BİLİM FELSEFE DİN Rotating Header Image

Popüler Bilim Kitapları-Alıntılar ve Yorumlar (2010-2) (Mete Tunç)

Alıntı ve yorum yapılar kitaplar:

– Doğanın Gizli Bahçesi
– Evren Nasıl Oluştu?
– Maddenin Son Yapıtaşları
– Kuvantum Fiziği: Yanılsama mı, Gerçek mi?
– Kuvantumu Anlamak
– Kuvantum Dünyası
– Zamanın Daha Kısa Tarihi
– Einstein
– Relativity

Açıklamalar:
1. “Quantum” terimi Türkçe’ye “kuvantum” ve “kuantum” olarak çevrilmektedir. Üniversitelerin fizik, kimya.. bölümlerinde ve ders kitaplarında “kuantum” (çeviri) terimi tercih edilmektedir…
2. “Kuantum fiziği” alanı/konusu/dersi, “kuantum mekaniği” ile aynı anlamdadır, aynı kapsamı haizdir.
3. Alıntı metinlerde yer alan köşeli parantez içindeki ifadeler (düzeltmeler ve açıklamalar) bana aittir.
^^^^^^^^^^^^^^^^^^^^^^^^^^^^^^^^^^

İnsan Zekası, Doğası ve Çevre

Alıntı: İnsan türü, tek kelimeyle, bir çevre felaketidir. Zekânın yanlış türde ortaya çıkmasının biyosfer için ölümcül bir kombinasyon olacağı önceden belirlenmiş olabilir. Belki de zekânın kendini yok etmesi bir evrim kanunudur.

Bu haşin senaryo, genetik kalıtımları tarafından çok bencil olmaya programlandıkları için insanların küresel bir sorumluluk hissine kavuşmakta çok geç kalacaklarını iddia eden, [“]ezici insan doğası kuramı[“] olarak adlandırılabilecek kurama dayandırılmıştır. Bireyler önce kendilerini, sonra ailelerini, sonra kabilelerini düşünürler, dünyanın geri kalanı ise ancak dördüncü sıradadır. Genleri de onları bir, en fazla iki nesil öteyi düşünmeye eğilimli kılar. Günlük hayatın küçük sorunları ve çekişmeleri üzerinde çok dururlar, statülerine ya da kabile güvenliklerine azıcık meydan okunduğunda hızlı ve genellikle zalimce bir tepki verirler. Ama tuhaftır, psikologların keşfettiği gibi, insanlar aynı zamanda büyük depremler ve kasırgalar gibi doğal afetlerin gerçekleşme olasılığını ve yaratacağı etkiyi hafife almaya eğilimlidir.
(Doğanın Gizli Bahçesi, Edward O. Wilson, Çev. Aslı Biçen)

Kitap hakkında: Yazar Pulitzer ödüllüymüş. “Süslü” yazayım derken anlaşılır olmaktan fedakarlık yapmış gibi! Çeviride de problemler söz konusu. Bunlara rağmen; karıncalar, köpek balıkları, yılanlar, kuşlar, böcekler hakkında ilginç bilgiler mevcut.

Evrenin Toplam Kütlesi

Alıntı: NASA… Haziran 2001’de uzaya yeni bir uydu gönderdi… Uydunun verileri, evrendeki toplam maddenin %4’ünün bildiğimiz anlamda görünen madde; %22’sinin, ne ışık yayan ne de ışık soğuran ve bilinmeyen karanlık madde; geriye kalan %74’ünün de genişlemeyi hızlandırdığı düşünülen esrarengiz karanlık enerji olduğunu göstermektedir…
(Evren Nasıl Oluştu?, Yazarlar: … Editör: Halil Kırbıyık)

Kitap hakkında: 1. Küçük boy, 150 sayfacık kitabın 5 yazarı var, 4’ü profesör!.. Çeviri kokusu hissediliyor! Biri çevirmiş, diğerlerinin isimleri mi konmuş? Eksik, belirsiz ifadeler; düşük cümleler; konular iyi derlenip anlatılamamış… Berbat bir kitap!
2. Böyle bir kitapta aramak tabii ki saçma ama, benzer iddiaları dile getiren tüm bilim yazarlarına soralım: Falanca Yunan filozofunun/filozoflarının çağlarının ötesinde gözlemleri ve tespitleri olduğuna dair savlarınızı teyit edecek, söz konusu filozofun/filozofların kitaplarından ya da yazdıklarını aktaran kitaplardan ilgili kesimi neden vermezsiniz? Yoksa, tam olarak ifade ettiğiniz gibi söylemiyorlar da siz mi öyle yorumluyorsunuz?!

