BİLİM FELSEFE DİN Rotating Header Image

Evliya Çelebi ve Seyahatname (Mete Tunç)

Seyyah-ı Âlem Evliyâ Çelebi’nin Dünyaya Bakışı (Robert Dankoff, Çev. Müfit Günay) kitabında, Seyahatname’den yapılan iktibaslardan öğreniyoruz ki:

Padişah IV. Murad, Evliya Çelebi’yi başının üzerinde çevirmektedir. Evliya, “Bre Hünkâr’ım dönmeden gönlüm bulandı, kusacağım geldi.” der. Sultan Murad’ın, “Edepte sinime .ıçarsın,” sözüne “Bre padişahım başın için o da geldi.” diye karşılık verince padişah gülmekten güçsüz düşer ve Evliya’ya 48 altın verir.(1)

Evliya, Arnavutluk’ta anlatılan bir hikayeyi nakleder: Adam, karısıyla cinsel birleşme sırasında, “Canım hatun yarın Pazar günüdür.” deyince aklına eski kocalarından biri gelen kadın, “Hay benim gazada şehit olan 17. kırk yıllık kocacığımla ben böyle mi cima ederdim? Hay .ikişine doyamadığım şehit kocacığım.” diyerek sızlanır.

Yine naklettiği bir hikayeye göre peygamber Muhammed, Cengiz han’a bir mektup ve elçi gönderir. Cengiz, İslam inancını sorgular: sünnet namazlarının farzlardan ziyade olmasını manalı bulmaz; Allah’ı hem mekandan münezzeh olarak tanımlayıp hem ona ev (Kabe) izafe edilmesini garipser…(2)

Evliya ve birlikte olduğu bir grup bir eve sığınırlar. O sırada aynı evde silahlı bir başka grup vardır… O gruptan biri Evliya için, “Bre şu .mını .iktiğimin gidisi, bizi basmak ne boynuna…” der.

Evliya, ‘başından geçen bir hadiseyi’, başta özür dileyerek anlatır: Bir savaştan sonra kuytu bir yerde tuvaletini yaparken bir kayadan üzerine bir kafir düşer. “… larkıdak pisliğimin üzerine otura vardım” der. Kafir ile mücadele eder. Durumu, “… don ve uçkur ayak bağı gibi ayağıma dolaşıp üstüm başım .ok olup .oklu şehit olayazdım.” diye tasvir eder! Devamla şöyle der: “Allah’a hamd olsun, keferenin kellesini keserken üstüm pislik ile bulanmış iken bu kere kızıl kana bulandım. Zorunlu kendimi .okluca gazi görüp güldüm, üstümün başımın pisliğini hançerle sildim ve sonra uçkurumu bağladım.” O sırada bahis konusu kafiri kovalayan bir yiğit nefes nefese kayanın başa gelir ve kafirin başını ister. Evliya bu talebi yerine getirmez: “… hakirin [benim] dahi uçkuru[m] elimde iken, ‘ala şu kelleyi’ deyip bizim bile doğdu küçük biraderimi [penisimi] gösterince, ‘bre edepsiz adam’ deyip herif kelleden ümidini kesince…” Kelleyi paşanın önüne getirir. Halk pislik kokusundan kaçarken paşa “Evliya’m ne acep .ok kokarsın.” der.

Mısır’da çok dilenci olduğundan bahseder. Bir caminin tuvaletinde ihtiyaç giderirken bir dilenci elini kapının arasından sokarak sadaka ister. Evliya dilencinin avucuna dışkısını sürer. Dilenci, “Allah dışkını artırsın” der. Bir arkadaşı, o dilencinin sıradan biri olmadığını, onu denediğini, her duasının gerçekleştiğini söyler. Evliya iki ay boyunca ishal olur!

Hasankeyf halkı, yetiştirdikleri büyük bir şalgamı iftihar vesilesi olarak Siirtlilere gönderirler. Siirtliler şalgama bir oyuk açarlar. Kendi yetiştirdikleri büyük bir havucu (Evliya, havucu penis biçiminde tanımlıyormuş!) oyuğa sokup, ikisini Hasankeyf’e yollarlar!

Evliya uzun süre iktidarsızlık çeker. Mısır’da aldığı ilaçlar sayesinde ‘penisinin üzerinde ceviz kıracak’ kertede güç kazanır!
***
Yukarıdaki görüşme ve hikayeleri, evdeki, 1969-1970 basımı, Evliyâ Çelebi Seyâhatnâmesi (Türkçeleştiren: Zuhuri Danışman) ciltlerinde bulamadım (Yalnızca ilk diyalog, (1)’de belirttiğim veçhile mevcut).

İlk kez Istanbul, The Imperial City (John Freely)’de okuduğum, İstanbul’daki ‘geçit töreninin’(3) anlatıldığı uzunca bölüm de mezkur ciltlerde bulunmuyor. Robert Dankoff, “… başka bir şey yazmamış olsaydı bile Evliya en büyük Osmanlı yazarlarından biri olarak tanınırdı,” diyerek o bölümün önemine işaret eder.

