BİLİM FELSEFE DİN Rotating Header Image

Bilim ve beş duyu ötesi..

Yazar: Deniz Ulaş

Bilim, kainatın var oluşunu ve canlılığı araştırmada 5 duyu verilerinin beyinde yorumlanmasının dışına çıkamamaktadır..deney, gözlem, analiz, sentez..kısaca ben gördüğüme inanırım demektedir..bu görüşü de 5 duyu verileriyle sınırlıdır..

Tarih boyunca 5 duyunun ötesinde başka duyularını keşfetmiş insanlar olmuştur.. Bunlar değişik inançlara mensup olsalarda verdikleri ortak bilgiler mevcuttur.. Kimi sufi kimi kabalist kimi budist kimi medyum…değişik isimlerle anılsalarda hepsinde ortak yön 5 duyu verilerinin dışında 6.duyularını kullanabilmeleridir.. Bilim bu insanlara hep kuşkuyla bakmıştır, küçümsemiştir ve sadece algılananı baz almıştır ve evrenin kodlarını bu şekilde çözebileceğini düşünmüştür..

Kabalistlerin bu yönteme itirazlarını kendi sitelerinden yaptığım alıntıyla vermek istiyorum:

…Ne kadar çok aygıt veya alet yaparsak yapalım, bedenimiz hakkında bütün seviyelerinde ne kadar çok bilirsek bilelim, psikolojik, psikosomatik, biyolojik ve fizyolojik seviyelerde, onu sadece bu beş açıklığımız ile algıladığımız yol ile bileceğiz. Bizim dışımızda ne olduğunu bilmenin bundan daha fazla olasılığı yok.

Bilim adamları otuz veya kırk yıl önce bu sorunu fark ettiklerini söylüyorlar. Onlar yöntemlerini tükettiler.

…Biz dış gerçekliği bilmiyoruz, bizim dışımızda işleyen kanunları bilmiyoruz ve biz onları bilmediğimiz için onlar ile dengede olamayız. Ayrıca, biz geleceğimizi belirleyemeyiz ne de kaderimizi değiştirmek için bize ne olacağını bilemeyiz. Basitçe bizler kendi içimize kapandık ve her ne olacaksa – olacak. Felsefe değil veya bilim hiç değil, ne kadar gelişirsek gelişelim, bunların hiçbiri bize dış gerçekliği anlamada yardım etmeyecek. Ve şu anda olan şey bu, güncel bilimsel gelişmelerin son aşamasında..

…çünkü bilim sadece kavranabilecek ve beş duyu ile çalışılabilecek şeyleri ele alır. Onlar beş duyunun dışına çıkmanın önemli olduğunu anladılar, ama bunu nasıl yapacaklarını bilmiyorlar…

Kabala’ya yakın bir yöntem kullanan Müslüman sufi Ahmet Hulusi’nin ‘Holografik Bakış’ adlı kitabından bazı görüşlerini aktarayım:

Tasavvuf eserlerine göz atmış olanlarımız bilirler… Değişik âlemlerden, farklı evrenlerden ve o boyutların farklı fizik yasalarından sözedilir.

Bunlar, çoğu zaman bizim alıştığımız ve şartlandığımız fiziksel yasalardan çok, çok farklıdır. Onun için de kimimiz bunları sadece inanç meselesi olarak kabul etmiş, kimimiz ise bu açıklamaların sırlarını araştırıp, aslını keşfetmeye çalışmıştır. Günümüzde ise, artık konu bir inanç sorunu olmanın ötesinde, açıklanabilir bir bilimsel gerçekliğe dönüşmüştür.

Önce, yaklaşık yedi yüzyıl önce yazılmış “El-İbriz” isimli eserden buraya örnek olarak aldığım şu paragrafı okuyalım:

Bir gün henüz fetih yapılmadan önce bir yere uğradım. Yolumun üzerinde ancak gemiyle geçilebilecek ölçüde bir deniz beliriverdi. İyice baktım ona. Yeryüzündeki denizlerden biri idi. Zatımda bu denizin üzerinde yürüme azmi (şüphesiz dileği) ve cezmi (kesin kararlılığı) doğdu, boğulmayacağım hakkında içimde kesin bir bilgi meydana geldi. Bir şey dokunamayacağını da aynı kesinlik içinde düşündüm. Derken ayağımı bu kesin bilgi havası içinde suyun üzerine koydum. Batmadım. Azmim ve cezmim arttı. Yürümeye devam ettim, neticede öbür sahile ulaştım…

