BİLİM FELSEFE DİN Rotating Header Image

Hz. Aişe’nin Evlilik Yaşı

[BFD Editörü: Yaşar Nuri Öztürk’ün Hürriyet’te bu konuya değindiği bir yazısını gördüm. Konu gündeme taşınmışken ben de Mehmet Azimli’nin bu konudaki bir araştırmasını paylaşmak istedim. Ayrıca makaleyi pdf olarak buradan indirebilirsiniz.]

Yazar: Mehmet Azimli (Yrd. Doç. Dr. Dicle Üniversitesi İlahiyat Fakültesi)
Kaynak:
İslami Araştırmalar, Cilt 16, Sayı 1/2003

Hz. Aişe’nin Evlilik Yaşı Tartışmalarında Savunmacı Tarihçiliğin Çıkmazı

Özet

Bu çalışma, Hz. Aişe’nin Hz. Peygamber ile evlendiğinde yaşının dokuz mu onsekiz mi olduğu konusundaki tartışmayı incelemektedir. Hz. Aişe’nin onsekiz yaşında iken evlendiği görüşünü savunanların, bölgenin iklim ve evlilik kültürünü dikkate almamaları, bu görüşün bilimsel olmaktan ziyade Oryantalist söyleme karşı tepkisel bir savunma psikolojisi içerisinde ortaya konulduğu belirtilmektedir. Bölgenin iklim yapısı ve evlilik kültürü göz önüne alındığında birçok örneği olan ve toplumsal olarak hiç problem edilmeyen bu evliliğin esasen Hz. Aişe dokuz yaşlarında iken gerçekleştiği ve rivayetlerin de bu noktada odaklandığı sonucuna ulaşılmıştır.

Giriş

Hz. Muhammet (a.s.),VII. yy.da Arabistan’da yaşamış ve Arap kültürü içinde yetişmiştir. Bu kültürün bir üyesi olan Hz. Peygamber, İslam Dini olarak insanlara tebliğ ettiği “Din” ile mensubu bulunduğu kültürde önemli değişiklikler yapmıştır. Sosyal yaşamın birçok alanında ve kurumlarında gelenek haline gelmiş yaşam biçiminde (adetlerde) büyük ölçüde değişimleri gerçekleştirmiştir. Aile yapısı, kadının konumu, evlilik ve boşanma gibi sosyal hayatın en başat değerleri de söz konusu değişimden pay alan kurumlar arasındadır.

Büyük değişimlerin mimarı olmasına rağmen, aynı geleneğin bazı adetleri İslam Dini içinde kabul edilmiş ve sürdürülmüştür. Örneğin evlilik akdi (nikâh) konusunda Hz. Peygamber önemli değişiklikler, düzenlemeler getirmiştir, fakat evliliğin yaşı, evlilik merasimi vs. gibi geleneğin hâkim olduğu cihetlere dokunmamıştır. Hatta kendisi de bu alandaki geleneğe tabi olmuştur. VII. yy. Arap kültürünün bir üyesi olmasına bağlı olarak yapmış olduğu bir kısım davranışları, zaman zaman eleştiri konusu olmuştur. Hz. Aişe ile evliliği de eleştiriye konu olan hususların başında gelmektedir. Özellikle bir kısım Oryantalistler, Arap örfüne (kültürüne) ait özel durumları yanlış yorumlayarak veya kendi kültürlerine kıyaslayarak eleştirilerinde ileri gitmişlerdir. Hz. Peygamberin 9 yaşındaki Hz. Aişe ile evlenmesi olayını “54 yaşlarında bir erkeğin oyuncaklarla oynama çağındaki bir çocukla evlenmesi” olarak nitelendirerek, bu evliliği bir anlamda şehvetperestlik, hatta daha da ileri götürerek sübyancılık olarak nitelendirmişlerdir. Yaşlı bir erkeğin, bakire bir kız çocuğuyla “garip evliliği” diye yorumlamışlardır.

Oryantalistlerin haksız ve hatalı eleştirmelerine, savunmacı bir refleksle cevap veren Müslüman alimler, benzer bir hata ile Hz. Aişe’nin evlilik yaşını, kendi kültürlerindeki ortalama evlenme yaşı olan 15-20 arasına çekmeye çalışmışlardır. Hz.Peygamberin 9 yaşında bir kız çocuğuyla evlen-i ermeyeceğini, bunun bir iftira ve düzeltilmesi gereken bir yanlış olduğunu savunup, Hz. Aişe ile 17-18 yaşlarındayken evlendiği görüşünü dile getirmişlerdir. Rivayetlerin, zorlama tevillerle yorumuna dayalı bu tutum da, ayrı bir problem teşkil etmektedir. Bu görüşü benimseyenlerin önde gelenlerinden olan Ö. Rıza Doğrul, tercüme ettiği Mevlana Şibli’nin Asr-ı Saadet isimli eserine yaptığı ilavede bu konuyu uzunca tartışmış ve Hz. Aişe’nin evlilik yaşının 17-18 olduğu görüşünü savunmuştur.

Biz bu çalışmamızda, hem batılı bilim adamlarının, hem de onlara cevap veren Müslüman tarihçilerin konuyla ilgili görüşlerini, kaynaklarımızda yer alan Hz. Aişe’nin evlilik yaşıyla ilgili rivayetlerle yeniden değerlendirmeye çalışacağız.

Araştırmamızın temel hedefi, bu konudaki kanaatimizce yanlış olan iddiaları inceleyip, tarihi rivayetler ışığında mevzuyu aydınlatmaya çalışmaktır. Çalışmamızda, ağırlıklı olarak Ö. Rıza Doğrul’un, kısmen de benzer kanaatesahip olan çağdaş müelliflerin görüşlerine yer vereceğiz. Eleştirisini yapacağımız görüşlerin akabinde kendi görüş ve kanaatlerimizi de belirteceğiz.

A. Hz.Peygamber’in Evlilik Hayatı

Hz. Peygamber’in birden fazla kadınla evlenmesine, özellikle Batılı bilginler tarafından, çok evliliğin o dönemin sosyal sisteminin bir parçası olduğu ve birçok ahlaki, sosyal ve iktisadi sorunların çözümünde gerekli bir olgu olduğu düşünülmeden, tarafgir bir anlayışla tenkitler yöneltilmiştir. Bu tenkitleri yapan Batılı bilginlerin, aynı geleneğin mensubu olan, Hz. Davud ve Hz. Süleyman’ın evlilikleri konusunda hiçbir eleştiride bulunmamaları, tenkitlerinde tarafsız olmadıklarını göstermektedir.

Hz.Peygamber’in kadın düşkünü bir şehvetperest olduğu şeklindeki iddialara karşı, Hz. Peygamber’in niçin çok evlendiğinin sebeplerini anlatarak savunan bir çok reddiyeler yazılmış ve bu konuda değişik araştırmalarda cevaplar verilmiştir. Onun çok evliliğini sırf Müslüman müellifler değil, aynı zamanda bazı insaflı müsteşrikler de savunmuşlar ve cevaplar vermişlerdir. Bunlardan birisi olan Cariyle şöyle demektedir:

O, 25 yaşında iken kendisinden 15 yaş büyük olan bir kadınla evlendi ve onunla 25 yıl ömür sürdü. Kadınlara rağbet etmedi. Birden bire huyunu karakterini ve davranışını değiştirip nasıl kadın düşkünü olabilir ki? Buna ben kendi hesabıma inanmam.

Gerçekten de 25 yaşında iken evlendiği ve kendisinden 15 yaş büyük olan, Hz.Hatice ile 50 yaşına kadar yaşayan Hz. Peygamber, 50 yaşında iken yaşıtı olan Şevde ile evlenmiş ve çok evliliklerine 53 yaşından sonra başlamıştır. Evlendiği hanımlardan biri hariç tümü, ya dul ya da önceki evliliklerinden çocukları olan kadınlardır. Bu da, evliliğin ana saikinin “şehvet” olmadığını göstermektedir.

Hz. Peygamber’in çok evlenmesinde, siyasi amaçların ağırlıkta olduğunu düşünüyoruz. Örneğin, Hz. Aişe ve Hz. Hafsa ile evlenerek, Hz. Ebubekir ve Hz.Ömer’le ilişkilerini güçlendirmiştir. Beni Mahzum’dan Ümmü Seleme ile evlenerek, İslam’a en büyük düşmanlığı yapan Ebu Cehil’in kabilesinin düşmanlığını önlemiştir. Ümmü Habibe ile evlenerek, Mekke lideri olan babası Ebu Süfyan’la ilişkilerini yumuşatmaya çalışmış, bir daha savaşta kendisinin karşısına çıkmamasını sağlamıştır. Benî Nadir liderinin kızı Safiyye ile evlenerek Yahudilerin düşmanlığını azaltırken, Benî Mustalik’in liderinin kızı Cüveyriye ile evlenerek de, bu kabilenin İslam’a girmesini sağlamıştır. Meymune, ile evlenerek Meymune’nin kız kardeşinin evli olduğu ünlü kabile lideriyle bacanak olmuş ve onlarla yakınlık sağlamıştır. Zeynep b. Cahş’la evliliğini, bir Cahiliyye adetini yıkmak için Allah istemiş ve Kuran’da bu konuyla ilgili ayetler indirmiştir. Diğer hanımı Zeynep binti Huzeyme ise, Hevazin’in çok güçlü bir kabilesine mensuptur.

Kısaca zikrettiğimiz bu politik sebeplerin bile onun evliliğinin “şehvefile ilgili olmadığını göstermeye yeteceği kanaatindeyiz.

B. Hz. Aişe’nin Evlilik Yaşı Konusundaki Görüşlerin Tenkit ve Tahlili

Hz. Aişe’nin Hz. Peygamber ile evlilik yaşı konusundaki tartışmaları maddeler halinde verip, her bir madde içinde; bu görüşlerin eleştirilerini yaptıktan sonra, kendi görüş, değerlendirme ve cevaplarımızı da aynı madde içinde belirteceğiz.Mevlana Şibli “Asr-ı Saadet” isimli eserinde; Hz. Aişe’nin doğum tarihi ile ilgili bilgilerin güvenilir olmadığından hareketle evlilik yaşını tespit etmeninde mümkün olamayacağını, dolayısıyla rivayetlerde belirtilen yaşın, kuşkulu olduğunu söylemiştir.Aynı görüşe Rıza Savaş’da katılmaktadır.İslam tarihi kaynaklarında, hiçbir sahabînin doğum tarihi konusunda net bir bilgi yoktur. “Asrı Saadet” isimli esere yaptığı (ilave) açıklamalarda Ö. Rıza Doğrul’un da belirttiği gibi, o dönemde, bugünkü gibi nüfus daireleri yoktu ve kimsenin doğum kaydı yapılmıyordu. Nitekim günümüzde bile, özellikle kırsal kesimde, doğan çocukların doğum kaydı yapılamamakta, çocukların ailelerine çocuğun yaşı sorulduğunda, tarih olarak “ekinler biçildiği zamanda, narlar kızardığında, bir kış günü veya şu önemli olay olduğunda doğdu ” şeklinde cevaplar alınmaktadır.O dönemde bütün sahabilerin yaşları, genelde ölüm zamanındaki yaşlarına göre hesaplanıyordu. Bu ilkeden hareketle, Hz. Aişe’nin vefat tarihinden, yaşı çıkarıldığında yaklaşık olarak doğum tarihi bulunabilir. İslam tarihçileri, Hz. Aişe’nin vefat tarihi olarak genelde H. 58 yılını, vefatı sırasındaki yaşı olarak da 66 yaşını vermektedirler. Bir kısmı, vefat tarihi olarak H.56-59′u, vefatı sırasındaki yaşı olarak da 65-67 yi belirtseler de, çoğunluğu birinci görüşte müttefiktirler.11 Böylece Hz. Aişe’nin vefat esnasındaki yaşından, vefat tarihini çıkardığımızda (66-58=8) Hicret sırasında Hz. Aişe’nin yaşının 8 olduğu ortaya çıkar. Hicretten bir yıl sonra evlendiğine göre ise evlilik yaşı 9 olacaktır. 12 İbn Kesir bu yaşta evlendiği konusunda hiçbir ihtilafın olmadığını belirtir.

Hicretin ilk yılında evlendiği sırada 9 yaşında olduğuna göre, doğum tarihi Nübüvvet’in IV. yılına tekabül etmektedir. Hz. Aişe’den gelen “Ben kendimi bildim bileli İslam in içindeyim” sözü de bunu kanıtlamaktadır.Ö. Rıza Doğrul, Hz. Aişe’nin vefat ettiği sırada 74 yaşında olduğunu belirtse de bu rakamı (yaşı), tarihsel olarak kabul etmek mümkün değildir. Çünkü hiçbir tarihi kayıtta Hz. Aişe’nin bu yaşta vefat ettiği belirtilmemektedir. Müellifin, Hz. Aişe’nin 74 yaşında öldüğü konusundaki görüşü yalnızca Hz. Aişe’nin 17 yaşında evlendiği görüşünü esas alarak yaptığı yanlış bir kıyaslamanın sonucudur.

Sonuç olarak Hz. Hatice’nin Nübüvvetin 10. Yılında vefat etmesi üzerine Havle’nin teklifi ile söz kesilmiş ve Hicretin I. Yılında ise evlilik gerçekleşmiştir. Bizzat Hz. Aişe’den gelen rivayetlerde 6 yaşında sözlendiği ve 9 yaşında da evlendiği belirtmektedir.

Ö. Rıza Doğrul, Hz. Aişe’den nakledilen “Ben Mekke’de oynayan bir çocuk iken Hz. Peygambere “Hatta onların vadeleri kıyamettir ve kıyamet ise daha dehşetli ve daha acıdır.”

(Kamer 46) ayeti inmişti” şeklindeki Hz.Aişe’den nakledilen bu rivayeti delil alarak özetle şunları belirtir;

”Bu yaşta bir çocuğun bu ayetleri ezberlemesi, müşriklere acı azabı müjdeleyen bu ayetleri anlaması, Müslümanların başından geçen buhranlı vakalarla bu kadar alakadar olması ruhen ve fikre mümkün değildir. Bunu kabul etmeye imkan yoktur. Ne kadar zeki olursa olsun bu yaşta bir çocuk Kur’anla bu kadar alakadar olamaz. Ayrıca Kamer suresinin boykot yıllarında inmesi mümkün değildir. Çünkü bu konuda mucize gösteriminin gerçekleşe¬bilmesi için Müslümanların müşriklerle görüşmeleri lazımdır. Öyleyse bu surenin Müslümanların işkence yıllarında inmesi gerekir. Bu yıllarda Hz. Aişe hin çocuk olduğunu kabul etsek bile bu durumda Hz. Aişe peygamberlikten önce doğmuş demektir” şeklinde görüşlerini aktarmaktadır.

Bu görüşü Rıza Savaş da paylaşmaktadır.

Yazarın kendi görüşünü desteklemek için delil olarak ileri sürdüğü Hz. Aişe’den nakledilen bu rivayet, aslında yazarın görüşlerinin aleyhine bir delil olarak alınabilir. Bu yaşta bir çocuğun söz konusu ayetin ne şekilde indiğini bilmesi değil, bilememesi mümkün değildir. Çünkü bu yaş grubundaki çocuklar, o dönemdeki bir olayı rahatlıkla anlayabilecek ve kavrayabilecek bir çağdadır. Günümüzde de, 5–6 yaşlarında hafız olmuş çocuklar görebilmekteyiz.

Kaldı ki Doğrul; “Altı yaşında bir çocuk ne kadar zeki olursa olsun nihayet çocuktur. Bu ayetlere nüfuz edemez” şeklinde açıkladığı paragrafta bu sözleri aktarırken aynı paragrafta Hz. Aişe’nin Nübüvvetin gelişinden 2 veya 3 yıl önce doğduğunu, Kamer suresinin de Nübüvvetten sonra IV. Yılda indiğini belirtmiştir. Bu durumda kendi hesabına göre bile bu ayet indiğinde Hz. Aişe 6 veya en fazla 7 yaşında olmaktadır. Böylece müellif kendi de çelişkiye düşmektedir. Ayrıca Kamer suresinin boykot yıllarında, yani Nübüvvetin 8–10. senelerinde indiği ifade edilmiştir. Demek oluyor ki bu ayet indiğinde Hz. Aişe en az 5 en fazla 7 yaşlan arasındadır. Çünkü boykot yılları İslam’ın gelişinin 8. veya 10. yılları arasında olmuştur. Kamer suresi de boykot yıllarında indiğine göre Hz. Aişe sure indiğinde en azından 5–6 yaşlarındadır. Bu yaşta biri de ayetleri rahatlıkla ezberleyebilir ve anlamlarını kavrayabilir.

Yazarın; “bu sûre boykot yıllarında inemez, çünkü Müslümanlar müşriklerle görüşmüyorlardı” şeklindeki iddiası da doğru değildir. Çünkü, Müslümanlara bu dönemde, Haram Aylarda, 4 ay boykot uygulanmıyordu. Bu dört ay içerisinde müşriklerle görüşüyorlardı ve Kamer suresi de bu dönemde, boykot yıllarında, Mina’da iken inmiştir.

Dolayısıyla Doğrul’un bu yaklaşımı da isabetli değildir.

Rıza Savaş, Hz. Aişe’nin; “Kendini bildi bileli anne-babasının dine inandıklarını” belirten ve devamında, Hz Ebu Bekir’in Habeşistan’a hicret etmek üzere yola çıktığını anlatan rivayeti delil göstererek, Hz Aişe’nin bu olayı nakledebilmesi için, yaşının bu olayı gözlemleyecek kadar büyük olması gerektiği sonucuna varmaktadır. Olayı Hz. Aişe’nin daha sonra birilerinden nakletmiş olabileceği şeklindeki bir yorumun ise, ancak rivayeti ikiye bölerek (I.kısımla II. kısmı birbirinden ayırarak) yapılabileceği, bunun da yanlış olduğu kanaatindedir.

Fakat rivayetin ilk bölümü de, Hz. Aişe Nübüvvetten sonra doğmuş olduğunu apaçık göstermektedir. Rivayetin II.kısmı ise, muhtemelen Hz. Aişe’in yaptığı bir mürseldir. Aynı rivayetle ilgili Doğrul, Hz. Aişe’nin, “Kendini bildi bileli anne-babasının dine inandıklarını” belirten rivayeti delil alarak, bu rivayetin Hz. Aişe’nin Nübüvvetten sonra doğduğunu gösteremeyeceğini, bilakis Hz. Ebubekir’in Nübüvvet gelmeden önce de putperest olmadığını Hanif olduğunu, bundan dolayı bu rivayetin onun Nübüvvetten sonra doğduğu konusunda delil alınamayacağını, belirtmektedir.

Halbuki rivayete iyi baktığımızda, bu yorum ikiyönden geçersizdir. Birincisi; hadisteki Din kelimesi “ed-Din” şeklinde marife olarak kullanılmıştır. Bundan da İslam’ı kastettiği anlaşılmaktadır. İkincisi ve daha önemlisi; Hz. Aişe rivayetin devamında bu dinin İslam dini olduğunu ve çocukluğunda Hz. Peygamber’in devamlı kendilerine geldiğini anlatarak, kendisinin Nübüvvetin geldiği dönemde doğduğunu açıklamıştır. Rivayette yer alan vurgu, onun İslam döneminde doğduğunu belirtmektir. Böylece, rivayette zikredilen yaşın doğruluğu ortaya çıkmış olmaktadır.

Rıza Savaş ve Doğrul, Hz. Aişe’nin ablası Hz. Esma’nın, Hicret sırasında 27 yaşında olmasından hareketle, ablasından 10 yaş küçük olan Hz. Aişe’nin de buna göre 17 yaşında olacağı sonucuna ulaşmaktadırlar. Hz. Aişe de hicretten hemen sonra evlendiğine göre, evlendiği sırada 17-18 yaşlarında olması gerektiği görüşünü dile getirmektedirler.Şimdi bu görüşü incelemeye çalışalım.

Öncelikle Hz. Aişe’nin vefatı sırasında kaç yaşında öldüğünü tespit edebilirsek evlendiği esnada ki yaşını tespit etmek kolaylaşacaktır. Daha öncede aktardığımız gibi tarihçiler Hz. Aişe’nin H. 58 yılında 66 yaşında vefat ettiğini kabul etmektedirler.30 Buna göre eğer H.58 de Hz. Aişe 66 yaşında vefat ettiyse, Hicret sırasında 8 yaşında ve evlendiği sırada H. I. yılda 9 yaşında olacaktır.(66–58=8, 8+1=9)

Aynı hesaplama yöntemini ablası Hz. Esma’ya da tatbik edersek, Hz. Aişe vefat ettiğinde (H. 58) Hz. Aişe’den 10 yaş büyük olan Hz. Esma’nın 76 yaşında olması gerekir. (66+10=76) Hz.Aişe vefat ettiğinde, yani H.58 de 76 yaşında olan Hz. Esma, Hicret sırasında 18 yaşlarında, 10 yaş küçük olan Hz.Aişe ise 8–9 yaşlarında olacaktır.(76–58=18)

Hicret sırasında 27 yaşında olduğunu savunan yazarlar, Hz. Esma’nın ölümü esnasındaki yaşından yola çıkarak bu sonuca varmaktadırlar. Şimdi bu konuyu biraz daha geniş bir şekilde inceleyelim. Hz. Esma’nın H. 73 yılında öldüğü kesindir. Bu konuda tarih kitaplarında hiçbir ihtilaf yoktur. Öldüğü esnadaki yaşı konusunda bazı bilginler 100 rakamını verseler de kaç yaşında öldüğü konusunda ihtilaf vardır. Hz. Esma, oğlu Abdullah b. Zübeyr’in Haccac tarafından şehit edilmesinden birkaç ay sonra vefat etmiştir.Hz Esma’nın ölüm yaşı konusunda ihtilaf bulunduğundan bazı bilginler, Arapça’da genel de 40,70,100 gibi sayıların çok¬luktan kinaye olarak kullanılabileceği prensibinde olduğu gibi, 100 yaşında öldüğünü bildirmişlerdir. Yani, bu bilgiyi veren bilginlerin kasıtları Hz. Esma’nın uzun süre yaşadığını belirtmektir. Yoksa net olarak tam yaşını vermeyi değil. Örneğin, muhakkik bilginlerden, İbn İmad ve ez-Zehebi bu şüpheli bilgiden dolayı Hz.Esma’nın 90 yaşında veya bunu biraz aşmış bir yaşta vefat ettiğini belirtirler.

Bu hususta şöyle bir hesaplama yaparsak konu daha da netleşebilir: Hz.Aişe’nin vefat ettiği H. 58 den Hz. Esmanın vefat ettiği H. 73′e kadar geçen 15 yıllık süreyi Hz. Esma’nın H. 58 deki yaşına eklediğimizde Hz Esma’nın yaşı vefat ettiği sırada 91 eder. (76+15=91). Bu da gösteriyor ki Hz. Esma vefat ettiğinde 91 yaşlarıda olmaktadır ve 100 yaşında olması mümkün gözükmemektedir. 91′den öldüğü tarih olan H.73 ü çıkardığımızda (91-73=18) Hz. Esmanın Hicrette, yani Hz.Aişe’nin evlendiği yılda 18-19 yaşlarında olduğunu buluruz. Hz.Esma ile Hz.Aişe arasındaki yaş farkı 10 yaş olacağına göre Hz. Aişe’den nakledilen ve bütün tarihçilerin müttefik olduğu “6 yaşında sözlendim 9 yaşında evlendim” ifadesinin doğru olduğu ortaya çıkar.

Bütün bunlara ilaveten şunu da söylemek mümkündür; O. Rıza. Doğrul’un görüşüne göre, Hz.Esma Hicrette 27 yaşında olmaktadır. Biliyoruz ki Hz. Esma Hicret sırasında ilk çocuğuna hamile idi. Kızların çocukken nişanlandığı, 9-10 yaşlarında evlendiği bir yörede, 27 yaşında evlenerek ilk çocuğu doğurmak oldukça geç bir yaştır. Günümüzde bile kızlar küçük yaşta evlenebilmektedir. O gün için, sıcaktan dolayı ergenliğin erken yaşlarda başladığı bir yöre de, Mekke gibi, çok evliliğin yaygın olduğu ve kadınların hiçbir zaman bu yaşa kadar bekâr kalmadıkları bir bölgede, Hz. Esmanın 27 yaşında evlenmesini kabul etmek oldukça zor, hatta muhaldir diyebiliriz. Söz konusu yaş o günkü şartlarda, torun sahibi bile olunabilen bir yaştır. Çünkü daha sonraki dönemlerde de kızlar, çocuk denecek yaşta evlendiriliyorlardı.

Özetle tarihi rivayetlere dayanarak yaptığımız hesaplara göre Nübüvvetten 6 yıl önce doğan Hz.Esma, Hz. Aişe doğduğunda 10 yaş civarındadır. Hicrette ise, genç bir kadın olarak Hz. Peygambere erzak taşımış ve 18 yaşlarında ilk çocuğuna hamile kalmıştır. Hz. Aişe ise bu sırada 8-9 yaş civarındadır.

Doğrul, Hz. Aişe’nin 9 yaşında evlenmediğine bir diğer delil olarak; Hz. Peygamber’in, Hz. Hatice’nin vefatından sonra evi idare edecek, çocuklara bakacak birisine ihtiyacının olduğunu, bu vazifeyi ise 9 yaşlarında bir çocuğun yapamayacağını belirterek, bundan dolayı Hz. Aişe ile 18 yaşlarında evlenmesinin daha makul olacağını, söylemiş ve bu konuda nakledilen Hz. Peygamberin ev işlerini görmesi için Şevde ile evlenmesiyle ilgili rivayetlerin güvenilir olmadığını, şayet bu rivayetler kabul edilse bile Sevde’nin iri, yaşlı ve yavaş haliyle ev işlerini yapmaya elverişli bir hanım olmadığını belirtmektedir.

