BİLİM FELSEFE DİN Rotating Header Image

Öykü: Fırtınayla gelen (Mete Tunç)

Fırtınayla gelen

 

Kıyamet mi yoksa, dedirtecek kadar çıldırmış bir atmosfer hareketi Ekim ayında şehrin üzerindeydi. Fırtına ve şiddetli yağmur, okyanuslara kıyı olan yerleşimlerdeki kasırgalarla yarışacak düzeydeydi adeta. Görüş mesafesi neredeyse sıfıra düşmüştü; trafik lambaları bağlantı yerlerinden kıvılcımlar saçarak büyük gürültüyle kopuyor ve uçuyordu. Sadece lambalar mı? Koca motosikletin havalandığını, taklalar attığını gördüm. Yağış bu şiddetle sürerse insanların, araçların yüzdüğüne de görecektik!

 

Henüz öğleden sonraydı. Ama hava kararmıştı. Odanın ışığını açtım. Hemen ardından kapatarak “kıyameti” pencereden izlemeye koyuldum…

 

Dışarıdaki kaos bütün hareketliliği ile devam ediyordu. Ama odada ve tabii evde, birkaç saniye önceki sükunet yoktu. Ya ne vardı?

 

Sessizce alıp verdiğim nefesime ve duyulmayan kalp atışlarıma bir vızıltı, bir titreşim eşlik ediyordu artık. Açık kalmış bir cihazın sesini o anda mı duymaya başladım, diye düşünerek cihazları kontrol ettim. Bütün cihazları ve o arada televizyonları düğmelerinden kapattım. Ses devam ediyordu. Radyatörden mi geliyor acaba, zannıyla boruları dinledim. Hayır, oradan da gelmiyordu. Nihayet, üst veya alt kattandır, diyerek dikkatimi dışarıya vermeye çalıştım. Fakat bu yöntemle kaybolmuyordu ses. Arttı, arttı; hem frekansı, hem şiddeti…

 

Bir “şey” geliyor veya geldi de beni (iletişim için ve biyolojik ve “ruhsal” bakımdan) hazırlıyor muydu? Nasılsa, tam olarak böyle düşünmüştüm. Gerçekten…

 

Temas, sırtımda, omuzlarına yakın bölgelerde başladı. Bütün vücudumu sardı, adeta bir fanus içine alındım. Bir şey, farklı bir şey olduğunun ve yaşadığımın farkındaydım. Zihni faaliyetlerim devam ediyordu, bilincim açıktı, uyanıktım! Ama ilginçtir; olağandışı bu duruma karşı en küçük bir tepkim ve korkum söz konusu değildi (Demek hazırlık boşuna değilmiş!).

 

Sırtımı pencereye döndüm, veya döndürüldüm. Tam karşımda, kitaplığın önünde, benim gibi, aynı boyda, aynı cinste, aynı… her şeyiyle aynım olan bir siluet belirdi. Yine o fanus içindeydim, yine korkmuyordum. İlk aklıma gelen, dünya dışı akıllı canlıların benimle iletişime geçmeye çalıştığı veya geçtiği idi. Benim tıpkım olan siluet, benim ses tonumla, ses rengimle, vurgularımla… benim sesimle konuşuyordu. Zihnim çalışıyordu, evet; fakat dışarıdaki fırtınayı, rüzgarı, yağmuru artık duymayışım, rüya gördüğümün bir işareti miydi? Yoksa, içinde bulunduğum fanus mu buna engeldi?..

 

Emin değildim. O nedenle, selamlama, “buyur etme” ve hal-hatır ile ilgili başlangıç cümlelerinden sonra sordum, sen gerçek misin, diye. Emin ol, dedi. Sen nesin, diyecekken, demem gerekirken, nerelisin, deyiverdim! Sabit bir yerde yaşamıyorum, gezginim, dedi esprili bir tonla. Ne olduğunu öğrenmeliydim. Siz kimsiniz, uzaylı mısınız, dedim. “Uzaylı” terimi garip kaçmıştı, ama aklıma o gelmişti. Bir bakıma, dedi, çünkü sizlerden farklı olarak uçma yeteneğimiz var.

