BİLİM FELSEFE DİN Rotating Header Image

Bilime, Bilmeye, Bilimcilere ve Bilim Târihine İlişkin Notlar II (Mete Tunç)

Açıklama: ‘Popüler Bilim Kitaplarından Alıntılar ve Yorumlar I, II, III’ ile ‘Popüler Bilim Dergilerinden Alıntılar ve Yorumlar’da yazı başlığı muvâcehesindeki pek çok iktibâsa yer vermiş ve bu alıntılara izâfeten kısa metinler kaleme almıştım; kezâ evvelce müstakilen aynı başlıklı bir yazı sunmuştum (Bkz. Yazı Arşivi/Kasım 2008). Aşağıdakiler (bu ve sonraki yazılar) o minvâlde; tezlerden, sorularımdan, yorumlarımdan, gözlemlerimden ve fantezilerimden müteşekkildir. Bunların bâzıları eğer cehâletimi ifşâ ediyorsa, mesele değildir, zîrâ şüphe duymak ve suâl etmek değil, araştırmamak ve öğrenmemektir hicâp edilmesi gereken.
^^^
Aristoteles’in (Aristo) Fizik kitabı… Fizik, o zaman, yâni eski Yunancada doğa demekmiş. Bilim târihinde bu neden belirtilmiyor da, Aristoteles âdetâ ‘bilim adamı’, ‘ilk fizikçi’ diye anlatılıyor?! Mâlûm sebeple:

Bilim çağlarından önce Kilise, ‘evreni’ ‘yeniden yorumlanmış’ Aristotelesçi görüşle îzâh ediyordu. Aynı coğrafya ne de olsa; akademi de yine yunan filozoflarına dayandı ve yeni keşiflerinde ve teorilerinde yeni terimler yaratmak yerine, sanki bunları kastetmişler gibi onların tasavvurlarını ve (terim demiyorum) kelimelerini aldı ve onları ‘yeniden yorumlayarak/çağdaş veriler doğrultusunda anlamlandırarak’ kullandı! Tabii ki böyle yapılınca yunan filozofları ‘bilim adamı’ olmuş oldular!

Sonuçta, felsefede ve bilimde tutarsız, anlaşılmaz, gerçekleri yansıtmayan.. fikirler, akımlar, teoriler.. peydâ oldu, kafalar karıştı!..
+++
Philosophiae Naturalis Principia Mathematica. Bu, Isaac Newton’un, meşhur mekaniğini anlattığı Latince uzunca makâlesi veyâ kitabı. İnternetten indirdim. İngilizcesi (Mathematical Principles of Natural Philosphy, Çev. Florian Cajori) de var (lâkin indiremedim). Türkçesi zâten yok (Neden?)!

Bu kitap -Latinceden- (ve Albert Eintein’ın Relativity The Special and General Theory’ -Almancadan-) ‘açıklamalı, târihsel gelişim anlatılarak ve eleştirel bakışla’ Türkçeye çevrilmedikçe Türkiye’de fizik yapıldığını kimse söylemesin!

‘Açıklamalı, târihsel gelişim anlatılarak ve eleştirel bakışla’ olmalıdır, çünkü I. Newton eserini yazarken kendisinden sonra öğrenilen pek çok bilgiden yoksundu; teorisi belki kendisinin dahi tanıyamayacağı hâllere evrildi ve çağında kullandığı üslûp, notasyon (simgelenim) ve yöntem farklıydı. Kitabı, bırakalım biz bu çağda yaşayanları, yazıldığı dönemde de pek kimsenin anlayamadığını yeni öğrendim (Isaac Newton Bilimsel Devrim, Gale E. Christianson, Çev. Zekeriya Aydın)!.. (A. Einstein’ın kitabı için de buna yakın şeyler söyleyebiliriz.)
+++
Bilim dili çetrefillidir, anlaşılmaz. ‘Kutsal’ metinlerinki gibi… Yâni amaç sanki bilgi vermek değil îman vâzetmektir. Müelliflerin, ‘herkes anlasın’ diye dertleri yoktur!

Bilim (ilkeleri, yöntemleri..) Avrupa’da gelişince, bilimciler kendilerini bir bakıma onun (lâik) peygamberleri olarak görmeye başladılar. Evreni ve insanı külliyen bildikleri iddiâsındaydılar. Aynen Kilise (Roma Katolik Kilisesi) ve râhipler gibi… Bilimin tanımı/yöntemi/doğası gereğince yanılma payını hatırla(t)salar da, îman geleneğinde yetiştiklerinden, ve adını koyarak-koymayarak kilisenin yerini aldıklarını düşündüklerinden, teorilerini ‘gerçek/hakîkat’ diye pazarlamaktan geri duramadılar. Teorileri de, yazdıkları da, kaçınılmaz olarak kutsal metinlere benzedi; yâni ‘anlaşılmaz’ oldu!

