Kazım Karabekir’in notlarından derlenen “Paşaların Kavgası” kitabında, K. Karabekir, M. Kemal’in kendisine, “Arapoğlunun yavelerini Türk oğullarına öğretmek için Kuranı Türkçeye ettireceğim ve böylece de okutturacağım; ta ki budalalık edip de aldanmakta devam etmesinler,” dediğini iddia eder.
Hem, çeşitli nedenlerle (kültürel, ekonomik/çıkar, ailesel vs.) Atatürk’e biat eden, hem inanma ihtiyacı hissettikleri için bir dine/Tanrı’ya (burada islamiyete ve Allah’a) bağlılıklarını (kendilerince) sürdüren insanlar yukarıdaki net söze farklı anlamlar vermeye çalışırlar.
Aynı kesim aynı tavrı, Can Dündar’ın “Mustafa” filminde (de) yer alan Atatürk’ün (görüntüsü ve sesiyle), “Gökten indiği sanılan kitaplar…” sözü muvacehesinde de sergilenmektedir. Bir cümleyle; bu sözde din karşıtı bir mana olmadığı, çünkü kutsal kitapların “gökten” inmediği, vahiyle geldiği, Tanrı’yı gökte aramanın küfür olduğu savunulmaktadır.
Kurandaki “göksel” ayetlerden birkaç örnek yazabilirim, ama malumu beyan etmek akla ziyan ve zaman kaybı geliyor artık bana!
Vurgulamak istediğim husus, yukarıdaki tavrı takınanların (ki samimiler ve akademisyen, gazeteci gibi “okur-yazar” kesimindendirler), tarih, din, toplum konularındaki bilgisizlikleri bir yana, asıl, okuduğunu anlama, akıl yürütme, nesnellik konularındaki “inanılmaz” zafiyetleridir!
Bu yazı (17.05.2009 tarihinden itibaren) toplamda 3760, bugün ise 7 kez görüntülenmiştir.
Mustafa Kemal ülkemizde bir tabu, böyle insanlara rahat vermezler illa tabulaştırırlar. Ama ondan daha büyük bir tabu var ki oda din! Birinden siten kapanabilir yada ceza alabilirsin, ama diğerinden hem sitenizi kapatıp hemde sizi yakabilirler, hemde ahalinin alkışları arasında.
Kendi tabusu yıkılırken dahi, “THE tabu” ya çizik atabilmesi ise Mustafa Kemale bence çok yakışmış :)
Totem, tabu, putlaştırmak vb. saçmalıklar!
17.11.2008 08:35
Bu konuyu kaç gündür yazmak istiyordum ancak sıra geldi… Atatürk’le ilgili, belgesel olduğu söylenen ama kişisel yorumlar fazlasıyla -neredeyse belgeler kadar- yer aldığı için ancak bir film sayılabilecek olan Mustafa ile ilgili çok tartışma yapıldı.
Yapımcı-yönetmeni Can Dündar bunlara her ne kadar kızdıysa da Atatürk’le ilgili hatalı yorumların yer aldığı bir film elbette tartışılacaktı, ayrıca sevinmeleri gerekir ki bu tartışmalar izlenme oranını hızla arttırdı ve beklediklerinin de çok üstünde, büyük bir kazanç sağladı.
Her ne kadar belgeselde çok para yok deseler de, iki üç haftada
1 milyona yakın kişinin izlediği belgeselde vardır herhalde.
Bir başkası hakkında film (veya belgesel) yapıldığında böyle bir şey söz konusu olmadığı için de zaten hep Atatürk ve savaşları seçilmektedir konu olarak…
***
Atatürk’le ve bu filmle ilgili tartışmaları da aynen gösterime girdikten
2 gün sonra izlediğim filmde yaptığım gibi dikkatle ve notlar alarak seyrettim.
Kısacası eleştirilerim Haydi ben de kenarından köşesinden bir şeyler söyleyeyim. Atatürk içki içiyorsa ne olmuş, üstelik bunu söyleyenler mütedeyyin kesim bile değil gibi anlamsız ve lütfen yazılıvermiş eleştiriler değildir.
Şimdi gelelim açıklanması gerekenleri toparlamaya…
Can Dündar Filmde en önemli cümle ‘Atatürk’ün asıl mücadelesi iktidarı gökyüzünden yere indirme mücadelesiydi’ cümlesi olmasına rağmen kimse bir satır yazmadı diyor ki bu Eleştirenlerin çoğu filmi izlememiş ya da Eleştirilerin çoğu filmde yoktu demeleri kadar yanıltıcı, yanlış bir ifade…
İzledikten hemen sonra yazdığım Mustafa filmiyle ilgili ilk yazıda söz ettim, Can Dündar’ın telefonla katıldığı
2 Kasım’daki Her Açıdan’da sordum ve konuşuldu. 9 Kasım’daki programda Yaşar Nuri Öztürk bu konuda açıklama yaptı. O cümle (ki yine Kaymak Hoca’dan intikam gibi bir kişisel yorumdur) ile Biz ilhamlarımızı gökten değil, yer yüzünden alıyoruz. Bizim ilkelerimiz gökten indiği sanılan kitaplarla bir tutulmamalıdır cümlesi, anlamı açıklanmadan öylesine filmlere konacak ve üzerinde durulmayacak cümleler değil çünkü…
Eğer iktidarı gökyüzünden alıp yere indirmek yorumu Atatürk’e yakıştırılmışsa bununla ancak iktidarı ‘Allah adına yönetim yaptığını söyleyen padişah ve halife’den alarak egemenlik hakkını milletin kendisine vermek kastedilmiş olabilir ki bunun da belirtilmesi gerekirdi.
Zira Türklerin 16 devlet kurduğu söylenmektedir ama bu devletlerin 15′i de saltanat-hanedan devletidir, ilk kez Mustafa Kemal halkın iradesiyle ve dini insanların özel yaşam alanına bırakan bir devlet kurmuştur.
Mesele budur ama cümleyi öylece kullandığınızda anlamına dikkat etmeyen çok sayıda izleyici bunu Allah’ın iktidarına karşı çıkmak olarak anlayabilir.
GÖKTEN İNDİĞİ SANILAN NE DEMEK?
Gökten indiği sanılan sözünde ise Atatürk Kur’an’ın gökten indiğini söyleyen molla anlayışına itiraz etmektedir. Zira (çok sayıda din uzmanının açıklamalarına göre) bu aynen mehdilik, deccal, Mesih gibi tamamen Hristiyanlığa ait bir ifadedir.
Hristiyanlıkta Allah’ın da, Hz. İsa’nın da gökte olduğuna inanılır. İslâm dini ise tek vahiy dinidir, Kur’an vahiy yoluyla gelmiştir, gökten indiği şeklinde bir ifade ve semavi kitap kavramı Kur’an’da, Müslümanlık’ta yoktur.
Allah’a (ve kitabına) mekan-zaman yakıştırılamaz.
İşte Atatürk bu sözüyle yanlış inanışlara, hurafelere itiraz etmekte, aynı zamanda devletin kurallarının, ilkelerinin bu inanışlardan bağımsız olarak hazırlandığını söylemektedir.
Ama yine, ne kastettiği açıklanmadan söyleniverdiğinde her anlama çekilmesi mümkün olabilir (olacaktır da)…
Bir de tabii çok kişi tarafından pek sevilen ve sık sık tekrarlanan tabulaştırdık, totemleştirdik, putlaştırdık benzeri sözler var. Baskın Oran daha da ileri giderek Tanrısallaştırdık. Hz. Muhammed’i değil Hz. İsa’yı kastediyorum, yarı tanrıdır şeklinde bir garabet, kötü niyetli bir benzetme kullandı. Böyle giderlerse putlaştırdık, totemleştirdik diye diye heykellerinin kaldırılmasına gelecek sıra…
Pardon, nerede yaşıyor bu beyler? Putlara tapılan bir ülke mi burası? Tabu, totem, put bunların hepsi İslâm dışı terminolojidir, Atatürk’le ve bu toplumla asla ilgisi olamaz.
