BİLİM FELSEFE DİN Rotating Header Image

Özlü Sözler 2 (Mete Tunç)

Açıklama: Özlü Sözler 2, kapsam ve yöntem olarak Özlü Sözler’den farklı olmayacaktır. Ayrı bir sayfa açılmasının sebebi, ilkinin büyüklüğü yüzünden, evvela teknik olarak sorun teşkil edebileceği endişesi, saniyen okumada/istifade etmede artık zorluk yarattığı düşüncesidir.
^^^^^^
Sana dar gelmeyecek makberi kimler kazsın?
“Gömelim gel seni tarihe!” desem, sığmazsın.
Mehmet Akif Ersoy
(1915-Çanakkale müdafisi kahramanlarının manevi huzurunda ebedi tazimle. M. T.)
***
… “milliyetçi-muhafazakâr”[lar]… Türk tarihini ve kültürünü her devri, her dönemi ve her unsuruyla bir faziletler, yüksek değerler, ideal devirler bütünü olarak görmekte, sözde böyle görmediklerini söyleseler de -yetiştikleri ortam, aldıkları muhafazakâr terbiye sevkiyle- belki bilinçaltında bu düşünceden kendilerini kurtaramamakta, dolayısıyla bu ideal imajı şu veya bu şekilde bozacak tarih araştırmalarına soğuk bakmaktadırlar.

… bir dinin teorik yapısı, inanç esasları ne olursa olsun, halk arasında zamanla onun toplumsal ve kültürel özelliklerini kazanır; o özelliklere uyarlanır, bu arada onları da etkiler; böylece zamanla onlarla özdeş hale gelir. Kısaca onları “dönüştürür ve kendisi de dönüşür”. Bu çok tabii bir sosyolojik süreçtir. İşte aynı süreç Türkler’in İslâm’ı kabulünden sonra da işlenmiştir.

Bugünkü dünyada, bir ayağıyla XXI. yüzyıla ayak basan İslâm toplumları, bir ayağıyla da kısmen toplumsal yapı, bilimsel, teknolojik, düşünsel ve kültürel seviye olarak henüz ortaçağlarda dolaşmaktadır… Bugünün Müslümanlarının bir kısmı, tüketmekte sakınca görmedikleri Batı teknolojisinin ürünlerini kullanmanın, Batılılar gibi tüketmenin, Batılılar gibi eğlenmenin, tatile çıkmanın, bir diğer kısmı kendi küçük adacıklarında Peygamber dönemindeki İslâm’ı “yaşamaya çalışmanın” yarattığı aldatıcı bir tatmin duygusunun güdümünde, modernitenin önlerine yığdığı problemleri ciddiye almıyorlar.

Tasavvuf haddi zâtında, kendi kültürleri üzerine – dışarıdan, üstelik “medeniyetçe daha aşağı” seviyedeki – gözüpek bedevi Arap fatihleri sayesinde hâkimiyet kuran İslâm’ın tevhid inancını fazla yalın ve açık bulan köklü ve yerleşik “üstün” bir kültürün mensuplarının, bu kültürü galiplerin inancının kalıplarını kullanmak suretiyle o inanç içerisinde tekrar diriltme, yaşatabilme ve koruyabilme çabası olarak, İslâm’ın içinde adetâ “paralel bir din” şeklinde algılanabilir.

(Türkiye Sosyal Tarihinde İslam’ın Macerası, Makaleler-İncelemeler , Ahmet Yaşar Ocak)

Bu yazı (17.05.2009 tarihinden itibaren) toplamda 12505, bugün ise 0 kez görüntülenmiştir.

55 Comments

  1. Mete Tunç diyor ki:

    Dine, ideolojiye, bilime, hülasa her şeye dair sonuçlarda gariplikler, ikilemler, kötülükler ortaya çıkıyorsa köke, aksiyoma, referansa gidiniz; sorun çok büyük ihtimalle oradadır.
    M. T.

    Vazedilen İslam’ın en büyük başarısızlıklarından, yenilgilerinden biri; Müslümanlaşan halkların kadim kültürlerini, yönetim sistemlerini, geleneklerini, törelerini, alışkanlıklarını.. ‘ilahi kitabı ve programı doğrultusunda’ değiştirememesi, dönüştürememesi, onların gölgesi altında kalmasıdır.
    M. T.

  2. Mete Tunç diyor ki:

    The knavery and folly of men are such common phenomena, that I should rather believe the most extraordinary events to arise from their concurrence, than admit of so signal a violation of the laws of nature.
    David Hume
    İnsanlar arasındaki hilekarlıkla aptallık öylesine yaygın bir şey ki, en olağan dışı olayların (=mucizelerin) doğa yasalarının açıkça çiğnenmesinden kaynaklandığını kabul edecek yerde, onların bu iki faktörün ortak ürünü olduğuna inanmayı yeğlerim.
    Çev. Hüseyin Batuhan
    ***
    İnsanların çoğu aldanmış veya aldatılmış olduklarını açığa vurmaktan utandıkları veya “Hırsız var!” diye bağırıp başkalarını uyarmaktan çekindikleri için şarlatanlar adam aldatma işine pervasızca devam edebilmektedirler.
    John Wheeler
    ***
    “Sözde” bilimi “gerçek” bilim, sahte teknolojiyi gerçek teknoloji ilham eder. Eğer Türkiye şimdiye kadar anmaya değer bir şarlatan yetiştirememişse bunu yaratıcı bilim adamları ile mucitler yetiştirememiş olmasına borçludur.
    Hüseyin Batuhan

  3. Mete Tunç diyor ki:

    Anlayana en ufak vaka en büyük derstir.

    … aşk sermayeye ihtiyaç göstermeyen yegâne meşgaledir, ne kumar gibi para ister, ne içki gibi sıhhat… kimi istersen bedava sev, hem sevebildiğin kadar sev, hatta istersen Hint padişahının kızını bile, velev ki dilenci olsan…

    [Türkçe]… mal sizin değildir. Bir milletin, bir devrin, bir neslindir. Tecrübelerinizi benim malımda yapmaya hakkınız olur mu? Siz kaideye riayet, usule muvafakat, lisana hürmet meselelerine tünelin döşemesi kadar ehemmiyet vermiyorsunuz. Her eli kalem tutan, her gazete çıkaran, her kitap yazan Türkçeyi istediği gibi kullanırsa, sonra…

    Asıl bahar, nereye gitseniz beraber taşıyabileceğiniz bahardır; ruhunuzdaki bahardır.

    Madem ki bahar bir açılıştır, havanın, çiçeğin, yaprağın, ışık ve rengin açılışı, zekânın ve ruhun açılışı neden bahar sayılmasın?

    İnsanın baharı, baharların en güzelidir.

    Bir çiçekle bahar olmaz, derler. Aşk baharı tek çiçekle olur…

    Nasrettin Hoca, “Karla ekmek yemesini ben icat ettim ama kendim de beğenmedim.”…

    Medeniyetin birinci vazifesi çocuğun dudağına tebessüm kondurmaktır; gam düşürmek değil!

    [Gazetelerin magazinleşmesi…] Bu abur cubur içinde ne zihin damağının çeşni sezmesi, ne fikir midesinin hazım yapması mümkündür.

    Zehî tasavvur-ı batıl, zehî hayal-i muhal.

    [Şeytan:] “… Boşuna eşref mahlukuz diye böbürlenmeyiniz. Ey insanlar, Allah size bir değirmi kuyruğu bile çok gördü!”… Ve hilkatin insanlara karşı gösterdiği bu ihmalden, imsakten, cimrilikten en fazla müteessir olanlar ve noksanını acı acı duyanlar dalkavuklardır. Efendilerinin karşısına geçip -her türlü müdaheneye ilaveten- bir de, en bariz dalkavukluk işareti olarak kuyruklarını sallayamadıkları için!

    (Tanıdıklarım, Refik Halid Karay)

  4. Mete Tunç diyor ki:

    Dimağı, güzelliklerden ziyade ikrah edilecek hatıratla dolu insana efsus!
    M. T.

    Dil bir araçtır; ama hoyratça kullanılan değil, ihtimam gösterilmesi gereken…
    M. T.

    Çoğunlukla hangi halkın diliyle düşünüyor, hayal kuruyor ve rüya görüyorsanız, o halktansınız.
    M. T.

    Ne her görüleni gerçek bil, ne hiç görünmeyeni külliyen reddet!
    M. T.

  5. Mete Tunç diyor ki:

    Şark insanı için çalışmak ibadet değil angaryadır.
    Nurettin Topçu

    Geç gelen iktidar geç gelen kabakulak gibidir.
    Adolf ?