Elbette az sayıda da olsa bildiklerini paylaşmayı görev bilen insanlar çıkmıştır. Fakat teoriler, tâbir yerindeyse ‘bilimsel cincilik’ ile tavsîf edilecek hâle gelince..! Bilimdeki ‘cinleri’, şakayla karışık; ışık, atomlar, atom altı parçacıklar, yıldız-galaksi görüntüleri, beyin.. olarak sayıyorum. Din(ler)deki cinlerden farkları, bunların var olduklarının gözleniyor (ölçülüyor) olmaları yahut ‘orada bir şey olduğuna dâir’ izler sergilemeleridir; problem.. tanımlanmaları, etkileri, ne-nasıl fonksiyon icrâ ettikleri gibi hususlardır… Bilim insanları âdetâ kendi kazdıkları kuyuda (‘Kuyu’yu ‘matematik’ olarak niteleyebiliriz!) çırpınmakta ve, belki o kuyunun çizdiği sınırların ve biçiminin (yarattıkları matematiğin soyutluğunun ve dilinin) doğal sonucu olarak ‘paralel evrenler’ türünde ‘uçuk’ tezler ileri sürmektedirler ki, bunları da ‘bilimsel mistisizm’ diye vasıflandırabiliriz.

‘Bilimsel konular anlatılırken hâlâ yüzyıl, hattâ yüzyıllarca öncesinin dili kullanılıyor, o dönemlerin (ilk) örnekleri (yeniden düzenlenerek) veriliyor; çağdaş, yeni bir dil ve yeni örnekler gerekli,’ diye düşünüyordum; şimdi, bunun, hâlihazırdaki teorilerin ‘cinli’ ve ‘mistik’ yapıları ve soyutlukları yüzünden zor idiği kanâatindeyim.
+++
Bir şeyi hikâye edersiniz, ama en önemli noktayı atlarsınız. Bilerek, bilmeyerek. O nedenle nakledilenden hiçbir şey anlaşılmaz, kafada sorular oluşur. Zîrâ olayların sırasında, aralarındaki bağlantılarda.. problemler -kopukluklar, kronolojik hatalar..- vardır. Bilim târihini olurken bu tür sayısız durum bahis konusudur. Meselâ bir kuram bir varsayımdan, önkabûlden, düşünce deneyinden, denklemden hareketle ortaya çıkmışsa, bu, en başta belirtilmiyorsa…

Kezâ bu alanda yazanlar da.. olguları çağdaş değerlere, fikirlere ve terminolojiye göre değerlendiriyorlar, yorumluyorlar, eklemelerde bulunuyorlar, bâzı verileri ihmâl ediyorlar, ‘kahramanlara’ söylemediği sözler atfediyorlar… İdeolojik, devrimci, dinci târih yazıcılarından hiç farkları yok!
+++
Bilim târihi.. teorilerin, buluşların, keşiflerin büyük emeklerle, hattâ can pahasına yapıldığını, ama bunların birikimle (yâni öncekiler okunarak, görülerek) gerçekleştiğini, yâni hiçbir âlimin, kâşifin, mûcidin bir anda bir kânun bulmadığını, teori kurmadığını, keşfetmediğini, îcât etmediğini, hülâsa mûcize yaratmadığını gösteriyor.
+++
TV’de bir yerli bilim belgeselinde duydum: ‘Kepler, müneccimliği bilim yapmak için kabûl etmişti!’ Bilimciler Kepler’i ‘bilim insanı’ kabûl ediyorlar ve öyle lanse ediyorlar ya, müneccimliği ona yakıştıramıyorlar. Oysa, târihsel perspektiften, yaşadığı dönemin şartlarından baksalar hiç sorun olmayacak, Kepler’in değeri azalmayacak.

Bu yazı (17.05.2009 tarihinden itibaren) toplamda 13494, bugün ise 0 kez görüntülenmiştir.

2 Comments

  1. Mustafa Asım diyor ki:

    müstakillen son harfi müşeddeddir.

  2. Mete Tunç diyor ki:

    Eski imlada öyle değil mi? Sözlüklere baktım, (artık) tek l ile yazılıyor..

Leave a Reply