BİLİM FELSEFE DİN Rotating Header Image

“Gökten indiği sanılan kitaplar…” (Mete Tunç)

Kazım Karabekir’in notlarından derlenen “Paşaların Kavgası” kitabında, K. Karabekir, M. Kemal’in kendisine, “Arapoğlunun yavelerini Türk oğullarına öğretmek için Kuranı Türkçeye ettireceğim ve böylece de okutturacağım; ta ki budalalık edip de aldanmakta devam etmesinler,” dediğini iddia eder.
Hem, çeşitli nedenlerle (kültürel, ekonomik/çıkar, ailesel vs.) Atatürk’e biat eden, hem inanma ihtiyacı hissettikleri için bir dine/Tanrı’ya (burada islamiyete ve Allah’a) bağlılıklarını (kendilerince) sürdüren insanlar yukarıdaki net söze farklı anlamlar vermeye çalışırlar.
Aynı kesim aynı tavrı, Can Dündar’ın “Mustafa” filminde (de) yer alan Atatürk’ün (görüntüsü ve sesiyle), “Gökten indiği sanılan kitaplar…” sözü muvacehesinde de sergilenmektedir. Bir cümleyle; bu sözde din karşıtı bir mana olmadığı, çünkü kutsal kitapların “gökten” inmediği, vahiyle geldiği, Tanrı’yı gökte aramanın küfür olduğu savunulmaktadır.
Kurandaki “göksel” ayetlerden birkaç örnek yazabilirim, ama malumu beyan etmek akla ziyan ve zaman kaybı geliyor artık bana!
Vurgulamak istediğim husus, yukarıdaki tavrı takınanların (ki samimiler ve akademisyen, gazeteci gibi “okur-yazar” kesimindendirler), tarih, din, toplum konularındaki bilgisizlikleri bir yana, asıl, okuduğunu anlama, akıl yürütme, nesnellik konularındaki “inanılmaz” zafiyetleridir!

Bu yazı (17.05.2009 tarihinden itibaren) toplamda 24430, bugün ise 5 kez görüntülenmiştir.

66 Comments

  1. fuatogl diyor ki:

    Mustafa Kemal ülkemizde bir tabu, böyle insanlara rahat vermezler illa tabulaştırırlar. Ama ondan daha büyük bir tabu var ki oda din! Birinden siten kapanabilir yada ceza alabilirsin, ama diğerinden hem sitenizi kapatıp hemde sizi yakabilirler, hemde ahalinin alkışları arasında.

    Kendi tabusu yıkılırken dahi, “THE tabu” ya çizik atabilmesi ise Mustafa Kemale bence çok yakışmış :)

  2. Tuncay Özkocacık diyor ki:

    Totem, tabu, putlaştırmak vb. saçmalıklar!
    17.11.2008 08:35
    Bu konuyu kaç gündür yazmak istiyordum ancak sıra geldi… Atatürk’le ilgili, “belgesel” olduğu söylenen ama “kişisel yorumlar fazlasıyla -neredeyse belgeler kadar- yer aldığı” için ancak bir film sayılabilecek olan “Mustafa” ile ilgili çok tartışma yapıldı.

    Yapımcı-yönetmeni Can Dündar bunlara her ne kadar kızdıysa da “Atatürk’le ilgili hatalı yorumların yer aldığı” bir film elbette tartışılacaktı, ayrıca sevinmeleri gerekir ki bu tartışmalar izlenme oranını hızla arttırdı ve beklediklerinin de çok üstünde, büyük bir kazanç sağladı.

    Her ne kadar “belgeselde çok para yok” deseler de, iki üç haftada

    1 milyona yakın kişinin izlediği belgeselde vardır herhalde.

    Bir başkası hakkında film (veya belgesel) yapıldığında böyle bir şey söz konusu olmadığı için de zaten hep Atatürk ve savaşları seçilmektedir konu olarak…

    ***

    Atatürk’le ve bu filmle ilgili tartışmaları da aynen “gösterime girdikten

    2 gün sonra izlediğim” filmde yaptığım gibi dikkatle ve notlar alarak seyrettim.

    Kısacası eleştirilerim “Haydi ben de kenarından köşesinden bir şeyler söyleyeyim. Atatürk içki içiyorsa ne olmuş, üstelik bunu söyleyenler mütedeyyin kesim bile değil” gibi anlamsız ve lütfen yazılıvermiş eleştiriler değildir.

    Şimdi gelelim açıklanması gerekenleri toparlamaya…

    Can Dündar “Filmde en önemli cümle ‘Atatürk’ün asıl mücadelesi iktidarı gökyüzünden yere indirme mücadelesiydi’ cümlesi olmasına rağmen kimse bir satır yazmadı” diyor ki bu “Eleştirenlerin çoğu filmi izlememiş” ya da “Eleştirilerin çoğu filmde yoktu” demeleri kadar yanıltıcı, yanlış bir ifade…

    İzledikten hemen sonra yazdığım “Mustafa” filmiyle ilgili ilk yazıda söz ettim, Can Dündar’ın telefonla katıldığı

    2 Kasım’daki Her Açıdan’da sordum ve konuşuldu. 9 Kasım’daki programda Yaşar Nuri Öztürk bu konuda açıklama yaptı. O cümle (ki yine “Kaymak Hoca’dan intikam” gibi bir kişisel yorumdur) ile “Biz ilhamlarımızı gökten değil, yer yüzünden alıyoruz. Bizim ilkelerimiz gökten indiği sanılan kitaplarla bir tutulmamalıdır” cümlesi, anlamı açıklanmadan öylesine filmlere konacak ve üzerinde durulmayacak cümleler değil çünkü…

    Eğer “iktidarı gökyüzünden alıp yere indirmek” yorumu Atatürk’e yakıştırılmışsa bununla ancak “iktidarı ‘Allah adına yönetim yaptığını söyleyen padişah ve halife’den alarak egemenlik hakkını milletin kendisine vermek” kastedilmiş olabilir ki bunun da belirtilmesi gerekirdi.

    Zira “Türklerin 16 devlet kurduğu” söylenmektedir ama bu devletlerin 15’i de saltanat-hanedan devletidir, ilk kez Mustafa Kemal halkın iradesiyle ve dini insanların özel yaşam alanına bırakan bir devlet kurmuştur.

    Mesele budur ama cümleyi öylece kullandığınızda anlamına dikkat etmeyen çok sayıda izleyici bunu “Allah’ın iktidarına karşı çıkmak” olarak anlayabilir.

    “GÖKTEN İNDİĞİ SANILAN” NE DEMEK?

    “Gökten indiği sanılan” sözünde ise Atatürk “Kur’an’ın gökten indiğini” söyleyen molla anlayışına itiraz etmektedir. Zira (çok sayıda din uzmanının açıklamalarına göre) bu aynen “mehdilik, deccal, Mesih” gibi tamamen “Hristiyanlığa ait bir ifade”dir.

    Hristiyanlıkta Allah’ın da, Hz. İsa’nın da gökte olduğuna inanılır. İslâm dini ise tek “vahiy” dinidir, Kur’an “vahiy yoluyla” gelmiştir, gökten indiği şeklinde bir ifade ve “semavi kitap” kavramı Kur’an’da, Müslümanlık’ta yoktur.

    Allah’a (ve kitabına) mekan-zaman yakıştırılamaz.

    İşte Atatürk bu sözüyle yanlış inanışlara, hurafelere itiraz etmekte, aynı zamanda devletin kurallarının, ilkelerinin bu inanışlardan bağımsız olarak hazırlandığını söylemektedir.

    Ama yine, ne kastettiği açıklanmadan söyleniverdiğinde her anlama çekilmesi mümkün olabilir (olacaktır da)…

    Bir de tabii çok kişi tarafından pek sevilen ve sık sık tekrarlanan “tabulaştırdık, totemleştirdik, putlaştırdık” benzeri sözler var. Baskın Oran daha da ileri giderek “Tanrısallaştırdık. Hz. Muhammed’i değil Hz. İsa’yı kastediyorum, yarı tanrıdır” şeklinde bir garabet, kötü niyetli bir benzetme kullandı. Böyle giderlerse “putlaştırdık, totemleştirdik” diye diye heykellerinin kaldırılmasına gelecek sıra…

    Pardon, nerede yaşıyor bu beyler? Putlara tapılan bir ülke mi burası? “Tabu, totem, put” bunların hepsi “İslâm dışı terminoloji”dir, Atatürk’le ve bu toplumla asla ilgisi olamaz.

    Atatürk’e bu millet “sadece Müslümanlara verilen Gazi unvanını” vermiş, o da bunu gururla kullanmıştır.

    Hintli Müslümanların ona “Allah’ın kılıcı” dediğini, Atatürk’ün son nefesini “Ve aleyküm esselam” diyerek Allah’ın selamıyla verdiğini de unutmasınlar.

    Bundan sonra milletin Atatürk’e olan bitmez sevgisini, saygısını putperest terminolojisiyle tarif eden saygısızlara, “överek yok etme” metodu kullananlara her seferinde hatırlatacağım yukardaki açıklamaları!

    Ruhat Mengi

  3. ahmet diyor ki:

    islam düşmanı olmasa bunları yapar mıydı diye düşünüyorum.siz de bi dü
    şünün bence.
    Vahiyy sanki Cebrail Aleyhisselamla gelmiyor.O da gökten geliyor.Vahyin 4 -5 sekilde gelisi vardır.
    Semavi kitapları inkar etmeyen bir insan neden gökten indiği sanılan desin ki.göökten inmiyor vahiyle geliyor.vahiy nasıl geliyo bunu açıklamams.Haşa Arapoğlunun(Peygamberimizin) yaveleri(saç.maları) diyor.Hazret-i mUhammed Aleyhisselama haşa yalancı,ashabına da haşa alıklakmış diyor.Hesabı nasıl verilir bu sözlerin?

  4. Mehmet diyor ki:

    “sanki Cebrail Aleyhisselamla gelmiyor.O da gökten geliyor”

    Gökten mi geliyor Cebrail as.? Sen ne dediğinin farkında mısın?

  5. Mehmet Bayalan diyor ki:

    Atatürke yapılan bütün saldırıların O’nun dize getirdiği batı emperyalistlerinden içimize sızan ajanlar vasıtasıyla yapıldığı ve hepsinin sonuçta onların uşağı olduğu hala anlaşılmadı mı? Vahşi batı ve onun yerli işbirlikçileri Atatürk’e, batının sanayileşme ve demokratlaşma devrimlerini Türkiyede uygulamaya koyduğu ve kısa ömrüne rağmen büyük mesafeler aldığı için düşmandırlar.Onları İstiklal savaşında bozguna uğrattığından daha çok onların kalkınma sistemini kurduğu için düşmandırlar.Bunu bizim saf müslümanların anlayabilmesi için yine onun kurduğu Köy Enstitülerini okumaları gerekirdi.Yani orada okuyup aydınlanmaları gerekirdi.Aydınlanma Devrimi maalesef Atamızın ölümü ile rafa kaldırılmış,”batının nasihatleri” yöneticilerimizin rehberi olunca cahillik artmış, kuran harflerine bakmanın bile sevap sayıldığı bir din anlayışı ülkemizde hakim olmuştur.M.Akif Ersoy’u doğru anlamak ve Atatürk’e karşı düşüncelerinin ne kadar yanlış olduğunu Mısır’da yaşadığı dönemde anlayarak Büyük Ata’dan özür dilediğini bilmek lazım.

  6. hakan diyor ki:

    Lütfen..Gökten indiği sanılan.. Cebrail gökten geliyor diyen ahmet arkadaşımıza soruyorum…Haşa Sen cebrail Gökten İnerken gördünmüde Hiç Böyle emin konuşuyorsun..Atatürke İslam düşmanı diyorsun nasıl bir sözdür bu o adam olmasa sen şu an türküm diye gurulanabileceğin bir milliyetin olmazdı…Camide Hutbe okuyan ..Ve ”Allahım sen bana yardım et” diyerek sürekli dua eden bir kişinin heleki bu bir dahiyane kişilikse nasıl bir sorguda bulnabilir..insanlarımız ne yazıkki artık bağnazlaşmış..Ama şu ki benm dini ianacım var ve sonuna kadar da atatürkçüyüm..BU dünyanın birde ahireti var orada herkesin gözü önünde hesaplaşılacak ve tarafsız bir şekilde sorgulayanda Allahımız olacaktır..O zman Görüşmek üzre diyorum…

  7. berksoy diyor ki:

    Her zaman Atatürk ün yaptıklarıyla gurur duydum. Bundan sonra da onu okudukca anladıkca gurur duymaya devam edeceğim. Herşeyden önce O bir insandı. Elbette inandığı farklı olabilir. Bence birşeyleri olduğu gibi kabul etmeye alışmalıyız. Ne söylemek istediği çok açık, eğer Afet İnan’ ın kitabını okursanız ne demek istediği üzerine daha fazla yorum yapmazsınız. Kimseyi inancından ötürü yargılamamalıyız. Ben büyük Atatürk’ ü insan olarak daha çok seviyorum. Kesinlikle artık bazı tabuların yıkılması lazım. O da bizim gibi bir insandı. Bence ondan ilham alıp, daha iyi şeyler yapmaya çalışmalıyız. Kesinlikle putlaştırma olmamalı.

  8. Fatih Sultan Mehmed Han diyor ki:

    Atatürk Kuran-ı Kerim ile yönetilen bir ülkenin yönetim şeklini değiştirip yerine batılı yönetim şekli olan laikliği getirmedi mi ? Bir gecede kullanılan dili latin abecesi olarak ve yine batı stili olark değiştirip ülkeyi 50 yıl geri götürmedi mi ? Şapka takmayanın kelle gitmedi mi ? Ezan Türkçeleştirilmedi mi ? Osmanlı belgeleri vagon vagon sakız parasına yurt dışına gönderilmedi mi ? Atatürk’ün de mensup olduğu ittihat ve terakki cemiyeti italyadaki carbonari mason teşkilatını örnek alarak teşkilatlanmadı mı ? maddi yardımı da Belçikanın Brüksel şehrindeki zengin masonlardan almadılar mı ? Yapılan gizli anlaşmaile bizi 1. dünya savaşına sokup yok yere binlerce şehit vermemize sebep olmadılar mı ? Osmanlı zamanında bir elin parmak sayısını geçmeyen hırsızlık yeni cumhuriyet rejimi ile rekor kırmadı mı ? Zenginler daha zengin farkiler daha fakir olmadı mı ? İlan edilen şapka kanunu ile vakkonun mason sahibi vitali hakko zengin olmadı mı hani özgürlük başta İskipli Atıf hoca ve Erzurumda Şalcı Bacı asılmadı mı ? Zinaya serbestiye verilmedi mi ? İçkiye serbestiye verilmedi mi ? Kendi keyfi kurallarını koymaktan daha sapıkça ne olabilir ? Allah’tan daha iyi kim hüküm verebilir siz gözleri görmeyen kulakları duymayan cahiller sürüsü bu yayını yapan bir atatürk sever atatürk söylev ve demeçlerinde Peygamber Efendimize ağza alınmayacak hakaretler etmiş Can Dündar göze alabiliyorsanız raflardan tüm belgeleri indirelim derken neyi kasteder ? Uğur Mumcu’nun yayınladığı kitaplarda neler yazar bir açın okuyun ?

    (KASAS SURESİ / 36); Onlara; “Allah’ın indirdiklerine uyun” denildiğinde, derler ki; “Hayır, biz atalarımızı üzerinde bulduğumuz şeye uyarız. ..

    MAİDE / 44 ); Kim Allah’ın indirdiği ayetlere göre hüküm vermez ise onlar kafirlerin ta kendileridir.

    4 / NİSÂ – 105 : Allah’ın sana gösterdiği şekilde insanlar arasında hükmedesin diye kitabı sana ile indirdik; hainlerden taraf olma !

  9. ben diyor ki:

    Atatürk apacik bir Islam düsmaniydi, bunu kimse inkar etmesin.

    Bediüzzaman Said Nursîyi Barlada ziyaret eden son şahitlerden Yusuf Okumuş:

    Bizim köyümüzde (Çayeli, Yenice Köyü) şu anki okulun bulunduğu yerde medrese vardı. Biz oraya gider, Kurân öğrenirdik. Fakat tabiî o zamanlar (1930lu yıllar) tek parti devri, CHP iktidarda. Kurân okumak yasak. Köyümüzdeki bu medresede Molla Feyzi Hocadan ders alırdık. Molla Feyzi Hoca, komşu köyümüz olan Uzundere Köyündendi.
    Biz Kurân öğrenirken hocamız, iki talebeyi gözcülük yapsın diye görevlendirmişti. Onların vazifesi, jandarmalar gelirse bize haber vermekti, çünkü jandarma baskın yapıyordu. Tabiî görevli olan arkadaşlarımız görevlerini ihmal etmişler ve jandarmalar gelip o zamanki medresemizi bastılar.
    Hocamız Molla Feyziye kelepçe taktılar ve bizi de tokatlayıp kovdular. Bütün Kurânları ve elif cüzleri de toplayıp, ateş yaktığımız yere doldurup bir de kibrit çakıp yaktılar.

  10. Fırat diyor ki:

    Kemal Paşa nın Gökten indiği sanılan kitap diyerek Kutsal Kitapları kastettiği anlaşılıyor. Tevil edilecek bir şey yok.

    insanlık için hakiki yol gösterici tek kaynak gökten nazil olan Kelâmdır.

  11. Ahmet diyor ki:

    Gökten indiği bilinen Kur’an-ı Azimuşşandan ve diğer 3 kutsal kitaptan başka ne biliniyor? Gökten başka kitap gelmişmi? veya geldiğine dair bir söylentimi vardı? Atatürkün kasteddiği kitaplar nelerdir?

    Apaçık olarak “sanılan” kelimesi ile anlaşılıyor ki, Kur’an-ı Azimuşşan’ı yalanlamış olmuyormu?

    Bu sözün başka bir manası varmıdır?

    Siz akıl sahibi kimselersiniz, neden akılsızlara uyarsınız?

  12. ferdi diyor ki:

    vay be ne kadar da çok atatürk düşmanı varmış,latin alfabesine geçince 50 yıl geri gittik diyen arkadaşım senin kafanı… güzel heralde,osmanlıda içki fuhuş yoktu,20. yüzyıl sanayisi vardı atatürk geldi b.k etti emi herşeyi? saidi nursici adamların kaçı biliyomuş baktıkları arap alfabesinin anlamını,herkes kurana ve halifeye çok bağlı olduğundan kurtuluş savaşında hiçbiri gelmedi osmanlıdaki müslüman devletlerin,cihad yapmıştık! karalamak kolay atatürk arap saçmaları deyince batıl inançları kastetmiyor da hemen peygamperimizi hedef alıyo. ulan adamın sizler için yapyıklarına bakın bi de sizin nankörlüğünüze,nankörsünüz,kurtuluş savaşının pısırığı cumhuriyetin de osuruğu olursunuz ancak yayın bakalım pis kokunuzu etrafa neyzen tevfik sizin gibilere demiş diyeceğini

    Esir iken mümkün mü ibadet
    Yatıp kalkıp Atatürk’e dua et
    Senin gibi dürzülerin yüzünden
    Dininden de soğuyacak bu millet

    İşgaldeki hali sakın unutma
    Atatürk’e dil uzatman gereksiz
    Sen anandan yine doğardın amma
    Baban kim olurdu bilemezdin
    Ş E R E F S İ Z

  13. pathfinder diyor ki:

    helal sana ferdi !!! şiiride iyi bulmuşsun ama anlayabilene !! şimdi ağır şeyler yazmayayım ama adam latin alfabesiini getirdi biz 50 sene geri gittik demiş !! ZATEN ATATÜRKTEN ÖNCE ÇOK İLERDEYDİN BİRAZ GERİ GİTTİN 1! doğru ya senin kafa yapına sahip insanalr bu toplumu dünyanın en çağdaş en medeni toplumu yaptılar , sanayide teknolojide bir numara olduk ta ATATÜRK GELDİ BOZ DU HER ŞEYİ ÖYLEMİ ??? sen içtinmi arkadaş ??? yada esrar çekmişsin !! AYIK KAFA İLE KİMSE SENİN KADAR SAÇMALAYAMZ !!! SON DÖRTLÜĞÜ SANA GÖNDERİYORUM !! OKU VE AKLINI BAŞINA AL !! sziin gibi savallkıların yüüznden nedir bu dünyanın çektiği ??? afganistan , iran , pakistan , nijerya , suudi arabistan somali , suda libya …hep si ser sefil!!!!! HERALDE ATATÜRK ORALARIDA GERİ BIRAKTI DFEĞİLMİ 1! HERŞEY SÜPERDİ Bİ ATATÜRK ÇIKTI HERŞEY MAHFOLDU ÖYLEMİ ???Fatih Sultan Mehmed Han

    İşgaldeki hali sakın unutma
    Atatürk’e dil uzatman gereksiz
    Sen anandan yine doğardın amma
    Baban kim olurdu bilemezdin
    Ş E R E F S İ Z

    BİR DAHADA İÇİP İÇİP BURAYA YAZI YAZDIĞINI GÖRMEYEYİM :)))) kendin cezanı bulmuşsun başkalarınıda o aydınlık (!) yolluna çekme !!!! senin gibi adamlara burada ders vermek yersiz bir bitki gibi yaşayıp giden , medeniyete uygarlığa insanlığa zeerre kadar faydası olmayan insanları bilinçlendirmek hiç te kolay değil !!! siz devam edin cennet si,zi bekliyor !!!