 

Anlamamıştım… “Uzaylı” değilse, o halde… O halde “şey” misiniz, soruma gerek kalmadan, biz ateşten yaratılanlardanız, dedi. “İnsanların, yani sizin varlığınıza inananların tamamı sizden korkar, hatta bazıları adınızı söylemenin gelmenize yol açacağı sanısıyla size üç isimli(ler) der. Ayrıca, cin çarpması olayları anlatılır. Oysa ben hiç korkmuyorum şu anda; neden?” soruma, tamamen tarihsel, geleneksel yakıştırmalar ve bütün bu söylediklerinden fayda sağlayanların iddiaları, cevabını verdi.

 

Bir siluet de olsa, görüntü ve ses kendiminkiler ile aynı olduğundan kendimle konuşuyor hissine kapılarak, başka bir “biçim” alıp alamayacağını sordum. Elbette, bir başka zaman Hülya Avşar olurum, ama başka bir zaman, dedi, sesine müstehzi bir renk katarak. Türkan Şoray’ı tercih ederim, dedim, sesime ciddi olduğumu belirtir bir renk vererek ben de!..

 

İsmin ne, diye sordum. İnsan sesleriyle seslendirilemeyen bir isimmiş. “Fırtınayla gelen” diyebilirmişim!..

 

Saatlerce, oradan-buradan, her şeyden konuştuk “Fırtınayla gelen” cin kardeşimle. Öyle espriler yapıyordu ki gülmekten mideme kramplar giriyordu ve nefesim kesiliyordu adeta.

 

Bir ara aklıma geldi ve neden ben, diye sordum. Piyango, dedi… Ne ikram edebilirim, diye sorma bilgisizlik ve nezaketsizliğini göstermedim… İznini isteyerek su ve sigara içtim ve tuvalete gittim…

 

Sabaha doğru, gün ışımadan o izin istedi. İzin vermeyi istemezdim ama…

 

Çevremdeki fanus oluştuğu gibi yavaş yavaş dağıldı. Kitaplığın önündeki siluet, “Fırtınayla gelen”, gülümseyerek odayı terk etti…

 

Dışarıdaki fırtına ve yağmur kesilmişti…

 

Not1. Yukarıdaki öyküyü, aklıma gelen bir takım sorular üzerine kaleme aldım. Bu sorular ve sorunu hikayede vurguladım: Cinlerden neden korkuluyordu, cinler neden korkulan yaratıklar olarak düşünülmüş, dinler bu durumu nasıl kullanmış..!?

İnsanlar, bin yıllar boyunca zihinlerinde yarattıkları, doğa üstü (ve korkutucu) varlıklar olarak telakki ettikleri cinleri nihayet “kutsal” kitaplara da almışlar, ve bundan itibaren de cin kavramı artık “resmileşmiş”!

Peki neden, sadece korkulan, korkutan…?! Çünkü Ortadoğu’nun tek tanrılı dinleri korkutma üzerine kurulmuştur da ondan! Din kurucularının, bunların kitaplarını yazanların birinin dahi cin(ler) konusunda “sıra dışı” bir bakışı/yorumu olmaması üzüntü vericidir! Bir “yazar” olarak, biraz yaratıcılık beklemek, ummak hakkımdır; hayal kırıklığına uğramam ise doğaldır!

 

Not2. “Cin çarpması” denen (insanların orasının-burasının deforme olması, oynaması vs.) olayında, o insanların duygusal durumları ve nasıl bir çevrede yetiştirildikleri, mesela cinlerle ilgili hikayeler ile korkutulup korkutulmadıkları incelenmelidir (Herhalde incelenmiş, incelenmektedir.)!