    Kimileri ‘kafa boşaltmak’tan söz ediyorlar. Ama kafaları zaten boş!
    Cem Yılmaz

  6. Mete Tunç diyor ki:

    Kelimeler sizin onlara yüklediğiniz anlamlarla anlaşılmazlar… Kelimeler neye işaret ediyorlarsa, öyle anlaşılırlar.
    Ahmet Hakan Coşkun

    … tarih boyunca… Bütün dinleri, mezhepleri, cemaatleri yörüngelerinden kaydıran, güç ve rant odağı bürokrasiler haline getiren, gaddarlaştıran, daima… müritler olmuştur.
    Metin Münir

    Medeniyet, rahatlık gibi görünen binlerce çeşit küçük zorlukların artması, bu zorlukların yükünü fark ettirmeden sırtımıza vurması demektir.
    Refik Halid Karay

    Matematik bilimlerin, sayılar kuramı da matematiğin kraliçesidir.
    Karl Friedrich Gauss

  7. Mete Tunç diyor ki:

    İnsanları adam yerine koymayanların, onlardan ‘adamlık’ beklemeye hakkı yoktur!
    M. T.

  8. Mete Tunç diyor ki:

    Düşmanın olacaksa kabalığından, haksızlık yapmandan, zor kullanmandan, cinayetlerinden.. değil; fikrinden, sual sormandan, rikkatinden, hürriyet talep etmenden, namusu ve adaleti gözetmenden.. dolayı olsun.
    M. T.

  9. Mete Tunç diyor ki:

    Caninin cezasında, ‘mahkemedeki iyi hali’ münasebetiyle indirim sağlayan yasa maddesini tekmeliyor; bu doğrultuda karar veren yargıçları, gıyaplarında, indirdikleri yıllar kadar canilerin yanına hapishaneye tıkıyorum!
    M. T.

  10. Mete Tunç diyor ki:

    … en fazla, en çabuk sirayet edici gülüş, zekâsı yerinde ve mantığı kıvamında olanların gülüşüdür.
    Refik Halid Karay

    Enternasyonal konferans müzâkere, müdafaa ve emsaline gönderilecek adamlar cevval zeka, malûmat ve emsali meziyetlerden daha evvel sinirleri gayet kuvvetli, cesur, mukavemeti yüksek insanlardan olmalıdır. Bu bir harptir. Hangi kumandanın sinirleri kuvvetli ise o zafer kazanır.
    Rıza Nur

    … bugün yaşananların hesabını soramayanlar geçmişleriyle hesaplaşamazlar.
    Oya Aydın

    Dışarıdan nasıl göründüğümü bilmiyorum; fakat kendime göre sadece, önünde gerçeğin engin okyanusu keşfedilmemiş halde uzanırken deniz kenarında oynayan, bazen, sıradan olmayan düzgün bir çakıl taşı ya da güzelce bir deniz kabuğu bularak oyalanan bir çocuğum.
    Isaac Newton

  11. Mete Tunç diyor ki:

    İnanmak, daha fazla inanmak veya başka bir şeye inanmakla yol alır; bilmek ise, daha derinlemesine ve yeni şeyler öğrenmekle tekemmül eder.
    M. T.

    Seçecek başka bir şey bulunmadığından kabul görmüş, tercih edilegelmiş pek çok şey baştan sakattır; o yüzden, seyreyle de gül ve yan, onun üzerine bina edilen şeyleri!
    M. T.

  12. Mete Tunç diyor ki:

    Sanatkârı, güzellikler karşısında kendini kaybederek yalnız o güzelliğin çekici kuvvetine kapılan, temiz, duru ve menfaatsiz bir görüş tarzına yükselen adam diye anlatırlar. Bence asıl sanatkâr, insanlara mahsus beş hissin tabii tesirlerini kullandığı halde bizi altıncı, yedinci veya daha çok hislerle heyecanlandıran seçme bir şahıstır. Sanatkâr, his sayısını çoğaltır; yahut derleyip toplayarak, derinleştirip yükselterek onları kuvvetli bir hale getirip beşten fazlaymış gibi gösterir.

    … aşk nedir?.. Edebiyata kaçıp, yani zıvanadan çıkıp, ona ilahi ve kudsi tavsifler vermezsek, sadece, “bir insanın diğer cinsten bir insanı, zevkine uygun bulduğu için seçip, bir müddet şiddetle benimsemesi” demektir.

    Âşıksanız, aşk hoş şeydir; aşktan kurtuldunuzsa, boş şeydir; âşık olmadınızsa, yazıktır; olup atlattınızsa, geçmiş olsun. Hâlâ âşıksanız, şifalar dilerim.

    … “Sevdiğiniz tarafından sevildikçe seviniz, sevilmediğinizi görünce sevmekten vazgeçiniz”… her karakter bunu tatbike müsait değildir; hatta çoğu insanda sevilmediğini anlayınca sevgi artar. Artan sevgi midir, izzetinefsin yaralanmasından gelen bir zehirlenme buhranı mıdır; düşünülecek mesele…

    “Kendi muhtacı himmet bir dede, nerede kaldı gayriye himmet ede!”

    Dedikoduculuk, gevezelik, kumar, sokakçıl ve sürtük olmak gibi, derecelerine göre kötü huylar ve âdetler çok kere kendi kendimizi eğlendiremediğimizden ileri gelir.

    Kuzu, … küçük yaşında bir şeyler vaat edip sonradan mankafa kesilen bazı çocukları andırır.
    (Makyajlı Kadın, Refik Halid Karay)

  13. Mete Tunç diyor ki:

    “Newton ilkelerinin tamamlanmış ve mükemmel olduklarını düşünmüyorum, ama bu ileri yaşımda görelilik kuramını ancak atomların varlığını ve bu türden diğer dogmaları kabul ettiğim kadar kabul edebilirim.” Ernst Mach

    “… insan cesur ve dürüst kalmayı başarmış birkaç kişide avuntu ve mutluluk duyabiliyor. Bu birkaç kişi sayesindedir ki insan yeryüzünde kendini hepten bir yabancı gibi hissetmiyor.” Albert Einstein

    Çoğumuz atomların varolduğuna kitaplarda atom modeli gördüğümüz ve yaygı kitle iletişim araçları onlar hakkında bir sürü şey anlattığı için inanıyoruz… Hem inananlar hem inanmayanlar maddenin atomlardan oluştuğunu düşünmenin bir çok şeyi açıkladığı konusunda hemfikir…
    (Albert Einstein, Fiziğin Sınırları, Jeremy Bernstein, Çev. Yasemin Uzunefe Yazgan)

  14. Mete Tunç diyor ki:

    Öz alışkanlıklarınızı refikinizin hassasiyetleri doğrultusunda değiştirmeye niyetiniz, kararlılığınız ve iradeniz yoksa, onunla ilişkinizi hemen bitirin; çünkü sinir bozan alışkanlıklarınıza dair çatışmalar günler yıllar geçtikçe, kıvrıla katlana büyüyüp ikinizi de yiyip bitirecektir!
    M. T.

  15. Mete Tunç diyor ki:

    İnsanlar telefondan başka işe yarar hiçbir şey yapmadığımı düşünebilir. Bunun nedeni telefonun para getiren bir icat olması. Bu kadar çok insanın başarının ölçüsü olarak parayı görmesi ne kadar acı.
    Alexander Graham Bell

    Sağırlara yönelik çalışmalarımın ve onların eğitimine gösterdiğim ilginin takdir edilmesi, beni her zaman, telefonla ilgili çalışmalarıma gösterilen takdirden bile daha fazla hoşnut etmiştir.
    A. G. Bell

    Gözlem yapmayı, gözlemlerini hatırlamayı ve sonu gelmeyen nasıllar ve niçinlere cevap aramayı sürdüren bir kişinin zihni körelmez.
    A. G. Bell

    Mucit, dünyaya bakan ama gördükleriyle yetinmeyen insandır. Gördüklerini geliştirmek, dünyaya yarar sağlamak ister.
    A. G. Bell
    (Alexander Graham Bell, Bağlantı Kurmak, Naomi Pasachoff, Çev. Leyla Uslu)

  16. Mete Tunç diyor ki:

    Ben, … talih ciheti daima yaver olanlardanımdır. Servet yapamam, fakat parasız da kalmam; kâşane kuramam, fakat yurtsuz da durmam; otomobilim yoktur, fakat pek yayan da dolaşmam; yanağından kan damlayan bir adam değilim, fakat büyük hastalık da nedir bilmem. Ya kendime, yahut karşımdakine kurşun sıkmış bir âşık olmadım, fakat sevilmemiş de sayılmam. Güzellik semtime uğramadı, fakat sevimlilik nedir, bildim.

    Ben çok içli bir çocuktum. Sonra da içli bir adam olarak kaldım. Fakat hüznümü neşe yıldızına sarmayı bir haysiyet meselesi bilmiş, bunu da yapabilmişimdir. İçliliğimi sakal gibi yüzümde uzatmayı sevmem. Bu işte de neşe jiletine müracaat bir terbiye kaidesidir.