  14. Hüseyin diyor ki:

    atatürk bir islam düşmanıydı.

  15. funda diyor ki:

    Kİmse boşyere vatan millet sakarya edebiyatı yapmasın yok atatürk olmasa ibadet olmazdı gibi şaçmasapan insanı şirke götüren laflar yapmasın.Önce müslümanlığı öğrenin.Bu din sizin basit algılarınız çok ötesindedir.
    Atatürk dinsizin önde gidenidir ve bu hiç bir kanıt olmasa dahi şeriatı yani Allahın hükümleri ile oluşturulan devlet yasalarını değiştirip batının kokuşmuş yasalarını koymasından anlaşılıyor.
    Tabiki Atatürkün kendi el yazıları ile kafir olduğunu açık bir dille anlatarak dürüstlük yaptığı halde siz onun müslüman olduğunu savunarak Hem kendinizi yakıyorsunuz hemde atatürkü ateşine odun atıyorsunuz mezarında…

  16. erdem diyor ki:

    Ben Atatürk e düşman olan kadınları bir türlü anlamıyorum. 9 yaşında evlendirilmeye kafesler ardına kapatılmaya “ben olmsam kocalarıza seçde etmenizi” isterdim türü zırvaları nasıl oluyorda savunuyorlar. Atatürk dinsiz olarabilir, bu onun değerine zerre kadar gölge düşürmez merak etmeyin.

  17. Kürşad diyor ki:

    Yok camide o zamanlar Kuran okumak yasakmışda, yok cami önüne nöbetçi dikerlermişde, yok jandarma camiyi basarmışda… Türkiyenin yobaz kesimi ingilizlerle, fransızlarla, yunanlarla, ruslarla, ermenilerle o camiilerde istişare edip insanlarımızı ve topraklarımızı satarlardı.. O yüzdende o yobazlar ve yandaşlarına baskınlar düzenlenirdi. Bunlardan biride kendini mesih sanan kürt said di. ( namı diğer saidi nursi) Bu yazıları ve anektodları kendine göre çarpıtıp yazmak tabiki onun işine gelen şeyler.

  18. ibrahim diyor ki:

    Madem şeri hükümlerle yaşamak istiyorsun bak Afganistana, İrana kucak açmış seni bekliyor. Afganistanda fatiha okumadan ülkeye giremezsin, sakal kesmek yasak, cuma namazı zorunlu. Cuma vakti dükkanını açık tutanlar sopayla dövülüyor. İranda sevdiği kişiyle ilişkiye giren bir kadın (islamda buna zina deniyor) taşlanarak öldürüldü. Sanırım 92 yılında. Hasretini çektiğiniz düzeni allayıp pullasanızda aslına bakarsanız islam 4 kadını da helal eder, bir sürü abuk subuk kavramlarıda ortaya koyar. Muhammed kendisi bilmem kaç tane kadınla evlenmiştir. Ama kullar 4 ü geçemez. Atatürkün “gökten indiğini sandıkları” lafının altına imzamı atarım. Ayrıca bir insanın inançsız olması onu keymetsiz yada suçlu yapmaz. Ayın şak diye ikiye ayrılıp tekrar birleştiğine inanabilen biri Atatürkü anlayamaz.

  19. furkan diyor ki:

    ibrahim sen Peygamber Efendimiz Hz.Muhammed(sallallahüaleyhivessellem)’i 4 kadından fazlasıyla evlenmekle suçlamışsın. Eğer biraz bilgin olsaydı bu konuda yani sadece kulaktan dolma bilgilerle değil işin aslını astarını öğrenerek yorum yapsaydın o kuralın aynı anda en fazla 4 kadınla evlenilebileceğini söylediğini bilirdin (Bilgi sahibi olmadan fikir sahibi olmamalıyız) . Yani bir 2 kadınla evliyse 1 kadından boşanınca 1 karısı olmuş oluyor. Peygamber Efendimiz Hz.Muhammed(sallallahüaleyhivessellem)’in de bu şekilde düşününce 4’ten fazla hanımı olmamıştır. Aynı zamanda bazı kimseler dikkat etmese de bir erkek bir kadınla evliyse bir kadınla daha evlenicekse halen evli bulunduğu kadından izin almadan evlenemez nikahı geçersiz olur ve zina tehlikesine düşer. Aynı zamanda Atatürk’ün de İslam düşmanı olmadığını savunacak biri olmadığını düşünüyorum. Aynı zamanda kürşad sende Üstad Said-i Nursi’ye laf atarak hangi tarafta olduğunu gösteriyorsun. Daha fazla birşey yazmayacağım. Ama Allah(cellecelaluhu), Peygamber, din ve İslam alimleri düşmanı olduğunuz sürece ebediyyen yanacaksınız. Size tavsiyem bir an önce tövbe edip dinimizin belirttiği kurallar çerçevesinde biri olun. Adam olun!

  20. furkan diyor ki:

    Aynı zamanda millet İstiklal Harbini yaparken Atatürk’ün kara kaşına kara gözüne olan(deyim gereği dedim yoksa biliyoz kumral ve mavi gözlü olduğunu) sevdasından mı yaptı. Hayır. VATAN, MİLLET, DİN, ALLAH için yaptı.

  21. ibrahim diyor ki:

    furkan

    Atatürkün islam düşmanı olduğunu düşünmüyorum. Atatürk inançlı birimiydi inançsız birimiydi bunu bilemem, aslında kimse bilemez. Zaten bu konu benim ilgi alanımda da değil aslında. Sadece inançsız insanlara karşı kin biriktirmiş “imanlı” olduğunu düşünen bir kesimin Atatürk üzerinden kar sağlamaya çalıştığı gerçeğini görüyorum ve bunun doğru bişey olmadığını söylüyorum. Sizler ne derece yakın oldunuz bilemem ama Türkiyede Atatürkün devrinin deccalı olduğunu söylemiş gitmiş yada hala söylemekte olan din adamları bulunduğunu inkar edemeyiz. Tabi açık açık söyleyemiyorlar neticede kanunlar var burası avrupa değil ifadelerinizi gözden geçirmeniz gerekiyor ama çeşitli meclislerde bunlar konuşulur. Yok demek bir gerçeğe gözleri kapamak olur.

    Muhammedin evlilikleri ile ilgili epeyce bilgi sahibiyim. Mesela üvey oğlunun karısıyla evlendiği de bir gerçektir. Bunu yan komşunuz yapmış olsaydı ne düşünürdünüz? Fakat bunlar inançlı kesimi rahatsız edecek tartışmalara yol açar incinebilirler, bu sebeple girmek istemiyorum. Neticede herkes kendisine en doğru gelen bir yol bulmuş gidiyor.

    İnançsızların işte allah, din vs düşmanı olduğunu ifade etmişsiniz. Bu kesinlikle yalnıştır bir önyargıdır. Bilakis inanan kişiler ister hristiyan ister musevi ister müslüman inançsızları tarihin en eski zamanlarından beri her türlü işkenceye maruz bırakmışlardır. Hristiyanlar delileri içine şeytan girdi diye yüzyıllarca yakmıştır. Mürtedlerin öldürülmesi islamda inkar edilemez bir emirdir. Yahudiler diğer “bedenlerden” daha üstün olduklarına milletçe inanırlar. Zaten içinde bulunduğumuz durumu sizin inancınız bir “suç” olarak tanımlamaktadır. Hemen her din bunu önlenmesi gereken toplumu bozan bir durum olarak ortaya koymuştur. Oysa inançsız birisi için zarar vermediği sürece birinin ne istiyorsa ona inanması gayet tabiidir. Çünkü bu insan türünün bir özelliğidir. Tabiri doğru ise böyle çalışan bir makineyiz.

    Son olarak “adam olun” demişsin ya orda senin kendi dinini dahi henüz emekleyen biri olduğun apaçık görünmüş. Ben çok bilgili biri değilim ama sana tavsiyem Muhammedin sünnetini ve tebliğ metodolojisini iyi bir öğreniver. O zaman adam olma nedir, peygamber kimleri adam saymıştır bir fikir sahibi olursun. Ayrıca sen beni cehennemle tehdit ediyorsun ya sen kendini bi düşün eğer Tanrı gerçekten varsa başkasının değil kendinin savcısı olman lazım gerekir.

    Bilmeni isterimki “yaratılmış” yada “varolmuş” hiç bir şeye hiç bir zaman düşman olmadım. Kötülük hariç. Sende öyle yap çünkü “yanmayan yakamaz” dostum.

  22. Hakan diyor ki:

    Selamun Aleyküm. İbrahim her ne kadar furkan adlı arkadaşımızın üslubunu beğenmesem de ona katılıyorun. İşte birkaç yerden araştırıp bulduklarım.
    “Ey peygamber! Mehirlerini verdiğin hanımlarını… biz sana helâl kıldık. Bunu diğer müminlere değil, sırf sana mahsus olmak üzere (helâl kıldık). Biz, hanımları ve ellerinin altında bulunan (cariyeleri) hakkında müminlere neyi farz kıldığımızı biliyoruz. Bu hükümleri sana bir sıkıntı gelmemesi için bildiriyoruz. Allah, çok bağışlayandır, çok merhamet edendir.

    Ey peygamber! Hanımlarından dilediğini geri bırakır, dilediğini de yanına alabilirsin. (Geçici olarak) kendilerinden uzak durduğun kadınlarından arzu ettiğini tekrar yanına almanda sana bir vebâl yoktur….

    Bundan sonra senin için artık başka kadınlarla evlenmen, güzellikleri hoşuna gitse de, onların yerine başka kadınları nikahlaman sana helâl değildir.” (Ahzap, 33/50-52).
    Peygamberimizin evliliklerini nefsanî ve şehevanî telâkki eden, eski zaman münafıkları gibi, yeni zamanın ehl-i dalaletine verilen kesin ve susturucu cevap, Üstad Bediüzzaman’ın izahıyla özetle şudur:

    Evliliğin iki ana gayesi vardır.. Biri neslin çoğalması, diğeri şehevanî duyguların meşru dairede tatmin edilmesidir.. Neslin çoğalması evliliğin illeti, yani en öncelikli gayesidir. Nefsanî arzuların tatmini ise o vazifeyi gördürmek için yaratıcı tarafından verilmiş cüzi bir ücrettir. Tıpkı şahsi hayatın devamı için yemeğin içine konulan lezzet gibi.

    Gerek tarihî açıdan, gerekse insan yaratılışı açısından Peygamberimizin evliliklerini incelediğimizde karşımıza şöyle bir tablo çıkıyor.

    25 yaşına kadar, gençliğinin en heyecanlı çağında kavmi içinde bekar yaşamış ve hiçbir kadınla ilişkiye girmemiş, iffet sahibi olduğu, dost ve düşmanın ittifakıyla sabit olmuştur. Hatta kavmi ona her yönüyle güvenilen biri olarak “Muhammedül-Emîn” unvanını vermişlerdi.

    Oysa içinde bulunduğu toplum, çok kadınla münasebeti normal addediyordu; Buna rağmen o, gerek 25 yaşına kadar ve gerekse daha sonraki hayatında pek çok hem de bakire kızla hayatını birleştirebilirdi. Ancak o, böyle yapmayıp kendisinden 15 yaş büyük, 40 yaşında dul bir kadınla evlenmiştir. Hem de bu evliliği eşi vefat edene kadar tam 25 yıl sürmüştür. Yani elli yaşına kadar tek ve dul bir hanımla yetinmiştir.

    Onun evliliklerinde nefsaniyet olmadığının bir delili de, müşriklerin davasından vazgeçmesi için yaptıkları teklife verdiği cevapta saklıdır.

    Müşrikler, amcası Ebu Talip’e gelip, “yeğenin eğer başımıza reis olmak istiyorsa onu reis yapalım veya en güzel kız ve kadınlarımızı ona verelim. Ta ki, bu davadan vazgeçsin.” dediler.

    Amcası bu teklifi ilettiğinde Efendimiz (a.s.m) şu karşılığı verdi:

    “Ey amca! Eğer sağ elime güneşi, sol elime de ayı koysalar ‘vallahi ben bu davadan yine vazgeçmem.”

    Bu cevap onun neyin peşinde olduğunu, kadın gibi, reislik gibi insanların değerli addettikleri şeylerin onun nazarında ne kadar değersiz olduğunu ispata yeter.

    İkinci evliliği ise Hz. Hatice’nin vefatından sonra yine yaşlı ve dul bir kadınla, Hz. Sevde ile olmuştur.

    Hz. Sevde ile de üç yıl yaşadıktan sonra, yaklaşık 54 yaşına kadar hep tek kadınla yaşamıştır. İlginçtir ki, onun çok kadınla evliliği hayatının bundan sonraki son on yılı içinde gerçekleşmiştir Bu gerçekler karşısında evliliklerinde şehvani ve nefsanî arzuların tatmin gayesini aramak insan tabiatını ve tarihî gerçekleri inkar etmekle mümkündür. Ve bu yaklaşım asla insaflı ve mantıklı bir yaklaşım sayılamaz. Olsa olsa kasıtlı bir karalama maksadı taşır.

    Hayatının son yıllarına rastlayan evliliklerinde yukarda zikredilen evliliğin dayandığı her iki gayenin, Neslin çoğalması ve nefsanî arzuların tatmininin bulunmadığını görürüz. Zira nesli, ilk eşi Hz. Hatice’den devam etmiştir. Daha sonraki evliliklerinde çocuğu olmamıştır. Sadece Mısır’lı Mariye’den İbrahim dünyaya gelmişse de bir buçuk yaşında vefat etmiştir.

    Görüldüğü gibi evliliklerin ana gayesi olan neslin çoğalması, tarihî bir gerçek olarak Hz. Hatice’nin dışındaki evliliklerinde yoktur.

    Geriye evliliğin ikinci derecedeki gayesi kalıyor, Yani nefsanî ve şehevanî duyguların tatmini. Peygamberimizin çok kadınla evliliğinde gerek fıtrat ve gerekse tarihî gerçekler açısından bu gayenin aranamayacağını gördük. Zira bir insanın nefsanî ve şehevanî arzularının en ateşli ve uyanık bulunduğu şüphesiz 15-45 yaş dönemidir.

    Şayet Hz. Peygamber, bu dönemde birçok güzel kadınla evlenmiş, sonradan onları terkedip daha başka genç güzel kadınlar almış olsaydı, şehvanî hisleri tatmin yolunda ileri sürülen iddialar bir dereceye kadar haklılık kazanmış olurdu. Oysa o böyle yapmamış, tam tersine hayatının son on yılı içinde (53-63) aralarında Ümmü Seleme gibi yaşça ilerlemiş, ve birçok çocuğu olanlar da dahil, aldığı hanımları ileri yaşlarda ve dul olarak almıştır. Meselâ, Hz. Sevde 53 yaşında ve dul. Hz. Zeyneb binti Huzeyme, 5O yaşında ve dul. Ümmü Seleme 4 çocuklu ve 65 yaşında bir dul. Ümmü Habibe dul ve 55 yaşında, Meymune 2 çocuklu ve dul.

    Bir başka tarihî gerçek de şudur. Bu hanımlardan eceli gelip ölenlerin dışında hiçbirisinden de ayrılmayı düşünmemiştir.

    Gençlik çağı geçtikten sonra nefsanî ve şehvani arzularda gerileme olduğu inkar edilemez bir fıtrat kanunu ve yaratılış gerçeğidir.

    İşte Peygamber Efendimizin çok evliliklerini tahlil ettiğimizde karşımıza bu ibretli tablo çıkmaktadır.

    Özetle ifade edecek olursak, 15-45 yaş dönemindeki evliliklerde nefsanî ve şehevanî gaye aranabilir. Oysa Efendimiz, bu dönemde genç ve bakire kızlar ve kadınlarla evlenmemiştir. Tam tersine 40 yaşında, üstelik dul bir kadın olan, Hz. Hatice ile evlenmiştir. Ve bu evliliği Hz. Hatice’nin vefatına kadar sürmüştür.

    Çok evlilikleri, nefsanî duyguların büsbütün gerilemeye yüz tuttuğu 53 yaşından sonraki dönemde gerçekleşmiş olduklarına göre, bu evliliklerde mantığın gereği olarak başka gayeler aramak zaruridir. Bu sadece aklın ve mantığın değil, insan tabiatının ve insaflı bir değerlendirmenin de zorunlu bir gereğidir.

    Umarım Peygamber Efendimizin evlilikleriyle ilgili kafandaki saçma düşüncelerden kurtulursun.

  23. Hakan diyor ki:

    Selamun Aleyküm.

    ‘Muhammedin evlilikleri ile ilgili epeyce bilgi sahibiyim. Mesela üvey oğlunun karısıyla evlendiği de bir gerçektir. Bunu yan komşunuz yapmış olsaydı ne düşünürdünüz? Fakat bunlar inançlı kesimi rahatsız edecek tartışmalara yol açar incinebilirler, bu sebeple girmek istemiyorum. Neticede herkes kendisine en doğru gelen bir yol bulmuş gidiyor. ‘
    diye yazmışsın. Aşağıdaki yazıyı okursan anlarsın o evliliğin iç yüzünü. Özellikle ayetlere dikkat et!

    Hz. Zeyneb, Peygamberlikten 20 yıl önce dünyaya gelmiş, Efendimizin hala kızı idi. İlk iman edenlerdendir.. Asıl adı Berre idi. Resulullah (asm) onu Zeyneb olarak değiştirmiştir. Babası Beni Esed kabilesinden Burre, annesi Efendimizin halası Ümeyye binti Abdulmuttalib’tir. O, Mekke’den Medine’ye ilk hicret edenler arasında yer aldı. Medine’ye hicret ettiğinde bekardı. Efendimiz onu evlâtlığı Zeyd b. Harise ile evlendirdi.

    Bilindiği gibi, Mekke dönemi daha ziyade iman esaslarının, Medine dönemi ise İslâmî hükümlerin tesis ve tahkim dönemidir. Bu dönemde cereyan eden olaylar, ya geçmişten gelen toplumda yer etmiş batıl bir hükmü kaldırıyor, yerine yenisini koyuyor, ya da yepyeni bir hüküm ihdas ediyordu.

    Hz. Zeyneb’in gerek Efendimizden önce Hz. Zeyd’le evlendirilmesinde, gerekse daha sonra Efendimizin onunla evlenmesinde, diğer hanımlarından farklı, Cahiliyet Dönemi adet ve geleneklerini kaldıran hükümler ortaya çıkmıştır.

    Peygamber Efendimizin evliliklerinde gerek o zamanın münafıkları, gerekse yeni zamanın dalalet ehli tarafından en çok dile dolanılıp itiraz edilen Hz. Zeyneb’le olan evliliğidir. Ayrıca çok önemli hükümlerin ortaya çıkmasına sebep olan bir evliliktir.

    Bütün bu sebeblerle bu evliliğin nikâhı bir “akd-i semavi”dir. yani bizzat Cenab-ı hak tarafından kıyılmıştır. .

    Cahiliyyet döneminde kölelik ve imtiyazlı sınıf kavramı en koyu biçimde yer etmişti. Bunun ortadan kaldırılması ve insanların Allah katındaki üstünlüğünün sınıf, rütbe, ırk farklılığıyla değil, takva ile olacağı vurgulanmalıydı. Bunun için en hassas konulardan biri olan evlilik ile bu yanlışın kaldırılması gerekliydi.

    Efendimiz Zeyneb gibi asil soylu ve güzel bir kızı, kendi azad ettiği hizmetçisi Zeyd ile evlendirmekle bu alanda bir adım atmak istemişti Ancak toplumdaki yaygın kanaatlerin etkisiyle olacak ki, Zeyneb ve kardeşleri önce bu evliliği uygun görmediler. Hür bir kadının, azatlı bir köle ile evlenmesi o günkü geleneğe uymuyordu.

