BİLİM FELSEFE DİN Rotating Header Image

Hz. Aişe’nin Evlilik Yaşı

[BFD Editörü: Yaşar Nuri Öztürk'ün Hürriyet'te bu konuya değindiği bir yazısını gördüm. Konu gündeme taşınmışken ben de Mehmet Azimli'nin bu konudaki bir araştırmasını paylaşmak istedim. Ayrıca makaleyi pdf olarak buradan indirebilirsiniz.]

Yazar: Mehmet Azimli (Yrd. Doç. Dr. Dicle Üniversitesi İlahiyat Fakültesi)
Kaynak:
İslami Araştırmalar, Cilt 16, Sayı 1/2003

Hz. Aişe’nin Evlilik Yaşı Tartışmalarında Savunmacı Tarihçiliğin Çıkmazı

Özet

Bu çalışma, Hz. Aişe’nin Hz. Peygamber ile evlendiğinde yaşının dokuz mu onsekiz mi olduğu konusundaki tartışmayı incelemektedir. Hz. Aişe’nin onsekiz yaşında iken evlendiği görüşünü savunanların, bölgenin iklim ve evlilik kültürünü dikkate almamaları, bu görüşün bilimsel olmaktan ziyade Oryantalist söyleme karşı tepkisel bir savunma psikolojisi içerisinde ortaya konulduğu belirtilmektedir. Bölgenin iklim yapısı ve evlilik kültürü göz önüne alındığında birçok örneği olan ve toplumsal olarak hiç problem edilmeyen bu evliliğin esasen Hz. Aişe dokuz yaşlarında iken gerçekleştiği ve rivayetlerin de bu noktada odaklandığı sonucuna ulaşılmıştır.

Giriş

Hz. Muhammet (a.s.),VII. yy.da Arabistan’da yaşamış ve Arap kültürü içinde yetişmiştir. Bu kültürün bir üyesi olan Hz. Peygamber, İslam Dini olarak insanlara tebliğ ettiği “Din” ile mensubu bulunduğu kültürde önemli değişiklikler yapmıştır. Sosyal yaşamın birçok alanında ve kurumlarında gelenek haline gelmiş yaşam biçiminde (adetlerde) büyük ölçüde değişimleri gerçekleştirmiştir. Aile yapısı, kadının konumu, evlilik ve boşanma gibi sosyal hayatın en başat değerleri de söz konusu değişimden pay alan kurumlar arasındadır.

Büyük değişimlerin mimarı olmasına rağmen, aynı geleneğin bazı adetleri İslam Dini içinde kabul edilmiş ve sürdürülmüştür. Örneğin evlilik akdi (nikâh) konusunda Hz. Peygamber önemli değişiklikler, düzenlemeler getirmiştir, fakat evliliğin yaşı, evlilik merasimi vs. gibi geleneğin hâkim olduğu cihetlere dokunmamıştır. Hatta kendisi de bu alandaki geleneğe tabi olmuştur. VII. yy. Arap kültürünün bir üyesi olmasına bağlı olarak yapmış olduğu bir kısım davranışları, zaman zaman eleştiri konusu olmuştur. Hz. Aişe ile evliliği de eleştiriye konu olan hususların başında gelmektedir. Özellikle bir kısım Oryantalistler, Arap örfüne (kültürüne) ait özel durumları yanlış yorumlayarak veya kendi kültürlerine kıyaslayarak eleştirilerinde ileri gitmişlerdir. Hz. Peygamberin 9 yaşındaki Hz. Aişe ile evlenmesi olayını “54 yaşlarında bir erkeğin oyuncaklarla oynama çağındaki bir çocukla evlenmesi” olarak nitelendirerek, bu evliliği bir anlamda şehvetperestlik, hatta daha da ileri götürerek sübyancılık olarak nitelendirmişlerdir. Yaşlı bir erkeğin, bakire bir kız çocuğuyla “garip evliliği” diye yorumlamışlardır.

Oryantalistlerin haksız ve hatalı eleştirmelerine, savunmacı bir refleksle cevap veren Müslüman alimler, benzer bir hata ile Hz. Aişe’nin evlilik yaşını, kendi kültürlerindeki ortalama evlenme yaşı olan 15-20 arasına çekmeye çalışmışlardır. Hz.Peygamberin 9 yaşında bir kız çocuğuyla evlen-i ermeyeceğini, bunun bir iftira ve düzeltilmesi gereken bir yanlış olduğunu savunup, Hz. Aişe ile 17-18 yaşlarındayken evlendiği görüşünü dile getirmişlerdir. Rivayetlerin, zorlama tevillerle yorumuna dayalı bu tutum da, ayrı bir problem teşkil etmektedir. Bu görüşü benimseyenlerin önde gelenlerinden olan Ö. Rıza Doğrul, tercüme ettiği Mevlana Şibli’nin Asr-ı Saadet isimli eserine yaptığı ilavede bu konuyu uzunca tartışmış ve Hz. Aişe’nin evlilik yaşının 17-18 olduğu görüşünü savunmuştur.

Biz bu çalışmamızda, hem batılı bilim adamlarının, hem de onlara cevap veren Müslüman tarihçilerin konuyla ilgili görüşlerini, kaynaklarımızda yer alan Hz. Aişe’nin evlilik yaşıyla ilgili rivayetlerle yeniden değerlendirmeye çalışacağız.

Araştırmamızın temel hedefi, bu konudaki kanaatimizce yanlış olan iddiaları inceleyip, tarihi rivayetler ışığında mevzuyu aydınlatmaya çalışmaktır. Çalışmamızda, ağırlıklı olarak Ö. Rıza Doğrul’un, kısmen de benzer kanaatesahip olan çağdaş müelliflerin görüşlerine yer vereceğiz. Eleştirisini yapacağımız görüşlerin akabinde kendi görüş ve kanaatlerimizi de belirteceğiz.

A. Hz.Peygamber’in Evlilik Hayatı

Hz. Peygamber’in birden fazla kadınla evlenmesine, özellikle Batılı bilginler tarafından, çok evliliğin o dönemin sosyal sisteminin bir parçası olduğu ve birçok ahlaki, sosyal ve iktisadi sorunların çözümünde gerekli bir olgu olduğu düşünülmeden, tarafgir bir anlayışla tenkitler yöneltilmiştir. Bu tenkitleri yapan Batılı bilginlerin, aynı geleneğin mensubu olan, Hz. Davud ve Hz. Süleyman’ın evlilikleri konusunda hiçbir eleştiride bulunmamaları, tenkitlerinde tarafsız olmadıklarını göstermektedir.

Hz.Peygamber’in kadın düşkünü bir şehvetperest olduğu şeklindeki iddialara karşı, Hz. Peygamber’in niçin çok evlendiğinin sebeplerini anlatarak savunan bir çok reddiyeler yazılmış ve bu konuda değişik araştırmalarda cevaplar verilmiştir. Onun çok evliliğini sırf Müslüman müellifler değil, aynı zamanda bazı insaflı müsteşrikler de savunmuşlar ve cevaplar vermişlerdir. Bunlardan birisi olan Cariyle şöyle demektedir:

O, 25 yaşında iken kendisinden 15 yaş büyük olan bir kadınla evlendi ve onunla 25 yıl ömür sürdü. Kadınlara rağbet etmedi. Birden bire huyunu karakterini ve davranışını değiştirip nasıl kadın düşkünü olabilir ki? Buna ben kendi hesabıma inanmam.

Gerçekten de 25 yaşında iken evlendiği ve kendisinden 15 yaş büyük olan, Hz.Hatice ile 50 yaşına kadar yaşayan Hz. Peygamber, 50 yaşında iken yaşıtı olan Şevde ile evlenmiş ve çok evliliklerine 53 yaşından sonra başlamıştır. Evlendiği hanımlardan biri hariç tümü, ya dul ya da önceki evliliklerinden çocukları olan kadınlardır. Bu da, evliliğin ana saikinin “şehvet” olmadığını göstermektedir.

Hz. Peygamber’in çok evlenmesinde, siyasi amaçların ağırlıkta olduğunu düşünüyoruz. Örneğin, Hz. Aişe ve Hz. Hafsa ile evlenerek, Hz. Ebubekir ve Hz.Ömer’le ilişkilerini güçlendirmiştir. Beni Mahzum’dan Ümmü Seleme ile evlenerek, İslam’a en büyük düşmanlığı yapan Ebu Cehil’in kabilesinin düşmanlığını önlemiştir. Ümmü Habibe ile evlenerek, Mekke lideri olan babası Ebu Süfyan’la ilişkilerini yumuşatmaya çalışmış, bir daha savaşta kendisinin karşısına çıkmamasını sağlamıştır. Benî Nadir liderinin kızı Safiyye ile evlenerek Yahudilerin düşmanlığını azaltırken, Benî Mustalik’in liderinin kızı Cüveyriye ile evlenerek de, bu kabilenin İslam’a girmesini sağlamıştır. Meymune, ile evlenerek Meymune’nin kız kardeşinin evli olduğu ünlü kabile lideriyle bacanak olmuş ve onlarla yakınlık sağlamıştır. Zeynep b. Cahş’la evliliğini, bir Cahiliyye adetini yıkmak için Allah istemiş ve Kuran’da bu konuyla ilgili ayetler indirmiştir. Diğer hanımı Zeynep binti Huzeyme ise, Hevazin’in çok güçlü bir kabilesine mensuptur.

Kısaca zikrettiğimiz bu politik sebeplerin bile onun evliliğinin “şehvefile ilgili olmadığını göstermeye yeteceği kanaatindeyiz.

B. Hz. Aişe’nin Evlilik Yaşı Konusundaki Görüşlerin Tenkit ve Tahlili

Hz. Aişe’nin Hz. Peygamber ile evlilik yaşı konusundaki tartışmaları maddeler halinde verip, her bir madde içinde; bu görüşlerin eleştirilerini yaptıktan sonra, kendi görüş, değerlendirme ve cevaplarımızı da aynı madde içinde belirteceğiz.Mevlana Şibli “Asr-ı Saadet” isimli eserinde; Hz. Aişe’nin doğum tarihi ile ilgili bilgilerin güvenilir olmadığından hareketle evlilik yaşını tespit etmeninde mümkün olamayacağını, dolayısıyla rivayetlerde belirtilen yaşın, kuşkulu olduğunu söylemiştir.Aynı görüşe Rıza Savaş’da katılmaktadır.İslam tarihi kaynaklarında, hiçbir sahabînin doğum tarihi konusunda net bir bilgi yoktur. “Asrı Saadet” isimli esere yaptığı (ilave) açıklamalarda Ö. Rıza Doğrul’un da belirttiği gibi, o dönemde, bugünkü gibi nüfus daireleri yoktu ve kimsenin doğum kaydı yapılmıyordu. Nitekim günümüzde bile, özellikle kırsal kesimde, doğan çocukların doğum kaydı yapılamamakta, çocukların ailelerine çocuğun yaşı sorulduğunda, tarih olarak “ekinler biçildiği zamanda, narlar kızardığında, bir kış günü veya şu önemli olay olduğunda doğdu ” şeklinde cevaplar alınmaktadır.O dönemde bütün sahabilerin yaşları, genelde ölüm zamanındaki yaşlarına göre hesaplanıyordu. Bu ilkeden hareketle, Hz. Aişe’nin vefat tarihinden, yaşı çıkarıldığında yaklaşık olarak doğum tarihi bulunabilir. İslam tarihçileri, Hz. Aişe’nin vefat tarihi olarak genelde H. 58 yılını, vefatı sırasındaki yaşı olarak da 66 yaşını vermektedirler. Bir kısmı, vefat tarihi olarak H.56-59′u, vefatı sırasındaki yaşı olarak da 65-67 yi belirtseler de, çoğunluğu birinci görüşte müttefiktirler.11 Böylece Hz. Aişe’nin vefat esnasındaki yaşından, vefat tarihini çıkardığımızda (66-58=8) Hicret sırasında Hz. Aişe’nin yaşının 8 olduğu ortaya çıkar. Hicretten bir yıl sonra evlendiğine göre ise evlilik yaşı 9 olacaktır. 12 İbn Kesir bu yaşta evlendiği konusunda hiçbir ihtilafın olmadığını belirtir.

Hicretin ilk yılında evlendiği sırada 9 yaşında olduğuna göre, doğum tarihi Nübüvvet’in IV. yılına tekabül etmektedir. Hz. Aişe’den gelen “Ben kendimi bildim bileli İslam in içindeyim” sözü de bunu kanıtlamaktadır.Ö. Rıza Doğrul, Hz. Aişe’nin vefat ettiği sırada 74 yaşında olduğunu belirtse de bu rakamı (yaşı), tarihsel olarak kabul etmek mümkün değildir. Çünkü hiçbir tarihi kayıtta Hz. Aişe’nin bu yaşta vefat ettiği belirtilmemektedir. Müellifin, Hz. Aişe’nin 74 yaşında öldüğü konusundaki görüşü yalnızca Hz. Aişe’nin 17 yaşında evlendiği görüşünü esas alarak yaptığı yanlış bir kıyaslamanın sonucudur.

Sonuç olarak Hz. Hatice’nin Nübüvvetin 10. Yılında vefat etmesi üzerine Havle’nin teklifi ile söz kesilmiş ve Hicretin I. Yılında ise evlilik gerçekleşmiştir. Bizzat Hz. Aişe’den gelen rivayetlerde 6 yaşında sözlendiği ve 9 yaşında da evlendiği belirtmektedir.

Ö. Rıza Doğrul, Hz. Aişe’den nakledilen “Ben Mekke’de oynayan bir çocuk iken Hz. Peygambere “Hatta onların vadeleri kıyamettir ve kıyamet ise daha dehşetli ve daha acıdır.”

(Kamer 46) ayeti inmişti” şeklindeki Hz.Aişe’den nakledilen bu rivayeti delil alarak özetle şunları belirtir;

”Bu yaşta bir çocuğun bu ayetleri ezberlemesi, müşriklere acı azabı müjdeleyen bu ayetleri anlaması, Müslümanların başından geçen buhranlı vakalarla bu kadar alakadar olması ruhen ve fikre mümkün değildir. Bunu kabul etmeye imkan yoktur. Ne kadar zeki olursa olsun bu yaşta bir çocuk Kur’anla bu kadar alakadar olamaz. Ayrıca Kamer suresinin boykot yıllarında inmesi mümkün değildir. Çünkü bu konuda mucize gösteriminin gerçekleşe¬bilmesi için Müslümanların müşriklerle görüşmeleri lazımdır. Öyleyse bu surenin Müslümanların işkence yıllarında inmesi gerekir. Bu yıllarda Hz. Aişe hin çocuk olduğunu kabul etsek bile bu durumda Hz. Aişe peygamberlikten önce doğmuş demektir” şeklinde görüşlerini aktarmaktadır.