Atatürk’e bu millet sadece Müslümanlara verilen Gazi unvanını vermiş, o da bunu gururla kullanmıştır.
Hintli Müslümanların ona Allah’ın kılıcı dediğini, Atatürk’ün son nefesini Ve aleyküm esselam diyerek Allah’ın selamıyla verdiğini de unutmasınlar.
Bundan sonra milletin Atatürk’e olan bitmez sevgisini, saygısını putperest terminolojisiyle tarif eden saygısızlara, överek yok etme metodu kullananlara her seferinde hatırlatacağım yukardaki açıklamaları!
Ruhat Mengi
islam düşmanı olmasa bunları yapar mıydı diye düşünüyorum.siz de bi dü
şünün bence.
Vahiyy sanki Cebrail Aleyhisselamla gelmiyor.O da gökten geliyor.Vahyin 4 -5 sekilde gelisi vardır.
Semavi kitapları inkar etmeyen bir insan neden gökten indiği sanılan desin ki.göökten inmiyor vahiyle geliyor.vahiy nasıl geliyo bunu açıklamams.Haşa Arapoğlunun(Peygamberimizin) yaveleri(saç.maları) diyor.Hazret-i mUhammed Aleyhisselama haşa yalancı,ashabına da haşa alıklakmış diyor.Hesabı nasıl verilir bu sözlerin?
“sanki Cebrail Aleyhisselamla gelmiyor.O da gökten geliyor”
Gökten mi geliyor Cebrail as.? Sen ne dediğinin farkında mısın?
Atatürke yapılan bütün saldırıların O’nun dize getirdiği batı emperyalistlerinden içimize sızan ajanlar vasıtasıyla yapıldığı ve hepsinin sonuçta onların uşağı olduğu hala anlaşılmadı mı? Vahşi batı ve onun yerli işbirlikçileri Atatürk’e, batının sanayileşme ve demokratlaşma devrimlerini Türkiyede uygulamaya koyduğu ve kısa ömrüne rağmen büyük mesafeler aldığı için düşmandırlar.Onları İstiklal savaşında bozguna uğrattığından daha çok onların kalkınma sistemini kurduğu için düşmandırlar.Bunu bizim saf müslümanların anlayabilmesi için yine onun kurduğu Köy Enstitülerini okumaları gerekirdi.Yani orada okuyup aydınlanmaları gerekirdi.Aydınlanma Devrimi maalesef Atamızın ölümü ile rafa kaldırılmış,”batının nasihatleri” yöneticilerimizin rehberi olunca cahillik artmış, kuran harflerine bakmanın bile sevap sayıldığı bir din anlayışı ülkemizde hakim olmuştur.M.Akif Ersoy’u doğru anlamak ve Atatürk’e karşı düşüncelerinin ne kadar yanlış olduğunu Mısır’da yaşadığı dönemde anlayarak Büyük Ata’dan özür dilediğini bilmek lazım.
Lütfen..Gökten indiği sanılan.. Cebrail gökten geliyor diyen ahmet arkadaşımıza soruyorum…Haşa Sen cebrail Gökten İnerken gördünmüde Hiç Böyle emin konuşuyorsun..Atatürke İslam düşmanı diyorsun nasıl bir sözdür bu o adam olmasa sen şu an türküm diye gurulanabileceğin bir milliyetin olmazdı…Camide Hutbe okuyan ..Ve ”Allahım sen bana yardım et” diyerek sürekli dua eden bir kişinin heleki bu bir dahiyane kişilikse nasıl bir sorguda bulnabilir..insanlarımız ne yazıkki artık bağnazlaşmış..Ama şu ki benm dini ianacım var ve sonuna kadar da atatürkçüyüm..BU dünyanın birde ahireti var orada herkesin gözü önünde hesaplaşılacak ve tarafsız bir şekilde sorgulayanda Allahımız olacaktır..O zman Görüşmek üzre diyorum…
Her zaman Atatürk ün yaptıklarıyla gurur duydum. Bundan sonra da onu okudukca anladıkca gurur duymaya devam edeceğim. Herşeyden önce O bir insandı. Elbette inandığı farklı olabilir. Bence birşeyleri olduğu gibi kabul etmeye alışmalıyız. Ne söylemek istediği çok açık, eğer Afet İnan’ ın kitabını okursanız ne demek istediği üzerine daha fazla yorum yapmazsınız. Kimseyi inancından ötürü yargılamamalıyız. Ben büyük Atatürk’ ü insan olarak daha çok seviyorum. Kesinlikle artık bazı tabuların yıkılması lazım. O da bizim gibi bir insandı. Bence ondan ilham alıp, daha iyi şeyler yapmaya çalışmalıyız. Kesinlikle putlaştırma olmamalı.
Atatürk Kuran-ı Kerim ile yönetilen bir ülkenin yönetim şeklini değiştirip yerine batılı yönetim şekli olan laikliği getirmedi mi ? Bir gecede kullanılan dili latin abecesi olarak ve yine batı stili olark değiştirip ülkeyi 50 yıl geri götürmedi mi ? Şapka takmayanın kelle gitmedi mi ? Ezan Türkçeleştirilmedi mi ? Osmanlı belgeleri vagon vagon sakız parasına yurt dışına gönderilmedi mi ? Atatürk’ün de mensup olduğu ittihat ve terakki cemiyeti italyadaki carbonari mason teşkilatını örnek alarak teşkilatlanmadı mı ? maddi yardımı da Belçikanın Brüksel şehrindeki zengin masonlardan almadılar mı ? Yapılan gizli anlaşmaile bizi 1. dünya savaşına sokup yok yere binlerce şehit vermemize sebep olmadılar mı ? Osmanlı zamanında bir elin parmak sayısını geçmeyen hırsızlık yeni cumhuriyet rejimi ile rekor kırmadı mı ? Zenginler daha zengin farkiler daha fakir olmadı mı ? İlan edilen şapka kanunu ile vakkonun mason sahibi vitali hakko zengin olmadı mı hani özgürlük başta İskipli Atıf hoca ve Erzurumda Şalcı Bacı asılmadı mı ? Zinaya serbestiye verilmedi mi ? İçkiye serbestiye verilmedi mi ? Kendi keyfi kurallarını koymaktan daha sapıkça ne olabilir ? Allah’tan daha iyi kim hüküm verebilir siz gözleri görmeyen kulakları duymayan cahiller sürüsü bu yayını yapan bir atatürk sever atatürk söylev ve demeçlerinde Peygamber Efendimize ağza alınmayacak hakaretler etmiş Can Dündar göze alabiliyorsanız raflardan tüm belgeleri indirelim derken neyi kasteder ? Uğur Mumcu’nun yayınladığı kitaplarda neler yazar bir açın okuyun ?
(KASAS SURESİ / 36); Onlara; “Allah’ın indirdiklerine uyun” denildiğinde, derler ki; “Hayır, biz atalarımızı üzerinde bulduğumuz şeye uyarız. ..
MAİDE / 44 ); Kim Allah’ın indirdiği ayetlere göre hüküm vermez ise onlar kafirlerin ta kendileridir.
4 / NİSÂ – 105 : Allah’ın sana gösterdiği şekilde insanlar arasında hükmedesin diye kitabı sana ile indirdik; hainlerden taraf olma !
Atatürk apacik bir Islam düsmaniydi, bunu kimse inkar etmesin.
Bediüzzaman Said Nursîyi Barlada ziyaret eden son şahitlerden Yusuf Okumuş:
Bizim köyümüzde (Çayeli, Yenice Köyü) şu anki okulun bulunduğu yerde medrese vardı. Biz oraya gider, Kurân öğrenirdik. Fakat tabiî o zamanlar (1930lu yıllar) tek parti devri, CHP iktidarda. Kurân okumak yasak. Köyümüzdeki bu medresede Molla Feyzi Hocadan ders alırdık. Molla Feyzi Hoca, komşu köyümüz olan Uzundere Köyündendi.