Doğrulun görüşlerinden yola çıkarak, Hz. Hatice’nin vefatından sonra ev işlerini üstlenecek, çocuklara bakacak birisi lazımsa, neden Hz.Peygamber Hz.Aişe ile (yazarın iddialarına göre Hz.Hatice’nin vefatında Hz.Aişe 15 yaşlarında idi) Hz.Hatice’nin vefatından sonra Mekke’de evlenmedi de, Medine dönemine kadar bekledi? Ev işlerini çocuk bakımını neden ihmal etti? Kaldı ki Hz. Peygamberin en küçük çocuğu Hz. Fatıma bile Hz. Aişe’den büyüktür. Bu nedenle, Hz. Âişe ile evliliğini, çocuk ve ev bakımı gerekçeleriyle açıklamak kabul edilebilir bir durum değildir.

Ayrıca Hz. Sevde’nin Mekke döneminde, Hz. Hatice’nin vefatından hemen sonra, Hz. Peygamberle evlendiği sabittir. Bu rivayetlerin güvenilir olmadığı şeklindeki yazarın görüşü pek tutarlı görünme¬mektedir. Çünkü tersine bir rivayet yoktur. Müslim’de geçen “Şevde Resulullahın benden sonra nikahladığı (tezevvece) ilk kadındı”42 ifadesindeki “tezevvüc” kelimesi “söz kesmek” anlamında olmalıdır. Zira, Hz. Aişe kendisinin söz kesilmesini anlatırken de aynı kelimeyi “tezevvece”yi kullanmakta; “Rasulullah beni altı yaşımda iken nikah etti (söz kesti), dokuz yaşımda iken de zifafa girdi”demektedir.

Yukandaki bilgileri özetleyecek olursak; Hz. Peygamber, Hz. Hatice’nin vefatından sonra Hz. Şevde ile hemen evlenmiş, Hicretten sonra da, Hz. Aişe ile evlenmiştir.

Doğrul’un iddia ettiği gibi, Hz. Peygamber’in Hz. Aişe ile evlenme sebebinin ev işlerini yaptırmak olmadığını şu şekilde de izah edebiliriz:

Hz.Peygamber, Hz. Aişe ile küçük yaşta evlenerek onun, diğer hanımlarından daha iyi bir şekilde İslamî bilgileri kendisinden almasını ve Müslümanlara aktarmasını amaçlamış olabilir. Çünkü, diğer hanımları, hem yaşları hem de zeka seviyeleri bakımından Hz. Âişe ile kıyaslanamazlar. Hz. Âişe’nin, erken yaşlarda peygamber hanesine girmesinin en önemli nedeni bu olmalıdır diye düşünüyoruz. Bu küçük ve zeki kız sayesinde diğer sahabenin göremedikleri Hz Peygamber’in evinde meydana gelen olayların, özellikle kadınlarla ilgili özel meselelerin, Müslümanlara aktarılmasını ve Hz.Peygamber’in Müslüman kadınlarla olan bilgi alışverişini o sağlamıştır. Bundan dolayı, kaynaklarımızda yer alan İslami bilgilerin neredeyse tümü Hz. Aişe’den gelmiştir, diyebiliriz.

Hz. Âişe’nin üstlenmiş olduğu bu görevi diğer hanımları üstlenemez miydi, şeklindeki bir soruya şu şekilde cevap verebiliriz: Hz. Peygamberin diğer hanımları, daha önce birkaç evlilik hayatı geçirmiş, zeka olarak yorulmuş aynı zamanda yaşlanmış olan kadınlardı. Bir kısmının, coçuk sahibi olmak gibi, zihinsel anlamda önemli meşguliyetleri de bulunuyordu ki bu durum, Hz. Âişe’nin bilgi edinmedeki konumu ile kıyaslandığında, hanımlar arasındaki fark daha iyi görülebilir. Hz.Aişe ise, özel yetenekleri, diri zekası ile müstesna bir kadın olarak, İslam’ın bütün Medine dönemi hadiselerini gözlemlemiş ve bizlere aktarmıştır.

Yukarıda açıklamaya çalıştığımız Hz. Âişe’nin meziyet ve gayretleri konusunda “Siret Ansiklopedisi” yazarı Afzalurrahman şunları aktarmaktadır:

Hz. Peygamberle erken yaşta evlenen Hz.Âişe’nin eğitim ve talimi bizzat Hz.Peygamber’in rehberliği ve nezareti altında gerçekleşti. Hz. Aişe çok zeki, tecessüs sahibi, hıfzı kuvvetli, çok çabuk öğrenmeye kabiliyetli idi. Hz. Peygamberden ne görüp duydu ise onu hatırladı ve başkalarına nakletti. Bu sebeple Hz. Peygamber ona çok yakınlık duydu ki her söylediğini dinleyip izlesin ve yaptığını daha hevesli yapsın. Böylece Hz. Aişe, İslam prensiplerini ve Resulün sünnetini diğer hanımlarından daha fazla öğrendi ve hafızasında tuttu. O, bu ilmi Hz.Peygamberden sonra yaklaşık 45 yıl kadar anlattı. Hz.Peygamberden 2210 hadis rivayeti ile en fazla hadis rivayet eden altıncı sahabi olmuştu.

Bütün bunlardan Ö. Rıza Doğrul’un öne sürdüğü gerekçelerin, isabetli olmadığı anlaşılmaktadır.

Doğrul, bir önceki maddede anlattığımız Hz. Âişe’nin bilgisi, kabiliyeti ve İslam’i bilgilerdeki büyüklüğünü genişçe anlatarak; “Bütün bunları 9-18 yaş arasında bir çocuk öğrenemez. Bu evliliğin 18-27 yaş arasında olması daha makul değil midir?” şeklinde bir akıl yürütmeğe girmiştir.

Böyle bir akıl yürütmenin zorlama olduğunu söyleyebiliriz. Çünkü, bunun için çocukların zeka ve öğrenme yaşına baktığımızda, çocuk eğitimcilerinin büyük çoğunluğunun kabul ettiği ve dünyada hemen hemen her yerde uygulanan öğrenme yaşı 7-20 yaşları arası olduğunu görürüz.

Bu yaşlar, genelde çocukların her bilgiyi toplama çağıdır. Yirmi yaş sonrası ise, artık bilgileri değerlendirme çağı başlamaktadır. Bir de sıcak iklimde çocukların bedensel ve zeka bakımından erken geliştikleri düşünülürse, öğrenme yaşının birkaç yıl daha düştüğü görülecektir. Buna göre, Hz. Âişe’nin Hz.Peygamberle birlikte yaşadığı (9-19) yaşları arası, onun öğrenmek için en müsait olduğu yaşlardır diyebiliriz. Hz. Peygamber’den sonra ki döneminde, elde etmiş olduğu bilgileri diğer Müslümanlara 45 sene boyunca aktarmıştır.

Hz. Âişe’nin Hz. Peygamberle nişanlanmadan önce, Cubeyr b. Mutim’in oğlu ile nişanlanmasından hareketle Doğrul, bu nişanlanmanın nübüvvet geldikten sonra olamayacağı, çünkü İslam’a göre müşrike kız verilmeyeceğinden dolayı bu nişanın nübüvvet gelmeden önce vuku bulması gerektiğini, bunun sonucu olarak da Hz. Âişe’nin İslam’dan önce doğduğunu iddia etmiştir.

Bu iddia da iki yanlış tespit etmekteyiz: Birincisi, aktarılan rivayetteki Hz. Âişe ile nişanlanan şahıs Cubeyr b. Mutim’in oğlu değil, bizzat Cubeyr’in kendisidir.” Yani Hz. Aişe, Mutim b. Adiyy’in oğlu Cubeyr ile nişanlanmıştır. Yazar burada bir isim yanlışlığı yapmıştır.

ikincisi ve daha önemli hatası ise, nübüvvetin gelişinden sonra müşrike kız verilmeyeceği görüşüdür.Halbuki Mekke döneminde böyle bir yasak yoktu. Bu yasağı bildiren ayet Medine’de inmiş ve bu nedenle sahabe müşrik eşlerini boşamışlardı. Ancak Mekke döneminde, sadece Hz.Ebubekir değil, Hz.Peygamber bile İslam’ın en büyük düşmanı olarak Kuran’da ismi zikredilen Ebu Leheb’in iki oğluna iki kızını vermiş ve Nübüvvet geldikten sonra da Ebu Leheb oğullannı zorlayıp bu iki kızı boşatıncaya kadar boşatmamıştı.

Müslümanlar için durum böyle olduğu gibi. Müşrikler için de böyle bir yasak bahis mevzu değildi. Mekke’de bu yasak ilk defa Haberu’s-Sahife olayında: yani, Mekkelilerin Müslümanlara boykot yaptıkları sırada gündeme gelmiş ve Müslümanlarla kız alışverişini durdurmuşlardı. Fakat Hz.Sevde’nin Hz. Peygamber ile evliliğinde olduğu gibi, boykottan sonra da bu yasağa uyulmuyordu. Nitekim Hz.Şevde nin müşrik olan babası nübüvvetin 10. Yılında Hz.Peygamberi beğendiği ve kızına denk bir insan gördüğü için onunla evlendirmişti.

Doğu toplumlarında, ülkemizde de olduğu gibi. çocukların küçük yaşta “Beşik Kertmesi’” adı altında sözlenmeleri oldukça yaygındır. Hz. Ebû Bekir gibi Mekke’nin saygın iş adamlarından birinin kızını, almak isteyenlerin çok olacağı muhakkaktır. İşte Hz. Aişe’nin Cübeyr ile sözlenmesi de bu kabil bir söz kesme olayıdır, diyebiliriz. Dolayısıyla, O. Rıza Doğrul”un söz konusu nişanlanmadan hareketle. Hz. Aişe’nin yaşının büyük olması gerektiği şeklindeki çıkarımına katılmıyoruz.

Doğrul. Hz. Aişe’nin nişanlısı Cubeyr b. Mutim’in annesinin Hz.Ebubekir’e “eğer bu kız benim evime girerse oğlumu atalarının yolundan çıkarır” demesini54 delil getirerek, Hz.Aişe’nin dînî et¬kinliğinden dolayı nişanın bozulduğunu söylemiş ve bu nişanın nübüvvetten önce vuku bulduğunu dolayısıyla da Hz. Aişe’nin yaşının rivayetlerde zikredilen yaştan büyük olduğu sonucuna ulaşmıştır.Bir kısım yazarlar da bu görüşte ona katılmaktadırlar.

Doğrulun bu yaklaşımı, yukarıda açıkladığımız üzere kabul edilmesi mümkün olmadığı gibi. Ibn Hanbel’den naklettiği. Cübeyr b. Mutim’in annesinin Hz.Ebubekir’e söylediği sözün tercümesi de yanlıştır. Bu yanlış tercüme. Doğrul’un rivayetten yanlış sonuç çıkarmasında etkili olmuş olmalıdır. Ibn Hanbel’deki rivayetin tercümesi şöyle olmalıdır: “Ey Ebubekir! oğlumuzu senin kızınla evlendirdiğimizde, sen onu yeni dinine sokmak istersin ” Doğrulun yaptığı tercümeden, kadının oğlunu yeni dine sokacak şahsın Hz. Aişe olduğu anlaşılırken, rivayetin doğru tercümesinde söz konusu şahsın Hz.Ebubekir olduğu anlaşılmaktadır. Bizim tercümemize göre kadının korktuğu şahıs Hz.Aişe değil, bilakis Mekke döneminde birçok kimsenin hidayete ermesine sebep olan Hz.Ebubekir’dir. Kadın bundan dolayı oğlu Cübeyr’in Hz. Aişe ile evliliğini bozmuştur. Onunkorkusu oğlunun Hz. Ebubekir’in etkisine girmesidir.

Doğrul ayrıca bu rivayeti kabul edip kendisine delil olarak aktarırken, aynı rivayetin birkaç satır sonrasında yer alan; Hz. Aişe’nin 6 yaşında Hz.Peygamberle sözlendiği ifadelerini maalesef göz ardı etmektedir.

Rıza Savaş’da aynı rivayetten yola çıkarak, Cübeyr’le nişanın Hz. Ebu Bekir’in faal olarak tebliğe başlamasından önce olduğunu, buradan da nişanın bozulduğu nübüvvetin 10. yıllarında Hz Aişe’nin 14-15 yaşlarında olabileceği sonucuna varmaktadır. Bu tespiti esas kabul edersek akla şu soru gelmekte¬dir: Eğer bu nişan nübüvvetten önce veya en azın¬dan nübüvvetin ilk yıllarında yani Ebu Bekrin faal olarak tebliğe başlamadığı yıllarda oldu ise. neden Cübeyr in ailesi Hz.Hatice’nin vefatına kadar 10 yıl bekledi? Nübüvvetin 10. yılına kadar beklemeden bu nişanı daha önce bozması gerekmez mi idi? Bu gerekçeye göre daha önce bozmaları gerekiyordu. Bu konudaki bir diğer görüş de. Hz. Aişe’nin ifk hadisesi sırasında Hz.Peygambere karşı sarfettiği sözlerin o sıralarda 15 yaşlarında, olgun olmayan bir kızın söyleyebileceği sözler olmadığı, dolayısıyla Hz Aişe’nin yaşının daha büyük olduğu iddiasıdır.

Bu iddia, tamamen sübjektiftir. Çünkü, insanın önemli sözler söylemesi, yine önemli işler görmesi kişiye ve yaşa göre değişir. Örneğin, çeşitli sanat ve felsefe alanında çok küçük yaşlarda, ileri zeka seviye¬si gösterenler her zaman var olmuştur. Bu nedenle. Hz. Aişe on beş yaşında böyle önemli sözleri sarf edemez demenin bir delili yoktur. Ayrıca bu tezin, bilimsel bir dayanağı da söz konusu değildir.

Bu yaşlarda o sıcak bölgede genç kızlığının tam zirvesinde olan üstelik 6 yıldır Hz. Peygamberin yanında yaşayan, daha önce de Hz.Ebubekir gibi İslam’ın en önemli şahsiyetlerinden birinin yanında bulunan bir kimse bu sözleri rahatlıkla söyleyebilir. Üstelik bu kimse Hz.Aişe gibi gayet kabiliyetli, zeki bir kimsedir.
Rıza Savaş, Hz. Aişe’nin abisi Abdurrahman b. Ebi Bekir’le aynı anneden doğduklarını göz önüne alarak, iki kardeş arasındaki yaş farkını Hz. Aişe’nin yaşının tespitinde delil olarak kabul etmiştir. Ona gö¬re, o dönem şartları içinde iki kardeş arasındaki yaş farkının 10 yaş kadar olamayacağı, ancak 1-2 yaş olabileceği tezinden hareketle, Hz. Aişe’nin de 18 yaşlarında olacağı belirtmektedir. Çünkü, Abdurrah¬man b. Ebî Bekrin Bedir Savaşı’nda 20 yaşların¬dadır. Buna göre, aralarında 1-2 yaş fark bulunması
gereken Hz. Aişe de, 18 yaşlarında olmalıdır.

Rıza Savaş’in yukarıdaki tezini, o günkü Arap toplumunda yaygın olan çocuk edinme koşullan içinde makul kabul etmek gerekir. Ancak genel olan bu durumun, her özel durum için de aynı şekilde değişmez bir yasa imiş gibi kabul edilmesi, bilimsel olmadığı gibi. delil olarak da kabul edilemez. Bu sadece tahmini bir varsayımdır. Bir bilgiye/belgeye dayanmamaktadır. Çünkü, bir kadından doğan çocuklar arasındaki yaş farkının şu ya da bu miktarda olmasını sağlayacak bir çok neden olabilir. Bu nedenleri tespit etmeden, yukarıdaki gibi, sadece belirli bir adeti öne sürerek iddiada bulunmak, kabul edilebilir bir durum değildir. Bu nedenle, Hz. Âişe’nin yaşının büyüklüğünü, söz konusu yaklaşımla ispatlamak mümkün gözükmemektedir.

Dozy gibi müsteşrikler, 54 yaşlarında bir adamla, küçük bir kız çocuğunun evliliğini garip görüldüğünü belirtirlerken bazı yazarlarda insanlık tarihi boyunca böyle bir evliliğin olamayacağını söylemişlerdir.

Dozy kendi kültürünün tesirinde kalarak konuyu değerlendirmiş ve yadırgamışür. Biz bu iddialara, hem o dönemden, hem de günümüzden örnekler vererek cevap vermek istiyoruz. O dönemde bu tip evlilikler çoktu. 60 yaşlarındaki Halife Ömer’in Hz. Ali’nin çocuk yaşta baliğ olmamış kızı ile evlenmesi o dönemde bu yaş farkının problem olmadığını gösterir.

Zehebi’nin naklettiği şu rivayet bu konuda ilginç bir örnektir. Amr b.el-As. oğlu Abdullah b.Amr dan tam 11 yaş büyüktür.63 İbni Hacer bu yaş farkını 12 olarak verir. Bu rivayete göre. Amr yaklaşık 10-11 yaşlarında evlenmiş olmalıdır. 10 yaşında erkeklerin evlilik gerçekleştirebildiği bir yörede, daha erken ergenliğe giren kızların 9 yaşında evlilik yapması kadar normal bir şey olamaz. Yine 53 yaşlarındaki Hz.Ebubekir’e Hz. Ömer’in 20 yaşlarındaki kızı Hafsa’yı teklif etmesi yaş farkının o dönemde pek de garip karşılanmadığını göstermektedir.

Ergenlik yaşının yüksek olduğu ülkemizde bile kırsal kesimlerde kızlar 12-15 yaş arası evlenebilmektedir. Arabistan bölgesinde ise ergenliğin 8 yaşlarına kadar düştüğünü ve kızların 20 yaşlarında biyolojik gençlik çağını bitirme noktasına geldiğini biliyoruz.

Arap kültüründe yer alan bu durumun günümüzde de devam ettiğini, Kur’an Mesajı adlı eserin yazarı Muhammed Esed’in Medine’de iken, başından geçen evlilik göstermektedir. Bu evlilikte, ileri yaşlardaki Esed, 11 yaşlannda bir çocukla evlendirilmiştir. Buna itiraz eden Esed’e Araplar şöyle demişlerdir: “Kız kocasının evinde büyür”.

Günümüzde ergenlik çağı yüksek olan Batı ve ABD gibi soğuk bölgelerde bile 9-10 yaşlarında bakire bir kız çocuğu bulmanın çok zor ve bu yaşlardaki çocukların serbestçe cinsel ilişki içerisinde olduğu bilinen bir gerçektir. Bu nedenle insanlık tarihinde, Hz. Peygamberin evliliğinde olduğu gibi bir evlilik olmadığını iddia etmek, bilimsel değildir.

Bu yaşlarda evliliğin halen Batıda ve ABD’nin kırsal kesiminde uygulandığı bilinmektedir. Yapılan tespitlere göre Batı gibi soğuk ülkelerde bile ergenlik yaşları, çok küçük yaşlara kadar düşmüştür. Bu gerçekler göz önüne alındığında, Hz. Peygamber in o yaşta bir kız ile evliliğini garip karşılamamak gerekir. Nitekim Rodinson, Dermenghem, Caetani, gibi bir kısım Oryantalistlerde Hz.Aişe’nin evliliğinin o dönem şartları içerisinde normal olduğunu belirtmişlerdir. Ayrıca insaflı Oryantalistlerden Watt; “Arabistan bölgesinde kızlar erken geliştiği için Âişe’nin bu yaşta evliliği normaldir” demektedir.

Burada şu noktayı da zikretmeliyiz; eğer Hz.Peygamberin bu evliliği içinde yaşadığı toplum tarafından garip bir evlilik olarak karşılanmış olsaydı, Hz.Peygamber aleyhinde en küçük eksikliği dahi kaçırmayan Mekkeliler bu durumu dillerine dolayacaklar ve Hz. Peygamber aleyhine kullanacaklardı. Fakat, bu doğrultuda her hangi bir şey kaynaklarda nakledilmemektedir. Ayrıca Hz. Aişe, Hz. Peygamberden önce Cübeyr’le nişanlanmıştı, yani, Hz.Peygamber ile nişanlanmasından daha küçük bir yaşta iken yapılmış olan bu tür evlilikler ya da nişanlanmalar, o günkü koşullarda doğal karşılanıyordu. Hatta daha küçük yaşlarda da olabiliyordu. Hz. Peygamberin Hz. Aişe ile 9 yaşında evlendiğiyle ilgili rivayetleri destekleyen başka rivayetler de vardır. Söyle ki: Hz. Aişe, evlendikten sonra kız arkadaşlarıyla oyunlar oynadığı ve oyuncakları olduğunu söylemiştir. Eğer iddia edildiği gibi 18 yaşında evlenmiş olsaydı, bu yaşlarda bir kadının oyuncaklarla oynaması normal ve makul bir davranış olamayacağından, bu konudaki rivayetlerin kabulü imkansız olurdu. Oysa bu rivayetler sahih olarak nakledilmiştir. Bu rivayetlerin bazdan şöyledir:

“Ben sokakta oynarken annem çağırdı, eve kapattı ve evleneceğimi anlattı.”

“Ben Peygamberle evliyken evde arkadaşlarımla oynardım. Hz. Peygamber gelince arkadaşlarım kaçardı. Hz.Peygamber gider onları toplar benimle oynamaları için gönderirdi.”

“Ben evde arkadaşlarımla oynuyordum. Hz.Peygamber geldi. Oyuncaklarımı kastederek ‘bunlar nedir ey Aişe’ dedi. Ben de ‘Süleyman in atları’ dedim.”

Bu rivayetlerden hareketle. Hz. Aişe:nin 18 yaşında evlendiğini iddia edip. sonra da Hz.Aişe’nin çocuklarla oyuncak oynadığı, oyuncakları olduğu. Hz.Peygamberin ona sokaktan arkadaş gönderdiğini kabul etmenin bir tenakuz olduğunu söylememiz gerekir.Sonuç olarak bu rivayetleri dikkate alarak, çocuk yaşta evlendiği Hz. Aişe’yi, Hz.Peygamber hem eğitmiş, hem de İslamî bilgiler ile yetiştirmiş ve bu arada onun çocukça isteklerine karşı da anlayış göstermiştir.

Konu ile ilgili bir diğer iddia da: Hz. Aişe’nin 9 yaşında evlenmiş olduğuyla ilgili rivayetlerin gayet az ve şaz olduğundan hareketle, onun 17-18 yaşlarındayken evlenmiş olması gerektiği şeklindedir.

Hz. Aişe’nin 9 yaşında evlenmiş olduğu rivayetlerini, az ve şaz olmakla eleştirerek kabul etmeyen yukarıdaki iddia, kendisinin ileri sürdüğü. Hz. Aişe’nin 17-18 yaşlarında evlendiğine dair hiçbir rivayet yoktur. Yani şaz bir rivayet bile yoktur. Dolayısıyla, söz konusu iddia sadece bir varsayımdan ibaret kalırken. 9 yaşında evlendiğine dair ise bir çok rivayetler bulunmaktadır. Bizzat olayın kahramanı Hz. Aişe’nin ağzından 6 yaşında nişanlandığı. 9 yaşında evlendiğine dair bir çok tarihi bilgilerin de varlığı tezimizi güçlendirmekte ve desteklemektedir. Bu konudaki tartışmaları noktalamadan önce şu konuyu da aktarmakta fayda mülahaza görüyoruz. Eğer 9 yaş rivayetlerini esas alırsak, bu noktada 9 yaşında evlendiği bir kızı 18 yaşında dul bırakmak ve Kuran da ki yasak gereği bir daha evlenememe-sine sebep olmak zulüm değil midir? şeklindeki bir soru akla gelebilmektedir.

Hz Aişe’nin 18 inde dul kaldığı doğrudur. Öncelikle 9 yaşında evlenen bu kızdan yani Hz. Aişe’den böyle bir pişmanlık hakkında bir rivayet göremediğimiz gibi bu evlilikten ötürü bir çok kazancı olduğunu kendisi aktarmaktadır.

Kimse ne zaman öleceğini bilemez. Nitekim insanlar çok genç yaşta da ölebilmektedir. Öyleyse bu düşünce ile mantıklı bir sonuca varmamız mümkün değildir. Ülkemizde bile halen 18-20 yaş arasında kocası ölüp ona sevgisinden dolayı bir daha evlenmeyen pek çok kadın vardır. Bu Özel bir durumdur, sevgi aşk vs. gibi çok özel şeyler vardır ki bunlar bir başkasının kendi öznelliği ile asla tenkit edemeyeceği realitelerdir. Ayrıca sevdiği ile evlenmediğinden dolayı hayat boyu evlenmeyenleri de dikkate alabiliriz.

Ayrıca Hz. Aişe Hz.Peygamberle evlenmeseydi ne kaybederdi? diye düşünmekte gerekir. Eğer evlenmeseydi onun yanında yetişemez, İslam’i bilgileri sahabelerin kendisine danıştığı birisi olmazdı. 2210 hadis aktarmazdı. Hatırı sayılır bir fakihe, müfessire. müctehide ve müftiye olmazdı.

Sonuç

Hz. Aişe’nin Hz.Peygamberle evlendiği evlilik yaşı konusunda klasik kaynaklarda yer alan onun 18 yaşında evlendiğini savunan bilginlerin görüşlerinin isabetli olmadığı göstermektedir.

Bu kadar rivayet, sadece yorumla reddedilemez. Rivayetlerin aksine getirilen deliller ise bilimsel olmaktan ziyade, tepkiseldirler. Dolayısıyla, Hz.Aişe’nin Hz.Peygamber’in hanesine küçük yaşta girmesinin pek çok hikmet ve hayırlı sonuçları dikkate alınmadan rivayetler değerlendirilmiştir. Ulaşılan sonuçlar ise tatmin edici olamamıştır.

