BİLİM FELSEFE DİN Rotating Header Image

Ölüm Hakkında – III (Mete Tunç)

“Ölmek istemiyorum!”

1980. Bir film/fotoğraf karesi var hâfızamda. Bir çatışma sonucunda yaralanan bir polis memurunun yakarışının haberiydi.

Sedyede sırt üstü yatırılmış halde acil servise götürülen polisi ve bağırışını televizyon haberinde mi görmüştüm, yoksa fotoğraflı gazete haberi miydi; sanırım ikincisiydi.

Polis ağır yaralıydı. Ama bilinci yerindeydi. Başını gücü yettiğince kaldırıp, korku dolu gözlerle, etrâfındakilere, “ölmek istemiyorum,” diye haykırıyordu…

Polis kurtarılamamıştı.
*****

Düşen uçakta iman

Ucuz bir laf, “düşmekte olan uçakta Ateist bulamazsınız,” sözüdür. Ucuzdur, zira öyle bir durumda imana gelen biri Ateist değildir, olamaz; en fazla beklentilerini karşılamadığı vs. için tanrısına ‘küsmüştür’ ve kendini o sıralar Ateist zannediyordur!

Keza, ölmekte olan bir Ateistin, son nefesini iman ederek verdiğine dair bir tanıklık mevcut mudur? Palavra hikayeler çoktur; onları hariç tutuyorum!

Peki, yukarıdaki sözü uyduranların ve bunu gerçekçi/mantıklı bulanların bilinçaltlarında nelerin saklı idiğini bilebilir miyiz? Tahmin edelim: Tanrı’ya inanmamak anlamsız… Tanrısız olmak korkunç bir şey… Ya Tanrı varsa; sonsuz olarak yanmak var…

Not. ‘Ateist’, tarihteki ilk anlamları (Romalıların, kendi çok tanrılı inançlarına aykırı olan tek tanrı inancına bağlı Yahudilere ve Hıristiyanlara; bilahare Kilise’nin, vazettiği din-iman anlayışını reddeden Hıristiyanlara; veya yine Avrupa’da ahlaki zafiyeti olanlara yönelik olarak kullanılıyormuş.) yüzünden ve bir referansa göre pozisyon belirtmesinden dolayı, bence küresel ve isabetli bir terim değildir ve beni tanımlamamaktadır…
*****

Şehitlik

“Batı Cephesinde Yeni Bir Şey Yok” isimli kitaptan uyarlanan filmdeki, bir lise öğretmeninin Alman gençleri savaşa (I. Dünya Savaşı) gitmeye nasıl teşvik ettiği sahne unutulmaz. Bu milliyetçi propaganda örneğidir… Aynı savaşta; Osmanlı ülkesindeki modernist, milliyetçi, Batıcı, laik, pozitivist vb. insanların kahir ekseriyette bulunduğu İttihat ve Terakki Fırkası yönetiminin, halkı savaşa güdülemede dini-imanı-şehitliği nasıl kullandığı sabittir ki mesela ‘bu sayede’ harp meydanlarında, cephelerde evliyalar, alperenler vs. ‘görülmüştür’. İçlerinde en imanlı olan Enver Paşa’nın, Sarıkamış’ta telef ettiği yiğitlerimiz için “nasıl olsa öleceklerdi,” sözü, insana, ‘keşke imanlı olacağına akıllı, izanlı, sezgili.. olsaydın paşa,’ dedirtiyor!

‘Deist’ Mustafa Kemal’in bir sözü, aynı derecede vahimdir. Çanakkale’deki çarpışmalarda, birliğindeki askere: “… Ben size ölmeyi emrediyorum…” der (kaymakam/yarbay-miralay/albay) M. Kemal. Malum, aynı söz içinde, askerin ölüme nasıl imanla gittiği vardır. İlginçtir, bu cümleler henüz ve hala eleştirilmiyor; hiç duymadım, okumadım. Tersine ölüme salakça, zavallıca, kuzu-kuzu (Kuzu bile, anlıyor, kesilmeye direniyor!) bu atılış bir erdem diye sunuluyor. Dinci tayfa, onyıllardır, galiba işlerine geldiği için ses etmedi… Eğer bir savaşta komutanlar (paşalar/generaller), askeri, öleceği kesin olan bir çarpışmaya sokuyorlarsa, üstelik aynı planı tekrar tekrar uyguluyorsa vahim bir taktik veyahut strateji hatası var demektir.* ’ **