Biz Kurân öğrenirken hocamız, iki talebeyi gözcülük yapsın diye görevlendirmişti. Onların vazifesi, jandarmalar gelirse bize haber vermekti, çünkü jandarma baskın yapıyordu. Tabiî görevli olan arkadaşlarımız görevlerini ihmal etmişler ve jandarmalar gelip o zamanki medresemizi bastılar.
Hocamız Molla Feyziye kelepçe taktılar ve bizi de tokatlayıp kovdular. Bütün Kurânları ve elif cüzleri de toplayıp, ateş yaktığımız yere doldurup bir de kibrit çakıp yaktılar.
Kemal Paşa nın Gökten indiği sanılan kitap diyerek Kutsal Kitapları kastettiği anlaşılıyor. Tevil edilecek bir şey yok.
insanlık için hakiki yol gösterici tek kaynak gökten nazil olan Kelâmdır.
Gökten indiği bilinen Kur’an-ı Azimuşşandan ve diğer 3 kutsal kitaptan başka ne biliniyor? Gökten başka kitap gelmişmi? veya geldiğine dair bir söylentimi vardı? Atatürkün kasteddiği kitaplar nelerdir?
Apaçık olarak “sanılan” kelimesi ile anlaşılıyor ki, Kur’an-ı Azimuşşan’ı yalanlamış olmuyormu?
Bu sözün başka bir manası varmıdır?
Siz akıl sahibi kimselersiniz, neden akılsızlara uyarsınız?
vay be ne kadar da çok atatürk düşmanı varmış,latin alfabesine geçince 50 yıl geri gittik diyen arkadaşım senin kafanı… güzel heralde,osmanlıda içki fuhuş yoktu,20. yüzyıl sanayisi vardı atatürk geldi b.k etti emi herşeyi? saidi nursici adamların kaçı biliyomuş baktıkları arap alfabesinin anlamını,herkes kurana ve halifeye çok bağlı olduğundan kurtuluş savaşında hiçbiri gelmedi osmanlıdaki müslüman devletlerin,cihad yapmıştık! karalamak kolay atatürk arap saçmaları deyince batıl inançları kastetmiyor da hemen peygamperimizi hedef alıyo. ulan adamın sizler için yapyıklarına bakın bi de sizin nankörlüğünüze,nankörsünüz,kurtuluş savaşının pısırığı cumhuriyetin de osuruğu olursunuz ancak yayın bakalım pis kokunuzu etrafa neyzen tevfik sizin gibilere demiş diyeceğini
Esir iken mümkün mü ibadet
Yatıp kalkıp Atatürk’e dua et
Senin gibi dürzülerin yüzünden
Dininden de soğuyacak bu millet
İşgaldeki hali sakın unutma
Atatürk’e dil uzatman gereksiz
Sen anandan yine doğardın amma
Baban kim olurdu bilemezdin
Ş E R E F S İ Z
helal sana ferdi !!! şiiride iyi bulmuşsun ama anlayabilene !! şimdi ağır şeyler yazmayayım ama adam latin alfabesiini getirdi biz 50 sene geri gittik demiş !! ZATEN ATATÜRKTEN ÖNCE ÇOK İLERDEYDİN BİRAZ GERİ GİTTİN 1! doğru ya senin kafa yapına sahip insanalr bu toplumu dünyanın en çağdaş en medeni toplumu yaptılar , sanayide teknolojide bir numara olduk ta ATATÜRK GELDİ BOZ DU HER ŞEYİ ÖYLEMİ ??? sen içtinmi arkadaş ??? yada esrar çekmişsin !! AYIK KAFA İLE KİMSE SENİN KADAR SAÇMALAYAMZ !!! SON DÖRTLÜĞÜ SANA GÖNDERİYORUM !! OKU VE AKLINI BAŞINA AL !! sziin gibi savallkıların yüüznden nedir bu dünyanın çektiği ??? afganistan , iran , pakistan , nijerya , suudi arabistan somali , suda libya …hep si ser sefil!!!!! HERALDE ATATÜRK ORALARIDA GERİ BIRAKTI DFEĞİLMİ 1! HERŞEY SÜPERDİ Bİ ATATÜRK ÇIKTI HERŞEY MAHFOLDU ÖYLEMİ ???Fatih Sultan Mehmed Han
İşgaldeki hali sakın unutma
Atatürk’e dil uzatman gereksiz
Sen anandan yine doğardın amma
Baban kim olurdu bilemezdin
Ş E R E F S İ Z
BİR DAHADA İÇİP İÇİP BURAYA YAZI YAZDIĞINI GÖRMEYEYİM :)))) kendin cezanı bulmuşsun başkalarınıda o aydınlık (!) yolluna çekme !!!! senin gibi adamlara burada ders vermek yersiz bir bitki gibi yaşayıp giden , medeniyete uygarlığa insanlığa zeerre kadar faydası olmayan insanları bilinçlendirmek hiç te kolay değil !!! siz devam edin cennet si,zi bekliyor !!!
atatürk bir islam düşmanıydı.
Kİmse boşyere vatan millet sakarya edebiyatı yapmasın yok atatürk olmasa ibadet olmazdı gibi şaçmasapan insanı şirke götüren laflar yapmasın.Önce müslümanlığı öğrenin.Bu din sizin basit algılarınız çok ötesindedir.
Atatürk dinsizin önde gidenidir ve bu hiç bir kanıt olmasa dahi şeriatı yani Allahın hükümleri ile oluşturulan devlet yasalarını değiştirip batının kokuşmuş yasalarını koymasından anlaşılıyor.
Tabiki Atatürkün kendi el yazıları ile kafir olduğunu açık bir dille anlatarak dürüstlük yaptığı halde siz onun müslüman olduğunu savunarak Hem kendinizi yakıyorsunuz hemde atatürkü ateşine odun atıyorsunuz mezarında…
Ben Atatürk e düşman olan kadınları bir türlü anlamıyorum. 9 yaşında evlendirilmeye kafesler ardına kapatılmaya “ben olmsam kocalarıza seçde etmenizi” isterdim türü zırvaları nasıl oluyorda savunuyorlar. Atatürk dinsiz olarabilir, bu onun değerine zerre kadar gölge düşürmez merak etmeyin.
Yok camide o zamanlar Kuran okumak yasakmışda, yok cami önüne nöbetçi dikerlermişde, yok jandarma camiyi basarmışda… Türkiyenin yobaz kesimi ingilizlerle, fransızlarla, yunanlarla, ruslarla, ermenilerle o camiilerde istişare edip insanlarımızı ve topraklarımızı satarlardı.. O yüzdende o yobazlar ve yandaşlarına baskınlar düzenlenirdi. Bunlardan biride kendini mesih sanan kürt said di. ( namı diğer saidi nursi) Bu yazıları ve anektodları kendine göre çarpıtıp yazmak tabiki onun işine gelen şeyler.