    “Yemek yemek ne demek bî nemek olunca semek”… Balık tuzsuz olunca yemek yemek ne demektir.

    İlk mektep hocalarına tavsiye ederim, … makalelerimin münasip ve kusursuz, hatasız parçaları çocuklara hoş ve faydalı bir kıraat ve imla dersi olur. … yüzleri güler. Çocuk şen olmalıdır.

    Mum gibi eriyen, yağ gibi tükenen askerlerimiz için, kaybettiğimiz ışıklı memleketlerimiz için ağlamıştık.
    (Deli, Refik Halid Karay)

  17. Mete Tunç diyor ki:

    Mümin olmak için özde iman etmek yeterlidir; olmamak için ise çok şey gereklidir.
    M. T.

  18. Mete Tunç diyor ki:

    İyi bir hoca için ‘öğretmek’ demek, yalnız, nispeten önemsiz bir şey olan ‘olgulara ilişkin bilgileri nakletmek’ değil, düşünceyi ve okumayı yönlendirmek ve olgular üzerinde kafa yormayı teşvik etmek demektir.

    Bilimcinin her yaptığı kendinden önce yapılanlarla bağıntılıdır. Her yeni kavramda, hatta onun tasarlanmış olmasında geçmişten izler vardır.

    … dinsel inançların ‘bilimsel’ açıdan eleştirilmesi, inançların bilimsel açıdan savunulmasından daha az yanlış değildir.

    … bir hipotezin doğru olduğuna duyulan inancın çok güçlü olması onun doğruluğu hakkında bir gösterge değildir.

    Kendini kandırmayı huy edinmiş bir bilimci başkalarını da kandırmaya çok yatkındır.

    “Kapısını kapalı tutan kişi dışarı çıkacak şeylerden çok girecek olanları önler.” G. F. Kettering

    Bilimcilik sanatı, bilimci olarak itibarını artırmak, bilimsel olmayan yollarla da başkalarının itibarını azaltmak amacıyla uygulanan yöntemlerin bütünüdür.

    Söyleyeceği bir şey olan kimse onu kısaca söyleyebilir; ancak söyleyeceği bir şeyi olmayan bir konuşmacı, sanki sis perdesi çekiliyormuş gibi, lafı uzatır da uzatır.

    İyi bir yazar hiçbir zaman okuyucuya çamurda, veya kırık cam parçaları üzerinde çıplak ayakla yürüyormuş hissini vermez.

    “… maymun gibidir; yukarılara çıktıkça kıçı daha çok görülüyor.” Lord Bacon

    “Bir deney yapılmaya değmezse, iyi yapılmaya da değmez.” (anonim)

    … bilim, doğal dünyanın neye benzediği hakkındaki en son düşüncelerimizi temsil eden, birbirine mantıkla bağlanmış teoriler ağıdır.

    Akılcılık birçok basit ve çocuksu soruya yanıt bulmakta yetersiz kalır. Başlangıç ve amaç hakkında sorulup, soru olmadıkları ve uydurma sorular oldukları gerekçesiyle reddedilen sorular gibi.

    (Genç Bilimadamına Öğütler, Peter B. Medewar, Çev. Nermin Arık)

  19. Mete Tunç diyor ki:

    … Türkiye, Osmanlı Hükûmetince İngiltere’ye ısmarlanmış olup Britanya Hükûmetince 1914 yılında el konulmuş savaş gemileri için ödenmiş bulunan paraların geri verilmesini, ne Britanya Hükûmetinden ne de onun uyruklarından istememeyi kabul eder ve bu konuda her türlü isteklerden vazgeçer.
    (Lozan Barış Antlaşması, Madde 58, son paragraf.)

    Cahil bir memlekette, müstebit, zalim kolay yetişir; mevkii iktidara bol bol çıkar. Her mevkii iktidara gelen tiran kesilir.
    Rıza Nur

    Emin olunuz, bütün bildiğimiz hayvanların içinde en itiyatsız ve en ibret almazı insandır. Refik Halid Karay

    … din, ebedi bir ana baba koruyuculuğuna duyulan arzuyu ifade eden bir yanılsamadır. Sigmund Freud

    Şu doğanın sakar, savurgan, korkunç ve zalim işleri üzerine Şeytan’ın Papazı kim bilir nasıl bir kitap yazardı!
    Charles Darwin

    … aslında hiç kimsenin nesneleri nasıl gördüğümüz hakkında doğru düzgün bir fikri yok. Bu konuda eğitim alan öğrencilere bu talihsiz gerçekten hiç bahsedilmiyor.
    Francis Crick

    Alabileceğin en büyük risk, herhangi bir risk almaktan kaçınmaktır.
    Pep Guardiola

    Birinin kaç ayar adam olduğu zor zamanlarda belli olur.
    Mehmet Baransu

    Bizleri geçmişe götüren anılarımız, geleceğe götüren ise hayallerimizdir.
    Bir yabancı filmden

  20. Mete Tunç diyor ki:

    Bilgi ancak karşılıklı etkileşim içinde ve bir anlamlandırma dünyası sayesinde doğar. Dolayısıyla bilgi peşindeki kişinin kendi anlamlandırma dünyasını da irdelemesi, diğer bir deyişle kendi zihniyetini özeleştiriye tabi tutması her türlü bilginin önkoşuludur.
    Etyen Mahçupyan

    … Demokrat zihniyet … insanın gerçeklik karşısında göreliliğe mahkum olduğunu, gerçekliği var olduğu biçimiyle hiçbir zaman bilemeyeceğini ortaya koyarak insanı mütevazi bir konuma çeker ve özeleştiriyi mümkün kılar.
    Etyen Mahçupyan

    Dünyada şu kadar ülke gezdim, şu kadar halkla temasım oldu. Maalesef, bizim toplumumuz kadar sözüne güvenilmez başka bir toplum görmedim.
    Coşkun Aral

    Liberaller, muhafazakarlar, sosyalistler daha akılcıdır denilemeyeceği gibi ‘laik kesim’ daha akılcıdır da denilemez. Hatta laik kesimin ‘mistik vecd’ halinde davrandığı hiç de az değildir.
    Taha Akyol

    Kaybedeceğini bile bile neden mücadele ediyorsun dedi, öleceğini bile bile yaşadığını unutmuştu o an… Bozmadım…
    Özdemir Asaf

    Hür, demokrat, üretken bir Türkiye’yi göremeden ölmekten korkuyorum.
    Recep Yazıcıoğlu

    Onlar kendilerine özgü, benzeri olmayan bir şekilde hareket ederler. Teknik olarak buna “kuantum mekaniksel bir davranış biçimi” diyebiliriz. Bu, daha önce gördüğünüz hiç bir şeye benzemeyen davranış biçimidir. Daha önce gördüğünüz şeylerle edindiğiniz deneyimler eksiksiz değildir. Çok küçük ölçekteki şeylerin davranışı için söyleyeceğimiz tek şey onların farklı davrandıklarıdır.
    Richard Feynman

    Kamu dilde var idi zabt u usûl
    Bunlara düşmüş idi cümle ukûl
    Türk diline kimsene bakmaz idi
    Türklere hergiz gönül akmaz idi
    Türk dakı bilmez idi o dilleri
    Ol ince yolu ulu menzilleri
    Âşık paşa

  21. Mete Tunç diyor ki:

    Aşk, insana, çocukları bile gülümsetecek olan, kafanın kabul etmeyeceği manasızlıkları yaptırmaya başladığı zaman had devrine girmiş demektir; nekahet devrine öyle şeyleri yapaya üşendiğini sırada kavuşmuş sayılırsınız.

    Ellerinde paketler, alışkanlık belki de hâlâ arzu icabı, kalçaları davet temposu tutarak memnun gidiyor.

    Güneş battıktan sonra ayın on dördü ile aydınlanmış bir dünya parçası nasıl daha tatlı bir ışıkla sabaha kavuşursa cismanî sevişme bitince karşılıklı duyulan muhabbet de yeni bir arzuya kadar tatlılanmış ışığıyla içte devam ettiği ve kararmadığı vakit aşk başlamış demektir.

    Gurbette böyle olur, muhabbet ve samimiyet termometresi daha az tanıdıklarımızdan, hatta sevmediklerimizden bile ummadık bir hararet kaparak hemen kırk dereceye fırlar; bir nevi hasret buhranı ve sayıklaması halini aldığı da olur.

    … vücutların da bön, çapkın, sevimli veya sevimsiz olanları vardır;… Ancak kadında vücut ne olursa olsun erkeğe erkekçe arzular veren çehredir.

    … erkeği fazla yormadan, aynı zamanda işini pek kolaylaştırmadan hareket edenlerin yani isteklerini gizlememekle beraber can atar görünmeyenlerin hatıraları öbürünkinden daha tatlı, daha devamlı! Kadın sırnaşık olmamalıdır; nefsine güvenen böylesinden hoşlanmaz; hoşlananlar maddi ve manevi kuvvetleri düşük, tembel erkeklerdir.

