim yerimde olmanıza gerek yok, ben zaten yaşamam!”

***
Mustafa Kemal Paşa’nın sesi sakin ve üslubu son derece nazikti. “Reşat Bey, merhaba, iyi olduğunuzu umuyorum. Niçin hedefinize ulaşamadınız?”
“… Yarım saat sonra … ulaşacağız… “
Başkumandan, “Peki kolay gelsin.” deyip ayrılırken kötü bir söz etmedi.
(Çiğiltepe, Miralay Reşat Bey (1879-1922), Cihangir Akşit (Em. Tümg))

Not. Kitabı okumadım (ve okumayı düşünmüyorum!). Ama arka kapağındaki yer alan yukarıdaki ilk paragrafı okuyunca karıştırdım ve sonraki sayfaların birinde ikinci paragrafı gördüm. Yazar sanki intihardan M. Kemal’i aklamaya çalışıyor. M. Kemal’in üslubunun nazik olması (balolarda ve sofrasında kadınlara hariç) mümkün değildir:

İpek Çalışlar “Halide Edib, Biyografisine Sığmayan Kadın”da, H. Edib’in “Turkish Ordeal” kitabına atfen: “… Yakınındaki komutanları yüreklendirmek yerine acı sözlerle üzen, kırıcı, tehditkar, acımasız, ölüme gidenler için üzüntü duymayan bir komutanla baş başa bırakıyordu okurunu. Ona göre Mustafa Kemal ‘Tamamen kalpsizdi. Uyumsuz, sabırsız, sert ve acımasızdı…” diyor.

Miralay (Albay) Reşat, (maalesef) M. Kemal’in azarlaması üzerine intihar etmiştir! Bu konuşmadan önce Nurettin paşanın aramış ve saçmalamış olmasına şaşırmam!.. Söylendiğine göre, generallerin istedikleri tepe Reşat bey intihar ederken alınmış. (Büyük Taarruz, Ağustos 1922, Çiğiltepe)

Bu kitap, daha doğrusu yukarıdaki “tez”, iman sahibi insanların kimi gerçekler karşısında nasıl rahatsızlık duyduklarının ve o gerçeği nasıl değiştirmeye, perdelemeye, saptırmaya çalıştıklarının tipik örneklerinden biri!


Emperyalizm ve Atatürk Türkiye’si

Alıntı: … emperyalizmin 1914-1945 arasındaki “yapısal krizi”, emperyalizmle olan ilişkilerin gevşemesi nedeniyle bir yanılsama yaratmaya olanak vermiş, sanki emperyalizmden bilinçli bir kopuş varmış izlenimi yaratmıştır. Emperyalizmin krizi, Cumhuriyet bürokrasisine ideolojik bir manipülasyon olanağı vermiştir*…
Cumhuriyetle başlayan dönem, Batı kapitalizmi ile bir hesaplaşma dönemi değil, yeni bir uzlaşma ve denge oluşturma dönemidir. Türkiye ekonomisini emperyalizme bağlayan zincir olduğu gibi kalmıştı. Bir ülkenin emperyalizmle olan sömürü ve bağımlılık ilişkisini belirleyen, ülkedeki üretim ilişkileri ve üretim ilişkilerin üzerine oturan egemen sınıf ittifakıdır. Emperyalizmle ilişkilerin değişmesi için, üretim ilişkilerinin dönüşüme uğratılması gerekir. üretim ilişkilerine dokunmadan yapılan “düzenlemeler”, inkılâplar olsun, abartıldığı gibi önemli olmadığı gibi, ekseri sömürü ve bağımlılık ilişkilerini de içselleştirip, sömürüyü derinleştirebilir.
(Paradigmanın İflası, Resmi İdeolojinin Eleştirisine Giriş, Fikret Başkaya)

Kitap hakkında: F. Başkaya, “Kitlelerin gönüllü katılımı olmadığı için, mahalli ayan, eşraf, şeyh, ağa ve tarikat reisi ve din adamlarının prestijinden yaralanılarak, kısıtlı bir katılım sağlanabilmiştir.” ve “Bunların yetersiz kaldığı koşullarda zor öğesi gündeme gelecekti.” demektedir. Cumhuriyetin ilk dönemini sosyalist bakış açısıyla eleştirmektedir. Müspet hiçbir gelişmenin belirtilmemesi ve Türkçe’sinin zayıflığına rağmen, hakkında soruşturma açılmış ve yargılanmış olan bu kitap okunmaya değer. (Beraat etmiş; satışı serbest.)