Standart Model ve Her Şeyin Teorisi

Alıntı: Bu [Standart Model], [atom-altı dünyadaki] bilinen tüm parçacıklar ile aralarındaki bilinen tüm kuvvetlerin matematiksel anlatımıdır. Bu matematiksel model bu parçacıkların davranışlarını açıklamamıza yardımcı olur…
***
İnsanlık, Evren hakkında tam bir görüşe sahip oluncaya kadar belki de çok zaman geçecek. Belki de aranan yok vardır ama sınırlı zekâmız yüzünden onu hiçbir zaman bulamayacağız. Daha önce söylediğim gibi, ben bu son görüşe şans tanımıyorum.*
(Maddenin Son Yapıtaşları, Gerard’t Hooft, Çev. Mehmet Koca, Nazife Özdeş Koca)

* Ben (zekamızın/duyularımızın sınırlı olmasından ve yanı sıra doğanın yapısından dolayı) tanıyorum!..

Kitap hakkında: Kitap parçacık (yüksek enerji) fiziği öğrencilerine ve bu konuyu bilenlere hitap ediyor. Yine de fikir edinmek ve özdeğerlendirme nitelikli paragraflar için okunmaya değer. Çeviri kusursuz (“Öztürkçe” olmasına rağmen!).

Dolu Asansördeki Fizikçi

Alıntı: [Martius Veltman’ın] hem kütleçekim teorisine hem de karmaşık modern yönteme hâkimiyetini gösteren küçük bir olay… Tamamen dolu bir asansöre son girenlerden biri de Veltman olmuştu. Asansörün düğmesine basıldığında, sesle birlikte bir sinyal yanıp sönmeye başladı: fazla yük. Veltman, asansöre giren hem son, hem de en ağır kişi olduğundan bütün bakışlar ona çevrildi. Fakat Veltman inmesi gerektiği görüşünde değildi. “Evet” dediğimde düğmeye basın diye seslendi. Dizlerini büktü ve onun cüssesindeki birinden beklenmeyecek bir şekilde zıpladı. “EVET” dedi ve asansör hareket etti. Veltman yere indiğinde, motor asansörü hareket ettirecek kadar hız kazanmıştı.
(Maddenin Son Yapıtaşları, Gerard’t Hooft, Çev. Mehmet Koca, Nazife Özdeş Koca)

Model ve Teori

Alıntı: Bu çalışmalar, o zamana kadar gözlenmiş olan parçacıkların davranışlarındaki herhangi bir özelliği açıklamak için yapılmış bir teşebbüs olarak düşünülmemelidir. Yaptıkları hesap, soyut ve gerçekçi olamayacak kadar basit ve bir “hayal âlemi” olarak algılanabilecek bir çalışmaydı. Bu çalışma, teorik fizikte giderek alışkanlık haline gelen ve matematiksel bilgimizi derinleştirmek şeklinde görülmesi gereken bir cins alıştırmadır. Bu durumda bir “model”den bahsediyoruz demektir. Aslında “teori” sözcüğünü, bir model bir gerçeği (muhtemelen idealize edilmiş olan gerçeği) anlattığını iddia ettiği zaman kullanmalıyız. Ne yazık ki “model” ve “teori” sözcükleri günümüzdeki yayınlarda sıkça birbirine karıştırılıyor. Yazarlar, yaptıkları çalışmalarda gerçek dünyayı anlatmak için en küçük bir girişimde bulunmasalar bile, çalışmalarına “teori” demekten kaçınmıyorlar.
(Maddenin Son Yapıtaşları, Gerard’t Hooft, Çev. Mehmet Koca, Nazife Özdeş Koca)