    Her ana, kızını az veya çok muhakkak över. Meşrepçe hafif olanların övmeleri kendilerinin devamlarını takdim edermişçesine sinirime dokunur.

    (Yeraltında Dünya Var, Refik Halid Karay)

  22. Mete Tunç diyor ki:

    … Türkiye’de cami Müslümanlığı, türbe Müslümanlığına karşı daha Selçuklu zamanından beri bir çeşit soğuk savaş açmış, fakat bu savaşın galibi her zaman ikincisi olmuştur.

    Türkiye toplumu, siyasetçisiyle, medyasıyla, eğitim sektörüyle, halkıyla reddedici ve muhafazakâr olmak üzere iki kesime ayrılmıştır. Bu Türk tarihçiliğinde Türk-merkezci, Batı-merkezci, İslam-merkezci vs gibi bir takım ideolojik eğilimler yansıtan bir tarih anlayışı doğurmuştur. Bu anlayışın çok tabii bir neticesi olarak tarih ya bir sövgü ya kutsal bir iman alanı haline dönüştürülmüş, yapılan araştırmalar genellikle ya en çirkinin veya kötünün yahut en ideal, en iyi ve en güzelin tarihini yansıtır olmuştur.

    … şiir sanatının… teşviki… bu teşvikten asıl amaçları kendileri hakkında duymayı istedikleri kahramanlık, adalet, cömertlik gibi vasıflarının övülmesi, böylece kamuoyundaki prestijlerinin güçlenmesi veya devam ettirilmesi, isimlerinin unutulmaması ve hem yaşarken, hem de öldükten sonra halk arasında iz bırakabilmekti.

    (Ortaçağlar Anadolu’sunda İslam’ın Ayak İzleri, Selçuklu Dönemi, Ahmet Yaşar Ocak)

  23. Mete Tunç diyor ki:

    Asıl ikbal karnı hem tok, hem yok olmak sırrına ermektedir [ermektir]; yani hem perhizsiz yiyebilmek, hem de yediğini göz önünde gezdirmemek, işte sıhhat budur!

    Edebiyat, tekrar romantizme döndüğü gün edebiyat merakı ne tatlı, ne temiz bir zevk olacak. Kuru akıl ve koyu muhakeme üzerine hassasiyet, hayal ve hâkimiyeti demek olan bu edebi tarikata ruhlarımız ne derece [kadar] muhtaç.

    … realizm denilen edebi mezhebi … teferruatı iyice tasvir marifeti olduğu için beğenirdim; şimdi anladım ki tabiatı, bütün çirkinlikleri ve bayağılıkları ile sevilmeyecek halde göstermek, azalan hayatımızı lüzumsuzca zehirlemektedir; o, daha ziyade genç işidir.

    … namusun tarifine miktar girmez; o bir kemiyet değildir, keyfiyettir.

    Boksör olamadığıma acıdığım kısa dakikalar, … açıkgözlerin çenesine [çenelerine] yumruğumu indirip gözlerini kapayamadığım demlerdir.

    Benim senelerde evvel ikbal ve refah gişesi önünde bıraktığım sayılı tanıdıklarımdan bir kısmını, hâlâ biletlerini alamamış vaziyette buldum. Bir kısmı ise o zaman meydanda yoktu; şimdi, içeriye kurulmuş, bekleyenlere gülümsüyor.

    Açıkgöz, fırsattan başkasının zararına herhangi şekilde olursa olsun behemehal istifade edici manasına gelir. Gözü açık ise, hakkı olandan usul ve kaide dahilinde menfaatini koruyan demektir.

    (İlk Adım, Refik Halid Karay)

  24. Mete Tunç diyor ki:

    Refik Halid (1888-1965) “Türkçeyi en güzel yazan adam” olarak tanınıyor ve her hâlde hep öyle anılacaktır.

    Yirminci asırda Türkçenin en kıvrak ve maharetli kalemlerinden biri ve belki de birincisi Refik Halid Karay’dır.

    Türkçeyi sevmek demek, Refik Halid’in eserlerini okumak ve hazzına varmak demektir. Yakın tarihimizi bilmek demek de, bir mânâda, Refik Halid’i okumak demektir.

    (Refik Halid Karay, Ankara, Hazırlayan Ali Birinci)

  25. Mete Tunç diyor ki:

    [Görelilik kuramının alan denklemleri (Einstein alan denklemleri)]: Denklemlerin doğru şekli, 1915 Kasım ayında David Hilbert tarafından da belirlenmiştir. Ancak kuramın fizikle ilgili öngörüleri yalnız Einstein’a aittir.

    Benim kişisel görüşüm, kuantum kuramının bile, içinde yaşadığımız dünyanın eksiksiz bir resmini çizmek için gerekli bazı temel kavramlardan yoksun, böylece boşluğu doldurmayı amaçlayan bir kuram olduğudur. Fakat… felsefi sezgilerden istediğimiz ölçüde yararlanmak istiyorsak dünya görüşümüzü kuantum kuramına göre yorumlamalıyız.

    …David Hilbert, kuantum mekaniğinin bulunmasından çok önce bu önemli kavramı [kuantum kuramındaki Hilbert uzayı], sonsuz boyutlu biçimiyle, üstelik tümüyle farklı bir matematiksel amaçla kullanmıştır!

    (Fiziğin Gizemi, Kralın Yeni Usu II, Roger Penrose, Çev. Tekin Dereli)

  26. Mete Tunç diyor ki:

    “İnsan iyi ile başlarsa daha iyiye doğru yol alır.” C. P. Snow

    Hayatımın en mutlu bazı saatlerinin bir Katolik kilisesinin çan seslerinin duyulduğu bir yerde geçiyor olması ne talihsizlik.

    Çoğunluğun görüşlerini dile getirmek, üstün nitelikli bir kimsenin zaman harcamasına asla değmez. Tanım gereği nasıl olsa bunu yapacak pek çok kişi çıkar.

    … çoğu kimse ‘duygusallığı’ diğer insanların temiz duygularını aşağılayıcı bir terim; ‘gerçekçiliği’ de kendi vahşi duygularına bir perde olarak kullanır.

    Uygulamalı matematiğin son zamanlardaki büyük başarıları, rölativite ve kuantum mekaniği konularındadır; ve bu konular, hiç olmazsa şimdilik, sayılar teorisi kadar ‘yararsız’dırlar. … matrikslerin, grup teorisinin, veya diğer bazı pür matematik teorilerinin modern fiziğe uygulanabileceği eskiden kimsenin aklına gelmedi.

    … fizikçilerin ve felsefecilerin, fiziksel gerçek’in ne olduğunun anlaşılabilir bir tanımını yapamadıklarını; ve fizikçilerin bir takım karışık olgu ve duyulardan başlayarak, kendilerinin ‘gerçek’ dedikleri objeye nasıl geçtiklerinin inandırıcı bir açıklamasını vermediklerini… Fizikçi, karşı karşıya olduğu bir sürü tutarsız olguyla, belirli ve düzenli soyut bir sistem arasında karşılıklı bağlantılar bulmaya çalışır; bu sistemi de yalnızca matematikte bulabileceği açıktır.

    (Bir Matematikçinin Savunması, G. H. Hardy, Çev. Nermin Arık)

  27. Mete Tunç diyor ki:

    “Biz bu ilden gider olduk
    Kalanlara selam olsun”
    Yunus Emre

    “Karac’oğlan der öldüm bilsinler
    Toplansınlar namazımı kılsınlar
    Mezarımı yol üstünde koysunlar
    Geçerken uğrasın yolu kızların”
    Karacaoğlan

    “İnsan kalbi” der [Ahmet Hamdi] Tanpınar, “başkalarının duygularına ancak kendi tecrübeleri nispetinde açıktır.” İyi hoş, ancak insan kendi tecrübelerine, yani onlardan bir şeyler öğrenmeye ne kadar açıktır? Kendinin farkında olduğu, kendisi üzerinde düşünmeye katlandığı kadar.

    Günümüz Türkiye’sinde birinci çoğul şahıs enflasyonuna çare bulmak için dilden kaç “biz” atmak gerekir bilmiyorum. Kendisini Osmanlı devletinin yönetici iradesiyle sorunsuz özdeşleştiren “biz”den (“almışız, beş yüzyıl elimizde tutmuşuz,” gibisinden), Orta Asya’dan atına atlayıp Anadolu’ya geldiği tahayyül edilen kahramanların çocukları konumundaki “biz”e (“göçebelikten taş ev mimarisine geçmedik”)…

    Kendini tüketim tercihleriyle ifade ettiğine giderek inandırılan, aynı zamanda son yılların teknolojik imkânlarıyla, her harcaması izlenebilen ve hatırı sayılır bir ölçüye kadar yönlendirilebilen insanların “kendileri olmak” konusunda ne kadar bağımsız davranabildiğini sorgulamak gerekir… Öte yandan… “bir zamanlar cemaatle birey huzur içinde bir arada yaşarmış meğer, bireyleşme hikâyesi bir safsataymış” diyerek bireyleşme anlatısının anlatısının defterini dürmek o kadar kolay değil.