Osmanlı ve Cumhuriyet dönemlerinde, maalesef (askeri ve sivil) kurmaylık zafiyeti yüzünden; tarihi verilerden, sayısız hatırattan ve yaşadıklarımızdan anlaşıldığı üzere çok kaybımız olmuştur, olmaktadır!

Bu satırları yazdığım odanın duvarlarındaki tek fotoğrafa, Çanakkale’de, 1915’te çekilmiş, bakışları ve duruşları dahi kahramanca olan, arkalarında özlem, acı, kimsesizlik bırakan müteveffa askerlerin ve subayların fotoğrafına uzun süre bakamıyorum! Onların boşuna ölmediklerine ikna olmak istiyorum!

* Elbette burada Osmanlı erkan-ı harpleri ile birlikte Alman kurmayları da suçludur! İtiraf niteliğindeki şu sözler Osmanlı Ordusu’nun Çanakkale, sonra Filistin Cepheleri komutanı olan Liman Von Sanders’e aittir: “Harpte bazen ümitsiz şeylerin yapılması gerektiğini, zor durumlarda sorumluluk üstlenmiş olan herkes anlayacaktır [‘Türkçesi’: Pek çok asker/insan hiç yoktan telef/’Niyazi’ olur!]. Kumandana, acımasız “mecburiyet” ve bir mucize ile her şeyin iyi olacağına dair bir ümit zerresi buna katlanmakta yardımcı olur [‘Türkçesi’: Komutan vicdan azabı duyar ama umudunu yitirmemeli, moralini yüksek tutmalıdır!].
** Tarihçiler, ‘geri çekilme stratejisinin’ Kurtuluş Savaşı’nda uygulandığını (İnönü Savaşı) söylüyorlar. Bazı hatıra kitapları bunun planlı olmadığını ima etse ve sözkonusu dönemin harplerinde ciddi planlama ve karargah hataları yapıldığını yazsa da, sonuç, daha az kayıp ve muvaffakiyettir.
*****

Bulut

Kendini bildim bileli, bir fotoğraf “Atatürk mûcizesi” diye gösterilir: Atatürk’ün ölüm günü veya sonraki bir 10 Kasım günü, bulutlar onun gözlerine-kaşlarına-alnına benzer biçimde bir araya gelmişlerdir.

Çekildiği devirde, bugünkü gibi, bir takım tekniklerle namevcut şeyleri yaratmak, (herhâlde) bahis konusu olmadığına göre, fotoğraf gerçekti. Ancak ‘benzetme’, propaganda amaçlıydı!

O fotoğraf, yıllardır, ‘Atatürk(’ün ruhu) bize bakıyor’, ‘mucizevî bir olay’ minvalinde sunulageldi çocuklara, yetişkinlere. Oysa, Atatürk, hurâfelerle, boş inançlarla vs. mücâdele etmemiş miydi; “hayatta en hakîkî mürşit ilimdir, fendir” dememiş miydi?!

İman kültürü öyle kökleşmiş, genlere işlemiş ki, kendilerini ‘laik’ diye tanımlayanlar da bundan kurtulamıyor, ‘bir şekilde’ iman ihtiyacı hissediyor ve garabete, putlaştırmaya itiraz edemiyorlar.

Atatürk’ün, sağlığında, bu doğrultudaki sözlere ve davranışlara cevaz vermesi ise bir başka garip hal; belki de değil!