Bu görüşü Rıza Savaş da paylaşmaktadır.

Yazarın kendi görüşünü desteklemek için delil olarak ileri sürdüğü Hz. Aişe’den nakledilen bu rivayet, aslında yazarın görüşlerinin aleyhine bir delil olarak alınabilir. Bu yaşta bir çocuğun söz konusu ayetin ne şekilde indiğini bilmesi değil, bilememesi mümkün değildir. Çünkü bu yaş grubundaki çocuklar, o dönemdeki bir olayı rahatlıkla anlayabilecek ve kavrayabilecek bir çağdadır. Günümüzde de, 5–6 yaşlarında hafız olmuş çocuklar görebilmekteyiz.

Kaldı ki Doğrul; “Altı yaşında bir çocuk ne kadar zeki olursa olsun nihayet çocuktur. Bu ayetlere nüfuz edemez” şeklinde açıkladığı paragrafta bu sözleri aktarırken aynı paragrafta Hz. Aişe’nin Nübüvvetin gelişinden 2 veya 3 yıl önce doğduğunu, Kamer suresinin de Nübüvvetten sonra IV. Yılda indiğini belirtmiştir. Bu durumda kendi hesabına göre bile bu ayet indiğinde Hz. Aişe 6 veya en fazla 7 yaşında olmaktadır. Böylece müellif kendi de çelişkiye düşmektedir. Ayrıca Kamer suresinin boykot yıllarında, yani Nübüvvetin 8–10. senelerinde indiği ifade edilmiştir. Demek oluyor ki bu ayet indiğinde Hz. Aişe en az 5 en fazla 7 yaşlan arasındadır. Çünkü boykot yılları İslam’ın gelişinin 8. veya 10. yılları arasında olmuştur. Kamer suresi de boykot yıllarında indiğine göre Hz. Aişe sure indiğinde en azından 5–6 yaşlarındadır. Bu yaşta biri de ayetleri rahatlıkla ezberleyebilir ve anlamlarını kavrayabilir.

Yazarın; “bu sûre boykot yıllarında inemez, çünkü Müslümanlar müşriklerle görüşmüyorlardı” şeklindeki iddiası da doğru değildir. Çünkü, Müslümanlara bu dönemde, Haram Aylarda, 4 ay boykot uygulanmıyordu. Bu dört ay içerisinde müşriklerle görüşüyorlardı ve Kamer suresi de bu dönemde, boykot yıllarında, Mina’da iken inmiştir.

Dolayısıyla Doğrul’un bu yaklaşımı da isabetli değildir.

Rıza Savaş, Hz. Aişe’nin; “Kendini bildi bileli anne-babasının dine inandıklarını” belirten ve devamında, Hz Ebu Bekir’in Habeşistan’a hicret etmek üzere yola çıktığını anlatan rivayeti delil göstererek, Hz Aişe’nin bu olayı nakledebilmesi için, yaşının bu olayı gözlemleyecek kadar büyük olması gerektiği sonucuna varmaktadır. Olayı Hz. Aişe’nin daha sonra birilerinden nakletmiş olabileceği şeklindeki bir yorumun ise, ancak rivayeti ikiye bölerek (I.kısımla II. kısmı birbirinden ayırarak) yapılabileceği, bunun da yanlış olduğu kanaatindedir.

Fakat rivayetin ilk bölümü de, Hz. Aişe Nübüvvetten sonra doğmuş olduğunu apaçık göstermektedir. Rivayetin II.kısmı ise, muhtemelen Hz. Aişe’in yaptığı bir mürseldir. Aynı rivayetle ilgili Doğrul, Hz. Aişe’nin, “Kendini bildi bileli anne-babasının dine inandıklarını” belirten rivayeti delil alarak, bu rivayetin Hz. Aişe’nin Nübüvvetten sonra doğduğunu gösteremeyeceğini, bilakis Hz. Ebubekir’in Nübüvvet gelmeden önce de putperest olmadığını Hanif olduğunu, bundan dolayı bu rivayetin onun Nübüvvetten sonra doğduğu konusunda delil alınamayacağını, belirtmektedir.

Halbuki rivayete iyi baktığımızda, bu yorum ikiyönden geçersizdir. Birincisi; hadisteki Din kelimesi “ed-Din” şeklinde marife olarak kullanılmıştır. Bundan da İslam’ı kastettiği anlaşılmaktadır. İkincisi ve daha önemlisi; Hz. Aişe rivayetin devamında bu dinin İslam dini olduğunu ve çocukluğunda Hz. Peygamber’in devamlı kendilerine geldiğini anlatarak, kendisinin Nübüvvetin geldiği dönemde doğduğunu açıklamıştır. Rivayette yer alan vurgu, onun İslam döneminde doğduğunu belirtmektir. Böylece, rivayette zikredilen yaşın doğruluğu ortaya çıkmış olmaktadır.

Rıza Savaş ve Doğrul, Hz. Aişe’nin ablası Hz. Esma’nın, Hicret sırasında 27 yaşında olmasından hareketle, ablasından 10 yaş küçük olan Hz. Aişe’nin de buna göre 17 yaşında olacağı sonucuna ulaşmaktadırlar. Hz. Aişe de hicretten hemen sonra evlendiğine göre, evlendiği sırada 17-18 yaşlarında olması gerektiği görüşünü dile getirmektedirler.Şimdi bu görüşü incelemeye çalışalım.

Öncelikle Hz. Aişe’nin vefatı sırasında kaç yaşında öldüğünü tespit edebilirsek evlendiği esnada ki yaşını tespit etmek kolaylaşacaktır. Daha öncede aktardığımız gibi tarihçiler Hz. Aişe’nin H. 58 yılında 66 yaşında vefat ettiğini kabul etmektedirler.30 Buna göre eğer H.58 de Hz. Aişe 66 yaşında vefat ettiyse, Hicret sırasında 8 yaşında ve evlendiği sırada H. I. yılda 9 yaşında olacaktır.(66–58=8, 8+1=9)

Aynı hesaplama yöntemini ablası Hz. Esma’ya da tatbik edersek, Hz. Aişe vefat ettiğinde (H. 58) Hz. Aişe’den 10 yaş büyük olan Hz. Esma’nın 76 yaşında olması gerekir. (66+10=76) Hz.Aişe vefat ettiğinde, yani H.58 de 76 yaşında olan Hz. Esma, Hicret sırasında 18 yaşlarında, 10 yaş küçük olan Hz.Aişe ise 8–9 yaşlarında olacaktır.(76–58=18)

Hicret sırasında 27 yaşında olduğunu savunan yazarlar, Hz. Esma’nın ölümü esnasındaki yaşından yola çıkarak bu sonuca varmaktadırlar. Şimdi bu konuyu biraz daha geniş bir şekilde inceleyelim. Hz. Esma’nın H. 73 yılında öldüğü kesindir. Bu konuda tarih kitaplarında hiçbir ihtilaf yoktur. Öldüğü esnadaki yaşı konusunda bazı bilginler 100 rakamını verseler de kaç yaşında öldüğü konusunda ihtilaf vardır. Hz. Esma, oğlu Abdullah b. Zübeyr’in Haccac tarafından şehit edilmesinden birkaç ay sonra vefat etmiştir.Hz Esma’nın ölüm yaşı konusunda ihtilaf bulunduğundan bazı bilginler, Arapça’da genel de 40,70,100 gibi sayıların çok¬luktan kinaye olarak kullanılabileceği prensibinde olduğu gibi, 100 yaşında öldüğünü bildirmişlerdir. Yani, bu bilgiyi veren bilginlerin kasıtları Hz. Esma’nın uzun süre yaşadığını belirtmektir. Yoksa net olarak tam yaşını vermeyi değil. Örneğin, muhakkik bilginlerden, İbn İmad ve ez-Zehebi bu şüpheli bilgiden dolayı Hz.Esma’nın 90 yaşında veya bunu biraz aşmış bir yaşta vefat ettiğini belirtirler.

Bu hususta şöyle bir hesaplama yaparsak konu daha da netleşebilir: Hz.Aişe’nin vefat ettiği H. 58 den Hz. Esmanın vefat ettiği H. 73′e kadar geçen 15 yıllık süreyi Hz. Esma’nın H. 58 deki yaşına eklediğimizde Hz Esma’nın yaşı vefat ettiği sırada 91 eder. (76+15=91). Bu da gösteriyor ki Hz. Esma vefat ettiğinde 91 yaşlarıda olmaktadır ve 100 yaşında olması mümkün gözükmemektedir. 91′den öldüğü tarih olan H.73 ü çıkardığımızda (91-73=18) Hz. Esmanın Hicrette, yani Hz.Aişe’nin evlendiği yılda 18-19 yaşlarında olduğunu buluruz. Hz.Esma ile Hz.Aişe arasındaki yaş farkı 10 yaş olacağına göre Hz. Aişe’den nakledilen ve bütün tarihçilerin müttefik olduğu “6 yaşında sözlendim 9 yaşında evlendim” ifadesinin doğru olduğu ortaya çıkar.

Bütün bunlara ilaveten şunu da söylemek mümkündür; O. Rıza. Doğrul’un görüşüne göre, Hz.Esma Hicrette 27 yaşında olmaktadır. Biliyoruz ki Hz. Esma Hicret sırasında ilk çocuğuna hamile idi. Kızların çocukken nişanlandığı, 9-10 yaşlarında evlendiği bir yörede, 27 yaşında evlenerek ilk çocuğu doğurmak oldukça geç bir yaştır. Günümüzde bile kızlar küçük yaşta evlenebilmektedir. O gün için, sıcaktan dolayı ergenliğin erken yaşlarda başladığı bir yöre de, Mekke gibi, çok evliliğin yaygın olduğu ve kadınların hiçbir zaman bu yaşa kadar bekâr kalmadıkları bir bölgede, Hz. Esmanın 27 yaşında evlenmesini kabul etmek oldukça zor, hatta muhaldir diyebiliriz. Söz konusu yaş o günkü şartlarda, torun sahibi bile olunabilen bir yaştır. Çünkü daha sonraki dönemlerde de kızlar, çocuk denecek yaşta evlendiriliyorlardı.

Özetle tarihi rivayetlere dayanarak yaptığımız hesaplara göre Nübüvvetten 6 yıl önce doğan Hz.Esma, Hz. Aişe doğduğunda 10 yaş civarındadır. Hicrette ise, genç bir kadın olarak Hz. Peygambere erzak taşımış ve 18 yaşlarında ilk çocuğuna hamile kalmıştır. Hz. Aişe ise bu sırada 8-9 yaş civarındadır.

Doğrul, Hz. Aişe’nin 9 yaşında evlenmediğine bir diğer delil olarak; Hz. Peygamber’in, Hz. Hatice’nin vefatından sonra evi idare edecek, çocuklara bakacak birisine ihtiyacının olduğunu, bu vazifeyi ise 9 yaşlarında bir çocuğun yapamayacağını belirterek, bundan dolayı Hz. Aişe ile 18 yaşlarında evlenmesinin daha makul olacağını, söylemiş ve bu konuda nakledilen Hz. Peygamberin ev işlerini görmesi için Şevde ile evlenmesiyle ilgili rivayetlerin güvenilir olmadığını, şayet bu rivayetler kabul edilse bile Sevde’nin iri, yaşlı ve yavaş haliyle ev işlerini yapmaya elverişli bir hanım olmadığını belirtmektedir.

Doğrulun görüşlerinden yola çıkarak, Hz. Hatice’nin vefatından sonra ev işlerini üstlenecek, çocuklara bakacak birisi lazımsa, neden Hz.Peygamber Hz.Aişe ile (yazarın iddialarına göre Hz.Hatice’nin vefatında Hz.Aişe 15 yaşlarında idi) Hz.Hatice’nin vefatından sonra Mekke’de evlenmedi de, Medine dönemine kadar bekledi? Ev işlerini çocuk bakımını neden ihmal etti? Kaldı ki Hz. Peygamberin en küçük çocuğu Hz. Fatıma bile Hz. Aişe’den büyüktür. Bu nedenle, Hz. Âişe ile evliliğini, çocuk ve ev bakımı gerekçeleriyle açıklamak kabul edilebilir bir durum değildir.

Ayrıca Hz. Sevde’nin Mekke döneminde, Hz. Hatice’nin vefatından hemen sonra, Hz. Peygamberle evlendiği sabittir. Bu rivayetlerin güvenilir olmadığı şeklindeki yazarın görüşü pek tutarlı görünme¬mektedir. Çünkü tersine bir rivayet yoktur. Müslim’de geçen “Şevde Resulullahın benden sonra nikahladığı (tezevvece) ilk kadındı”42 ifadesindeki “tezevvüc” kelimesi “söz kesmek” anlamında olmalıdır. Zira, Hz. Aişe kendisinin söz kesilmesini anlatırken de aynı kelimeyi “tezevvece”yi kullanmakta; “Rasulullah beni altı yaşımda iken nikah etti (söz kesti), dokuz yaşımda iken de zifafa girdi”demektedir.

Yukandaki bilgileri özetleyecek olursak; Hz. Peygamber, Hz. Hatice’nin vefatından sonra Hz. Şevde ile hemen evlenmiş, Hicretten sonra da, Hz. Aişe ile evlenmiştir.

Doğrul’un iddia ettiği gibi, Hz. Peygamber’in Hz. Aişe ile evlenme sebebinin ev işlerini yaptırmak olmadığını şu şekilde de izah edebiliriz:

Hz.Peygamber, Hz. Aişe ile küçük yaşta evlenerek onun, diğer hanımlarından daha iyi bir şekilde İslamî bilgileri kendisinden almasını ve Müslümanlara aktarmasını amaçlamış olabilir. Çünkü, diğer hanımları, hem yaşları hem de zeka seviyeleri bakımından Hz. Âişe ile kıyaslanamazlar. Hz. Âişe’nin, erken yaşlarda peygamber hanesine girmesinin en önemli nedeni bu olmalıdır diye düşünüyoruz. Bu küçük ve zeki kız sayesinde diğer sahabenin göremedikleri Hz Peygamber’in evinde meydana gelen olayların, özellikle kadınlarla ilgili özel meselelerin, Müslümanlara aktarılmasını ve Hz.Peygamber’in Müslüman kadınlarla olan bilgi alışverişini o sağlamıştır. Bundan dolayı, kaynaklarımızda yer alan İslami bilgilerin neredeyse tümü Hz. Aişe’den gelmiştir, diyebiliriz.