    Zeyneb, Resulullah’a, “Ya Resulallah, ben senin halanın kızıyım, ona varmaya razı değilim, üstelik ben Kureyş’liyim.” diye görüşünü beyan etti. Resulullah, Zeyd’in kendi yanındaki ve İslâmdaki değerini anlatıp, aslında ana baba tarafından asil ve soylu bir kimse olduğunu belirti.

    Derken, Ahzab suresinin 36. ayeti nazil oldu: “Allah ve Resulü bir işe hüküm verdiği zaman, inanmış bir erkek ve kadına o işi kendi isteklerine göre seçme hakkı yoktur. Her kim Allah ve Resulüne karşı gelirse apaçık bir sapıklığa düşmüş olur.”

    Bunun üzerine Zeyneb, “Ben Allah ve Resulüne asi olamam” diyerek bu evliliği kabul etti.

    Fakat bu evlilik iyi yürümedi. Aralarında samimî bir sevgi ve saygı oluşmadı. Zeyneb, dindar ve Allah’tan korkan bir kadın olmasına rağmen, güzelliği, asaleti ile iftihar ediyor, azatlı bir köle olan kocasına iğneleyici sözler söyleyip tepeden bakıyordu.

    Hz. Zeyd, artan bu geçimsizliğe dayanamadı. Efendimize müracaat ederek karısını boşamak istediğini söyledi. Efendimiz çok müteessir oldu. Çünkü bu evliliği isteyen bizzat kendisi idi. Toplumun yanlış algılamalarını kırmak istiyordu. Bu sebebten her defasında Zeyd’e “Karını tut, boşama” diyordu. Ancak her şeye rağmen bu evlilik bir seneden fazla sürmedi. Zeyd, sonunda karısını boşamak zorunda kaldı.

    Aradan bir süre geçtikten sonra, sıra Cahiliyette yaygın bir başka yanlış adetin kaldırılmasına gelmişti. Bu da evlâtlıkların, öz evlât gibi kabul edilmesi, dolayısıyla onların hanımları da babalıkların öz kızı hükmünde telâkki edilmesi yanlışı idi.

    İslâm, evlâtlık kurumunu temelden değiştirmişti. Ayet-i Kerime bu konuda gayet açıktı:

    “Onları, yani evlâtlıklarınızı babalarının ismine nisbet ederek çağırın. Bu Allah katında daha doğrudur. Eğer babalarını bilmiyorsanız, onlar zaten sizin din kardeşleriniz ve dostlarınızdır.” (Ahzab suresi, 5)

    Bu ayet nazil olduktan sonra Zeyd, artık Zeyd bin Harise diye babasına nisbet edilerek çağrılmaya başlandı. Evlâtlığın kaldırılmasından sonra, evlâtlık hanımlarının da öz kız gibi olmadığı ortaya çıkmış oldu. Ancak bunun bir örnekle de ispatlanması ve kökleştirilmesi gerekiyordu. Bu da Hz. Peygamberin, Hz. Zeyneb’Ie evlenmesi ile mümkün olacaktı. Ancak yerleşik bir adeti ortadan kaldırırken ortaya çıkacak fitne ve dedikodular Efendimizi düşündürüyordu. Ama İslâmın getirdiği bu prensip, kesinlikle kendi üzerinde uygulanacaktı. Bundan kaçınılamazdı. Nitekim bu hususu Kur’an-ı Kerim şöyle dile getirir:

    “Hani Allah’ın iman nasib ederek ikramda bulunduğu ve senin de azad edip evlâtlık edinerek ikramda bulunduğun kimseye sen, ‘hanımını bırakma, Allah’tan kork’ diyordun. Sen o zaman, Allah’ın açıklayacağı bir şeyi bildiğin halde, insanların dedikodusundan korkuyordun. Halbuki Allah korkulmaya daha layıktır. Sonra Zeyd o hanımla alâkasını kesince Biz onu sana nikahladık. Ta ki evlâtlıkların boşadığı hanımlarla evlenmenin mü’minler için günah olmadığı anlaşılsın. Allah’ın emri işte böylece yerine getirilmiştir.”(Ahzab suresi,37)

    Bu ayetin nazil olmasından sonra, Hicretin 5. yılında, Zeyneb, 35 yaşında iken Efendimizle semavi bir akitle evlenmiştir.

    Nitekim bu evlilik üzerine münafıklar boş durmadı. “Muhammed, oğlunun karısının haram olduğunu bildiği halde, kendi oğlunun hanımını nikahladı!” demeğe başladılar. Bunun üzerine Ahzab suresinin 40. ayeti nazil oldu:

    “Muhammed, hiçbirinizin babası değildir, O Allah’ın Resulüdür ve Peygamberlerin sonuncusudur. Allah ise her şeyi hakkıyle bilir.”

    Peygamberler ümmetleri için bir nevi baba hükmünde olup, onlara kendi babalarından daha büyük bir şefkatle baktıkları halde, bu neseb itibariyle bir babalık değildir. İşte ayet-i kerime bu sebeble Peygamberlerin ümmetlerinden hanım almasının akla, ilme ve tabiata uygun düşmeyen bir durum olmadığını açığa çıkarıyordu. Böylece İslâm, evlâtlıkla öz evlâd hukukunu birbirinden ayırıyordu. Ancak bu adet o kadar köklü ve yerleşik idi ki, o gün müslümanlar arasında bile kimse böyle bir evliliğe cesaret edemezdi. Bu yüzden o günkü münafıklar bu evliliği dillerine dolamış, çeşitli senaryolar üretmişlerdir. Hatta bu evliliği Efendimizin haşa nefsaniyetine düşkünlüğüne delil göstermek istemişlerdir.

    Bu evliliği nefsanî ve şehevanî telâkki edenlere üstad Bediüzzaman’ın veciz ve susturucu cevabı şöyledir:

    “Yüz bin defa haşa ve kella. O damen-i muallaya, şöyle pest şübehatın eli yetişmez. Evet, on beş yaşından kırk beş yaşına kadar hararet-i gariziyenin galeyanı hangamında ve hevesat-ı nefsaniyenin iltihabı zamanında, dost ve düşmanın ittifakıyla kemal-i iffet ve tamam-ı ismetle Hatice’tül Kübra (ra) gibi ihtiyarca bir tek kadınla iktifa ve kanaat eden bir zatın, kırktan sonra, yanı hararet-i gariziye tevakkufu hengamında ve hevesat-ı nefsaniyenin sükûneti zamanında kesret-i izdivaç ve tezevvücatı, bizzarure ve bilbedahe, nefsanî olmadığını ve başka ehemmiyetli hikmetlere müstenit olduğunu zerre kadar insafı olana ispat eder bir hüccettir.” (Risale-i Nur Külliyatı l.cilt, s. 357)

    Hz. Zeyneb’i daha önce bakire iken de tanıyan Efendimiz, onu Zeyd’le evlendirmeden önce de evlenebilirdi. Buna bir engel yoktu. Demek ki, bu evlilikte toplumda yaygın eski yanlışların düzeltilmesi ve yeni bir takım hükümlerin yerleştirilmesi gibi önemli hikmetler vardır.

  24. ibrahim diyor ki:

    Hakan
    Yazını dikkatlice okudum pek çok kaynakta geçenleri oraya özetlemişsin. Üstadın bu konuda yazdıklarını da önceden beri defalarca okumuşluğum var, yine de teşekkü ediyorum.
    Şöyle yazmışsın:
    “Aradan bir süre geçtikten sonra, sıra Cahiliyette yaygın bir başka yanlış adetin kaldırılmasına gelmişti. Bu da evlâtlıkların, öz evlât gibi kabul edilmesi, dolayısıyla onların hanımları da babalıkların öz kızı hükmünde telâkki edilmesi yanlışı idi.”

    demişsin.

    Ben bunda bir yalnış görmüyorum hakan. Keşke hiç kaldırmasaymış. Evlat edindiklerini öz çocukları olarak görmeye devam etselermiş. Dinin getirdikleri bazılarına göre iyidir bazılarına göre kötüdür. Bana göre iyi o zaman herkese göre bunun normal kabul edilmesi gerekiyor dersen orda yalnız yaparsın.

    Ayrıca Zeynebin istemeden Zeyd ile evlendirilmesi sizin için ilahi bir emir olması itibarıyla doğru kabul edilen bişey, ancak benim asla tasvip edemeyeceğim bişeydir. Tanrı yada peygamber bişeyi değiştirmek istiyorsa ayet ile hadis ile bunu emreder işine gelen kabul eder işine gelen kabul etmez. Birini zorla istemeyerek evlendirmeden bir çözüm bulamamışlar mı?

    25 yaşında birinin 40 yaşında birini alması ona karşı cinsel bir arzusu olamayacağını asla ispatlamaz. Bu üstadın kendi kanaatidir. Bende 32 yaşındayım ama pek çok 40 yaşında bayanı genç kızlardan daha çekici bulduğum olmuştur. Peygamber bir kadını neden alınacağına dair “imanı”, “soyu”, “zenginliği”, “güzelliği” demiş ve ben “imanlı olanı tercih edin diyorum” demiştir. Bu bağlamda ilk eşinin ticaret kervanlarının olduğu zengin olduğunu unutmayalım. Kendisi ile çelişmemiştir. Onun neden 40 yaşında birini aldığını siz sadece yorum getiriyorsunuz. Oysa bunu ne siz ne ben nede Said Nursi bilemeyiz. Tabi Said Nursi ile Muhammed arasında bir talgraf sistemi olup onların mana aleminde görüştüğüne inancınız varsa bişey diyemem.

    “Bu yüzden o günkü münafıklar bu evliliği dillerine dolamış, çeşitli senaryolar üretmişlerdir” demişsin.

    Bana münafık de, kafir de yada canın ne istiyorsa onu de ama şunu bilin ki ben varsa eğer tanrıya hesap vereceğim size değil. Benim bunları yazmamı islama fitne sokmaya çalışıyor diye tanımlamanız sadece bir acizlik ifade ediyor. Ne diyor Said Nursi “medeniye galebe ikna iledir”. Açıkçası yukarıda karaladıklarınızı yıllardır okuyup duruyorum. Bilmediğim bişey söyleyecekseniz buyrun. Yoksa aynı masalları dinlemekten bıktım usandım.

    Ha bu arada sanırım söyledikleriniz doğru olsa Halis Toprağın hiç nefsani arzusunun kalmamış olması gerekirdi. ama Baksana 70 yaşında adam 17 lik çıtırı aldı. Ekranlarda da bağırıyor “cinsel yönden de eyiyim”. Dedem de 3. hanımı alarak 71 yaşında evlenmiş . Ondan babam halam ve amcam olmuş. Heralde onlar da toplumda yanlış olan bir yargıyı yıkmaya çalışıyorlardı :)))))

  25. onur diyor ki:

    Atatürk dinsiz idi. Fakat cumhuriyet kurulana kadar, dindar olan topluma ters düşmemek için dindar gibi görünmüştür. Cumhuriyeti kurduktan sonra neler mi oldu? Hep birlikte hatırlayalım. Arap alfabesi kaldırıldı. Müslüman takvimi kaldırılıp yerine Hristiyan takvimi getirildi. Müslüman’lara inat dedirtecek cinsten, ibadet günü olan Cuma tatil olmaktan çıkarıldı ve Cumartesi-Pazar günleri tatil olarak ilan edildi. Bu şekilde birçok insanın Cuma namazını kılmasına engel olundu.

    Bildiğiniz gibi her dinin bir lideri vardır. Peygamberleri kastetmiyorum. Bir tek Müslüman’ların dini lideri yoktur. Acaba kimin sayesinde? Atatürk dini liderlik vasfının üstlenildiği halifeliği kaldırarak Müslüman’ların dini liderlerini de sonsuza kadar ortadan kaldırmış oldu.

    Şimdi “Gökten indiği sanılan kitaplar.” sözüne gelelim. Anlayamayan veya anlamak istemeyenlere Atatürk’ün ne demek istediğini yazayım. Bu söz ile Atatürk, kutsal kitapların sanıldığı gibi gökten inmediğini, birtakım kişilerce hazırlanıp yayıldığını belirtiyor.

    Benim dini görüşümü merak etmişsinizdir. Ben dinsizim. Avrupa’nın İslam ülkelerinden ileride olmasını, rönesans ve reformlara bağlıyorum. Ne zaman ki Hristiyan’lar bağnazlıktan, yobazlıktan kurtuldu, teknoloji ve bilim asıl o zaman başladı. Müslüman ülkelerde bu reformlar yapılmadığından Avrupa ile aramızda gittikçe büyüyen bir uçurum oluştu. Kim bir İran’da, bir Pakistan’da yaşamak ister? Örnek verdiğim ülkeler İslam inancının neredeyse bire bir uygulandığı ülkeler. Biraz düşünün taşının. İnananlar için yazıyorum, inancınızın çağa uygun olup olmadığını sorgulayın.

  26. fahri yılmaz diyor ki:

    Günümüzdeki fen ve teknolojinin temelleri müslüman alimlere dayanır.islamın ilk 3 asrında ilimde büyük bir ilerleme olmuş.Sonraki asırlarda bu bilgiler günlük hayata uygulanamamış.(Yani mikrobun varlığı biliniyor ama onu gösterecek alet ya da cihazlar yapılmıyor.) Bugünkü batı teknolojisi temellerini Endülüs emevilerinden almıştır.Hıristiyan gençler Endülüs Üniversitelerinde okumasaydı rönesans ve reformaları zor yaparlardı.Bu bir bayrak yarışıdır.Dün biz ilerdeydik bugün de onlar ama bunun bir de yarını var.Batı medeniyeti artık itici güç olma özelliğini yitirdi gibi.Belki yarın bu bayrağı yine biz alacağız.Kim bilir.

  27. fahri yılmaz diyor ki:

    …………………………………….
    Kürşad diyor ki:
    08/06/2010, 15:55
    Yok camide o zamanlar Kuran okumak yasakmışda, yok cami önüne nöbetçi dikerlermişde, yok jandarma camiyi basarmışda… Türkiyenin yobaz kesimi ingilizlerle, fransızlarla, yunanlarla, ruslarla, ermenilerle o camiilerde istişare edip insanlarımızı ve topraklarımızı satarlardı.. O yüzdende o yobazlar ve yandaşlarına baskınlar düzenlenirdi. Bunlardan biride kendini mesih sanan kürt said di. ( namı diğer saidi nursi) Bu yazıları ve anektodları kendine göre çarpıtıp yazmak tabiki onun işine gelen şeyler………………..

    KÜRŞAT, KÜRT SAİT, SAİD-İ NURSİ DEĞİLDİR.BİR YERLERDEN DUYMUŞSUN AMA YOBAZ DEDİĞİN İNSANLARI SUÇLADIĞIN GİBİ ARAŞTIRMADAN OLAYA HEMEN ATLAMIŞSIN.ELİNİN ALTINDAKİ İNTERNETTE ARAŞTIRSAN 5 DAKİKAKADA SONUCA ULAŞIRDIN.O YÜZDEN ŞUCULAR-BUCULAR DİYE KATEGORİZE ETMEYİN. ÇÜNKÜ HEPİMİZ AYNI TEKNEDE YOĞRULMUŞUZ.
    YANİ
    O-KU-MU-YO-RUZ.
    ÇA-LIŞ-MI-YO-RUZ.
    A-RAŞ-TIR-MI-YO-RUZ.
    VE BİZDEN FARKLI OLANLARA DÜŞMANIZ.

  28. Mehmet Bölükbaşı diyor ki:

    Beyler,
    Yazılıp çizilenleri,küçük beyinleri, çalışan beyinleri hep beraber görüyoruz. Bu mevzuya girebilmek için önce mevzuyla alakalı dini bilgilerimizi vijdanımızla değerlendirmemiz gerekme mi?
    Biliyormusunuz ki,kısa bir zaman sonra idrak etmeye hazırlandığımız mübarek Ramazan ayı içersinde,ahkam kesen arap yarımadalıların çoğu müslüman olmayan ülkelerde Ramazanı geçireceklerdeir. Neden biliyormusunuz. Kendilerini seferi addederek oruç tutmamak için.Tanıdığınız varsa haber salın sorun. Londra Oxford Street’te tur atan araplar neden ramazan ayında çoğalıyor ? Lütfen görmeden anlamadan fikir beyan etmeyelim. Irzımızı,iffetimizi koruma babında çepheden çepheye koşarak bize cennet bir vatan bırakarak yıllar evvel ebediyete intikal etmiş en azından deha bir devlet adamının arkasından dedikodu mahiyetinde beyanlarda bulunmak islâmla nasıl bağdaştırılır. Bunun hesabını vermenin ne zor olacağını iyi düşünelim. Herkes ayrı bir yorum getirmekte ve bir noktada zaman zemini hiçe sayarak konuşmaktadır. Yapılan bunca yorumlardan neden biri diğerini tutmuyor.Tutmuyor çünki yalan veya uydurma yorumlardır.
    Bugün bize bırakılar bu cennet vatanda kardeş kardeşin kanını akıtmaktadır.Nedenini düşündünüz mü? Çünkü bize emanet edilen bu topraklarda artık rant kavgası başlamıştır. Atatürk zamanını ve ondan sonraki siyasileri teker teker düşünelim.Sonra bir hesap yapalım.Atatürk’ün madi varlığı ne idi. Sonraki siyasilerin maddi varlığı ne oldu. Müslüman kisvesi ile milleti soyup soğana çevirenleri hangi kefeye koyacağız.
    Kuyruk tutmadan insana yakışı bir durumda düşünelim. Yalan,rüşver,ihanet,hor görme,alay etme gibi sayabileceğimiz yaşantımız içersindeki kelimeleri islâmı bir tarafa bırakalım insanlıkla bağdaştırmak mümkünmüdür. Bırakalım artık Allah’ın huzuruna çıkan birisinin hesaplarını biz kendi hesaplarımızı nasıl vereceğimizi düşünelim.Allah bizleri ıslah eylesin.

  29. Zebani diyor ki:

    arkadaşlar bu dünyadan nice ebu cehiller, firavunlar, nemrutlar, calutlar, ebu lehebler geçti.Nooldu onlarda Allah’ın c.c dinini böyle alaya alıp eğlendiler peki onlar şimdi nerde, ben söyllim o elem dolu cehennemden önceki kabir azabının tadını çıkarıyorlar.zaten ondan sonrada kıyamette cehennemin odunu olacaklar.ateş yiip ateş içecekler.İçtikce göbek atacaklar :) cehennemde gtlerine kadar eriyecekler ama ölmeyecekler Allah’a c.c yalvarcaklar ”Rabbimiz noolur affet” ama nafile o azap onlara Rableri tarafından helal kılınmıştır.Artık o alevli ateştekiler Allah’ın c.c rahmetinden uzak olsun!İşte bu budur, siz inanmasanızda budur inansanızda.Artık onlar orda şeytanın karılarıdır ama onunkisi biraz farklı alevli bişey :) gtlerine girdikçe ”yandım anam” diye bağıracaklar a.q kafirleri…..

  30. Onur (Ateist) diyor ki:

    Buranın seviyesi iyice bozulmuş anlaşılan. Hazırladığım bir yazı vardı. Okumanızı tavsiye ederim.

    Ateistim fakat bilim adamlarının dünyanın ve canlıların oluşumu ile ilgili teoremlerine kesin gözle bakmıyorum. Onlar büyük araştırmalar yapıyorlar ve insanları dinden soğutma gibi bir gayretlerinin olduğunu da sanmıyorum. Bana göre bilim merak neticesinde oluşmuş büyük bir medeniyettir. Atatürk’ün sözlerini araştıranlar, çok kitap okuyanlar Atatürk’ün ateist olduğunu bilir. Şimdi kendi fikirlerimce tüm dinlerin çıkış sebebini anlatacağım. Dikkatli okuyun ve ders çıkarmaya çalışın.