Bu yazı (17.05.2009 tarihinden itibaren) toplamda 5613, bugün ise 1 kez görüntülenmiştir.

30 Comments

  1. Ejderha diyor ki:

    Bir yaratıcıyı kabul ettikten sonra cinleri, melekleri, vahyi kabul etmek zor şeyler değil. Bir yaratıcıyı kabullen(e)meyenlerin cinlerle, meleklerle uğraşması da anlamsız bir uğraş olsa gerek.

    Dinlerde sevgi, saygı, merhamet v.s. ön plandadır. Korku ve ceza arka plandadır. Cinler de korkulan, korkutan yaratıklar olarak tanıtılmaz. Tıpkı insanlar gibi kulluk vazifesini yerine getirmesi beklenen varlıklardır. Cinler farklı boyutlarda var olan varlıklardır.

  2. Mete Tunç diyor ki:

    Ejderha’ya:
    “Vahiy” ifadesini kullandığınıza göre, “yaratıcı” ile Allah’ı kastediyorsunuz. Buna göre, Allah’ı anlatan, tanıtan, bizatihi onun kitabı Kuran’ı esas alıyorsunuz demektir. Kuran’ı okuduktan sonra “Allah”a, meleklere, cinlere vs. inanmışsanız/inanabiliyorsanız… sizin tercihinizdir…
    İkinci paragraftaki yazdıklarınız, Kuran’la, İslam tarihiyle, gelenekle vs. uyumlu değildir. Bkz. Kuran.

  3. fuatogl diyor ki:

    Dinlerde sevgi, saygı, merhamet v.s. nin on planda oldugunu soylemek tamamiyle iyi dusunulmus bir “Halkla Iliskiler” yontemidir, reklam kusagidir. Tamamiyle totaliter bir zihniyete sahip olan ortadogu dinlerinin bu tarz kurnaz halka iliskiler yontemlerine ihtiyaci var. Halkini seven merhametli kral palavrasindan bir farki yok.

    Bu bahsedilenler aslen insana has olan ozlemlerdir, onun varligi ile anlam bulan ona ickin ozelliklerdir, disaridan enjekte edilen birsey degil kesinlikle. Boyle bir dusunce insani kucuk dusurucu totaliter bir zihniyetten cikiyor.

  4. Kurandaki Din diyor ki:

    Kuranda (Tevrat ve Incilde oldugu kadar, veya daha da fazla)
    gunumuzun somut bilimsel verileriyle acikca CELISEN

    =Bilimsel acidan “Tamamen Abzurd” bildirimler,

    =Bilimsel acidan bugun icin “Tamamen Gecersiz” bildirimler,

    =Bilimsel acidan hicbir zaman onaylanmasi mumkun olmayan
    “Tamamen 5 Duyu Ustu” bildirimler mevcut olmalidir.

    (Bu konuda bazi net ornekler icin
    bkz. 6 GUNDE YARATILIS konusu
    yorumlar bolumu
    42 Nolu yorumdan itibaren….)

    Dolayisiyla boyle bir Kitabin gunumuzun Ateist & Agnostik vs. insanlarini (Kuranin tanittigi) bu Yaraticiya ikna edecegini dusunmek
    pek asilsiz bir iddia olur, temenniden oteye gecemez sanirim.

    Nitekim bugun bilim dunyasinda Ateizmden Teizme gecis yaptiklari soylenen unlu bazi bilim adamlarinin

    Kuranin (Tevratin veya Incilin)
    tanittigi Tanri kavrami ve ogretisiyle acikca dalga gecmeleri
    ve bunu asla ciddiye almamalari
    bunun diger onemli kanitlarindan biri olmalidir.

    Saygilarimla.