Madem şeri hükümlerle yaşamak istiyorsun bak Afganistana, İrana kucak açmış seni bekliyor. Afganistanda fatiha okumadan ülkeye giremezsin, sakal kesmek yasak, cuma namazı zorunlu. Cuma vakti dükkanını açık tutanlar sopayla dövülüyor. İranda sevdiği kişiyle ilişkiye giren bir kadın (islamda buna zina deniyor) taşlanarak öldürüldü. Sanırım 92 yılında. Hasretini çektiğiniz düzeni allayıp pullasanızda aslına bakarsanız islam 4 kadını da helal eder, bir sürü abuk subuk kavramlarıda ortaya koyar. Muhammed kendisi bilmem kaç tane kadınla evlenmiştir. Ama kullar 4 ü geçemez. Atatürkün “gökten indiğini sandıkları” lafının altına imzamı atarım. Ayrıca bir insanın inançsız olması onu keymetsiz yada suçlu yapmaz. Ayın şak diye ikiye ayrılıp tekrar birleştiğine inanabilen biri Atatürkü anlayamaz.
ibrahim sen Peygamber Efendimiz Hz.Muhammed(sallallahüaleyhivessellem)’i 4 kadından fazlasıyla evlenmekle suçlamışsın. Eğer biraz bilgin olsaydı bu konuda yani sadece kulaktan dolma bilgilerle değil işin aslını astarını öğrenerek yorum yapsaydın o kuralın aynı anda en fazla 4 kadınla evlenilebileceğini söylediğini bilirdin (Bilgi sahibi olmadan fikir sahibi olmamalıyız) . Yani bir 2 kadınla evliyse 1 kadından boşanınca 1 karısı olmuş oluyor. Peygamber Efendimiz Hz.Muhammed(sallallahüaleyhivessellem)’in de bu şekilde düşününce 4′ten fazla hanımı olmamıştır. Aynı zamanda bazı kimseler dikkat etmese de bir erkek bir kadınla evliyse bir kadınla daha evlenicekse halen evli bulunduğu kadından izin almadan evlenemez nikahı geçersiz olur ve zina tehlikesine düşer. Aynı zamanda Atatürk’ün de İslam düşmanı olmadığını savunacak biri olmadığını düşünüyorum. Aynı zamanda kürşad sende Üstad Said-i Nursi’ye laf atarak hangi tarafta olduğunu gösteriyorsun. Daha fazla birşey yazmayacağım. Ama Allah(cellecelaluhu), Peygamber, din ve İslam alimleri düşmanı olduğunuz sürece ebediyyen yanacaksınız. Size tavsiyem bir an önce tövbe edip dinimizin belirttiği kurallar çerçevesinde biri olun. Adam olun!
Aynı zamanda millet İstiklal Harbini yaparken Atatürk’ün kara kaşına kara gözüne olan(deyim gereği dedim yoksa biliyoz kumral ve mavi gözlü olduğunu) sevdasından mı yaptı. Hayır. VATAN, MİLLET, DİN, ALLAH için yaptı.
furkan
Atatürkün islam düşmanı olduğunu düşünmüyorum. Atatürk inançlı birimiydi inançsız birimiydi bunu bilemem, aslında kimse bilemez. Zaten bu konu benim ilgi alanımda da değil aslında. Sadece inançsız insanlara karşı kin biriktirmiş “imanlı” olduğunu düşünen bir kesimin Atatürk üzerinden kar sağlamaya çalıştığı gerçeğini görüyorum ve bunun doğru bişey olmadığını söylüyorum. Sizler ne derece yakın oldunuz bilemem ama Türkiyede Atatürkün devrinin deccalı olduğunu söylemiş gitmiş yada hala söylemekte olan din adamları bulunduğunu inkar edemeyiz. Tabi açık açık söyleyemiyorlar neticede kanunlar var burası avrupa değil ifadelerinizi gözden geçirmeniz gerekiyor ama çeşitli meclislerde bunlar konuşulur. Yok demek bir gerçeğe gözleri kapamak olur.
Muhammedin evlilikleri ile ilgili epeyce bilgi sahibiyim. Mesela üvey oğlunun karısıyla evlendiği de bir gerçektir. Bunu yan komşunuz yapmış olsaydı ne düşünürdünüz? Fakat bunlar inançlı kesimi rahatsız edecek tartışmalara yol açar incinebilirler, bu sebeple girmek istemiyorum. Neticede herkes kendisine en doğru gelen bir yol bulmuş gidiyor.
İnançsızların işte allah, din vs düşmanı olduğunu ifade etmişsiniz. Bu kesinlikle yalnıştır bir önyargıdır. Bilakis inanan kişiler ister hristiyan ister musevi ister müslüman inançsızları tarihin en eski zamanlarından beri her türlü işkenceye maruz bırakmışlardır. Hristiyanlar delileri içine şeytan girdi diye yüzyıllarca yakmıştır. Mürtedlerin öldürülmesi islamda inkar edilemez bir emirdir. Yahudiler diğer “bedenlerden” daha üstün olduklarına milletçe inanırlar. Zaten içinde bulunduğumuz durumu sizin inancınız bir “suç” olarak tanımlamaktadır. Hemen her din bunu önlenmesi gereken toplumu bozan bir durum olarak ortaya koymuştur. Oysa inançsız birisi için zarar vermediği sürece birinin ne istiyorsa ona inanması gayet tabiidir. Çünkü bu insan türünün bir özelliğidir. Tabiri doğru ise böyle çalışan bir makineyiz.
Son olarak “adam olun” demişsin ya orda senin kendi dinini dahi henüz emekleyen biri olduğun apaçık görünmüş. Ben çok bilgili biri değilim ama sana tavsiyem Muhammedin sünnetini ve tebliğ metodolojisini iyi bir öğreniver. O zaman adam olma nedir, peygamber kimleri adam saymıştır bir fikir sahibi olursun. Ayrıca sen beni cehennemle tehdit ediyorsun ya sen kendini bi düşün eğer Tanrı gerçekten varsa başkasının değil kendinin savcısı olman lazım gerekir.
Bilmeni isterimki “yaratılmış” yada “varolmuş” hiç bir şeye hiç bir zaman düşman olmadım. Kötülük hariç. Sende öyle yap çünkü “yanmayan yakamaz” dostum.
Selamun Aleyküm. İbrahim her ne kadar furkan adlı arkadaşımızın üslubunu beğenmesem de ona katılıyorun. İşte birkaç yerden araştırıp bulduklarım.
“Ey peygamber! Mehirlerini verdiğin hanımlarını… biz sana helâl kıldık. Bunu diğer müminlere değil, sırf sana mahsus olmak üzere (helâl kıldık). Biz, hanımları ve ellerinin altında bulunan (cariyeleri) hakkında müminlere neyi farz kıldığımızı biliyoruz. Bu hükümleri sana bir sıkıntı gelmemesi için bildiriyoruz. Allah, çok bağışlayandır, çok merhamet edendir.
Ey peygamber! Hanımlarından dilediğini geri bırakır, dilediğini de yanına alabilirsin. (Geçici olarak) kendilerinden uzak durduğun kadınlarından arzu ettiğini tekrar yanına almanda sana bir vebâl yoktur….
Bundan sonra senin için artık başka kadınlarla evlenmen, güzellikleri hoşuna gitse de, onların yerine başka kadınları nikahlaman sana helâl değildir.” (Ahzap, 33/50-52).
Peygamberimizin evliliklerini nefsanî ve şehevanî telâkki eden, eski zaman münafıkları gibi, yeni zamanın ehl-i dalaletine verilen kesin ve susturucu cevap, Üstad Bediüzzaman’ın izahıyla özetle şudur:
Evliliğin iki ana gayesi vardır.. Biri neslin çoğalması, diğeri şehevanî duyguların meşru dairede tatmin edilmesidir.. Neslin çoğalması evliliğin illeti, yani en öncelikli gayesidir. Nefsanî arzuların tatmini ise o vazifeyi gördürmek için yaratıcı tarafından verilmiş cüzi bir ücrettir. Tıpkı şahsi hayatın devamı için yemeğin içine konulan lezzet gibi.
Gerek tarihî açıdan, gerekse insan yaratılışı açısından Peygamberimizin evliliklerini incelediğimizde karşımıza şöyle bir tablo çıkıyor.
25 yaşına kadar, gençliğinin en heyecanlı çağında kavmi içinde bekar yaşamış ve hiçbir kadınla ilişkiye girmemiş, iffet sahibi olduğu, dost ve düşmanın ittifakıyla sabit olmuştur. Hatta kavmi ona her yönüyle güvenilen biri olarak “Muhammedül-Emîn” unvanını vermişlerdi.