Not. Şu günlerde Ardahan’da, Atatürk’ün ‘gölgesinin düştüğü’ yerde askeri tören yapılıyormuş! İmdaaat!
*****

Siyaset, cinayet, suikast, katliam

Rıza Nur, Refik Halid Karay ve Rıza Tevfik, anılarında, yaşadıkları dönemlerin siyasi cinayetlerini ve suikastlarını anlatırlar. Her üçü de orta yaşlarına geldiklerinde siyasetten çekilmişlerdir (Zaten birincisi gönüllü sürgünle, son ikisi 150’lik idiklerinden uzun yıllar yurt dışında yaşamışlardır.). Rıza Nur, Türkiye’de kanlı siyaset anlayışının değişmesi gerektiğini vurgular… Bu kişiler, o nesil, 70’lerdeki katliamları ve 1984 sonrasındaki terörü görselerdi..!?.. Her üçü İttihatçı teröründen dolayı sultan Abdülhamit’e rahmet okudukları gibi, bu durumda herhalde İttihatçılardan özür dilerlerdi! (Belki ‘Bu geleneği İttihatçılar başlattı’ diyerek dilemezlerdi!)

Türkiye’de idealistçe, yurtseverce, namuslu bir biçimde, adilane, rezil rüsva olmadan ve can güvenliğinden emin olarak siyaset yapma imkanı, ortamı, kültürü yoktur. Siyaset ve idare (her seviyedeki ve her türdeki yönetimler) büyük ekseriyetle terbiye edilmiş/edilmemiş sosyopatların elindedir!
*****

Ölürken iman

Kimi dindarlar, tanınmış ve sevilen dinsiz insanları ölüm anında imana getirmekten hoşlanırlar! Bu bana doğal gelir; zira her şeyleri yalan üzerine kurulmuştur! İftira atmakta üzerlerine yoktur! Buna karşılık, dinleri hususunda en temel, açık bir tespit yapıldığında, “hakaret ediyorlar”, “iftira atıyorlar” propagandasına, kışkırtmasına sığınırlar! ‘Biçarelerin’ ellerinde başka bir araç, söylem yok zaar!..*

İlk cümleden devam edelim. Neden dinsiz imana gelir(?) Çünkü dinsizin ismi, ürünleri vardır. Yazdıkları, yaptıkları herkes tarafından okunmakta, kullanılmaktadır. Onu imanlı olarak göndermek, eserlerini, icatlarını, keşiflerini, bizatihi kendisini dindarlar için de meşru kılar, ve böylece onlardan faydalanılmasında beis görülmez…

Bazılarına göre Tanrının varlığını tasdik etse bile imanlı gidememiştir veya gidememiş olabilir! Bu söylemde amaç, yaşayan meşhur ve üretken dinsizlere parmak sallamak, ‘sizin gibilerin sonu nasıl bilin’; dindarlara da, ‘dinsizlerin kafa karıştırıcı şeyler söylediklerine, yaptıklarına bakmayın, akıbetlerini öğrenin’ mesajlarını vermektir.

İmana gelme palavrasının altyapısı Kuran’da mevcuttur: Güyâ Firavun (İsmi yoktur, çünkü Kuran’ın müsebbipleri bilmezler!), boğulurken tanrının tekliğini kabûl etmiş! Aa.. aklıma geldi: 80’lerde bu Firavunun bozulmamış cesedi bulunmuştu(!) Domalmış halde bir cesetti. İman edip secdeye varınca canı alınmış! İnnallahe maassabirin!

* Bu cümleler tüm dindarları kapsamamaktadır.
*****

Yaş dönemleri ve ölüm

20’lerde: Allah’ın rızasını gözeterek, Müslümanlara yararlı olmak amacıyla, insanlığa hizmet uğruna yaşamak, yaşlanmak ve bu uğurda ölmek ne güzeldir!

30’larda: Aptalca bir kazayla ölmek ne acıdır. Genç ölünecekse bunun bir anlamı olmalı!

40’larda: Hayatta planladıklarımın, yapmayı isteyip “yaparım, yapacağım” dediğim şeylerin hemen hepsini yaptım, gerçekleştirdim. Göreceğimi gördüm. Ama, bazı hesapları görmeden/bitirmeden ölmek yazık olur!