Bölgenin iklim yapısını ve evlilik kültürünü göz önüne aldığımızda o zaman ve hatta günümüzde bu tür evliliklerin hiç de garip karşılanamayacağı ortadadır. Onun küçük yaşta oluşu hiçbir zaman problem edilmemiş, oyuncaklarıyla oynamasına ses çıkarılmadan, onun Hz. Peygamberle evliliği devam etmiştir.

Bütün bunlardan sonra özetle diyebiliriz ki Hz. Aişe’nin Hz. Peygamberle nişanlandığı yaş 6 dır. Bu da nübüvvetin 10. yılına tekabül etmektedir.

Evlendiği yaş 9 dur. Bu da Hicretin I. yılında olmuştur. Genelde rivayetlerde bu noktada odaklanmıştır. Bu evlilik o zaman hiçbir kimse tarafından garipsenmemiş ve o dönemde gerçekleşen buna benzer bir çok evlilik bulunmaktadır.

Bireyler ve toplumlar bir tarih dilimine ve kültürel geleneğe aittir. Bundan kopmak imkansızdır. Bu nedenle, her hangi bir tarihi olayı değerlendirirken onu kendi tarihselliği ve kültürel çerçevesi içinde değerlendirmek gerekir. Yoksa, kendi şartlarımızı ölçü alarak farklı bir tarih diliminde yaşayan ve farklı toplumsal yapılanmalara sahip birilerini yargılamak: hem doğru değildir, hem de bilimsel bir yöntem olarak kabul edilemez.

Bu yazı (17.05.2009 tarihinden itibaren) toplamda 51082, bugün ise 34 kez görüntülenmiştir.

14 Comments

  1. fuatogl diyor ki:

    Bireyler ve toplumlar bir tarih dilimine ve kültürel geleneğe aittir. Bundan kopmak imkansızdır. Bu nedenle, her hangi bir tarihi olayı değerlendirirken onu kendi tarihselliği ve kültürel çerçevesi içinde değerlendirmek gerekir. Yoksa, kendi şartlarımızı ölçü alarak farklı bir tarih diliminde yaşayan ve farklı toplumsal yapılanmalara sahip birilerini yargılamak: hem doğru değildir, hem de bilimsel bir yöntem olarak kabul edilemez.

    Bunda doğruluk payı vardır. Günümüz standardlarına göre direktman geçmişi yargılayamayız. Peki ama nereye kadar? Örneğin geçmişte köleliğin normal kabul edilmesi, bizim bugün o uygulamaları yanlış olarak görmemize engel mi? Kesinlikle değil. Bugün kalkıp geçmişin insan ilişkileri bugüne göre ilkel idi diyebiliriz, ama tek bir kişiyi seçip “kötü köleci,gaddar insan seni” demenin de pek bir manası yok çünkü genel birşey o dönemler için. Ama sonuçta buna çok yanlış ve kötü birşey deme hakkına sahibiz, çünkü öyle!
    Aynı şekilde çocuklarla evlilik için de geçerli. O dönemler için pek çok insan bunu yapıyormuştur, hatta bugün bile yapmaya çalışan, kılıfını uydurup yapanlar var. Hoş birşey değil, yanlıştır, o dönemi bu dönemi yok bu işin. Sadece insanları yargılarken tarihsel koşulları göz önünde bulundururuz. Birşeyin doğru veya yanlış olması açısından değil. Fakat belirli bir kişiyi seçip, yani o dönemin ilkel ilişkilerinden bol bol faydalanmış bir kişiyi örnek insan olarak karşımıza dikmeye çalışırsanız buna itiraz edilir. Kabul edilebilecek bir tarafı yoktur.

  2. Mete Tunç diyor ki:

    Mehmet Azimli belli ki “Ayşe problemi” konusunda kendini ikna etmiş. Sanırım “işi” bunu zorunlu kılıyor…
    1. Oryantalistlere atıf yapmak, konuyu saptırmaya, dikkatleri dağıtmaya matuf bir çabadır.
    2. Arabistan ikliminde 9 yaşındaki kızların ergenliğe eriştiklerini söyleyip, sonra oyun oynadıklarını ifade etmek açık bir tutarsızlıktır.
    3. Batı’da/ABD’de 10 yaşlarındaki kızların bakire olmadıklarını yazabilmek, en hafif deyimiyle bilgisizlik ve çaresizliğin bir tezahürüdür.
    4. Dünyanın neresinde, hangi iklimde/toplumda ve çağda olursa olsun, orta yaşlı bir adamın 9 yaşında bir kızla evlenmesi trajedidir, “resmi” sübyancılıktır.
    5. Ebubekir cennetle müjdelenmiş, dinimizin önderlerinden, her işte Allah’ın rızasını arayan vs. biri değil mi ki, Mıhammed onunla ilişkisini güçlendirmek için kızı ile evlensin?!
    6. Muhammed’in Ayşe ile evlenmesinin en önemli gerekçesi olarak sunulan, Ayşe’nin zekası, naklettiği 2000 küsur hadis vs. iddiası da makul ve tarihe uygun değildir. (Mesela, doğrudan Ayşe tarafından kaleme alınan hadis yoktur.)
    7. Yazıdaki tezleri (Ayşe’nin öğretmenliği, Muhammed’in evliliklerinin siyasi olduğu vs.) Kuran teyit etmemektedir.
    8. Muhammed’in evlatlığının karısından, onunla ilgili ayetlerden, kendisi için bir geleneği değiştirmesinden bahsedilmemiş!

  3. Uluğ diyor ki:

    Dinsiz/ateist birisi “Empati kurun, bir peygamberin bu evlilikleri yapması doğru mu, ne gerek vardı” mealinde bir şeyler diyordu.

    Empati kurdum ve Peygamberin evliliklerinin normal olduğunu gördüm.
    Allah isteseydi herkes inanırdı. Allah bunu istememiştir. Allah özgür irademizle inanmamızı istemiştir. Bu yüzden imtihan sırrına uygun hareket etmiştir. Hiç bir şeyi aleni mucizelerle yürütmemiştir. Dinin yayılışı da hep sebepler dairesinde gerçekleşmiştir. Bu kapsamda Peygamberin yaşadığı dönem ve toplumda gayet normal bir davranış olan “çok evlilik” müessesiyle kalpleri kazanması yadırganmamalıdır. Oldukça barışcıl bir yöntem ve daha sonra izah edeceğim gibi işin içinde densizliğin “d” si dahi yoktur.

    Daha fazla empati kurdum. Anlamaya çalıştım. Bir insan neden ortaya hayatını koyarak Peygamberlik gibi bir iddia da bulunur? Öyle zannedildiği gibi hemen insanlar akın akın müslüman olmamıştır. Ta Hz. Ömer müslüman oluncaya kadar ki insanlar kendini gizlemiştir. Hz Ömer 40. müslümandır ve Peygamberliğin sanırım 4. senesinde müslüman olmuştur. Bir insan durumu fena değilken neden fakir bir hayatı tercih eder? Neden günde beş vakit yetmezmiş gibi kendisine gece namazını da farz kılar(Kuran’da geçen Peygambere özel bir emir)? Dile kolay her gece kalkacaksın ve namaz kılacaksın. Bu Peygamberin her gece yapmak zorunda olduğu bir ibadettir. Yetmezmiş gibi çoğunlukla aç yaşayacaksın, aç dolaşacaksın. Diğer insanlardan daha çok oruç tutacaksın. Bunlar sahtekar ve şehvet düşkünü bir insanın hareketleri olamaz. Olsa olsa bunları bir Peygamber yapabilir.

  4. Uluğ diyor ki:

    Şimdi Mete Tunç’un bütün maddelerini tek tek inceleyelim.

    Mete Tunç: Mehmet Azimli belli ki “Ayşe problemi” konusunda kendini ikna etmiş. Sanırım “işi” bunu zorunlu kılıyor…

    Mete Tunç belli ki Ayşe ile evliliğin sapık bir eylem olduğu konusunda kendini ikna etmiş. Sanırım “konumu” bunu zorunlu kılıyor….

    1. Mete Tunç: Oryantalistlere atıf yapmak, konuyu saptırmaya, dikkatleri dağıtmaya matuf bir çabadır.

    Ayşe ve Zeynep ile yapılan evliliklerin bazı oryantalistlerin dillerine doladığı konular olduğu muhakkak. Yani bu konular Turan amcam gibi bizim dinsizler tarafından keşfedilmiş konular değildir. Abdullah Cevdet efendinin Dozy’si de 100 yıl öncesinde müslümanları şüpheye düşürmeye yetmiştir! Ama hakkını vermek lazım hiç bir oryantalist bizim efendiler kadar meseleyi olağanüstü hayal güçleriyle süsleyememiştir. Kendileriyle ne kadar gurur duysak azdır:-)

    2. Mete Tunç: Arabistan ikliminde 9 yaşındaki kızların ergenliğe eriştiklerini söyleyip, sonra oyun oynadıklarını ifade etmek açık bir tutarsızlıktır.

    Gerçekten de büyük bir tutarsızlıktır. Çocuk ergenliğe ulaştığı anda oyun oynamayı birdenbire bırakıverir. Bazen koca koca adamlar da oyun oynar. Ne kadar ayıp!

    3. Mete Tunç: Batı’da/ABD’de 10 yaşlarındaki kızların bakire olmadıklarını yazabilmek, en hafif deyimiyle bilgisizlik ve çaresizliğin bir tezahürüdür.

    Mehmet Azimli ile pek çok noktada hemfikir değilim.
    ABD’de bu yaşlarda bakire kız bulmanın zor olduğunu söylemesi gerçekten çok saçma.

    Ama bunun çaresizliğin tezahürü olduğunu iddia etmekte bir çaresizlik tezahürü olmalı. Mehmet Azimli’nin yazısından ilgili paragrafı çıkardığımızda yazıdaki diğer fikir ve görüşlerde ne bir anlam kayması ne de belirtilen fikirlerin gücünde bir eksilme olmamaktadır. Yani bu saçma paragrafın yazıya kattığı pek bir şey yoktur.

    4. M. Tunç: Dünyanın neresinde, hangi iklimde/toplumda ve çağda olursa olsun, orta yaşlı bir adamın 9 yaşında bir kızla evlenmesi trajedidir, “resmi” sübyancılıktır.

    Evet günümüzün (batı)toplum algısı böyle. Olayları yaşandığı dönem ve toplum çerçevesinde değerlendirdiğimizde bu olay asla sübyancılık olarak değerlendirilmemiştir. Öyle olsaydı sübyancı bir peygamberin arkasına gitmezdi koskoca bir toplum. İfk hadisesinde ve Zeynep ile yapılan evlilikte hemen seslerini yükselten münafık güruh Ayşe ile yapılan evlilik konusunda hiç sesini çıkarmamıştır. Zeynep ile yapılan evliliği de o zaman ki toplum gelenekleriyle(Evlatlığın hanımıyla evlenmek) uyuşmadığı için eleştirmişlerdir.

  5. Uluğ diyor ki:

    5. M. Tunç: Ebubekir cennetle müjdelenmiş, dinimizin önderlerinden, her işte Allah’ın rızasını arayan vs. biri değil mi ki, Mıhammed onunla ilişkisini güçlendirmek için kızı ile evlensin?!

    Bu evliliğin Ebu Bekir’e bakan yönüyle gayeleri şunlar olabilir:
    i-) Ebu Bekir gibi bir şahsa verilen değeri göstermek ve dostluğu akrabalık boyutuna taşıyarak pekiştirmek.
    ii-) Ebu Bekir’in Peygambere kayınpeder(akraba) olarak toplum nezdindeki değerini yükseltmek.
    İlgili dönem ve toplum açısından, hatta günümüz normlarıyla bile değerlendirildiğinde ne demek istediğim anlaşılacaktır.

    Hz. Peygamber, benzer sebeplerle bir evliliği Hz. Ömer’in dul kızı Hafsa ile de yapmıştır. Bu evlilikteki amaç ancak yukarda saydığım türden sebepler ve başka insani sebepler olmalıdır. Hafsa duldu ve dillere destan bir güzelliği de rivayet edilmemiştir. Hatta Hafsa’yı Hz. Ömer bizzat evlendirmeye çalışmıştır(Ebu Bekir gibi bazı dostlarına evlenip evlenemeyeceklerini sormuştur)…
    Ama Hz. Ayşe ile yapılan evlilikteki asıl gaye yine yazıdan bir alıntıyla büyük ihtimalle şudur:

    Hz.Peygamber, Hz. Aişe ile küçük yaşta evlenerek onun, diğer hanımlarından daha iyi bir şekilde İslamî bilgileri kendisinden almasını ve Müslümanlara aktarmasını amaçlamış olabilir. Çünkü, diğer hanımları, hem yaşları hem de zeka seviyeleri bakımından Hz. Âişe ile kıyaslanamazlar. Hz. Âişe’nin, erken yaşlarda peygamber hanesine girmesinin en önemli nedeni bu olmalıdır diye düşünüyoruz. Bu küçük ve zeki kız sayesinde diğer sahabenin göremedikleri Hz Peygamber’in evinde meydana gelen olayların, özellikle kadınlarla ilgili özel meselelerin, Müslümanlara aktarılmasını ve Hz.Peygamber’in Müslüman kadınlarla olan bilgi alışverişini o sağlamıştır. Bundan dolayı, kaynaklarımızda yer alan İslami bilgilerin neredeyse tümü Hz. Aişe’den gelmiştir, diyebiliriz.

    Hz. Âişe’nin üstlenmiş olduğu bu görevi diğer hanımları üstlenemez miydi, şeklindeki bir soruya şu şekilde cevap verebiliriz: Hz. Peygamberin diğer hanımları, daha önce birkaç evlilik hayatı geçirmiş, zeka olarak yorulmuş aynı zamanda yaşlanmış olan kadınlardı. Bir kısmının, coçuk sahibi olmak gibi, zihinsel anlamda önemli meşguliyetleri de bulunuyordu ki bu durum, Hz. Âişe’nin bilgi edinmedeki konumu ile kıyaslandığında, hanımlar arasındaki fark daha iyi görülebilir. Hz.Aişe ise, özel yetenekleri, diri zekası ile müstesna bir kadın olarak, İslam’ın bütün Medine dönemi hadiselerini gözlemlemiş ve bizlere aktarmıştır.

    Yukarıda açıklamaya çalıştığımız Hz. Âişe’nin meziyet ve gayretleri konusunda “Siret Ansiklopedisi” yazarı Afzalurrahman şunları aktarmaktadır:

    Hz. Peygamberle erken yaşta evlenen Hz.Âişe’nin eğitim ve talimi bizzat Hz.Peygamber’in rehberliği ve nezareti altında gerçekleşti. Hz. Aişe çok zeki, tecessüs sahibi, hıfzı kuvvetli, çok çabuk öğrenmeye kabiliyetli idi. Hz. Peygamberden ne görüp duydu ise onu hatırladı ve başkalarına nakletti. Bu sebeple Hz. Peygamber ona çok yakınlık duydu ki her söylediğini dinleyip izlesin ve yaptığını daha hevesli yapsın. Böylece Hz. Aişe, İslam prensiplerini ve Resulün sünnetini diğer hanımlarından daha fazla öğrendi ve hafızasında tuttu. O, bu ilmi Hz.Peygamberden sonra yaklaşık 45 yıl kadar anlattı. Hz.Peygamberden 2210 hadis rivayeti ile en fazla hadis rivayet eden altıncı sahabi olmuştu.

    6.

    M. Tunç: Muhammed’in Ayşe ile evlenmesinin en önemli gerekçesi olarak sunulan, Ayşe’nin zekası, naklettiği 2000 küsur hadis vs. iddiası da makul ve tarihe uygun değildir. (Mesela, doğrudan Ayşe tarafından kaleme alınan hadis yoktur.)

    Komedi. Hadis rivayetlerinin büyük çoğunluğu sözlü olmuştur, çok azı yazılmıştır. Kaç sahabe oturup hadis kitabı yazmış Allahaşkına? Hz. Ayşe sahabe tarafından sürekli kendisine danışılan bir insan olmuştur.
    Hz. Ayşe çok önemli bir kaynaktır. Çünkü Peygamberi yakinen gözlemlemiş ve sorgulamış bir insandır. Hz. Ayşe sürekli sorgulamıştır. Ayetlerle peygamberin sözlerini karşılaştırmış gerektiğinde Peygambere çok zekice sorular sormuştur. “Bu ayette böyle diyor, sen şu zaman böyle demiştin? Bu ikisi çelişmiyor mu?” gibi. Bu sorgulama illa ki olumsuz manada değildir:
    Ayşe: Sen affedilmiş bir kişisin, zaten cennetliksin. Neden bu kadar çok ibadet ediyorsun Allah’ın resulü?
    Peygamber: Rabbine şükreden bir kul olmayayım mı?
    Eğer Hz. Muhammed sahtekar olsaydı bunu ilk açığa çıkaracak kişi son derece zeki olduğu anlaşılan Hz. Ayşe olurdu herhalde. Yani koparılan fırtınanın tersine bana göre Hz. Ayşe, Peygamberliğin önemli delillerindendir.

  6. Uluğ diyor ki:

    7.

    M.Tunç: Yazıdaki tezleri (Ayşe’nin öğretmenliği, Muhammed’in evliliklerinin siyasi olduğu vs.) Kuran teyit etmemektedir.

    Peygamber aynı anda 9 kişi ile evli bulunmuştur. Çok eşlilik 4 ile sınırlandırıldığında peygamber bu durumdan istisna tutulmuştur ve mevcut evliliklerini devam ettirmiştir. Elbette ki bu evliliklerin devam ettirilmesi Peygamberin evliliklerinin bir takım hikmetlere binaen yapıldığını göstermektedir. Ama Kuran’da bu hikmetlere açıkca atıfta bulunulmaz. Aslında atıfta bulunulması çoğu hikmet için akılsızlık ve densizlik olurdu zaten.
    Elbette ki Hz. Ömer dul kalmış kızı için uygun bir koca ararken bunu kızını sevdiği için yapıyordu. Red edildiği zaman üzülüyordu. Peygamberin arkadaşına yaptığı jeste Kuran’da atıfda bulunulması incitici ve densiz bir davranış olurdu. Ya da peygamberin bilmem ne kabilesini İslam’a ısındırmak ya da düşmanlığını azaltmak için yaptığı bir evliliğin hikmetine Kuran’da değinilmesi son derece akılsız ve de bir o kadar densiz bir davranış olurdu. “Bak Ebu Süfyan senin kızınla seni kafalamak için evlenmiş…”
    O zaman bu evlilikler hiç bir şekilde yadırganmıyordu. Çünkü bütün evlilikler(Zeynep ile olan hariç) o toplum için normaldi hem sayı hem içerik olarak. Muhtemelen o dönem insanları bu şekilde hikmet peşinde hiç olmamışlardır.
    Peygamberin tebliğini böylesine son derece akılcı ve barışcı yöntemlerle yapması dahi eleştirilebilmektedir. Bu eleştiriyi yapan kimseler aynı zamanda İslam’ın kılıçla yayıldığını iddia eden kimselerle aynı kişilerdir. Bütün evlilikler, aşk evliliği mi olmak zorundadır? Örneğin, sahip çıkmak adına yapılan bir evlilik ahlaksızlık mıdır?
    Peygamberimizin, ilk ve hayatteyken tek eşi Hz. Hatice’den sonra yaptığı bütün evlilikler 53-54 yaşından sonrasına tekabül etmektedir. Bir süre sonra(tam süreyi bilmiyorum. 6-7 yıl sonrası olabilir) , Kuran ayetleriyle Peygamberin yeni evlilikler yapması yasaklanmıştır. Şehvetiyle hareket edebildiği iddia edilen bir Peygamberin kendisini böylesine anlamsızca sınırlandırmasına ne gerek var? Ya yeni ve çok güzel(!) birisini görürse ve evlenmek isterse ne yapacak? Tabi ki bir şey yapmayacaktı. Çünkü, Peygamber evliliklerini şehvet tahrikiyle yapmamıştır. Öyle anlaşılıyor ki Allah, müslümanlar belli bir güce ulaştıktan sonra, artık yeni evliliklerin yapılmasına ihtiyaç kalmadığı anda çok evliliği sınırlandırmıştır. Bu da evliliklerin belli hikmetlere binaen yapıldığının dolaylı bir ifadesidir.

  7. Uluğ diyor ki:

    8.

    M. Tunç: Muhammed’in evlatlığının karısından, onunla ilgili ayetlerden, kendisi için bir geleneği değiştirmesinden bahsedilmemiş!

    Hz. Zeynep ile olan evlilik kastediliyor. Dillere destan güzelliği olan(?) Zeynep 35 yaşına kadar evlenmemiştir. Zeynep, Peygamberin halasının kızıdır. Peygamberin açık/kapalı her halde görmüş olduğu bir kız yani.

    Peygamber aslında Mete Tunç’un kastettiğinden daha başka bir geleneği yıkmak adına Zeynep ile Zeyd’i evlendirmiştir. Zeyd azad edilmiş bir köledir. Zeynep asil bir ailenin kızıdır ve gururludur, kendisini Peygamber eşi olarak görmek istemektedir.

    Peygamber, muhtemelen Zeyd ile Zeynepi evlendirerek şunları hedeflemiştir:
    i-) Toplumdaki bir algıyı yıkmak istemiştir. Soylu bir insanla bir köle eşittir. Evlenmesi normaldir.
    ii-) Zeyd evvelce yaşlı bir bayanla(Peygamberimizin çocukken dadılığını/anneliğini yapmış olan ve annem diye hitap ettiği Ümmü Eymen’le) dul kaldığı için, sahip çıkmak adına Peygamber isteğiyle evlenmiştir. Halbuki Zeyd daha gençtir. Peygamber, Zeydin babasıdır(evlat edinmiştir). Zeyd’i daha uygun birisiyle evlendirmek istemiş olmalı.
    iii-) Zeynep, Peygamberin halasının kızıdır, 35 yaşlarındadır ve hala bekardır…Diğer bir ifadeyle bir sebepten evde kalmıştır…

    Evlendikten sonra şiddetli geçimsizlikler başlamıştır. Evde huzur yoktur. Zeyd sık sık peygambere gelip boşanmak istediğini söyler. Peygamber bu boşanmayı engellemeye çalışır. Ama bu çabasının boşa olduğunu elbette farketmiş olmalıdır. Bu problemli evlilik 1 yıl kadar sürmüştür. Peygamberin bizzat kendisinin sorumlu olduğu bir evliliğin bu şekilde neticelenmesi elbette O’nu yakından ilgilendirmektedir. Zeynep bir sebepten 35 yaşına kadar evlenmemiştir, boşandıktan sonra da evlenmesi pek olası değil herhalde. Şimdi üstüne geçimsiz damgası da yemiştir. Tafsilatına girmediğim bir hususu daha göz önünde bulundurmak gerekir. Zeynep ve ailesinin gönlünde Zeyd ile evlenmeden önce Zeynep’in Peygamber ile evlenmesi isteği vardı. Peygamberimiz, “Artık şu Zeynebi evlendirelim” dediğinde Zeynep’le kendisinin evlenmek istediğini sanmışlardı ve heyecanla…

    ********************
    Ahzab 37: (Resulüm!) Hani Allah’ın nimet verdiği, senin de kendisine iyilik ettiğin kimseye: Eşini yanında tut, Allah’tan kork! diyordun. Allah’ın açığa vuracağı şeyi, insanlardan çekinerek içinde gizliyordun. Oysa asıl korkmana layık olan Allah’tır. Zeyd, o kadından ilişiğini kesince biz onu sana nikahladık ki evlatlıkları, karılarıyla ilişkilerini kestiklerinde (o kadınlarla evlenmek isterlerse) müminlere bir güçlük olmasın. Allah’ın emri yerine getirilmiştir.

    Peygamberimizin bu boşanma neticesinde Zeynep ile kendisinin evlenmesi gerektiğini düşündüğünü, daha doğrusu Allah tarafından böyle ilham edildiği/istendiği anlaşılmaktadır. Fakat toplumdaki malum gelenek(evlatların/evlatlıkların hanımıyla evlenilmez) yüzünden bunun mümkün olmadığını düşündüğü, insanlardan çekindiği anlaşılmaktadır. Allah’ın bu ayetlerde açıkca Peygambere sitem etmektedir. Bu sitemin en kuvvetle muhtemel sebebi: Allah, Peygamberin Zeyneple evlenmesini murat etmişken ve peygamber bunu biliyorken insanlardan çekinmesi ve Zeyd ile artık devam edemeyecek bir evliliğin boşanmayla neticelenmesini, Allah’ın önceden bildirdiklerine/ilham ettiklerine rağmen(Henüz bir emir yokken elbette) önlemeye çalışmasıdır. Ya da bu tür bir ilham veya önden bildiri yokken bile Peygamberin Hz. Zeynep ile insani, akrabalığın gereği olarak evlenmek istemesi, fakat toplumdan haddinden fazla çekinmesi de bu şekilde bir sitemle neticelenmiş olabilir.

    Ahzap 37 ile ilgili olarak, peygamberin çektiği bütün sıkıntıları, işin içinde şehvet olmadığını gören Hz. Ayşe şöyle demiştir:

    Eğer Hz. Peygamber İlahi Vahiy’den bir şey gizlemek isteseydi bu ayeti gizlerdi.

