BİLİM FELSEFE DİN Rotating Header Image

Ölüm Hakkında – 5 (Mete Tunç)

İkişer Damla (Anı)

2 Kasım 1982. Bir üniversite öğrencisinin bir durakta bindiği otobüs, o zamanın tahsisli yolunda ilerlerken, öğrencinin gözleri, yağmur yüklü bulutlar gibiydi. Her nedense, belki yağmurun yağmaması gereken bir zaman-mekan boyutunda olduğunu, bu yüzden dikkatini iç dünyasından dışarıya yöneltmenin sağanağı engelleyeceği düşüncesiyle çevresine bakındı.

Otobüsün diğer koridorunda, onun tam hizasına karşı gelen koltuktaki, kendi yaşlarında bir genç kızı gördü. Başı önünde, yüzü hüzünlü, gözleri doluydu. Kız onu görmedi. İki damla süzüldü yanaklarından. Öğrenci başını pencere yönüne çevirdi. O da tutamadı kendini.

Birbirlerini tanımayan ve bir daha görmeyecek iki genç, aynı mekanda ve zamanda, ikişer damla gözyaşı döktüler.
***
Savaş (Öykü)

1975 yılının güneşli bir bahar öğleninde, helikopterlerin ve küçük uçakların inişine müsait Erzincan hava alanında, 1974 Kıbrıs harekatına katılan helikopter birliğini bekleyen yüzlerce insandan biri on yaşlarında bir çocuktu. Babası, savaşa giden helikopter birliğindeydi. Kendisi ve ailesi o yıl başka bir şehirde yaşamalarına rağmen, yaşadığı eski şehre sadece birliğin geri dönüşünü görmek için gelmişti.

Pırıl pırıl, masmavi gökyüzünün aydınlattığı, hafif bir rüzgarın estiği, çim kokulu, dümdüz ovanın ufkunda karartı halinde yaklaşıyordu birlik. Alandaki kalabalık hareketlendi. Sevinç çığlıkları atıldı. Yirmi helikopterin motor gürültüsü kilometreler ötesinden rahatlıkla duyuluyordu. Belli bir düzen halinde uçtuklarının anlaşıldığı menzile geldiklerinde gürültü daha da büyüdü. Ordu orkestrasının çaldığı zafer marşları artık duyulmuyordu. Alanda bekleyen, birlikteki askerlerin ailelerindeki heyecan, mutluluk gözyaşları arttı.

Helikopterler kalabalığın az ilerisinde, alandaki mevcut tozları savurarak inerlerken, onları karşılamak üzere o gün Erzincan’a gelen on yaşlarındaki çocuk da ağlıyordu. Ağlamayacağım, demişti içinden, ama tutamadı kendini. “Affet baba; bundan sonra ağlamayacağım. Sana söz veriyorum: Büyüyünce senin gibi olacağım.” Aynı yaşlarda bir çocuk, yanındaydı, onun sözlerini duymuştu, sordu: “Baban da bunların içinde mi?” Gözyaşlarını kollarının üst kısmıyla sildi on yaşlarındaki çocuk ve soruyu cevapladı: “Bunlarla gitmişti. Ama şimdi yok. Şehit oldu.”

20 yıl sonra, 1995’de, Ankara’nın karlı bir öğleden sonrasında, yine on yaşlarındaki bir çocuk, şehitlikte, bir mezarın başındaydı…
***
Geri vites (Öykü)

… Kırmızı ışık yanıyordu.
Yeşilin yanmasını bekleyen bir aracın arka-çaprazında durdu.
O aracın arka koltuğunda bebek yaşında bir çocuk ona bakıyordu.
Elindeki oyuncağını, gel beraber oynayalım dercesine sallıyor, gülümserken bembeyaz dişleri görünüyordu.
O da gülümsedi.
Dikiz aynasına tesadüfen baktı.
Bir otomobil, ön- çaprazındaki otomobilin bulunduğu şeritte büyük bir hızla geliyordu.
Çarpışmayı izlemek yerine, vitesi geriye taktı, direksiyonu çevirdi.
Gaz pedalına hızla bastı…
Hayatındaki son tebessümünü, bebeğe bakarak etmişti.

Bu yazı (17.05.2009 tarihinden itibaren) toplamda 4903, bugün ise 0 kez görüntülenmiştir.

Leave a Reply