    “İnsanlar tarihlerini kendileri yaparlar, ama tamamen kendi diledikleri gibi değil – kendi seçtikleri koşullarda değil, doğrudan yüz yüze geldikleri, geçmişten aktardığı ve onlara temin ettiği koşullarda yaparlar.”
    Karl Marx

    “”Yine bir def’ada ‘azîz hazretleri ‘âlem-i bâtında buyurdılar ki: “Bize îtibâr etmez misin? İsm-i sâlis, ki ‘hû’dur, emr-i hakk ile peygamber hazretlerinüƞ mu’cizâtile saƞa ta’yîn oldı.” Ve bâzı zamânda kendüme meşgûl iken ke-enne cemi’ eşyâdan “hû” sadâsı kalbüme gelür gibidür.””
    (Yine bir keresinde aziz hazretleri iç âlemimde buyurdular ki: “Bize bir saygın yok mu? Üçüncü isim ki hu’dur, Allah’ın emri, peygamber hazretlerinin mucizesi ile sana verildi.” Ve bazen kendimle meşgul iken aynı şekilde bütün eşyadan “hu” sesi kalbime gelir gibi oluyor.) (Asiye hatun, 1640’lar, Üsküp)

    (Kim Var İmiş Biz Burada Yoğ İken, Dört Osmanlı: Yeniçeri Tüccar, Derviş, Hatun, Cemal Kafadar)

  28. Mete Tunç diyor ki:

    Hızır Büyük İskender’in arkadaşlarından biriymiş. Türklerin kronoloji ve tarihler hakkında hiçbir fikri yok. Tarihteki dönemleri fevkalade bir şekilde birbirine karıştırıyorlar. Eğer içlerinden öyle geliyorsa Hazreti Eyüp’ün Kral Süleyman’ın teşrifatçısı, Büyük İskender’in de onun baş teşrifatçısı olduğunu söylemekte tereddüt etmezler hatta daha büyük saçmalıklar da atfedebilirler.

    [Türk ordugahı] Öncelikle dikkatimi çeken şey askerin kendi birliğine ait mıntıkanın dışına çıkmamasıydı. Bizim ordugâhların durumunu bilen bir kişi buna inanmakta zorluk çeker. Gerçek olan şu ki her tarafa tam bir sessizlik ve huzur hâkimdi. Ne bir münakaşaya ne zorbalığa rastlamak mümkündü ne de içkinin yarattığı taşkınlığa bağırış çağrışa ve sarhoşluğa. Ayrıca her yer tertemizdi. Etrafta gübre yığınları veya çöp görmeniz, insanın güzünü ve burnunu rahatsız edecek bir şeyle karşılaşanız söz konusu değil.

    (Türk Mektupları, Kanuni Döneminde Avrupalı Bir Elçinin Gözlemleri (1555-1560), Ogier Ghislain de Busbecq, Çev. Derin Türkömer)

  29. Mete Tunç diyor ki:

    Potinbağ Teoremi… Kuantum Mekaniğinin oluşturduğu bu kavram “Ne kadar bölünürse bölünsün, maddenin temel olarak nitelendirebileceğimiz bir parçasının olmadığını, hiçbir parçanın diğerlerinden daha yaşamsal, daha vazgeçilmez sayılamayacağını, bütünün parçaların bileşimi değil, birbirleriyle örülü olayların devingen ağı olarak değerlendirilmesi gerektiğini” söylüyor. Ve bu fikir, dilerseniz felsefi bir kavram olarak “Atomculuk”un tam karşısında yer alıyor.
    (Alev Alatlı)

    Bilimsel bir veriyi veya iddiayı veya olguyu asla %100 kanıtlayamıyoruz. Anlayacağınız fizik kanunları “kanun” filan değil. En azından matematiğin 2+2=4’ü gibi kanunlar değil. Bunun böyle olduğunu fizikçiler de biliyor ama matematiğin peşinden gitmeye devam ediyorlar. Bunca yıl sonra ve onca eğitime rağmen, daha hala sorgu sual etmeden Aristo’dan emir alıyorlar.
    (Bart Kosko)

    Neden mi böyle yapıyorlar? Birincisi, tembelliklerinden. İkincisi, alışkanlıktan. Son iki bin yıldır, matematiği de, dünyayı da Hazret’in siyah-beyaz mantığı ile açıklayageldiler. Kültürleri, edebiyatları, siyasetleri Aristo mantığının üzerine kuruldu.
    (Alev Alatlı)

    … “bilim” dediğimiz esas itibariyle fiziktir. Mantık ve dolayısıyla matematik, fiziği organize ettiğimiz soyut model.
    (Alev Alatlı)

    Tanrı… Tabiatın derinliklerine her gün biraz daha nüfuz ediyoruz ama O’na dair bir ipucu yakalayamıyoruz. Kanıt yok. Tanrı, matematikte de yok, deneylerde de. Onu ne mikroskop ne de teleskopla görmüş ya da ölçmüş değiliz. Gözlemlenebilir kâinatta yok gibi duruyor. Ayak izi bırakmamış gibi.
    (Bart Kosko)

    Hayatın bizim anlayabileceğimiz bir manası ya da amacı olmayabilir. Bizim Tanrı düşüncemiz, Pavlov’un dediği gibi bir toplumsal refleks, Spinoza’nın söylediği gibi doğadan kaynaklanan korku, ya da Marx’ın söylediği gibi kitlelerin afyonu ya da Freud’un dediği gibi kendi babamızın kozmik gaza dönüştürülmüş şekli ya da sosyo-biyologların dedikleri gibi, bazı bencil genlerimizin otoriteye gözü kapalı bağlılıklarının sonucu olamaz mı?
    (Bart Kosko)

    (Batı’ya Yön Veren Metinler IV, Derleyen Alev Alatlı)

  30. Mete Tunç diyor ki:

    Yalınlık gerçeğin belirtisidir (Simplex sigillum veri)
    Roma atasözü

    Bütün hastalıkların davetiyesi stres matbaasında basılır.
    Dr. Eser Alptekin

    İnsan vücudunun iki özelliği koruma ve onarmadır; birincisi kusma, ikincisi gerekli içecekleri-yiyecekleri isteme/tüketme ile kendini gösterir.
    Dr. Eser Alptekin

    Kişisel önceliklerle ilgili sorular, ilgili şahıs için ne kadar ilginç olursa olsunlar, doğanın gizemlerini keşfetmede elde edilecek sonuçlar karşısında belirsizliğe gömülürler.
    Lord Kelvin

    (mealen) Arkası olmayan insanların ürünlerine esip gürlüyorsun. Cesaretin varsa, gerçekten çirkin olan camiler ve Atatürk heykelleri için de ucube de!
    Ahmet Altan

    ABD ihtiyaçları gidermez, yeni ihtiyaçlar yaratır.
    Bir rahip

    Hayvanlar çevreye uyum sağlamakla yetinirler; insanlarda ise hırs vardır, bu da kaygıyı ortaya çıkarır.
    Bir psikolog veya psikiyatr

    Vatandaş devlete ihanet ederse cezası bellidir; peki ya devlet vatandaşına ihanet ederse..?!”
    ? Kamni

    Haysiyetli bir hayatı olmayan, istikametini kaybetmiş insanlığın varacağı yerde söz konusu olan ‘isyan’ değil, savrulma ve çapulculuk oluyor.
    Nuray Mert

    Ruhunu kapitalizme teslim edenlerin en korktukları şey, adaletten, eşitlikten, paylaşımdan, mazlumdan söz edenler, bu değerleri hatırlatanlardır. Kapitalizmin en korktuğu şey, bırakın sosyalizmi, insanı insan yapan değerlerin insanlığın gündemine gelmesidir.
    Nuray Mert

    İnsanda dört temel duygu vardır: sevinç, üzüntü, korku, öfke… Diğerleri bunların birleşiminden çıkar.
    Bir iletişimci

    Kötülerle mücadelelerinde ezilecek kadar yumuşak kırılacak kadar sert olmamaya dikkat et.
    Ercan Yıldız

    Ne kadar zengin ve varlıklı olursan ol, hayatın harcayabildiğin ve yaşayabildiğin kadarıyla sınırlıdır.
    Ercan Yıldız

    İhtiras cambazın ayaklarına taktığı sırıklara benzer; yükseltir ama yüceltmez.
    Anonim?