Başka Seyahatname çevirilerinde de, mütercimlerin/yayıncıların, sığ görüşleri doğrultusunda, ‘uygun görmedikleri’ cümleleri ve kesimleri çıkarma haltını işlediklerini öğrendim. Evliya’nın, onlara, ‘onunla birlikte doğan küçük kardeşini’ gösterdiğini tahayyül ediyorum!(4)

Yapı Kredi Yayınları, Seyahatname’yi, ifade edildiğine göre, sansür etmeden basmış. Çok şükür! Keşke özgün metni (Latin harfleriyle) ve sadeleştirilmiş halini, karşılıklı sayfalarda olacak şekilde ve gerekli yerlerde şerh düşerek bassalardı.

Evliya Çelebi ve Seyahatname hakkında, eserin tamamını okumadan fazla yorum yapmam yakışık almaz…(5) Yazıda yararlandığım kitap, Evliya’yı ve eserini tahlil eden değerli çalışmalardan biridir. Herhalde bilgi sahibi olunacak başka çalışmalar da vakidir.

Mamafih, (anlatım ve yaklaşım) kusurlarına rağmen Evliya’ya hayran ve müteşekkir, ve onunla aynı coğrafyada doğmaklığımdan ve yaşamaklığımdan bahtiyar idiğimi zikredeyim.

(1) Kitapta Murad’ın (.ıçarsın’lı) cümlesini Evliya söylemiş görünüyor (Bunu yeni baskıda düzeltmezlerse yayınevine küfürname yollayacağım!). Diyalog Evliyâ Çelebi Seyâhatnâmesi (Zuhuri Danışman)’nde doğru verilmiş. Fakat bahis konusu cümle yerinde noktalar var!.. Bu arada, “edepte sinime” ne demektir ya; çözemedim!
(2) ‘İkisinin arasında 600 yıl var ya Evliya’m! Neden vurgulamazsın?’ Bu ciddi probleme karşılık ilginç ve müspet olan husus, Evliya’nın ‘Cengiz’in şüphelerine’ cesurca yer verebilmesidir. Bu, böyle suallerin o çağda da sorulabildiğinin kanıtıdır. Evliya’nın, ‘Cengiz’in itiraz ettiği’ konular üzerine hemen hiç yorum yapmaması da bir başka enteresan husustur (Alıntıda cümle atlandığına dair bir emare yok.).
(3) Gemi kaptanlarının, kasapların, mezarcıların, bar fedailerinin, hekimler eşliğindeki delilerin.. hülasa adeta tüm halkın padişahın (IV. Murad) önünden, özel kıyafetleriyle, kullandıkları araçlarla; sıra kavgası yaparak, etraftaki halka laf atarak.. geçişleri…
(4) Yukarıda iktibas ettiğim sözlerinde, ‘mecburiyetten’ de olsa birer nokta koyduğum için Evliya’dan özür diliyorum!.. Şunu kaydetmeliyim ki, küfür mahiyetindeki sözlerin ulu orta, hele kamu içinde şifahen sarf edilmesi elbette doğru değildir. Eleştirdiğim; sansür, gizleme vesair zihniyetidir.
(5) Sâdece, ‘hikâyeci
sıfatımla’, Evliyâ’nın, yukarıda bahis olunan ve  gerçek, yaşamış gibi zikrettiği ‘kâfir kesme’
ve ‘dilenci’ anlatılarının bariz biçimde ‘hikâye’ idiğini, çünkü Evliyâ’nın
askeri eğitim almamasının ve zarif kişiliğinin bunları yapabilmesini mümkün
kılmadığını dip notla bile olsa belirtmem gerekiyor!

Not. Seyahatname’nin yazıldığı on yıllardan takriben 100 yıl önce kaleme alınmış mektuplarda (Türk Mektupları, Kanuni Döneminde Avrupalı Bir Elçinin Gözlemleri (1555-1560), Ogier Ghislain de Busbecq, Çev. Derin Türkömer) elçi Busbecq, gözüyle gördüğü olayda (gırtlağa bıçak sokulması) dahi hile ararken, her konuda şüpheci bir tavır alırken, Evliya, görmediği kesin bir işlemi (bir simyacının altın yapması ve altın hapla beslenmesi) yemin billah, “gördüm” diyerek anlatır (Busbecq’in mektuplarına müdahale yapıldı mı, yapıldıysa ne kadar..? Bu ihtimali de göz ardı etmeyeyim!). Not’a not. Busbecq, uzaktan gördüğü namazı, ismini vermeden anlatırken “dua” der, secde’yi “yeri öpüyorlardı” diye resmeder. Bu sözlere dip not düşmeyen çevirmen ve editörün ‘gözlerinden öperim’!

Bu yazı (17.05.2009 tarihinden itibaren) toplamda 9282, bugün ise 0 kez görüntülenmiştir.

3 Comments

  1. Mete Tunç diyor ki:

    Not’taki son ifadeye izafeten şerh: 10 sayfa geride bir hatayı dipnotla düzelten editör, cümlenin devamında “… Bu bölümün devamında ibadet ve oruçla ilgili kulaktan dolma bilgilerden kaynaklanan benzer hatalar vardır.” diye yazmaktadır…

  2. Ferhat Coşkun diyor ki:

    teşekkürler çok işime yaradı.böyle yazılar bulmak hoş. takipteyim

  3. Mete Tunç diyor ki:

    Ben teşekkür ederim Ferhat Coşkun, saygılar.

Leave a Reply