Oysa içinde bulunduğu toplum, çok kadınla münasebeti normal addediyordu; Buna rağmen o, gerek 25 yaşına kadar ve gerekse daha sonraki hayatında pek çok hem de bakire kızla hayatını birleştirebilirdi. Ancak o, böyle yapmayıp kendisinden 15 yaş büyük, 40 yaşında dul bir kadınla evlenmiştir. Hem de bu evliliği eşi vefat edene kadar tam 25 yıl sürmüştür. Yani elli yaşına kadar tek ve dul bir hanımla yetinmiştir.
Onun evliliklerinde nefsaniyet olmadığının bir delili de, müşriklerin davasından vazgeçmesi için yaptıkları teklife verdiği cevapta saklıdır.
Müşrikler, amcası Ebu Talip’e gelip, “yeğenin eğer başımıza reis olmak istiyorsa onu reis yapalım veya en güzel kız ve kadınlarımızı ona verelim. Ta ki, bu davadan vazgeçsin.” dediler.
Amcası bu teklifi ilettiğinde Efendimiz (a.s.m) şu karşılığı verdi:
“Ey amca! Eğer sağ elime güneşi, sol elime de ayı koysalar ‘vallahi ben bu davadan yine vazgeçmem.”
Bu cevap onun neyin peşinde olduğunu, kadın gibi, reislik gibi insanların değerli addettikleri şeylerin onun nazarında ne kadar değersiz olduğunu ispata yeter.
İkinci evliliği ise Hz. Hatice’nin vefatından sonra yine yaşlı ve dul bir kadınla, Hz. Sevde ile olmuştur.
Hz. Sevde ile de üç yıl yaşadıktan sonra, yaklaşık 54 yaşına kadar hep tek kadınla yaşamıştır. İlginçtir ki, onun çok kadınla evliliği hayatının bundan sonraki son on yılı içinde gerçekleşmiştir Bu gerçekler karşısında evliliklerinde şehvani ve nefsanî arzuların tatmin gayesini aramak insan tabiatını ve tarihî gerçekleri inkar etmekle mümkündür. Ve bu yaklaşım asla insaflı ve mantıklı bir yaklaşım sayılamaz. Olsa olsa kasıtlı bir karalama maksadı taşır.
Hayatının son yıllarına rastlayan evliliklerinde yukarda zikredilen evliliğin dayandığı her iki gayenin, Neslin çoğalması ve nefsanî arzuların tatmininin bulunmadığını görürüz. Zira nesli, ilk eşi Hz. Hatice’den devam etmiştir. Daha sonraki evliliklerinde çocuğu olmamıştır. Sadece Mısır’lı Mariye’den İbrahim dünyaya gelmişse de bir buçuk yaşında vefat etmiştir.
Görüldüğü gibi evliliklerin ana gayesi olan neslin çoğalması, tarihî bir gerçek olarak Hz. Hatice’nin dışındaki evliliklerinde yoktur.
Geriye evliliğin ikinci derecedeki gayesi kalıyor, Yani nefsanî ve şehevanî duyguların tatmini. Peygamberimizin çok kadınla evliliğinde gerek fıtrat ve gerekse tarihî gerçekler açısından bu gayenin aranamayacağını gördük. Zira bir insanın nefsanî ve şehevanî arzularının en ateşli ve uyanık bulunduğu şüphesiz 15-45 yaş dönemidir.
Şayet Hz. Peygamber, bu dönemde birçok güzel kadınla evlenmiş, sonradan onları terkedip daha başka genç güzel kadınlar almış olsaydı, şehvanî hisleri tatmin yolunda ileri sürülen iddialar bir dereceye kadar haklılık kazanmış olurdu. Oysa o böyle yapmamış, tam tersine hayatının son on yılı içinde (53-63) aralarında Ümmü Seleme gibi yaşça ilerlemiş, ve birçok çocuğu olanlar da dahil, aldığı hanımları ileri yaşlarda ve dul olarak almıştır. Meselâ, Hz. Sevde 53 yaşında ve dul. Hz. Zeyneb binti Huzeyme, 5O yaşında ve dul. Ümmü Seleme 4 çocuklu ve 65 yaşında bir dul. Ümmü Habibe dul ve 55 yaşında, Meymune 2 çocuklu ve dul.
Bir başka tarihî gerçek de şudur. Bu hanımlardan eceli gelip ölenlerin dışında hiçbirisinden de ayrılmayı düşünmemiştir.
Gençlik çağı geçtikten sonra nefsanî ve şehvani arzularda gerileme olduğu inkar edilemez bir fıtrat kanunu ve yaratılış gerçeğidir.
İşte Peygamber Efendimizin çok evliliklerini tahlil ettiğimizde karşımıza bu ibretli tablo çıkmaktadır.
Özetle ifade edecek olursak, 15-45 yaş dönemindeki evliliklerde nefsanî ve şehevanî gaye aranabilir. Oysa Efendimiz, bu dönemde genç ve bakire kızlar ve kadınlarla evlenmemiştir. Tam tersine 40 yaşında, üstelik dul bir kadın olan, Hz. Hatice ile evlenmiştir. Ve bu evliliği Hz. Hatice’nin vefatına kadar sürmüştür.
Çok evlilikleri, nefsanî duyguların büsbütün gerilemeye yüz tuttuğu 53 yaşından sonraki dönemde gerçekleşmiş olduklarına göre, bu evliliklerde mantığın gereği olarak başka gayeler aramak zaruridir. Bu sadece aklın ve mantığın değil, insan tabiatının ve insaflı bir değerlendirmenin de zorunlu bir gereğidir.
Umarım Peygamber Efendimizin evlilikleriyle ilgili kafandaki saçma düşüncelerden kurtulursun.
Selamun Aleyküm.
‘Muhammedin evlilikleri ile ilgili epeyce bilgi sahibiyim. Mesela üvey oğlunun karısıyla evlendiği de bir gerçektir. Bunu yan komşunuz yapmış olsaydı ne düşünürdünüz? Fakat bunlar inançlı kesimi rahatsız edecek tartışmalara yol açar incinebilirler, bu sebeple girmek istemiyorum. Neticede herkes kendisine en doğru gelen bir yol bulmuş gidiyor. ‘
diye yazmışsın. Aşağıdaki yazıyı okursan anlarsın o evliliğin iç yüzünü. Özellikle ayetlere dikkat et!
Hz. Zeyneb, Peygamberlikten 20 yıl önce dünyaya gelmiş, Efendimizin hala kızı idi. İlk iman edenlerdendir.. Asıl adı Berre idi. Resulullah (asm) onu Zeyneb olarak değiştirmiştir. Babası Beni Esed kabilesinden Burre, annesi Efendimizin halası Ümeyye binti Abdulmuttalib’tir. O, Mekke’den Medine’ye ilk hicret edenler arasında yer aldı. Medine’ye hicret ettiğinde bekardı. Efendimiz onu evlâtlığı Zeyd b. Harise ile evlendirdi.
Bilindiği gibi, Mekke dönemi daha ziyade iman esaslarının, Medine dönemi ise İslâmî hükümlerin tesis ve tahkim dönemidir. Bu dönemde cereyan eden olaylar, ya geçmişten gelen toplumda yer etmiş batıl bir hükmü kaldırıyor, yerine yenisini koyuyor, ya da yepyeni bir hüküm ihdas ediyordu.
Hz. Zeyneb’in gerek Efendimizden önce Hz. Zeyd’le evlendirilmesinde, gerekse daha sonra Efendimizin onunla evlenmesinde, diğer hanımlarından farklı, Cahiliyet Dönemi adet ve geleneklerini kaldıran hükümler ortaya çıkmıştır.
Peygamber Efendimizin evliliklerinde gerek o zamanın münafıkları, gerekse yeni zamanın dalalet ehli tarafından en çok dile dolanılıp itiraz edilen Hz. Zeyneb’le olan evliliğidir. Ayrıca çok önemli hükümlerin ortaya çıkmasına sebep olan bir evliliktir.