    Arap kabileleri dahil olmak üzere eski zamanlarda adalet ve asayiş olmadığından her türlü ahlaksızlık kol geziyordu. Liderlik vasfını üstlenmek isteyenler bu ahlaksızlığı nasıl en azamiye indiririz diye düşündüler ve dini buldular. Amaç toplumlarda ahlak sağlamaktı. Dini liderlik vasfını üstlenenler kendilerine inanılması için kendisinin Tanrı tarafından gönderildiğini ve onun yan kolu, veya elçisi olduğunu belirttiler. Çoğunlukla sözde peygamberlere inanılmadı. Ve bu kişiler öldürüldü veya işkence edildi. Bunu başaran birkaçı çalışmalarına devam etti. İnsanların yaptıkları iyilik ve kötülükleri izleyecek ve mükafatlandıracak veya ödüllendirecek, insanları korkutarak ahlaklı olmalarını sağlayacak sonsuz bir güç gerekiyordu. Bu güce Tanrı veya Allah denildi. Yaşam sırasında herhangi bir mükafat veya ceza verilmediğinden insanların hiçbir fikri olmayan başka bir platform gerekiyordu. Buna ahiret denildi. Mükafat ve cezalarını çekecekleri yerler gerekiyordu. Bunlara cennet ve cehennem denildi. Dinleri hakkında sözde bilgi alacakları, inançlarını yerine getirecekleri ve bir araya toplanacakları bir yer gerekiyordu. Bu ise ibadet yerleridir. Kötü ruha şeytan, iyi ruha melek denildi. Bunlar planlanmış terimlerdi. Bunlar güya insanların nefislerini yönlendiren varlıklardı. İlahi dinlerdeki mantık böyledir arkadaşlar. Sonraki dinler de öncekilerden ders çıkararak değiştirilmiş ve geliştirilmiştir. Buna örnek olarak, hristiyanlıkta dua sonunda amen denilir, müslümanlıkta ise amin. Bu kopya çekmek değil de nedir? Artık inançlarınızdan arının ve kendinize yeni bir sayfa açın. Çünkü bu sizin hayatınız ve bundan başka hayat yok.

  31. Serdar diyor ki:

    Onur (ateist)
    inançsız inançsız gelmişsin.burada insanlara nağme yapıyorsun.git kendi çamurunda bulan.ebediyen cehennemde odun olma yolunda ilerlemeye devam et.yukarıda yazdığın yazının ne aslı var ne astarı.ilkokul çocuğuna ver aynı yazıyı yazsın sana…
    Ne diyeyim ıslah olursun inşallah…

  32. polat cakir diyor ki:

    cumleten selamin aleykum.simdi burda bir cok arkadas bizi yaradanin ve bize rehber olsun diye gonderdiklerine yok diyor ya.bende yaradilani yaradandan oturu sevenlerdenim.ister inansin ister inanmasin.hepimiz
    ALLAH in kuluyuz.simdi ben bu yokcu arkadaslardan birsey rica ediyorum.once kafalarindan simdiye kadar dunya uzerinde var olmamis adi hic duyulmamis varligindan haberdar olunmamis birsey uretip sonra onu yok saysinlar.

  33. mehmet diyor ki:

    kafir sevilmez..çünkü “kişi sevdiği ile beraberdir”…neredeyse yüzyıldır uyutuyorlar ama bu vatan evladı ceddine layık olarak yaşamaya mecburdur Allahü tealanın izniyle yavaş yavaş o yönde gidiyoruz..3-5 gün sonra Keferenin savunucularıda kaybolur giderler..kafasına silah dayayın bakalım kaçı arkasında durur keferenin ama salih bir müslümana istediğin işkenceyi et istediğin tehdidi savur inancından vazgeçmez…ecdadı osmanlı olan bu vatan evladının kanında problem olmayacağına göre mutlaka ve mutlaka cahilliğinden savunur bu ideolojiyi..

  34. ömer diyor ki:

    Mete Tunç arkadaşım, yazın atatürkü kendi tasavvurları kadar tanıyan ve bu hayallere toz kondurmak istemeyen sonra da “ama atatürk ölmüş” diyip oturup ağlayan küçük kızın yazabileceği kadar akılcı ve mantıklı. Evet bu sözlerden atatürkün dinsiz olduğu ortaya çıkar çıkmasına da sana giren çıkan nedir onu anlayamadım? Atatürkün dini olsa senin boyun mu uzayacak.. Tutturmuşsunuz dinliydi dinsizdi diye biraz objektif olun herşeye at gözlüklerinizle bakmayın. Atatürk zaten dinsiz gibi yaaşrdı umarım dinsiz gitmiştir, en azından dinsiz gibi yaşamayı marifet sayıp din muhabbeti yapılınca dini yaşayamamalarının verdiği burukluğu başkalarından çıkarmaya çalışan sizler gibi soysuz değildi. Adam cesurca mertçe demiş ben dinsizim diye ve öylede yaşamış. Ya siz? siz de arafta kalmış gibi ne oarada ne burada zavallı bitik hayatınızı yaşıyorsunuz, avuntunuzu atatürkün dinli olmasında arıyorsunuz.. zavallısınız malesef..

  35. Mete Tunç diyor ki:

    Arkadaşım Ömer,
    Maalesef yazıdaki espriyi ve görüşümü anlayamamışsınız. Üstüne yakışıksız ve bilgisizce sözler!

  36. Metin Baştürk diyor ki:

    “Atatürk olmasaydı babamız belli olmazdı” diyen zihniyetin ruhlarında bir o.ç luk olduğuna herzaman inanmışımdır ki buna en güzel örnek bu sözü ilk kullanan neyzen tevfik’tir. Evet atatürk birçok güzel iş yapmıştır ama bu onun islam düşmanı olduğu gerçeğini değiştirmiyor.

  37. omar diyor ki:

    Onur Kardesim, gercekten de hakkiyla yorumlamissin Ataturk konusunu. Ben Ataturk soyledir, iyidir kotudur demeyecegim. Sadece senin yorumlarin cok hosuma gitti.
    Ayrica din konusunda yazdiklarinda cok hosuma gitti. Oylesine yazmamissin, yani sadece inkar etmek gibi bisey degil senin yazdiklarin.
    Ben sadece inancimla yasayan bir insanim aslinda. Ama bazen boyle bir dua okudugumda boyle senin gibi sorguluyorum herseyi. Insallah bu hakiki yorumlamanla etrafa bakmaya devam et.
    Linear Cebir dersinde cok temel bir konu vardir: Taban degistirmek (change of basis). Bazen bir matrisde goremedigin bir ozelligi taban degistirerek yeni bir gosterim elde edersin. Matris ayni matristir ama baska bir acidan bakinca bazi seyler gorulebilir. Bu oldukca populer bir teknik. Butun bilimlerde buna benzer seyler kullanilir.
    Mesela elektrik- elektronik muhendisliginde cok populer fourier donusumu, Laplace donusumu, Wavelet donusumu kullanilir. Zaman alaninda ayni sinyalde bazi seyleri anlayamazsin. Aslinda cooook zeki insanlar anlayabilir belki. Ama bu isin en buyugu profesorler bile bu donusumlere yazdiklari paperlarda basvururlar. Bir donusum uygularsin, bakmisin frekans alanina gecmissin, veya s alanina. Kurani kerimde de Efendimin sunnetinde de boyle biraz dusunmek gerekir.
    Ben Efendim yazdim ama sen Muhammed demenden uzuldum ama sana kizmadim. Sen haklisin. Biz muslumanlar bilimden cok uzakta kaldik.
    Buraya sert yorumlar yazmayin inancli insanlar. Kimin nasil yargilanacagini akibetinin ne olacagini Allah bilir. Yzacaginiz ayetlerde ve hadislerde dokundurma yapmayin. Peygamber Efendimiz olsa boyle yapmazdi.
    Obur arkadaslar ise son yazdigim seyleri gormezden gelsin. Allah’a ve Muhammed’e inanmayan olabilir. Herseye saygimiz var.
    Ben de Hz Ebu Bekir gibi derim : ‘Birakin onun bu gece Mescit’i Aksaya gitmesini ben hergun O’nun gokler otesinden haber aldigina inaniyorum.’
    Ama burada Onur arkadasin yorumlarini begendim.

  38. ali er diyor ki:

    Onur arkadaşımızın bilmediği cok ince bir ayrıntı var…
    TEK BİR DİN VARDIR DÜNYADA…
    kendisi hırıstiyanlıkta amen müslümanlıkta amin vardır diyor…ve inanmayan biri olarak bunu birbirlerinden kopya cekmektir diye nitelendiriyor…

    Allah her kavme her millete peygamber göndermiştir ki insanların bu dünyanın gelip geçici olduğunu nasıl yaşamaları gerektiğini bilsinler diye…

    müslümanlıkta bunun son ayagıdır, aslında isim vermek yanlış olur, müslümanlık, hıristiyanlık…

    TEKBİR DİN VAR ! ASLINDA AMA İNSANLAR MİLLİYETÇİLİK YAPARAK SADECE YEME İÇME OLARAK GÖRDÜKLERİ dünyayı kendi açılarından bakarak birçok şeyi tahrip etmişlerdir
    kendilerine verilen vucutları, zevk düşkünü haline getirip, tahrİp etmişlerdir, kendi vucuduna zarar verenler hiç şüphesiz başka insanların değerleriine inançlarınada zarar verirler
    İŞTE BU YÜZDEN GÜNÜMÜZDE tüm dünya neye alet olduğunu bilmeden yaşıyor
    incilin değiştirilmiş olduğunu herkez bilir
    hatta anadoluda bir köylü incil buluyor, jandarma el koyuyor olaya, ardından genel kurmay el koyuyor kitaba ama sonrada bizde yok diyor..
    ASKERİYENİN İÇİNDE COK DİNSİZLER VARDIR,VE BAŞKA DİNDEN OLANLAR, İLKER BAŞBUĞ GİBİ…
    EE BAŞTA KEMAL PAŞA…
    BUGÜN KEMALE MASON DİYİNCE HEMEN O MASON LOCALARINI KAPATTIRDI , şeklinde bir savunmavardır, ama bu ülkedeki birçok atatürkçu mason localarına üyedir!

  39. Mete Tunç diyor ki:

    Sn. Ali Er,
    Bu tavrınız ne kendinize, ne savunduğunuz şeylere faydalıdır.
    Ve 20. yüzyıla has, ağabeylerinizin, amcalarınızın söylemidir. Onlara itibar etmeyiniz…
    Daha sakin, temkinli, farklı görüşleri olduğunca önyargısız okuyarak, konu ve olguları etraflıca, tüm yönleriyle, hadiseleri yaşandığı tarihin şartlarını göz önüne alıp değerlendirerek, düşünüp tahlil ederek ve nihayet hakkaniyetle yazmanızı naçizane teklif eylerim.

  40. Ferda Yamanoğlu diyor ki:

    Sayın Ali Er bırak başkalarıyla uğraşmayı.Bilim,din ülke adına bir fikir üretde hepimiz faydalanalım.Örneğin bu ülkede asgari ücretle çalışıp aç gezen birçok insan var.Bu insanların dertleriyle uğraş.

  41. Ferda Yamanoğlu diyor ki:

    Fetullah efendi artık tefeciliği dine alet edenler hakkındada birkaç cümle söyleki inandırıcı olasın.

  42. kılıç ali diyor ki:

    Atatürk hilafet ve saltanatı kaldırdı.tekke zaviyeleri kapattı.Bunları niçin yaptı.Bunları göremeyen anlamak istemeyen iblisin çocukları şeytanın torunları mecusinin akrabaları var hala.Hilafet neidi birzat ölünce yerine diğerinin gecmesi idi secme yok itiraz yok kim oldugu mechul sonradan olma kimden gelme belli değil tek başına memleket teslim sorgulayamassın elştiremessin yargılıyamassın kısaca [sümmü haşa] allah yani yer yüzünün yeni allahı.Astığı astık kestiği kestik.İstediğini yer içer istediğini yapar kılıf hazırdır dini çizğgileriçinde başka birşey düşünülmez.Satanatıda bi düşünün bakalım okka okka etler batman batman sucuklar arşın arşın kumaşlar.Tenekeler dolusu kavurmalar.ALTIN kaplama tabaklar.yaldızlı varaklı hamamlar evler binalar mülkler ÇİLÇİL ALTINLAR yokluk yoksulluk hiç uramaz SATANATA kılıf yine hazırdırEEE ATATÜRK bunu kaldırdı EKMEKLERİ KESİLDİ.Halkı din kisvesi altında sömürme bittik Alahla kokutma bitti Cahil adamı insanı kandırma bitti.Kısaca müslümanın cehaleti artık kullanamayacaklardı.PEKİ ne lodu işte bu İBLİSLER.BAŞLADILAR BU insanaKİN GÜTMEYE NEFRET DUYMAYA

  43. kılıç ali diyor ki:

    DEVAMI.kendilerinden doğan üreyen yeni nesillere bu kini bu nefeti aşılıyarak çocuklarını torunlarına yedi cedlerine kin tohumlarını adeta kusarak arşın arşın işldiler ve bu gün karşımıza çıktılar bunlar ihanet çocukları bunlar manastır çocuklrı.Bizler kavli beladan beri elhamdülüllah müslümanız.İançlı ALLAHINI KİTABINI DİNİNİ İMANINI BİLEN İNSANLARIZ.İnançlı insanlar bir iş yaparken veya evlenirken bir ticarethane açarken demimiyiz ALLAIHN izniyle yardımıyla.Obizi esirger korur onun kimseye ihtiyacı yok aksine bizim onun şevkatine korumasına ihtiyacımız var.ATATÜRK öyle bir işe başladıkı mazulm bir milleti esaretten sömürgeden Daha da önemlisiESARETTEN kutardı EVVELA YÜCE YARADAN VEONA YARDIMCI OLAN SİLAH ARKADAŞLARI sayesinde şimdi buİBLİSİN ÇOCUKLARINA SORUYORUM EĞER BU İNSAN İNANÇSIZ İTİKATSIZ OLSA İDİ MEVLAM BUNU MUZAFFER EYLERMİYDİ BİNDİĞİ HER YERİ SU ALAN BADIRMA VAPURU KARADENİZİN AZGIN SULARINA GÖMÜLÜR BOĞULUR GİDERDİ RABBİM DAHA EN BAŞINDAN ONU HELAK EDRDİ NEDEN ONA BU BAŞARIYI LAYIK GÖRSİNKİ.ATATÜRK KENDİ İÇİN ÖMRÜNÜ YAŞAMADI KENDİ İÇİN HİÇ BİR TALEPTE BULUNMADI.ONU BÜ GÜN KÖTÜLEYEN SEHTE ŞEYHLER İMAMMLAR .ÇIKALARI OLMADAN SIÇMAYA GİTMİYORLAR.YA URAYA ÜÇ BEŞ YARDIM FİLANCA YERE BEŞ ON YARDIM ADI ALTINDA NE İSTDİKLERİ BELLİ.HALKI N SIRTINDAN GEÇİMEK .NASIRLIMIDIR ELLERİ TERLİMİDİR ÇALIŞMAK ALINLARI.YOGUNMUDUR BEDENLERİ.HAYIR ASLA ONLAR İMAM ONLAR ŞEYH ONLAR ŞIĞY MİLLETİN SITINDAN GEÇİNİRLER.Temiz inaçlı sade vatandaşların imanını inancını kullanarak mevki makam yetmedi yeşil yeşil dolarlar isterler.ATATÜRK NEİSTEDİ BU VATAN SİZİN ÖZGÜRCE TUTSAK OLMADAN YAŞAYIN DEDİ.İŞTE BU İBLİS ÇOCUKLARI BU GÜN İŞ BAŞINDA BUGÜN ETRAFIMIZ BUNLARLA DOLU.BUNLARIN ŞERRİNDEN ALLAH HERKESİ KORUSUN

  44. bahar diyor ki:

    ne kadar kısır tartışmalar içerisinde dönüp duruyoruz yıllardan beri. Atatürk kafirdi diyor bir taraf, diğer taraf hemen cevabı yapıştırıyor: sizinde peygamberiniz çok eşliydi… bu mudur yani? İnançlı müslüman kardeşim sana sesleniyorum, diyelimki çok haklısın Atatürk kafirdi ve herşeyi masonluğa hizmet için yaptı. Ne olacak peki? Ne yapacağız? Olan herşey külliyen yanlış ve yıkılması lazım. Şeriatı mı getirmek lazım? Çözümün nedir bu aşamada? Yıktığının yerine ne öneriyorsun? Bir an için Yüce Rab’bimden sana nefes alacak kadar düşünme zamanı ihsan etmesini diliyorum. Düşün lütfen ve çözümünü yaz.

    Diğer yandan Atatürkçüyüm, kahrolsun arap ümmetçiliği diye haykıran kardeşim. Nedir araplarla bu kadar alıp veremediğin, osmanlıya destek çıkmayıp hainlik etmeleri mi? Ne yapalım peki? tüm ilişkimizi keselim mi yedi düvelle? Müslümanım diyen milyarlarca insana sırtımızı mı dönelim? Kutsal toprakları bir kez olsun görme hayaliyle yanıp tutuşan dişinden tırnağından arttırıp hac’a gitmek için can atan anne babalarımız, dedelerimiz ninelerimiz ne olacak? Onları da yok mu sayacağız?

    Allah bu topraklarda doğmayı bizim için uygun gördü. Kanla yazılmış bir destanın torunlarıyız ve özgürce nefes alıp, özgürce yaşıyoruz. Ne alıp veremediğimiz var hala? Kimsenin ibadetine karışılmıyor, yakın tarihte Bulgaristan örneği yaşadık hep birlikte. Hak ihlali arayan bir zahmet araştırıversin, namaz, ezan, erkek çocukların sünnet edilmesi, ölülerin defni, hepsini geçtim isim kullanma hakkının ellerinden alındığı insanlar hala yaşıyorlar. Konuşun onlarla, günümüz türkiye’sinde hangimizin bu hakları ellerinden alınıyor? Kim diyebilir ki, ben namazımı kılamıyorum, orucumu tutunca baskı görüyorum?

    İnsanları kafir diye, yobaz diye damgalamadan hep birlikte yaşamaktır benim hayalim, Atatürk’üm de bunu hayal etti yaşadığı sürece… Arapça bilmeyen yığınlara türkçe’ye çevrilmiş Kur’an hediye etti. Latin harflerine geçişin ne kadar isabetli olduğu her geçen gün, daha iyi anlaşılmaktadır. Şu an küfretmek için klavyeye ellerini uzatan herkes bir an bunu aklına getirmelidir.

    Gökten geldiği sanılan kitaplar ifadesi rahatsız edici görünmekle beraber, o konuşma metninin hiç bir yerinde Kur’andan ismen bahsedilmiyor. Kendini şeyh ilan eden aç gözlü ihtiras meraklılarına bir resttir. İrfanı hür, vicdanı hür nesiller yetiştirme yolunda bireyleri özgür kılmaktır gaye. Yüce Rab’bimiz dahi dünyada Rahman sıfatıyla herkese eşit dünya şartları bahşetmişken, siz kim oluyorsunuz da bu eşitsizliklere soyunuyorsunuz? Din alimi olma sıfatını sizlere kim verdi?

    Elhamdülillah müslümanın ve bununla gurur duyuyorum ve yine şükürler olsun ki Atatürk’ümün önderliğinde kurulmuş olan bir ülkede, mutlu yaşıyorum.

  45. eren.c.g. diyor ki:

    En fazla 10 dakikamı ayırdım bazı yazıları taki ettim. Yine karşılaştığım manzara beni yanıltmadı Sevgili Aziz NESİNİN yanılmadığını bir kez daha gördüm . Buda beni sevindirmedi değil. Atatürkün din düşmanı olduğunu söyleyen bazı arkadaşlar var bu konu hakkında bilgi sahibi olmadan saçma salak konuşlmanın pek bir anlamı olduğunu düşünmüyorum. Ama zaten Atatürk bildiğim kadarıyla çok zeki bir insan olduğu ve en azından zeki özgür bir bedeninde din denilen saçmalığıa inanmıyacak olmasıdır. Heleki arap lar tarafından geliyorsa bu din.. En azından mantıklı olunduğunda aklının bile alamadığı yıllar önce kimin ne tarafından söylendiği belli olmayan kimlerin çıkar elde ettiğini bilmediğim bazı tutarsız cümleleri toplayıp bunada din diyorsanız eğer … …

  46. Yavuz Sultan Selim diyor ki:

    Arkadaşlar yukarıda yazılanları okudum Okurkende o kadar çok üzüldük ki…
    Atatürk sıradan benim gibi sizin gibi bir insan. Ne bir din adamı, nede müceddit nede evliye nede bir ulema din ile ilgili söylediği hiç bir cümlesine itihat etmem

    Ağaç yaş iken eğilir atasözünü bilmeyen yok Atatürk nerde yetişti. itiat terakide yetişdi. Masonların gösterdiği bir yerde küçük yaştan itibaren atatürke neyi empoze ettiler veya etmiş olabilirler…?

