BİLİM FELSEFE DİN Rotating Header Image

Bilime, Bilmeye, Bilimcilere ve Bilim Târihine İlişkin Notlar III (Mete Tunç)

Aynı yükseklikten bırakılan cisimlerin (aynı çaplı küre şeklinde olduklarını ve havanın rüzgârsız olduğunu varsayalım), kütleleri ne olursa olsun, aynı ivmeyle düşmeleri ve dolayısıyla yere aynı zamanda çarpmaları gerçeğini/kânununu çok az insan biliyor, bâzı ‘fizikçiler’ bile bilmiyor!

Bu yasanın keşfinin, ilginçtir, yalnızca 4 asırlık bir geçmişi vardır: Galileo Galilei (Galile) zeminle küçük bir açı yapacak biçimde yerleştirdiği rayın üzerindeki oyuğun aynı noktasından bıraktığı farklı kütleli bilyaların yuvarlanmalarını gözlemiş ve aynı ivmeyle hızlanarak zemine aynı anda ulaştıklarını ölçmüştür. I. Newton’un temelini attığı klâsik mekanik ve A. Einstein’in genel görelilik teorisi bu yasanın nedenine izâh getiremez (Bu teorilerin ‘merkezkaç’ kuvveti de açıklayamadığı belirtilmelidir!).
+++
Bilimsel alanda; târihte ve hâlihazırda yapılan kabûllerin, soyutlamaların, modellemelerin haddi hesâbı yok! Lâkin ‘dört dörtlük’ bir teori de yok!

Akademik ve popüler bilim kitaplarında, kitapların veyâ ilgili bölümlerin başlarında, o bilim dalına veyâ o bilim konusuna âit ilkeleri ortaya koyarken, teorileri inşâ ederken, yasaları oluştururken yapılan araştırmalara, kullanılan matematiğe, modellere ve yönteme ilişkin bilgi verilmelidir (Bir anketin sonuçları açıklanmadan önce, en başta o anketin künyesinin -kimlerle, nerede, ne zaman.. yapıldığının- belirtilmesi gibi.). Ve, teorilerin nerelerde tökezlediği sarâhaten bildirilmelidir.
+++
Kuantum mekaniği, genel görelilik teorisi, yüksek enerji fiziği gibi sahaların matematiğini sâdece ilgili alanın âlimleri anlıyorsa, bu, o kimselerin, kurallarını kendilerinin tespît ettikleri bir oyunu kendi aralarında oynamaları, aynı zamanda kuralların sarih ve oyunun seyredilir olmadığı anlamına gelmiyor mu? Üstelik oyuncular, izleyicilerden oyunu sevmelerini, oyunu doğru/güzel oynadıklarını kabûl etmelerini istiyorlarsa, burada bir mesele var demektir!
+++
‘Binyıllardır zihnimiz üç boyutla hemhâl oldu, o yüzden mevcut diğer boyutları algılayamıyoruz, ileriki onyıllar-yüzyıllarda zihnimiz bunlara alışacaktır,’ görüşü dile getirilir. İyi de o ‘mevcut boyutlar’ hep denklemlerde!
+++
Fizikte olaylar neden denklemlerle anlatılıyor? Neden denklem çözüyoruz? ‘Söz’, genel bir kuralı ortaya koyamadığı için mi? Bir şeyin tam çözülemediğinin/anlaşılamadığının bir ifâdesi mi? Fizik okumuş biri olarak bu soruları sormam abes mi?
+++
Genel görelilik’in ve kuantum fiziği’nin pek çok husûsu açıklayabildiği ifâde ediliyor. Hangi hususları ve nasıl..? Neleri îzâh edemiyor?.. Açıklamalar neden net değil?
+++
Popüler fizik kitaplarının çoğunda matematik hemen hemen yok. Olmayınca her şey havada kalıyor. Oysa, örnek-başlangıç olarak, herkesin anlayacağı birinci-ikinci dereceden denklemlerin, nasıl kuruldukları, ne anlama geldikleri, çözüm yolları, çözümleri ve bunların neyi-neleri ifâde ettikleri anlatıldıktan sonra asıl denklemler (tensörlü olanlar dâhil!), çözüm aşamaları geçilerek (ama dip notta birkaç cümleyle neler yapıldığı -yaklaşıklık, normalizasyon, bilgisayar yöntemi, seriler..- zikredilerek) açıklanabilir. Ya da açıklanabilmesi gerekiyor.

Fizikçiler, apardıkları veyâhut kendilerinin îcât ettikleri (soyut) matematiğin yapısının buna cevaz vermediğini söylüyor; mâmâfih, vâzettikleri denklemlerin, gözlemleri (‘büyük ölçüde’) doğruladığını iddiâ ediyorlarsa, ikinci argümanı amprik (sayısal) olarak, gözlem (veri)-denklem (çözüm) bazında ortaya koymalıdırlar.
+++
Her büyük cisim mâdem çevresindeki uzayı eğiyor.. peki ne derece eğiyor; güneş, dünyâ, ay..? Bunların eğrilikleri ne biçimde kesişiyor? Bunlar neden belirtilmez acep?! Çarşaf gerip ortasına önce ağır bir küresel cisim, ardından daha hafif-küçük yine küresel bir cisim atıp, ikinciyi birincinin çökerttiği yerin etrâfında döndürmeye çalışmaktan başka temsilî bir gösterim, model yok mu?!
+++
Bir yerli belgeselde bir türk hocaya, ‘kuantum mekaniği nereden, hangi boyuttan îtibâren başlıyor,’ sorusu yöneltildi. Hoca, ‘bilinemez’ minvâlinde cevap verdi! Güzel, yerinde bir suâldi, cevap ise sükûtu hayâldi!
+++
‘Kuantum fiziği: Bilememekten, gözleyememekten kaynaklanan Batı tarzı bir tanımlama, modelleme, teori,’ demiştim, kuantum fiziği ile ilgili çok sayıda kitap okumadan! ‘Batı tarzı’ndan kastım; makroâlemde gözlenen az sayıda ve belirsiz veriyi, çeşitli senaryolarla, burada matematikle mecz edip, mikroâleme, yâni görülmeyen/gözlenmeyen boyutlara has parçacıklar ihdâs edilmesi, onlara sayısız özellikler yakıştırılması ve onların tâbi olduğu yasalar vâzedilmiş olmasıdır.

Neyse ki (Batı’da), geleneği sorgulayan, kurumlardan/otoriteden çekinmeyen nâmuslu ve cesur insanlar da var; bu sâyede eleştirileri, özeleştirileri, farklı yorumları da okuyabiliyoruz. Böylece; ‘kendi analizlerim, kıyaslamalarım, gözlemlerim ve akıl yürütmelerim sonucunda ulaştığım yukarıdaki fikrin, genel çerçevesiyle doğru olma ihtimâli yüksektir,’ diyebiliyorum.

Kuantum mekaniği (ve görelilik ve yüksek enerji fiziği) kuram(lar)ı, yeni ilkelerle, yeni bir matematikle ve yeni modellemeler ile, biraz farklı veyâ bambaşka biçimde yeniden yazılabilir mi?.. Bu düşüncenin zihnimden geçmesinden sonra, satır aralarında rastladığım ve kulağıma çalındığı kadarıyla Batı’da böyle çalışmaların mevcut idiğini öğrendim…

Bu yazı (17.05.2009 tarihinden itibaren) toplamda 17061, bugün ise 0 kez görüntülenmiştir.

Leave a Reply