    Bu ayet(ler)den öyle anlaşılıyor ki Allah evlatlıklarla ilgili olarak o anda toplumda var olan algıların kaldırılmasını murat etmiştir. Bunu da böylesine çarpıcı ve net bir örnekle uygulamaya sokmuştur. Allah’ın Ahzab 37-40’da net olarak ifade ettiği gibi “Evlatlıklar asla gerçek evlat gibi değerlendirilemez”. Bu yargıyı kırmak önemlidir. Evlatlık gibi önemli, yaygın bir konuda ayetler ve hükümler olması normaldir. İslam’da evlatlık müessesesi yoktur denebilir. Yetim ve öksüzlerle ilgili çok hassas olmasına rağmen evlatlık konusunda soğuktur. Örneğin, aynı evde mahremiyetin sınırlarını zorlayarak bir arada yaşamayı uygun görmemektedir. Günümüzdeki iyice açığa çıkmış sapıklıkları görünce ne kadar isabetli olduğu da ortada.

    Ahzab 37 ile ilgili önemli bir nokta daha:
    Ahzâb 37’ye bakarsak, Hz. Zeyd’le Hz. Zeyneb’in boşanmasından bahsedilirken, “Sonunda Zeyd, eşiyle ilgilisini kestiğinde…” deniliyor. Yani bu ayet, boşanma işleminin gerçekleşmesi için “en ufak bir etkiye bile sahip olmamış”, Hz. Zeyd kendi isteği üzerine Hz. Peygamber’e gelip, boşandıklarını bildirmiştir.(Bu paragraf alıntıdır: http://www.islamiforum.com/index.php?showtopic=33078)

    ************************
    Konuyla ilgili dillere sakız edilen bir rivayet:

    Bu olayda, mahut derginin istismar ettiği ve yanlış aktardığı cümleyi, vâkıa ile birlikte İbn Sa’d’ın Tabakat’ından aktaralım: “Hz. Peygamber (sav) bir gün Zeyd’i bulmak üzere evine gitmişti, Zeyd’in karısı Zeyneb ev kıyafeti ile (tam giyimli değil iken) kalktı, Resûlullah (sav) onu görünce arkasını döndü, Zeyneb ‘Zeyd evde yok, buyurun Ya Resûlullâh (sav)’ dedi ise de Hz. Peygamber (sav) girmedi. Zeyneb O’nun girmediğini görünce çabucak giyindi, örtündü ve dışarı fırladı ve -bu hali- Resûlullah’ın (sav) hoşuna gitti, sonra bir şeyler mırıldanarak dönüp gitti, söylediklerinden yalnızca şu anlaşılıyordu: “Büyük Allah’ım seni tenzih ederim, kalbleri evirip çeviren Allah’ım seni tenzih ederim!” Sonra Zeyd eve gelir, Zeyneb ona olayı anlatır, Zeyd ‘niçin buyur etmedin!’ diye çıkışır ve hemen Resûlullah’a (sav) gider, evde bulunup O’nu (sav) ağırlayamadığı için hayıflanır, Zeyneb’i beğeniyorsa alması için hemen boşayabileceğini söyler, Resûlullah reddeder. Bu teklif defalarca tekrarlanır, sonunda Allah Resûlü (sav) boşamaya izin verir, kadın iddetini bekledikten sonra da onunla evlenir.(http://www.hayrettinkaraman.net/kitap/meseleler/0507.htm)

    Bu rivayeti genel olarak doğru kabul edersek bu rivayet bazı noktalarda gerçeği yansıtmıyor.Öncelikle buraları düzeltelim:
    i-) Peygamberimiz Zeynep’i evde uygunsuz görmüş. Peygamberimiz bir evi ziyaret ettiğinde eve densiz bir şekilde girmez ve belli bir mesafeden en fazla 3 kere seslenirdi. Cevap gelmezse geldiği gibi giderdi. Zeyd’in evine gittiğinde(gitmişse) de böyle davrandığı muhakkak. Peygamberin apansızın bir eve girmesi hep yapageldiği ev ziyareti adabıyla açıkca çelişkilidir. Öyleyse, Peygamber öncelikle evin dışından seslenmiş olmalı.

    ii-) Peygamber, seslendiği zaman Zeynep’in uygunsuz, açık-seçik bir kıyafetle dışarı çıkması veya bu durumdayken başka birisini eve davet etmesi ise Zeynebe açıkca ahlaksızlık isnadıdır.

    iii-) Bu olası peygamber ziyaretinden sonra Zeyd gidip de Peygamber’e asla “Zeynep’i boşayayım da sen evlen” dememiştir. Öncelikle böyle bir iddia Zeyd’e haysiyesizlik yakıştırmasıdır. Kimse gidip de “Eve patavatsız bir şekilde girdiğin için bizim hanımı çıplak görmüşsün. Belli ki canın da çekmiş. Ben hemen boşanayım da sen al babacığım” demez. Empati kuruyorum ve Zeyd’in böyle bir şey demediğinden eminim. Külyutmaz dinsizler gibi Zeyd’i haysiyetsiz birisi olarak düşünsek bile(ben asla düşünmem) malum gelenek yüzünden böyle bir şeyi aklına bile getirmemiştir. Gidip de evlatlıkların hanımıyla evlenilmez geleneğine rağmen Peygambere “gel benim karımla evlen!” diyemez. Bu geleneği kaldıran ayetlerin boşanma olayından sonra geldiği ayetin kendisinden rahatca anlaşılmaktadır. Yukarda ifade etmiştim.

    İbn Sa’d tarafından zikredilen bu iddialar görüldüğü üzere pek gerçekci görünmemektedir. İşin ilginç tarafı bu kaynakları kullanan dinsiz taife bu kaynaklara bile birebir sadık kalmamaktadır. Mesela kaynaklarda çıplak görme hadisesi geçmemektedir. İfadeler çarpıtılmakta ve iğrenç bir şekilde hayal gücüyle süslenmektedir.

    Diğer bir çarpıtma örneği:

    b) Geri dönerken söylediği sözün gerçek karşılığı yukarıda verdiğimiz gibidir, burada “gönlümü çeviriverdin” şeklinde bir ifade mevcut değildir. Doğru tercümesini yukarıda verdiğimiz cümle ise İslâm âlimleri tarafından şöyle anlaşılmıştır: “Allahım! Gönüllere hükmeden sensin, nasıl oluyor da Zeyd, böyle bir kadınla geçinemiyor ve mutlu olamıyor!”(http://www.hayrettinkaraman.net/kitap/meseleler/0507.htm)

    *******************************

    Peygamberimiz, Halasının kızı Hz Zeynep’i çocukken, gençken, orta yaştayken sürekli görmüştür, ilk vahiyden önce/sonra, örtünmeyi söyleyen ayetten önce/sonra. Zeynep, Peygamberimizde asla evlenme isteği uyandırmamıştır. Yoksa ilk olarak muhakkak kendisi evlenirdi. Eğer Zeyd ile evlendikten sonra şehvetinin kurbanı oldu diyorsak bu da mantık dışıdır:
    i-) Öncelikle Peygamberin izah ettiğim gibi Zeynep’i böyle uygunsuz bir pozisyonda görmüş olması mümkün değil. Bunu ancak Peygamberin peygamber olmadığı ve densiz olması varsayımıyla mümkün görebilirsiniz. Bu varsayımı doğru kabul edip ondan sonra bu olayı peygamberin peygamber olamayacağına delil olarak sunamazsınız… Netice de vehme dayalı densiz olduğu varsayımının hiç bir sağlam gerekçesi olmadığı gibi tarihi diğer gerçekler bunu yalanlamaktadır.

    ii-) Eğer bir anlık şehvetin hasıl olduğunu varsayarsak bu şehvet isteğini Peygamberimiz başka bir hanımıyla giderebilirdi. Zeynep, Peygamber için bulunmaz hint kumaşı değildir. Bir anlık şehvet için bu kadar uğraşmaya ve riske girmeye gerek yok.

    iii-) Bu şehvet isteğini Zeynep ile hemen gidermek mümkün değildi. Boşanma ve yeni evlilik bir kaç saatte, bir kaç günde olacak bir iş değil. Olayın en hızlı şekilde olduğunu varsaysak bile en azından iddet dönemi kadar beklemek gerekir(sakız edilen rivayette de böyle geçer). Bu süre ne kadar bilmiyorum. Eski eşten hamile olmadığın anlaşılacak. Bu kadar süre şehveti herşeye göğüs gerecek kadar canlı tutmak için olağanüstü çaba göstermek gerekir:-) Bu kadar ahlaksız(!) ve şehvetperest(!) bir adam nasıl da milleti böylesine etkilemiş ve ahlaksız olduğunu çaktırmamış? Hayret bir durum! Ha evet, o dönemdeki insanlar salak ve de cahildi! Bizimkiler kadar kurnaz ve de külyutmaz değillerdi.

    ***********************************

    “Dinsizim en büyük delilim de hiçbir gerçekciliği olmayan evhamlarımdır” düsturunu ilke edinenlere aslında anlatacak pek bir şey yok. Elbette anormal olan şüphe ve vehimlerin zihinde oluşması değildir. Anormal olan bunları gerçek sayıp hakikatın nuruna erdiğini sanmaktır.

    Peygamberimizin Hz. Zeynep ile evliliğinin aşka ve şehvete dayalı olması mümkün değil. İyi analiz edildiğinde tamamen insani mülahazalarla ve ilahi emirle yapıldığını anlamak zor değil.

    Bu konuda daha fazla okumak ve daha ayrıntılı analiz isteyenler için:
    “Hz. Muhammed Niçin çok evlendi? Ebu Rıdvan M. Sadık Vicdani, Diyanet yayınları”. Son derece sıradışı bir kitap.

    Diğer bazı konular:
    1-) Hz. Ayşe’nin yaşı yüzünden İslam aleminde sübyancılık yaygınmış!!!!
    Yaygın olduğunu gözlemlemedim şahsen. Genele bakınca oldukça düşük yoğunlukta vakalar vardır. Arap toplumunda da belki biraz daha yaygındır. İslami hiç bir hassasiyeti olmayan nice insan da benzer şekilde ciddi yaş farkı içeren “enteresan” evlilikler yapabilmektedir.
    Peygamber, 10’un üzerindeki evliliklerinin Ayşe hariç hepsini dul kadınlarla yapmıştır. Peygamberin sünnetine sıkı sıkıya bağlı(!) kardeşlerimiz öncelikle dul bir bayanla evlenmeye çalışmalıdırlar mantıken.
    Aslında meselenin dinle veya sünnetle ilgisi yok. Tamamen kültürel, başka sebeplere dayalı bir durum. Peygamber, o zaman için normal bir evlilik yapmıştır. Bunu günümüzde normal karşılamamızı gerektirecek pek fazla bir sebebimiz yok. Bunu destekleyen ne bir emir, ne bir tavsiye var, ne de peygamber ile aynı durumdayız(aynı gerekçelere ve toplum yapısına sahip değiliz). Evliliklerde denklik prensibine göre hareket etmek gerektiğini tartışmaya gerek yok. Bu prensibe şu veya bu sebeple uyulmamasını ortada bir zorlama yokken abartılmasını iyi niyetli bir yaklaşım olarak görmüyorum. Popüler olan Halis Toprak evliliğinden bahsediyorum. NormalŞartlarAltında tasvip edilecek bir evlilik değil. Adam ,”dost tutmuyorum. Ben zina yapmam, işimi normal evlilik bağıyla yaparım” diyor. Kız da razı. Karşılıklı çıkar ilişkisi de sözkonusu olabilir. İsteyen istediğini yapar diyorsak bu durumda bize aşırıya kaçan yorum yapmamak düşer sanırım.
    2-) Hz. Ayşe’nin evlilik yaşı konusunda şahsen emin değilim(9-10 veya 17-18 konusunda). Emin olduğum tek şey evlendiğinde ergen bir birey olduğudur… 17-18 çıkarımlarının önündeki asıl problem doğruluğu genel kabul gören hadis kitaplarında Hz. Ayşe’nin evlilik yaşının 9 olarak ifade edilmesidir. Eğer Hz. Ayşe’nin evlilik yaşının 17-18 olduğunu varsayarsak sözkonusu rivayetler aktarıla aktarıla zamanla deforme olmuş olmalı. Orjinal sözler şöyle olabilir:
    “Ben evlendiğimde sanki 9 yaşındaki bir çocuk gibi görünüyordum. Hatta çocuklarla oyun oynarken aralarında farkedilmiyordum bile(Ya da çocuklarla oyun oynasam aralarında farkedilemeyecek kadar minyon tipliydim)”
    Ya da rivayetlerin yaklaşık doğru olduğunu kabul etmeliyiz. Ben bu yaş konusunun o zaman böylesine net takip edildiğinden ciddi şüpheliyim. Bu rivayetleri doğru kabul edersek, Hz. Ayşe yeni ergen olduğu bir yaşta evlenmiş olmalı(9, 10, 11 gibi).
    3-) Hz. Peygamberin cinsel hayatıyla ilgili öylesine abartılı söylemler var ki özellikle bize “gerçek dini” göstererek karanlığa bir mum yakan(!) yazarlar tarafından derlenmiş ve de çarpıtılmış olan. İnsan yuh diyor. Yine ayrıntılara girmeyeceğim. Bunları okuyan bir ekşi sözlük yazarı kabaca “bu anlatılanların yarısı bile doğru olsa Muhammed’in ne olduğu ortaya çıkar” diyordu. Kendisi bile anlatılanların biraz abartılı olduğunu farketmiş ama yine de yanlış mantık kurmuş. Anlatılanların hepsi doğru olsa Hz. Muhammed’in 50-60 tane çocuğu olması gerekirdi. Yarısı doğru olsa 25-30 tane çocuğu olurdu:-) Halbuki bu çok evliliklerden sahip olduğu çocuk sayısı sadece 1’dir.
    4-) (http://www.islamustundur.com/konular/annelerimiz.html)’den alıntıdır.

    Peygamberimiz 25 yaşına kadar evlenmemiş , ibadetle meşgul olmuştur.
    Peygamber efendimiz 25 yaşında iken 40 yaşında ve dul olan Hz. Hatice ile evlenir. Hz. Resul Hatice annemizle zenginliği için evlenmemiştir. Çünkü Hz. Resul , Hz. Hatice’nin tüm malını Allah yolunda dağıtmıştır (Hz. Resul daha sonra kendisine gönderilen hediye ve altınları da fakirlere dağıtacaktır.) Hz. Hatice ile peygamberimiz 25 sene evli kalırlar. Hz. Hatice , peygamberimize :’Ey Muhammed ben yaşlandım , artık başka hanımla evlen ‘ deyince peygamberimiz şu cevabı verir: ‘ Böyle söyleme Hatice , üzülürüm.’Hz. Resul o zamanlarda çok doğal olan cariye alma yoluna bile tenezzül etmez ….! Hz. Hatice 65 yayında vefat eder. Hz. Resul 2-3 sene daha kimse ile evlenmez , 53 yaşına gelir.
    Not : O dönemde ‘sahabi’ ( Peygamber Efendimizin arkadaşları) savaşlarda şehit oluyor, eşleri dul, çocukları yetim kalıyordu. Peygamberimiz sahabiye bu dul hanımlar ile evlenmelerini, onları evsiz, çocuklarını bakımsız bırakmamalarını tavsiye ediyor, kendisi de bu dul hanımlar ile 53 yaşından sonra evleniyorlar.
    Hz. Sevde: 53 yaşında, dul. Hz Resul’e evlilik teklif eder, “Hz. peygamber’in nikahlısı olarak kalmak bana kafi ” diyerek kendi sırasını Hz.Aişe’ye devreder.
    Hz. Aişe: *******************************
    Hz. Hafsa: Dul, Hz. Ömer’in kızı.Hz. Ömer kızını önce Ebu Bekr sonra Osman ile evlendirmek ister, mazeret sunarlar, Hz Resul İslam davasında yoldaşı, Ömer’in dul kızı ile – tıpkı Hz Ebu Bekr’in kızı gibi – evlenir, gönlünü ferahlatır.
    Huzeyfe kızı Zeynep: 60 yaşında dul, Hz Resul’e :” Benimle evlenir misin ” der, Hz Resul kabul eder.Kısa süre sonra vefat eder.
    Ümmü Seleme: 65 yaşında 4 çocuklu dul,kendi deyimi ile : ” Ben yaşlı, kıskanç , yetimlerin annesi bir kadınım .” der.Hz Resul O’na evlilik teklif eder, Ümmü Seleme annemiz kabul eder.
    Cahş kızı Zeynep: ************Halasının kızı olan. Ayrıntılı inceledik***********
    Cüveyriye: Esir . Esir ve cariyelerle evlenmek âdet değil iken peygamberimiz onlar ile evlenerek onların da aile kurma haklarının olduğunu , onlarında insan olduğunu çevresindekilere ispat eder . Cüveyriye, Mustalik oğulları kabilesinin reisinin kızı idi.Savaşta esir düşer, özgürlük bedelini bizzat Hz Resul öder, onu azat eder.Bunu duyan babası ve iki oğlu Müslüman olur.Kızı ile anlaşır, özgür olan Cüveyriye Hz Resul ile evlenir.İslam ordusu bu hal üzerine:” Annemizin akrabalarını esir etmeyiz.” diyerek geri kalan esirleri serbest bırakır.

    Safiye: İsrail Oğulları soyundan, kabile reislerinin birinin kızı idi.Dul idi ve tutsaktı.Hz. Resul O’na :” ister malını al, git özgürsün ” der, ” İster kal, Müslüman ol, benimle evlen.” diye teklifte bulunur.Safiye annemiz özgür iken teklifi kabul eder ( Mir’âtü’ş-Şuun )

    Ümmü Habibe: 55 yaşında dul, Mekke reisi ünlü İslam düşmanı Ebu Süfyan’ın kızı. Mekke’den uzakta, Habeşistan’da dul kalır.Çok zorluk çeker.Hz: Resul elçi göndererek O’na evlenme teklif eder.Evet der Ümmü Habibe annnemiz .Necaşi kralı nikahı vekiller vasıtası ile kıyar…
    Meymune: 2 çocuklu dul,Hz Resul’un amcası Abbas’ın baldızıdır.HZ Abbas vasıtası ile Hz Resul’e evlilik teklifinde bulunur, Hz resul kabul eder.
    Mısırlı Mariye: Cariye. Hz Resul kendisi ile evlenir.

    5-) (http://www.islamustundur.com/konular/annelerimiz.html)’den alıntıdır.
    Hz. Muhammed’e atılan bir diğer iftira ‘da Hz. Safiye ile evlenmeleri olayıdır : Güya Hz. Resul esir olan Safiye annemize “ benimle evlenirsen seni serbest bırakırım , “ diye bir teklifte bulunmuştur. Halbuki olay şöyle gelişmiştir:
    Yahudilerle Müslümanlar savaşır, savaşı Müslümanlar kazanır. Savaşta esir olan Yahudilerden olan Hz. Safiye ‘ye Hz. Resul “ sana bir teklifim var , istersen serbestsin mallarını al ve git , istersen sana evlenme teklif ediyorum ,Müslüman ol , yanımda kal “ teklifini özgür ve hür iradesiyle değerlendiren Hz. Safiye annemiz , kendi isteği ile teklifi kabul eder ve Hz. Muhammed’in yanında kalır. Bunun üzerine Müslümanlar “ biz annemizin akrabalarını esir etmeyiz , “ diyerek esir edilen tüm Yahudileri serbest bırakırlar… Yahudilerde bu gelişmeler üzerine İslam’a girerler…- Dinsiz T.Dursun iki maddeden oluşan teklifi tek maddede birleştirerek aktarır:” Benimle evlenirsen serbestsin!” Düşünebiliyor musunuz, bu tek cümleye indirme ile Safiye annemizin seçme hakkı da ortadan kaldırılmış olunuyor. Amacı da bu zaten. Bilerek iftira böyle atılıyor işte.!

  8. Ai diyor ki:

    […] […]

  9. cengizhan Türk diyor ki:

    (Tecrid, hadis no:1721) Karilar içinde ayricalikli olanlar: Muhammed, kimi karilarini daha çok severdi. Kimini de daha çok tutardi. En çok tuttugu karilarinin basinda Aise geliyordu. Ebubekir’in kiziydi, o nedenle de etkiliydi. Zaman zaman Muhammed’e kafa tutar gibi durumlari bile olabiliyordu. Zeki de oldugu için, birtakim ayricaliklar saglayabilmisti.
    Bu hadisin basinda, Aise aynen söyle diyor: -“Peygamber benimle evlendi; ben o sirada 6 yasindaydim.” Evet, bir yanda 49 yasindaki Muhammed, öbür yanda 6 yasindaki Aise evleniyorlar. Muhammed ile evlendigi zaman Aise’nin 6 yasinda oldugunun Islam dünyasinda kabulu zorunlu. Çünkü bunu anlatan “hadis”, tartismasiz “saglam(sahih)” kabul edilir.
    Bu hadisi, Islam dünyasinda en saglam olarak benimsenegelmis olan Buhari’nin ve Müslim’in “e’sSahih”lerinde de buluyoruz. Anlatildigina göre evlilik gerçeklesiyor ama yine de 3 yil kadar zifaf (yani cinsel birlesme) gerçeklesmiyor. Bu süre geçtikten sonra oluyor zifaf ! Aise 9 yasindayken 52 yasindaki Muhammed ile gerdege giriyor: Kadinlar, beni ona teslim ettiler. Ve ben o siralar 9 yasindaydim.” Aise, Muhammed’in koynuna verilmek üzere götürüldügünde, salincakta sallanip oynayan bir oyun çocuguydu. Yani Muhammed, 52 yasinda böylesine bir çocukla cinsel birlesimde bulunmustu.

    Islam hukuku bundan su sonucu çikariyor:” 9 yasindaki bir kiz, müstehat (sehvete konu olabilecek çagda) sayilir” diyor. Ve bu nedenle de 9 yasindaki bir kiz çocugu ile evlenilebilecegini bildiriyor.

    Devenin üzerinde kapali bir yer (“mahmil”); Aise de içinde. Gidilir; baskin yapilir, elde edilecekler elde edilir ve dönüs baslar. Gidis Medine’ye dogru. Derken bir konak yerinde biraz kalinir. Gecenin bir kesimi. Bir süre sonra; kalkip yola koyulmaya yönelis. Tam bu sirada bir sey olur: Aise çisi için ya da öbür isini görmek üzere birlikten ayrilir. Ayrilisini haber verse olmaz miydi? Olurdu ama, kimseye haber vermemis iste.:
    Muattal Oglu Safvan. Safvan, Aise’ yi devesine bindirir. Yola koyulus. En sonunda, bir konak yerinde birlige ulasilir.
    Aise ayrilip giderken o denli insan içinde nasil olmustu da kimse görmemisti? Yani Safvan’ la Aise birbirlerini taniyorlardi. Bu “tanisma”, ileri ölçülerde bir “anlasma” ya varmis olamaz miydi? Aise “zina” ile suçlaniyor: Aise’ nin Safvan’ la yolda “neler yapmis olabilecegi” üzerinde duruluyordu. Yogunlasan kusku. Dedikodular alip yürümüstü. bunun üzerine. Muhammed’den izin alir ve babasinin evine gider. Orada da, durumuna iliskin “Tanrisal bir açiklama” bekler. (Ayni hadise bkz.) Beklenen “vahiy” bir türlü gelmiyor: Hadiste, bu olaya iliskin “vahy”in “gecikmesi”nden sözediliyor. Ve Muhammed, “kari”sindan, yani “Aise”den ayri kalisindan dogan soruna çözüm için yakin çevresini topluyor. Bunlarin içinde Ali de vardir.
    Ali, görüsünü söyle dile getiriyor: – “Ey Tanrı Elçisi Tanri dünyayi sana dar etmedi ya! Aise’den baska da kadin var, kadin çokl”
    Muhammed: “Aise! Böyle bir suçun varsa tevbe et!” – “Aise! Senin hakkinda bana söyle söyle dedikodular geldi (Safvan’la iliski kurdugundan sözediliyor).
    Eger bu suçu islemedinse Tanri seni aklayacaktir. Ama eger isledinse bu suçundan dolayi Tanri’ya yönel, tevbe et! Çünkü bir kul, suçunu boynuna alir ve tevbe ederse, Tanri da onun tevbesini kabul eder.” Aise’nin “zina” etmedigine iliskin “18 ayet” birden iniyor: Onca (hadise göre bir ay) gecikmeden sonra “vahy” gelmistir. Hem de kimine göre “10 ayet”, kimine göreyse “18 ayet” birden… (Bkz. Nûr, ayet: 11-20. Buna göre toplam: 10 ayet. Ama tefsirlerde toplam: 18 ayet oldugu belirtilir. Bu ayetler, birinci ve ikinci orijinalleri yakildigi için Muhammed dönemindeki biçimini tam olarak bilemedigimiz (bunun için daha sonraki yazilara bkz.) Kur’an’ in bugünkünde, Nur Suresinde yer aliyor. Bu ayetlerde, “zinayi” kanitlamak için “dört tanik göstermek gerektigi”, bu gösterilmedigi zaman iftira olacagi açiklandiktan (bkz. Nur, ayet: 13) sonra, ad vermeden “iftira edenler” çok agir biçimde kinaniyor. Iste âyetlerden bir kesim (Diyanet’in resmi çevirisiyle): – “Muhammed’ in esine o yalani uyduranlar, içinizden bir gürûhtur. Bunu kendiniz için kötü sanmayin. O, sizin için hayirli olmustur. O kimselerden her birine, kazandigi günâh karsiligi, cezâ vardir. Içlerinden elebasilik yapana ise, büyük azâb vardir. Onu isittiginiz zaman; erkek, kadin mü’minlerin, kendiliklerinden hüsn- ü zanda bulu- nup da: ‘Bu apaçik bir iftiradir!’ demeleri gerekmez miydi? Dört sahid getirmeleri gerekmez miydi? Iste bunlar, sâhid getirmedikçe Allah katinda yalanci olanlardir. Allah’in dünyâ ve âhirette size lutuf ve merhameti olmasaydi o kötü sözü yaymanizdan ötürü, büyük bir azaba ugrardiniz.
    Tanri “vahiyle” açiklama yapacakti da, bu açiklamayi daha önce, yani dedikodular olusup yayilmadan niçin yapmadi? Neden “bir ay” bekledi de, basta “peygamber”i ve sevgili karisi olmak üzere herkesi üzdü? Gelismeler neden böyle olmustur?
    Bir “zinanin” kanitlanmasi için “dört tanik” istemek, gerçekçi bir yaklasim midir?
    Hadiste belirtildigine göre: Aclanogullari’nin ileri gelenlerinden Medineli Asim Ibn Adyy in ve ayni kabileden Uveymir’in
    “Peygamber”den bir sorulan olur: – Bir adam, karisini bir adamla zina ederken bulsa ne yapmali? Karisinin tam karni üzerinde bulsa? Eger gidip dört erkek tanik bul- maya yönelirse, zina eden adam isini bitirip gidecektir!!!