    Ateis olduğunu düşündüğüm, Müslümanlığın haricinde farklı bir dine bağlı olduğunu düşündüğüm arkadaşlar İslamiyetle alakalı olarak yorum yapmanız doğru değil, burda atatürkün müslümanlığı tartışılıyor. Özelikle ibrahim sana bu sözlerim

    Kuarnı Kerimde emir olan (farz olan) bütün kalbimle onaylıyorum kabul ediyorum. Kabul etmeyen kafirdir, Kabul edip uygulamayan günahkardır. Bu herkez böyle bilsin Atatürk KURANI KERİMDE emir olan – farz olan kabul etmişmi 1tane emri dahi kabul etmemiş ve onaylamış ise kafirdir. Kabul edip onaylamıştır.uygulammaıştır günahkardır o zaman ALLAH c.c. kul hakkı haricinde müslümanların bütün gühahlarını kalben Tövbe attikten sonra afeder

    Yukarıda Türk milleti ile ilgili ve Atatürkün yalaka şairlerinden birinin şiirini yazmış arkadaşın biri uhud savaşı, hendek savaşı çanakkale savaşı yaşanan olayları bir araştırmak lazım çanakkale savaşında Pevgamber efendimizde ümmeti ile bereber cephede savaştı hendek savaşında olduğu gibi uhud savşaında olduğu gibi Kurtuluş savaşı ilahi bir gücün yardımı ile savaşıldı ve kazanıldı. cephede bin başılar namaz kıldırdı savaş esnasında Atatürkün getirmiş olduğu laik düzende askeriğe içinde namaz kılanlar fişlanip askerden kovuluyorlar

    Şimdi soruyorum Atatürkü savunup, islamiyet yaşamayan islamiyet için çalışmayan zihniyet şimdi bugun kurtuluş savaşı bir savaş çıksa ülkeyi terk eden önce atürkçüler olur İslam dinin yaymaya çalışan, yaşan kişiler kanın son damlasın kadar bu ülke için savaşır

    ALLAH C.C ezelde bizlere ne yazmışsa kadrimiz odur bizim KURTULUŞ SAVAIŞDA atatürk olmasaydı biz bu savaşı kazanamazdık cümlelerini bir tarafa bırakın artık…. Ateisler ve müslaman olmayanlar yorumuma yorum yapmasın

  47. gozde diyor ki:

    Bahar
    Ne guzel yazmissin, tebrik ederim, eline saglik. Ustune daha soylencek bir soz kalmamis.

  48. Mete Tunç diyor ki:

    Didaktik bir-iki kelam edeyim istedim son mesaja istinaden; isimden başlayarak her satıra yansıyan çok sayıda problem vazgeçirdi!

  49. metafizik19 diyor ki:

    Bu yorumlara geç katıldığım için üzgünüm.
    Bu videoyu yeni izledim ve sonra defalarca izledim.
    Yukarıdaki yazar bile başlığı atarken bir kısmını yazmadan
    BAŞLIK attığı için insanlar çokça yanılıyor ve güya Atatürkü
    kötüleyecekler diye lafı eğip büküyorlar.

    Önce kelimenin tamamını alalım:
    ^^ Fakat bu prensipler Gökten indiği sanılan kitapların dogmaları ile birlikte asla bir tutulmamalıdır.^^
    Yazar gibi bu sözün bir kısmını alırsanız şöyle olur :
    ^^^gökten indiği sanılan kitapların…^^
    Hayda…. bu nasıl laf diye hemen itirazlar yükselmiş.

    ^^ Fakat bu prensipler Gökten indiği sanılan kitapların dogmaları ile birlikte asla bir tutulmamalıdır.^^
    Önce DOGMA ne demek biliyorlarmı ?

    DOGMA = Güncel Türkçe Sözlük
    dogma anlamı :
    1. Belli bir konuda ileri sürülen bir görüşün sorgulanamaz, tartışılamaz gerçek olarak kabul edilmesi. 2. Doğruluğu sınanmadan benimsenen, bir öğretinin veya ideolojinin temeli yapılan sav, nas, inak: “Dogmaların en geçerli olduğu alan din alanıdır, burada yalnızca inanılır.” -M. C. Anday.

    ATATÜRK diyorki :
    Gökten inen kitaplar değil…..
    Gökten indiği sanılan ( kitapların dogmaları ) Gökten indiği sanılan yanlış inanç ve hurafelerin, sorgulanamaz ve tartışılamaz öğretileri ile birlikte asla bir tutulmamalıdır.
    Atatürk yasa çıkararak Kuranın Türkçe mealini hazırlatmıştır.
    Atatürk Allaha inanan ve bana görede Allah tarafından İslam aleminin bir kısmını karanlıklardan aydınlığa çıkarması için görevlendirilen çok önemli bir şahsiyettir. Allah , ahirette hesap sorarken belkide diyecekki:
    ^^ben onu sizleri karanlıktan aydınlığa çıkarsın diye gönderdim^^
    Hala karanlıkta kalmak isteyen ne kadar çok insan varmışki şaşırdım. Bir İslam alemine ve arap ülkelerine bakın ve sonra Türkiyeye bakın ve yatın kalkın Allaha dua edin ve kimseyede İftira atmayın.

  50. ender diyor ki:

    Ey bu dünya insanları, Havva kızları ve oğulları Hz Adem ‘in çocukları İslamiyet Sancağı Altında Birleşmeli, hepimiz birden Ehli Sünnet Olarak Allah Rızası İçin çalışmalı, içimizdeki nefse tabi olmamalı ve şeytana uymamalı, İslam, Allah, Kuran ve Peygamber düşmanlığı kalbimizden ve beynimizden atarak Ahirete tabi bu dünyada çalışkan ve başarılı, derslerini, okulunu, işini seven, ve ders çalışmaktan, iş yapmaktan zevk alıp mutlu olan İslamı , Ehli Sünnet ‘i, Peygamber ‘imiz Hz Muhammed ‘i seven Müslümanlar olmalıyız.

    Hep beraber

    Eşhedu En La İlâhe İllâllah Ve Eşhedu Enne Muhammeden Abduhu Ve Resuluhu

    Canım, annem, babam, atam, evladım , neslim Sana feda Olsun Ya Resulullah demeliyiz .

    ———————————————————————————————————-

    Ey bu dünya insanları, Havva kızları ve oğulları Hz Adem ‘in çocukları Müslümanlar ‘ın yaptığı hariç bilincimize etki eden ister haberimiz dahilinde ister habersiz olarak ne kadar telkin, bilinçaltı telkin, hipnoz, bilinçaltı hipnoz varsa hiçbirinden etkilenmemeliyiz ve bunları bilincimizde ve bilinçaltımızda, kalbimizde, beynimizde, hissimizde, tiniyetimizde önemsememeliyiz, bizleri etkilemesine izin vermemeliyiz ve kendimizi İslamiyetten yana kabul edip ne olursa olsun İslamiyet ‘i sevmeliyiz.

    Hep beraber

    Eşhedu En La İlâhe İllâllah Ve Eşhedu Enne Muhammeden Abduhu Ve Resuluhu

    Canım, annem, babam, atam, evladım , neslim Sana feda Olsun Ya Resulullah demeliyiz .

    ALINTIDIR….
    Bunu bilir bunu söylerim gerisine karışmam.

  51. Mete Tunç diyor ki:

    Sn. metafizik19
    Başlığın saptırılmış bir özelliği yok. Öncesiyle sonrasıyla yazayım:
    “… Bunun kapsadığı prensipler idarede ve siyasette bizi aydınlatıcı ana hatlardır. Bu prensipleri gökten indiği sanılan kitapların dogmalarıyla asla bir tutmamalıdır. Biz ilhamlarımızı gökten ve gaipten değil doğrudan doğruya hayattan almış bulunuyoruz…”
    M. Kemal Atatürk’ü kötüleme gibi bir niyetim ve amacım hiç yok. Bari siz böyle ithamlarda bulunmayın! Ben yanlış bilinenleri ifşa ediyorum. Din ve başka konularda da böyle. İtirazı, eleştiriyi, fikri hemen düşmanlık olarak tavsif etmek doğru değil… Atatürk’ün, İslam’ın, bilimim vs. önemini teslim ediyorum, ama bunlara dair imanları ve yalanları kabul etmek zorunda değilim.
    Söz konusu cümleyi kendi inancınız, görüşünüz doğrultusunda tevil ediyorsunuz. Atatürk’ün dine karşı milli mücadelenin kazanılmasından itibaren net tavırları ve uygulamaları vardır. Bkz. Ama Hangi Atatürk, Taha Akyol; Paşaların Kavgası, Kazım Karabekir; Atatürk tarafından yazdırılan tarih kitabı: http://forum.kanka.net/showthread.php?832519-1931-Atat%C3%BCrk-%C3%BCn-Liseler-i%C3%A7in-yazd%C4%B1rd%C4%B1%C4%9F%C4%B1-tarih-kitab%C4%B1
    Bunlar yeterli sayılmaz mı?
    Yalnız, bu minvalde belgele dayalı, nesnel bir kitap hala yok; bunu da not etmek gerekiyor.

  52. metafizik19 diyor ki:

    Mete tunç. sizi suçlamadım. Saptırıyorda demedim.
    Sadece atılan başlık kısa kalınca insanlar yanılıyor dedim
    (bknz. yukarı) Yukarıdaki yazının yazarıda başlığı eksik yazınca yanlış anlaşılmalar olmuş.
    Aşağıdaki yoruma da yine eksik yazmışsınız konuşmanın metnini (SANILAN) kelimesi eksik. gökten indiği SANILAN (kitapların doğmaları) ile asla bir tutulmamalıdır diyor.
    Gökten indiği sanılan kitap deyip keserseniz yada o sözcükte gökten indiği sanılan kitaplar gibi deseydi amenna. sanırım algı problemi var.
    Kitapların dogmaları (yanlış inançlar hükümmüş gibi algılanan insan ürünü batıl inançlara dikkat çekilmiş.

    Gökten indiği sanılan = kitapların dogmalarıdır.
    Yoksa cümle şöyle olurdu : Biz gökten indiği sanılan kitaplardaki yazılar ile bizim prensipleri oluşturmadık.
    Kısacası GÖKTEN İNDİĞİ SANILAN KİTAPLAR dememiş
    GÖKTEN İNDİĞİ SANILAN (KİTAPLARIN DOGMALARI) demiş.

  53. Mete Tunç diyor ki:

    Önemli kelimeyi sehven yazmamışım, ekledim, teşekkür ederim!
    Diğer birkaç hususa, izninizle daha uygun bir zamanda cevap vereyim.

  54. Mete Tunç diyor ki:

    Evet “saptırma” dememiştiniz. O, benim, “yanılma” fiilinden yorumum. Aşırı bir yorum olduğunu kabul ediyorum… Bahsettiğiniz türden insanlar, isterseniz en yalın biçimde yazın, her şeyi kendi istedikleri biçimde, kalıplarla anlarlar. Onyıllardır aynı ezberleri tekrarlar dururlar. Öğrenme, soru sorma gibi bir dertleri yoktur… Beyinleri, kafir, düşman, vatan haini.. modunda çalışır…
    Elbette siz bu gruptan değilsiniz (tersine böyle kişilerin “asabi” sözlerine, tepkilerine muhatap oluyorsunuzdur.); yalnız, Atatürk’ün mezkur cümlesinin, diğer söz, hayat tarzı ve tavırlarıyla birlikte düşündüğümüzde, tefsire gerek olmadığını düşünüyorum.

  55. Türk diyor ki:

    Kendi sözleriyle Atatürk için sorular:

    Atatürk dinsiz midir?

    “Benim bir dinim yok ve bazen bütün dinlerin denizin dibini boylamasını istiyorum. Hükümetini ayakta tutmak için dini kullanmaya gerek duyanlar zayıf yöneticilerdir; adeta halkı bir kapana kıstırırlar. benim halkım demokrasi ilkelerini, gerçeğin emirlerini ve bilimin öğretilerini öğrenecektir. Batıl inançlardan vazgeçilmelidir. İsteyen istediği gibi ibadet edebilir. Herkes kendi vicdanının sesini dinler. Ama bu davranış ne sağduyulu mantıkla çelişmeli ne de başkalarının özgürlüğüne karşı çıkmasına yol açmalıdır”

    Atatürk’ün Laikliği getirmesindeki amaç dini ortadan kaldırmak mıdır? İslam düşmanlığı mıdır?

    “Din, bir vicdan meselesidir. Herkes vicdanın emrine uymakta serbesttir. Biz dine saygı gösteririz. Düşünce ve tefekküre karşı değiliz. Biz sadece din işlerini, millet ve devlet işleriyle karıştırmamaya çalışıyoruz, kasde ve fiile dayanan bağnaz hareketlerden sakınıyoruz. Gericilere fırsat vermeyeceğiz”

    “Her fert istediğini düşünmek, istediğine inanmak, kendine mahsus siyasi bir fikre sahip olmak, seçtiği bir dinin icaplarını yapmak veya yapmamak hak ve hürriyetine sahiptir. Kimsenin fikrine ve vicdanına hakim olunamaz.”

    Atatürk Dinleri bir engel olarak mı görüyor?

    “Türk milleti dindar olmalıdır yani, bütün sadeliğiyle dindar olmalıdır demek istiyorum. Bizzat hakikate nasıl inanıyorsam buna da öyle inanıyorum… Din şuura muhalif, ilerlemeye engel hiçbir şey ihtiva etmiyor.”

  56. Mete Tunç diyor ki:

    Sn. Türk,
    İktibas ettiğiniz sözlere ben de bir yerlerde rastlamıştım. Hepsinin doğru, yani gerçekten Atatürk’ün söylediğini kabul edersek bile ilk ve son sözlerde çelişki vardır. O sözleri farklı zaman ve şartlarda zikrettiği açıktır… Herhalde, en doğrusu milli mücadelenin kazanılmasının ardından ve en son serdettiği söz ve eylemleridir… Yukarıdaki sözleri de ihtiva edecek ama dediğim hususu da göz önüne alacak nesnel bir ‘M. Kemal-Atatürk-Din Analizi’ kitabı umarım yakın bir zamanda yazılır.

  57. erdal diyor ki:

    yazdıklarınızı ilgiyle okudum elhamdrillah müslüman ve atatürkçüyüm,işin ilginç tarafı kendine islamcı görenler atatürkü dışlarken ataist görenler onu sahipleniyo ama kimin ne olduğunu ALLAH bilir,ve bizi ilgilendiren kısmı insanlığa yapmış olduğu hizmetlerdir,Hz:MUHAMMET sav ALLAHIN (C.C)kulu ve elçisi insanlığa nasıl hizmet etmişse ,onun dışında insanlarda hizmet edemezmi?biz İSLAM alemine hizmeti anlayınca kur-an ve yorumlarını hayatımızın heranının düzenlemesini anlarken unuttuğumuz bir şey var,kur-an tek başına bilgi verebilir mi?bence veremez ,mesela elma kuranda çok güzel bir meyva dedndiğinde siz onun tadını algılayacakmısınız hayır işte kur-an a yardımcı olan bilimsel bilgi vardır ve kur-an bu bilgiyle anlam bulur,gelelim günümüze eksiklik nerde insanın zaaflarında bir insanın en güçlü tarafı inancı olduğu gibi en güçsüz tarafıda inancıdır bu güç dengeside bilginin varlığı ve yokluğu ile azalır çoğalır,yani cahil birini istediğiniz biçimde yönlendirebilirsiniz ,inancı,bilgiyi kulanmayı bilirseniz,peki atatürk ün özelliği neydi,düşünün cumhuriyet(yani bireysel özgürlük)laiklik yani kim neye inanırsa inansın devletin hepsine hizmet etmesi laiklik üzerine durmak istiyorum neden laiklik anadoluda çıkan mezhep kavgalarını düşününce daha bir anlam kazanıyor işte mezhep kavgalarına son vermek için bunu mevlana deyince dervişlik atatürk isteyince kafirlik nasıl olur ,ve milli düşünce kendini islamın koyusu görenlere emevi ve abbasi dönemlerini araştırmalarını nasihat ederim,ve din kardeşliği ile milli duruşu karıştırmamalarını tafsiye ederim,sizin dışınızda birileri kendini bir milletten gördüğü sürece sizde milli zırhınızı girmek zorundasınız yoksa sonu yugoslavya gibi olur fakat bazı insanlar olayları acı bir şekilde yaşadıkça anlar ,birde atatürkün fatihsultandan kanuniden ne farkı var neden onu öyle göremeyenler var ,bozulmuş bir toplumu doğru yönde şekillendirdiği için mi?peki şöyle islam allemine bakalım gösterin bağımsız bir islam ülkesi s.arabistan mı?ABD nin sermayesini cari açığını kapayan zenginlerinini bütün servetlerinin ABD bankalarında bulunan ülkemi,iran mı ?devrimde mollaların kuran sayfalarını kulanarak kışlalara girişlerinde şahın askerlerinin karşı koymaya teredutte bulunmasımı?ne şah ne mollalar bütün mesele inancı zayıf ve güçlü yönleriyle kullanıp insanları sömürmek işte atatürk bunu gördü ,ve insanlarının düşünen ianançlı vatandaş olmasını istedi.

  58. Mete Tunç diyor ki:

    Farklı konulara değindiğiniz yanıtınızı okudum sn. erdal. sağolunuz.

  59. Gözlemci diyor ki:

    Muhammed Mustafa = Mustafa Kemal :

    Esma-i Nebiler Dünya’da başkanlığa ve Kur’an yoluna devam.

    Peygamberliğin yerini Başkanlık-Devletçilik aldı. Mustafa Kemal Kur’an’ı kopyaladı Türkiye’ye ve Anayasa’ya yapıştırdı. Başka isimler, süslemeler yaparak “Hakimiyet kayıtsız şartsız Kur’an’ındır-Devletindir” ayetini oluşturdu.
    Esasta Devletin egemenliği gizlendi. Şeytan çirkini gizledi. Kur’an’daki Cin’lik mantığı yeni bir senaryo ile yeniden yapıldı. Zira bugün inanmadığı, kafasına yatmadığı, istemediği halde Kur’an’ın-Devletin egemenliğine, düzenine, kuralına, kanununa zorunluluk hisseden, uyum sağlayan, onbinlerce ateist, milyonlarca mümin oyunun esiri. Dünyada zorlantı yaşıyor ne yazık ki. Ben içimizdeki Cin’i çıkarmak lazım diye tabir ediyorum bu durumu. Zorlantı yaşam, yönetilme zorunluluğu, kötüyü kabullenme zorunluluğu inancı kalkmadı bir türlü. Ve bu yüzden Kur’an gökten indi mi-inmedi mi, Muhammed ay’ı yardı mı yarmadı mı tartışmaları bugün bile sürebiliyor. İnsan kendi başına bir birey, kendi başına karar verebilen, kendi hayatını kendi yönlendirmesi gereken biri olabileceğini anladığında, birinin diğeri üzerindeki hakimiyetin kalkması gerektiğini anladığında bu Dünya’nın cenneti onun. Ve tonlarca ağır yükten kurtulmasıda.

    Aklı farketmek. Aklı görmek. Zihni bilmek. Zihnini tanımak. Yapılacak budur.

    Siyasette Din’in varlığı peygamberliğin boyut değiştirip devamı gibidir. Yasaların Din’e bağlı olarak düzenlenmeside şeriatın hakim olduğunu gösterir. Yasa ve şeriatın olduğu bir ülkede halk aklına güvenmiyor demektir. Buda Devletin sömürgeci egemenliğini doğurur. Zira yasa hiçbir zaman halk lehine oluşmaz. Oluşamaz. Yasa-Devletçilik, Kur’an’ın çıkış sebebi ile benzerdir. Gerçekleri örtüp düzeni yürütme çabasıdır.

    Şeriat yaşıyor, laiklik yaşamıyor. Kimse şeriat yok, Dinsiz devlet filan demesin. Şeriat dolaylı yoldan var. Atatürk Cin’lik yapmış, Laiklik’le Din zararını unutturayım, gizliyeyim demiş. Millet bunu tartışsın konuşsun zaman geçsin demiş. Allah var mı yok mu gibi uzun sürecek bir tartışma başlatmış.

    Neyse mesele uzun. İnme meselesine bir ayet örneği vereyim.

    Unzile (Değişimi Mümkün Olan Yeni Yorumla) :

    Kur’an’da unzile kelimesi geçer indirme olarak.

    bi ma unzile ileyke ve ma unzile min kablike.

    İleyke/Kablike
    bi ma/ve ma

    Buradaki ve diğer geçtiği ayetlerde kelime uyumlarına, ilişkilerine bakın. Birde meallere bakın. Ve birde indirme kelimesinin Türkçe’de ne anlamlara geldiğine bakın. Sonuç : Kur’an’ı meallerden değil orjinalden-kökten tartışmaya açmak lazım.

  60. Gfcodix diyor ki:

    Bu cümlenin devamı var “indiği sanılan kitapların DOGMALARI” diye. Asıl kilit kelime budur. Wikide DOGMATIZM ile ilgili şöyle der:

    “Asla değişmeyeceği kabul edilen mutlak değerleri kabul eden, bu bilgilerin mutlak hakikat olduğunu, inceleme, tartışma yahut araştırmaya ihtiyacın olmadığını savunan anlayışa dogmatizm denir.”