Bütün bu sebeblerle bu evliliğin nikâhı bir “akd-i semavi”dir. yani bizzat Cenab-ı hak tarafından kıyılmıştır. .
Cahiliyyet döneminde kölelik ve imtiyazlı sınıf kavramı en koyu biçimde yer etmişti. Bunun ortadan kaldırılması ve insanların Allah katındaki üstünlüğünün sınıf, rütbe, ırk farklılığıyla değil, takva ile olacağı vurgulanmalıydı. Bunun için en hassas konulardan biri olan evlilik ile bu yanlışın kaldırılması gerekliydi.
Efendimiz Zeyneb gibi asil soylu ve güzel bir kızı, kendi azad ettiği hizmetçisi Zeyd ile evlendirmekle bu alanda bir adım atmak istemişti Ancak toplumdaki yaygın kanaatlerin etkisiyle olacak ki, Zeyneb ve kardeşleri önce bu evliliği uygun görmediler. Hür bir kadının, azatlı bir köle ile evlenmesi o günkü geleneğe uymuyordu.
Zeyneb, Resulullah’a, “Ya Resulallah, ben senin halanın kızıyım, ona varmaya razı değilim, üstelik ben Kureyş’liyim.” diye görüşünü beyan etti. Resulullah, Zeyd’in kendi yanındaki ve İslâmdaki değerini anlatıp, aslında ana baba tarafından asil ve soylu bir kimse olduğunu belirti.
Derken, Ahzab suresinin 36. ayeti nazil oldu: “Allah ve Resulü bir işe hüküm verdiği zaman, inanmış bir erkek ve kadına o işi kendi isteklerine göre seçme hakkı yoktur. Her kim Allah ve Resulüne karşı gelirse apaçık bir sapıklığa düşmüş olur.”
Bunun üzerine Zeyneb, “Ben Allah ve Resulüne asi olamam” diyerek bu evliliği kabul etti.
Fakat bu evlilik iyi yürümedi. Aralarında samimî bir sevgi ve saygı oluşmadı. Zeyneb, dindar ve Allah’tan korkan bir kadın olmasına rağmen, güzelliği, asaleti ile iftihar ediyor, azatlı bir köle olan kocasına iğneleyici sözler söyleyip tepeden bakıyordu.
Hz. Zeyd, artan bu geçimsizliğe dayanamadı. Efendimize müracaat ederek karısını boşamak istediğini söyledi. Efendimiz çok müteessir oldu. Çünkü bu evliliği isteyen bizzat kendisi idi. Toplumun yanlış algılamalarını kırmak istiyordu. Bu sebebten her defasında Zeyd’e “Karını tut, boşama” diyordu. Ancak her şeye rağmen bu evlilik bir seneden fazla sürmedi. Zeyd, sonunda karısını boşamak zorunda kaldı.
Aradan bir süre geçtikten sonra, sıra Cahiliyette yaygın bir başka yanlış adetin kaldırılmasına gelmişti. Bu da evlâtlıkların, öz evlât gibi kabul edilmesi, dolayısıyla onların hanımları da babalıkların öz kızı hükmünde telâkki edilmesi yanlışı idi.
İslâm, evlâtlık kurumunu temelden değiştirmişti. Ayet-i Kerime bu konuda gayet açıktı:
“Onları, yani evlâtlıklarınızı babalarının ismine nisbet ederek çağırın. Bu Allah katında daha doğrudur. Eğer babalarını bilmiyorsanız, onlar zaten sizin din kardeşleriniz ve dostlarınızdır.” (Ahzab suresi, 5)
Bu ayet nazil olduktan sonra Zeyd, artık Zeyd bin Harise diye babasına nisbet edilerek çağrılmaya başlandı. Evlâtlığın kaldırılmasından sonra, evlâtlık hanımlarının da öz kız gibi olmadığı ortaya çıkmış oldu. Ancak bunun bir örnekle de ispatlanması ve kökleştirilmesi gerekiyordu. Bu da Hz. Peygamberin, Hz. Zeyneb’Ie evlenmesi ile mümkün olacaktı. Ancak yerleşik bir adeti ortadan kaldırırken ortaya çıkacak fitne ve dedikodular Efendimizi düşündürüyordu. Ama İslâmın getirdiği bu prensip, kesinlikle kendi üzerinde uygulanacaktı. Bundan kaçınılamazdı. Nitekim bu hususu Kur’an-ı Kerim şöyle dile getirir:
“Hani Allah’ın iman nasib ederek ikramda bulunduğu ve senin de azad edip evlâtlık edinerek ikramda bulunduğun kimseye sen, ‘hanımını bırakma, Allah’tan kork’ diyordun. Sen o zaman, Allah’ın açıklayacağı bir şeyi bildiğin halde, insanların dedikodusundan korkuyordun. Halbuki Allah korkulmaya daha layıktır. Sonra Zeyd o hanımla alâkasını kesince Biz onu sana nikahladık. Ta ki evlâtlıkların boşadığı hanımlarla evlenmenin mü’minler için günah olmadığı anlaşılsın. Allah’ın emri işte böylece yerine getirilmiştir.”(Ahzab suresi,37)
Bu ayetin nazil olmasından sonra, Hicretin 5. yılında, Zeyneb, 35 yaşında iken Efendimizle semavi bir akitle evlenmiştir.
Nitekim bu evlilik üzerine münafıklar boş durmadı. “Muhammed, oğlunun karısının haram olduğunu bildiği halde, kendi oğlunun hanımını nikahladı!” demeğe başladılar. Bunun üzerine Ahzab suresinin 40. ayeti nazil oldu:
“Muhammed, hiçbirinizin babası değildir, O Allah’ın Resulüdür ve Peygamberlerin sonuncusudur. Allah ise her şeyi hakkıyle bilir.”
Peygamberler ümmetleri için bir nevi baba hükmünde olup, onlara kendi babalarından daha büyük bir şefkatle baktıkları halde, bu neseb itibariyle bir babalık değildir. İşte ayet-i kerime bu sebeble Peygamberlerin ümmetlerinden hanım almasının akla, ilme ve tabiata uygun düşmeyen bir durum olmadığını açığa çıkarıyordu. Böylece İslâm, evlâtlıkla öz evlâd hukukunu birbirinden ayırıyordu. Ancak bu adet o kadar köklü ve yerleşik idi ki, o gün müslümanlar arasında bile kimse böyle bir evliliğe cesaret edemezdi. Bu yüzden o günkü münafıklar bu evliliği dillerine dolamış, çeşitli senaryolar üretmişlerdir. Hatta bu evliliği Efendimizin haşa nefsaniyetine düşkünlüğüne delil göstermek istemişlerdir.
Bu evliliği nefsanî ve şehevanî telâkki edenlere üstad Bediüzzaman’ın veciz ve susturucu cevabı şöyledir:
“Yüz bin defa haşa ve kella. O damen-i muallaya, şöyle pest şübehatın eli yetişmez. Evet, on beş yaşından kırk beş yaşına kadar hararet-i gariziyenin galeyanı hangamında ve hevesat-ı nefsaniyenin iltihabı zamanında, dost ve düşmanın ittifakıyla kemal-i iffet ve tamam-ı ismetle Hatice’tül Kübra (ra) gibi ihtiyarca bir tek kadınla iktifa ve kanaat eden bir zatın, kırktan sonra, yanı hararet-i gariziye tevakkufu hengamında ve hevesat-ı nefsaniyenin sükûneti zamanında kesret-i izdivaç ve tezevvücatı, bizzarure ve bilbedahe, nefsanî olmadığını ve başka ehemmiyetli hikmetlere müstenit olduğunu zerre kadar insafı olana ispat eder bir hüccettir.” (Risale-i Nur Külliyatı l.cilt, s. 357)
Hz. Zeyneb’i daha önce bakire iken de tanıyan Efendimiz, onu Zeyd’le evlendirmeden önce de evlenebilirdi. Buna bir engel yoktu. Demek ki, bu evlilikte toplumda yaygın eski yanlışların düzeltilmesi ve yeni bir takım hükümlerin yerleştirilmesi gibi önemli hikmetler vardır.