  5. Ejderha diyor ki:

    Kurandaki Din,

    Orda yazılanların ciddiye alınır bir tarafı yok. Tarih boyunca ezici çoğunluk Kuran’ı bilmem nereleriyle okumamıştır. Motamot okumakta neyin nesidir yahu? Örnek olması açısından, Tanrı için 1 günün bin yıl, melekler için 50bin yıl olduğunu iddia etmek nasıl bir mantıktır. Burdan her aklı selim zamanın göreceli bir kavram olduğu sonucunu çıkarır. Bu da bilimsel gelişmelerle uyumlu bir sonuçtur. Kuran’ı kimin nasıl okuyacağı ve nasıl okunması gerektiği 6 gün konusunda da belirtildiği gibi Kuran’da açıkca ve veciz bir şekilde yazılmıştır. Anlayana sivrisinek saz,

  6. Kurandaki Din diyor ki:

    sayin Ejderha,

    Motamot okumak,
    bir seyi oldugu gibi
    duz, basit ve en acik anlamiyla okumak anlaminda olmalidir.

    Allah icin 1 gunun 1000 yil oldugu
    en mutlak ve en acik bir sekilde bildirilmis olmalidir
    Kuranda. (Bkz. Hac 47)

    Ancak Allahin bizzat icinde bulunmadigi ortamlarda
    bu gun sayisina diger bazi degerler (bahsettiginiz 50000 yil) verilmis olabilir.

    Fakat bu deger Allahi baglamaz.
    Cunki Allahi baglayan en temel deger
    en mutlak ve en acik bir sekilde –degismez sekilde–
    1000 yil olarak verilmis olmalidir, yukarida ilettigim Ayette.

    Evet, haklisiniz: Anlayana sivrisinek saz olmali.

    Fakat malesef siz 6 GUNDE YARATILIS basligi altinda verilen
    (#42 numaradan itibaren) hicbir argumani anlamamis olmalisiniz, gercekte.

    Eger iddianizda samimiyseniz,
    yaniniza iyi Kuran Arapcasi bilen ve orada sunulan argumanlari anlama yetisine sahip birini alarak

    orada verilen tum muhkem & acik MOTAMOT argumanlari
    cevaplandirmanizi,
    ve eger mumkunse “yanlislamanizi” oneririm, ACILEN.

    Eger yukarida (#4) nolu yorumda bildirilen o temel yaklasimlarin
    yanlis oldugunu gercekten kanitlamak istiyorsaniz!

    Saygilarimla.

  7. Ejderha diyor ki:

    Mete Tunç bey,
    Kuran’ı okuduktan sonra “Allah”a, meleklere, cinlere vs. inanmışsanız/inanabiliyorsanız… sizin tercihinizdir…
    İkinci paragraftaki yazdıklarınız, Kuran’la, İslam tarihiyle, gelenekle vs. uyumlu değildir. Bkz. Kuran.

    Kuran’a baktım. Cin süresini okudum. sizin yazdıklarınızdan hiç bir eser göremedim. Ne korkutan, ne korkulan, ne de korkulması gereken bir varlık olarak tanıtılmıyor cinler. Hiç bir anormallik yok. Sizin kafanızdaki dinin gerçek dinle bir ilgisi yok. Siz küçükken dinlediğiniz masalların etkisinde biraz fazlaca kalmışsınız. Basitce söylemek gerekirse, siz kafanızdaki dini inkar ediyorsunuz. sizin için üzgünüm ama, bizim dinimiz sizin kafanızdaki din değil. Hikaye yazmaya devam edin siz.

    Sayın Kuran’daki Din,

    Siz benim ne yazdığımı okumuyor musunuz? Benim gerçekten motamotun ne olduğunu sorduğumu mu sandınız? Kuran’ın müteşabih(sembolik) ayetlerinin motamot okunmaması gerektiğini söylüyorum. En düz anlamıyla göğün ve yerin 6 günde yaratıldığını düşünürseniz Kuran saçma bir kitap olur. 1 günü diğer ayetlerle sizin yaptığınız gibi 1’e bir aynı manada(6000 yıl) düşünürseniz de ortaya saçma bir sonuç çıkar. Tanrı için 1 gün 1000 yıl, melekler için 50bin yıl gibi düşünürseniz de saçma gelir. Eğer Kuran’ın Allah sözü olduğu düşüncesiyle okursanız kastedilenin göreceli bir zaman dilimi olduğunu anlarsınız. İllaki bu insan sözü bak ne kadar saçma demek isteyenlere de diyecek bir sözüm olamaz.