    Dört tanik mi aramali, yoksa..?
    Muhammed 56 yasindaydi o sirada. Güzel körpecik Cüveyriyye’yi, koynuna almak için hiç zaman yitirmemisti. Suyun yaninda hemen kurulan mesin çadirinda isini görmüstü. Karilarindan Aise de oradayken… Cüveyriyye ve Aise ayni yastalardi. Medine’ye dönüste de Aise’nin kolyesi ve Safvan olayi meydana gelecektir. Acaba, Aise Muhammed’den bir öç almak istemis miydi? Cüveyriyye’yi kiskanmis olarak?.. “Kurtulmalik” lar ödenmeden ve tutsaklar daha özgürlüklerine kavusturulmadan bir sey olmustu. Anilmaya, üzerinde durulmaya deger bir sey:
    Muhammed, tutsak kadinlarin irzlarina geçilmesine izin veriyor:
    Ebu Said el Hudfi’nin anlatmasiyla “tutsaklar arasinda Arab’in en
    nefis kadinlari” bulunuyordu. (Bkz. Müslim, e’s-Sahih, Kitabu’n- Nikâh/125, hadis no: 1438.) Ve o baskini gerçeklestirmis olan Müslümanların ağızlarının suyu akiyordu güzel kadinlari görürken. Hemen yatmak istiyorlardı. Yatmak istedikleri kadinlar, birer “cariye” durumuna gelmis degiller miydi?
    Öyleyse Müslümanlar a “helâl”diler.
    Müslümanlar, ellerindeki “tutsak kadinlar”la cinsel iliskide bulunmak istiyorlardi. Ama bir sorunlari vardi: Ya çocuklari olursa? Iliski kuracaklari bu kadinlardan çocuk olsun istemiyorlardi.
    ” (Bkz. Diyanet yayınlarından Tecrid, 1596 numaralı hadis, not: 1.) Kısacası: Tutsak kadınların ırzına geçebilirlerdi “gaziler”. Ama bu is i yaptıktan sonra da “çocuk sorunuyla” karşılaşmak istemiyorlardı. Çünkü gerektiğinde bu tutsak kadinlari satabilirlerdi. Buna bir engel çikmamaliydi. “Azl”i bunun için istemis ve “Peygamber”e danismislardi. Peygamber de temelde bu kadinlarin irzlarina geçilmesinde bir sakinca görmüyordu, buna izin veriyordu.

    Hz.Muhammed’in Zeyneb’i de karilari arasina katmasinin öyküsü:

    Zeyneb Bint Cahs, Muhammed’in ogullugu Zeyd’in karisidir. Zeyd’i Muhammed kcndisine “ogul” edindigi için herkes ondan “Muhammed’in Oglu (Zeyd Ibn Muhammed)” diye sözeder.
    Muhammed bir gün, Zeyd’i görmek için onun evine gider. Zeyd’i bulamaz, Zeyd’in karisi Zenneb’le karsilasir. Birden tutulur Zeyneb’e. Bir kadina Muhammed’in ilgi duymasi, o kadinin baska erkege -bu erkek kocasi da olsa- uygun olmaktan çikmasi ve dolayisiyla Muhammed’in olmasi gerektigi sonucunu dogurmaktadir.
    Bu nedenle Zeyd durumu ögrenir ögrenmez Muhammed’e gidip konusur.
    Zeyd: -Karimdan ayrilmak istiyorum.
    Neden? Seni kuskuya düsürecek bir sey mi yapti?
    Vallahi hayir. Beni kuskuya düsürecek hiçbir seyi olmadi.
    Onun iyilikten baska birseyini görmedim.
    (Zeyd’ in esini bosamak istemesinin nedeninin Müslümanlarin dedigi gibi geçimsizlik degil de Muhammed’ in onu arzu etmesi oldugunu ispatliyan cümleler) Muhammed: – Öyleyse karini birakma, Tanri’dan kork! Muhammed “karini birakma” derken, gerçekte sevdigi Zeyneb’in bosanmasini istiyordu. Istiyordu ki Zeyd onu bosasin da kendisi alsin. Ama bu istegini ve sevgisini içinde gizliyordu.

    Iste bunun üzerine, Ahzab Suresinin 37. ayeti gelir. (Bkz. Taberi, Camiu’l- Beyân, 22/10-II.) “Tabakatu Ibn Sa’d”da daha genis olarak yer alan bu aktarmayi, dogubilimciler ele alip elestiri konusu yapiyorlar diye, gerçekleri örtme ya da ters yüz etme pahasina da olsa Islam’i kurtarma çabasina girismis görünenler “iftira” diye niteliyorlar. Bu öykü, yüzyillar boyu “hadis” kitaplarinda ve tefsirlerde yer alagelmis oldugu halde.

    Simdi ayete bakalim. Ayetin anlami söyle: (Çeviri, Diyânet’in,) “Ey Muhammed! Allahi’n nimet vcrdigi ve seninde nimetlendirdigin kimseye: “Esini birakma, Allah’tan sakin!’ diyor; Allah’in açiga vuracagi seyi içinde sakliyordun. Insanlardan çekiniyordun. Oysa Allah’tan çekinmen daha uygundu. Sonunda Zeyd, esiyle ilgisini kestiginde onu seninle evlendirdik. Ki, evlatliklari esleriyle ilgilerini kestiklerinde onlarla evlenmek konusunda mü’minlere bir sorumluluk olmadigi bilinsin. Allah’in buyrugu yerine gelecektir.” (Ahzâb, ayet: 37.)

    (Bkz. Muhammed Ali Sabuni, Safvetu’t-Tefasir, 2/527528 ve öteki tefsirler.) Muhammed, hem Zeyd’den, hem de öteki insanlardan çekiniyordu. Baskasinin, üstelik de “ogullugu”nun karisina göz koydugu için… Bir süre bu nedenle durumu açiga vurmamisti. Ama sonra, “ayetin gelisi” sorunu çözmüstü.

    Muhammed’in, ogullugundan bosanan Zeyneb’i almasi bu yönde herkese bir kapi açmasina yöneliktir. Ayette ileri sürülen gerekçe bu. Yani, herkes ogullugunun bosanan karisiyla rahat evlenebilsin diye Muhammed’in Zeyneb’le evlendirildigini açikliyor. ‘
    Bu açiklama karsisinda da bir soru beliriyor: – Bu evlilik olmadan da soruna çözüm getirilemez miydi? Örnegin, bir ayetle, herkese böyle bir yola gitmenin “helal” oldugu bildirilirdi; sorun kalmazdi. Neden bu çözüm yolu seçilmedi de, ille de Muhammed’in Zeyneb’le evlendirilmesi gerekli görüldü?.

    Bu sorunun karsiligi yok.
    Muhammed, Zeyd’ i çagirip bu ayeti (ahzap, 37) anlattiktan sonra ona su görevi veriyor: “Git Zeynep’ e bu olaylari anlat ve onu bana iste..
    Zeyd, kapiya varinca içeri giremiyor ve yüzünü çevirerek, -kendi anlatimina göre -ter içinde, sanki dünya basina yikilmis gibi bir ruh hali içinde kendisinin Muhammed’in elçisi oldugunu ve onu istemeye geldigini söylüyor.
    Zeynep ise o sirada hamur isi yapmaktadir. Zeyd’i dinledikten sonra olumlu yanit vermiyor ve “düsünmem lazim” diyerek ibadet odasina çekiliyor.
    Zeyd, bu olumsuz haberi Muhammed’ e bildirince Muhammed artik buna dayanamiyor ve dogruca Zeyneb’in evine giderek ona el koyuyor.

    Gerekçe, o sirada inen

    Ahzab Suresi’nin 37. ayetindeki “Ey Habibim, Zeyneb’i biz sana nikahladik” cümlesidir. Artik bu ayete dayanarak ne Zeynep’e mehir ücretini veriyor, ne evlenme için sahit tutuyor ve ne de Zeynep’in akrabasindan izin aliyor. Bu sirada Muhammed 58 yasinda Zeynep ise 35 yasinda idi. Üstelik Muhammed’in yaninda su hanimlari vardi: 1)Aise (12 yasinda) 2)Hafsa (23 yasinda) 3)Ümmü Seleme (30 yaslarinda) Olay burada da bitmiyor. Muhammed’in Zeyneble evlenmesinden kisa bir süre sonra (Hicri 6. yil) Zeyd, Muhammed tarafindan üst üste 6 küçük savasa-baskina gönderiliyor.
    Bunlar sunlardir: 1)Beni Süleym 2)Iys 3) Taraf 4)Hisma 5)Vadi’l Kura 6) Ümmü Kirfe. Zeyd, bunlarin hiç birinde vurulmayarak basariyla dönüyor. Sonunda Muhammed Zeyd’i tarihte “Mute Savasi” olarak bilinen savasta 3000 kisilik Müslüman ordusuyla yaklasik 100.000 kisilik Rum ordusunun karsisina çikariyor.

    Üstelik Halit Bin Velid gibi daha usta bir komutan var iken. Zeyd bu sefer öldürülüyor.

    TAHRİM SURESİ AYET 1 İN KURANA GİRİŞ ÖYKÜSÜ

    Mısır Mukavkısı’nın kendisine armağan ettiği cariyelerden Marya ortaya çıkmıştır. O anda Muhammed, cinsel ilişki için tam hazırlıklıdır. Cariye’yi tutup yatırır Hafsa’ nın yatağına, ve isini görmeye başlar. Muhammed’in cariyesi ile yatması doğal. Kuran da, karılarının dışında cariyeleriyle de yatmasına olanak veriyor (bkz. Ahzab suresi, ayet 50,52) işin bu noktası olağan olmasına olağan. Ne var ki, cariyeyi özgür (hurre) olan bir kadının, üstelik Ömer kızı Hafsa’nın yatağında koynuna alıyor. işte bu olağan değil. Terslik bu ya, o sırada, Hafsa da çıkagelmiştir. Muhammed’ in Marya (Mariye) ile ilişkisini görür. Bir süre kendine egemen olup kapıda bekler. Muhammed işini bitirmiştir. Hafsa tepkisini gösterir: “Tanrı elçisi! Sen beni kötü duruma düşürdün, aşağıladın. Öyle bir şey yaptın ki, benzerini hiçbir karina yapmadın!

    Muhammed: “Vallahi Billahi Marya ile bir daha yatmayacağım!”
    “Hafsa! Marya’ yi kendime haram etsem de ona bir daha yaklaşmasam; bundan hoşnut olur musun? “Evet!” Muhammed hemen ant içmiştir: “Hafsa! Aramızda kalsın, bunu sakin kimseye söyleme, olmaz mi?” “Tamam!”
    Ne ki, Hafsa bu durumu Aişe’ye anlatır.(Bkz. Taberi, Camiu’l- Beyan,28/102) Kimi aktarmaya göre de Muhammed’in Hafsa ile yakalanması, Aişe’nin gününde olmuştur. Hafsa bunu öğrenmiştir. Muhammed, ondan bunu durumu kimseye söylememesini istemiş, bunu isterken de “Marya’yı kendime haram ettim. Sana bir müjdem var. Ebubekir’le Ömer, benden sonra, ümmetin islerini ele alacaklar (halife olacaklar).” Ama, Hafsa, olayı Aişe’ye anlatır. (Bkz.F.Razi,30/41,43) Muhammed’in, Marya’yı kendisine haram etmesi, yani bu cariyeyle bir daha yatmayacağına and içmesi üzerine yeni ayetler gelir:
    “Ey Peygamber! Karılarını hosnut edeceksin diye, Tanrı’nın sana helal kılmış olanı kendine neden haram yaparsın? Tanri bağışlayan ve acıyandır.”(Bkz. Tahrim suresi, ayet:1.
    Allah lazım olan ayeti gönderip muhammedin marya özlemini gidermiştir.

  10. Said diyor ki:

    Hz.Aişe minyon tipli idi. Bilindiği üzere minyon tip 40 yaşındaki bir insanı çocuk gibi gösterir. Hz.Aişe’nin yaşı hakkında rivayette bulunanları yanıltan da bu olmuştur. Daha geçen yüzyılda köylerimizde doğanların yaşını bile tam tespit edemiyoruz. Kesin 9 yaş demek nasıl mümkün olabilir. Durumun içyüzü bundan ibarettir.

  11. Rumeysa Kalafat diyor ki:

    Cengizhan Türk, burada cevaplanmamış bazı sorularını cevaplamak istiyorum
    1-İfk hadisesinde dönüşte Hz. Aişe’nin gittiğini gören olsa bile kadınlar çok örtülü oldukları için aralarından farkedilmesi çok zor .
    Hz. Aişe bu olay hakkında ayet beklemiyordu Hz.Peygamber’in rüyayla bilgilendirilmesini falan bekliyordu Allah ayet indirerek onun şanını yüceltmiştir.
    Geciktirilmesinin sebebi ise müslümanları ve özellikle Hz.Aişe’yi sınamaktı oda bu sınavı sabrederek geçti.
    4 şahit getirilmesi şarttır zina haddi uygulanabilmesi için kişiye ama senin dediğin durum için başka bir yöntem var eğer eşlerden biri diğerinin zina yaptığını düşünüyorsa(senin dediğin durum da buna giriyor) hakime kadıya gider 4 kere yemin eder bu zina ediyor diye diğeri de bunu reddederse 4 kere yemin eder ve evlilik tamamen bitmiş olur bir daha evlenemezler.

    2-Cariyelere gelirsek onlar efendileriyle ilişkiye girebiliyorlardı evet,ama islam onlara iyi davranılmasını ve onların azad edilmesini teşvik etmiştir örnek olarak pek çok günahın keffareti köle azad etmektir onun dışında çok sevabı ve mükafatı olduğu için övülerek söylenmiştir üstelik bizzat Hz. Peygamber tarafından bir çok köle azad edildiği için örnek bir davranış olmuştur ve bunlar köleliği kaldırmak için birer adımdır.Bu arada senin bahsettiğin gibi hayvani bir toplum değildiler ırzlarına geçip satmıyorlardı ailelerinden bir parça kabul edip insan gibi davranıyorlardı veya azad ediyorlardı tıpkı Hz. Peygamberin yaptığı gibi.Köleliğe karşıyız biz de ama bunu kaldırmak için en önemli adım islamla atıldı bunu da kabul etmek gerek.

    3-Hz Zeyneb olayı yukarıda açıklandı,kesinlikle Hz.Peygamber’e çok ağır gelen bir şeydi.Üstelik Hz Zeyneb onun halasının kızıydı onu istediği zaman görebiliyordu madem bir görüşte tutulmuş neden daha önce almamış da onu azadlı köle olan Zeyd’le evlendirdi?Hz zeynebin 2 evliliği de 2 cahiliye adetini yıktı.1-köle ile soylu denk olabilir anlayışı geldi 2-evlatlıkların eşleriyle evlenilebilir anlayışı geldi.Sen de burda neden sadece bir ayet gelmedi diye sormuşsun;benim açımdan Allah ona sitem etti çünkü yasak olmayan bişeyden çekinmemesi lazımbu da onun terbiyesinin bir parçası oldu çünkü dediğimiz gibi bu durum çok ağırına gitmişti.

    Son kısımda da Marya’yı kendine haram etmiyor tahrim suresinin başı başka bir olaya binaen iniyor o da şöyledir Hz Peygamber Zeyneb bint Cahş’ın evindeyken Zeyneb ona bal şerbeti ikram etmişti ve bunun içindeki bişeyden dolayı uyuyakalmış ve diğer eşlerinin yanına (sıra hangisininse) biraz gecikmişti.Hz Aişe ve diğer eşleri bunu kıskandılar ve Hz Peygamber’i kızdırmak istediler o gelince Hz Hafsa ‘Ya Resulullah,meğafir mi yediniz’dedi (kötü kokulu bir şeydir), o da ‘Hayır bal şerbeti içmiştim bir daha içmem’ dedi yani kısaca böyle oldu o ayet bal şerbeti için indi yani

  12. özdemir diyor ki:

    Hz. Muhammed (s.a.a.)’e yapılan en büyük eleştiri 9 yaşındaki Aişe ile evlenmesidir. Öncelikle şunu belirtmek isterim bu hususta tarihte çelişkili rivayetler vardır. Ama biz yine de bu iddianın doğru olduğunu kabul ederek, bu olayı geçiştirmeye çalışmayalım.

    İslam dininde bir kızla evlenme yaşı kızın gördüğü ilk adet (hayız dönemi) ile belirlenir. Yani İslam dininin burada evlenme hususunda almış olduğu bir ölçü vardır. Ama bir sosyalistin, bir milliyetçinin, bir ulusalcının v.s. evlenme yaşı hususunda almış olduğu bir ölçü yoktur.

    Bugün bir kız kaç yaşında evlenmelidir diye bir soru sorulsa kimi 20, kimi 25, kimi 18 v.s. diyecektir. Güneydoğuda verilen rakamlar farklı, batıda verilen rakamlar farklı olacaktır. Bu rakamlar Amerika’da farklı, Hindistan’da daha farklı olacaktır. 100 sene önce farklı, 500 sene önce daha farklı olacaktır.

    Demek ki evlenme yaşı hususunda insanların bir ölçüsü yok. Eğer insanların almış olduğu bir ölçü olsaydı verilen rakamlar aynı olurdu.

    Ama İslam’ın bir ölçüsü vardır. Arabistan’da ki müslümana da sorsanız, Japonyada ki müslümana da sorsanız aynı cevabı verecektir.

    Amerika’da ki bir sosyalist bu yaş 20 olsun dese, Türkiye’ dekinin de 25 olsun deme hakkı vardır. Veya Japonya’ dekinin de niye 18 olmasın deme hakkı vardır.

    Şimdi bakalım İslam burada neden ölçü olarak kadının hayız olmasını almış. Kadın hayız olduğu zaman vücutta ne oluyor?

    Adet kanamasının sebebi yumurtanın rahme girmesi, beyinden cinsel istek hormonunun salgılanması ve cinsel ilişkiye girilmediği taktirde, döllenmeyen yumurtanın kan şekliyle dışarıya atılmasıdır. Yani bir kızın adet görmesi demek, vücudunun ben cinsel birlikteliğe, hamileliğe ve çocuk doğurmaya hazırım demesidir.

    Bunun açıklamasını doktorlara yani bilime bırakalım.

    “Adet Kanaması Nedir?

    Bu durum artık kız çocuğunun gebe kalabilecek olgunluğa eriştiğinin bir göstergesidir. Her ay yumurtalıklardan bir yumurta bırakılır. Bu olaya yumurtlama denir. Aynı zamanda gelişen hormonal değişikliklerle, rahim, gebelik için hazırlanır. Yumurtlama olduğu halde döllenme gerçekleşmezse rahmin iç dokusu vajinadan kanamayla birlikte atılır. Buna adet kanaması adı verilir
    Dr. Murat Emanetoğlu

    Adet döngüsü esnasında beyinde, yumurtalıklarda ve rahim (döl yatağı) iç tabakasında değişik olaylar ortaya çıkar . Beyinden salgılanan hormonların yumurtalıklardan birini uyarmasıyla başlayan aşama , uyarılan yumurtalıktan döllenmeye hazır bir yumurta hücresinin serbestleşmesine ne sebeple olur , bu esnada rahim (döl yatağı) iç tabakası da kendini mümkün bir hamileliğe hazırlar. Döllenme gerçekleşmediğinde serbestleşen yumurta hücresinin süresi biter ve hamilelik için derlenmiş rahim (döl yatağı) iç tabakasının adet kanamasıyla dışarı atılmasını takiben yeni bir adet döngüsü başlar

    Ergenlik döneminden itibaren daha fazla salınmaya başlayan cinsiyet hormonlarının etkisi ile adet kanamaları ve adet döngüleri başlar. Hormonların etkisi ile duygu ve davranışlar da değişir, psikolojik yapı değişerek çocuk kişiliğinden genç kız kişiliğine geçilir.

    Ergenlik döneminde beyinden gelen uyarılar, yumurtalıklardan östrojen ve progesteron adı verilen hormonların salınmasını sağlar. ..Ergenlik ile birlikte her ay bir yumurta olgunlaşarak atılır. İlk adet kanamasına menarş denir. Adet kanaması 9-16 yaşları arasında başlar.

    1-14 Gün: Bu günler döngünün östrojen fazı olarak da adlandırılır. Adet kanamasının başladığı ilk gün östrojen en düşük düzeydedir. Hipofiz bezine gönderilen sinyaller ile FSH adı verilen hormon salınır, bu hormon yumurtalıklardan östrojen üretimini uyarır.

    1. Gün: Adet kanaması başlar.

    15-28. Gün: Adet döngüsünün ikinci yarısında yumurtalıklardan progesteron adı verilen hormon salınır. Progesteronun etkisi ile rahmin iç tabakası kalınlaşarak gebeliğe hazırlanır.

    19-20. Gün: Rahim gebeliğe hazırdır.

    Gata Kadın hastalıklar A.D.

    Demek ki kızın adet görmesi demek, vücudunun, beyninin cinsel birliktelik kurmaya, anne olmaya hazır olduğunun göstergesidir.

    Şimdi en mantıklı ve en bilimsel yol vücut anatomisinin kararı değil midir?

    Aç olduğun zaman yemek yiyorsun. Çünkü beyin açlık sinyali göndermiş. Yani vücudunun besine ihtiyacı var. Susadığın zaman su içiyorsun. Aslında su içmeye sen karar vermiyorsun vücudun karar veriyor. O halde vücut cinsel istek gönderdiği zaman niçin o isteğini bastırıyorsun? Eğer bastırıyorsan şunu demek istiyorsun “ey vücudum, sen yanılıyorsun, bu kararı erken vermişsin”

    Bu ikisi arasında çelişki yok mu? Susadığın zaman su içiyorsun da ve demiyorsun ya vücudum yanlış sinyal göndermiştir, ama vücut cinsel istek sinyali gönderdiği zaman neden o duygularını bastırıp hayatı kendine zehir ediyorsun? Sonuçta seni karşı cinsle cinsel ilişkiye sokturan da vücut. O halde hem vücudun istediği için cinsel ilişkiye gireceksin hem de vücudun cinsel ilişkiye girme yaşını beğenmeyeceksin. Bu da bir çelişki değil mi?

    Evlenme yaşına vücut mu karar verir, yoksa gelenekler mi? Tuvaletin geldiğinde tuvalete koşacaksın, demeyeceksin vücudum yanılıyor, ateşlendiğinde doktora gideceksin ama demeyeceksin benim bir şeyim yok vücudum yanılmış veya bir yerin ağrıdığında röntgen çektireceksin, burada da vücudun tepkimesine güveneceksin yani hayatının her alanında vücuduna güveneceksin, ama evlenme konusunda güvenmeyeceksin. Hangi insan uykusu geldiğinde çalışırda, uykusu gelmemesine rağmen uyumayı tercih eder? Yatarken bile vücudun komutlarına göre hareket etmiyor muyuz? Neden 5 tabak yiyemiyoruz, kendimizi zorlasakta yiyemiyoruz çünkü vücudumuz istemiyor. Neden 20 bardak su içemiyoruz?

    Şimdi doğaya bakalım. Doğada aklı olmayan bir aslan 3 yaşında anne olup 4 yavru doğurup bunlara aslanlar gibi bakıyor mu?

    Aslanın insandan farkı o 3 yaşında anne oluyor, insan ise Türkiye’yi baz alıyorum tabii olarak 12 yaşında anne olabiliyor. Bu aslan 4 tane doğuruyor ve bunlara bakabiliyor. Üstelik insanın aklı var ama bu hayvanların aklı da yok.

    Burada sosyalist arkadaşların bizi daha iyi anlamaları lazım.

    Acaba ilkel insanlar 20 yaşını bekliyor muydu yoksa onlarda diğer canlılar gibi acıktıklarında yiyor, susadıklarında su içiyor ve cinsel ilişki arzuladıklarında da tabi olanı mı tercih ediyordu?

    Bugün de böyledir aslında siz istediğiniz kadar evlenme yaşı 20 veya 25 olsun diyin insanlar tabii süreci yaşayacaklardır.

    Genç kızlar cinsellikle ne zaman tanışıyor?
    Gelen hasta profilini ve bu konuda çıkan yazıları takip ettiğimizde; cinsellikle tanışmanın ortaokul yaşlarına kadar indiğini görüyoruz.

    Op dr. Seval Taşdemir

    Hiçbir insan tabii sürece hükmedemez. Ancak boyun eğer.

    Şimdi İslam dini her zaman diyoruz ki fıtrat dinidir. Yani Allah bir yandan insanda 12 yaşında doğurmaya, emzirmeye, cinsel ilişki kurmaya, anne olmaya hazır olan bir vücut anatomisi yaratacak, öte yandan 20 yaşında evlenin diyecek. Gönderdiği din ile yarattığı insan arasında çelişki değil midir bu?

    İnsanda merak duygusunu yaratan elbette insana oku, düşün, araştır, sorgula diyecektir. Din insanlara bunu emreder.