    Burada kastedilen apaçık ortadadır. Ve bu TBMM metninin son kısmında geçen bir konuşmadır. Bu, Allah’ın nerede olabileceğini (haşa) tartışan bir metin değil tam aksine başarılarıyla övünen bir kulun konuşmasıdır.

    Yani bu cümlede Atatürk şunu der:

    Biz gerçeklerimizi bizzat hayattan aldık, öyle sizin peşinen, sorgulamadan kabul ettiğiniz gökten indiğini ve gayipten geldiğini sandığınız (haşa) kitaplardan değil.

    Hem bu sözlere gerek yok ki yapılan icraatlar tamamıyla ortada. Önyargıyı bırakıp herşeyi boylu boyunca düşünmek gerekiyor. Ben de 25 yaşıma kadar tam aksini düşünen biriydim ama hakikatleri görmek gerekiyor.

  61. cengizhan Türk diyor ki:

    KURANIN ALLAH IN GÖNDERDİĞİ BİR KİTAP OLMADIĞININ KANITLARI

    1-ALLAHI BİLGİSİZ DURUMUNA DÜŞÜREN BİR KİTAP ALLAHIN OLABİLİRMİ?

    1-TEVBE SURESİ 14.AYET. Onlarla savaşın ki Allah, sizin ellerinizle onların cezasını versin ve … Onları rezil ve rüsvan etsin, yardımıyla sizi onlara muzaffer kılsın. Ve mümin bir kavmin yüreklerini ferahlandırsın.
    Maalesef uhud savaşı kazanılamamıştır.
    Enfal-65. Ey Peygamber! Mü’minleri savaşa teşvik et. Sizden yirmi sabırlı kişi olsa, iki yüz kişiye üstün gelir. Sizden yüz kişi de kâfirlerden bin kişiye üstün gelir;
    Enfal-66. Şimdi ise Allah sizde bir zaaf bulunduğunu bildiği için, yükünüzü hafifletti. Bu durumda, sizden sabreden yüz kişi olursa, iki yüz kişiye üstün gelir. Sizden bin kişi de Allah’ın izniyle iki bin kişiyi mağlûp eder.
    Enfal-65 ayeti, Uhud Savaşından önce yazılmış olup, savaşta bozguna uğranılması üzerine, yerine Enfal-66 ayeti gönderilmiştir.

    A-Enfal 65 ve 66 ayetlerinde Allah, geleceği bilmeyen, insanlardaki zaafı göremeyen bir tanrı konumuna düşürülmüştür.
    B-Kuran daki tevbe suresine göre söylediğini yapamayan güçsüz bir Allah konumuna düşmüştür.Bunu yazan bir kitabın Allaha ait olduğunu düşünebilirmiyiz?
    B-Yarattıklarının birbirini öldürmesinden nasıl bir keyf almaktadırki Allah sürekli savaş ve öldürme istemektedir.
    C-Böyle bir Allah olabilirmi? Yada Allah böyle savaş kitabı göndermiş olabilirmi?

    2-Nuh’un oğul sayısı Tevrat’a göre üç, Kuran’a göre ikidir. Tevrat’a göre bu üç oğlandan biri Avrupalıları, biri Asyalıları, biri de günahlarından dolayı kararak Afrikalıları oluşturur. Tevrat’ta tufan sonrası Nuh’un şarap yapıp içip sarhoş olması gibi bazı hikâyeler de anlatılır ama Kuran’da tabii ki bunlar bulunmaz.

    A-Allaha ait denilen kitaplarda önceki olandaki bilgi sonrakin de Eksiktir.Nuh Konusunda ki bu yanlışlıkla Kuran Allahı unutkan ve Bilgisiz duruma düşürmemişmidir?
    B-Nuh konusu kuranda darmadağınık bir durumda karma karışıktır.Bilgiler eksiktir.Bu kitabın tanrıdan gelmesi mümkünmüdür.

    2-MATEMATİĞİ BİLMEYEN ALLAHMI MUHAMMEDMİDIR?

    Nisa suresinin miras la ilgili 4-11-12 ayetlerinde miras taksimini en basit taksimle bile yapıldığında 1 dönüm tarlayı yada bir evi bölüştürmek mümkün değildir.
    A-Allahın matematik bilmemesi mümkünmüdür?
    B-Allah mı hata yapar yoksa Allahın olmayan bir kitap mı siz karar verin.Kuranın Allahın gönderdiği bir kitap olmadığının kanıtıdır diyebilirmiyiz?
    C-Bu hesabın yanlışlığını gizlemeye çalışan bir insan kimi niçin hangi amaçla kandırmaya çalışmaktadır?

    3-KURAN AYET OLARAK 23 YILDA GELDİ İSE AYETLERDE NEDEN BU KİTAP DİYE SÖZ VARDIR?

    Kuran’ın orijinali Küçük taşlar, deri, ağaç parçası, kemik gibi çeşitli nesnelere yazılıydı. Denildi eee nerede o zaman denilince …Yakıldı dediler.Bunlar da dünyanın hiç bir tarafında yok.
    A-Neden yakıldı? kim yaktı? niye yaktı? Neredeler? bilen yok..ne ilginç değilmi?
    B-Biz Türkler kuran dan bin yıl önce Orhun yazıtlarını bırakabilmişken.kurandan gunumuze neden yazili kayit, ulasmadi?
    C-Nerede bu kemikler ceylan derileri?
    D-Neden birtane bile orijinal belge yok.. sumer tabletleri, mumyalar,papirusler gunumuze kadar ulasirken kuranin orijinal bir ayeti gunumuze ulasmadi?
    E-Muhammed kuranın Allahtan geldiğine inanacak insanlar olduğunu düşünseydi yazin daglara taslara bu kitabi demezmiydi?

    F-Muhammed öldügunde ortada kuran isimli bir kitap yoktur…23 Yılda parça parça Cebrail tarafından gece rüyasına getirildiği söylenen şeylere nasıl kitap demiştir?yoksa dememiştir de sonra birilerimi kitap diye yazmıştır?

    G-Kuranın parça parça sözde “inmesi” de açık bir şekilde üzerinde düşünülerek yazıldığını açıklıyor.
    Eğer bir yaratıcı olsa idi ve bir kitap indirseydi neden parça parça indirsin saçma geliyor ve ayrıca yeterince düşünememişler

    H-Ayet ayet 23 yılda indiği söylenen KURANın ilk ayetlerinde yer alan bu kitap sözü hiç ilginizi çekmedimi?Bu kuranın sonradan yazıldığı ve oluşturulduğunun ispatı değil mi?

    I-Öyleyken Rabbinizin nimetlerinden hangisini yalanlayabilirsiniz?Sözü sadece rahman suresinde peşpeşe 17 kere takrarlanmıştır.Allah böyle bir yanlışlık yaparmı? Bunu yazan bir kitabı… Allah göndermiştir demek mümkünmü?

    4-BÖYLE BİR CÜMLE ALLAHIN OLABİLİRMİ Kİ? KURAN ALLAHIN KİTABI OLSUN

    MAİDE-75… Annesi de gayet doğru bir kadındır. İkisi de yemek yerlerdi.
    Kuran a ve Allah a göre ikisinin de yemek yemesi çok önemli onların doğru insan olduklarının kanıtı.
    A-Bütün yemek yiyenler doğru insanmıdır.
    B-Doğru ve iyi olmayanlar neyle beslenmektedirler.iyiler yemek yemelerinden anlaşıldığına göre
    C-Allah böyle bir cümle kurar mı? İkisi de yemek yerlerdi

    5-KURAN’DA SEX KÖLELİĞİ VE SÜBYANCILIK VAR ..
    BU KİTABA ALLAHIN KİTABI DEMEK ALLAHA HAKARET DEĞİLMİDİR

    Kazanılan savaşta ele geçen kadınlara cariye, erkeklere de köle denir.
    Cariyelerin çoğunluğu evli, kocalari öldürülmüstür. Cariyeler Kadin sex köleleridir.
    Sadece KÖLE erkek köleler icin kullanılır.

    ENFAL-41..şunu da biliniz ki, ganimet olarak aldığığınıız her hangi bir şeyden beşte biri mutlaka Allah içindir. O da peygambere ve ona yakınlığı olanlara, yetimlere, miskinlere ve yolda kalmışlara aittir.

    A-Peygamber yetimlere miskinlere ve yolda kalmışlara Köle ve cariyeleri nasıl dağıtabilmektedir?
    B-Bu sureyi Allah bana vahiy etti demek Allaha hakaret değimlidir?
    C-Muhammed otomatik olarak Savaşta elde edilen köle ve Sexkölesi(cariyelerin) % 20 ini alıyor gerisi de diğerleri tarafından pay ediliyor.peygamber olan birine ganimet almak yakışan bir davranış mıdır?

    NUR SURESİ..33- Dünya hayatının geçici menfaatini elde etmek için cariyelerinizi iffetli kalmayı arzu edip duruyorlarsa fuhşa sakın zorlamayın.

    D-Cariyelerin sahipleri cariyelerini eve gelen misafirlere ikram etmeseler sapık ilişkilerde zorlamasalar “fuhusa zorlamayın” denilir mi?
    E- “Dünya hayatının geçici menfaatini elde etmek için cariyelerinizi fuhuşa zorlamayın” diye söylemekle pezevenklik yapmayın demektedir. Bu cümlenin anlamı bu değimlidir?

    TALAK suresi ..ayet..4 – Kadınlarınız içinden âdetten kesilmiş olanlarla, henüz âdetini görmemiş bulunanlardan eğer şüphe ederseniz onların bekleme süresi üç aydır.
    F- ‘Henüz adet görmeyen’ kadınlardan ‘nasıl boşanılacağı’ anlatılmasının amacı nedir?
    G-Doğal olarak buradan şu sonuç çıkarılmazmı daha ergenliğe girmemiş kızlarla evlenilebilir ve hatta boşanılabilir?
    H-Yaratan bir gücün bedevinin cinsel sapıklıklarının Önlerini açıp azdırmak için yanıp tutuşduğunu düşünmek akıla mantığa sıgmaz.O nedenle kuran Allahın gönderdiği bir kitap değildir diyebilirmiyiz?

    6-ALLAH GEÇERLİLİĞİ KALMAYAN EMİRLER VERİRMİ? BU KURANIN İNSANLAR TARAFINDAN DÜZENLENDİĞİNİN KANITI DEĞİLMİDİR?

    A-Muhammedin cinsel hayatını düzenleyen ayetler
    B-Allahın peygamberin eşlerine hitap ettiği ayetler
    C-Muhammed zamanında yapılan savaşların taktiğin verilen ayetler.
    Bu ayetlerin normal olarak kuranda bulunmasının doğru olduğunu düşünüyor musunuz?

    7-KURAN DA YAZANLARA GÖRE ALLAH KULLARI ARASINDA IRK AYRIMI YAPIYOR .

    A- Kurana göre Allah ırk ayrımı yapmaktadır.Kurana göre Allah Yahudileri üstün ırk olarak olarak görmektedir.Böyle bir kuran Allahın kitabı olabilir mi?

    8-KURAN ALLAHIN BİR TÜRLÜ KARAR VEREMEYEN OLDUĞUNU UNUTKAN OLDUĞUNU YAZIYOR

    A-ALLAHIN UNUTARAK KARARSIZ KALMASI DİYE BİR ŞEYİ KURAN NASIL İMA EDER?

    Bir surede vasiyet iniz geçerli mirasınızı istediğiniz gibi dağıtın diyor.Diğer bir surede mirasınızı benim size söylediğim şekilde dağıtacaksınız diyor..Böyle bir hatayı Allah yapmayacağına göre kuran Allahın kitabı olabilir mi?

    Allah Kuran da bir ayette Muhammed hazretlerinin ilk müslüman olduğunu belirtir..
    Allah kuran da bir ayette Musa‘nın ilk müslüman olduğunu belirtir .
    İbrahim in de kuranda müslüman olduğunu yazar.İbrahim, Muhammed’den de, Musa’dan da önce yaşadığına göre Müslüman lığı onlardan öncedir.Kuran Böyle yazmaktadır.

    1-Allah ilk Müslüman kim karar veremez mi?
    2-Bunu yazan kitab Allahın kitabı olabilir mi?

    B-ALLAHIN KURANDA ÖNCEKİ KARARI HATIRLAYAMAZ DURUMUNA DÜŞÜRÜLMESİ OLMALIMI?

    Enam 146:”Yahudilere tırnaklı hayvanların hepsini haram kıldık. Sığır ve koyunların ise, sırtlarında veya bağırsaklarında bulunanlar, ya da kemiklerine karışanlar dışındaki içyağlarını (yine) onlara haram kıldık. İşte böyle, azgınlıkları sebebiyle onları cezalandırdık. Biz elbette doğru söyleyenleriz”
    “Yahudilere tırnaklı hayvanların hepsini haram kıldık” diyor ama Yahudi inancında böyle bir şey yok. Burada çift tırnaklılar ile tek tırnaklılar arasında ayrım yapılır ve sadece çift tırnaklılar yenir. Yani Kuran ayetinde de yazıldığı gibi tüm tırnaklılar haram değil, sadece tek tırnaklılar Musevilere haram.

    A-Allah hem kuranı hemde tevratı göndermiş olduğuna göre .Allah kendi gönderdiği Tevratta ne göndermişti kuranı gönderirken neden bilmiyor?
    B-Allahın unutkan bir yaratıcı olması düşünülebilirmi? Yoksa tevrat ve kuran Allaha ait kitaplar olmadıklarımı? Hangisi doğrudur?

    9-KURANA GÖRE ALLAH KADINLARA AYRIMCILIK YAPMAKTADIR NEDENİ NEDİR?

    İslamda iki kadının şahitliğinin bir erkeğe denk sayılması(bakara-282)
    Hatta bu şahitliği yapacak akıldan yoksun olduğunun söylenmesi(bakara-282)
    Miras ta erkeğin yarısı kadar pay sahibi olması(nisa-11)
    Erkekler tarafın dan şiddet uygulanması dövülmesi emri(nisa-34)
    Kocasını birden fazla kadınla paylaşmak onursuzluğuna zorlanması(nisa-3)
    Allah’ı bırakıp dişilere tapıyorlar. Hâlbuki azgın bir şeytana tapmaktadırlar.(Nisa-117)

    A-Allah Kuranda kadına şeytan demektedir. Bu kadar öfkelendirecek ne yapmış olabilir?
    B-Şahit olacak akıldan yoksundur demektedir.Kadına aklı Allah vermemişmidir?
    C-Miras tan yarım pay almasını uygun görmektedir.Allah böyle bir insani olaya neden kendini dahil eder.Allah çocuklarına miras konusunda Ana ve babayı yetkili kıldım dese yetmezmi?
    Böyle bir şey söylemesede bir ana baba çocuklarına adil davranmazmı?
    D-Allah Kuranda Gerektiğinde dövebilirsin demektedir.Allah bu kadar ilkel olabilirmi? Bir insanın dövülmesini söyleyen Allah olabilirmi?Yoksa bunu yazan kitabın Allah la bir ilgisi yokmudur?
    E-Eşini çok kişiyle paylaşma onursuzluğuna zorlanmıştır.Bir kadının eşini başkasıyla paylaşma duygusunu Allah anlayabilmektemidir? Bu Allahın isteği olabilir mi? Yoksa bunu yazan kuran Allahın kitabı değimlidir?
    F- Allahın yarattığı kadına böyle davranmasını mantıklı buluyormusnuz?
    G-Cennette huriler olduğuna göre kadınlar cennete gitmemktedirler.kadınların cennete gitmeyeceği kadınlardan neden gizlenmektedir?
    H-Kadınlara yapılan bu ayrımcılığın muhammedin arkadaşlarının 15 yaşında evlendiği bir yaşta evde kalması sonra 25 yaşındayken 40 yaşında 5 çocuklu bir nine tarafından bana koca ol diye seçilmesinin etkisi varmıdır?

    10-KUR’AN’DAKİ ANLATIM AKSAKLIKLARI NI ALLAH NEDEN YAPMIŞ OLABİLİR?

    Kur’an Muhammed’in,sözü söyleyeni karıştırdığı ayetlerle doludur.Kimin konuştuğu,Kur’an’ın insan mı,melek mi yoksa Tanrı sözümü olduğu belirsizdir.Elimizde gaflarla dolu bir kitap var ve ben onlardan bazılarını yazacağım:

    İsra=1:Kulu Muahmmed’i bir gece, Mescid-i Haram’dan kendisine bazı ayetlerimizi göstermek için,etrafını mübarek kıldığımız,Mescid-i Aksa’ya götüren Allah,her türlü noksan sıfatlardan münezzehtir.Şüphesiz ki her şeyi işiten,her şeyi gören O’dur.

    A-Burada konuşan kimdir?Allah kimin ayetlerini göstermek için Muhammed’i Mescid-i Aksa’ya götürmüş?

    En’am=114:Allah size Kitab’ı açıklanmış olarak indirmişken, ondan başka hakem mi isteyeceğim?Kendilerine kitap verdiklerimiz bilirler ki,o tamamıyla hak olarak, Rabbinden indirilmiştir, sakın şüphelenenlerden olma.

    B-Burada konuşan kimdir? Hakemi isteyeceğim diyen kim?şüphelenen olma diyen kim?

  62. Mujdat diyor ki:

    Mujdat
    Aralık 15, 2012 7:16 pm #
    Tamamini okudum konusmanin
    Tam milliyetci insani seven halkini seven memleketini seven bugun dahi faizci duzende zengin yaratmis zekat eksigi toplumlara ders verici nitelikte esitci halkci paylasan hayirli bir konusma .siz de okuyun lutfen.
    Kitaplar gokten inmemistir vahiy ile sevgili peygamberlerimize cebrail a.s tarafindan bildirilmistir.insana merhamet etmeyene Allah c.c de merhamet etmez.Eskiden oldugu gibi bugun de gelecekte de kutsal kitaplarin dogmalarini kendi menfaatlerine kullanan gokten bu sekilde indi diyerek ayetlerin tamamindaki dogru aydinlatici butunlugu degilde kisa seklini gostererek insanlari yanlis bir sekilde yorumlamaya iterek ,carpitarak bundan fayda saglamaya niyetli kotu dusunceli kisiler her zaman olacaktir.Hatalariyla dogrulariyla her insan gibi hayatini yasamis ama ulkesinin savas yillarinda kolayina kacmamis mucadele etmis kar uzerinde yatmis her konusmasinda yuce turk milleti ve turk kelimesini agzindan dusurmemis bu olmus insani rahmet ile anar hepimizi , tum insanligi ve mustafa Kemal Ataturku yuce rabbimizib hem bu dunyada ve hem diger dunyada yaptiklarimizdan oturu affetmesini dilerim.Saygilarimla

    ATATÜRK’ÜN TÜRKİYE BÜYÜK MİLLET MECLİSİNİN V. DÖNEM

    3. Yasama Yılını Açış Konuşmaları

    1 Kasım 1937

    Millet Meclisi Tutanak Dergisi D. V, C. 20, Sa. 3

     

    Beşinci dönemin üçüncü yasama yılını açıyorum.

    Her şeyden önce, sevgili Kamutay arkadaşlarımla, yeni çalışma yılı başlangıcında karşı karşıya bulunmaktan duyduğum derin sevinç ve mutluluğu belirtmeliyim.(Alkışlar) Sizi yüksek saygı ile selamlar, bu çalışma yılınızın da ulus ve ülke için parlak başarılarla bezenmesini dilerim.

    Sayın milletvekilleri,

    Kıvançla görmekteyiz ki, Cumhuriyet rejimi, yurdumuzda huzur ve sükünün en iyi biçimde yerleşmesini sağlamış bulunuyor. Vatandaşlar ve bu yurtta oturanlar, Cumhuriyet kanunlarının eşit şartları altında kendileri için hazırlanan özgür refah ve mutluluk imkanlarından en iyi bir biçimde yararlanmaktadırlar.

    Ulusumuzun layık olduğu yüksek uygarlık ve refah düzeyine ulaşmasının engellenmesinin düşünülmesine yer bırakılmadığım ve bırakılmayacağını huzurunuzda söylemekle mutluyum.(Bravo sesleri, alkışlar)

    Tunceli’nde yapılan uygulamaların sonuçları bu gerçeğin belirtilerldir.

    Modern hükümetçiliğin en belirgin özelliği, halkı gücüne olduğu kadar şefkatine de içtenlikle inandırabilmesidir. Büyük küçük bütün Cumhuriyet memurlarında bu düşünce biçiminin en geniş ölçüde gelişmesine önem vermek, çok yerinde olur.