  8. Mete Tunç diyor ki:

    Kuran: 1000/50000 yıl!

    İncil’de, 2. Petrus, 3: 3,4 (Elimdeki Kutsal Kitap’ta 3:8): “Sevgili, kardeşlerim, şunu unutmayın ki, Rab’bin gözünde bir gün binyıl, binyıl bir gün gibidir.(1)” der. (Hem … hem de..!)

    Şimdi de, Kuran ve İncil’in kaynağını, Tevrat’ı okuyalım… Mezmurlar 90:4: “Çünkü senin gözünde binyıl, Geçmiş bir gün, dün gibi, Bir gece nöbeti gibidir.”(1)

    Öyle ya da böyle, en az 2500 yıl önce insanlar, zihinlerinde, “kendi çaplarında” bir görelilik anlayışı geliştirebilmişlerdir.

    (1) Tevrat’taki ifadenin nereden kaynaklandığını bilmiyorum. Ama İncil’deki ifadeler Tanrı’nın vaadinin neden geciktiği eleştirisine binaen söylenmiştir. Kuran’daki ayetler de (galiba) benzer saiklerle, Tevrat ve İncil’den (kulaktan duyma) kopya ile yazılmıştır. Sadece bu husus bile o ifadelerde aşkınlık aranmasının abesliğinin göstergesi olarak telakki edilebilir.

  9. Mete Tunç diyor ki:

    Mecaz:

    Her insan kendine, eğitim düzeyine, meşrebine göre Kuran’ı yorumluyor, İslam’a inanıyor vesselam. İnansınlar da tutarlı olsun tezleri. Ki olamaz! Çünkü, mecaz ayetler için “sağlam” deliller bulamazlar, kriter belirleyemezler ve o ayet mecazsa şunu da mecaz kabul edemez miyiz, sorusu karşısında zorlanırlar.

  10. Kurandaki Din diyor ki:

    sayin Ejderha,

    İllaki bu insan sözü bak ne kadar saçma
    demek isteyenlere de diyecek bir sözüm olamaz.

    demissiniz yukarida.
    Benim temel iddiam ise bu degil zaten.
    Benim soyledigim sadece:

    Kuranda ateist & agnostik vs. insanlari bu Kuranin tanittigi Yaraticiya inanmalari acisindan ikna edecek DELILLER MEVCUT DEGILDIR!

    Kuran zaten hicbir yerde ateist & agnostikleri vs. ikna etmeye de ASLA CALISMIYOR, dikkatli okunursa.

    Eger Kuranin hedef aldigi kitle gercekten bu ateist & agnostikler olsaydi,
    ve Kuran yukarida aciklamaya calistigim tum o

    bilimsel acidan “abzurd” bircok anlatilari
    bilimsel acidan “tutarsiz” bircok anlatilari
    bilimsel acidan artik “gecersiz” bircok anlatilari

    bu derece rahatca veren bir Kitap olmasi nedeniyle
    coktan ruhuna fatiha okunup ebediyen “rafa kaldirilmis” bir Kitap olmasi gerekirdi, sanirim!

    Fakat Kuranin temelde boyle bir iddiasi olmadigi icin,
    inananlarin gonlunde gecerliligini aynen korumasi pekala herzaman mumkun olabilir.

    Saygilarimla.