    İnsan da öfke duygusunu yaratan elbette öfkelen diyecek. Sosyalistlerin haksızlıklara karşı öfkelenmeleri bundandır. Elbette din de insana haksızlığa, zulme karşı öfkelen diyecek.

    Her insanda temizlik duygusu vardır. Elbette din de temizliği emredecek.

    Hasta kimdir? Bu cevabı da insanlar kafadan vermiyorlar. Vücudu ölçü alarak veriyorlar.Bizler hasta olarak, vücudunda eksikliği olanlara deriz. Yani tabii sürece uymayan, tabii olmayan her insana hasta deriz. Örneğin tabii bir insanda iki böbrek vardır. Eğer bir kişinin bir böbreği varsa veya böbrekleri çalışmıyorsa bu kişiye hasta deriz. Tabii olan bir insanın gözleri görür. Ama bir kişinin gözleri görmüyorsa veya bir gözü varsa biz ona hasta deriz.

    Tabii süreçte bir dişi ve bir erkek olmak üzere iki canlı vardır. Ve tabii olan bu iki canlı karşı cinslerine ilgi gösterir ve cinsel ilişkide bulunur.

    Tabii süreçte ya dişi vardır, ya erkek, Üçüncü bir cinsel kimlik yoktur. Eğer bu tabii sürece ben ne erkeğim, ne de dişiyim diyorsan ve bu tabii sürece uymuyorsan İslam dini bu kişiyi normal kabul etmez. Veya tabii süreçte erkek bir dişiye ilgi duyar. Bir erkek eğer erkeğe ilgi gösterirse bu tabii değildir ve bu kişi hastadır.

    Dikkat edilirse hastalığı biz insanlar belirleyemeyiz. Hastalığı tabiat belirler. Aslında insan her zaman bu kurala uyar. Örneğin insan kalp kapakçığının biri çalışmıyorsa hastaneye gider ve bu işin normal olmadığını kabul eder. Veya bir elle dünyaya gelse sürekli üzülür ve tabii süreçte iki elinin olması gerektiğini kabul eder ve kendisinde eksiklik görür.

    İnsanın cinsel kimliği de böyle olmalıdır. Tabiat üçüncü bir cinsel kimlik yaratmamış ki sen kendini normal kabul edesin. Eğer tabii süreçte üçüncü bir cins olsaydı, o zaman biz bu insanları normal karşılardık ve tabiat bu şekilde derdik.

    Dolayısıyla İslam’ın hükümleri ile tabii olan ve insan fıtratı bir bütündür ve çelişme söz konusu değildir. Eğer olursa o din değildir.

    Örneğin içki insanın tabiatıyla uyuşmaz. İnsan düşünen bir varlık olduğu için içki insanın tabii halini bozar. Düşünme yeteneğini insan yitirir.Yine insanın beyninde insanın yürürken, koşarken dengesini sağlayan bir organı vardır. Bu tabii süreç bozulur. Veya köpek eti, domuz eti, kan, idrar, insan dışkısı bunların tamamı İslam’da haramdır. Çünkü insan tabiatı bunları kabul etmez.

    İnsan su içerken kusmaz ama içki içerken kusar. Vücut diyor ki ben bunu kabul etmiyorum. Ve bunu dışarı atmak istiyor.

    Derdim ve amacım insanlara içkinin zararlarını anlatmak değil, bir sosyaliste içki içmemesi için tebliğde bulunmanın ne mantığı var. Hiçbir mantığı yok. Ama ben dinin kurallarının belli kanunlar çerçevesinde belirlendiğini ifade etmeye çalışıyorum.

    Amacım İslam’ın doğa ile olan bütünlüğüne dikkat çekmektir. İslam peygamberi (s.a.a.) bugünkü insanlar gibi oturduğu yerden evlenme yaşı kızların 18, erkeklerin 20 dememiştir. Veya kızların 7 erkeklerin 10 dememiştir. İslam dini burada kızın evlenme yaşını kızın vücudu belirlesin diyor. Bundan daha bilimsel bir yaklaşım olabilir mi?

    Elbette İslam’ın bu yaklaşımı emir mahiyetinde bir yaklaşım değil, tasfiye niteliğinde bir yaklaşımdır. Yani bir Müslüman kız 20 yaşında da evlenebilir, 30 yaşında da.

    İslam bir kural koymuştur. Evlenme kararını kızın kendisine bırakmıştır. Kimse onu zorla evlendiremez

    Birleşmiş Milletler Çevre Koruma Programı’nın yeni araştırmasına göre Dünya 8 milyon 700 bin canlı türüne ev sahipliği yapıyor.. Dünyada 8 milyon 700 bin canlı türü var.

    Kaynak: ntvmsnbc

    Bu 8 milyon tür canlı milyonlarca yıl boyunca tabii kanunlara bağlı cinsel birliktelikle bugüne kadar varlıklarını devam ettirmişler. Kuşkusuz komünistlerin tekrar gelmesini istedikleri ilkel dünyada da insanlar bu tabii kanuna göre cinsel birlikteliklerini kuruyorlardı. Kimse 20 yaşını beklemiyordu.

    Demek ki kadının tabii bir süreç içerisinde gerçekleştirdiği cinsel ilişkide hiçbir problem yok. Çünkü doğada bulunan milyonlarca tür bu tabii sürece uyuyor. Ben bu süreç içerisinde yavru, henüz anne olmaya aday olmayan bir canlıyla cinsel birliktelik kurulmaya çalışıldığını görmedim.

    Çünkü kadını bu sürece hazırlayan beyni, beyinden salgılanan hormonları ve bu şekilde vücudunda oluşan değişiklerdir.

    Şimdi bana diyebilirler ki: hayır kadının vücudu cinsel birlikteliğe hazır olsa da, beyni hazır değildir.

    Bende bu arkadaşlara derim ki; siz beyninizle mi bu karara vardınız? Elbette “evet” diyeceklerdir.

    Şimdi cevapsız kalacak bir soru soralım. Siz beyninizle bunun olmaması gerektiğini söylüyorsunuz. Ama kadını bu cinsel birlikteliğe ve anne olmasına hazırlayanda “beyin”.

    Şimdi biz kadını, cinsel birlikteliğe hazırlayan “beyin”e mi inanalım, yoksa kadın henüz bu ilişkiye hazır değil diyen “beyin”e mi? Kadını bu sürece hazırlayanda beyin, hayır böyle olmaması gerekir diyen de beyin. Neden ben senin “kadın bu yaşta hazır değildir” dediğin beyine inanayım da, “kadın anneliğe hazır” dır diyen “beyin” e inanmayayım. Sen beni senin beyninin ürünü olan bir düşünceye davet ediyorsun. Oysa kadının anne adayı olması da o beyinin ürünü.

    Problemi bulmaya çalışalım.

    Problem aslında kadını ezen, kadının zayıflığından istifade eden, kadını döven, kadının sırtından para kazanmaya çalışan, kadını bir köle gibi kullanan şerefsiz erkeklerde. Bunu açıkça söylüyorum. Bu zihniyetteki şerefsiz, onursuz erkeklerin bu şekilde ki zulümleri, ister istemez vicdanlı insanlarda “bu yaşta evlenen bir kız savunmasız, çaresiz, kendini koruyamayan bir insandır. Evlendiği taktirde ezilir” v.s. düşüncesi uyanır. Haklı bir düşünce. Sonuna kadar haklı.

    Bu aslında erkeklerin, daha doğrusu onurlu erkeleri tenzih ederim, şerefsiz erkeklerin yarattığı bir durumdur. Bu sitede güneydoğulu, doğulu bir çok genç var belli.

    Ben sevgili anneciğimden, kendi döneminde yaşayan kadınların çektiği acılardan biraz bahsedeyim. Gelin asla evde konuşamazdı. Kendi canı çekti diye 2 yumurta kırıp yiyemezdi. Nice kadınlar vardı ki doğum sancısı geldiğinde kendi başlarına çocuklarını doğurmak zorunda kalırlardı.

    Değil bu ailelere 12-13 yaşında bir kızı 30 yaşında kadını da gelin göndersen aynı zulümü görür. Ama vicdanlı davranalım ki 13 yaşındaki gelinden daha dayanıklı olur.

    Tabiata bakıyorum. Dişi kumru yumurtlamadan erkek kumru sağdan, soldan çer çöp getiriyor, dişiye veriyor, dişi yuvayı kuruyor. Yumurtladıkdan sonra dişi yumurtaların üstünden kalktımı erkek gelip oturuyor, dişi besleniyor, ardından, dişi geliyor, erkek uçuyor. Tam bir koordinasyon, tam bir işbirliği

    Erkek penguen tam 40 gün yemeden, içmeden yumurtalarını ayaklarının üstünde tutuyor ve -40 derecede bekliyor.

    Veya yarasalardan biri kalıp başka yarasaların yavrularına bakıyor v.s. Sırtlanlarda yavruları ortak koruyorlar. V.S.

    Eğer erkekler o kumrular gibi olabilselerdi, bu tabii sürecin neden işlemediğini konuşmazdık.

    Ama bu süreçte değil 12-13 yaşındaki kızlar 20-30 yaşındaki kadınlarda hep zulüm göreceklerdir. Sadece biraz dayanıklıkları artar. Biri bir tokatta yıkılırken, öbürü en az 3-5 tokatı kaldırabilir. Yani sizin 20 yaşında kadını evlendirmeniz,kadını acılardan kurtarmayacaktır.

    Memlekette erkek kaldımı ki? Gidip çalışacak evine geldiğinde eşine selam verip, nasılsın diyip hatırını soracak, üzüntüsüne ortak olacak, ev işinde ona ortak olacak, yeri gelecek camları silecek, yeri gelecek halıları yıkayacak v.s

    Sonuç olarak diyorum ki bir bilim adamı günümüzde diyor ki doğal ve tabii beslenin. 1000 yıl sonra bir kişi kalkıyor ve diyor ki biz tabii beslenirsen aç kalırız.

    Şimdi doğal beslenin diyen mi yanlış bir söz söyledi, yoksa tabii beslenirsek aç kalırız diyen mi? İkisi de doğru konuştu. Suçlu sömüren, çalan, hırsızlık yapan ve insanların tabii beslenmelerini gasp eden insanlardır. Dolayısıyla şuan ki kültürel sistem, ekonomik sistem, batı tarzı sistem, v.s. tabii sürecin işlemesine engel olmaktadır. Sen eğer evlilik yaşı 18 olsun dersen, bu senin kültüre, coğrafi ve ekonomik nedenlere dayanarak verdiğin bir rakam olur. Bu rakam kültürü, ekonomisi farklı olan Amerika’dakileri bağlamaz. Amerikada yaşayanların kendi ekonomik, kültürel sistemlerine dayanarak verdiği rakama sen uyar mısın? Bu rakam1000 yıl önce yaşayan insanları bağlar mı?.

    Şimdi şu ayetin de cevabı verilmesi gerekir. Peygamber bir defa hanımları ile zorla evlenmedi. İslam dinine göre kadın istemezse onu zorla kimse evlendiremez. Şimdi aşağıdaki ayete dikkat edin. Zorla evlenmeyen bu kadınlara Allah tarafından peygamberin “size mal bağışında bulunayım, sizi güzel bir şekilde serbest bırakayım” sözünü söylemesi isteniyor. Eğer Aişe annemiz kendi rızasıyla evlenmemişse ve bu evlilikten razı değilse işte ayet.

    Ey Peygamber! Eşlerine de ki:” Eğer dünya hayatını ve süsünü istiyorsanız, gelin size mal bağışında bulunayım da, sizi güzel bir şekilde serbest bırakayım. Ahzap 28

    Peki bu kadınlar güzel bir şekilde serbest bırakılacakları ve peygamberden bir de mal alma olanakları olmasına rağmen bu kadınlar peygamberi niçin bırakmadılar? Peygamber (s.a.a.) zorla evlenme di ve zorla da nikahında tutmuyor.

    Kız çocukları 12-13 yaşlarına doğru çocukluktan uzaklaşarak ön ergenlik evresine girerler. Ön ergenlik evresi, çocukluktan ergenlik dönemine geçişte bir basamaktır. Bu evrede çocuk fiziksel olarak hızla büyür ve yavaş yavaş bir yetişkin görünümü almaya başlar. Ön ergenlik evresi kız çocuğunun ilk adet görmesi ile, yerini ergenlik dönemine bırakır. Ön ergenlikte yaşanan en büyük problem: Bilgisizlik Genç kızların pek çoğu ön ergenlik döneminde yaşadıkları fiziksel değişiklikler hakkında yeterince bilgi sahibi değiller. Anneler ise, bazen kendi bilgilerinin yoksunluğu nedeniyle bazen de kendi yaşantıları neticesinde edinmiş oldukları olumsuz tutumlar sebebiyle kızlarına yardımcı olmakta yetersiz kalıyorlar. Oysaki bu evrenin sağlıklı atlatılması çocuğun duygusal, sosyal ve ahlaki gelişimi için hayati önem taşır. Ebeveynin yanlış tutumu veya bilgi eksikliği çocuğun ruh sağlığını bozabilmekte, kişilik bozukluklarına neden olabilmektedir. Ayrıca ön ergenlik dönemi ilköğretim 6. sınıfa rast gelmektedir. Bu dönemde çocuğa gereken desteğin verilmemesi okul başarısını da etkilemektedir. Ne gibi değişiklikler olur? Göğüsler büyür. Gövde irileşir ve hatlar yuvarlaklaşır. Vücutta tüylenme başlar. Hızlı kilo artışını genellikle regl izler. Kız çocuklarında aybaşı kanamasının gerçekleşebilmesi için vücutta belirli bir miktarda yağ depolanması gerekmektedir. Bu sebeple genç kızların bu dönemde kilo almaları normaldir. Cilt yağlanır. Hormon seviyesindeki artıştan dolayı deri problemleri, sivilceler, görülebilir. Ten parlaklaşır. Yüzün şekli değişir

    Prof. Dr. Şükrü Hatun’un verdiği bilgiye göre, kızlarda ortalama ergenlik yaşı 10.5. Adet kanamasının başlangıcı ise yine ortalama 12.5 yaş. Kızlarda ergenlik, erkeklere göre 1 yıl erken başlıyor. Ayrıca 6-8 yaş arasında, hiçbir hastalığa bağlı olmaksızın tek başına meme gelişimi ve daha seyrek olarak tek başına genital bölgede kıllanma olabiliyor. Bu gibi durumlarda, çocuk endokrinoloji bölümlerine başvurmakta yarar var ama tek başına meme büyümesinde, ailelerin telaşa kapılmasına gerek yok. Bu çocuklar daha sonra normal olarak ergenliklerini sürdürüyor. Erişkin boylarında bir sorun olmuyor. Birçok araştırma, meme gelişimi gibi ergenlik belirtilerinin daha erken yaşlarda görülmesine karşın, son 20-30 yılda adet kanaması yaşının 12.3-12.8 arasında sabit kaldığını gösteriyor.

    Bilim adamları, kızların artık 20 yıl öncesine göre, bir yaş daha erken ergenliğe girdiğini belirledi. Son araştırmalara göre kızlar, artık 9 yaşından 10 ay aldıktan sonra ergenlik çağına giriyor. Araştırmalar Danimarka’da Copenhagen Üniversitesi tarafından yapıldı. İngiltere ve Amerika’da yapılan araştırmalar da aynı sonuçları veriyor

    Sağlığınız ve vücudunuzdaki değişikliklerle ilgilendiğiniz için sizleri tebrik ediyoruz. Hem siz hem de vücudunuz şu an değişmekte ya da yakın bir zamana kadar değişecek. Bu bölümde bayanlardaki ergenlik döneminde meydana gelen değişiklikleri açıklayacağız.

    Ergenlik, çocukluktan çıkıp yetişkinliğe adım atmak demektir. Ergenlik her bayanın yaşayacağı normal bir süreçtir. Ergenliği bekliyor ya da ergenlikle ilgili endişeler duyuyor olabilirsiniz. Bir sürü değişiklik yaşayacaksınız; ancak siz gene de sizsiniz. Bu dönemi, hayatın büyük maceralarından biri olarak düşünün.

    Kadın ergenliği nedir?
    Doğduğunuz andan itibaren değişmeye başlıyorsunuz. Küçük bir çocukken de değişiyorsunuz, genç bir bayan olurken de. Yani, ergenlik biyolojik olarak vücudunuzun değişmeye başlamasıdır.

    Bayanlarda ergenlik dönemi, göğüslerin büyümesi ve tüylenme ile başlar. Ergenlik dönemi tamamlandığında da anne olmaya hazır hale gelinmiştir.

    Fiziksel ve duygusal değişiklikler aynı zamanda başlamaz. Genelde, duygusal olgunluk fiziksel değişiklikten önce başlar. Kendinizi yaşlanmış hissediyorsunuz; ama hala daha bir çocuksunuz. Ya da tam tersi, yaşlanmış görünüyorsunuz; ama daha bir çocuk gibi hissediyorsunuz. Ne tam bir yetişkin ne de bir çocuksunuz. Ergenlik neyin ne olacağının farkına varacağınız kafa karıştırıcı bir durumdur.

    Kadın ergenliği- Bilimsel açıklama:

    Eğer kadın ergenliği ile ilgili bilimsel yazılara meraklıysanız, buyurun:
    Öncelikle ergenlik hormonlarla ilgili bir durumdur. Hormonlar, kimyasalıardır ve vücutta farklı işlevleri vardır. Yaşlandıkça beyniniz özel hormonlar üretmeye başlar. Ergenlik dönemine geçişte beyniniz ve hipofiz bezleriniz hormonları çalıştırır. Bu hormonlar yumurtalıklara gönderilir ve yumurtalıklar, östrojen üretmeye başlar.

    Hormonlar, ergenlik döneminde fiziksel ve duygusal pek çok değişikliğe neden olur. Büyüme hormonu hipofiz bezlerinde boy, kol ve bacaklar gibi kemiklerin uzamasını etkilerken, kalp, akciğer ve uterusun gelişmesine de katkı sağlar.

    Ergenlik ne zaman gerçekleşir?
    Ergenlik, 7 yaş ila 13 yaş arasında gerçekleşir. Ama bazen 10 yaşında da ergenlik dönemine girilebilir. Bu dönem 1.5 sene ile 4 sene arasında zaman alır. Genç kızlar göğüslerinin olgunlaşmaya başlamasıyla birlikte en geç 2-3 sene içerisinde ergenliğe adım atmış olurlar.
    İşte size, ergenlik dönemine geçişle ilgili birkaç ipucu:
    • Genetik- Annenize ya da yakın bir akrabanıza kaç yaşında ilk adetini görmüş olduğunu sorun. Çünkü muhtemelen siz de annenize çekmiş olabilirsiniz. (Doktorlar, annenizin adet olduğu yaşa oranla aşağı yukarı bir sene içerisinde adet görmeye başlayacağınızı düşünmektedir.)
    • Irk- Siyah bayanlar, beyazlara oranla, Afrikalılar Asyalılara kıyasla daha erken ergenlik belirtileri göstermektedir.
    • Kilo- Şişmanlarda ergenlik biraz daha çabuk gerçekleşirken, zayıflarda biraz daha geç başlar.
    Arkadaşlarından önce ergenlik dönemine girmiş olan genç kızlar kendilerini bir garip hissederler. Bu gayet normal bir durumdur. Daha geç ergenlik dönemine girenler de benzer şekilde kendilerini farklı hissederler. Unutmayın ki, her genç kız ergenlik dönemini zamanı geldiğinde yaşayacaktır.

    Ergenlik dönemindeki gelişimler?

    -Vücuduma neler oluyor?
    İşte, ergenlik dönemiyle beraber gerçekleşecek hatta belki de gerçekleşmeye başlayan değişimler. Bunlar, henüz gerçekleşmemiş olabilir. Sırasıyla birkaç değişiklik hakkında fikir sahibi olun, unutmayın listede yer verilenler sizde de aynı sırayla gerçekleşmek zorunda değil.

    -Hızlı büyüme
    Bir bakmışsınız, çocukluk döneminden daha hızlı bir şekilde ergenlik döneminde büyümeye başlamışsınız. Bu durum “büyüme atağı” olarak bilinir. Büyüme atağı durumlarında göğüslerde irileşme ve kasıklarda tüylenmeler olmayabilir. İlk olarak el ve ayaklarınızın büyüdüğünü fark edeceksiniz. Vücudunuzun geri kalan kısımları büyüyene kadar bu zor bir durum olabilir. Kemiklerinizin büyümeye başlamasıyla beraber kilo kaybı olabilir.

    -Göğüsler büyümeye başlıyor
    Göğüslerin gelişimi aşama aşama olur. İlk etapta, göğüslerinizin orada küçük küçük tomurcuklanmalar fark edersiniz. Sonrasında göğüsleriniz, daha belirgin, daha büyük olmaya başlar. Bir göğüs diğerine göre daha büyük olabilir. Her bayanın bir göğsü diğerinden biraz daha farklıdır; ama bu fark gözle görülemeyecek kadar ufaktır. Unutmayın, her genç kız birbirinden farklıdır. Göğüslerinizin büyüklüğü ve küçüklüğü genetik özelliklere de bağlıdır. Göğüslerin gelişimi 2-3 sene içerisinde tamamlanacaktır.

    -Tüylenmeler
    Yakın zamanda karın ile bacak arasındaki bölgelerde tüylenmeler başlayacak. Bazı kızlarda tüylenmeler öncelikle göğüs çevresinde başlar. İlk etapta bu tüyler az sayıda ve yumuşak şekilde çıkarlar. Sonra daha sık ve biraz daha kalın olurlar. Zamanla bacaklarınızda ve kasıklarınızda da tüylenmeler başlayacaktır. Vücudunuzun her yerinde tüylenmelerin tamamlanması 2-3 seneyi bulur. Kasıklarda çıkmaya başlayan tüylerden birkaç ay sonra koltuk altlarınızda da tüylenmeler başlayacaktır.

    -Daha kadınsı bir görünüş
    Pelvis (kalça kemiği) büyümeye başladığında göğüsler gelişmeye, kalça büyümeye, bel ise küçülmeye başlar. Başka bir deyişle daha yumuşak bir görünüme sahip olursunuz. Bazı genç kızlar bu süreç içerisinde hızlı kilo da alır.

    -Terleme
    Ter bezleriniz daha aktif hale geleceğinden daha fazla terleyeceksiniz. Bu durum, göğüslerinizin gelişmesinden önce de olabilir.

    -Yağlı deri ve yağlı saç
    Ergenlik döneminde, cildiniz özellikle yüzünüzde daha fazla yağlanma olacaktır. Bu yağlanma da, yüzde aknelere neden olabilir. Saçınızı ve yüzünüzü bu dönemde daha sık yıkamanız gerekebilir.

    -Genital bölgenizdeki değişiklikler
    Ergenlik döneminde genital bölgenizin iç ve dış kısmında da değişiklikler olacaktır. Vulva’yı saran dudaklardan geniş olanlarda tüylenmeler olacaktır. Bunlar dıştaki değişikliklerdir. İçteki değişiklikler de rahimde büyüme vajinada da genişleme meydana gelecektir.

    -Akıntı
    Akıntı, vajinanınız mikroplara karşı korunmasında etkili rol oynadığı gibi onu nemlendirir de.
    Ergenlik öncesinde iç çamaşırınızda sarı ya da beyaz lekeler görmüş olacaksınız. Bu vajinanın doğal nemidir. Bu gayet normal bir durumdur ve muhtemelen 6 ila 18 ay arasında adet görmeye başlayacağınıza işarettir.
    Akıntınız, ağır ve zar zor fark edilebilir şekilde olabilir. Bu durum da gayet normal bir süreç. Ancak akıntınız kokuluysa ve vajina bölgenizde kaşıntı var ise mikrobik bir durum olabilir. Bu durumda doktorunuza başvurun.

    -Özel günleriniz
    Özel günleriniz ilk etapta düzensiz geçecektir. Düzenli bir şekilde adet görmeye 1-2 yıl içinde başlarsınız. Bir sonraki bölümde adet dönemiyle ilgili merak ettiklerinizi bulacaksınız.

    -Beynime neler oluyor?
    Hayatınızın bu döneminde duygusal yönden bazı değişiklikler yaşıyorsunuz. Kimi değişiklikler olumlu iken kimileri olumsuz yönde olabiliyor. Örneğin:

    -Düşünceleriniz değişiyor

    Buna “bilişsel gelişim” deniyor. Birey artık daha mantıklı düşünmeye başlıyor. Olayları bir çocuk gibi değil, yetişkin gibi değerlendiriyor.

    -Duygularınızı biraz daha iyi belli ediyorsunuz

    Duygularınızı daha iyi anlamaya başlıyorsunuz. Size daha mantıklı gelmeye başlıyor ve kendinizi daha çok tanımaya başlıyorsunuz. Bunun sonucunda da kendinizi daha iyi ifade eder hale geliyorsunuz
    Kendinizi aşırı duygusal hissediyorsunuz

    Arkadaşlarınıza ve ailenize kolayca sinirlenebilirsiniz. En ufak şeylere dahi büyük tepkiler gösterebilirisiniz. Ergenlik döneminde hormonlara bağlı olarak sinirli olmak normal bir durumdur. Bu dönemde ruh halinin “dengesiz” olması doğal karşılanır.

    -Sık ağlamalar
    Özellikle her adet dönemi öncesinde her genç kızın yaşadığı ergenlik sorunlarından biridir ve gayet doğal bir durumdur. Böyle zamanları bu aralar biraz duygusalım demekle geçirebilirisiniz.

    -Kendinizi garip buluyorsunuz
    Kendinizi, arkadaşlarınızla kıyasladığınızda biraz eksik ve garip mi hissediyorsunuz? Yalnız değilsiniz. Herkesin geçtiği yollardan biri de bu işte. Etrafınızdaki herkes gibi siz de büyüyorsunuz ve birey olarak kendinizi tanıdıkça farklı hisler yaşıyorsunuz. Siz yaşlarda herkes aynı şeyleri yaşadı, bu tarz duyguların gayet normal olduğunu sakın unutmayın.