Hz. Âişe’nin üstlenmiş olduğu bu görevi diğer hanımları üstlenemez miydi, şeklindeki bir soruya şu şekilde cevap verebiliriz: Hz. Peygamberin diğer hanımları, daha önce birkaç evlilik hayatı geçirmiş, zeka olarak yorulmuş aynı zamanda yaşlanmış olan kadınlardı. Bir kısmının, coçuk sahibi olmak gibi, zihinsel anlamda önemli meşguliyetleri de bulunuyordu ki bu durum, Hz. Âişe’nin bilgi edinmedeki konumu ile kıyaslandığında, hanımlar arasındaki fark daha iyi görülebilir. Hz.Aişe ise, özel yetenekleri, diri zekası ile müstesna bir kadın olarak, İslam’ın bütün Medine dönemi hadiselerini gözlemlemiş ve bizlere aktarmıştır.

Yukarıda açıklamaya çalıştığımız Hz. Âişe’nin meziyet ve gayretleri konusunda “Siret Ansiklopedisi” yazarı Afzalurrahman şunları aktarmaktadır:

Hz. Peygamberle erken yaşta evlenen Hz.Âişe’nin eğitim ve talimi bizzat Hz.Peygamber’in rehberliği ve nezareti altında gerçekleşti. Hz. Aişe çok zeki, tecessüs sahibi, hıfzı kuvvetli, çok çabuk öğrenmeye kabiliyetli idi. Hz. Peygamberden ne görüp duydu ise onu hatırladı ve başkalarına nakletti. Bu sebeple Hz. Peygamber ona çok yakınlık duydu ki her söylediğini dinleyip izlesin ve yaptığını daha hevesli yapsın. Böylece Hz. Aişe, İslam prensiplerini ve Resulün sünnetini diğer hanımlarından daha fazla öğrendi ve hafızasında tuttu. O, bu ilmi Hz.Peygamberden sonra yaklaşık 45 yıl kadar anlattı. Hz.Peygamberden 2210 hadis rivayeti ile en fazla hadis rivayet eden altıncı sahabi olmuştu.

Bütün bunlardan Ö. Rıza Doğrul’un öne sürdüğü gerekçelerin, isabetli olmadığı anlaşılmaktadır.

Doğrul, bir önceki maddede anlattığımız Hz. Âişe’nin bilgisi, kabiliyeti ve İslam’i bilgilerdeki büyüklüğünü genişçe anlatarak; “Bütün bunları 9-18 yaş arasında bir çocuk öğrenemez. Bu evliliğin 18-27 yaş arasında olması daha makul değil midir?” şeklinde bir akıl yürütmeğe girmiştir.

Böyle bir akıl yürütmenin zorlama olduğunu söyleyebiliriz. Çünkü, bunun için çocukların zeka ve öğrenme yaşına baktığımızda, çocuk eğitimcilerinin büyük çoğunluğunun kabul ettiği ve dünyada hemen hemen her yerde uygulanan öğrenme yaşı 7-20 yaşları arası olduğunu görürüz.

Bu yaşlar, genelde çocukların her bilgiyi toplama çağıdır. Yirmi yaş sonrası ise, artık bilgileri değerlendirme çağı başlamaktadır. Bir de sıcak iklimde çocukların bedensel ve zeka bakımından erken geliştikleri düşünülürse, öğrenme yaşının birkaç yıl daha düştüğü görülecektir. Buna göre, Hz. Âişe’nin Hz.Peygamberle birlikte yaşadığı (9-19) yaşları arası, onun öğrenmek için en müsait olduğu yaşlardır diyebiliriz. Hz. Peygamber’den sonra ki döneminde, elde etmiş olduğu bilgileri diğer Müslümanlara 45 sene boyunca aktarmıştır.

Hz. Âişe’nin Hz. Peygamberle nişanlanmadan önce, Cubeyr b. Mutim’in oğlu ile nişanlanmasından hareketle Doğrul, bu nişanlanmanın nübüvvet geldikten sonra olamayacağı, çünkü İslam’a göre müşrike kız verilmeyeceğinden dolayı bu nişanın nübüvvet gelmeden önce vuku bulması gerektiğini, bunun sonucu olarak da Hz. Âişe’nin İslam’dan önce doğduğunu iddia etmiştir.

Bu iddia da iki yanlış tespit etmekteyiz: Birincisi, aktarılan rivayetteki Hz. Âişe ile nişanlanan şahıs Cubeyr b. Mutim’in oğlu değil, bizzat Cubeyr’in kendisidir.” Yani Hz. Aişe, Mutim b. Adiyy’in oğlu Cubeyr ile nişanlanmıştır. Yazar burada bir isim yanlışlığı yapmıştır.

ikincisi ve daha önemli hatası ise, nübüvvetin gelişinden sonra müşrike kız verilmeyeceği görüşüdür.Halbuki Mekke döneminde böyle bir yasak yoktu. Bu yasağı bildiren ayet Medine’de inmiş ve bu nedenle sahabe müşrik eşlerini boşamışlardı. Ancak Mekke döneminde, sadece Hz.Ebubekir değil, Hz.Peygamber bile İslam’ın en büyük düşmanı olarak Kuran’da ismi zikredilen Ebu Leheb’in iki oğluna iki kızını vermiş ve Nübüvvet geldikten sonra da Ebu Leheb oğullannı zorlayıp bu iki kızı boşatıncaya kadar boşatmamıştı.

Müslümanlar için durum böyle olduğu gibi. Müşrikler için de böyle bir yasak bahis mevzu değildi. Mekke’de bu yasak ilk defa Haberu’s-Sahife olayında: yani, Mekkelilerin Müslümanlara boykot yaptıkları sırada gündeme gelmiş ve Müslümanlarla kız alışverişini durdurmuşlardı. Fakat Hz.Sevde’nin Hz. Peygamber ile evliliğinde olduğu gibi, boykottan sonra da bu yasağa uyulmuyordu. Nitekim Hz.Şevde nin müşrik olan babası nübüvvetin 10. Yılında Hz.Peygamberi beğendiği ve kızına denk bir insan gördüğü için onunla evlendirmişti.

Doğu toplumlarında, ülkemizde de olduğu gibi. çocukların küçük yaşta “Beşik Kertmesi’” adı altında sözlenmeleri oldukça yaygındır. Hz. Ebû Bekir gibi Mekke’nin saygın iş adamlarından birinin kızını, almak isteyenlerin çok olacağı muhakkaktır. İşte Hz. Aişe’nin Cübeyr ile sözlenmesi de bu kabil bir söz kesme olayıdır, diyebiliriz. Dolayısıyla, O. Rıza Doğrul”un söz konusu nişanlanmadan hareketle. Hz. Aişe’nin yaşının büyük olması gerektiği şeklindeki çıkarımına katılmıyoruz.

Doğrul. Hz. Aişe’nin nişanlısı Cubeyr b. Mutim’in annesinin Hz.Ebubekir’e “eğer bu kız benim evime girerse oğlumu atalarının yolundan çıkarır” demesini54 delil getirerek, Hz.Aişe’nin dînî et¬kinliğinden dolayı nişanın bozulduğunu söylemiş ve bu nişanın nübüvvetten önce vuku bulduğunu dolayısıyla da Hz. Aişe’nin yaşının rivayetlerde zikredilen yaştan büyük olduğu sonucuna ulaşmıştır.Bir kısım yazarlar da bu görüşte ona katılmaktadırlar.

Doğrulun bu yaklaşımı, yukarıda açıkladığımız üzere kabul edilmesi mümkün olmadığı gibi. Ibn Hanbel’den naklettiği. Cübeyr b. Mutim’in annesinin Hz.Ebubekir’e söylediği sözün tercümesi de yanlıştır. Bu yanlış tercüme. Doğrul’un rivayetten yanlış sonuç çıkarmasında etkili olmuş olmalıdır. Ibn Hanbel’deki rivayetin tercümesi şöyle olmalıdır: “Ey Ebubekir! oğlumuzu senin kızınla evlendirdiğimizde, sen onu yeni dinine sokmak istersin ” Doğrulun yaptığı tercümeden, kadının oğlunu yeni dine sokacak şahsın Hz. Aişe olduğu anlaşılırken, rivayetin doğru tercümesinde söz konusu şahsın Hz.Ebubekir olduğu anlaşılmaktadır. Bizim tercümemize göre kadının korktuğu şahıs Hz.Aişe değil, bilakis Mekke döneminde birçok kimsenin hidayete ermesine sebep olan Hz.Ebubekir’dir. Kadın bundan dolayı oğlu Cübeyr’in Hz. Aişe ile evliliğini bozmuştur. Onunkorkusu oğlunun Hz. Ebubekir’in etkisine girmesidir.

Doğrul ayrıca bu rivayeti kabul edip kendisine delil olarak aktarırken, aynı rivayetin birkaç satır sonrasında yer alan; Hz. Aişe’nin 6 yaşında Hz.Peygamberle sözlendiği ifadelerini maalesef göz ardı etmektedir.

Rıza Savaş’da aynı rivayetten yola çıkarak, Cübeyr’le nişanın Hz. Ebu Bekir’in faal olarak tebliğe başlamasından önce olduğunu, buradan da nişanın bozulduğu nübüvvetin 10. yıllarında Hz Aişe’nin 14-15 yaşlarında olabileceği sonucuna varmaktadır. Bu tespiti esas kabul edersek akla şu soru gelmekte¬dir: Eğer bu nişan nübüvvetten önce veya en azın¬dan nübüvvetin ilk yıllarında yani Ebu Bekrin faal olarak tebliğe başlamadığı yıllarda oldu ise. neden Cübeyr in ailesi Hz.Hatice’nin vefatına kadar 10 yıl bekledi? Nübüvvetin 10. yılına kadar beklemeden bu nişanı daha önce bozması gerekmez mi idi? Bu gerekçeye göre daha önce bozmaları gerekiyordu. Bu konudaki bir diğer görüş de. Hz. Aişe’nin ifk hadisesi sırasında Hz.Peygambere karşı sarfettiği sözlerin o sıralarda 15 yaşlarında, olgun olmayan bir kızın söyleyebileceği sözler olmadığı, dolayısıyla Hz Aişe’nin yaşının daha büyük olduğu iddiasıdır.

Bu iddia, tamamen sübjektiftir. Çünkü, insanın önemli sözler söylemesi, yine önemli işler görmesi kişiye ve yaşa göre değişir. Örneğin, çeşitli sanat ve felsefe alanında çok küçük yaşlarda, ileri zeka seviye¬si gösterenler her zaman var olmuştur. Bu nedenle. Hz. Aişe on beş yaşında böyle önemli sözleri sarf edemez demenin bir delili yoktur. Ayrıca bu tezin, bilimsel bir dayanağı da söz konusu değildir.

Bu yaşlarda o sıcak bölgede genç kızlığının tam zirvesinde olan üstelik 6 yıldır Hz. Peygamberin yanında yaşayan, daha önce de Hz.Ebubekir gibi İslam’ın en önemli şahsiyetlerinden birinin yanında bulunan bir kimse bu sözleri rahatlıkla söyleyebilir. Üstelik bu kimse Hz.Aişe gibi gayet kabiliyetli, zeki bir kimsedir.
Rıza Savaş, Hz. Aişe’nin abisi Abdurrahman b. Ebi Bekir’le aynı anneden doğduklarını göz önüne alarak, iki kardeş arasındaki yaş farkını Hz. Aişe’nin yaşının tespitinde delil olarak kabul etmiştir. Ona gö¬re, o dönem şartları içinde iki kardeş arasındaki yaş farkının 10 yaş kadar olamayacağı, ancak 1-2 yaş olabileceği tezinden hareketle, Hz. Aişe’nin de 18 yaşlarında olacağı belirtmektedir. Çünkü, Abdurrah¬man b. Ebî Bekrin Bedir Savaşı’nda 20 yaşların¬dadır. Buna göre, aralarında 1-2 yaş fark bulunması
gereken Hz. Aişe de, 18 yaşlarında olmalıdır.

Rıza Savaş’in yukarıdaki tezini, o günkü Arap toplumunda yaygın olan çocuk edinme koşullan içinde makul kabul etmek gerekir. Ancak genel olan bu durumun, her özel durum için de aynı şekilde değişmez bir yasa imiş gibi kabul edilmesi, bilimsel olmadığı gibi. delil olarak da kabul edilemez. Bu sadece tahmini bir varsayımdır. Bir bilgiye/belgeye dayanmamaktadır. Çünkü, bir kadından doğan çocuklar arasındaki yaş farkının şu ya da bu miktarda olmasını sağlayacak bir çok neden olabilir. Bu nedenleri tespit etmeden, yukarıdaki gibi, sadece belirli bir adeti öne sürerek iddiada bulunmak, kabul edilebilir bir durum değildir. Bu nedenle, Hz. Âişe’nin yaşının büyüklüğünü, söz konusu yaklaşımla ispatlamak mümkün gözükmemektedir.

Dozy gibi müsteşrikler, 54 yaşlarında bir adamla, küçük bir kız çocuğunun evliliğini garip görüldüğünü belirtirlerken bazı yazarlarda insanlık tarihi boyunca böyle bir evliliğin olamayacağını söylemişlerdir.

Dozy kendi kültürünün tesirinde kalarak konuyu değerlendirmiş ve yadırgamışür. Biz bu iddialara, hem o dönemden, hem de günümüzden örnekler vererek cevap vermek istiyoruz. O dönemde bu tip evlilikler çoktu. 60 yaşlarındaki Halife Ömer’in Hz. Ali’nin çocuk yaşta baliğ olmamış kızı ile evlenmesi o dönemde bu yaş farkının problem olmadığını gösterir.

Zehebi’nin naklettiği şu rivayet bu konuda ilginç bir örnektir. Amr b.el-As. oğlu Abdullah b.Amr dan tam 11 yaş büyüktür.63 İbni Hacer bu yaş farkını 12 olarak verir. Bu rivayete göre. Amr yaklaşık 10-11 yaşlarında evlenmiş olmalıdır. 10 yaşında erkeklerin evlilik gerçekleştirebildiği bir yörede, daha erken ergenliğe giren kızların 9 yaşında evlilik yapması kadar normal bir şey olamaz. Yine 53 yaşlarındaki Hz.Ebubekir’e Hz. Ömer’in 20 yaşlarındaki kızı Hafsa’yı teklif etmesi yaş farkının o dönemde pek de garip karşılanmadığını göstermektedir.