  11. Mete Tunç diyor ki:

    Ejderha’ya:
    Cinlerle ilgili ayetler, sadece, Kuran (son kez) yazıldıktan/derlendikten epey sonra bölümlendirme, isimlendirme işleminde Cin Suresi diye nitelenen bölümde yer almaz (ki o sure de salt cinleri anlatmaz!). Kuran’ın/mealinin arkasındaki indeks kısmından diğer ayetleri de okuyabilirsiniz. Kuran’a göre, Cinlerin alevden/ateşten yaratılmaları ve görünmezlikleri bile, toplumdaki cin korkusunu beslemeye yeterdir. Nitekim, bu korku, yüzyıllardır, sayısız olaya (saçmalığa, ranta, sapıklığa vs.) kaynaklık etmektedir (Başka bir coğrafyada, toplumda yaşamıyorsanız bunları biliyorsunuzdur!)
    Kuran çok şey söyler ama hiçbir şey açıklamaz! Cin hususu da böyledir. Pek çok tekrar sözden başka cin(ler) hakkında hiç bilgi vermez. Vermez, veremez (Kuran’da yazılanlar, yazanlarının/derleyenlerinin hayal güçleri, kapasiteleri kadardır); çünkü cin yoktur!
    Müslümanken aynen sizin gibi düşünürdüm. “Sevgi” temelli hikayelerle büyüdüm; paranoya derecesinde (hatta pek) cin korkusu yaşamadım. İslamiyetle, müslümanlarla ilgili kişisel-kötü bir deneyiyim de yok… Özetle, geçmişime yönelik “kafanızdaki” senaryo da yanlış.
    Kuran’ı (baştan-sona) bir kez okuduğunuzda, inanmaya ihtiyaç duymadığınızda, kendinize ve/veya çevrenize sorduğunuz sorulara verdiğiniz ve/veya verilen cevaplar sizi tatmin etmediğinde, eğer dinden geçinmiyorsanız, 7. yüzyılda ortaya çıkmış, Yahudi ve Arap kültürünün ürünü bir kitaba/dine inanmaktan kurtulacaksınız. O noktaya ulaştığınızda, artık “başka” insanlar için üzüleceksiniz!

  12. Ejderha diyor ki:

    Mete Tunç,

    Cinlerle ilgili kurduğunuz korku imparatorluğundan geriye sadece alevden/ateşten yaratılmış ve gözle görülmeyen varlıklar kaldı:-) Bak şu işe ki dinler de ejderhalar geçmiyor, hatta cin çarpmasının da bahsi geçmiyor:-) Bu dinler de bazen çok oluyor. İnsan hazır din uydururken(!) kaf dağının arkasındaki yedi başlı ejderhayı filan da ekler, değil mi?:-)

    Öyle ya da böyle, en az 2500 yıl önce insanlar, zihinlerinde, “kendi çaplarında” bir görelilik anlayışı geliştirebilmişlerdir.
    Ne de olsa Allah’ın sözü olma ihtimali yok değil mi?:-) Kaynak aynı olunca kitaplar da oldukça benzer oluyor:-)

    Allah inancınız yoksa din de bir şey ifade etmez, cin de, melek de. Allah inancı ve din “ben bu dünyada ne diye varım?” sorularının alternatifsiz cevaplarıdır. Bu yüzden inanma ihtiyacının ortadan kalkması iddiası boş bir teselliden ibaret. Ben sorgulamalarımı yaptım, cevaplarımı buldum. Gerçekten de başka insanlar için üzülüyorum.

  13. fuatogl diyor ki:

    Korku imparatorlugu kuruyormus arkadaslar. Ama gundelik hayatta nedense ne zaman inancsiz oldugumuzu saskinlikla duyan bir inancli vatandas gorsek “ya varsa, cehennemden korkmuyormusun” gibi komik seyler ifade etmek zorunda kaliyorlar. Tabi bunlar sadece tesaduf :D
    Kucukken ailelerin cocuklari cehennemle korkutmalari, seytanla korkutmalari elbette sadece tesaduf.
    Yada dinlerin temel paradigmasi “ya kabul et, yada olumden sonra cezalandirilacaksin (tabi asagilik iskence yontemleri ile(bkz:Gazali))” gibi bir zelandirma zaten yok degil mi? Saka mi ediyorsunuz insanlarla yoksa dalga mi gecmeye calisiyorsunuz?