Başka bir defa ise yine o denize uğradım, ama bendeki eski azim ve cezim yoktu. Yürümekte şüphe ettim. Bir ara denemek için ayağımı bastım, derhal suyun dibine indi, hemen çekip çıkardım. Anladım ki bu durumda suyun üzerinde yaya yürümem mümkün değildir. Yani buna güç getiremeyeceğim…

Asırlar önce yazılmış bir Tasavvuf eserinde yeralan bu satırlara yakın geçmişe kadar bir anlam vermek belki çok zordu. Onun için de kolayca gözardı edilebilirdi. Oysa şimdi Kuantum Fiziğinin bulguları ışığında artık bunların ne masal, ne de bilim-kurgu hikayeler olmadığı anlaşılıyor!..

Sonuna yaklaştığımız bu yüzyılın başında Einstein’in açıkladığı izafiyet kuramı ile “madde” hakkındaki klasik görüş tamamen alt üst olmuş ve 70’lerden sonra iyice yaygınlaşan Kuantum Kuramıyla da “maddenin varlığının kabulü” bilim dünyasında geçerliliğini tamamen yitirmiştir. Maddenin varlığının, ancak onu algılayan gözlemci için geçerli bir varsayımdan ibaret olduğu kanıtlanmıştır.

Sufilerin ifadesiyle, “evrenin gerçek yüzü, gözün şartlandığı gibi maddelerden oluşmuş cansız bir dünya değildir. Gerçekte evren, herşeyin canlı olduğu bilinçli bir yapıdır. Ve Evrenin gerçek yüzünün tecrübe edilişi, insanın algı biçimini alt üst eden, muazzam, ani bir yaşayıştır! Yer ve gök algısı başka bir hale dönüşmekte, eşya hakkındaki tüm değerler geçerliliğini yitirmekte ve keskinleşen bir görüşle, tümel bir can ve bilincin, her an, her yerde kendini ifade edişine şahit olunmaktadır…”

Yüzyıllar boyunca, klasik fizikte, madde, onu meydana getiren yapı taşlarının bileşimi olarak kabul edilmiştir. Yani, daha küçük parçacıkların biraraya gelerek, gördüğümüz, dokunduğumuz nesneleri meydana getirdiği varsayılmıştır.

Yirminci yüzyılın ilk çeyreğinde Einstein tarafından, gördüğümüz bu nesnelerin, onları meydana getiren enerjinin birer yoğunlaşması olduğunun açıklanması, yerleşik klasik varsayımı ilk kez temelden sarsmıştı. Çünkü, gördüğümüz nesnelerin gerçekte “maddi kütleler” olarak var olmadığı anlaşılmaya başlanmıştı.

Konu buralara gelmişken ‘Tanrı’nın 72 Adı’ isimli kabalistlerin hazırladığı bir kitaptan alıntı ile devam edelim:

Evrenin Yaratılışı,
İlahi bir davranış olan ışığın saklanması olayı, astrofizikçilerin Big Bang’ten doğduğuna inandıkları evrenimizin başlangıcının ardında yatan sebeptir. Gerçekte de aşağıda göreceğiniz gibi yaratılışla ilgili olarak Kabala ve astrofizikçiler arasında birçok gizemli benzerlik bulunmaktadır.

Kabala der ki,
(16.yy Kabalistlerinden İsaac Luria’nın öğretilerinden alınmıştır)
Işık saklanmadan önce mükemmel bir birlik vardı: Teklik..Zaman ve mekan gibi bir şey yoktu.
Işık saklandığında,varlığın içinde küçük bir boşluk oluştu. Bu,zamanın doğuşunun da işaretiydi.
Bu olay 15 milyar yıl evvel meydana geldi.
Bu nokta sonra boş bir alan meydana getirerek genişledi. Tanrı bu boşlukta bir enerji ışını oluşturdu. Bu enerjide sonuç olarak, yıldızlar, gezegenler ve insanlar da dahil tüm fiziksel maddeyi oluşturdu.
Yaratılış işlemi esnasında, birliğin ilk halinden 4 değişik kuvvet ortaya çıktı.