    Özel idarelerin geçen yılki çalışmaları verimli olmuştur. Ancak özel idareler ve belediyeler, büyük kalkınma savaşımızda hayat ucuzluğunu sağlayacak uygun önlemler almalı ve yetkilerini tam kullanmalıdırlar.

    Şehircilik işlerinde de teknik ve planlı kurallar içinde çalışmak gereklidir. Bunun için belediyelerimizin hukuka uygun biçimde aydınlatılmasını ve yol gösterecek bir merkezi teknik büro kurulmasını öneririm.

    Kendine inkılabın ve inkılapçılığın çeşitli ve hayati görevler yüklediği Türk vatandaşının sağlığı ve sağlamlığı, her zaman üzerinde dikkatle durulacak milli sorunumuzdur.

    Sağlık ve Sosyal Yardım Bakanlığının bu sorun üzerindeki sistemli çalışmaları, yüksek Kamutayı sevindirecek durumda gelişmektedir.

    Aynı bakanlık, kendine verdiğimiz göçmen işlerini de sosyal ve ekonomik politikamıza uygun olarak başarı ile yürütmektedir.

    Bakanlığın «Sağlam ve güçlü bir nesil, Türkiye’nin özüdür» prensibini, pek iyi kavrayarak çalışmakta olduğunu belirtmek isterim.

    Yüce saylavlar,

    Bilindiği gibi, biz yurt güvenliğinin içinde kişilerin güvenliğinin de, ona yaraşacak biçimde olmasını göz önünde tutarız.

    Bu güvenlik, Türkiye Cumhuriyeti kanunlarının ve Türk yargıçlarının güvencesi altında, en ileri biçimde varlığını sürdürmektedir.

    Kanunlarımızda yaptığımız bazı değişiklikler ve kabul buyurduğunuz Suçüstü Kanunu, bu amaca yardım etmiştir.

    Adli yapımızın ve kanun dizimizin üzerinde yapılan incelemelerle, Türkiye’nin dinamik, yaşamına, doğru yoldan hiç şaşmadan uygunlukları her zaman sağlanmalıdır. Bu gerek karşısında, kara ve deniz ticaret kanunlarımızın ekonomik bünyemizdeki gelişmelere daha uygun duruma getirilmesinde zaman geçirilmemesi yerinde olur. Bir de şu nokta üzerinde durmama izin vermenizi rica edeceğim. Güvenlik ve hak işleriyle ilgili yöntem ve kanunlardan kolaylık, ivedilik, açıklık ve kesinlik temel olmalıdır. Bu nedenle, vatandaşların icra daireleri ile olan ilişkilerini kolaylaştırmak amacı ile yapılan çalışmalarının bir an önce kanun haline getirilmesini önermeyi uygun bulurum. Bu belirttiğim ve önerdiğim konuların iyi karşılanacağından eminim. Çünkü her alanda olduğu gibi, adli yöntem ve kanunlar alanında da, Türk Cumhuriyetinin ve onun yüksek, değerli Kamutayının anlayışı, ileri anlayıştır.

    Şimdi arkadaşlar, ekonomik yaşamımızı gözden geçireceğim. Hemen bildirmek isterim, ben ekonomik yaşam denince, tarım, ticaret, sanayi faaliyetlerini ve bütün bayındırlık işlerini, birbirinden ayrı düşünülmesi doğru olmayan bir bütün sayarım. Bu nedenle şunu da hatırlatmalıyım ki, bir ulusa bağımsız görünüş ve değerini veren siyasi yaşam çarkında, devlet, fikir ve ekonomik yaşam işleyişleri birbirlerine bağlı ve birbirleri ile ilişkilidir, o kadar ki, bu işleyişler birbirine uyacak aynı düzen içinde çalıştırılmazsa, hükümetin çekici gücü harcanmış olur, ondan beklenen tam verim sağlanamaz. Onun içindir ki, bir ulusun kültür düzeyi üç alanda, devlet, fikir ve ekonomi alanlarındaki çalışma ve başarılı sonuçlarının toplamı ile ölçülür.

    Sayın milletvekilleri,

    Milli ekonominin temeli tarımdır. İşte bu nedenle tarımda kalkınmaya önem vermekteyiz. Köylere kadar yayılacak programlı ve pratik çalışmalar bu amaca erişmeyi kolaylaştıracaktır.

    Fakat bu önemli isteği uygun bir biçimde amacına ulaştırabilmek için ilk önce ciddi çalışmalara dayalı bir tarım politikası belirlemek ve onun için de, her köylünün ve bütün vatandaşların kolayca kavrayabileceği ve severek uygulayabileceği bir tarım rejimi kurmak gereklidir. Bu politika ve rejimde, önemle yer alabilecek noktaların başlıcaları şunlar olabilir.

    Bir kez, ülkede topraksız çiftçi bırakılmamalıdır.(Bravo sesleri, alkışlar) Bundan daha önemli olan ise, bir çiftçi ailesini geçindirebilen toprağın, hiçbir nedenle ve hiçbir şekilde bölünemez bir nitelik almasıdır.(Alkışlar) Büyük çiftçi ve çiftlik sahiplerinin işletebilecekleri arazi genişliğinin, arazinin bulunduğu bölgelerin nüfus yoğunluğuna ve toprak verim derecesine göre sınırlanması gereklidir. Küçük büyük bütün çiftçilerin iş araçları artırılmalı, yenileştirilmeli ve bakım önlemleri zaman geçirilmeden alınmalıdır. Herhalde, en küçük bir çiftçi ailesi, bir çift hayvan sahibi olmalıdır, bunda ideal olan öküz değil, at olmalıdır. Öküz, ancak bazı şartların henüz sağlanamadığı bölgelerde hoş görülebilir. Köylüler için, genellikle pulluğu pratik ve faydalı bulurum. Traktörü büyük çiftçilere öneririm. Köyde ve yakın köylerde, ortaklaşa harman makineleri kullanmak köylülerin vazgeçemeyeceği bir gelenek haline getirilmelidir.

    Ülkeyi iklim, su ve toprak verimi bakımından tarım bölgelerine ayırmak gerekir. Bu bölgelerin her birinde, köylülerin gözleriyle görebilecekleri, çalışmaları için örnek tutacakları verimli, modern, pratik tarım merkezleri kurulması gereklidir.

    Bu gün devlet yönetiminde bulunan çiftliklerdeki ve bunların yönetimi içindeki diğer tarımsal sanayi kuruluşlarındaki bazı kişiler, tarımsal çalışmaların bütün alanlarında her türlü teknik ve modern deneylerini tamamlamış olarak bulunduğu bölgelerde en faydalı tarım usul ve sanatlarını yaymaya hazır bulunmaktadırlar. Bu, bakanlık için büyük kolaylıklar sağlayacaktır. Ancak, gerek var olan gerek bütün ulusal tarım bölgeleri için yeniden kurulacak olan tarım merkezlerinin kesintiye uğramadan tam verimli çalışmalarını; şimdiye kadar olduğu gibi, devlet bütçesine ağırlık vermeksizin, kendi gelirleriyle kendi varlıklarını yönetmek ve gelişmelerini sağlayabilmek için bütün bu kurumlar birleştirilerek geniş bir işletme kurmalarını öneririm.

    Bir de, başta buğday olmak üzere, bütün gıda ihtiyaçlarımızla endüstrimizin dayandığı çeşitli ham maddeleri sağlamak ve dış ticaretimizin temelini oluşturan çeşitli ürünlerimizin ayrı ayrı her birinin üretimini artırmak, kalitesini yükseltmek, üretim masraflarını azaltmak, hastalık ve zararlı böcekler ile uğraşmak için gereken teknik ve kanuni bütün önlemler zaman geçirilmeden alınmalıdır.

    Orman varlığımızın korunması gereğine ayrıca değinmek isterim. Ancak, bunda önemli olan, koruma kuralları ile, ülkemizin çeşitli ağaç ihtiyaçlarını sürekli olarak karşılaması gereken ormanlarımızı dengeli ve teknik bir biçimde işleterek yararlanma konusunu akıllıca uzlaştırmak zorunluluğu vardır. Buna, Büyük Kamutayın gereken önemi vereceğine şüphe yoktur.

    Sayın milletvekilleri,

    Dış ticarette izleyeceğimiz ana prensip, ticaret dengemizin aktif karakterini korumaktır. Çünkü Türkiye’de ödeme dengesinin en önemli temelini bu oluşturmaktadır.

    Son yılların rakamları ve geçen yılın bu güne kadar gösterdiği durum ve yön, izlediğimiz prensibin elde edilmiş olumlu sonuçlarını göstermektedir.

    Kota uygulaması, belirgin anlaşma şartlarımızı kabul etmiş ülkeler için tam olarak kaldırılmıştır. Bu ülkelerden piyasanın kayıtsız şartsız ithalat yapabilmesi sağlanmıştır.

    Dış ticaret politikamızın özelliği şudur: İç ve dış durumun gereklerini karşılayarak her zaman bu işlemin dönüşüne uymak.

    İç ticarete gelince, bunda, en önde gördüğümüz kural, kurumlaştırma ve belirgin ticaret kuruluşları kurma ve akılcı çalışmadır.

    Kesin zorunluluk olmadıkça piyasalara karışılmaz; bununla birlikte hiçbir piyasada da başı boş değildir. Sırası gelmişken Cumhuriyetin tüccar düşüncesini de kısaca belirteyim. Tüccar, ulusun emeği ve üretiminin değerlendirilmesi için, eline ve bilgisine güvenilen ve bu güvene yaraşır olması gereken adamdır.(Bravo sesleri, alkışlar) Bu yönden ihracatla ilgili kanun, denetim konusundaki kanun, teşkilatlandırma ile ilgili hükümler, olumlu sonuçlarını vermektedir.

    İhracat mallarımız için hükümetin yakın denetimi altında, satış kuruluşlarının kurulması önemlidir. Bunu göz önünde tutan Ekonomi Bakanlığı geçen yıl içinde, Iğdır’da, Ege ve Trakya bölgelerinde çeşitli konularla ilgili satış kooperatifleri kurmuş ve onları faaliyete geçirmiştir. Önümüzdeki yıl içinde, başta fındık olmak üzere, diğer belli başlı ürünlerimizi de ilgilendiren birlikler kurulmalıdır.

    Sayın arkadaşlar,

    Endüstrileşmek, en büyük milli davalarınız arasında yer almaktadır. Çalışması ve yaşaması için ham maddeleri ülkemizde bulunan büyük küçük her çeşit sanayii kuracağız ve işleteceğiz.(Alkışlar) En başta vatan savunması olmak üzere, ürünlerimizi değerlendirmek ve en kısa yoldan, en ileri ve zengin Türkiye idealine ulaşabilmek için bu bir zorunluluktur.

    Bu düşünce ile, beş yıllık ilk sanayi planından geri kalan ve bütün hazırlıkları bitirilmiş olan birkaç fabrikayı da ivedi olarak gerçekleştirmek ve yeni plan için hazırlanmak gerekir.

    Endüstrileşme karar ve hareketimize paralel olarak, bu günkü kanunlarımız da, üzerinde düşünülecek ve bazı değişiklikler eklenecek yeni hükümler gerektirmektedir. Bunların başlıcalarını şöyle özetleyebiliriz:

    Sermayesinin tamamı veya büyük kısmı devletin olan ticari sınai kurumların mali kontrol şeklinin, bu kurumların yapılarına ve kendilerinden istediğimiz ve isteyeceğimiz ticari usul ve düşünce biçimine, çalışma düzenine ivedi olarak uydurulması yararlı olur. Bu gibi kurumların bu günkü usullerle çalışabilmelerine ve gelişmelerine imkan yoktur.

    Elimizdeki gümrük tarifeleri kanununda da bu günkü politika ve eğilime uygun önlemler almak gereklidir.

    Diğer önemli nokta, daha önce de değindiğim gibi, ülkede, özellikle bazı bölgelerde, göze çarpacak derecede önem kazanan hayat pahalılığı konusu ile uğraşmak… Bunun için bilimsel bir inceleme yaptırılmalı ve belirlenecek nedenleri ile köklü ve planlı şekilde uğraş verilmelidir.

    Küçük esnafa ve küçük sanayi sahiplerine, ihtiyaç duydukları kredileri kolayca ve ucuzca verecek bir kurum kurulmalı ve kredinin, normal şartlar altında, faiz oranı azaltılmaya çalışılmalıdır.

    Türkiye’de devlet madenciliği, milli kalkınma çalışmaları ile yakından ilgili önemli konulardan biridir.

    Genel endüstrileşme düşüncemizden başka, maden araştırma ve işletme işini, her şeyden önce, dış kredi imkanlarımızı ve döviz gelirimizi artırabilmek için sürdürmek ve buna özel bir önem vermek zorundayız.

    Maden Tetkik ve Arama Dairesinin çalışmalarında gelişme göstermesini ve bulunacak madenlerin, rantabilite hesapları yapıldıktan sonra, planlı biçimde hemen işletmeye konulmasını sağlamanız gerekmektedir. Elde bulunan madenlerin en önemlileri için üç yıllık bir plan yapılmalıdır.

    Ereğli Şirketini satın aldığımızı ve Ereğli kömür havzasında rasyonel bir üretim planının, günün sorunu olduğunu biliyorsunuz. Bunun tamamlanması çabuklaştırılarak, kömür üretimimiz kısa bir sürede en az bir misli artırılmalıdır.

    Diğer yandan Maden Tetkik ve Arama Dairesinin Divriği sahasında bulduğu ve cevher oranı yüksek olan demir madeninin hemen işletilmesine geçilmeli ve Karabük demir – çelik sanayiimiz ihtiyaç planı dışındaki bölümünün ihracatına başlanılmalıdır.(Alkışlar)

    Liman işlerinde modern ve planlı çalışma ve tarifelerde ucuzluk yapılmasının verimli sonuçları, ticarette dikkati çekmiştir. Bu yolda devam edilmesinde yarar olacaktır.

    Ekonomik yapımızdaki gelişme, deniz ulaşım araçları ihtiyacını her gün artırmaktadır. Yeni sipariş edilen gemilerden bir kısmı, önümüzdeki ilkbaharda gelmiş bulunacaktır. Fakat bunlar, bu günden görülmekte olan ihtiyaca cevap verecek sayı ve büyüklükte değildir.

    Yeni gemiler inşa ettirmek ve özellikle eski tersaneyi ticaret filomuz için hem tamir, hem yeni inşaat merkezi olarak faliyete getirmek için gerekli araçları sağlamak zorundayız.(Alkışlar)

    Şu günlerde, yüksek Meclise, su ürünleri ve Deniz Bank hakkında bir tasarı gelecektir. Konunun yüksek ilginizi çekeceğinden şüphe etmiyorum.

    Arkadaşlar,

    En güzel coğrafi konumda ve üç tarafı denizle çevrili olan Türkiye, endüstrisi, ticareti ve sporu ile, en ileri denizci ulus yetiştirmek yeteneğindedir. Bu yetenekten yararlanmalıyız. Denizciliği Türk’ün büyük milli ülküsü olarak düşünmeli ve bunu en kısa zamanda başarmalıyız.(Alkışlar, yaşa sesleri)

    Ekonomik kalkınma, Türkiye’nin, hür, bağımsız, her zaman daha güçlü ve her zaman daha müreffeh bir Türkiye idealinin bel kemiğidir. Türkiye bu kalkınmada; iki büyük güç kaynağına dayanmaktadır.

    Toprağımızın iklimi, zenginlikleri ve başlı başına bir varlık olan coğrafi durumu ve bir de, Türk Milletinin, silah kadar, makine de tutmaya yaraşan güçlü eli ve milli olduğuna inandığı işlerde ve zamanlarda, tarihin akışını değiştiren kahramanlıklar ortaya çıkaran yüksek sosyal benlik duygusu…(Sürekli alkışlar)

    Sayın milletvekilleri,

    Demiryolları bir ülkeyi uygarlık ve refah ışıkları ile aydınlatan kutsal bir meşaledir.

    Cumhuriyetin ilk yıllarından başlayarak önemle üzerinde durduğum demiryolları inşaat politikamız, amaçlarına ulaşmak için durmadan başarı ile uygulanmaktadır.

    Doğu ve güneydoğu Sivas, Diyarbakır gibi büyük yerleşim yerlerine varan hatlar, geçen yıl içinde Sivas – Malatya bağlantısı ile birbirine bağlanmıştır. Zonguldak’a varmış olan hat da bu zengin kömür bölgesini İç Anadolu’ya bağlamış bulunuyor.

    Sivas’tan sonra, doğuya doğru uzayıp gitmekten olan hatta ilk varış yeri olan Divrik’e ulaşmıştır. Bu kol, önümüzdeki yıl Erzincan’a ulaşmış olacaktır. Diyarbakır’dan doğuya uzanacak hattın da yapımına başlanmıştır.

    Doğu demiryollarının satın alınmış olduğunu bilirsiniz. Güneyde Nusaybin’e giden hattan başka, yurt içinde bütün demiryollarının yönetim ve işletmeleri, Cumhuriyet hükümetinin elindedir.(Alkışlar)

    Demiryolları yapımlarımızın gelişmesi, İran transit yolunun gelişmesine ve motorize edilmesine de hizmet etmiştir.

    İstanbul’dan başlayan Avrupa turist yolunun asfalt olarak yapımı sürdürülmektedir.

    Böylece sürdürülen inşaatın, bir plan içinde, ülkenin diğer bölgelerini de içine alması, beklediğimiz milli başarı olacaktır.

    Şose ve köprü yapımları gelişmektedir. Demiryolları inşa politikamızın uygulandığı yıllar içinde 78 köprü, geçişe açılmış bulunuyor. 23 köprü de inşa halindedir. Bu köprüler, her biri başlı başına birer bilim ve sanat eseri olarak yeni nesillere Cumhuriyetin armağan anıtları olacaktır. Demiryolu hatlarımızı iç bölgelere bağlayacak ve bu hatların bir an önce milli ekonomik kalkınmaya en yüksek hizmeti sağlayacak olan karayolu inşaatını önümüzdeki dönemde yoğunlaştırmak ve bir plan içerisinde genişletmek gerekir.

    Her bölgenin ihtiyaçlarına göre, istasyonlarda tamamlayıcı yapıların yapılması ve çeşitli malların gereği gibi gönderilmesini sağlayacak teknik nitelikler içeren vagon sayısını artırmak zorunludur. Bunda da büyük yardımlarınızın esirgenmemesini dilerim.

    Su ve imar işlerine özenle devam edilmektedir.

    Posta – telgraf – telefon işlerimizde önemli gelişmeler vardır. Bununla birlikte, şehirlerarası telefon görüşmeleri işinin bir an önce tamamlanmasına çalışılmalıdır.

    Ankara’da yeni bir radyo istasyonunun yapımına başlanmış olduğunu memnuniyetle bildiririm.

    Sivil Hava Yolları İdaresi, devlet kuruluşları arasında, modern bir idare olarak yer almıştır.

    Bütün teknik şartlar ve güvenlik önlemleri içinde çalışmakta olan bu yönetimin büyük şehirlerimiz arasında en modern ulaşım yolu rolünü bir an önce yerine getirmeye başlaması ve uluslararası hatlarla ve kendi araçları ile bağlantı kurması, kısa sürede sağlanmasını beklediğimiz önemli işlerdendir.

    Arkadaşlar,

    Bütün devlet kuruluşlarının canlılığı, sağlamlığı, işletilmesi yönünden büyük dikkatle üzerinde durulması gereken mali hayatımıza değinmek istiyorum.

    Cumhuriyet bütçelerinin beliren ve daima güçlenmesi gereken ortak özellikleri yalnız denk oluşları değil, aynı zamanda, koruyucu, kurucu ve verici işlere her seferinde daha fazla pay ayırmakta olmalarıdır.

    Bu politikamızın, milli faaliyet üzerinde derhal yaratmaya başladığı etki ile bütçe tahmin rakamlarımız, yalnız gerçekleşmekle kalmamış, her zaman fazlası ile kapanmaya başlamıştır.

    1936 yılı bütçesi, gelir tahminine ve 1935 yılı gelir tahakkuklarına göre, 22 milyon fazla ile kapanmıştı. 1937 bütçesinin de bu güne kadar gösterdiği durum, aynı ümidi fazlası ile gerçekleştirecek niteliktedir.

    Bu sonuç, ülke ekonomisinin gelişmesinin, halkın zenginliğe ulaşmakta olduğunu belirttiği gibi, aynı zamanda, halk için çalışan bir hükümetin, halkın yararına olarak aldığı önlemlerin uygun olduğunu da göstermektedir.