    Bir kuş ne kadar yüksekten uçarsa uçsun yiyeceğini gene yer arar.
    Anonim

    Sadakat fırsat fukaralığıdır(?)
    Anonim

    Hayat yaşadığın kadar vardır. Gerisi ya hafızadaki hatıra ya da hayaldeki ümittir. Hüsranı ise bir tek yerde kabul ediyorum: yaşamak mümkünken yaşayamamış olmakta.
    Çetin Altan

    Düşünmeden konuşmanın cezası sonradan düşünmeye mecbur olmaktır.
    Gibbon

    Teknolojik ilerlemeler sayesinde, bilgiyi yayma gücü artık bir seçkinler grubunun tekelinde olmaktan çıkmıştır ve bilgi değişim yaratmak isteyen gruplarca da yayılabilir hale gelmiştir. Bu değişim sayesinde, politikacılar, kraliyet aileleri ve küresel şirketlerle ilgili skandallar patlak vermiş ve sonuçta, doğal olarak, insanların toplumumuzun yapılarına olan inancı sarsılmıştır.
    Robert Winston

    Uğruna ölmeyi düşündüğünüz fikir sonra size saçma gelebilir. Dolayısıyla o fikir uğruna hayatınızı kaybetmişseniz boşuna ölmüş olabilirsiniz.
    Sinan Çetin

    Hüsranla gönül hep inler
    Gece gündüz ah eder
    Bir serab oldu şimdi hayalin
    Canım sen, neşem sen, bir lahza görsem
    Neden solar çiçekler, onlar da hasret mi (onlar da mı hasret) çeker
    Bilinmez ne söyler, sevdiğini mi özler gözler
    Neveser Kökdeş

    Suratımın pusulası başka cihetten bozuk.
    Gözüme bir bak, ensemden arkayı gör be.
    Fakir kirişi kırsın, mâlum ya iş saati, ekmeğimize bakalım.
    Beş yıl yedek babalık etmiş kişi sıfatıyla…
    Otomobil misin, kuluçka makinesi misin, nesin be!
    Hayat demek, ölümü beklemek demektir.
    Aramızda fark yok: Ben ona sırtımı dayıyorum, sen arkanı..!
    (Filmlerinde Sadri Alışık sözleri)

  31. Mete Tunç diyor ki:

    Bilim bize beklentileri düşük tutmayı öğretir.
    Mahlon B. Hoagland

    Bazı insanlar için bırakıp gitmek zordur çünkü statüleri ellerinden gittiğinde geriye kalacak olan şeyin ufaklığı ve boşluğu onları ürkütür.
    Metin Münir

    Toplum akıldan kaçtıkça akıllılar toplumdan kaçıyor.
    Mümin Sekman

    (Mealen) Yetersiz insan bilgi eksikliğini kurnazlık, beceri eksikliğini kabadayılık ile telafi eder.
    Ege Cansen

  32. Mete Tunç diyor ki:

    ‘Kutsal’ kitaplar, 18-19-20-21. yüzyıllarda yazılsaydı tanrı, antik ve ilk çağlar kitaplarındaki tanrılar gibi ‘şair-masalcı’ değil, ‘bilimci-mühendis’ olurdu!
    M. T.

    En komik ve (tezat biçimde) en tahammül edilemez görüntü, kimi insanların, var/gerçek olmayan bir şey üzerinde(n) vakur bir tavır ile konuşmasıdır.
    M. T.

    Herkes eninde sonunda bir çukura gireceklerdir veya toz haline gelecektir. Bazı insanlar yaşarken de çukurdadırlar veyahut sık sık düşerler de inkar ederler ya da farkında bile değillerdir.
    M. T.

  33. Mete Tunç diyor ki:

    Ben fakirce yaşamağı tercîh ediyorum. Vicdânım rahat olsun, yeter. Bana sıhhîce iki üç oda, sâde hayâtı idâmeye kâfi kaloride bir gıdâ, mevsimlerin şiddetlerinden muhâfazaya kâfi iki üç kat elbise, kitab satın alacak ve kitab basdıracak ufak bir para; kâfi, vâfi. Bunu da bu yaşa geldim, daimâ buldum. Ötesi başkasının olsun. Dünyâda keyf, eğlence ve râhatla yaşasınlar. Arta kalanı da ahrete götürsünler. Ben “fakrî, fahrî” (fakirliğim iftiharımdır) deyorum. Benim fakirliğim ve zenginliğim işte bu…
    (Rıza Nur)

    … bu memleketin kültür, ahlâk, siyâset, istiklâl, inkılâp… Hangi büyük dâvâsına göz atsanız, orada Rıza Nur’un âbide hâlinde büyük bir eserini, fakat bu eserin arkasında hiçbir kazanç ve şeref beklemeden kendi kendini silen ferâgatli insan çehresini görürsünüz.
    (Peyami Safa)

    Meşrûtiyet inkılâbında Rıza Nur, Millî Mücâdelede Rıza Nur, Cümhuriyet inkılâbında Rıza Nur, memleket dâvâlarının hepsinde fedâkârlık şart olunca Rıza Nur mevcut, fakat şeref ve mükâfat almak sırası gelince Rıza Nur nâmevcuttur; târihimizin ferâgat faslında Rıza Nur meşhur, menfâat faslında meçhûl bir simâdır.
    (Peyami Safa)

    … bilgisizlik yüzünden bana iftirâ etdiler durdular. Bir kaşık suda bora yapdılar. Beni mazlûm, kendilerini zâlim etdiler.
    (Rıza Nur)

    Bir şeye göz yumup da onu göremeyince o ortadan kalkmış olmaz. Görmemezliğe gelmek aciz [acz], tasdik ve îtiraftır.
    (Rıza Nur)

    (Hücumlara Cevablar, Rıza Nur)

  34. Mete Tunç diyor ki:

    Einstein’ın Planck’ın teorisine yaptığı katkı şöyle özetlenebilir: Planck ışık kaynaklarının kuantlaşmış [kuantumlu] enerji değişimi yaptıklarını varsaymıştır. Einstein ise ışığın kendisinin kuantlaşmış [kuantumlu] olduğunu ve (ışığın) foton denilen parçacıklardan oluştuğunu öne sürmüştür.

    Kuantalar [Kuantum] dünyasına ait tuhaflıkların yarattığı o kadar çok gedik vardır ki, her türden inanç bu gediklerden içeri doluşuvermiştir.

    … gerek insanın gerekse evrenin yaratılışına ve tabiatına dair sorular, en azıdan biçim bakımından, yüzyıllardır fazla bir değişiklik göstermemiştir.

    [Capra]… kitabının yan yana sayfalarından birine kuantum denklemlerini yerleştirirken, diğer sayfasını sanskritçe’ye ayırabilmiş, bunların tek ortak yanı ise biz ölümlülerin geneli tarafından anlaşılmaz bulunmaları olmuştur.

    “Vahşi”, bozcu ve yıkıcı bir teori olan kuantum fiziği, geleneksek bilim tarafından yüzyıllarca geliştirilerek uygarlaştırılmış bir yapıyı bulunduğu yerden alaşağı etmiş, bizi doğrudan doğruya bilimkurgu dünyasına sokmuştur. Cumhuriyetçi, Marksist, İslami veya diğer devrimler günün birinde kuantum devrimi karşısında anlamlarını yitirme riski ile karşı karşıya bulunmaktadırlar. Sosyo-politik organizasyonumuz ve düşünce tarzlarımız, herhangi başka bir olayda olduğundan ya da olabileceğinden çok daha fazla sarsılmış durumdadır ya da sarsılacaktır.