Bilim der ki,
Stephen Hawking’ten alıntı:

Evren ve zaman 15 milyar yıl önce Big Bang ile başladı. Big Bang evrenin başlangıç anını temsil eder. Ve kozmoztaki tüm madde genişlemeye başladı. Bu zamandan önce dört temel kuvvet bütünleşmiş halde bulunmaktaydı (yerçekimi, elektromanyetizm, kuvvetli ve zayıf nükleer güçler)

Kabala der ki,
Gerçek 10 boyuttan oluşmuştur.Bunların 9 tanesi zaman ve mekanın ötesindedir.Zaman ve mekan sadece bizim fiziksel dünyamızda geçerlidir. On boyutun 6 tanesi aslında tek bir tane olarak kabul edilir..

Bilim der ki,
Brian Green’in ‘The Elegant Universe’ kitabından alınmıştır:

String teorisinin bir anlam kazanması için, evrenin 9 mekan ve 1 de zaman boyutu olmak üzere toplam 10 boyutu olması gereklidir.

Dr.Michio Kaku ‘Hiper Uzay’ adlı kitabından:

Fizikçiler, Big Bang esnasında on boyutun 6 adedinin küçük bir top şeklinde yoğunlaştığını varsayarak,bizim bildiğimiz dört boyutlu evren kuramını yeniden düzenlediler…

DEĞERLENDİRME

5 duyunun ötesinde geliştirdikleri duyularla evren ve insan üzerinde keşif yapan mistiklerle modern bilimsel verilerin uyumu çok şaşırtıcı değil mi?..Acaba bu sezgisel güçleri gelişmiş insanlar bilimin henüz bilmediği çok ileri bir teknolojiyi kullanıyor olmasınlar?..Alemdeki başka varlıklardan haber veriyorlar..Mistikler, Cin adı verilen varlıkların insana menfi tesir yapabileceğinden ve bunları tedavi etmenin yollarından bahsederken acaba gördükleri,bildikleri şeyler gerçek olmasın?..Bilimin bugün ulaşamadığı bir hakikat yok anlamına gelmez..belki var da bizim teknolojimizin gücü bu tespitleri yapmaya yetmiyor..neden olmasın?

Parapsikoloji bilimi bugün telepatinin bilimsel gerçekliğini kabul etti fakat ruhun varlığına şüpheyle yaklaşıyor..Biraz da metapsişik çalışmalar yapmış olan Dr.Bedri Ruhselman’ın ve Ergün Arıkdal’ın görüşlerinden örnekler verelim:

Aslında her şey ruhsal doğanın bir yansımasıdır. DDA(duyu dışı deneyimler),fizik duyuların bir uzantısı değildir. Fizik duyular ruhsal doğanın bir uzantısıdır,onun giderek kabalaşmış bir halidir. Algılama; dokunma duyusu şeklinde başlayıp ruhsal algılamaya kadar uzanır..

Dr.Bedri Ruhselman’dan:

Titreşimler,
Bildiğimiz ve bilmediğimiz vasatlar içerisinde sonsuz vibrasyonlar, titreşimler vardır ki,biz bunlardan ancak kaba hislerimizle bazılarını alabiliyoruz.Kaba hislerimiz dışındaki duyularımızla bazılarını sezebiliyoruz.Fakat onun ötesinde sonsuz ve onların sonsuz hareketleri ve ortamları bizim için tamamıyla bilinmez kalıyor.Bir kısmımızın alabildiği,bir kısmımızın alamadığı,kabul ettiğimiz veya bir kısmımızın inkar ettiği vibrasyonlardan bazıları şuurla uyumludur… Kainatın herhangi bir noktasına,yüksek bir alıcı alet koyabilsek, o vibrasyonların mahiyet, nitelik ve nicelikleriyle aletimizi ayarlayabilsek,kainatın manalarını o kutunun içinde toplamak elbette mümkündür..

Örnekleri daha da çoğaltmak mümkün ama makalenin elverdiği sınırlar bu kadar..sadece rasyonel kalıplarda düşünmeye alışmış, 5 duyu ötesine çıkamayan bilim ve felsefe, insanın manevi yapısını anlatmakta,ona huzur vermekte sıkıntıya düşmüş gibi görünüyor..Metafizik güçleri zirvede olan peygamberlerden İsa Nebi’nin dediği gibi ‘insan sadece ekmekle yaşamaz’..göklerin krallığına da talip olmak gerekir..