Kuantum Fiziğinde Belirsizlik ve İndeterminizm

Alıntı: Belirsizlik ilkesinin bilimsel ölçme düşünme biçimlerimize etkileri derindir. Uzun bir süre, herhangi bir ölçme kesinliğinde her zaman uygulamadan doğan sınırlamaların olduğu düşünülmüştür, ancak kuvantum fiziğinden önce kural olarak deneysel tekniklerimizi geliştirerek, istenen kesinliğe ulaşılmaması için hiçbir neden yoktu. Fakat dalga parçacık ikiliği ve Heisenberg’in belirsizlik ilkesi, bir foton[un] momentum[u] ve konumu gibi iki fiziksel niceliğin aynı anda ölçümlerindeki kesinliğe temel bir sınır koymuştur. Bu fikir ileri sürüldükten sonra, belirsizlik ilkesinin izin verdiğinden daha “kesin” ölçümlerin yapılabildiği deneyler öneren bir çok çaba vardı, ancak her defasından dikkatli çözümleme bunun olası olmadığını göstermiştir. Şimdilerde belirsizlik ilkesinin… kavramsal ve felsefi fikirlere yol açan kuvantum fiziğinin garip ve devrimsel sonuçlarından sadece birisi olduğu algılanmıştır…

…kuvantum fiziğinin belirlediği, en azından bazı olayların temelde önceden kestirilemeyeceği sonucu evrenin davranışı mekanik yasalar ile yönetilir savını sürdüren fiziğin klasik bakışı ile tümden çelişir. Klasik olarak parçacıkların belirli kuvvetlerin etkisi altında hareket ettiği düşünülmüştür ve eğer tüm bu kuvvetler parçacıkların herhangi bir andaki konum ve hızları ile beraber biliniyorsa bir fiziksel sistemin daha sonraki davranışı önceden kestirilebilir. Kuşkusuz, bu tür hesaplamalar sadece basit durumlara uygulanabilir, ancak kural olarak herhangi bir fiziksel sistemin, tüm evrenin bile davranışını önceden kestirmek olasıdır.

Kuvantum fiziği bu deterministik bakışı yok etmiştir ve indeterminizm ve belirsizlik kuramın temelinde yapılanmıştır. Genelde fiziksel bir sistemin daha sonraki davranışı, şimdiki durumu ne kadar kesin bilinirse bilinsin, önceden kestirilemez…

Fiziksel evrenin etkileşen ve tek başlarına var olan mikroskobik parçacıkların bir topluluğu olduğu fikri, sadece düşüncemize kök salmamış, aynı zamanda, bazılarınca, eksiksiz bir fiziksel kuramın vazgeçilmez parçası olduğu düşünülmüştür. Bir yandan tüm gerçekliği değişmelere veren, diğer yandan, değişenin, tutarlı bir betimlemesini yapmanın mümkün olmadığını ifade eden bir fiziksel dünya modelini kabullenmek zordur… [İlya] Prigogine yalın bir biçimde şunu der: Kuvantumsal bir olay, uygulamada elde edilemez olarak düşünülmek yerine, kuralda imkansız olarak varsayılmalıdır.*
(Kuvantum Fiziği: Yanılsama mı, Gerçek mi?, Alastair, I. M. Rae, Çev. Yurdahan Güler)

Kitap hakkında: Kuantum fiziğinin felsefesini (temel düzeyde) tartışan ve fakat bundaki başarısı tartışılır bir kitap! Çeviri iyi değil.

* Kitabın özü: “Vardır” ama “tanımlanamaz”!

Kuantum Mekaniğinde Gizli Değişkenler ve Determinizm

Alıntı: … von Neumann kuvantum mekaniğinin mantıksal olarak tam bir teori olup olmadığının ya da “gizli parametrelerin, yani bilinen değişkenlerin aksine, ölçülemeyen ve dolayısıyla belirsizlik prensibinin sınırlamalarına bağlı olmayan ilave değişkenlerin girişiyle, determinist bir teori olarak formüle edilip edilemeyeceğini,” irdeler. Vardığı sonuca göre “kuvantum mekaniğinin şimdiki sistemi, temel prosesin istatistiksel olana göre daha olası olduğu için, nesnel olarak yanlış olmak zorunda olacaktı.”*
(Kuantumu Anlamak, Barry Parker, Çev. Elif Alkın)

Kitap hakkında: “Kuantumu anla”tamayan kitaplardan biri! Çeviri de iyi değil.

* Bir cümlede 6 tane “ol” köklü sözcük: ÇÜ… pardon, YU… özür, İNSAF!

Kuantum Mekaniği Neye Yarar?