    (Kuantum Fiziğinin Ufkunda, Dünya Gerçekten Var Mı, Sven Ortoli, Jean-Pierre Pharabod, Çev. R. Ayhan Gürus)

  35. Mete Tunç diyor ki:

    Dost bîpervâ, felek bîrahm, devrân bîsükûn
    Dert çok, hemdert yok, düşman kavî, tâlih zebûn
    Fuzûlî

    Ne yanar kimse bana âteş-i dilden özge
    Ne açar kimse kapım, bâd-i sabâdan gayri
    Fuzûlî

    Paramız yok ki bir güzel sevelim
    Bademiz yok ki içip de haykıralım
    Demek günaha girmenin yolu yok
    Çaresiz kalkalım namaz kılalım
    Ömer Hayyam
    (Çev. Hüseyin Rıfat)

  36. Mete Tunç diyor ki:

    [Osmanlı devletinde…] Din, ancak devlet sayesinde ayakta kalabileceğine göre, bir anlamda devletin bekasına hizmet eden bir araç olmaktadır… Hatta İslam yerine göre, hem iç hem dış politikada onun [devletin] bir siyaset aracı olmuştur.
    Ahmet Yaşar Ocak

    İnsanın mutluluğu yakalayabilmesi için özlemiyle eyleminin örtüşmesi gerekir.
    Aziz Üstel

    Tıpta doktorlarla ilaç şirketleri arasında, bu ikisinin çıkarlarını halkın önünde tutan güçlü bir koalisyon var. Bu koalisyon hiçbir alanda psikiyatride olduğu kadar güçlü değildir. Çünkü psikiyatri tıp meslekleri arasında bilimsel temeli en zayıf olandır ve varlığını gerekçelendirmek için diğer mesleklerden çok, ilaç şirketlerine ihtiyacı var.
    Metin Münir

  37. Mete Tunç diyor ki:

    Doğu kültüründe (demokrasi değil) adalet kavramı ve beklentisi vardır… Bizi mülksüz bilgeler yönetsin… İmece toplumu olalım… İşlevsiz eşya almayın.
    Oktay Taftalı

    Yazar, insan manzaralarının ressamıdır.
    Mehmet Eroğlu

    Türkiye’de sorun, tek başına kalmaktır.
    Mehmet Barlas

    Deliliğin tanımı nedir? Aynı şeyi tekrar tekrar yapıp her seferinde farklı bir sonuç beklemek…
    Bir yabancı filmden

    Şeytanla el sıkışmadan iktidar olunmaz.
    Dücane Cündioğlu

    Hakikatin yolu tek kişiliktir.
    Dücane Cündioğlu

  38. Mete Tunç diyor ki:

    Kaynaşamayan, birlikte yaşamayı beceremeyen, kendi sınırlarını zamanında ve hâlihazırda çizemeyen halklar, üçüncü tarafların sürekli müdâhalelerine mâruz kalırlar. O arada onbinlerce insan telef olur. Ve sonunda sınırları üçüncü taraflar çizer.
    M. T.

    Kimi iddiâlı, karizmatik, hırslı.. insanların ‘bilgi’ diye sunduklarının bâzıları, aslında onların şahsî görüşleri, kanâatleri, zevkleri, inançları doğrultusunda serdettikleri sözlerdir. Dolayısıyla böylelerinin analizleri ve yargıları mavâl hükmündedir.
    M. T.

    Her şeyi, çok şeyi veyâ bir şeyi mutlak anlamda bildiğini zannetmek, sorgulama metodundan, keşfetme fikrinden ve belirsizlikten bîhaber olmaktan kaynaklanır.
    M. T.

  39. Mete Tunç diyor ki:

    Bahçemde açılmaz seni görmezse çiçekler
    Sâhil seni, rüzgâr seni, akşam seni bekler
    Gelmezsen eğer mevsimi nerden bilecekler
    Sâhil seni, rüzgâr seni, akşam seni bekler
    Fâruk Nâfiz Çamlıbel

  40. Mete Tunç diyor ki:

    Korkma, sönmez bu şafaklarda yüzen al sancak,
    Sönmeden yurdumun üstünde tüten en son ocak.
    Mehmet Akif Ersoy
    (Milli Mücadele’ye malıyla, parasıyla, emeğiyle, gönlüyle, beyniyle, silahıyla katkı yapmış bütün büyüklerimize sonsuz hürmetle… M. T.)

    Şu anda gözlerini oymak istiyorum. Ama oyarsam sabah yüzüne nasıl bakacaksın.
    Bir yabancı filmden

    Unutulmuş adamlar tehlikeli adamlardır.
    Bir yabancı filmden

  41. Mete Tunç diyor ki:

    Elimden ‘oyuncağım’ alındığında, onun sâhipliğini kaybettiğime ve onunla oynayamayacak olmama değil, artık onu paylaşamayacağım, ona bir şey katamayacağım, ondan ilhâmla yeni oyuncaklar yaratamayacağım için üzülürüm.
    M. T.

  42. Mete Tunç diyor ki:

    Temiz kalplerdeki teessür çabuk silinmez.
    Fehmi Akbıyık

    Yok bu şehr içre senin vasf ettiğin dilber Nedim
    Bir peri-sûret görünmüş bir hayâl olmuş sana
    Nedim

    Sağlıklı olmayı çok yemek yiyebilmeye trafikte ölmemeyi karşısındakinin insafına endeksleyenlerin çoğunluğu oluşturduğu bir ülkede… İnsanı yaşatmada tıbbın Diyanet’in fetvalarına muhtaç olduğu bir ülkede..
    Serpil Çevikcan

  43. Mete Tunç diyor ki:

    Kimi insan cinlerin var olmadığını, bunları insan zihninin yarattığını söylüyor; pek çok inanan, cinlerin varlığı kabûl etmesine rağmen hiç yokmuş gibi hayatını idâme ettirebiliyor; sâdece bir takım insan ise cinlerden muzdarip! Bu son grup incelenip, insanüstü özellikleri mi, yoksa psikolojik rahatsızlıkları mı var, tespît edilmeli; netîce 1.si çıkarsa ‘cinler var’, 2.si çıkarsa ‘cin yok’ demektir.
    M. T.

  44. Ferda Yamanoğlu diyor ki:

    Cinlerin dumansız ateşden yani enerjiden yaratıldıkları Cin suresinde belirtiliyor.Atom altı parçacıklardan olan nötrinolar nasıl maddeden geçebiliyorlarsa cinlerde insan vücuduna girerek insanlara rahatsızlık verebilir.Cinlerden olan şeytanda bu özelliğini kullanarak insanlara vesvese veriyor.Müslümanlarıda vardır.Kurandan önce, ışık hızına yakın süratlere çıkarak izafiyet teorisine göre gelecekten bilgi alabiliyorlardı.

  45. Mete Tunç diyor ki:

    Siz, inanan ama etkilenmeyen gruptansınız sn. Yamanoğlu…
    “Dumansız ateş-enerji” eşleştirmesi yakıştırmadır… Gelecekten bilgi alınabilmesi için ışık hızının üzerine çıkılması gerekir (Mezkur teorinin/denklemlerinin yorumuyla ortaya atılan bir argüman). Ancak yine teoriye göre bu mümkün değildir (ışık hızına yaklaştıkça madde büyür ve/veya sonsuz enerji gerekir.). Ayrıca, hani geleceği Allah’tan başka kimse bilemezdi!? ‘Müslüman cinler’ müslüman insanların yararına gelecekten tek bir bilgi getirmişler midir?!

  46. Ferda Yamanoğlu diyor ki:

    Kuran, Cinlerin maddeden yaratıldığını iddia etmiyorki.Siz bana maddeden örnek veriyorsunuz.Kurandan sonra bütün cinlere bu durum yasaklanmıştır.Uzaylılara maledilen işlerde cinler tarafından yapılmaktadır.Işık hızının üzerine çıkarsanız zamanın gerisine gidersiniz.

  47. Mete Tunç diyor ki:

    Teoriye (özel görelilik) göre enerji-madde aynı şey malumunuz. Ondan hareketle sözlerimde hata yok!.. Ne yapıyorlarmış da ne-nasıl yasaklanmış; açıklık yok!.. ‘Uzaylı’-UFO-cin bağlantı iddiasında kanıt bulunmuyor; sadece inanılıyor/varsayılıyor…

  48. Ferda Yamanoğlu diyor ki:

    Sayın Tunç artık sizin bilgili biri olmadığınıza kanaat getirdim.Eğer maddeyi ışık hızına çıkarırsanız,hacmi ve ağırlığı sonsuz olur.Ama enerji denen atom altı parçacıklarda bu durum yoktur.Size T.V ‘de Morgan Freeman’ın belgesellerini seyretmenizi tavsiye ederim.

  49. Ferda Yamanoğlu diyor ki:

    Sayın Tunç eleştirim oldukça sivri olmuş.Kusura bakma.Yazımı siteden kaldırabilirsin.Saygılarımla.

  50. Mete Tunç diyor ki:

    Cinlerin “maddi tezahürlerine” ilişkin rivayetlerden (hadislerden) hareketle yazmıştım o cümleyi. Fakat bunu belirtmediğim için haklı itirazınıza yol açtım. … Sivri olsun; ve sitede kalsın, okuyayım ve hatırlayayım ki, bir daha böyle hataları daha az yapayım. Saygılar..