Ergenlik yaşının yüksek olduğu ülkemizde bile kırsal kesimlerde kızlar 12-15 yaş arası evlenebilmektedir. Arabistan bölgesinde ise ergenliğin 8 yaşlarına kadar düştüğünü ve kızların 20 yaşlarında biyolojik gençlik çağını bitirme noktasına geldiğini biliyoruz.

Arap kültüründe yer alan bu durumun günümüzde de devam ettiğini, Kur’an Mesajı adlı eserin yazarı Muhammed Esed’in Medine’de iken, başından geçen evlilik göstermektedir. Bu evlilikte, ileri yaşlardaki Esed, 11 yaşlannda bir çocukla evlendirilmiştir. Buna itiraz eden Esed’e Araplar şöyle demişlerdir: “Kız kocasının evinde büyür”.

Günümüzde ergenlik çağı yüksek olan Batı ve ABD gibi soğuk bölgelerde bile 9-10 yaşlarında bakire bir kız çocuğu bulmanın çok zor ve bu yaşlardaki çocukların serbestçe cinsel ilişki içerisinde olduğu bilinen bir gerçektir. Bu nedenle insanlık tarihinde, Hz. Peygamberin evliliğinde olduğu gibi bir evlilik olmadığını iddia etmek, bilimsel değildir.

Bu yaşlarda evliliğin halen Batıda ve ABD’nin kırsal kesiminde uygulandığı bilinmektedir. Yapılan tespitlere göre Batı gibi soğuk ülkelerde bile ergenlik yaşları, çok küçük yaşlara kadar düşmüştür. Bu gerçekler göz önüne alındığında, Hz. Peygamber in o yaşta bir kız ile evliliğini garip karşılamamak gerekir. Nitekim Rodinson, Dermenghem, Caetani, gibi bir kısım Oryantalistlerde Hz.Aişe’nin evliliğinin o dönem şartları içerisinde normal olduğunu belirtmişlerdir. Ayrıca insaflı Oryantalistlerden Watt; “Arabistan bölgesinde kızlar erken geliştiği için Âişe’nin bu yaşta evliliği normaldir” demektedir.

Burada şu noktayı da zikretmeliyiz; eğer Hz.Peygamberin bu evliliği içinde yaşadığı toplum tarafından garip bir evlilik olarak karşılanmış olsaydı, Hz.Peygamber aleyhinde en küçük eksikliği dahi kaçırmayan Mekkeliler bu durumu dillerine dolayacaklar ve Hz. Peygamber aleyhine kullanacaklardı. Fakat, bu doğrultuda her hangi bir şey kaynaklarda nakledilmemektedir. Ayrıca Hz. Aişe, Hz. Peygamberden önce Cübeyr’le nişanlanmıştı, yani, Hz.Peygamber ile nişanlanmasından daha küçük bir yaşta iken yapılmış olan bu tür evlilikler ya da nişanlanmalar, o günkü koşullarda doğal karşılanıyordu. Hatta daha küçük yaşlarda da olabiliyordu. Hz. Peygamberin Hz. Aişe ile 9 yaşında evlendiğiyle ilgili rivayetleri destekleyen başka rivayetler de vardır. Söyle ki: Hz. Aişe, evlendikten sonra kız arkadaşlarıyla oyunlar oynadığı ve oyuncakları olduğunu söylemiştir. Eğer iddia edildiği gibi 18 yaşında evlenmiş olsaydı, bu yaşlarda bir kadının oyuncaklarla oynaması normal ve makul bir davranış olamayacağından, bu konudaki rivayetlerin kabulü imkansız olurdu. Oysa bu rivayetler sahih olarak nakledilmiştir. Bu rivayetlerin bazdan şöyledir:

“Ben sokakta oynarken annem çağırdı, eve kapattı ve evleneceğimi anlattı.”

“Ben Peygamberle evliyken evde arkadaşlarımla oynardım. Hz. Peygamber gelince arkadaşlarım kaçardı. Hz.Peygamber gider onları toplar benimle oynamaları için gönderirdi.”

“Ben evde arkadaşlarımla oynuyordum. Hz.Peygamber geldi. Oyuncaklarımı kastederek ‘bunlar nedir ey Aişe’ dedi. Ben de ‘Süleyman in atları’ dedim.”

Bu rivayetlerden hareketle. Hz. Aişe:nin 18 yaşında evlendiğini iddia edip. sonra da Hz.Aişe’nin çocuklarla oyuncak oynadığı, oyuncakları olduğu. Hz.Peygamberin ona sokaktan arkadaş gönderdiğini kabul etmenin bir tenakuz olduğunu söylememiz gerekir.Sonuç olarak bu rivayetleri dikkate alarak, çocuk yaşta evlendiği Hz. Aişe’yi, Hz.Peygamber hem eğitmiş, hem de İslamî bilgiler ile yetiştirmiş ve bu arada onun çocukça isteklerine karşı da anlayış göstermiştir.

Konu ile ilgili bir diğer iddia da: Hz. Aişe’nin 9 yaşında evlenmiş olduğuyla ilgili rivayetlerin gayet az ve şaz olduğundan hareketle, onun 17-18 yaşlarındayken evlenmiş olması gerektiği şeklindedir.

Hz. Aişe’nin 9 yaşında evlenmiş olduğu rivayetlerini, az ve şaz olmakla eleştirerek kabul etmeyen yukarıdaki iddia, kendisinin ileri sürdüğü. Hz. Aişe’nin 17-18 yaşlarında evlendiğine dair hiçbir rivayet yoktur. Yani şaz bir rivayet bile yoktur. Dolayısıyla, söz konusu iddia sadece bir varsayımdan ibaret kalırken. 9 yaşında evlendiğine dair ise bir çok rivayetler bulunmaktadır. Bizzat olayın kahramanı Hz. Aişe’nin ağzından 6 yaşında nişanlandığı. 9 yaşında evlendiğine dair bir çok tarihi bilgilerin de varlığı tezimizi güçlendirmekte ve desteklemektedir. Bu konudaki tartışmaları noktalamadan önce şu konuyu da aktarmakta fayda mülahaza görüyoruz. Eğer 9 yaş rivayetlerini esas alırsak, bu noktada 9 yaşında evlendiği bir kızı 18 yaşında dul bırakmak ve Kuran da ki yasak gereği bir daha evlenememe-sine sebep olmak zulüm değil midir? şeklindeki bir soru akla gelebilmektedir.

Hz Aişe’nin 18 inde dul kaldığı doğrudur. Öncelikle 9 yaşında evlenen bu kızdan yani Hz. Aişe’den böyle bir pişmanlık hakkında bir rivayet göremediğimiz gibi bu evlilikten ötürü bir çok kazancı olduğunu kendisi aktarmaktadır.

Kimse ne zaman öleceğini bilemez. Nitekim insanlar çok genç yaşta da ölebilmektedir. Öyleyse bu düşünce ile mantıklı bir sonuca varmamız mümkün değildir. Ülkemizde bile halen 18-20 yaş arasında kocası ölüp ona sevgisinden dolayı bir daha evlenmeyen pek çok kadın vardır. Bu Özel bir durumdur, sevgi aşk vs. gibi çok özel şeyler vardır ki bunlar bir başkasının kendi öznelliği ile asla tenkit edemeyeceği realitelerdir. Ayrıca sevdiği ile evlenmediğinden dolayı hayat boyu evlenmeyenleri de dikkate alabiliriz.

Ayrıca Hz. Aişe Hz.Peygamberle evlenmeseydi ne kaybederdi? diye düşünmekte gerekir. Eğer evlenmeseydi onun yanında yetişemez, İslam’i bilgileri sahabelerin kendisine danıştığı birisi olmazdı. 2210 hadis aktarmazdı. Hatırı sayılır bir fakihe, müfessire. müctehide ve müftiye olmazdı.

Sonuç

Hz. Aişe’nin Hz.Peygamberle evlendiği evlilik yaşı konusunda klasik kaynaklarda yer alan onun 18 yaşında evlendiğini savunan bilginlerin görüşlerinin isabetli olmadığı göstermektedir.

Bu kadar rivayet, sadece yorumla reddedilemez. Rivayetlerin aksine getirilen deliller ise bilimsel olmaktan ziyade, tepkiseldirler. Dolayısıyla, Hz.Aişe’nin Hz.Peygamber’in hanesine küçük yaşta girmesinin pek çok hikmet ve hayırlı sonuçları dikkate alınmadan rivayetler değerlendirilmiştir. Ulaşılan sonuçlar ise tatmin edici olamamıştır.

Bölgenin iklim yapısını ve evlilik kültürünü göz önüne aldığımızda o zaman ve hatta günümüzde bu tür evliliklerin hiç de garip karşılanamayacağı ortadadır. Onun küçük yaşta oluşu hiçbir zaman problem edilmemiş, oyuncaklarıyla oynamasına ses çıkarılmadan, onun Hz. Peygamberle evliliği devam etmiştir.

Bütün bunlardan sonra özetle diyebiliriz ki Hz. Aişe’nin Hz. Peygamberle nişanlandığı yaş 6 dır. Bu da nübüvvetin 10. yılına tekabül etmektedir.

Evlendiği yaş 9 dur. Bu da Hicretin I. yılında olmuştur. Genelde rivayetlerde bu noktada odaklanmıştır. Bu evlilik o zaman hiçbir kimse tarafından garipsenmemiş ve o dönemde gerçekleşen buna benzer bir çok evlilik bulunmaktadır.

Bireyler ve toplumlar bir tarih dilimine ve kültürel geleneğe aittir. Bundan kopmak imkansızdır. Bu nedenle, her hangi bir tarihi olayı değerlendirirken onu kendi tarihselliği ve kültürel çerçevesi içinde değerlendirmek gerekir. Yoksa, kendi şartlarımızı ölçü alarak farklı bir tarih diliminde yaşayan ve farklı toplumsal yapılanmalara sahip birilerini yargılamak: hem doğru değildir, hem de bilimsel bir yöntem olarak kabul edilemez.

Bu yazı (17.05.2009 tarihinden itibaren) toplamda 20794, bugün ise 31 kez görüntülenmiştir.

10 Comments

  1. fuatogl diyor ki:

    Bireyler ve toplumlar bir tarih dilimine ve kültürel geleneğe aittir. Bundan kopmak imkansızdır. Bu nedenle, her hangi bir tarihi olayı değerlendirirken onu kendi tarihselliği ve kültürel çerçevesi içinde değerlendirmek gerekir. Yoksa, kendi şartlarımızı ölçü alarak farklı bir tarih diliminde yaşayan ve farklı toplumsal yapılanmalara sahip birilerini yargılamak: hem doğru değildir, hem de bilimsel bir yöntem olarak kabul edilemez.

    Bunda doğruluk payı vardır. Günümüz standardlarına göre direktman geçmişi yargılayamayız. Peki ama nereye kadar? Örneğin geçmişte köleliğin normal kabul edilmesi, bizim bugün o uygulamaları yanlış olarak görmemize engel mi? Kesinlikle değil. Bugün kalkıp geçmişin insan ilişkileri bugüne göre ilkel idi diyebiliriz, ama tek bir kişiyi seçip “kötü köleci,gaddar insan seni” demenin de pek bir manası yok çünkü genel birşey o dönemler için. Ama sonuçta buna çok yanlış ve kötü birşey deme hakkına sahibiz, çünkü öyle!
    Aynı şekilde çocuklarla evlilik için de geçerli. O dönemler için pek çok insan bunu yapıyormuştur, hatta bugün bile yapmaya çalışan, kılıfını uydurup yapanlar var. Hoş birşey değil, yanlıştır, o dönemi bu dönemi yok bu işin. Sadece insanları yargılarken tarihsel koşulları göz önünde bulundururuz. Birşeyin doğru veya yanlış olması açısından değil. Fakat belirli bir kişiyi seçip, yani o dönemin ilkel ilişkilerinden bol bol faydalanmış bir kişiyi örnek insan olarak karşımıza dikmeye çalışırsanız buna itiraz edilir. Kabul edilebilecek bir tarafı yoktur.

  2. Mete Tunç diyor ki:

    Mehmet Azimli belli ki “Ayşe problemi” konusunda kendini ikna etmiş. Sanırım “işi” bunu zorunlu kılıyor…
    1. Oryantalistlere atıf yapmak, konuyu saptırmaya, dikkatleri dağıtmaya matuf bir çabadır.
    2. Arabistan ikliminde 9 yaşındaki kızların ergenliğe eriştiklerini söyleyip, sonra oyun oynadıklarını ifade etmek açık bir tutarsızlıktır.
    3. Batı’da/ABD’de 10 yaşlarındaki kızların bakire olmadıklarını yazabilmek, en hafif deyimiyle bilgisizlik ve çaresizliğin bir tezahürüdür.
    4. Dünyanın neresinde, hangi iklimde/toplumda ve çağda olursa olsun, orta yaşlı bir adamın 9 yaşında bir kızla evlenmesi trajedidir, “resmi” sübyancılıktır.
    5. Ebubekir cennetle müjdelenmiş, dinimizin önderlerinden, her işte Allah’ın rızasını arayan vs. biri değil mi ki, Mıhammed onunla ilişkisini güçlendirmek için kızı ile evlensin?!
    6. Muhammed’in Ayşe ile evlenmesinin en önemli gerekçesi olarak sunulan, Ayşe’nin zekası, naklettiği 2000 küsur hadis vs. iddiası da makul ve tarihe uygun değildir. (Mesela, doğrudan Ayşe tarafından kaleme alınan hadis yoktur.)
    7. Yazıdaki tezleri (Ayşe’nin öğretmenliği, Muhammed’in evliliklerinin siyasi olduğu vs.) Kuran teyit etmemektedir.
    8. Muhammed’in evlatlığının karısından, onunla ilgili ayetlerden, kendisi için bir geleneği değiştirmesinden bahsedilmemiş!

  3. Uluğ diyor ki:

    Dinsiz/ateist birisi “Empati kurun, bir peygamberin bu evlilikleri yapması doğru mu, ne gerek vardı” mealinde bir şeyler diyordu.

    Empati kurdum ve Peygamberin evliliklerinin normal olduğunu gördüm.
    Allah isteseydi herkes inanırdı. Allah bunu istememiştir. Allah özgür irademizle inanmamızı istemiştir. Bu yüzden imtihan sırrına uygun hareket etmiştir. Hiç bir şeyi aleni mucizelerle yürütmemiştir. Dinin yayılışı da hep sebepler dairesinde gerçekleşmiştir. Bu kapsamda Peygamberin yaşadığı dönem ve toplumda gayet normal bir davranış olan “çok evlilik” müessesiyle kalpleri kazanması yadırganmamalıdır. Oldukça barışcıl bir yöntem ve daha sonra izah edeceğim gibi işin içinde densizliğin “d” si dahi yoktur.