* Şöyle de söylenebilir: Avrupa devletleri savaştan sonra her alanda öyle bir çöküş yaşamıştı ki, kendini toparlayana dek, yani ikinci büyük savaşa kadar bizi bir başımıza bırakabildiler ve bu sayede tam bağımsızlığın keyfini çıkardık. (Savaştan sonra Avrupa yine çöktü, biz ABD’nin “mandası” olduk!)

Rasyonel Düşünce ve Hurafeler

Alıntı: Gerçekten Mustafa Kemal ve onun “inkılâpları”yla ilgili olarak yaratılan efsane, yedi yüzyıllık Hilâfet* ve Saltanat devrinde yaratılmamıştır. İlginç olan bir şey de, bu efsane üreticilerinin, sözde efsaneleri yıkmak, hurafeleri yok etmek amacıyla yola çıkmış olmalarıdır! Topluma rasyonel düşünceyi egemen kılmak amacıyla yola çıkanlar, hiçbir düzeyde görülmemiş düzeyde hurafe üretmiştiler, putları yıkmak için yola çıkanlar, hiçbir dönemde görülmemiş düzeyde put ürettiler. Cumhuriyet aydını, put üreticiliği ve bekçiliğine koşulmuştu!..**
(Paradigmanın İflası, Resmi İdeolojinin Eleştirisine Giriş, Fikret Başkaya)

* Osmanlı’da Hilâfet yedi yüzyıllık değildi.

** Bu yorum “ne yazık ki” günümüze dek gelen Cumhuriyet tarihinin tamamına şamil olacak biçimde doğrudur, geçerlidir. Laikçiler rasyonel düşünemez, iman sahibidirler; bu anlamda dincilerle aralarında hiç fark yoktur!

Türkiye’de İlk Trafik Kazası

Alıntı: Dar sokaklarda yaya gezenlerden misin? Evine giderken, Düüüt!.. Düüt!.. paşa çadırı kadar bir otomobil; gizliden bir iki vah vah… ‘Şöyle olmuş, böyle olmuş, müteveffa yanlış manevra yaptığından sola kaçmış da!’ gibi dört beş satır havadis… Ötesi ahiret! Hani o cani? Nerede o haydut? Niçin serbest o makinist?..
(Kirpinin Dedikleri, Refik Halid Karay)

Kitap hakkında: Yazarın 2. meşrutiyet döneminde (20’li yaşlarının ilk yarısında!) kaleme aldığı, gazeteler ve dergilerde yayınlanan makalelerinden derlenmiş, güzel-akıcı bir Türkçe’yi ve mizahi-alaycı bir üslubu haiz kitapta, mükemmel tespitler ve öngörüler var; 100 yıl öncesinin olayları, insanları, siyaseti, İstanbul’da yaşam kalitesi vs. hakkında bilgi ve fikir sahibi olunabilir. R. H. Karay’ın burada tanıtılan (İnkılâp Kitapevi’nce basılan) diğer kitapları gibi bu da orijinal dilinden Latin alfabesine, sadeleştirilmeden aktarılmış (R. H. Karay’ın kitaplarının sadeleştirilmiş baskıları da var.). Bu kitaba, okuduğum-tanıttığım diğer kitaplardan daha ziyade özen gösterilmiş; hata sayısı çok az.

Not. Bu paragrafla ilgili “Harbiye Nazırının otomobili –ki İstanbul’da resmî ilk otomobildi- bir adam çiğnemişti.” dip not var! Türkiye’de her şey nasıl başlamışsa öyle gidiyor vesselam.

Bu yazı (17.05.2009 tarihinden itibaren) toplamda 8508, bugün ise 5 kez görüntülenmiştir.

One Comment

  1. Adana Haberleri diyor ki:

    Güzel hizmet ve paylaşım teşekkürler.

Leave a Reply