  51. Mete Tunç diyor ki:

    Her bakış bir gözlem, her gözlem bir düşünce, her düşünce bir bağlantı ve ilişki doğurur. Öyle ki, her dikkatli bakışınızda bir teori kurduğunuz söylenebilir.
    Goethe

    Bana hatırlama sanatını değil, unutma sanatını öğret; çünkü ben hatırlamak istemediklerimi hatırlıyor, unutmak istediklerimi unutamıyorum.
    Cicero

    Yaşlanarak değil yaşayarak tecrübe kazanılır. Zaman insanları değil armutları olgunlaştırır.
    Peyami Safa

    İnsan sağlığını kendini en sağlıklı hissettiği zamanlarda kaybeder.
    Anonim

    Ömrümüzün ilk çeyreği “kafamızı dağıtmak” için çılgınlıklar yapmakla geçer, son çeyreği ise bunun bedelini ödemekle.
    Mümin Sekman

    Büyük beyinler fikirleri, orta beyinler olayları, küçük beyinler insanları konuşur.
    Anonim

    Kurnaz insanlar okumayı küçümser. Ortalama insanlar ona hayran olur. Akıllı insanlar ise ondan faydalanır. Yalanlamak ve reddetmek için okuma. İnanmak ve her şeyi kabul etmek için de okuma. Tartmak, kıyaslamak ve düşünmek için oku.
    Bacon
    (Her Şey Beyinde Başar, Mümin Sekman)

  52. Mete Tunç diyor ki:

    Lâikler (dindar/dinsiz), ibâdetin bireyselliğini/gizliliğini ve dinde kutsal bilinen terimlerle eylemlerin siyâsette kullanılamayacağını; islâmcılar, Atatürk’e sâdece asker ve kurucu olarak saygı gösterilebileceğini söylerler. Bu kesimler, Atatürk’lerini ve dinlerini samîmiyetle seviyorlar, onların temiz kalmalarını ve yaşamalarını gerçekten istiyorlarsa, birbirlerinin dediklerini kabûl edip hayâta geçirmelidirler.
    M. T.

  53. Mete Tunç diyor ki:

    Tıpkı bedenin hamağa uzandığı zaman, barfikse asıldığı zamandan daha rahat olması gibi, beyin de kuşku duyduğu zamanlara kıyasla inanç duyduğu zaman daha rahattır.

    … beyin, imgelemiş olduğu ve kanıtlayamadığı şeylere ilişkin belirsizlik, muğlaklık ve (çoğunlukla) korku -itici algıladığı haller- algılar. Bunun ardından da muğlaklık ve belirsizliği azaltacak sistemler icat eder. Din bu sistemlerden biridir.

    … komedyen Carol Leifer, Yahudi olmayan bir adamla yaptığı evliliği bitirdikten sonra Yahudi bir kadınla birlikte yaşamaya başladığında içleri rahatlayıp mutlu olan ana babasının tepkisini anlatmış ve eklemişti: “Yahudi olduktan sonra dişi bir şempazeye bile kucak açarlardı.”

    Antropologlar… “Bir topluluk konusunda bilinmesi gereken en önemli şey, neyi doğal olarak kabul ettiğidir.” [der]

    Yaşamanın kaçınılmaz bedelleri vardır, yıpratıcıdır. Bir yanında hülyaların, diğer yanında gerçeklerin olduğu bir vadide yaşamak, stresin önüne geçilemez kaynağıdır.

    Bilinmeyenlere ilişkin kaygı ve korkular gençlikte alınan öğretilerle birleştiğinde, kişi… inanç ve kuşkuların tutsağı haline gelir.

    “Ya bir sistem yaratmak ya da başkası tarafından yaratılmışın tutsağı olmak zorundayım.”
    (William Blake)

    … beyin bariz bir biçimde belirginliği belirsizliğe, çözümü ucu açıklığa, denge ve simetriyi dengesizlik ve asimetriye tercih eder.

    (Tanrı Beyni, Beyin Neden İnanç Üretir, Lionel Tiger&Michael McGuire, Çev. Ayşe Seda Toksoy)

  54. Mete Tunç diyor ki:

    Canavarlarla savaşan, sonunda kendinin de canavar haline gelmemesine dikkat etmelidir.
    Bir yabancı filmden

    … entelektüel; egemen olan sınıfların gizli kalmasını istediklerini açığa çıkarmaya çalışan, gerçeğin saptırılmış (reifiye) bir versiyonunu kabullenmeye razı olmayan… egemen ideolojiye, resmi tarihe karşı çıkarak, gerçekten yaşanmış olanla yaşandığı varsayılan… arasındaki uyumsuzluğu ortaya çıkarmayı kendine iş edinen kişidir.
    Fikret Başkaya

    Dangalaklar taktik yapamaz. Kimse çişini ederken, başkasının külahını kapamaz. Bir Musevi, havraya giderken, yanlışlıkla kiliseye sapamaz. İyi bir zampara, hanımların cici maması dururken, eşek kıçına tapamaz.
    Çetin Altan

  55. Mete Tunç diyor ki:

    Kutsal Ruh’a küfrün İnsanoğluna kötü söz söylenmesinden neden daha kötü olduğu pek anlaşılır değildir. Kutsal Ruh özellikle hassas mıdır? Tecavüz ve cinayet neden bağışlanabilir de Kutsal Ruh’a küfür değildir? Kutsal Ruh’a küfür, tecavüz ve cinayetten daha mı kötüdür?

    Ateistlerin ahlaksız olduklarını göstermek için, teistlerin, ateistlerin din dışı konularda ahlakdışı eylemler yaptıklarını göstermeleri gerekir ki ateistler bile ahlaksızlıklarını kabul etmek zorunda kalsınlar.

    Pek çok insan Tanrısız bu kadar iyiyse, haklarında neden daha fazla şey okumuyoruz? Bir nedeni, ateist olan pek çok iyi insanın ateist olmayı marifetmiş gibi göstermeye çalışmamasıdır.

    Din karşıtlığı üzerine bir yönetim kurmak aptalcadır; perilere veya Noel Baba’ya inanma karşıtlığı temelinde bir yönetim kurmak kadar aptalcadır.

    … bir araştırma gösteriyor ki, “birliksel [cemaatçi] dindarlık, bağımsız olarak [bizatihi], hoşgörüsüzlüğü ve başkalarını suçlamayı öngörüyor” ise de “ibadet dindarlığı, bağımsız olarak [bizatihi], hoşgörüyü ve başkalarını suçlamanın reddini öngörüyor.”

    Eğer ahlaki bir yasak dini inanca dayanıyorsa, yani dini inançtan ayrı olarak haklı görülemiyorsa, ben ve öbür ateistler onu reddederiz. Ben, o yasağı o dini inancı paylaşmayan başka insanlara dayatan kimseye de karşı dururum; çünkü bu yasaklar suiistimale çok açıktır ve zararlıdır.

    … eğer bir ahlak teorisi [din] ahlaklı olmanın yeterli bir nedenini gösteremiyorsa, bunda ciddi bir sorun yok mudur?

    Woody Allen’in Annie Hall filminde… Brooklyn’li bir delikanlı olan Alvie, evrenin genişlediğini keşfetmesinin sonucu olarak varoluşsal sıkıntıdan muzdarip. Alvie’nin annesi dalgasını geçiyor: “Bunun Brooklyn’le ne ilgisi var? Brooklyn genişlemiyor ki.”

    Eğer Kitab-ı Mukaddes’i [Tevrat+İncil] harfiyen izleyeceksek, [ondaki bazı] pasajlar yüzünden ahlaken yoldan çıkarız.

    Bir bireyin ahlaken iyi olması için… Bir toplumun ahlaksızlık ve yozlaşmadan kaçınması için… Belli eylemlerin nesnel anlamda ahlaken yanlış olması için… Ahlaklı olmanın nedenine sahip olmamız için… ahlaken neyin yanlış olduğunu öğrenmemiz için… Tanrı’ya iman şart değildir.

    Ahlaken doğruyu belirlemek için, kim zarar görüyor, nasıl görüyor ve ne kadar görüyor diye sormalıyız. Tartışmalar, dini dogmalara nasıl uyulmalı ya da aşırı dinciler nasıl yatıştırılmalı diye olacağına, zarardan nasıl kaçınılır, nasıl önlenir diye yapılmalıdır.

    [Bir dine mensup olanların dini aşırılıklar karşısındaki] sessizlik[leri], sadece bu aşırılıkların mağdurlarına zarar vermekle kalmaz, bu topluluklardaki daha mantıklı ve ılımlı dini görüşlere de zarar verir.

    Ateistlerin her dini iddiaya seslerini yükseltmemeleri gerekir. Bir arkadaşımız bir krizle başa çıkabilmek için Tanrı inancına ihtiyaç duyduğunda, ateist olduğunuzu ilan etmek ve dini görüşlerinin saçmalığından dem vurmak yakışıksızdır. [Ancak,] politikacıların hükümet politikalarını.. dine yaslamalarına… Dinin akademik ve genel tartışmaları çarpıtmasına izin vermemeliyiz.

    Ateist ve agnostiklerin, insanların belirsizlikler içinde yaşamayı öğrenmelerine yardımcı olmaları gerek.

    Seküler insanlar dindarların dinden elde ettiklerini tanımaları gerekir, böylece Tanrı inancı olmadan bu gerek ve arzuların nasıl karşılanacağına dair daha yaratıcı fikirler geliştirebilirler.

    (Tanrısız Ahlak?, Walter Sinnott-Armstrong, Çev. Attila Tuygan)

Leave a Reply