Hakan
Yazını dikkatlice okudum pek çok kaynakta geçenleri oraya özetlemişsin. Üstadın bu konuda yazdıklarını da önceden beri defalarca okumuşluğum var, yine de teşekkü ediyorum.
Şöyle yazmışsın:
“Aradan bir süre geçtikten sonra, sıra Cahiliyette yaygın bir başka yanlış adetin kaldırılmasına gelmişti. Bu da evlâtlıkların, öz evlât gibi kabul edilmesi, dolayısıyla onların hanımları da babalıkların öz kızı hükmünde telâkki edilmesi yanlışı idi.”
demişsin.
Ben bunda bir yalnış görmüyorum hakan. Keşke hiç kaldırmasaymış. Evlat edindiklerini öz çocukları olarak görmeye devam etselermiş. Dinin getirdikleri bazılarına göre iyidir bazılarına göre kötüdür. Bana göre iyi o zaman herkese göre bunun normal kabul edilmesi gerekiyor dersen orda yalnız yaparsın.
Ayrıca Zeynebin istemeden Zeyd ile evlendirilmesi sizin için ilahi bir emir olması itibarıyla doğru kabul edilen bişey, ancak benim asla tasvip edemeyeceğim bişeydir. Tanrı yada peygamber bişeyi değiştirmek istiyorsa ayet ile hadis ile bunu emreder işine gelen kabul eder işine gelen kabul etmez. Birini zorla istemeyerek evlendirmeden bir çözüm bulamamışlar mı?
25 yaşında birinin 40 yaşında birini alması ona karşı cinsel bir arzusu olamayacağını asla ispatlamaz. Bu üstadın kendi kanaatidir. Bende 32 yaşındayım ama pek çok 40 yaşında bayanı genç kızlardan daha çekici bulduğum olmuştur. Peygamber bir kadını neden alınacağına dair “imanı”, “soyu”, “zenginliği”, “güzelliği” demiş ve ben “imanlı olanı tercih edin diyorum” demiştir. Bu bağlamda ilk eşinin ticaret kervanlarının olduğu zengin olduğunu unutmayalım. Kendisi ile çelişmemiştir. Onun neden 40 yaşında birini aldığını siz sadece yorum getiriyorsunuz. Oysa bunu ne siz ne ben nede Said Nursi bilemeyiz. Tabi Said Nursi ile Muhammed arasında bir talgraf sistemi olup onların mana aleminde görüştüğüne inancınız varsa bişey diyemem.
“Bu yüzden o günkü münafıklar bu evliliği dillerine dolamış, çeşitli senaryolar üretmişlerdir” demişsin.
Bana münafık de, kafir de yada canın ne istiyorsa onu de ama şunu bilin ki ben varsa eğer tanrıya hesap vereceğim size değil. Benim bunları yazmamı islama fitne sokmaya çalışıyor diye tanımlamanız sadece bir acizlik ifade ediyor. Ne diyor Said Nursi “medeniye galebe ikna iledir”. Açıkçası yukarıda karaladıklarınızı yıllardır okuyup duruyorum. Bilmediğim bişey söyleyecekseniz buyrun. Yoksa aynı masalları dinlemekten bıktım usandım.
Ha bu arada sanırım söyledikleriniz doğru olsa Halis Toprağın hiç nefsani arzusunun kalmamış olması gerekirdi. ama Baksana 70 yaşında adam 17 lik çıtırı aldı. Ekranlarda da bağırıyor “cinsel yönden de eyiyim”. Dedem de 3. hanımı alarak 71 yaşında evlenmiş . Ondan babam halam ve amcam olmuş. Heralde onlar da toplumda yanlış olan bir yargıyı yıkmaya çalışıyorlardı :)))))
Atatürk dinsiz idi. Fakat cumhuriyet kurulana kadar, dindar olan topluma ters düşmemek için dindar gibi görünmüştür. Cumhuriyeti kurduktan sonra neler mi oldu? Hep birlikte hatırlayalım. Arap alfabesi kaldırıldı. Müslüman takvimi kaldırılıp yerine Hristiyan takvimi getirildi. Müslüman’lara inat dedirtecek cinsten, ibadet günü olan Cuma tatil olmaktan çıkarıldı ve Cumartesi-Pazar günleri tatil olarak ilan edildi. Bu şekilde birçok insanın Cuma namazını kılmasına engel olundu.
Bildiğiniz gibi her dinin bir lideri vardır. Peygamberleri kastetmiyorum. Bir tek Müslüman’ların dini lideri yoktur. Acaba kimin sayesinde? Atatürk dini liderlik vasfının üstlenildiği halifeliği kaldırarak Müslüman’ların dini liderlerini de sonsuza kadar ortadan kaldırmış oldu.
Şimdi “Gökten indiği sanılan kitaplar.” sözüne gelelim. Anlayamayan veya anlamak istemeyenlere Atatürk’ün ne demek istediğini yazayım. Bu söz ile Atatürk, kutsal kitapların sanıldığı gibi gökten inmediğini, birtakım kişilerce hazırlanıp yayıldığını belirtiyor.
Benim dini görüşümü merak etmişsinizdir. Ben dinsizim. Avrupa’nın İslam ülkelerinden ileride olmasını, rönesans ve reformlara bağlıyorum. Ne zaman ki Hristiyan’lar bağnazlıktan, yobazlıktan kurtuldu, teknoloji ve bilim asıl o zaman başladı. Müslüman ülkelerde bu reformlar yapılmadığından Avrupa ile aramızda gittikçe büyüyen bir uçurum oluştu. Kim bir İran’da, bir Pakistan’da yaşamak ister? Örnek verdiğim ülkeler İslam inancının neredeyse bire bir uygulandığı ülkeler. Biraz düşünün taşının. İnananlar için yazıyorum, inancınızın çağa uygun olup olmadığını sorgulayın.
Günümüzdeki fen ve teknolojinin temelleri müslüman alimlere dayanır.islamın ilk 3 asrında ilimde büyük bir ilerleme olmuş.Sonraki asırlarda bu bilgiler günlük hayata uygulanamamış.(Yani mikrobun varlığı biliniyor ama onu gösterecek alet ya da cihazlar yapılmıyor.) Bugünkü batı teknolojisi temellerini Endülüs emevilerinden almıştır.Hıristiyan gençler Endülüs Üniversitelerinde okumasaydı rönesans ve reformaları zor yaparlardı.Bu bir bayrak yarışıdır.Dün biz ilerdeydik bugün de onlar ama bunun bir de yarını var.Batı medeniyeti artık itici güç olma özelliğini yitirdi gibi.Belki yarın bu bayrağı yine biz alacağız.Kim bilir.
…………………………………….
Kürşad diyor ki:
08/06/2010, 15:55
Yok camide o zamanlar Kuran okumak yasakmışda, yok cami önüne nöbetçi dikerlermişde, yok jandarma camiyi basarmışda… Türkiyenin yobaz kesimi ingilizlerle, fransızlarla, yunanlarla, ruslarla, ermenilerle o camiilerde istişare edip insanlarımızı ve topraklarımızı satarlardı.. O yüzdende o yobazlar ve yandaşlarına baskınlar düzenlenirdi. Bunlardan biride kendini mesih sanan kürt said di. ( namı diğer saidi nursi) Bu yazıları ve anektodları kendine göre çarpıtıp yazmak tabiki onun işine gelen şeyler………………..
KÜRŞAT, KÜRT SAİT, SAİD-İ NURSİ DEĞİLDİR.BİR YERLERDEN DUYMUŞSUN AMA YOBAZ DEDİĞİN İNSANLARI SUÇLADIĞIN GİBİ ARAŞTIRMADAN OLAYA HEMEN ATLAMIŞSIN.ELİNİN ALTINDAKİ İNTERNETTE ARAŞTIRSAN 5 DAKİKAKADA SONUCA ULAŞIRDIN.O YÜZDEN ŞUCULAR-BUCULAR DİYE KATEGORİZE ETMEYİN. ÇÜNKÜ HEPİMİZ AYNI TEKNEDE YOĞRULMUŞUZ.