    Daha fazla empati kurdum. Anlamaya çalıştım. Bir insan neden ortaya hayatını koyarak Peygamberlik gibi bir iddia da bulunur? Öyle zannedildiği gibi hemen insanlar akın akın müslüman olmamıştır. Ta Hz. Ömer müslüman oluncaya kadar ki insanlar kendini gizlemiştir. Hz Ömer 40. müslümandır ve Peygamberliğin sanırım 4. senesinde müslüman olmuştur. Bir insan durumu fena değilken neden fakir bir hayatı tercih eder? Neden günde beş vakit yetmezmiş gibi kendisine gece namazını da farz kılar(Kuran’da geçen Peygambere özel bir emir)? Dile kolay her gece kalkacaksın ve namaz kılacaksın. Bu Peygamberin her gece yapmak zorunda olduğu bir ibadettir. Yetmezmiş gibi çoğunlukla aç yaşayacaksın, aç dolaşacaksın. Diğer insanlardan daha çok oruç tutacaksın. Bunlar sahtekar ve şehvet düşkünü bir insanın hareketleri olamaz. Olsa olsa bunları bir Peygamber yapabilir.

  4. Uluğ diyor ki:

    Şimdi Mete Tunç’un bütün maddelerini tek tek inceleyelim.

    Mete Tunç: Mehmet Azimli belli ki “Ayşe problemi” konusunda kendini ikna etmiş. Sanırım “işi” bunu zorunlu kılıyor…

    Mete Tunç belli ki Ayşe ile evliliğin sapık bir eylem olduğu konusunda kendini ikna etmiş. Sanırım “konumu” bunu zorunlu kılıyor….

    1. Mete Tunç: Oryantalistlere atıf yapmak, konuyu saptırmaya, dikkatleri dağıtmaya matuf bir çabadır.

    Ayşe ve Zeynep ile yapılan evliliklerin bazı oryantalistlerin dillerine doladığı konular olduğu muhakkak. Yani bu konular Turan amcam gibi bizim dinsizler tarafından keşfedilmiş konular değildir. Abdullah Cevdet efendinin Dozy’si de 100 yıl öncesinde müslümanları şüpheye düşürmeye yetmiştir! Ama hakkını vermek lazım hiç bir oryantalist bizim efendiler kadar meseleyi olağanüstü hayal güçleriyle süsleyememiştir. Kendileriyle ne kadar gurur duysak azdır:-)

    2. Mete Tunç: Arabistan ikliminde 9 yaşındaki kızların ergenliğe eriştiklerini söyleyip, sonra oyun oynadıklarını ifade etmek açık bir tutarsızlıktır.

    Gerçekten de büyük bir tutarsızlıktır. Çocuk ergenliğe ulaştığı anda oyun oynamayı birdenbire bırakıverir. Bazen koca koca adamlar da oyun oynar. Ne kadar ayıp!

    3. Mete Tunç: Batı’da/ABD’de 10 yaşlarındaki kızların bakire olmadıklarını yazabilmek, en hafif deyimiyle bilgisizlik ve çaresizliğin bir tezahürüdür.

    Mehmet Azimli ile pek çok noktada hemfikir değilim.
    ABD’de bu yaşlarda bakire kız bulmanın zor olduğunu söylemesi gerçekten çok saçma.

    Ama bunun çaresizliğin tezahürü olduğunu iddia etmekte bir çaresizlik tezahürü olmalı. Mehmet Azimli’nin yazısından ilgili paragrafı çıkardığımızda yazıdaki diğer fikir ve görüşlerde ne bir anlam kayması ne de belirtilen fikirlerin gücünde bir eksilme olmamaktadır. Yani bu saçma paragrafın yazıya kattığı pek bir şey yoktur.

    4. M. Tunç: Dünyanın neresinde, hangi iklimde/toplumda ve çağda olursa olsun, orta yaşlı bir adamın 9 yaşında bir kızla evlenmesi trajedidir, “resmi” sübyancılıktır.

    Evet günümüzün (batı)toplum algısı böyle. Olayları yaşandığı dönem ve toplum çerçevesinde değerlendirdiğimizde bu olay asla sübyancılık olarak değerlendirilmemiştir. Öyle olsaydı sübyancı bir peygamberin arkasına gitmezdi koskoca bir toplum. İfk hadisesinde ve Zeynep ile yapılan evlilikte hemen seslerini yükselten münafık güruh Ayşe ile yapılan evlilik konusunda hiç sesini çıkarmamıştır. Zeynep ile yapılan evliliği de o zaman ki toplum gelenekleriyle(Evlatlığın hanımıyla evlenmek) uyuşmadığı için eleştirmişlerdir.

  5. Uluğ diyor ki:

    5. M. Tunç: Ebubekir cennetle müjdelenmiş, dinimizin önderlerinden, her işte Allah’ın rızasını arayan vs. biri değil mi ki, Mıhammed onunla ilişkisini güçlendirmek için kızı ile evlensin?!

    Bu evliliğin Ebu Bekir’e bakan yönüyle gayeleri şunlar olabilir:
    i-) Ebu Bekir gibi bir şahsa verilen değeri göstermek ve dostluğu akrabalık boyutuna taşıyarak pekiştirmek.
    ii-) Ebu Bekir’in Peygambere kayınpeder(akraba) olarak toplum nezdindeki değerini yükseltmek.
    İlgili dönem ve toplum açısından, hatta günümüz normlarıyla bile değerlendirildiğinde ne demek istediğim anlaşılacaktır.

    Hz. Peygamber, benzer sebeplerle bir evliliği Hz. Ömer’in dul kızı Hafsa ile de yapmıştır. Bu evlilikteki amaç ancak yukarda saydığım türden sebepler ve başka insani sebepler olmalıdır. Hafsa duldu ve dillere destan bir güzelliği de rivayet edilmemiştir. Hatta Hafsa’yı Hz. Ömer bizzat evlendirmeye çalışmıştır(Ebu Bekir gibi bazı dostlarına evlenip evlenemeyeceklerini sormuştur)…
    Ama Hz. Ayşe ile yapılan evlilikteki asıl gaye yine yazıdan bir alıntıyla büyük ihtimalle şudur:

    Hz.Peygamber, Hz. Aişe ile küçük yaşta evlenerek onun, diğer hanımlarından daha iyi bir şekilde İslamî bilgileri kendisinden almasını ve Müslümanlara aktarmasını amaçlamış olabilir. Çünkü, diğer hanımları, hem yaşları hem de zeka seviyeleri bakımından Hz. Âişe ile kıyaslanamazlar. Hz. Âişe’nin, erken yaşlarda peygamber hanesine girmesinin en önemli nedeni bu olmalıdır diye düşünüyoruz. Bu küçük ve zeki kız sayesinde diğer sahabenin göremedikleri Hz Peygamber’in evinde meydana gelen olayların, özellikle kadınlarla ilgili özel meselelerin, Müslümanlara aktarılmasını ve Hz.Peygamber’in Müslüman kadınlarla olan bilgi alışverişini o sağlamıştır. Bundan dolayı, kaynaklarımızda yer alan İslami bilgilerin neredeyse tümü Hz. Aişe’den gelmiştir, diyebiliriz.

    Hz. Âişe’nin üstlenmiş olduğu bu görevi diğer hanımları üstlenemez miydi, şeklindeki bir soruya şu şekilde cevap verebiliriz: Hz. Peygamberin diğer hanımları, daha önce birkaç evlilik hayatı geçirmiş, zeka olarak yorulmuş aynı zamanda yaşlanmış olan kadınlardı. Bir kısmının, coçuk sahibi olmak gibi, zihinsel anlamda önemli meşguliyetleri de bulunuyordu ki bu durum, Hz. Âişe’nin bilgi edinmedeki konumu ile kıyaslandığında, hanımlar arasındaki fark daha iyi görülebilir. Hz.Aişe ise, özel yetenekleri, diri zekası ile müstesna bir kadın olarak, İslam’ın bütün Medine dönemi hadiselerini gözlemlemiş ve bizlere aktarmıştır.

    Yukarıda açıklamaya çalıştığımız Hz. Âişe’nin meziyet ve gayretleri konusunda “Siret Ansiklopedisi” yazarı Afzalurrahman şunları aktarmaktadır:

    Hz. Peygamberle erken yaşta evlenen Hz.Âişe’nin eğitim ve talimi bizzat Hz.Peygamber’in rehberliği ve nezareti altında gerçekleşti. Hz. Aişe çok zeki, tecessüs sahibi, hıfzı kuvvetli, çok çabuk öğrenmeye kabiliyetli idi. Hz. Peygamberden ne görüp duydu ise onu hatırladı ve başkalarına nakletti. Bu sebeple Hz. Peygamber ona çok yakınlık duydu ki her söylediğini dinleyip izlesin ve yaptığını daha hevesli yapsın. Böylece Hz. Aişe, İslam prensiplerini ve Resulün sünnetini diğer hanımlarından daha fazla öğrendi ve hafızasında tuttu. O, bu ilmi Hz.Peygamberden sonra yaklaşık 45 yıl kadar anlattı. Hz.Peygamberden 2210 hadis rivayeti ile en fazla hadis rivayet eden altıncı sahabi olmuştu.

    6.

    M. Tunç: Muhammed’in Ayşe ile evlenmesinin en önemli gerekçesi olarak sunulan, Ayşe’nin zekası, naklettiği 2000 küsur hadis vs. iddiası da makul ve tarihe uygun değildir. (Mesela, doğrudan Ayşe tarafından kaleme alınan hadis yoktur.)

    Komedi. Hadis rivayetlerinin büyük çoğunluğu sözlü olmuştur, çok azı yazılmıştır. Kaç sahabe oturup hadis kitabı yazmış Allahaşkına? Hz. Ayşe sahabe tarafından sürekli kendisine danışılan bir insan olmuştur.
    Hz. Ayşe çok önemli bir kaynaktır. Çünkü Peygamberi yakinen gözlemlemiş ve sorgulamış bir insandır. Hz. Ayşe sürekli sorgulamıştır. Ayetlerle peygamberin sözlerini karşılaştırmış gerektiğinde Peygambere çok zekice sorular sormuştur. “Bu ayette böyle diyor, sen şu zaman böyle demiştin? Bu ikisi çelişmiyor mu?” gibi. Bu sorgulama illa ki olumsuz manada değildir:
    Ayşe: Sen affedilmiş bir kişisin, zaten cennetliksin. Neden bu kadar çok ibadet ediyorsun Allah’ın resulü?
    Peygamber: Rabbine şükreden bir kul olmayayım mı?
    Eğer Hz. Muhammed sahtekar olsaydı bunu ilk açığa çıkaracak kişi son derece zeki olduğu anlaşılan Hz. Ayşe olurdu herhalde. Yani koparılan fırtınanın tersine bana göre Hz. Ayşe, Peygamberliğin önemli delillerindendir.

  6. Uluğ diyor ki:

    7.

    M.Tunç: Yazıdaki tezleri (Ayşe’nin öğretmenliği, Muhammed’in evliliklerinin siyasi olduğu vs.) Kuran teyit etmemektedir.

    Peygamber aynı anda 9 kişi ile evli bulunmuştur. Çok eşlilik 4 ile sınırlandırıldığında peygamber bu durumdan istisna tutulmuştur ve mevcut evliliklerini devam ettirmiştir. Elbette ki bu evliliklerin devam ettirilmesi Peygamberin evliliklerinin bir takım hikmetlere binaen yapıldığını göstermektedir. Ama Kuran’da bu hikmetlere açıkca atıfta bulunulmaz. Aslında atıfta bulunulması çoğu hikmet için akılsızlık ve densizlik olurdu zaten.
    Elbette ki Hz. Ömer dul kalmış kızı için uygun bir koca ararken bunu kızını sevdiği için yapıyordu. Red edildiği zaman üzülüyordu. Peygamberin arkadaşına yaptığı jeste Kuran’da atıfda bulunulması incitici ve densiz bir davranış olurdu. Ya da peygamberin bilmem ne kabilesini İslam’a ısındırmak ya da düşmanlığını azaltmak için yaptığı bir evliliğin hikmetine Kuran’da değinilmesi son derece akılsız ve de bir o kadar densiz bir davranış olurdu. “Bak Ebu Süfyan senin kızınla seni kafalamak için evlenmiş…”
    O zaman bu evlilikler hiç bir şekilde yadırganmıyordu. Çünkü bütün evlilikler(Zeynep ile olan hariç) o toplum için normaldi hem sayı hem içerik olarak. Muhtemelen o dönem insanları bu şekilde hikmet peşinde hiç olmamışlardır.
    Peygamberin tebliğini böylesine son derece akılcı ve barışcı yöntemlerle yapması dahi eleştirilebilmektedir. Bu eleştiriyi yapan kimseler aynı zamanda İslam’ın kılıçla yayıldığını iddia eden kimselerle aynı kişilerdir. Bütün evlilikler, aşk evliliği mi olmak zorundadır? Örneğin, sahip çıkmak adına yapılan bir evlilik ahlaksızlık mıdır?
    Peygamberimizin, ilk ve hayatteyken tek eşi Hz. Hatice’den sonra yaptığı bütün evlilikler 53-54 yaşından sonrasına tekabül etmektedir. Bir süre sonra(tam süreyi bilmiyorum. 6-7 yıl sonrası olabilir) , Kuran ayetleriyle Peygamberin yeni evlilikler yapması yasaklanmıştır. Şehvetiyle hareket edebildiği iddia edilen bir Peygamberin kendisini böylesine anlamsızca sınırlandırmasına ne gerek var? Ya yeni ve çok güzel(!) birisini görürse ve evlenmek isterse ne yapacak? Tabi ki bir şey yapmayacaktı. Çünkü, Peygamber evliliklerini şehvet tahrikiyle yapmamıştır. Öyle anlaşılıyor ki Allah, müslümanlar belli bir güce ulaştıktan sonra, artık yeni evliliklerin yapılmasına ihtiyaç kalmadığı anda çok evliliği sınırlandırmıştır. Bu da evliliklerin belli hikmetlere binaen yapıldığının dolaylı bir ifadesidir.

  7. Uluğ diyor ki:

    8.

    M. Tunç: Muhammed’in evlatlığının karısından, onunla ilgili ayetlerden, kendisi için bir geleneği değiştirmesinden bahsedilmemiş!

    Hz. Zeynep ile olan evlilik kastediliyor. Dillere destan güzelliği olan(?) Zeynep 35 yaşına kadar evlenmemiştir. Zeynep, Peygamberin halasının kızıdır. Peygamberin açık/kapalı her halde görmüş olduğu bir kız yani.