Alıntı: Cebimize bile girebilecek kadar küçük hesap makineleri, dijital saatler, evimizdeki bilgisayarlar, dijital radyolar, televizyon, lazerler ve tüm cihazlarla, otomobillerdeki göstergeler gibi günlük hayatımızda kullandığımız pek çok alette kuvantum mekaniği olarak bilinen bir fizik dalının izleri bulunmaktadır. Kuvantum mekaniği, çoğunlukla direkt olarak olmasa da, her an hayatımızı etkilemektedir; ancak pek çok insan neredeyse adını bile hiç duymamıştır.*
(Kuantumu Anlamak, Barry Parker, Çev. Elif Alkın)

Alıntı: Kuvantum kuramı önemli bir başarının sahibidir, çağdaş bilimin ve teknolojinin temelini oluşturur. Televizyon ve bilgisayar gibi elektronik aygıtların temel unsurları olan transistorların ve integrallerin [entegrelerin, entegre devrelerin] işleyişini yönettiği gibi, çağdaş kimya ve biyolojinin de temelidir.* Kuvantum mekaniğinin fizik bilimine henüz gerektiği gibi dahil olamadığı tek alan, kütleçekimi ve evrenin büyük ölçekli yapısıdır… Einstein’in genel görelilik kuramı diğer kuramlarla tutarlı olmak için dahi, kuvantum mekaniklerinin [mekaniğinin] belirsizlik ilkesini hesaba katmaz.
(Zamanın Daha Kısa Tarihi, Stephen Hawking, Leonard Mlodinow, Çev. Selma Öğünç)

* Kuantum fiziği hakkındaki kitaplarda bu tür sözlere rastlanır, fakat “nasıl” sorusunun cevabı verilmez! Yoksa teknolojik ürünler; kuantum teorisi, kuantum ilkeleri sayesinde yaratılmamıştır da, yakıştırma mı yapılmaktadır; bu bağlamda, en fazla, o ürünlerin işleyişi kuantum fiziğine mi bağlamak istenmektedir? Umarım cevabını “kuantumlu veya kuantumsuz” bir gün öğreniriz!

Kuantum Fiziği Ne Söyler?

Alıntı: Peki ‘kuvantum mekaniği’ nedir? “Ürkütücü bir teori”dir… Fizikçiler genellikle birbirlerine, kuvantum mekaniğini çok fazla düşündüklerinde başlarının döndüğünü söylerler… kuvantum mekaniği sağduyuya karşı geldiği için sadece ürkütücü değildir [kuantum mekaniği sadece sağduyuya karşı geldiği için ürkütücü değildir]. Daha derin nedenlerden dolayı tuhaftır da: gözlemlenemeyen niceliklerle ilgilidir; doğanın temel kanunlarının olasılıkları [olasılıklara] dayandığını gösterir [söyler]; parçacıkların aynı anda iki veya daha fazla devinim durumunda olmasına onay verir; bir parçacığın kendisiyle karışmasına [girişim yapmasına] izin verir; birbirlerinden oldukça uzak parçacıkların karışabileceğini [girişim yapabileceğini]. Bütün bunlar çoğu fizikçiyi atomun içindeni [içindeki] fenomenleri açıklamasındaki uzun ve kusursuz başarı listesine[???] rağmen, kuvantum mekaniğinin eksik olduğuna inanmaya yöneltir.
(Kuvantum Dünyası, Herkes İçin Kuvantum Fiziği, Kenneth W. Ford, Neslihan Sabuncu)

Kitap hakkında: Tavsiye edilmeyecek kitaplardan biri (Ne orijinali ne bu çevirisi)… Yayınevi ciddi bir iş yapmamış: Cildi parçalandı. Matematik gösterim hataları gani… Çeviri kötü olmasa da; “Olasılığın özünü kesin olmama durumu oluşturduğu için, olasılığın kesin olup olmaması nasıl anlaşılır?” gibi Türkçe’yi katleden cümleleri haiz; bazı “nötrinolar” “nötron”a “dönüşmüş” vs. En “komiği”, terimlerin fizik terimleri sözlüğünden değil genel bir sözlükten bakarak yazılması: reddetme[dışarlama], heyecanlı[uyarılmış], mekanikleri[mekanik], karışım[girişim], kırılma[kırınım], kara vücut[kara cisim], kara cisim[kara madde], yay teorisi[sicim teorisi]… Bu kitabı okuyanın sadece kuantumdan değil terimlerden de kafası karışır!