50’lerde: ?
*****

Ölümü tatmak

Meşhur “Her insan ölümü tadacaktır” ayeti, aslında ne kadar sıradan, basit bir cümledir de, inananlar onu büyülü, hikmetli bir sözmüşçesine tekrarlarlar, oraya buraya yazarlar!.. Bu bir tarafa; ölümü ‘tadarak’, yani hissederek, an be an, ‘doya doya’ yaşamak; nasıl olduğunu (herhalde belli bir aşamadan sonra yazmak mümkün değildir) anlatmak, kayda geçirmeyi düşünürüm… Ve bütün ölüm hallerini yaşamak isterdim. Ne yazık ki bu imkansız. Sadece bir kere… O nedenle kıymetini bileyim; son anımı ölüm bilgisi ile değerlendireyim!

Bu yazı (17.05.2009 tarihinden itibaren) toplamda 7639, bugün ise 4 kez görüntülenmiştir.

7 Comments

  1. metafizik19 diyor ki:

    Ölümden korkmayınız. SİZ varken zaten ÖLÜM yoktur.
    Ölüm varkende SİZ olmıyacaksınız ))

  2. Ferda Yamanoğlu diyor ki:

    Sayın Tunç bilgili bir müslüman ölmekte olan bir dinsizi imana getirmeye çalışmaz.Çünkü ölüm anında dinsizlerin tövbesi kabul edilmez.Bahsettiğiniz firavununda imanı kabul edilmemiştir.Yazınızda bunu belirtmeyi unutmuşunuz.Kuran hakkında oldukça kısıtlı bilgiye sahipsiniz.Kuranı baştan sona birkaç defa okumalısınız.Saygılarımla

  3. Mete Tunç diyor ki:

    Güzel bir sözmüş sn. metafizik19. “varkende”ki ‘de’ ayrılıp ‘Özlü Sözler’e konulabilir.
    Sn. Yamanoğlu.. 1. Yazımda fiili bir imana getirme bahis konusu değil. 2. Ölüm anında imana gelmenin kabul edilmeyeğine dair işaret yazımda mevcut. 3. Firavunun imanının kabul edildiğini ifade etmedim ki..! 4. Kuran’ı baştan sonra okudum, tahlil ettim… (bkz. yazılarım)

  4. Ferda Yamanoğlu diyor ki:

    Sn Tunç bu sayfadaki yazınızı bir kez daha tekrar ediyorum.(Kimi dindarlar tanınmış ve sevilen dinsiz insanları ölüm anında imana getirmekten hoşlanırlar) cümlesi sizin yazınız.Bu durum imana getirmeye çalışmak değilmi?Ölüm anında imana gelmenin kabul edilmeyeceğini yazınızda belirttiğinizi söylüyorsunuz.Ben o cümleyi bulamadım.O cümleyi bir kez daha yazarmısınız?Firavunun imanının kabul edildiğini ifade etmediğinizi yazıyorsunuz.Yazınızdaki cümlenizi tekrarlıyorum.(İman edip secdeye varınca canı alınmış)Yazılarınızı okuyucuların takdirlerine bırakıyorum.

  5. metafizik19 diyor ki:

    Gerçek manada ölüm varmıdır ?