    Sadece ergenlik, bu kadar dert etmeyin. Tüm bu yaşadıklarınızın tek bir nedeni var ve gayet de normal bir süreç. Hayatınızdaki bu özel zamanı kendinizi tanımak için kullanın. İşte size birkaç ipucu:

    ________________________________________
    ebuzer arkadas, çocuk yaşla kızların evlendirimesini savunmak adına takla üstüne takla atmıssın.

    kız çocuğunun adet görmeye baslayıp bedenen hazır olması, onun ruhen, zihnen hazır olacağı, kendi öz iradesiyle karar verebilecek olgunluğa ve özgüvene ulaştığı anlamına gelmez.

    bu senin söylediğin kız çocuklarının aile büyükleri tarafından alınıp satılıp, pazarlanıp meta olarak kullanılmasına kılıf uydurmaktan başka birşey değildir.

    bilimsellikten bahsetmişsin fakat o bilimin birçok ülkede 18yaşından küçükleri çocuk olarak nitelendirdiğini unutmuşsun.

    bir çocuk daha kendini, bedenini, cinselliği, karşı cinsi, dünyayı toplumu tanıyamadan, kendi kişisel ve zihinsel gelişimini tamamlayamadan abaza yobazlara peşkeş çekilmesini savunmanın hiçbir bilimselliği olamaz.

    cinselliği keşfetmek ile abaza yobazlara pazarlanmak arasında çok fark vardır. o zorla evlendirilen pazarlanan satılan kız çocuklarına sor bakalım evlenmeyi uygun mu bulacaklardır, hepsi oyun oynamayı, okumayı, öğrenmeyi, büyümeyi düşlediği bir yaşta aşağalıkça tecavüze uğramayı, istismar edilmeyi, pazarlanıp satılmayı isterlermi.

    bilimsel verileri de çarpıtmakta üstüne yok,

    Alıntı:
    Genç kızlar cinsellikle ne zaman tanışıyor?
    Gelen hasta profilini ve bu konuda çıkan yazıları takip ettiğimizde; cinsellikle tanışmanın ortaokul yaşlarına kadar indiğini görüyoruz.

    Op dr. Seval Taşdemir

    buradan ortaokul yaşındaki çocukların evlendirilmesi için makul bir gerekçe çıkartılabilir mi? 100 çocuktan 2-3 tanesi kendisinden yaşça büyükler tarafından kandırılıp cinsel istismara uğradı, erken yaşta tanıştı diye bunu bilimsel bir veri olarak sunup çocuk yaşta evliliğe nasıl kılıf uydurmaya kalkabilirsin. geriye kalan 90 küsür çocuğun ne kabahati var.

    kahrolsun sizin şu yobaz zihniyetiniz.

    bu zihniyetiniz yumurtlamaya başlayan tavuğu horozlu kümese koymaya, irileşe tavuğu kesmeye, sütü gelen ineği sağmaya, yaşı dolan hayvanları çiftleştirmeye benziyor, kız çocuklarına biçtiğiniz değer bu. onları doğuran emziren büyüten birer hayvan olarak görüyorsunuz.

    tavuk mu bu kız çocukları adet olmaya başladılar diye yumurtlayıp dursun, hayatta biçtiğiniz rol bu mu? kümes gibi eve birkaç tanesini kapatıp horoz gibi başlarında dikilmek mi olayınız.
    lanet olsun sizin gibilere.

    müslüman dünyasının aç fakir yoksul cahil eğitimsiz cani kan revan içinde sürekli sömürülen ve bombaların patladığı insan hayatının 5 para etmediği bir coğrafya olmasının tek sorumlusu bu zihniyettir.
    dinc, che_1955 ve Akseymen bunu beğendiler.
    ________________________________________
    Konu DenizKızı tarafından (Dün Saat 13:20 ) değiştirilmiştir..

    DenizKızı Adli üyeye bu mesaji için Teşekkür Eden 3 Kisi: Akseymen (Dün), che_1955 (Dün), dinc (Dün)

    Dün, 13:27
    #5

    Umudun Zeybeği
    Aktif Üye
    Kullanıcı Profili
    Üyelik tarihi: 07 Eylül 2012
    Üye No: 43253
    Mesajlar: 332
    Teşekkür Grafikleri
    Ettiği Teşekkür: 164
    40 Mesajına 85 Teşekkür Aldı
    Tecrübe Puanı: 0

    ________________________________________
    Bana dünya nüfusunun %70ini besleyen domuz eti ile %20 sini besleyen köpek etinin insan vücuduna neden tabii olmadığını bilimsel bir şekilde açıklayın, ben de size bilimsel bir karşılık vereyim.

    Bir sorum da var. Alkol zararlıdır, bunu hepimiz biliyoruz,içsek de. Bu yüzden yasaklanmıştır diyorsunuz. Peki daha çok bağımlılık yapan ve insan vücudunda daha zor onarılacak tahribatlar yaratm tütün neden yasaklanmamıştır? Bana pek de bilimsel bir yaklaşım olarak gelmiyor, daha çok sosyo-kültürel gibi.
    dinc bunu beğendi.

    Umudun Zeybeği Kullanicisina Bu Mesaji Için Teşekkür Edenler: dinc (Dün)

    Dün, 14:53
    #6

    gebelit
    Üye
    Kullanıcı Profili
    Üyelik tarihi: 13 Kasım 2013
    Üye No: 48237
    Mesajlar: 9
    Teşekkür Grafikleri
    Ettiği Teşekkür: 7
    2 Mesajına 4 Teşekkür Aldı
    Tecrübe Puanı: 0

    ________________________________________
    Bir de başlığa bilimsel bir konu yazmış. Bilimin ne olduğunu merak ediyorsan Turan Dursun, İlhan Arsel gibi isimleri oku öyle gel.

    Dün, 15:15
    #7

    turgut_fatsa
    Aktif Üye
    Kullanıcı Profili
    Üyelik tarihi: 20 Nisan 2013
    Üye No: 48375
    Mesajlar: 1.156
    Teşekkür Grafikleri
    Ettiği Teşekkür: 220
    98 Mesajına 162 Teşekkür Aldı
    Tecrübe Puanı: 0

    ________________________________________
    Genç kızlar cinsellikle ne zaman tanışıyor?
    Gelen hasta profilini ve bu konuda çıkan yazıları takip ettiğimizde; cinsellikle tanışmanın ortaokul yaşlarına kadar indiğini görüyoruz.

    Op dr. Seval Taşdemir

    Ebuzer arkadaş bu yanlış bir bilgidir ve gerçekle örtüşmüyor. Bilim salt teori değil aynı zamanad pratiktir. Bu emaraleri bilim deneylerle görmeden ve kanıtlanmadan kesin diye ortaya atamaz.

    Cocuklar 2 yaş sonra faketmeye 3 yaş sonrası cinselliği ortaya çıkmaya başlar ve beş yaşlarında müstürbosyonda yapanlara raslanmıştır . Ancak ne yaptını neden yaptığını bilmez. Sadece hoşuna gidiyordur ,onun kendi haz aldığından bunu alel ade herkesin önünde yapar . Erik ağacına çıkmak ,ya da gezmeye gitmek gibi .Cocuğa da bunu anlatmak zordur. Bunun yerine ilgisini başka yöne çekme ve anlayabileceği yaşa kadar büyükler tarafından bu konumu yönetilir. Elbette genelde böyle olmaz kafa göz dağıl ,yada aşağılanır, dövülür ,cocuk bunu çok faklı anlamlar yükler. Halbu ki doğal sürecin bir parçasıdır ve sabırlı olmak , anlayabileceği yaş sınırında (kimse bunu söylemez, bizim devlet ve hükümettin çok işi vardır)anlatmak .O yaptığını teorisini göstermek ..

    Ancak insan doğada en fazla zaman süercinde bireyseliğine kavuşur. yani anne baba emeğine en uzun süre ihtiyaç duyar . Bu zaman sürecinde ki normal şartlarda ,giderek anne baba emeğine tedricen azalarak devam eder. Günümüzde bu 18 yaş denilmektedir. 18 yaş sonrası artık insan bireyselliğine anne baba dışında toplumsal katılıma kendi varlığı ile katılır. Gerçekte bu elbette yine yaşanan koşullarla ilgilgili olmakta. Ekonomik sosyal ve siyasal yaşam bunu belirlemekte.. Bu anlamda bu ortalama olarak verilir ama her yaşamda böyle mutlaklık olmaz. Örneğin güney afrikanın bilmem ne ülkesinde kendi şartlarında değerlendirmeli..

    Bu arada :Örneğin cocukta cinsel haz vardiye bu doğum yapabiliriliği düşünülemez. Bunun içinde ortalama verilir mesela 24 yaş sonrası gibi ki bu da görecelidir. Şart ve koşullara ,beslenme vs bağlı bir olay. Ancak 18 yaş bir kadın için doğum doğurganlığı gelişmiş olarak kabul edilmediğini insan sağlığı açısından kabul edildiğini biliyorum. Yani cocuğun normal gelişimi için yeterli görülmez.

    Kısaca bu prof bu yönüyle eksik.

    Toplumda cinsel teması sağlamak ise: O toplumda ekonomik sosyal ve siyasal koşullarıyla alakalıdır. Bunun için toplum devlete yetkiler vermiş ve hemfikir olmuştur. Eğer bu oluyorsa bu bireyin değil toplumsal sorunla karşı karşıyayız demektir. Bu konuda develetin görevlerini yerine getiremiyor demektir. BU o yasak bu yasak demenin ötesinde bu eğilime yol açan maddi şartların değiştilmesi ve buna paralel düşünceler yaratılması ,toplumu bu konuda yaşamsal düşüncenin gelişmesine ön ayak olması,teşvik etmesi,tedbirler ve koşullar yaratmasıdır. .

    14-15 yaşında cocuğun bu konuda hatası olmaz. Çünkü o daha enne baba emeğine şu veya bu oranda muhtaçtır. Duyguları ve düşünceleri ve fiziksel olarak gelişme dönemi olduğundan ,herhangi saçmalığı veya toplumsal normlar dışına ,kendine ve çevresine zarar verebilir.

    Ancak bu genç bunları yapacak diye topluma karışmasına ve onunla bütünleşik yaşamasına engel koymak ,cocuğun maddi yaşamla düşünsel yaşamının kopukluğuna neden olur. Bunun için toplum ve toplumsal yaşam gerekli tedbirlerini ve teşviklerini yerine getirmek zorundadır.

    Eğer bunlar yapılmıyorsa işte böyle ortaokul cocuğu kapatılan ve örtünen aynı zamanda merak edilen konuyu tutku haline getirir. Bu da sapkınlık ve sapıklıklara yol açsa iyi hiç olmazsa bunu görürüz. .Daha sinsi olan kişilik bozukluklarına yol açar
    Sosyalistlerin kadın konusundaki hassasiyetlerine rağmen ve özellikle çocuk yaşta olan evliliğe çok sert tepki verileceğini bilmesine rağmen

    Ben 58 yaşındayım,1974’den beri az,çok devrimci sosyalist mücadelenin içindeyim,yada yanından izliyorum, en önde değilsek bile halktan biri olarak devrimci solun yanındayım,yaklaşık 40 senedir,35 iş yeri çalışma alanım oldu,fabrika,büro,inşaat,restoran,otel aklına ne gelirse,bazen altı ay,bazen 6 yıl,bu işyerlerinde,gittiğim derneklerde ,devrimci ilişkilerde ,muhabbetlerde,(Buna devrimci kız arkadaşlar da dahil) ve benzeri her türlü platform’da binlerce insan tanıdım(,sosyalistleri baz alıyorum) tek bir konuşma ve tartışma da kim kaç yaşında evlensin,kim kimle sex yapsın,hangi ülkede evlenme yaşı nedir diye bir hasbıhal olmadığını söyleyebilirim.Tabi 9-11 yaşında bir evliliğe tepki vermemek abes olur ,ama 15 ortalama yaş seviyesi,bizi ne ilgilendirir,işimiz gücümüz yok uçkur ayarlaması yapacağız. (Biraz sert oldu ama tavrım şahıs bazlı değildir).
    Rezillik mi görmek istiyorsun ya varoş kahvelerine gideceksin,ya da Anadolu’da ki kahvelerde sapık muhabbetini dinleyeceksin,ağzın açık kalır,insanın kız ve (üstüne basarak söylüyorum bazı durumlarda 9-10 yaşında) erkek evladı varsa sokağa salmaya cesareti olmaz.

    Gelelim Arap yarımadasına , bu coğrafya var olduğu günden beri 9 yaş grubunda ki bir kız çocuğu cinsel ilişkiye ne rızası ,ne de vücut yapısı (Yani DOĞA) izin verir. Bu yaştaki bir dişinin döl yolu (VAJİNA) , gelişmiş bir erkek penisi ile cinsel münasebete hazır değildir,böyle bir ilişki 9 yaş grubunda ki bir dişiye muazzam zararlar verir,,hatta böyle bir ilişki ,eğer erkek cinsel organı bilinen oranların dışında ise(Büyük) ,dişinin hayati organlarına zarar verir.
    Bunun en yakın zamanda ki örneğini Yemen’den gelen bir haberde okuduk. (söz konusu mağdur 8 yaş seviyesin de idi) .
    Bunun istisnaları olabilir mi ,tabi ki doğanın bazı halleri ,yada yanış beslenme (Veya bilmediğimiz bilimsel açıklamalarla*) 9 yaş seviyesindeki grupta aşırı bir beden gelişmesi görülebilir,ki buda cinsel ilişkiyi haklı göstermez,çünkü anlama yaşı hala 9 yaş seviyesindedir. Eğer böyle bir durum varsa da ( yani 9 yaşında hem bedenen ,hem aklen hazır olma) milyarda bir oranı ile geçerlidir. Yine buda ilişki için geçerli sebep değildir,ancak kapalı toplumlarda bu olabilir.
    Yani nereden bakarsanız bakın yapılan sapkınlık,zevki kendi yönünden kullanma,erkeklik gücünü kadın (Dişi) üzerinde yalnızca kendine yönelik tatmin olarak kullanma.
    Birde tabi normal bir insan gözü ile bakalım,seks ilişkisi iki insanında zevk alma ve doğal olarak üreme duygusuna bağlıdır. İki taraftan biri bu vasıflara sahip değilse,olay yine sapkınlık ve baskıdır.
    Bunu kadınlar olarak ta görmeyelim, bu yaş seviyesinde ki her ilişki uygunsuzdur ve yalnızca bir tarafın zevk alması üzerinedir.
    Doğa yasaları (İnsan için)dişinin ve erkeğin cinsel ilişki ve sonrası doğurma yaşını başlangıç olarak 13-14 seviyesinde tutar,eş seçme ise karşı cinse talep ,6 yaş seviyesinde başlar ,bu da yine toplumun sınıflarına ,katmanlarına göre değişir.Ortalama seviye 6-17 yaş aralığındadır.
    yazdıklarımı acele yazdım ,zaman içinde alınmış bilgileri aktardım ,itirazları kabul ederim.

    Devam edilecek,sevgilerimle.
    • Beğen
    ________________________________________
    Konu KOBA2052 tarafından (Dün Saat 22:24 ) değiştirilmiştir..

    KOBA2052
    Açık Profil bilgileri

    KOBA2052 nickli üyeye özel mesaj gönderin

    KOBA2052 – E-Mail gönder

    KOBA2052 – Daha fazla Mesajını bul

    Ekle KOBA2052 ni temaslarıma

    Dün, 21:20
    #14

    spartaküs rızo
    ZULÜME İSYAN…
    Aktif Üye
    Kullanıcı Profili
    Üyelik tarihi: 01 Aralık 2013
    Üye No: 48501
    Bulunduğu yer: Dünya…
    Mesajlar: 1.166
    Teşekkür Grafikleri
    Ettiği Teşekkür: 460
    246 Mesajına 526 Teşekkür Aldı
    Tecrübe Puanı: 0

    ________________________________________
    neyi tartışıyoruz arkadaşlar,
    kadın köleci toplumda,
    zevk için alınıp satılırdı,
    tıpkı hayvanlar gibi,
    dinlerin hepside köleci toplumda çıkmıştır,
    dinlerin hepsindede kadın eziktir zavallıdır,
    feodal toplumda kadınların yapısı şekil degiştirerek,
    aynı çizgideki yapıya devam etmiştir,
    kapitalist toplumda kadın metaya dönüşmüştür,
    bir takım haklar elde etmiştir,
    kadın haklarını geliştiren emekçi kadın direniş ve platformlarıdır,
    kadın haklarını savunmak için,
    kadın erkek eşitliğini savunmak,
    bu yolda mücadeleyi gün geçtikçe geliştirmektir,
    kadın özgürleştikçe dünya halklarıda özgürleşecektir,
    kürdistandaki kadın özgürleşme hareketi dünyanın gündemine oturmuştur,
    bunun ülke geneline yayılarak taban kazanması,
    demokratik hak ve özgürlükleri geliştirecektir.
    kadın bu gün bu durumdaysa,
    suçu erkek egemen dünya yaratmak isteyenlerde aramak gerek,
    buna karşı örgütlü kadın ve toplum mücadelesini geliştirmekten geçer
    • Beğen
    Akseymen bunu beğendi.
    __________________

    .
    ________________________________________
    Konu spartaküs rızo tarafından (Dün Saat 21:24 ) değiştirilmiştir..

    spartaküs rızo Adli üyeye bu mesaji için Teşekkür Eden 3 Kisi: Akseymen (Dün), DenizKızı (Dün), hasan karataş (Bugün)

    spartaküs rızo
    Açık Profil bilgileri

    spartaküs rızo nickli üyeye özel mesaj gönderin

    spartaküs rızo – Daha fazla Mesajını bul

    Ekle spartaküs rızo ni temaslarıma

    Dün, 21:33
    #15

    KOBA2052
    Aktif Üye
    Kullanıcı Profili
    Üyelik tarihi: 03 Ekim 2010
    Üye No: 31995
    Mesajlar: 972
    Teşekkür Grafikleri
    Ettiği Teşekkür: 26
    47 Mesajına 123 Teşekkür Aldı
    Tecrübe Puanı: 0

    ________________________________________

    Alıntı:
    hasan karataş Nickli Üyeden Alıntı
    Koba arkadaş;

    Şimdiden bir şey söylemek istemiyorum ama mutlaka bizim de söyleyeceğimiz bir sözümüz vardır. Ebuzer arkadaş çok zor bir konu üzerinde tartışma yapıyor. İslama Aziz Nesin gibi bakmak istemiyorum. Kendilerine gerçek müslüman biziz diyenler ayni zamanda geçmiş zamanların da devrimciliğini yapmıştır. İmam Ali ve oğlu Hüseyin o zamanın devletine karşı savaşmışlar. Yine geçmiş zamanların önemli devrimcileri Anadolu isyancıları Allah, Muhammet ve Ali’yi birbirlerinden ayırmamışlardır. Düşünelim ve aceleyle konuşmayalım, hepimiz aklımızdan geçenleri söyleyebiliriz. İlk aklıma gelen, dinin devletle bağlantılı olanı tehlikelidir. Günümüzde beyinler dinle doldurulmaktadır. Bunu devlet ve partiler yapmaktadır. Gerçek tehlike buradadır.

    Sevgili Hasan ,şekerimi yükselttin yine, allasen yazdıklarımız ile senin şu yazdıklarını ne alakası var,birde türbana destek veren sol,Ebuzer arkadaşın astığı konunun neresinde. Ayşe ile Muhammet evlenmişler,sen ”
    Anadolu isyancıları Allah, Muhammet ve Ali’yi birbirlerinden ayırmamışlardır”,diyorsun,lütfen konuyu bağlama hünerine şaşırdım.

    Tabi ki doğru yol gösterdiğin şu cümlede gayet güzel olmuş,

    ”Ancak devlete bağlı İslami çevreler her nedense peygamberin Ayşe ile evliliği ile ilgili olarak, peygamberi savunmak için herhangi bir çaba sarf etmemektedirler.

    Bu konuda forumda yazdım,Ayşe konusu Müslümanların Pandora(sı)’nın kutusudur,bu Ayşe’nin aklı ile çalışması Müslüman toplumda edindiği statüdür. Peygambere ilk baş kaldıran,eleştiren,eline silah alan,evine kendinden başka kadın almayan, (İslamda) para kazanan ,başkomutan olarak bir ordu yönetmek,savaşa girmek ,olay dokuz yaş değil Ayşe’yi hatırlamak istememe olayıdır. (Tabi başka şeylerde katılabilir-Sağlıklı bir Ayşe biyografisine ulaşılabilirse.)

    Devrimciler kadın konusu diye bir konu üzerine özel olarak konuşmazlar,buna sınıf mücadelesi içindeki yerleri de dahil,devrimciler kim kaç yaşta ilişkiye girecek, kim kaç yaşında evlenecek diye tartışmaz,kim mini giyecek,kim kapalı,kim açık bizim dışımızdadır.
    Sevgili Hasan kardeşim,geçen 4 kadın (Kürt) belediye (eş) başkan konusuna bir alıntı astım, yazıyı yazan çok güzel bir toplama yapmış ,oku derim.Kadının cevabı orada.Okumuş isen ,((yorumlarımda (O konuda) parafını var,)) ikazım için özür dilerim.

    Son olarak yazayım,cinsel ilişki ve sex canlı içindir,herkesi hakkıdır,doğa bunu emreder,çünkü üremek zorundayız,yani soyun devamı. Devrimci de doğaya yabancı değildir,mücadelenin en yüksek ve şiddetli zamanında bile eşini seçebilmeli ve sex yapabilmeli.. Kısa veya uzun zamanlı beraberlik yaşamalı. İnsan doğasında (Fazla Bilmediğim -Hiç okumadım) asexülellik varmış,katkı yapan olursa yararlanırız.
    İçki konusu ise saçmalıktır,insan yapısı içkiye,alkole açıktır,bir insanın içki içmesi kadar normal bir şey olamaz. İçik insana zarar vermez,kalkıp bir seferde 2-3 şişe 40 derece ve üstü alkol tüketmedik den sonra.
    Aşırı örnek mi Van Gogh,içmiş absent’i kesmiş kulağı,örnek mi bu ,Müslüman getirir bunu önümüze koyar,milletin parasını çalanı da baç tacı eder.

    Sevgili Hasan Karataş kardeşim,seninde bildiğin bir şeyi yazacağım,Devrimcilerin,Sosyalistlerin,Komünistler in din ,türban, allah gibi konulara katılamak istenmesinin nedeni dışlanmalarını sağlamak içindir, güzel güzel konuşurlar en sonunda inanıyor musun derler ve sonra bak Allah’a inanmıyorlar derler. ne diyeceksin.
    Son olarak Ebuzer üyenin astığı yazı bilimsel falan değildir, İslami propagandasıdır ve yazını bilimsel olduğunu savunmak ,bire bir (Ben uzak durdum) tartışmak saçmalamaktan gayri bir değildir. Zaten anında cTurgut_f kısa bir alıntı ve yazı ile tüm yazıyı çürütmüş.
    Birde daha dün yazdım ,İslami tartışmalara ve dinci görüşlere saygımı ,ONLAR BİZE SAYGI DUYUYORLAR MI
    ,ellerine geçsek kör testere ile keserler.

    Çok yazdım okuyanlara teşekkür ederim, eksiğimiz oldu ise affola.

    Sevgilerimle.
    • Beğen

    KOBA2052 Kullanicisina Bu Mesaji Için Teşekkür Edenler: hasan karataş (Bugün)

    KOBA2052
    Açık Profil bilgileri

    KOBA2052 nickli üyeye özel mesaj gönderin

    KOBA2052 – E-Mail gönder

    KOBA2052 – Daha fazla Mesajını bul

    Ekle KOBA2052 ni temaslarıma

    Dün, 21:59
    #16

    KOBA2052
    Aktif Üye
    Kullanıcı Profili
    Üyelik tarihi: 03 Ekim 2010
    Üye No: 31995
    Mesajlar: 972
    Teşekkür Grafikleri
    Ettiği Teşekkür: 26
    47 Mesajına 123 Teşekkür Aldı
    Tecrübe Puanı: 0

    ________________________________________
    Devrim ve sosyalizm mücadelesinde kadın hakları,kadın -erkek eşitliği ,kadının özgürlüğü gibi söylemler saçmalamaktan öte ,Lenin yoldaşın öğretilerine hakarettir, devrimci mücadelenin hedefini şaşırtmak ,burjuva ideolojisini sinsice sosyalizm kavgasının içine sokmaktır, gerçek devrimci mücadele içinde ki kadın yoldaşlarımıza hakarettir,ötesi devrimci mücadeleye set kurmak ,hatta ihanete varacak bir kumpasa girmektir.
    Ustalar yazmış ve biz okuyup kabullenmişiz ,mücadele proletaryanın savaşıdır.Kadın,Erkek ………….!

    Her kadın ve erkek komünist ,(Kim varsa) sosyalizm’in ve sınıfın zaferi için savaşır,kişisel ve cinsel önceliğin sözü bile edilemez. Köleler kadın veya erkek diyerek sömürülmedi,köle diyerek zincirlendi,Spartaküs komünün de aynı aşı,aynı silahı kadın ve erkek paylaştı,Paris’te Komünde ,17’de Moskova’da ,Çin^de ,Kore’de,Küba’da ,Vietnam’da ,dünya’da ,Türkiye’de her komünist ( Kadın-Özel olarak-konu içi) devrimin zaferle taçlanması ve proletarya diktatörlüğünün ve sosyalizmin yola çıktı.