Özel Görelilik (Relativite) Teorisi (Kuramı)

Alıntı: Einstein’ın özel görelilik teorisi iki temel kabul (postulate) üzerine kurulmuştur. Bunlardan ilki, Newton’un da söylediği, fizik yasalarının birbirine göre sabit hızla hareket eden tüm gözlemciler için aynı olduğuydu. Diğer bir deyişle, bir yıldıza göre ışığın hızının yarı hızıyla ilerleyen bir uzay gemisine fizik laboratuarı kurarsak ve bu uzay gemisinin [hareket yönünün] tam tersi yönde, aynı yıldıza göre, ışığın yarı hızında ilerleyen başka bir uzay gemisine de başka bir fizik laboratuarı kurarsak, her iki laboratuarımızda yürüttüğümüz deneylerde aldığımız sonuçlar aynıdır. Bu şu anlama gelir; bütün bu gözlemciler kendisinin durduğunu, diğer gözlemcilerin hareket ettiğini söyler ve özel atalet referans koordinat sistemi yoktur. Özel teorinin ikinci kabulü, Maxwell denklemlerini olduğu gibi kabul ederek, bu tür gözlemcilerin ışığın hızını (genellikle c ile yazılır) ölçtüklerinde hepsinin daima aynı sonucu bulacaklarını söyler…

Bu teori sadece sabit hızla ve doğrusal ilerleyen, yani sabit vektörel hızla hareket eden cisimler için geçerlidir.
(Einstein, Bilim Dünyasından Bir Hayat, Michael White, John Gribbin, Çev. Yelda Türedi)

Kitap hakkında: Orijinalinin de rolünün olduğunu sandığım çelişkili, anlaşılmayan, ifade bozukluğunu haiz cümlelerin epeyce yer tuttuğu bir çeviri… A. Einstein’ın özel hayatı ve bilimsel çalışmaları, bilgim ve tahlilim ölçüsünde nesnel biçimde anlatılıyor; A. Einstein ve teorileri hakkındaki bazı boşlukları/soru işaretlerini bu kitapta, satır aralarında, bulmak mümkün. Mesela; 1. Dünya Savaşı sonrasında halkların asker olmayan bir “kahramana” ihtiyaç duyması, Einstein’ın biraz da bu nedenle öne çıkartılması… (1919 güneş tutulması sırasında yapılan gözlemler sonucunda elde edilip genel göreliliğin kanıtı diye sunulan delillerin şüpheli olduğuna dair iddiaya sanırım başka bir kitapta rastladım.)

Not. 1905 tarihli bu teoriyi, A. Einstein’ın hocası Hermann Minkowski, 1908’de, dört boyutlu (üç uzay, bir zaman) uzayzaman geometrisiyle tasvir etmiştir.

Fotoelektrik Olay ve Fotonlar

Alıntı: … Einstein’ı “fotonların” keşfine götüren, Macar araştırmacı Philip Leanard’ın çalışmasıydı.

Leanard’ın deneyi, fotoelektrik etki konusunda iki şeyi belirledi. İlk olarak, metal yüzey üzerine yansıtılan ışığın rengi [dalgaboyu/frekansı] aynı olduğu sürece, ışığın parlaklığından bağımsız olarak, ışığın metal yüzeyden çarpıp sıçrattığı elektronların enerjilerinin aynı olduğu kanıtlandı. Günlük hayatta edindiğimiz sağduyumuz bizi bu noktaya götürmez. Daha parlak ışıkta, daha fazla enerji vardır, bu yüzden elektronlara daha güçlü çarpıp, elektronların metalden daha büyük enerjiyle fırlayacağını düşünürüz. Ama bu düşünce yanlıştır. Belli bir ışık [renk] için (bu belli bir frekans demektir), ışığın parlaklığını (gücünü) iki katına çıkardığınızda, metal yüzeyden bir saniyede fırlayan elektron sayısı iki katına çıkabilir, ama bu elektronların hepsinin hızı [enerjisi] aynıdır, bu da bütün elektronların eşit miktarda enerji emdiği anlamına gelir.

Leanard’ın yaptığı ikinci keşif, ışığın rengi değiştirildiğinde, her bir elektronun taşıdığı enerjinin, yani elektronların hızının değiştiğiydi. Hepsi aynı parlaklıkta olan ışık kaynaklarında bile, elektronların taşıdığı enerji frekansla orantılıydı. Örneğin metal bir yüzey üzerine kırmızı ışık yansıtılması, hepsi aynı enerjide [olan] elektronların yayılmasına yol açar, ama enerjileri, metal yüzeye mavi-beyaz ışık yansıtıldığında yansıyan elektronların enerjilerinden azdır, üstelik bunun ikinci ışığın parlaklığıyla hiçbir ilişkisi yoktur (mavi ışığın kırmızı ışığa göre frekansı daha yüksek ve dalga boyu daha kısadır).