    Peygamber aslında Mete Tunç’un kastettiğinden daha başka bir geleneği yıkmak adına Zeynep ile Zeyd’i evlendirmiştir. Zeyd azad edilmiş bir köledir. Zeynep asil bir ailenin kızıdır ve gururludur, kendisini Peygamber eşi olarak görmek istemektedir.

    Peygamber, muhtemelen Zeyd ile Zeynepi evlendirerek şunları hedeflemiştir:
    i-) Toplumdaki bir algıyı yıkmak istemiştir. Soylu bir insanla bir köle eşittir. Evlenmesi normaldir.
    ii-) Zeyd evvelce yaşlı bir bayanla(Peygamberimizin çocukken dadılığını/anneliğini yapmış olan ve annem diye hitap ettiği Ümmü Eymen’le) dul kaldığı için, sahip çıkmak adına Peygamber isteğiyle evlenmiştir. Halbuki Zeyd daha gençtir. Peygamber, Zeydin babasıdır(evlat edinmiştir). Zeyd’i daha uygun birisiyle evlendirmek istemiş olmalı.
    iii-) Zeynep, Peygamberin halasının kızıdır, 35 yaşlarındadır ve hala bekardır…Diğer bir ifadeyle bir sebepten evde kalmıştır…

    Evlendikten sonra şiddetli geçimsizlikler başlamıştır. Evde huzur yoktur. Zeyd sık sık peygambere gelip boşanmak istediğini söyler. Peygamber bu boşanmayı engellemeye çalışır. Ama bu çabasının boşa olduğunu elbette farketmiş olmalıdır. Bu problemli evlilik 1 yıl kadar sürmüştür. Peygamberin bizzat kendisinin sorumlu olduğu bir evliliğin bu şekilde neticelenmesi elbette O’nu yakından ilgilendirmektedir. Zeynep bir sebepten 35 yaşına kadar evlenmemiştir, boşandıktan sonra da evlenmesi pek olası değil herhalde. Şimdi üstüne geçimsiz damgası da yemiştir. Tafsilatına girmediğim bir hususu daha göz önünde bulundurmak gerekir. Zeynep ve ailesinin gönlünde Zeyd ile evlenmeden önce Zeynep’in Peygamber ile evlenmesi isteği vardı. Peygamberimiz, “Artık şu Zeynebi evlendirelim” dediğinde Zeynep’le kendisinin evlenmek istediğini sanmışlardı ve heyecanla…

    ********************
    Ahzab 37: (Resulüm!) Hani Allah’ın nimet verdiği, senin de kendisine iyilik ettiğin kimseye: Eşini yanında tut, Allah’tan kork! diyordun. Allah’ın açığa vuracağı şeyi, insanlardan çekinerek içinde gizliyordun. Oysa asıl korkmana layık olan Allah’tır. Zeyd, o kadından ilişiğini kesince biz onu sana nikahladık ki evlatlıkları, karılarıyla ilişkilerini kestiklerinde (o kadınlarla evlenmek isterlerse) müminlere bir güçlük olmasın. Allah’ın emri yerine getirilmiştir.

    Peygamberimizin bu boşanma neticesinde Zeynep ile kendisinin evlenmesi gerektiğini düşündüğünü, daha doğrusu Allah tarafından böyle ilham edildiği/istendiği anlaşılmaktadır. Fakat toplumdaki malum gelenek(evlatların/evlatlıkların hanımıyla evlenilmez) yüzünden bunun mümkün olmadığını düşündüğü, insanlardan çekindiği anlaşılmaktadır. Allah’ın bu ayetlerde açıkca Peygambere sitem etmektedir. Bu sitemin en kuvvetle muhtemel sebebi: Allah, Peygamberin Zeyneple evlenmesini murat etmişken ve peygamber bunu biliyorken insanlardan çekinmesi ve Zeyd ile artık devam edemeyecek bir evliliğin boşanmayla neticelenmesini, Allah’ın önceden bildirdiklerine/ilham ettiklerine rağmen(Henüz bir emir yokken elbette) önlemeye çalışmasıdır. Ya da bu tür bir ilham veya önden bildiri yokken bile Peygamberin Hz. Zeynep ile insani, akrabalığın gereği olarak evlenmek istemesi, fakat toplumdan haddinden fazla çekinmesi de bu şekilde bir sitemle neticelenmiş olabilir.

    Ahzap 37 ile ilgili olarak, peygamberin çektiği bütün sıkıntıları, işin içinde şehvet olmadığını gören Hz. Ayşe şöyle demiştir:

    Eğer Hz. Peygamber İlahi Vahiy’den bir şey gizlemek isteseydi bu ayeti gizlerdi.

    Bu ayet(ler)den öyle anlaşılıyor ki Allah evlatlıklarla ilgili olarak o anda toplumda var olan algıların kaldırılmasını murat etmiştir. Bunu da böylesine çarpıcı ve net bir örnekle uygulamaya sokmuştur. Allah’ın Ahzab 37-40′da net olarak ifade ettiği gibi “Evlatlıklar asla gerçek evlat gibi değerlendirilemez”. Bu yargıyı kırmak önemlidir. Evlatlık gibi önemli, yaygın bir konuda ayetler ve hükümler olması normaldir. İslam’da evlatlık müessesesi yoktur denebilir. Yetim ve öksüzlerle ilgili çok hassas olmasına rağmen evlatlık konusunda soğuktur. Örneğin, aynı evde mahremiyetin sınırlarını zorlayarak bir arada yaşamayı uygun görmemektedir. Günümüzdeki iyice açığa çıkmış sapıklıkları görünce ne kadar isabetli olduğu da ortada.

    Ahzab 37 ile ilgili önemli bir nokta daha:
    Ahzâb 37′ye bakarsak, Hz. Zeyd’le Hz. Zeyneb’in boşanmasından bahsedilirken, “Sonunda Zeyd, eşiyle ilgilisini kestiğinde…” deniliyor. Yani bu ayet, boşanma işleminin gerçekleşmesi için “en ufak bir etkiye bile sahip olmamış”, Hz. Zeyd kendi isteği üzerine Hz. Peygamber’e gelip, boşandıklarını bildirmiştir.(Bu paragraf alıntıdır: http://www.islamiforum.com/index.php?showtopic=33078)

    ************************
    Konuyla ilgili dillere sakız edilen bir rivayet:

    Bu olayda, mahut derginin istismar ettiği ve yanlış aktardığı cümleyi, vâkıa ile birlikte İbn Sa’d'ın Tabakat’ından aktaralım: “Hz. Peygamber (sav) bir gün Zeyd’i bulmak üzere evine gitmişti, Zeyd’in karısı Zeyneb ev kıyafeti ile (tam giyimli değil iken) kalktı, Resûlullah (sav) onu görünce arkasını döndü, Zeyneb ‘Zeyd evde yok, buyurun Ya Resûlullâh (sav)’ dedi ise de Hz. Peygamber (sav) girmedi. Zeyneb O’nun girmediğini görünce çabucak giyindi, örtündü ve dışarı fırladı ve -bu hali- Resûlullah’ın (sav) hoşuna gitti, sonra bir şeyler mırıldanarak dönüp gitti, söylediklerinden yalnızca şu anlaşılıyordu: “Büyük Allah’ım seni tenzih ederim, kalbleri evirip çeviren Allah’ım seni tenzih ederim!” Sonra Zeyd eve gelir, Zeyneb ona olayı anlatır, Zeyd ‘niçin buyur etmedin!’ diye çıkışır ve hemen Resûlullah’a (sav) gider, evde bulunup O’nu (sav) ağırlayamadığı için hayıflanır, Zeyneb’i beğeniyorsa alması için hemen boşayabileceğini söyler, Resûlullah reddeder. Bu teklif defalarca tekrarlanır, sonunda Allah Resûlü (sav) boşamaya izin verir, kadın iddetini bekledikten sonra da onunla evlenir.(http://www.hayrettinkaraman.net/kitap/meseleler/0507.htm)

    Bu rivayeti genel olarak doğru kabul edersek bu rivayet bazı noktalarda gerçeği yansıtmıyor.Öncelikle buraları düzeltelim:
    i-) Peygamberimiz Zeynep’i evde uygunsuz görmüş. Peygamberimiz bir evi ziyaret ettiğinde eve densiz bir şekilde girmez ve belli bir mesafeden en fazla 3 kere seslenirdi. Cevap gelmezse geldiği gibi giderdi. Zeyd’in evine gittiğinde(gitmişse) de böyle davrandığı muhakkak. Peygamberin apansızın bir eve girmesi hep yapageldiği ev ziyareti adabıyla açıkca çelişkilidir. Öyleyse, Peygamber öncelikle evin dışından seslenmiş olmalı.

    ii-) Peygamber, seslendiği zaman Zeynep’in uygunsuz, açık-seçik bir kıyafetle dışarı çıkması veya bu durumdayken başka birisini eve davet etmesi ise Zeynebe açıkca ahlaksızlık isnadıdır.

    iii-) Bu olası peygamber ziyaretinden sonra Zeyd gidip de Peygamber’e asla “Zeynep’i boşayayım da sen evlen” dememiştir. Öncelikle böyle bir iddia Zeyd’e haysiyesizlik yakıştırmasıdır. Kimse gidip de “Eve patavatsız bir şekilde girdiğin için bizim hanımı çıplak görmüşsün. Belli ki canın da çekmiş. Ben hemen boşanayım da sen al babacığım” demez. Empati kuruyorum ve Zeyd’in böyle bir şey demediğinden eminim. Külyutmaz dinsizler gibi Zeyd’i haysiyetsiz birisi olarak düşünsek bile(ben asla düşünmem) malum gelenek yüzünden böyle bir şeyi aklına bile getirmemiştir. Gidip de evlatlıkların hanımıyla evlenilmez geleneğine rağmen Peygambere “gel benim karımla evlen!” diyemez. Bu geleneği kaldıran ayetlerin boşanma olayından sonra geldiği ayetin kendisinden rahatca anlaşılmaktadır. Yukarda ifade etmiştim.

    İbn Sa’d tarafından zikredilen bu iddialar görüldüğü üzere pek gerçekci görünmemektedir. İşin ilginç tarafı bu kaynakları kullanan dinsiz taife bu kaynaklara bile birebir sadık kalmamaktadır. Mesela kaynaklarda çıplak görme hadisesi geçmemektedir. İfadeler çarpıtılmakta ve iğrenç bir şekilde hayal gücüyle süslenmektedir.

    Diğer bir çarpıtma örneği:

    b) Geri dönerken söylediği sözün gerçek karşılığı yukarıda verdiğimiz gibidir, burada “gönlümü çeviriverdin” şeklinde bir ifade mevcut değildir. Doğru tercümesini yukarıda verdiğimiz cümle ise İslâm âlimleri tarafından şöyle anlaşılmıştır: “Allahım! Gönüllere hükmeden sensin, nasıl oluyor da Zeyd, böyle bir kadınla geçinemiyor ve mutlu olamıyor!”(http://www.hayrettinkaraman.net/kitap/meseleler/0507.htm)

    *******************************

    Peygamberimiz, Halasının kızı Hz Zeynep’i çocukken, gençken, orta yaştayken sürekli görmüştür, ilk vahiyden önce/sonra, örtünmeyi söyleyen ayetten önce/sonra. Zeynep, Peygamberimizde asla evlenme isteği uyandırmamıştır. Yoksa ilk olarak muhakkak kendisi evlenirdi. Eğer Zeyd ile evlendikten sonra şehvetinin kurbanı oldu diyorsak bu da mantık dışıdır:
    i-) Öncelikle Peygamberin izah ettiğim gibi Zeynep’i böyle uygunsuz bir pozisyonda görmüş olması mümkün değil. Bunu ancak Peygamberin peygamber olmadığı ve densiz olması varsayımıyla mümkün görebilirsiniz. Bu varsayımı doğru kabul edip ondan sonra bu olayı peygamberin peygamber olamayacağına delil olarak sunamazsınız… Netice de vehme dayalı densiz olduğu varsayımının hiç bir sağlam gerekçesi olmadığı gibi tarihi diğer gerçekler bunu yalanlamaktadır.

    ii-) Eğer bir anlık şehvetin hasıl olduğunu varsayarsak bu şehvet isteğini Peygamberimiz başka bir hanımıyla giderebilirdi. Zeynep, Peygamber için bulunmaz hint kumaşı değildir. Bir anlık şehvet için bu kadar uğraşmaya ve riske girmeye gerek yok.

    iii-) Bu şehvet isteğini Zeynep ile hemen gidermek mümkün değildi. Boşanma ve yeni evlilik bir kaç saatte, bir kaç günde olacak bir iş değil. Olayın en hızlı şekilde olduğunu varsaysak bile en azından iddet dönemi kadar beklemek gerekir(sakız edilen rivayette de böyle geçer). Bu süre ne kadar bilmiyorum. Eski eşten hamile olmadığın anlaşılacak. Bu kadar süre şehveti herşeye göğüs gerecek kadar canlı tutmak için olağanüstü çaba göstermek gerekir:-) Bu kadar ahlaksız(!) ve şehvetperest(!) bir adam nasıl da milleti böylesine etkilemiş ve ahlaksız olduğunu çaktırmamış? Hayret bir durum! Ha evet, o dönemdeki insanlar salak ve de cahildi! Bizimkiler kadar kurnaz ve de külyutmaz değillerdi.

    ***********************************

    “Dinsizim en büyük delilim de hiçbir gerçekciliği olmayan evhamlarımdır” düsturunu ilke edinenlere aslında anlatacak pek bir şey yok. Elbette anormal olan şüphe ve vehimlerin zihinde oluşması değildir. Anormal olan bunları gerçek sayıp hakikatın nuruna erdiğini sanmaktır.

    Peygamberimizin Hz. Zeynep ile evliliğinin aşka ve şehvete dayalı olması mümkün değil. İyi analiz edildiğinde tamamen insani mülahazalarla ve ilahi emirle yapıldığını anlamak zor değil.

    Bu konuda daha fazla okumak ve daha ayrıntılı analiz isteyenler için:
    “Hz. Muhammed Niçin çok evlendi? Ebu Rıdvan M. Sadık Vicdani, Diyanet yayınları”. Son derece sıradışı bir kitap.