    Samimi bir bütçeye ve gerçek bir ödeme dengesine dayanan paramızın fiili, değişmez durumunu kesin biçimde koruyacağız.

    Her türlü mali yükümlülüklerimizi günü gününe yerine getirerek, Devlet saygınlığını korumak ve mali sermaye ve hisseleri koruma ve destekleme işlemleri konusunda da bütün önlemleri alarak bu hususta dikkatli bulunmak, ilkemiz olacaktır.(Alkışlar)

    Devlet gelirlerinin artırılması için yeni vergilerin yürürlüğe konması yerine, düzenli bir programla var olan vergilerin uygulanması ve toplanma usullerinin yeniden düzenlenmesi gereklidir.( Alkışlar)

    Son iki yıl içinde hayvan, tuz, şeker, çimento, petrol, benzin, elektrik ve ham madde resim ve vergilerinde yapılan ve her biri % 30 – 50 oranlarında olan bir vergi indirimini gerektiren vergi yükü azaltılması, üretimin özendirilmesi yönünden vatandaş ve ülke için olumlu ve hayırlı sonuçlar vermektedir.

    Hayvan vergisi, buhran ve denge vergileri üzerinde de araştırmalar yapılarak bütçe dengesi temelini bozmayacak biçimde bunları giderek azaltma önlemleri düşünülmelidir.(Alkışlar)

    Bundan başka, ülkemizde bulunmayan ham maddeler ve üretim maliyeti üzerinde etki yaparak, dış ülkelerin malları ile rekabeti güçleştiren her çeşit vergi ve resimlerin kaldırılması gereklidir.( Alkışlar)

    Gerek bu konular üzerinde çalışırken gerek herhangi bir mali karar alırken, i1k göz önünde bulundurmamız gerekli olan konu, milli faaliyet ve milli üretim, yani verginin bizzat ana kaynağı üzerinde yapacağı etkiler olmalıdır. Maliye memurları da içişleri memurları gibi, halkla sürekli ilişkisi olan kuruluşlardır. Bunların da halk ile ilişkilerinde halk için çalışan bir halk hükümetinin tabii niteliği olan, çok fazla dikkat ve ilgi göstermek ve en fazla güven ve inan vermek ilkelerinin gelişmesine özellikle özen göstermek gereklidir.(Sürekli alkışlar)

    Cumhuriyet rejiminde, devlet hazinesinin çıkarının, kanunun hazine yararına koyduğu hakla, kanunun mükelleflere verdiği görevi çok dengeli bir biçimde karşılaştırmak demek olduğunu bir an hatırdan uzak tutmamak önemli bir prensibimizdir.(Bravo sesleri, sürekli alkışlar)

    Tekel konusunda özen gösterilmesi gereken ana konu, bu kurumların mali tekel, ticari kuruluş ve milli değerlendirme kurumu karakterlerinin dikkatle uzlaştırılmasıdır.

    Dış ülkelere tütün satışları ve ihracat konusu, daha yakından izlenmeye değer durumdadır.

    Gümrüklere gelince, bunda kuruluş çalışma yöntemlerine ve kanuni konular yönünden gerekli düzeltme önlemlerine hız verilmesi gerekmektedir. Tekel mallarının fiyatları üzerinde yapılan indirim, satışları artırmıştır.

    Bu yöntemin her zaman göz önünde bulundurulması yararlı olacaktır.

    Arkadaşlar,

    Büyük davamız, en uygar ve en refaha kavuşmuş ülke olarak varlığımızı yükseltmektir.(Alkışlar)

    Bu, yalnız kurumlarında değil, düşüncelerinde köklü bir inkılap yapmış olan büyük Türk Milletinin dinamik ülküsüdür. Bu ülküyü en kısa bir zamanda başarmak için, düşünce ve eylemi birlikte yürütmek zorundayız. Bu girişimden başarı, ancak hukuki bir planla ve en verimli bir biçimde çalışmakla gerçekleşebilir. Bu nedenle, okuyup yazma bilmeyen tek vatandaş bırakmamak, ülkenin büyük kalkınma savaşının ve yeni yapısının istediği teknik elemanları yetiştirmek, ülke davalarının ideolojosini anlayacak, anlatacak, nesilden nesile yaşatacak, kişi ve kurumları yaratmak, işte bu önemli ilkeleri en kısa sürede sağlamak, Kültür Bakanlığının üzerine aldığı büyük ve ağır görevler arasındadır.(Alkışlar)

    Belirttiğim ilkeler, Türk gençliğinin beyninde ve ulusun bilincinde her zaman canlı tutmak, üniversitelerimize ve yüksek okullarımıza düşen başlıca görevdir.

    Bunun için ülkeyi şimdilik üç büyük kültür bölgesine ayırarak, batı bölgesi için İstanbul Üniversitesinde başlanmış olan reform programının daha köklü bir biçimde uygulanmasıyla Cumhuriyete gerçekten modern bir üniversite kazandırmak, merkez bölgesi için, Ankara Üniversitesini az zamanda kurmak gerekir. Doğu bölgesi için Van gölü sahillerinin en güzel bir yerinde, her aşamadaki okulları ve bunlara ek olarak üniversitesiyle modern bir kültür şehri yaratmak yolunda şimdiden harekete geçilmelidir.(Alkışlar)

    Bu yararlı girişimin, doğu illerimiz gençliğine vereceği verimlilik Cumhuriyet hükümeti için en mutlu bir eser olarak kalacaktır.(Alkışlar)

    Önerdiğim bu yeni girişimlerin, eğitmen ve öğretmen ihtiyacını artıracağı şüphesizdir. Fakat bu yön hiçbir zaman işe başlama cesaretini kırmamalıdır. Bakanlığın geçen yıl içinde bu yönde yaptığı deneyler, çok ümit verici niteliktedir.

    Türk Tarih ve Dil Kurumlarının, Türk milli varlığını aydınlatan çok değerli ve önemli birer bilim kurumu niteliğini aldığını görmek, hepimizi sevindirici bir olaydır.(Alkışlar)

    Tarih Kurumu, yaptığı kongre, açtığı sergi, yurt içinde yaptığı kazılar ve ortaya çıkardığı eserlerle, şimdiden, bütün bilim dünyasına kültürel görevini yerine getirmeye başlamış bulunuyor.(Alkışlar)

    İlk resim galerimizi de bu yıl açmış bulunuyoruz.

    Geçen yıl Ankara’da kurulan devlet konservatuvarının, müzikte, sahneden kendisinden beklediğimiz teknik elemanları hızla verebilecek duruma getirilmesi için, daha fazla çaba ve özveri yerinde olur. Her çeşit spor çalışmalarını Türk gençliğinin milli terbiyesinin ana unsurlarından saymak gerekir. Bu işte, hükümetin şimdiye kadar olduğundan daha ciddi ve dikkatli davranması, Türk gençliğini spor bakımından da milli heyecan için özen ile yetiştirmesi, önemli sayılmalıdır.

    Sevgili arkadaşlarım,

    Ordu, Türk Ordusu… İşte bütün ulusun göğsünü güven ve gurur duyguları ile kabartan şanlı ad.(Sürekli alkışlar) Onu bu yıl için kısa aralıklarla iki kez, büyük kütleler halinde yakından gördüm. Trakya ve Ege büyük manevralarında… Disiplinini, enerjisini, subaylarının bilgili çabalarını, büyük komutan ve generallerimizin yüksek yönetme ve yönlendirme yeteneklerini gördüm; (Alkışlar) derin övünç duydum, takdir ettim.(Alkışlar)

    Ordumuz, Türk birliğinin, Türk gücü ve yeteneğinin, Türk vatanseverliğinin çelikleşmiş bir simgesidir.

    Ordumuz Türk topraklarının ve Türkiye idealini gerçekleştirmek için yapmakta olduğumuz sistemli çalışmaların yenilmesi imkansız güvencesidir.(Alkışlar)

    Uygun bir donatım pragramımızın hazırlanması, başarı ile ilerliyor. Bunları ülkemizde yapma aımacımız gerçekleşme yolundadır. Harp endüstrisi kuruluşlarını, daha fazla geliştirmek ve genişletmek için alınan önlemler sürdürülmeli ve endüstrileşme çalışmalarımızda ordu ihtiyaçları ayrıca göz önünde tutulmalıdır.(Alkışlar)

    Bu yıl içinde denizaltı gemilerini ülkemizde yapmaya başladık. Hava kuvvetlerimiz için yapılmış olan üç yıllık program, büyük ulusumuzun içten ve bilinçli ilgisi ile şimdiden başarılmış sayılabilir.

    Bundan sonrası için bütün uçaklarımızın ve motorlarının ülkemizde yapılması ve harp hava endüstrimizin de bu temele göre geliştirilmesi gerekir. Hava kuvvetlerinin aldığı önemi göz önünde tutarak, bu çalışmaları planlamak ve bu konuyu layık olduğu önemle ulusun gözleri önünde canlı tutmak gerekir.(Alkışlar)

    Büyük milli disiplin okulu olan ordunun, ekonomik, kültürel, sosyal savaşlarımızda bize aynı zamanda en gerekli elemanları da yetiştiren büyük bir okul haline getirilmesine, ayrıca özen gösterilip, yardım edileceğinden şüphem yoktur.

    Büyük Kamutay,

    Dış politikamız, geçen yıl içinde de, barış ve uluslararası işbirliği yolunda gelişmiş ve yürüdüğümüz yolun değişmez olduğunu bir kez daha belirtmiştir.

    Milletler cemiyetinin geçirmekte olduğu çetin dönemlerde, cumhuriyet hükümeti, bu uluslararası kuruluşa olan bağlılığını, her alanda göstererek barış idealine en uygun yoldan ayrılmamıştır.

    Büyük bir milli davamız olan Hatay olayının geçirdiği dönemler tarafınızdan bilinmektedir.

    Milletler Cemiyeti yüksek yönetimi altında yapılmakta olan görüşmeler, Hatay halkına yaraşan mutlu ve bağımsız yönetime kavuşması yolunda amaçladığımız gayeyi sağlayacak belgelerin kabul ve imzası ile sonuçlanmıştır.(Alkışlar)

    Yeni Hatay rejiminin yürürlüğe girmesine kısa bir süre kaldı.

    Bu rejimi, kendileri ile dostça bir düşünce doğrultusunda işbirliği yapmış olduğumuz Fransızların, iyi niyetle ve istenen amaca ulaşmayı sağlayacak biçimde uygulamaya başlayacaklarından şüphe edilmemelidir.

    Yarınki Türk – Fransız ilişkilerinin dilediğimiz yolda gelişmesinde Hatay konusunun iyi bir yönde gelişmesi, önemli bir ölçü ve etken olacaktır, düşüncesindeyiz.(Alkışlar)

    Balkan politikamız, çok mutlu bir işbirliği yaratmayı sürdürerek kendisine çizilmiş olan barış yolunda her gün daha verimli sonuçlarla ilerlemektedir.(Alkışlar)

    Cumhuriyet hükümetinin doğuda uygulamakta bulunduğu dostluk ve yakınlık politikası yeni ve güçlü bir adım attı. Sadabat’ta dostlarımız Afganistan, Irak ve İran ile imza etmiş olduğumuz dörtlü antlaşma, büyük bir sevinçle kayda değer barış eserlerinden biridir.(Alkışlar)

    Bu antlaşmanın çevresinde toplanan devletleri, aynı amacı sürdüren ve barış içinde gelişmeyi içtenlikle isteyen hükümetler arasındaki işbirliğinin gelecekte de iyi sonuçlar vereceğinden emin bulunmaktayız.(Alkışlar)

    Cumhuriyet hükümetinin, komşularıyla ve diğer büyük küçük devletlerle olan ilişkilerinde uyumlu bir düzen ve gelişme göze çarpmaktadır.

    Barış yolunda nereden bir çağrı geldiyse, Türkiye onu ilgi ile karşıladı ve yardımlarını esirgemedi.(Alkışlar)

    İspanya olayları nedeniyle Akdeniz ve Karadeniz’de alınması gereken önlemlere, Cumhuriyet hükümeti en geniş bir düşünce ile katıldı.

    Dünyanın her yanında olduğu gibi, bizi ilgilendiren alanlarda ve bu arada Akdeniz’de barış ve dengenin korunması, bizim yakından ve ilgi ile izlediğimiz bir konudur.

    Şunu da memnuniyetle söylemek isterim ki, Doğu Akdeniz ve Karadeniz suları ile Balkanlarda ve Yakın Doğuda, geçen yıl belirttiğim ilişkiler aynen sürdürülmüştür.

    Geçen yıldan beri dost ve müttefik devletlerin önemli devlet büyükleriyle bizim devlet adamlarımız arasında karşılıklı ziyaretler olmuş ve bu temaslar dostluklarımızın gelişmesine neden olmuştur.(Alkışlar)

    Hükümet bu son yıl içinde, devletlerle olan ticari ilişkilerini, ülkenin ekonomik bünyesine uyacak antlaşma ve sözleşmeler yaparak düzenlemiştir.

    Bunlar arasında Fransa, İngiltere, Almanya ve Sovyet Rusya ile imzalanan önemli ticari anlaşmalarını özellikle belirtmek isterim. Hükümetin dış kuruluşlarının, ekonomik kalkınma savaşımızda ilgili daireleri için bilgi ve haber alma ufuklarını genişleten yardımcı birer daire olarak çalışmalarını düzenlemek gereklidir.

    Dış politikamızın belirgin özelliğini kısaca antlamış olmak için diyebilirim ki, tuttuğumuz politik yol ve hedeften ayrılmıyoruz. Son yıllarda uluslararası ilişkilerde sürekli değişiklikler olmasına karşın biz bu karışıklığın ortasında, barışseverlik dolu duygularla karşılıklı dostluklarımıza uygun hareket ediyoruz. Onların nitelik ve alanlarını genişletmeye uygun düşüncesi ile, uluslararası durum ve görevimizi göz önünde tutarak çalışıyoruz. Bu yolda, özen ile çalışmayı sürdürmenin hükümete önereceğim en doğru karar olduğu düşüncesindeyim.(Alkışlar)

    Aziz milletvekilleri,

    Dünyaca bilinmektedir ki, bizim devlet yönetimimizdeki ana programımız, Cumhuriyet Halk Partisi programıdır. Bunun kapsadığı prensipler, yönetimde ve politikada bizi aydınlatıcı ana çizgilerdir. Fakat bu prensipleri, gökten indiği sanılan kitapların doğmalarıyla asla bir tutmamalıdır. Biz, ilhamlarımızı, gökten ve gaipten değil, doğrudan doğruya yaşamdan almış bulunuyoruz.(Alkışlar)

    Bizim yolumuzu çizen, içinde yaşadığımız yurt; bağrından çıktığımız Türk ulusu ve bir de, uluslar tarihinin bin bir acıklı olay ve sıkıntı ile dolu yapraklarından çıkardığımız sonuçlardır.

    Elimizdeki programın ruhu, bizi sadece bir kısım vatandaşlarla ilgilenmekten engeller, biz bütün Türk ulusuna hizmet ederiz. Geçen yıl içinde, parti ile hükümet kuruluşunu birleştirmekle vatandaşlar arasında ayrılık tanımadığımızı fiilen göstermiş olduk.(Var ol sesleri) Bu olayın bizim, devlet yönetiminde kabul ettiğimiz, «Kuvvet birdir ve o ulusundur» gerçeğine uygun olduğu ortadadır.(Alkışlar) Gücün tek kaynağı olan Türk Milletinin seçkin vekillerini, büyük mutlulukla, eğilerek selamlarım.(Bravo, yaşa sesleri, şiddetli ve sürekli alkışlar)

    Yorumunuz denetim için bekliyor.

    CEVAPLA

  63. Yagmur diyor ki:

    Velevki Islami kastetmemis olsun peki adama sormazlar mi o donemde Turkiyenin kacta kaci Hristiyandi yada Yahudiydide Ataturk onlari kastederek bu lafi soyledi yani hristiyan ve yahudiler o donem Turkiye de cok mu etkiliydiler birakin Allah askina cocuk mu kandiriyorsunuz.

  64. Yagmur diyor ki:

    Ama sunuda eklemek gerek din zaten dogma degil mi ? Ben sahsen bir musluman olarak dinin dogma oldugunu kabul ediyorum goklerden indigi sanilan kitaplarin dogmalriyla hareket etmeyecegiz sozu laiklige vurgu olarak alinabilir dinlere hakaret olmadigi kitaplarin gokten inip inmedigi kesin belli olmadigi icin boyle bir ifade kullandigi seklinde aciklama yapilirsa mantikli olur .Yoksa o sozu Hristiyanlara yada Yahudilere soyledi demek cok sacma.Biz bu ilkelerle hareket edecegiz yani bu ilkelerin degistirilebilir yada tartisilabilir oldugunu ,yani ayet gibi olmadigini vurgulamak icin, bu sozu soyledigi seklinde bir ifade cok daha mantikli ki boyle olduguna inanmak istiyorum. .

  65. Yagmur diyor ki:

    Cengizhan Turk ,yukarida kurani eksik yada yanlismis gibi gostermeye calistigin her seyin aciklamsi var ,mesela 2 kadinin sahitliginin 1 erkegin sahitligi olmasi hususu kadinin duygusal olmasindandir,mirstan yarim pay almasi islam hukunda kadinin eve nafaka getirmek icin zorlanamyacagi ,esine hizmet etmek zorunda olmadigi hatta cocuguna sut dahi verme zorunda olmadigindan evlenen erkegin evini rahat gecindirebilmesi icin boyle bir hukum verilmistir cunku kadin hicbir sekilde evi gecindirmek zorunda degil bu sekilde denge saglanmistir.Diger yazdiklarina gelince hepsinin cevabi var ama benim vaktim yok islam hukukunu oku yanlis bilgilerden arin ve yanlis bilgilerinide yayma.Kadinin dovulmesi diye bir ayette yok sadece namaz kilmalr ise hafifce ,hafifce kelimesine vurgu yapilarak vurabilirisniz deniyor ve baska bir ayette kadinlara iyi davraniniz cunku onlar Allahin size emanetidriler buyruluyor.Bosuna kuranda eksiklik armaya calisma bunu baska dine mensup olanlar yuzyillar boyunca denediler ve basaramadilar .Ayetlerde konusan kim diye sorduklarinin cevabi tabiki Allah CC.

  66. gürsel diyor ki:

    Zamanı ve mekanı yaratan Allahtır,dolayısı ile zamandan ve mekandan münehzeh olan yannızca Allahtır.Allahın yarattığı herşey ister mahluk deyin,ister varlık deyin islam inancına göre yaratılan herşey zamana ve mekana bağımlıdır.Nasıl ki insanlar yaratılmış ve zamana mekana bağımlı ise melekler ve meleklerden olan cebrailde yaratılmış ve zamana mekana bağımlıdır.Mearic suresi 4. ayet melekler ve ruh emredilen yere sizin gününüzle elllibinyıl olan bir günde yükselirler.bu ayetten anlaşılacağı gibi meleklerde zamana bağımlıdır.SIDRATÜL MÜNTEHA Kuranda geçer necm 14 sıdatül münteha son sedir arapçada gayb alemi ile varlık alemi arasında yaratılmışların yaklaşabilecekleri son sınır nitekim hadislerde miracta peygamberimize cebrailin bu sınırdan geçersem yanarım dediği sınır demekki cebrail zamana vemakana bağımlı varlık aleminden gayb alemine geçemiyor.Şimdi kuran bakalım duhan suresi 3. ayet andolsun onu yani kitabı hayırlı bir gecede indirdik buyruluyor yine kadir suresi 1. ayet biz onu kadir gecesi indirdik buyruluyor bu ayetlerde kuranın bir gece içersinde indirildiği buyruluyor oysa furkan 32 de o kafirler dediki onu yani kitabı toplu olarak bir defada indirilseydi dediler,biz onu kısım kısım[ yani 23 senede] indirdik buyruluyor.bunu müfessirler şöyle yorumlamıştır kuran gayb aleminden varlık alemine bir gece içinde indirilmiş yine zamana ve mekana bağımlı olan cebrail adlı bir melek tarafından insanlığa 23 sene içersinde indirilmiştir kuran bizim semamıza yani göğe en yakın olan 7. kat gökte beytül izzet olarak göke veya semaya indirlmiş oradanda insanlığa indirilmiş yani kuranın insanlığa indirilmesi göktendir siz buna bizim zaman boyutumuza en yakın başka bir zaman boyutu veya en yakın galaksi ne derseniz deyin ama gök olarak tarif edilen yaratılmış varlık alemi içindeki bir mekandaN İNDİRİLMİŞTİR

Leave a Reply