Einstein bu durumu… bir ışık ışınının, enerjileri [Max] Planck’ın E=hf formülü ile hesaplanabilen kuantum (foton) parçacıkları içerdiğini [söyleyerek açıkladı]. Bu durumda, bir atoma bir foton çarptığında elektron metal yüzeyden yayılacaktı [kopartılacaktı]… belli bir frekans için (yani belli bir renk için) her fotonun enerjisi aynı olacaktı. Yani, her durumda, yayılan elektronun enerjisi aynı olacaktı. Einstein, parlak kırmızı ışıkla soluk kırmızı ışık arasındaki fark, her fotonun enerjisinin farklı olması değil, parlak ışıkta daha fazla foton olmasıydı, diyordu. Elbette mavi ışık için f daha büyük olduğundan, metal yüzeye mavi ışık yansıtıldığında [gönderildiğinde] yayılan elektronlar kırmızı ışıkla yayılan elektronlardan daha fazla enerjiye sahip olacaktı.
(Einstein, Bilim Dünyasından Bir Hayat, Michael White, John Gribbin, Çev. Yelda Türedi)

Not. Yazar, fotoelektrik olayı güzel anlatmış.

Genel Görelilik Teorisi

Alıntı: Einstein’ın ihtiyacı olan ve [Marcel] Grossman’ın[,] [Bernhard] Riemann’ın çalışmalarıyla Einstein’a gösterdiği, dört boyutlu uzayzamanın eğrisel olarak matematiksel tanımlanmasıydı. Eğri uzayzamanla uğraşmak için doğru denklemler, tıpkı Newton’un yerçekimi teorisini geliştirmek için calculusa (“basit” calculusa) ihtiyaç duyması gibi, [“]tensor calculusun[“] [?] gelişimini gerektiriyordu. Ancak, Newton’un tersine Einstein, bu yeni calculusu kendisi icat etmedi; hazırdı: XIX. Yüzyıl matematikçileri [Bernhard] Riemann, Bruno Christoffel, Gregorio Ricci ve Tullio Levi-Civita’nın çalışmalarıyla hazırlanmıştı…

Genel Görelilik Teorisi (Einstein[,] Grossman’dan öğrendiği tensor [tensör] denklemlerini teoriye yerleştirdiğinde) bir ışığın Güneş’in yanından geçerken, laboratuvar[laboratuar]daki ivmelenen referans cismine göre bir fizikçinin göreceği bükülmeye tam olarak eşit olacak şekilde, ne kadar eğrileceğini öngörür…

Genel görelilik, geometrik bir teorisidir. Madde, uzay ve zamanın tamamen belirlenmiş bir geometriye göre çok iyi tanımlanmış fiziksel alanını sunar…

Aslında Einstein… devrimsel anlamda Newton’un yerini almamıştır. Çok özel durumlar hariç, genel göreliliğin yerçekimi kanını ters kare kanunudur. Fark, Einstein’ın uzayzamanın bükülmesiyle bu ters kare kanununun nedenini açıklamasıdır. Bu anlamda, ışık[,] bükülmüş uzayzamanda doğrusal hareket eder – geodice denilen bu yol iki nokta arasındaki en kısa yoldur -; burada bükülen ışık değil[,] uzayzamandır. Genel teori Newton’un yerçekimine dair fikirlerini genişletir, ama hem Newton’un yerçekimini hem de özel görelilik teorisini içinde barındırır.
(Einstein, Bilim Dünyasından Bir Hayat, Michael White, John Gribbin, Çev. Yelda Türedi)

Farklı Kütleli Cisimlerin Her İklimde, Semadan Zemine Eş Zamanlı Olarak Düşmesidir!*