    Diğer bazı konular:
    1-) Hz. Ayşe’nin yaşı yüzünden İslam aleminde sübyancılık yaygınmış!!!!
    Yaygın olduğunu gözlemlemedim şahsen. Genele bakınca oldukça düşük yoğunlukta vakalar vardır. Arap toplumunda da belki biraz daha yaygındır. İslami hiç bir hassasiyeti olmayan nice insan da benzer şekilde ciddi yaş farkı içeren “enteresan” evlilikler yapabilmektedir.
    Peygamber, 10′un üzerindeki evliliklerinin Ayşe hariç hepsini dul kadınlarla yapmıştır. Peygamberin sünnetine sıkı sıkıya bağlı(!) kardeşlerimiz öncelikle dul bir bayanla evlenmeye çalışmalıdırlar mantıken.
    Aslında meselenin dinle veya sünnetle ilgisi yok. Tamamen kültürel, başka sebeplere dayalı bir durum. Peygamber, o zaman için normal bir evlilik yapmıştır. Bunu günümüzde normal karşılamamızı gerektirecek pek fazla bir sebebimiz yok. Bunu destekleyen ne bir emir, ne bir tavsiye var, ne de peygamber ile aynı durumdayız(aynı gerekçelere ve toplum yapısına sahip değiliz). Evliliklerde denklik prensibine göre hareket etmek gerektiğini tartışmaya gerek yok. Bu prensibe şu veya bu sebeple uyulmamasını ortada bir zorlama yokken abartılmasını iyi niyetli bir yaklaşım olarak görmüyorum. Popüler olan Halis Toprak evliliğinden bahsediyorum. NormalŞartlarAltında tasvip edilecek bir evlilik değil. Adam ,”dost tutmuyorum. Ben zina yapmam, işimi normal evlilik bağıyla yaparım” diyor. Kız da razı. Karşılıklı çıkar ilişkisi de sözkonusu olabilir. İsteyen istediğini yapar diyorsak bu durumda bize aşırıya kaçan yorum yapmamak düşer sanırım.
    2-) Hz. Ayşe’nin evlilik yaşı konusunda şahsen emin değilim(9-10 veya 17-18 konusunda). Emin olduğum tek şey evlendiğinde ergen bir birey olduğudur… 17-18 çıkarımlarının önündeki asıl problem doğruluğu genel kabul gören hadis kitaplarında Hz. Ayşe’nin evlilik yaşının 9 olarak ifade edilmesidir. Eğer Hz. Ayşe’nin evlilik yaşının 17-18 olduğunu varsayarsak sözkonusu rivayetler aktarıla aktarıla zamanla deforme olmuş olmalı. Orjinal sözler şöyle olabilir:
    “Ben evlendiğimde sanki 9 yaşındaki bir çocuk gibi görünüyordum. Hatta çocuklarla oyun oynarken aralarında farkedilmiyordum bile(Ya da çocuklarla oyun oynasam aralarında farkedilemeyecek kadar minyon tipliydim)”
    Ya da rivayetlerin yaklaşık doğru olduğunu kabul etmeliyiz. Ben bu yaş konusunun o zaman böylesine net takip edildiğinden ciddi şüpheliyim. Bu rivayetleri doğru kabul edersek, Hz. Ayşe yeni ergen olduğu bir yaşta evlenmiş olmalı(9, 10, 11 gibi).
    3-) Hz. Peygamberin cinsel hayatıyla ilgili öylesine abartılı söylemler var ki özellikle bize “gerçek dini” göstererek karanlığa bir mum yakan(!) yazarlar tarafından derlenmiş ve de çarpıtılmış olan. İnsan yuh diyor. Yine ayrıntılara girmeyeceğim. Bunları okuyan bir ekşi sözlük yazarı kabaca “bu anlatılanların yarısı bile doğru olsa Muhammed’in ne olduğu ortaya çıkar” diyordu. Kendisi bile anlatılanların biraz abartılı olduğunu farketmiş ama yine de yanlış mantık kurmuş. Anlatılanların hepsi doğru olsa Hz. Muhammed’in 50-60 tane çocuğu olması gerekirdi. Yarısı doğru olsa 25-30 tane çocuğu olurdu:-) Halbuki bu çok evliliklerden sahip olduğu çocuk sayısı sadece 1′dir.
    4-) (http://www.islamustundur.com/konular/annelerimiz.html)‘den alıntıdır.

    Peygamberimiz 25 yaşına kadar evlenmemiş , ibadetle meşgul olmuştur.
    Peygamber efendimiz 25 yaşında iken 40 yaşında ve dul olan Hz. Hatice ile evlenir. Hz. Resul Hatice annemizle zenginliği için evlenmemiştir. Çünkü Hz. Resul , Hz. Hatice’nin tüm malını Allah yolunda dağıtmıştır (Hz. Resul daha sonra kendisine gönderilen hediye ve altınları da fakirlere dağıtacaktır.) Hz. Hatice ile peygamberimiz 25 sene evli kalırlar. Hz. Hatice , peygamberimize :’Ey Muhammed ben yaşlandım , artık başka hanımla evlen ‘ deyince peygamberimiz şu cevabı verir: ‘ Böyle söyleme Hatice , üzülürüm.’Hz. Resul o zamanlarda çok doğal olan cariye alma yoluna bile tenezzül etmez ….! Hz. Hatice 65 yayında vefat eder. Hz. Resul 2-3 sene daha kimse ile evlenmez , 53 yaşına gelir.
    Not : O dönemde ‘sahabi’ ( Peygamber Efendimizin arkadaşları) savaşlarda şehit oluyor, eşleri dul, çocukları yetim kalıyordu. Peygamberimiz sahabiye bu dul hanımlar ile evlenmelerini, onları evsiz, çocuklarını bakımsız bırakmamalarını tavsiye ediyor, kendisi de bu dul hanımlar ile 53 yaşından sonra evleniyorlar.
    Hz. Sevde: 53 yaşında, dul. Hz Resul’e evlilik teklif eder, “Hz. peygamber’in nikahlısı olarak kalmak bana kafi ” diyerek kendi sırasını Hz.Aişe’ye devreder.
    Hz. Aişe: *******************************
    Hz. Hafsa: Dul, Hz. Ömer’in kızı.Hz. Ömer kızını önce Ebu Bekr sonra Osman ile evlendirmek ister, mazeret sunarlar, Hz Resul İslam davasında yoldaşı, Ömer’in dul kızı ile – tıpkı Hz Ebu Bekr’in kızı gibi – evlenir, gönlünü ferahlatır.
    Huzeyfe kızı Zeynep: 60 yaşında dul, Hz Resul’e :” Benimle evlenir misin ” der, Hz Resul kabul eder.Kısa süre sonra vefat eder.
    Ümmü Seleme: 65 yaşında 4 çocuklu dul,kendi deyimi ile : ” Ben yaşlı, kıskanç , yetimlerin annesi bir kadınım .” der.Hz Resul O’na evlilik teklif eder, Ümmü Seleme annemiz kabul eder.
    Cahş kızı Zeynep: ************Halasının kızı olan. Ayrıntılı inceledik***********
    Cüveyriye: Esir . Esir ve cariyelerle evlenmek âdet değil iken peygamberimiz onlar ile evlenerek onların da aile kurma haklarının olduğunu , onlarında insan olduğunu çevresindekilere ispat eder . Cüveyriye, Mustalik oğulları kabilesinin reisinin kızı idi.Savaşta esir düşer, özgürlük bedelini bizzat Hz Resul öder, onu azat eder.Bunu duyan babası ve iki oğlu Müslüman olur.Kızı ile anlaşır, özgür olan Cüveyriye Hz Resul ile evlenir.İslam ordusu bu hal üzerine:” Annemizin akrabalarını esir etmeyiz.” diyerek geri kalan esirleri serbest bırakır.

    Safiye: İsrail Oğulları soyundan, kabile reislerinin birinin kızı idi.Dul idi ve tutsaktı.Hz. Resul O’na :” ister malını al, git özgürsün ” der, ” İster kal, Müslüman ol, benimle evlen.” diye teklifte bulunur.Safiye annemiz özgür iken teklifi kabul eder ( Mir’âtü’ş-Şuun )

    Ümmü Habibe: 55 yaşında dul, Mekke reisi ünlü İslam düşmanı Ebu Süfyan’ın kızı. Mekke’den uzakta, Habeşistan’da dul kalır.Çok zorluk çeker.Hz: Resul elçi göndererek O’na evlenme teklif eder.Evet der Ümmü Habibe annnemiz .Necaşi kralı nikahı vekiller vasıtası ile kıyar…
    Meymune: 2 çocuklu dul,Hz Resul’un amcası Abbas’ın baldızıdır.HZ Abbas vasıtası ile Hz Resul’e evlilik teklifinde bulunur, Hz resul kabul eder.
    Mısırlı Mariye: Cariye. Hz Resul kendisi ile evlenir.

    5-) (http://www.islamustundur.com/konular/annelerimiz.html)‘den alıntıdır.
    Hz. Muhammed’e atılan bir diğer iftira ‘da Hz. Safiye ile evlenmeleri olayıdır : Güya Hz. Resul esir olan Safiye annemize “ benimle evlenirsen seni serbest bırakırım , “ diye bir teklifte bulunmuştur. Halbuki olay şöyle gelişmiştir:
    Yahudilerle Müslümanlar savaşır, savaşı Müslümanlar kazanır. Savaşta esir olan Yahudilerden olan Hz. Safiye ‘ye Hz. Resul “ sana bir teklifim var , istersen serbestsin mallarını al ve git , istersen sana evlenme teklif ediyorum ,Müslüman ol , yanımda kal “ teklifini özgür ve hür iradesiyle değerlendiren Hz. Safiye annemiz , kendi isteği ile teklifi kabul eder ve Hz. Muhammed’in yanında kalır. Bunun üzerine Müslümanlar “ biz annemizin akrabalarını esir etmeyiz , “ diyerek esir edilen tüm Yahudileri serbest bırakırlar… Yahudilerde bu gelişmeler üzerine İslam’a girerler…- Dinsiz T.Dursun iki maddeden oluşan teklifi tek maddede birleştirerek aktarır:” Benimle evlenirsen serbestsin!” Düşünebiliyor musunuz, bu tek cümleye indirme ile Safiye annemizin seçme hakkı da ortadan kaldırılmış olunuyor. Amacı da bu zaten. Bilerek iftira böyle atılıyor işte.!

  8. [...] Alıntı yaptığım yer şurası: http://www.bilimfelsefedin.org/?p=144 [...]

  9. Ai diyor ki:

    [...] [...]

  10. cengizhan Türk diyor ki:

    (Tecrid, hadis no:1721) Karilar içinde ayricalikli olanlar: Muhammed, kimi karilarini daha çok severdi. Kimini de daha çok tutardi. En çok tuttugu karilarinin basinda Aise geliyordu. Ebubekir’in kiziydi, o nedenle de etkiliydi. Zaman zaman Muhammed’e kafa tutar gibi durumlari bile olabiliyordu. Zeki de oldugu için, birtakim ayricaliklar saglayabilmisti.
    Bu hadisin basinda, Aise aynen söyle diyor: -”Peygamber benimle evlendi; ben o sirada 6 yasindaydim.” Evet, bir yanda 49 yasindaki Muhammed, öbür yanda 6 yasindaki Aise evleniyorlar. Muhammed ile evlendigi zaman Aise’nin 6 yasinda oldugunun Islam dünyasinda kabulu zorunlu. Çünkü bunu anlatan “hadis”, tartismasiz “saglam(sahih)” kabul edilir.
    Bu hadisi, Islam dünyasinda en saglam olarak benimsenegelmis olan Buhari’nin ve Müslim’in “e’sSahih”lerinde de buluyoruz. Anlatildigina göre evlilik gerçeklesiyor ama yine de 3 yil kadar zifaf (yani cinsel birlesme) gerçeklesmiyor. Bu süre geçtikten sonra oluyor zifaf ! Aise 9 yasindayken 52 yasindaki Muhammed ile gerdege giriyor: Kadinlar, beni ona teslim ettiler. Ve ben o siralar 9 yasindaydim.” Aise, Muhammed’in koynuna verilmek üzere götürüldügünde, salincakta sallanip oynayan bir oyun çocuguydu. Yani Muhammed, 52 yasinda böylesine bir çocukla cinsel birlesimde bulunmustu.

    Islam hukuku bundan su sonucu çikariyor:” 9 yasindaki bir kiz, müstehat (sehvete konu olabilecek çagda) sayilir” diyor. Ve bu nedenle de 9 yasindaki bir kiz çocugu ile evlenilebilecegini bildiriyor.