Kaynaklar:
http://www.kabbalah.info/turkishkab/KabalaveBilim/index.htm
http://www.ahmedbaki.com/turkce/kitaplar/hologram/
Yehuda Berg, Tanrı’nın 72 Adı (ruh için teknoloji)
Nusret Yılmaz, Telepati

Bu yazı (17.05.2009 tarihinden itibaren) toplamda 9036, bugün ise 0 kez görüntülenmiştir.

6 Comments

  1. Mete Tunç diyor ki:

    Deniz Ulaş,
    Türkçe isim seçtiğiniz için kutlarım.
    Dahi anlamındaki de-da’ların çoğunu bitişik yazmışsınız…
    Batı bilim yöntemi/anlayışı/yaklaşımı/geleneği hususunda benim de eleştirilerim var; fakat “5 duyu” teziniz yanlış… “5 duyu” ile kurulmuş “büyük patlama” teorisini kullanmanız bir çelişki… Kuantum mekaniği hususunda yazdıklarınız da hatalı ve eksik…
    Keza parapsikoloji “biliminin” birşeylerin “bilmsel gerçekliğini” kabul etmesi sözkonusu olamaz…
    Kendinizi inandırmış olabilirsiniz ama yazdıklarınıza delil teşkil edecek somut tek örnek veremiyorsunuz!
    Buna karşılık, Tevrat, İncil ve Kuran’ın “5 duyu” çerçevesinde kaleme alınmış, “yerden bakışlı”, “yer referanslı” kitaplar olduğuna dair, adı geçen kötü kitaplarda sayısız ayet bulabilmekteyiz!

  2. Duygu diyor ki:

    5 duyu ötesini tecrübe eden bir çok insan olmuştur, neler gördüklerini kitaplarında anlatmışlardır. Bunlar arasında çağdaş bilim adamları da vardır. İslamiyette batın derler fakat zahir dedikleri 5 duyu bilimini inkar etmezler.
    Bir düzeltme: ‘Holografik Bakış’ kitabının yazarı Ahmed Baki’dir.

  3. […] alabiliyoruz.Kaba hislerimiz dışındaki duyularımızla bazılarını sezebiliyoruz. (Gerisi için bak) […]

  4. ümran ulussever diyor ki:

    aslında bılım tüm ınsanlığı kendısıne hedef almıştır hz muhammeddın dedığı gıbı bılım gökte ıse merdıven daya sözü ne kadar doğru. Bılım adamları bıng bang denemesını başlatarak yaratılışa ışık tutmak ıstıyorlar ama asla yaratıcının yaptığı gıbı asla olamıyacaklar zıra ınanışlar gerçeğı oluştururlar gerçek de alemlerın rabbı olan alllah dır. Bunun dışında hıçbırşey beş duyunun ötesıne geçemez. Belkı güçlü bır manevıyat bırçok şeylerı başarılı kılar ama o da ona ızın verıldığı sürece zıra yaratıcı ben ınsanları her cvanlıdan farklı olarak üstün nıtelıklerde yarattım demış Bu da demek oluyor kı ınsan en üst modeldır. Bu model kendı güçlerının çok ötesıne de çıkmak ıstese bu kez de manevı güçlerını kuvvetlendırmesı gerekır kı bu ancak paygamberlere yanı seçılmışlere verılmış bır güçtür.Peygamberımızın mıraca çıktığı gıbı.

  5. […] alabiliyoruz.Kaba hislerimiz dışındaki duyularımızla bazılarını sezebiliyoruz. (Gerisi için bak) […]

  6. Gözlemci diyor ki:

    Ben bu 6. duyuyu değiştirmek istiyorum. Akıl. Anlama duyusu akıl. Hayallerimizi, düşüncelerimizi okuduğumuz, anlatılan konuları anladığımız akıl.

    Yani gerçek olsun olmasın telepatiye duyu demek bana pek mantıklı gelmiyor. Nereden çıktı buna 6. his demek anlamadım. Duyu tanımının neresine uyuyo ki bu?

    Akla belki merkez duyuda denebilir. 5 duyu algıyı oraya gönderiyo çünkü.

Leave a Reply