Alıntı: Newton’un kütleçekimi[kütleçekim] kuramı, cisimlerin kuvvete nasıl tepki gösterdiğini tanımlayan hareket yasalarına ek olarak, belirli bir kuvvetin, kütleçekimi kuvvetinin gücünü nasıl belirlediğini de açıklar. Dediğimiz gibi, bu kurama göre her cisim diğer bir cismi kütleleriyle doğru orantılı bir güçle çeker. Yani cisimlerden birinin kütlesi (A cisminin diyelim) iki katına çıkarsa, iki cismin arasındaki kuvvet de iki katına çıkar. Bu beklenen bir sonuçtur, çünkü bu yeni A cisminin her biri başlangıçtaki kütleye sahip iki cisimden oluştuğu düşünülebilir. Her iki A cismi, B cismini başlangıçtaki kuvvetle çeker. Böylece A ve B cisimleri arasındaki kuvvet başlangıçtakinin iki katı olur. Diyelim ki cisimlerden birinin kütlesi altı kat fazla ya da biri iki kat, diğeri de üç kat kütleye sahip; bu durumda aralarındaki kuvvet altı kat güçlü olacaktır.

Şimdi bütün cisimlerin neden aynı hızla düştüğünü anlayabilirsiniz. Newton’un kütleçekimi yasasına göre kütlesi iki kat ağır olan bir cismin yere çekilme kuvveti de iki kat fazla olacaktır. Ancak kütlesi iki kat fazla olduğu için Newton’un ikinci yasasına göre her kuvvet birimi başına hızı yarı yarıya azalacaktır. Newton yasalarına göre bu iki etki birbirini götüreceği için hız, ağırlık ne olursa olsun aynı kalacaktır.**
(Zamanın Daha Kısa Tarihi, Stephen Hawking, Leonard Mlodinow, Çev. Selma Öğünç)

Kitap hakkında: Orijinal kitap sade bir İngilizce ile kaleme alınmış. Buna rağmen çeviride ifade bozuklukları, gramer hataları, çeviri terim yanlışları epey fazla!

* Evliya Çelebi’nin Seyahatname’sindeki başlıklara teşbihle; ona hürmetle ve muhabbetle…

** Eş zamanlı düşme açıklanamamış veya Newton yasaları (klasik mekanik) olayı “aslında” izah edemiyor (Genel Görelilik Teorisi keza…)!

Deflection of Light (Işığın Bükülmesi)

Quoted passage: … according to the general theory of relativity, a ray of light will experience a curvature of its path when passing through a gravitational field, this curvature being similar to that experienced by the path of a body which is projected through a gravitational field. As a result of this theory, we should expect that a ray of light which is passing close to heavenly body would be deviated towards the latter…

It may be added that, according to the theory, half of this deflection is produced by Newtonian field of attraction of the sun, and the other half by the geometrical modification (“curvature”) of space caused by the sun.
(Relativity: The Special and General Theory, Albert Einstein, Trans. Robert W. Lawson)

Çeviri: Genel Görelilik Teorisi’ne göre, bir ışık ışınının yörüngesi bir kütleçekim alanının içerisinden geçerken bükülecektir. Bu, bir kütleçekim alanında fırlatılan bir cismin yörüngesine (yeryüzünde yatay veya eğik atış hareketinin yörüngesi) benzer. Teoriye göre, bir gök cisminin yakınından geçen bir ışık ışınının cisme doğru sapacağını ifade edebiliriz…

Şu da ilave edilmelidir ki, teoriye göre, [gök cisminin güneş olması halinde] bu bükülmenin yarısı güneşin (Newtonyen) çekim alanından, diğer yarısı uzayın güneşin sebep olduğu geometrik değişiminden (“bükülme”) kaynaklanır.*

Kitap hakkında: A. Einstein’in 1916 tarihli Almanca kitabının İngilizce çevirisi. Gerek dil, gerek konuları izah açısından tatmin etmiyor. Belki orijinalinde sorun var, yani belki A. Einstein “kalemi güçlü” bir yazar değil (Süslü, anlaşılmaz, “felsefi” cümleler kurmak iyi yazarlığa işaret etmez!). Tek bir ders kitabı ve kapsamlı yine tek bir popüler kitap yazmamış, yazamamış!..
Türkçe’de, İngilizce’den çevrilmiş “İzafiyet Teorisi” isimli bir kitap var. O da, “doğal olarak” diyelim, iyi değil. İsmini kaydetmediğim bir çeviri daha mevcut, ki bu tam bir rezalet, kepazelik: çevirisiyle, karmaşıklığıyla ve matematiksel gösterim hatalarıyla.

* Bu yorum bugün hala geçerli mi; bilmiyorum.

Bu yazı (17.05.2009 tarihinden itibaren) toplamda 8823, bugün ise 1 kez görüntülenmiştir.

Leave a Reply