YANİ
O-KU-MU-YO-RUZ.
ÇA-LIŞ-MI-YO-RUZ.
A-RAŞ-TIR-MI-YO-RUZ.
VE BİZDEN FARKLI OLANLARA DÜŞMANIZ.
Beyler,
Yazılıp çizilenleri,küçük beyinleri, çalışan beyinleri hep beraber görüyoruz. Bu mevzuya girebilmek için önce mevzuyla alakalı dini bilgilerimizi vijdanımızla değerlendirmemiz gerekme mi?
Biliyormusunuz ki,kısa bir zaman sonra idrak etmeye hazırlandığımız mübarek Ramazan ayı içersinde,ahkam kesen arap yarımadalıların çoğu müslüman olmayan ülkelerde Ramazanı geçireceklerdeir. Neden biliyormusunuz. Kendilerini seferi addederek oruç tutmamak için.Tanıdığınız varsa haber salın sorun. Londra Oxford Street’te tur atan araplar neden ramazan ayında çoğalıyor ? Lütfen görmeden anlamadan fikir beyan etmeyelim. Irzımızı,iffetimizi koruma babında çepheden çepheye koşarak bize cennet bir vatan bırakarak yıllar evvel ebediyete intikal etmiş en azından deha bir devlet adamının arkasından dedikodu mahiyetinde beyanlarda bulunmak islâmla nasıl bağdaştırılır. Bunun hesabını vermenin ne zor olacağını iyi düşünelim. Herkes ayrı bir yorum getirmekte ve bir noktada zaman zemini hiçe sayarak konuşmaktadır. Yapılan bunca yorumlardan neden biri diğerini tutmuyor.Tutmuyor çünki yalan veya uydurma yorumlardır.
Bugün bize bırakılar bu cennet vatanda kardeş kardeşin kanını akıtmaktadır.Nedenini düşündünüz mü? Çünkü bize emanet edilen bu topraklarda artık rant kavgası başlamıştır. Atatürk zamanını ve ondan sonraki siyasileri teker teker düşünelim.Sonra bir hesap yapalım.Atatürk’ün madi varlığı ne idi. Sonraki siyasilerin maddi varlığı ne oldu. Müslüman kisvesi ile milleti soyup soğana çevirenleri hangi kefeye koyacağız.
Kuyruk tutmadan insana yakışı bir durumda düşünelim. Yalan,rüşver,ihanet,hor görme,alay etme gibi sayabileceğimiz yaşantımız içersindeki kelimeleri islâmı bir tarafa bırakalım insanlıkla bağdaştırmak mümkünmüdür. Bırakalım artık Allah’ın huzuruna çıkan birisinin hesaplarını biz kendi hesaplarımızı nasıl vereceğimizi düşünelim.Allah bizleri ıslah eylesin.
arkadaşlar bu dünyadan nice ebu cehiller, firavunlar, nemrutlar, calutlar, ebu lehebler geçti.Nooldu onlarda Allah’ın c.c dinini böyle alaya alıp eğlendiler peki onlar şimdi nerde, ben söyllim o elem dolu cehennemden önceki kabir azabının tadını çıkarıyorlar.zaten ondan sonrada kıyamette cehennemin odunu olacaklar.ateş yiip ateş içecekler.İçtikce göbek atacaklar :) cehennemde gtlerine kadar eriyecekler ama ölmeyecekler Allah’a c.c yalvarcaklar ”Rabbimiz noolur affet” ama nafile o azap onlara Rableri tarafından helal kılınmıştır.Artık o alevli ateştekiler Allah’ın c.c rahmetinden uzak olsun!İşte bu budur, siz inanmasanızda budur inansanızda.Artık onlar orda şeytanın karılarıdır ama onunkisi biraz farklı alevli bişey :) gtlerine girdikçe ”yandım anam” diye bağıracaklar a.q kafirleri…..
Buranın seviyesi iyice bozulmuş anlaşılan. Hazırladığım bir yazı vardı. Okumanızı tavsiye ederim.
Ateistim fakat bilim adamlarının dünyanın ve canlıların oluşumu ile ilgili teoremlerine kesin gözle bakmıyorum. Onlar büyük araştırmalar yapıyorlar ve insanları dinden soğutma gibi bir gayretlerinin olduğunu da sanmıyorum. Bana göre bilim merak neticesinde oluşmuş büyük bir medeniyettir. Atatürk’ün sözlerini araştıranlar, çok kitap okuyanlar Atatürk’ün ateist olduğunu bilir. Şimdi kendi fikirlerimce tüm dinlerin çıkış sebebini anlatacağım. Dikkatli okuyun ve ders çıkarmaya çalışın.
Arap kabileleri dahil olmak üzere eski zamanlarda adalet ve asayiş olmadığından her türlü ahlaksızlık kol geziyordu. Liderlik vasfını üstlenmek isteyenler bu ahlaksızlığı nasıl en azamiye indiririz diye düşündüler ve dini buldular. Amaç toplumlarda ahlak sağlamaktı. Dini liderlik vasfını üstlenenler kendilerine inanılması için kendisinin Tanrı tarafından gönderildiğini ve onun yan kolu, veya elçisi olduğunu belirttiler. Çoğunlukla sözde peygamberlere inanılmadı. Ve bu kişiler öldürüldü veya işkence edildi. Bunu başaran birkaçı çalışmalarına devam etti. İnsanların yaptıkları iyilik ve kötülükleri izleyecek ve mükafatlandıracak veya ödüllendirecek, insanları korkutarak ahlaklı olmalarını sağlayacak sonsuz bir güç gerekiyordu. Bu güce Tanrı veya Allah denildi. Yaşam sırasında herhangi bir mükafat veya ceza verilmediğinden insanların hiçbir fikri olmayan başka bir platform gerekiyordu. Buna ahiret denildi. Mükafat ve cezalarını çekecekleri yerler gerekiyordu. Bunlara cennet ve cehennem denildi. Dinleri hakkında sözde bilgi alacakları, inançlarını yerine getirecekleri ve bir araya toplanacakları bir yer gerekiyordu. Bu ise ibadet yerleridir. Kötü ruha şeytan, iyi ruha melek denildi. Bunlar planlanmış terimlerdi. Bunlar güya insanların nefislerini yönlendiren varlıklardı. İlahi dinlerdeki mantık böyledir arkadaşlar. Sonraki dinler de öncekilerden ders çıkararak değiştirilmiş ve geliştirilmiştir. Buna örnek olarak, hristiyanlıkta dua sonunda amen denilir, müslümanlıkta ise amin. Bu kopya çekmek değil de nedir? Artık inançlarınızdan arının ve kendinize yeni bir sayfa açın. Çünkü bu sizin hayatınız ve bundan başka hayat yok.
Onur (ateist)
inançsız inançsız gelmişsin.burada insanlara nağme yapıyorsun.git kendi çamurunda bulan.ebediyen cehennemde odun olma yolunda ilerlemeye devam et.yukarıda yazdığın yazının ne aslı var ne astarı.ilkokul çocuğuna ver aynı yazıyı yazsın sana…
Ne diyeyim ıslah olursun inşallah…
cumleten selamin aleykum.simdi burda bir cok arkadas bizi yaradanin ve bize rehber olsun diye gonderdiklerine yok diyor ya.bende yaradilani yaradandan oturu sevenlerdenim.ister inansin ister inanmasin.hepimiz
ALLAH in kuluyuz.simdi ben bu yokcu arkadaslardan birsey rica ediyorum.once kafalarindan simdiye kadar dunya uzerinde var olmamis adi hic duyulmamis varligindan haberdar olunmamis birsey uretip sonra onu yok saysinlar.