    Devenin üzerinde kapali bir yer (”mahmil”); Aise de içinde. Gidilir; baskin yapilir, elde edilecekler elde edilir ve dönüs baslar. Gidis Medine’ye dogru. Derken bir konak yerinde biraz kalinir. Gecenin bir kesimi. Bir süre sonra; kalkip yola koyulmaya yönelis. Tam bu sirada bir sey olur: Aise çisi için ya da öbür isini görmek üzere birlikten ayrilir. Ayrilisini haber verse olmaz miydi? Olurdu ama, kimseye haber vermemis iste.:
    Muattal Oglu Safvan. Safvan, Aise’ yi devesine bindirir. Yola koyulus. En sonunda, bir konak yerinde birlige ulasilir.
    Aise ayrilip giderken o denli insan içinde nasil olmustu da kimse görmemisti? Yani Safvan’ la Aise birbirlerini taniyorlardi. Bu “tanisma”, ileri ölçülerde bir “anlasma” ya varmis olamaz miydi? Aise “zina” ile suçlaniyor: Aise’ nin Safvan’ la yolda “neler yapmis olabilecegi” üzerinde duruluyordu. Yogunlasan kusku. Dedikodular alip yürümüstü. bunun üzerine. Muhammed’den izin alir ve babasinin evine gider. Orada da, durumuna iliskin “Tanrisal bir açiklama” bekler. (Ayni hadise bkz.) Beklenen “vahiy” bir türlü gelmiyor: Hadiste, bu olaya iliskin “vahy”in “gecikmesi”nden sözediliyor. Ve Muhammed, “kari”sindan, yani “Aise”den ayri kalisindan dogan soruna çözüm için yakin çevresini topluyor. Bunlarin içinde Ali de vardir.
    Ali, görüsünü söyle dile getiriyor: – “Ey Tanrı Elçisi Tanri dünyayi sana dar etmedi ya! Aise’den baska da kadin var, kadin çokl”
    Muhammed: “Aise! Böyle bir suçun varsa tevbe et!” – “Aise! Senin hakkinda bana söyle söyle dedikodular geldi (Safvan’la iliski kurdugundan sözediliyor).
    Eger bu suçu islemedinse Tanri seni aklayacaktir. Ama eger isledinse bu suçundan dolayi Tanri’ya yönel, tevbe et! Çünkü bir kul, suçunu boynuna alir ve tevbe ederse, Tanri da onun tevbesini kabul eder.” Aise’nin “zina” etmedigine iliskin “18 ayet” birden iniyor: Onca (hadise göre bir ay) gecikmeden sonra “vahy” gelmistir. Hem de kimine göre “10 ayet”, kimine göreyse “18 ayet” birden… (Bkz. Nûr, ayet: 11-20. Buna göre toplam: 10 ayet. Ama tefsirlerde toplam: 18 ayet oldugu belirtilir. Bu ayetler, birinci ve ikinci orijinalleri yakildigi için Muhammed dönemindeki biçimini tam olarak bilemedigimiz (bunun için daha sonraki yazilara bkz.) Kur’an’ in bugünkünde, Nur Suresinde yer aliyor. Bu ayetlerde, “zinayi” kanitlamak için “dört tanik göstermek gerektigi”, bu gösterilmedigi zaman iftira olacagi açiklandiktan (bkz. Nur, ayet: 13) sonra, ad vermeden “iftira edenler” çok agir biçimde kinaniyor. Iste âyetlerden bir kesim (Diyanet’in resmi çevirisiyle): – “Muhammed’ in esine o yalani uyduranlar, içinizden bir gürûhtur. Bunu kendiniz için kötü sanmayin. O, sizin için hayirli olmustur. O kimselerden her birine, kazandigi günâh karsiligi, cezâ vardir. Içlerinden elebasilik yapana ise, büyük azâb vardir. Onu isittiginiz zaman; erkek, kadin mü’minlerin, kendiliklerinden hüsn- ü zanda bulu- nup da: ‘Bu apaçik bir iftiradir!’ demeleri gerekmez miydi? Dört sahid getirmeleri gerekmez miydi? Iste bunlar, sâhid getirmedikçe Allah katinda yalanci olanlardir. Allah’in dünyâ ve âhirette size lutuf ve merhameti olmasaydi o kötü sözü yaymanizdan ötürü, büyük bir azaba ugrardiniz.
    Tanri “vahiyle” açiklama yapacakti da, bu açiklamayi daha önce, yani dedikodular olusup yayilmadan niçin yapmadi? Neden “bir ay” bekledi de, basta “peygamber”i ve sevgili karisi olmak üzere herkesi üzdü? Gelismeler neden böyle olmustur?
    Bir “zinanin” kanitlanmasi için “dört tanik” istemek, gerçekçi bir yaklasim midir?
    Hadiste belirtildigine göre: Aclanogullari’nin ileri gelenlerinden Medineli Asim Ibn Adyy in ve ayni kabileden Uveymir’in
    “Peygamber”den bir sorulan olur: – Bir adam, karisini bir adamla zina ederken bulsa ne yapmali? Karisinin tam karni üzerinde bulsa? Eger gidip dört erkek tanik bul- maya yönelirse, zina eden adam isini bitirip gidecektir!!!

    Dört tanik mi aramali, yoksa..?
    Muhammed 56 yasindaydi o sirada. Güzel körpecik Cüveyriyye’yi, koynuna almak için hiç zaman yitirmemisti. Suyun yaninda hemen kurulan mesin çadirinda isini görmüstü. Karilarindan Aise de oradayken… Cüveyriyye ve Aise ayni yastalardi. Medine’ye dönüste de Aise’nin kolyesi ve Safvan olayi meydana gelecektir. Acaba, Aise Muhammed’den bir öç almak istemis miydi? Cüveyriyye’yi kiskanmis olarak?.. “Kurtulmalik” lar ödenmeden ve tutsaklar daha özgürlüklerine kavusturulmadan bir sey olmustu. Anilmaya, üzerinde durulmaya deger bir sey:
    Muhammed, tutsak kadinlarin irzlarina geçilmesine izin veriyor:
    Ebu Said el Hudfi’nin anlatmasiyla “tutsaklar arasinda Arab’in en
    nefis kadinlari” bulunuyordu. (Bkz. Müslim, e’s-Sahih, Kitabu’n- Nikâh/125, hadis no: 1438.) Ve o baskini gerçeklestirmis olan Müslümanların ağızlarının suyu akiyordu güzel kadinlari görürken. Hemen yatmak istiyorlardı. Yatmak istedikleri kadinlar, birer “cariye” durumuna gelmis degiller miydi?
    Öyleyse Müslümanlar a “helâl”diler.
    Müslümanlar, ellerindeki “tutsak kadinlar”la cinsel iliskide bulunmak istiyorlardi. Ama bir sorunlari vardi: Ya çocuklari olursa? Iliski kuracaklari bu kadinlardan çocuk olsun istemiyorlardi.
    ” (Bkz. Diyanet yayınlarından Tecrid, 1596 numaralı hadis, not: 1.) Kısacası: Tutsak kadınların ırzına geçebilirlerdi “gaziler”. Ama bu is i yaptıktan sonra da “çocuk sorunuyla” karşılaşmak istemiyorlardı. Çünkü gerektiğinde bu tutsak kadinlari satabilirlerdi. Buna bir engel çikmamaliydi. “Azl”i bunun için istemis ve “Peygamber”e danismislardi. Peygamber de temelde bu kadinlarin irzlarina geçilmesinde bir sakinca görmüyordu, buna izin veriyordu.

    Hz.Muhammed’in Zeyneb’i de karilari arasina katmasinin öyküsü:

    Zeyneb Bint Cahs, Muhammed’in ogullugu Zeyd’in karisidir. Zeyd’i Muhammed kcndisine “ogul” edindigi için herkes ondan “Muhammed’in Oglu (Zeyd Ibn Muhammed)” diye sözeder.
    Muhammed bir gün, Zeyd’i görmek için onun evine gider. Zeyd’i bulamaz, Zeyd’in karisi Zenneb’le karsilasir. Birden tutulur Zeyneb’e. Bir kadina Muhammed’in ilgi duymasi, o kadinin baska erkege -bu erkek kocasi da olsa- uygun olmaktan çikmasi ve dolayisiyla Muhammed’in olmasi gerektigi sonucunu dogurmaktadir.
    Bu nedenle Zeyd durumu ögrenir ögrenmez Muhammed’e gidip konusur.
    Zeyd: -Karimdan ayrilmak istiyorum.
    Neden? Seni kuskuya düsürecek bir sey mi yapti?
    Vallahi hayir. Beni kuskuya düsürecek hiçbir seyi olmadi.
    Onun iyilikten baska birseyini görmedim.
    (Zeyd’ in esini bosamak istemesinin nedeninin Müslümanlarin dedigi gibi geçimsizlik degil de Muhammed’ in onu arzu etmesi oldugunu ispatliyan cümleler) Muhammed: – Öyleyse karini birakma, Tanri’dan kork! Muhammed “karini birakma” derken, gerçekte sevdigi Zeyneb’in bosanmasini istiyordu. Istiyordu ki Zeyd onu bosasin da kendisi alsin. Ama bu istegini ve sevgisini içinde gizliyordu.

    Iste bunun üzerine, Ahzab Suresinin 37. ayeti gelir. (Bkz. Taberi, Camiu’l- Beyân, 22/10-II.) “Tabakatu Ibn Sa’d”da daha genis olarak yer alan bu aktarmayi, dogubilimciler ele alip elestiri konusu yapiyorlar diye, gerçekleri örtme ya da ters yüz etme pahasina da olsa Islam’i kurtarma çabasina girismis görünenler “iftira” diye niteliyorlar. Bu öykü, yüzyillar boyu “hadis” kitaplarinda ve tefsirlerde yer alagelmis oldugu halde.

    Simdi ayete bakalim. Ayetin anlami söyle: (Çeviri, Diyânet’in,) “Ey Muhammed! Allahi’n nimet vcrdigi ve seninde nimetlendirdigin kimseye: “Esini birakma, Allah’tan sakin!’ diyor; Allah’in açiga vuracagi seyi içinde sakliyordun. Insanlardan çekiniyordun. Oysa Allah’tan çekinmen daha uygundu. Sonunda Zeyd, esiyle ilgisini kestiginde onu seninle evlendirdik. Ki, evlatliklari esleriyle ilgilerini kestiklerinde onlarla evlenmek konusunda mü’minlere bir sorumluluk olmadigi bilinsin. Allah’in buyrugu yerine gelecektir.” (Ahzâb, ayet: 37.)

    (Bkz. Muhammed Ali Sabuni, Safvetu’t-Tefasir, 2/527528 ve öteki tefsirler.) Muhammed, hem Zeyd’den, hem de öteki insanlardan çekiniyordu. Baskasinin, üstelik de “ogullugu”nun karisina göz koydugu için… Bir süre bu nedenle durumu açiga vurmamisti. Ama sonra, “ayetin gelisi” sorunu çözmüstü.

    Muhammed’in, ogullugundan bosanan Zeyneb’i almasi bu yönde herkese bir kapi açmasina yöneliktir. Ayette ileri sürülen gerekçe bu. Yani, herkes ogullugunun bosanan karisiyla rahat evlenebilsin diye Muhammed’in Zeyneb’le evlendirildigini açikliyor. ‘
    Bu açiklama karsisinda da bir soru beliriyor: – Bu evlilik olmadan da soruna çözüm getirilemez miydi? Örnegin, bir ayetle, herkese böyle bir yola gitmenin “helal” oldugu bildirilirdi; sorun kalmazdi. Neden bu çözüm yolu seçilmedi de, ille de Muhammed’in Zeyneb’le evlendirilmesi gerekli görüldü?.

    Bu sorunun karsiligi yok.
    Muhammed, Zeyd’ i çagirip bu ayeti (ahzap, 37) anlattiktan sonra ona su görevi veriyor: “Git Zeynep’ e bu olaylari anlat ve onu bana iste..
    Zeyd, kapiya varinca içeri giremiyor ve yüzünü çevirerek, -kendi anlatimina göre -ter içinde, sanki dünya basina yikilmis gibi bir ruh hali içinde kendisinin Muhammed’in elçisi oldugunu ve onu istemeye geldigini söylüyor.
    Zeynep ise o sirada hamur isi yapmaktadir. Zeyd’i dinledikten sonra olumlu yanit vermiyor ve “düsünmem lazim” diyerek ibadet odasina çekiliyor.
    Zeyd, bu olumsuz haberi Muhammed’ e bildirince Muhammed artik buna dayanamiyor ve dogruca Zeyneb’in evine giderek ona el koyuyor.

    Gerekçe, o sirada inen

    Ahzab Suresi’nin 37. ayetindeki “Ey Habibim, Zeyneb’i biz sana nikahladik” cümlesidir. Artik bu ayete dayanarak ne Zeynep’e mehir ücretini veriyor, ne evlenme için sahit tutuyor ve ne de Zeynep’in akrabasindan izin aliyor. Bu sirada Muhammed 58 yasinda Zeynep ise 35 yasinda idi. Üstelik Muhammed’in yaninda su hanimlari vardi: 1)Aise (12 yasinda) 2)Hafsa (23 yasinda) 3)Ümmü Seleme (30 yaslarinda) Olay burada da bitmiyor. Muhammed’in Zeyneble evlenmesinden kisa bir süre sonra (Hicri 6. yil) Zeyd, Muhammed tarafindan üst üste 6 küçük savasa-baskina gönderiliyor.
    Bunlar sunlardir: 1)Beni Süleym 2)Iys 3) Taraf 4)Hisma 5)Vadi’l Kura 6) Ümmü Kirfe. Zeyd, bunlarin hiç birinde vurulmayarak basariyla dönüyor. Sonunda Muhammed Zeyd’i tarihte “Mute Savasi” olarak bilinen savasta 3000 kisilik Müslüman ordusuyla yaklasik 100.000 kisilik Rum ordusunun karsisina çikariyor.

    Üstelik Halit Bin Velid gibi daha usta bir komutan var iken. Zeyd bu sefer öldürülüyor.

    TAHRİM SURESİ AYET 1 İN KURANA GİRİŞ ÖYKÜSÜ

    Mısır Mukavkısı’nın kendisine armağan ettiği cariyelerden Marya ortaya çıkmıştır. O anda Muhammed, cinsel ilişki için tam hazırlıklıdır. Cariye’yi tutup yatırır Hafsa’ nın yatağına, ve isini görmeye başlar. Muhammed’in cariyesi ile yatması doğal. Kuran da, karılarının dışında cariyeleriyle de yatmasına olanak veriyor (bkz. Ahzab suresi, ayet 50,52) işin bu noktası olağan olmasına olağan. Ne var ki, cariyeyi özgür (hurre) olan bir kadının, üstelik Ömer kızı Hafsa’nın yatağında koynuna alıyor. işte bu olağan değil. Terslik bu ya, o sırada, Hafsa da çıkagelmiştir. Muhammed’ in Marya (Mariye) ile ilişkisini görür. Bir süre kendine egemen olup kapıda bekler. Muhammed işini bitirmiştir. Hafsa tepkisini gösterir: “Tanrı elçisi! Sen beni kötü duruma düşürdün, aşağıladın. Öyle bir şey yaptın ki, benzerini hiçbir karina yapmadın!

    Muhammed: “Vallahi Billahi Marya ile bir daha yatmayacağım!”
    “Hafsa! Marya’ yi kendime haram etsem de ona bir daha yaklaşmasam; bundan hoşnut olur musun? “Evet!” Muhammed hemen ant içmiştir: “Hafsa! Aramızda kalsın, bunu sakin kimseye söyleme, olmaz mi?” “Tamam!”
    Ne ki, Hafsa bu durumu Aişe’ye anlatır.(Bkz. Taberi, Camiu’l- Beyan,28/102) Kimi aktarmaya göre de Muhammed’in Hafsa ile yakalanması, Aişe’nin gününde olmuştur. Hafsa bunu öğrenmiştir. Muhammed, ondan bunu durumu kimseye söylememesini istemiş, bunu isterken de “Marya’yı kendime haram ettim. Sana bir müjdem var. Ebubekir’le Ömer, benden sonra, ümmetin islerini ele alacaklar (halife olacaklar).” Ama, Hafsa, olayı Aişe’ye anlatır. (Bkz.F.Razi,30/41,43) Muhammed’in, Marya’yı kendisine haram etmesi, yani bu cariyeyle bir daha yatmayacağına and içmesi üzerine yeni ayetler gelir:
    “Ey Peygamber! Karılarını hosnut edeceksin diye, Tanrı’nın sana helal kılmış olanı kendine neden haram yaparsın? Tanri bağışlayan ve acıyandır.”(Bkz. Tahrim suresi, ayet:1.
    Allah lazım olan ayeti gönderip muhammedin marya özlemini gidermiştir.

Leave a Reply