    Son NOT. Sorun bakalım kadın yoldaşlarımıza,Marksist -Leninist kadın savaşçılara ???.

    Güldürmeyin.
    Sevgilerimle.
    • Beğen

    KOBA2052 Kullanicisina Bu Mesaji Için Teşekkür Edenler: hasan karataş (Bugün)

    KOBA2052
    Açık Profil bilgileri

    KOBA2052 nickli üyeye özel mesaj gönderin

    KOBA2052 – E-Mail gönder

    KOBA2052 – Daha fazla Mesajını bul

    Ekle KOBA2052 ni temaslarıma

    Bugün, 00:11
    #17

    che_1955
    İŞÇİ…
    Kullanıcı Profili
    Üyelik tarihi: 13 Temmuz 2007
    Üye No: 4
    Mesajlar: 6.130
    Teşekkür Grafikleri
    Ettiği Teşekkür: 441
    134 Mesajına 374 Teşekkür Aldı
    Tecrübe Puanı: 100

    ________________________________________
    Herşey iyi güzelde abuzer haklı, Hasan Karataş ortamı ayarlıyor,Koba ise maymunların ateşi keşfettiği bu dönemde halen 1917’lerin tekrarlanmasının hayallerini kuruyor.

    Sahi Koba neden proleteryanın mücadelesini erkeklerle kadınlara veriyorsun?
    Hiç fabrika grevlerinde,direnişlerinde dediğin karma mücadele oldumu?
    Örneğin bir kadın işçi çıkıpta sağ yumruğunu kaldırdığında bütün erkek ve kadın işçiler enazından slogan attımı gördünmü?
    Hani bir zamanlar Partizanlar cephede erkeklerle birlikte savaşmışlar,onlarda en güzel atlara binip gittiler.

    Kadının ne işi varmış kardeşim mücadele alanlarında?
    Bana geçmişi anlatma günümüzden örnekle de’ki; Şu şu alanlarda “Her kadın ve erkek komünist ,(Kim varsa) sosyalizm’in ve sınıfın zaferi için savaşır”yor”,kişisel ve cinsel önceliğin sözü bile edilemez.

    Hayal alemindesiniz. Size karşı Abuzer tabiki her zaman haklı çıkacak çünki ona karşı ergümanınız yok sadece “Bilimsel” birtakım doneler sunuyorsunuzki bunlarda çerez mahiyetinde.

    Aslında anlatmaktan,örneklemekten imtina ettiğiniz şeyi Abuzer gayet iyi biliyor. Sanırım Hasan Yoldaş yazmış “Devletle din içiçe olduğunda tehlikelidir” işte bu tehlikeyi en iyi kadınlar bilir ve bunun politikayla ilgisi yok.
    Hani senin yazdığın “mücadele proletaryanın savaşıdır.Kadın,Erkek ………….!” varya?

    İşte Kürtler bu aşamayı geçti,bundan sonraki tufanı haber veriyorlar hemde açık açık.

    Ne diyorlar biliyormusun sevgili koba “Mücadelemizi erkek kadın yaptık,devletine diz çöktürdük.
    Geleneklerinede diz çöktürmek için; “Herkes dağdan inse binse, biz kadınlar dağlardan inmeyeceğiz. Kadınların, kendi iradeleri ve kimlikleriyle var olması mücadelesinde kadınların öz savunma gücü olarak varlığımızı koruyacağız” “Kadın Gerilla komutanı Roza Munzur”

    Sevgili Koba şimdi Abuzerin bu tip konuyu neden açtığını,sen ve seninle aynı düşüncede olanların neden ustalardan örneklerle kadın erkek eşitliğine,birlikte mücadelesine (Keşke erkek egemen Devrimciliğede bir salvo atsaydın) vurgu yaptığını,Abuzere şiddetle karşı çıktığını anladınmı?

    Aslında Abuzerin korkusu sizin korkunuzun yanında gerçekçidir çünki o tehlikenin farkında ama sizler Abuzeri tehlike olarak görüp ille eşit insandan dem vuruyorsunuz bilmiyorsunuz asıl olan potadır siz (Erk) sadece potada yoğrulana kimyasal katkı yapıyorsunuz,bundan eşitlik çıkmaz.
    Ne kadar eşit olduğunuzu Abuzergiller anlamış ama sizin anlamanız için Roza Munzur’un o ünlü çıkışını getirdim

    Aslında Abuzer; “Hz. Muhammed (s.a.a.) 9 yaşında ki Aişe ile evlenmiş midir?” diyerek yaklaşmakta olan (Erkek egemenliğe karşı pratikte verilecek mücadele) tehlike için; bilerek veya bilmeyerek yoklama çekiyor.
    Sizde bir güzel atlayıp,Muhammed 6 yaşında almıştır,9 yaşında bilmem ne yapmıştır,tüüü falan diyerek korkunuzu açığa çıkarıyorsunuz.
    Aslında sizde (Biz erkekler) korkuyorsunuz bu korku bahaneler yaratmaya itiyor sizleri (Kadın erkek eşitliği vb gibi)

    Kadının ergenlik yaşından öte Maazallah bide bizleri tohum makinesi gibi kullanırlarsa diye düşündünüzmü? (İsrail yöntemini uygularlarsa yandınız çünki israil tohumları bir verim verecek şekilde genleriyle oynuyor )

    Tehdit edenlerin omuzlarında kalişnikof var,tehlikenin farkındamısınız yoksa tarih 1945’de sizin için bitiyormu?

    Ah şu Kürtler yokmu?
    Amazonları yok oldukları coğrafyada tekrar diriltip başımıza bela edecekler

    İşte o zaman göreceksiniz kadının adıyla oynamak neymiş

    • Beğen
    __________________
    Sosyalistforum ; “Komünizm Kültürü ve Devrimci Dayanışma Platformu’dur, herhangi bir örgüt ya da partiyle bağı yoktur. Eşitlik, özgürlük, ortaklık, sınıfsız ve sömürüsüz bir dünya ortak değerlerimiz,yurdumuz ise bütün cihandır. Bu yüzden şoven, ırkçı, milliyetçi, militarist, dogmatik, cinsiyetçi ifadelere forumumuzda yer yoktur. Burjuvazinin “kutsalları”, burada geçersizdir.
    Sosyalist Kitaphane

    Sosyalist Gazete

    che_1955 Kullanicisina Bu Mesaji Için Teşekkür Edenler: hasan karataş (Bugün)

    che_1955
    Açık Profil bilgileri

    che_1955 nickli üyeye özel mesaj gönderin

    che_1955´nin Web Sitesini ziyaret edin

    che_1955 – Daha fazla Mesajını bul

    Ekle che_1955 ni temaslarıma

    Bugün, 00:38
    #18

    Umudun Zeybeği
    Aktif Üye
    Kullanıcı Profili
    Üyelik tarihi: 07 Eylül 2012
    Üye No: 43253
    Mesajlar: 332
    Teşekkür Grafikleri
    Ettiği Teşekkür: 164
    41 Mesajına 86 Teşekkür Aldı
    Tecrübe Puanı: 0

    ________________________________________
    Ebuzer cevap vermemiş, verebileceğini de zannetmiyorum çünkü yazısında bilimsel hiç bir yan yoktur. Konudaki en basit ayrıntılar dahi yazdığım gibi bilimsellikten uzaktır.

    Hiç bir doktora 9 yaşındaki bir çocukla ilişkiye girmeyi pedofili dışında bir şey olarak kabul ettiremezsiniz. İşin bilimsel özü budur. Amerikada 15, avrupada 18, asyada 20, nerede ne derseniz diyin, 9’un karşılığı yoktur.

    Muhammed peygamberi bu konuda aklamak istiyorsanız, bilimsel değil, tarihsel, sosyo-kültürel ve belki de dini yaklaşmalısınız. Kuran’da denildiği gibi Muhammed bir beşerdir, ve diğer canlıların yaptığı herşeyi yapar, o dönemin arap kültürel yapısında böyle evlilikler olduğundan o da bunu yapmıştır, demek bir savunma olur. Ama bu da Muhammed’in tarihe ışık tutan yaşamını dönemsel bir faniye dönüştüreceğinden herhalde sizin tarafınızdan tercih edilmemektedir.

    Koba yoldaş, Ayşe sünni mezhebine göre kutsal kişiliktir. Bu yüzden sünni kaynaklarında genellikle Ayşe’nin yaşı büyütülür böylece Peygamber de eşi de aklanmış olur. Yani Ayşe yi hatırlamak istememe gibi bir durum olamaz. Ebuzer arkadaş Şii mezhebinden olduğu için Ayşe’yi aklamak veya hatırlamak gibi bir derde düşmek yerine, doğa diyalektiğini çarpıtarak Muhammed’i aklama yolunu seçmektedir. (Şiilerin Ayşeye olan karşıtlığı, ilk fitne, cemel vakası)
    • Beğen

    Umudun Zeybeği Kullanicisina Bu Mesaji Için Teşekkür Edenler: hasan karataş (Bugün)

    Umudun Zeybeği
    Açık Profil bilgileri

    Umudun Zeybeği nickli üyeye özel mesaj gönderin

    Umudun Zeybeği – Daha fazla Mesajını bul

    Ekle Umudun Zeybeği ni temaslarıma

    Bugün, 01:36
    #19

    atila
    Aktif Üye
    Kullanıcı Profili
    Üyelik tarihi: 05 Mart 2014
    Üye No: 49589
    Mesajlar: 67
    Teşekkür Grafikleri
    Ettiği Teşekkür: 25
    23 Mesajına 44 Teşekkür Aldı
    Tecrübe Puanı: 0

    ________________________________________
    Bir soz vardir; ”sosyalizmin sorunlarinin cozumu sosyalizmdedir” derler. Sosyalizm yakin gecmiste bazi ulkelerde yasanmis; bugun davasi surmekte; yarinin olmazsa olmazidir. Yani gelecegin bilimsel zorunlu duragidir. Tabi dogacak cocuk oldugu muddetce, bir ebeye ihtiyaci olacak ve bizlerde bunun kavgasini vermekteyiz.

    Islam ile sosyalizmi; islamci ile sosyalisti; islam ogretisi ve yasam bicimi ile sosyalizm ogretisini, sosyalist yasam bicimini; islam ahlaki ile sosyalist ahlaki… ayni yerden ele alamaz; ayni ortamda karsilastiramaz; ayni kefeye koyamaz ve hatta karsilikli kiyaslama dahi yapamayiz. Bu maddenin diyalektigine aykiri olur. Birisi cikisi itibariyla ilerici ozellikler tasisada gunumuzde gericilesmis; digeri mevcut ilerici ozelligini korumakta… Bu yaniyla islamin surasi ya da burasina; peygamberin su ya da bu yasam bicimine bilimsel yaklasalim demek, bilimsel verilerle bazi seyleri izaha kalkismakta samanlikta igne aramaktan farksizdir. Ayni son belki bin yil sonra sosyalist yasam bicimininde degerlendirilmesinde bulunacaktir.

    Herseyden ote, islam; inanc ve ihtiyac ikilemiyle ayakta kalmis bu yaniyla egemenlerin elinde ezilenlere karsi kullandigi bir arac halini almistir. Burada bakis acisi soyle olursa ”islamin sorunlarinin cozumu islamdadir” derseniz, bugune gelmeye gerek kalmadan, sorunu ve tartismayi bugune yansitmadan, oldugu yerde birakmis olursunuz. Yok biz yinede tartisacagiz dersenizde; o gunun kosullarina gore dusunerek ancak tartisabilirsiniz… Gunumuze gore degil..

    Ama evet, islam hala inanc ve ihtiyactir. O ya da bu sekilde ayaktadir, onu donusturmek, cagimiza uyarlamak oncelikle kendi kurallari cercevesinde imkansizdir. Bizi ilgilendiren tarafi iktisat bilimindeki tanimla, yerini neyle ikame edecegimizdir. Bir ornek verelim; uyusturucu bagimlisi bir hastayi tedavi etmenin yontemi, ona aninda uyusturucuyu yasaklamak degildir. Boyle bir tedavide doktor hastasini uyusturucudan men ederse, hasta olumle yuzyuze kalir. Ve olecegini hisseden hasta, saldirganlasir; degil hastaliktan kurtulmak hasta olumle sonuclanacak noktaya gelir.

    Tesbihte hata olmaz. Buradan islamci hastadir sonucu cikarmayalim. Kaldi ki ailelerimiz basta olmak uzere cogumuz zaten islamin bir sekile, bir parcasiyiz. Simdi dusunelim; arap cografyasinin haline bir bakalim, en yakin ornegimiz Suriye’de din adina yasanan katliamlari dusunelim, ulkemizde ornegin bir Hizbul-kontra’yi ele alalim. Neyle karsilasiyoruz? Iste burada bir hastaliktir, lakin hastalik olan islamin kendisi degil, bizlere dayatilan seklidir. Kaldiki az once belirttigim gibi Islam bugunun degil dun’un yasam bicimidir; hastalik olan kapitalizmin onu en saglam araci ve silahi haline donusturmesidir. Ve tedavisi yukarida belirttigim gibi dersek, buna inanirsak yaniliriz. Boyle bir tedavi uygulayacagiz dersek doktor olmak bir yana insanligimizdan cikariz. Ve ayni sonuca, egemenlerin kurdugu tuzaga saplaniriz. Dusunsenize, komunizme karsi mucadelede en buyuk silahlari degil miydi dun ve bugun; Islam.
    • Beğen

    Bu konuyu kendi açımdan kapatmayı düşünüyorum. Herkes yazacağını yazdı. Kim neye inanmak istiyorsa veya neye inanmak istemiyorsa kendi bildiği yolda gitsin.

    Taksim’de evsizler için yapılan bir eylemde bir sosyalist ağabeymizle bir Müslüman kardeşin ortak eylemi olmasına rağmen bu konuları tartıştıklarını gördüm. Konu da Karl Marks’ın “kadınlar ortaklaşa kullanılır” sözü. Bu sözün gerçeklik boyutu nedir yoldaşlar benden daha iyi bilir. Bu konuyu açmıyorum. Sizde açmayın. Sadece olan bir durumu anlatmak istiyorum. Demek istediğim insanlar taksime de çıkacak, birbirlerinin inançlarını da değerlendirecek, bunlar gayet tabii şeylerdir.

    Kalkıp sübyancılıkla bir insanı itham etmek bir sosyaliste yakışmadı.

    Bilimsel düşüncelerini ortaya koyan bütün yoldaşlara teşekkürlerimi sunuyorum. Hasan arkadaşım yazına değerlendirmemi özeline yollayacağım.

    Sosyalizm’in evlenme yaşı ile ilgili 150-200 yıldır yapmış olduğu bilimsel bir çalışma var mıdır? Yoktur. 150 yıldır en önemli konulardan biri olan evlenme konusunda tek bilimsel çalışma Sosyalizmi savunan insanlar tarafından yapılmamış. Sosyalizmin bu konuda tek bir çalışması yoksa eğer eleştirisi de olmamalıdır. Sizler bugüne kadar insanlığa evlenme konusunda hangi yaşı önerdiniz?

    Turan dursun’un kitaplarını okumam tasfiye edilmiş. Okuruz neden okumayalım.

    Ama sizde lütfen Turan dursun’un evrendeki kanunları tesadüfen oluştuğuna dair bir kova suyun içerisine, bir fırçayı daldırıp duvara suyu sıçratması, bakın duvarda şekiller oluştu. O halde bu hayatta böyle tesadüfen oluşabilir gibisinden manasız, akıl dışı, bilimden uzak sözlerini sorgulayın.

    Gözün sinirinde 350 milyon hücre vardır. Bunu bir kova su ve bir fırça ile izah etmek gerçekten vicdanlı bir insanın yapacağı bir iş mi dir.

    Turan Dursun, İlhan Arsel gibilerinin yapmış olduğu en büyük sahtekarlık Emeviler döneminde sırf peygambere düşmanlık etmek ve onun itibarını düşürmek için uydurulmuş rivayetleri “alın bakın peygamber (saa) şöyle yapmış, böyle yapmış demeleridir”

    Size sadece bir örnek vereyim. Ebu Hureyre Sünniler içerisinde en çok hadis nakleden kişidir. Dikkat edin. En çok hadisi nakleden bu kişidir. Bu adam Muaviye’nin sofrasına oturan bir kişidir. “Ali’nin arkasında namaz kılmak güzel, ama Muaviye’nin de çorbası yağlı” diyen adamdır. Şimdi bu adamın sözleriyle hareket edersek yandık gitti.

    Şimdi asıl konumuza gelelim.

    Sizin tanıdığınız bir hukuk sistemi yok.

    Neticede günümüzün hukuku size göre ekonominin bir ürünü. Dolayısıyla sakın bu hukuka sarılmayın. Çünkü ideolojinizle ters. Size göre din ne ise hukukda aynıdır. İkisi de alt yapı olan ekonominin ürünü. Ahlak da öyle.

    Yani sizin ne hukukunuz nede ahlaki ilkeleriniz var. Ben demiyorum siz ahlaksız veya hak hukuk tanımayan insanlarsınız. Kesinlikle böyle bir kastım yok. Ama şunu itiraf edelim ki sizin hukuk, medeni hukuk v.s., ahlaki ilkeler gibi bir kendi dilimle anlatayım ilmihaliniz yok.

    Mesela Fransız hukukunumu kabul edersiniz, yoksa İspanya hukukunu mu? Hepsi burjuva hukuku.

    Yani sosyalizm gibi bir ideolojinizin olduğu gibi bir medeni hukukunuz yok. Zaten Koba ağabeymiz bunu itiraf etmiş. Sosyalistin kadın-erkek eşitliği v.s. gibi bir gündemi olamayacığını, bunları konuşmanın mantığı olmadığını beyan etmiş. Sosyalist ekonomiyle ilgilenir gibi bir algı aldım.

    Che 1955’e de özgür düşüncesinden dolayı teşekkür ederim. İşin doğrusu bu sosyalist dili çözmekte zorlanıyorum.. Koba ağabeyimizde özgür bir dil kullanmış.

    Aslında benim aradığım insan tipleri bunlardır.

    Turgut arkadaşımızda yine bilimsel bir yaklaşımla konuyu ele almış. Kendisini tebrik ediyorum.

    Turgut arkadaşım, bir çocuğun 4-5 yaşlarında kendi cinsel organıyla oynaması ile, bir kızın rahminin doğuma hazırlanması birbirleriyle kıyaslanamaz.

    Şimdi konumuza gelelim. Siz bu hukuk sistemini kabul etmiyorsunuz. Din

  13. ALTAY diyor ki:

    Ben bir Turk olarak islami inceledim, islam dinin tarihi gelisim sureci, bu dinin
    kurallari bu kularlarin nasil olustugu gibi, ayet, hadis olaylarinin tamamen Yuce bir varliktan degilde, hurma agacinin dibinden, olusan durum ve olaylara gore uyduruldugu cok acik bir sekilde anlasiliyor ve kesinlikle kusku yok.

    Bu sadece islam dinine ozgu bir durum degil, sami dinleri
    yani yahudi/arap dinlerinin tamami benzer safhalardan gecmis ve gunumuze kadar ulasmis..
    Tevrat’in ve hiristiyanligin vede Islamin yahudi dinlerinden turedigine kesinlikle suphe yok, ozellikle Yahudilerin, Babil Krali Suleyman’in islam ve yahudi dinlerine etkisi bilinmektedir, ve Suleymanin kanunlarinin hala islamin cok onemli temel taslarini olusturdugunu inkar etmek mumkun degildir, bununla beraber museviligin ilk gelisme donemlerinde Sumer inanclarindan, dini hikayeleri ve bir takim kurallari, kanatli meleklerin gorevleri ve isimleriyle beraber Zerdustlukten ve Sumerlilerden transfer edildigini bugun teokrasi bilimiyle ugrasanlar teoloji derslerinde bir gerceklik olarak islemektedir.

    Sami dinleri arasinda Muslumanligin gelisiminin din yayama bahanesiyle YAGMA, GANIMET VE ZENGINLIKLER EDINME, BASKA KUCUK VE GUCSUZ KABILELERIN BASKIN VE SALDIRILAR SONUCU ELE GECIRILMESI ve savunmasiz kalan genc kadinlarin, buyuk bas hayvanlarinin ganimet olarak saldirganlara arasinda pay edildigi ve esir alinan erkeklere kendilerine asker olmak karsiliginda ozgurluk ve ganimetten pay alma gibi usuller sonucu silahli guc gelistirilmis ve pekistirilmistir oldugunu gorebiliyoruz, BU KUCUK CAPLI BASKIN VE SALDIRILARIN SANKI BIR DIN SAVASI OLMUSCASINA BIZE ‘CIHAT veya din savasi) OLARAK SUNULMASI, DOGRU DEGILDIR.. BU YAGMA, GANIMET DUZENI BASARILI OLDUKCA, SALDIRILAR KUCUK KABILELERDEN, ORTA BUYUKLUKTEKI
    KABILELERE VE DAHA SONRA BUYUK KABILELERE KARSI VE EN NIHAYETINDE
    AYRI DEVLETLERE VE TOPLUMLARA KARSI YAPILDIGINI GORUYORUZ. Islami kusursuz bir din gibi gosterme cabalari ve yapilanlarin tamaminin dogru oldugunu gosterme cabalaridir ki;bugun 21. yuzyilda Islam dini en geri kalmis, en cahil kitlelere sahip, en geri din ve toplumlar olarak sonuc bulmustur.

    Bu yazimi okuyacak olanlar elbette kufur edecekler ve beni kafir olmakla itham edeceklerdir, olsun; daha once sorgulamadan inandigim bu dini son 14 senediki akp iktidari donemindeki uygulamalarin genis musluman olan kitleler tarafindan yadirganmadan kabul gormesi beni bu dini arastirmaya ve yapilanlarin dogru olup olmadigini arastirmaya itmistir.
    Ozellikle ortadogudaki ic savaslarda isid’in aynen islamin ilk ortaya ciktigi donemdeki uygulamalari tatbik etmeleri ve bu tatbik edilen uygulamalarin bizdeki islamcilar tarafindan desteklenmesi, benim, islam dinini sorgulamama sebeb oldu, ve ne kadar dogru olduguna inanmak istemesemde; islamin ortadoguda yayilma sureci aynen ISID’in Suriye’de yaptigi gibi oldugunu tarihi belgeler isiginda bilinen gercekler isiginda gordum ve idrak ettim; ozellikle asyadaki Turk kabilelere yapilan ganimet saldirilari sonucu katledilen ve esir edilen Turklerin kadinlarinin seks ve hizmet amacli kole olarak alinip satildigini biliyoruz, erkeklerinin emevi araplara asker yapildigini ve (MEMLUK) olarak adlandirildiklarinida biliyoruz. Bu temmel isiginda yahudi/arap dinlerinin Turklere en kutsal bir dinmis gibi kabul ettirilmeye calisilmasi ve bu temelde;
    koku, soyu, asli Turk olanlarin, din bahane edilerek Arapca isimler almalari, arap gibi giyinmeleri, arap gibi oturup arap davranmalari, arap harflerini kendilerine kutsal saymalari gibi bircok islemin sonucu olarak, bugun Turkiye’de ummetci oldugunu soyleyen kendi benliginden uzak, kendi oz aslina dusman, araplara asimele olmus milliyetsizler var..

    Buradan soruyorum, dini bahane aderek kendi oz soyuna dusman ARAP GORDUNUZ MU? Hiristiyanlik dinini bahane aderek kendi oz soyuna, milletine, topragina, ordusuna dusman Ingiliz, Rus, Fransiz, Yahudi, Italyan GORDUNUZ MU? YOK BOYLE BIRSEY GOREMEZSINIZ..
    BU SADECE TURKLER UZERINDE ETKILI OLAN VE TURKLERIN OZ BENLIKLERINI KAFESLEYEN BIR DURUMDUR. OZU TURK OLANLARIN BUNU DUSUNMESI VE OZ TURKLUGUNU BENIMSEMESI GEREKIR, BUGUN KURTLER BILE MUSLUMNLIGI BAHANE EDEREK KENDI OZLERINE HAINIK YAPMIYORLAR, EZANI BILE KURTCE OKUYORLAR; BUNU ARABIN KUYRUGUNA TAKILMIS VE ARAPTAN DAHA KUTSAL BIRSEY YOKMUS GIBI PESINDEN KUYRUK GIBI SURUKLENENLERIN KENDISINE SORMASI GEREKMEKTEDIR..
    BURADAN SESLENIYORUM; EY TURK, TURK KIMLIGINLE, TURK BENLIGINLE GURUR DUY, TURKCE KONUS, COCUKLARINIZA TURKCE ISIMLER VERIN, TURK TORESINI OGRENIN, KADINLARINIZA ESIT SOZ VE DANISMA HAKKI TANIYIN, KIZLARINIZI OGULLARINIZLA ESIT GORUN VE DAVRANIN, GUCSUZU EZMEYIN, KALLESLIK YAPMAYIN, KADINLARA KOTU SOZ SOYLEMEYIN, KOTU DAVRANMAYIN VE KOTU DUSUNMEYIN. DUSKUNLERE YARDIM EDIN, YARDIM EDERKEN BUNU SAGA SOLA GOSTERMEYIN..COK OKUYUN, COK OGRENIN EN ONEMLISI COK CALSIN..BILIN KI, KENDI OZ ADINIZDAN, SANINIZDAN, TORENIZDEN, DILINIZDEN, YAZINIZDAN, AKLINIZDAN DAHA DEGERLI DAHA KUTSALI YOKTUR.. ARAPIN, YAHUDINI, HIRISTIYANIN DUSUNCESIDE, ADI DA SANI DA TURKUNKUNDEN DAHA KUTSAL VE KIYNETLI DEGILDIR.. EN KIYMETLI VARLIK KENDI OZUMUZDUR.. NE MUTLU TURKUM DIYENE…

Leave a Reply