    Kurana yani Allah’a göre yoktur. Şayet gerçek manada ölüm olsaydı ahirette bütün insanları yaratacağını söylemesi abes olurdu.
    Ateistleri ise tek yanıltan şey ÖLÜM konusudur.
    Öleceğiz kemik yığını ve toprak olacağızda binlerce sene sonra milyarlarca insanı yeniden Allah diriltecek ohooo . olmaz bir şey diye düşünüyorlar.,
    Kainata ve dünyanın çalışma düzenine bakalım. Hiç bir şey yok olmuyor. sadece şekil değiştirip karşımıza çıkıyor. yani üretilen şeylerde öyle tüketilmese bile çürüyerek sürekli şekil değiştiriyor. Düşünsenize Dünya kurulalı beri sadece üretilen karpuzlar böylece kalsa dünyada oturacak tek yer kalmazdı diye düşünüyorum :)
    Kainat evren bütün düzenekler böyle çünki yok olma yok.
    Var ve hep var. Ruh ta aynıdır. vardır ve hep vardır.
    madde sadece enerjiye dönüştürülebilir ama yokedilemez. Ruh ise zaten enerjinin ta kendisidir.
    var ve hep var olmak ayrı şey ^^kendi benliğinin farkında olmak ^^ ayrı şeydir.
    Ruh denen enerjiye verilen görev işte budur: düşünme yeteneği..
    düşünme gücü ve kendini bilme yani farkındalık.
    Ademi yarattım sonrada ona RUH’umdan üfledimderken…
    Sonsuz enerji yani sonsuz düşünce gücü kendinden bir enerji göndererek insana düşünme gücü ve yeteneği vererek Dünya tiyatrosunu başlatmıştır. hayvanlar ise sadece beyinleri programlanmış düzeneklerdir.
    Bir kısmı sadece ot yerken bir kısmı sadece et yer örneğin.
    tat almakta RUH un beynin yorumlamısının farkına varılmasıdır.
    Tat sadece beyindedir. elinizdeki meyva yada bal tatlı değildir örneğin yani balın sizin beyninize ulaşması mümkün değildir. Beynin dışına çıkıp maddenin kendi ile muhatap olsanız tasız tussuz ve renksiz bi dünya ile karşılaşırsınız. Yoktan varetmek sadece dünyayı ve evreni yaratmak değil. tatsız tussuz ve renksiz bir dünyayı. Görenlerin ve tatanların inanacağı bir sanal alem yaratmaktır ayrıca.
    yoksa köpek ve domuzlar niye b.k yesin. Sinekler neden bataklıkta yaşasın. ve programladığınız hayvan türlerine sanki maddeden tat alıyormuş rolünü vereceksinizki (yalanmak ve kuyruğunu sallayıp bir daha istemek gibi) Düşünen insanlar bak gördünmü hayvan tat alıyor diyebilsin.
    Her şey , düşünme gücümüz bile hep zıttı ile düşünüp kararlar veriyor.
    var yada yok gibi. bunun için yaratılışçılar var diyor inanmayanlar yok diyor tanrıyı. Başka bir seçenek yoktur düşünme sisteminde fakat ;
    Aslında Tanrı hem var hemde yoktur !!!!! şaşırmayın…
    Tanrı madde olarak yoktur……
    fakat Metafizik olarak her yeri kaplayan ve ondan başkası olmayan bir Tanrıdır. Yani Tanrı YOK_VAR dır. Kendini herşeyden münezzeh olarak nitelemeside bu yüzdendir.
    Bunun için var diyenlerle yok diyenlerin mücadelesi kıyamete kadar sürecektir.
    SOYUT ve SOMUT her zaman olacaktır ve tartışılacaktır.
    Fakat bildiğim bir şey varki bir insanı diriltmekle yüzmilyar insanı aynı anda diriltmek Tanrı için aynı şeydir. Bu sizi yanıltmasın dünyaya kaç milyar insanın gelip gittiği ile ilgili düşünceleriniz……..

  6. Mete Tunç diyor ki:

    Sn. Yamanoğlu,
    Kaptan Kusto’yu, astronot Amstrong’u vs. yaşayan-ölmüş kişilerin Müslüman olduğu iddialarını kastediyorum “imana getirme” ile. Bu açık yazımda… Keza ‘ölürken iman’a dair pek çok hikaye var. Böyle savların ortaya atılmadığını söylemeyeceksiniz herhalde.
    “.. kabul edilmeme..”ye dair cümle 3. paragrafta..
    Hayali Firavunun (güya) iman ettiğini yazdım da, bu ‘kabul edildiği’ manasına gelmez ki..
    Saygılarımla

  7. Ferda Yamanoğlu diyor ki:

    Sayın Tunç savlarla düşünme doğru olmaz.Zaten Kuranda zanla hareket etmeyin diyor.Belki bu kişiler ölüm anından evel iman etmiştir.Çünkü Kuran kesin olarak firavunun imanının kabul edilmediğini yazıyor.Saygılarımla

Leave a Reply