    Ortadogu dinlerinin temel mantigi tam anlamiyla totaliter bir oz tasiyor. Inkar edilemez bir bizimde onumuzde duruyor tum acikligiyla.

  14. Ejderha diyor ki:

    Gene konuyu anlamadan balıklama dalmışsınız Fuatogl. Sizin demogojiden başka, ezberlediğiniz şablonları sağda solda yazmaktan başka yapabileceğiniz bir şey yok mu?

    Sanırım sizin çalışma mekanizmanızı çözdüm. Bazı kelimeler ezberlediğiniz konularda bir çağrışım yapıyor. Tetiklendiğiniz anda aklınıza ne gelirse yazıyorsunuz. Bu durumda yapılacak en iyi şeyi yapacağım.

  15. fuatogl diyor ki:

    Gene konuyu anlamadan balıklama dalmışsınız Fuatogl

    Kullandiginiz usluba bakarsak kimin demagoji kimin cevap vermemekle ugrastigi ortada sanirim. Ben gorusumu yaziyorum, e haliyle iddianiz komik olunca, ister istemez verilen karsilik bunu vurguluyor. Kendiniz de sanirim bu durumu gorunce iyice asabilesip demagoji demagoji diye yukaridakina benzer tamamen kisisellestirici yontemlere basvuruyorsunuz.

    Ortadogu dinlerinin temel mantigi tam anlamiyla totaliter bir oz tasiyor.

    Yok degildir diyebiliyormusunuz? Diyemiyorsunuz! Ne kaliyor geriye? Yorumcuya satasmak kaliyor tabii ki.

    Ozellikle korkutucu ceza ve odul uzerine ikna gucu yaratmayta calisdigi dogru mu yanlis mi? Cevap sersenize benimle ugrasacaginiza? Yanlis mi yaziyorum yoksa cevap vermek zor mu geliyor?

    Insan savunulmasi akillara zarar iddialari ortaya atarsa, ejderha gibi iyice asabilseyor sanirim. Biraz sakinlesmenizi oneriyorum ejderha. Sakinlestikten sonra cevap vermeye calisin yorumcularla ugrasacaginiza, burada herkesi ayni uslub ile provoke etmeye calisiyorsunuz!

  16. fuatogl diyor ki:

    Ejderha bey, aklima geldi sorayim hemen. “asagilik iskence yontemleri” demem mi sizi asabilestirdi iyice?

    Resmen iskenceden bahseden birsey var ortada, dev bir fil oturma solunumuza kurulmus citlatarak cekirdek citliyor ama hic orali olan yok.
    Bunlari dile getiriyoruz diye, “nasil korkutma yokmus yahu?” dedigimiz icin de demagoji yapmakla suclaniyoruz. Akil alir gibi degil.

    Size sunu oneriyorum eger asabiliginizin sebebi dedigim sekilde ise; bana mesela yanan insanlara ceza olarak kisgin erimis metal icirmenin hangi sekilde mesru oldugunu anlatin – ikna edin beni. Bende karsiliginda sozumu geri alayim. Yoksa siz ister sablon deyin, ister iskelet ister demagoji, pek kar etmez.

  17. Mete Tunç diyor ki:

    -Ejderha’yı anlıyorum… Zira onun duygularını bir dönem (10 yıl!) ben de yaşadım… Onun açısından bir eksiklik, benim “dönüşümümü”, şu andaki huzurumu bilememesi.
    -Bazı şeyler, deneyimler dinlenerek/okunarak değil, herhalde ancak yaşanarak öğrenilebiliyor.
    -Din/inanç, yüzyıllara-binyıllara dayalı bir kültürle adeta genlere işler; onun örgüsünden kurtulmak, sözkonusu kültür, psikoloji, aidiyet duygusu vs. nedenleriyle çok zordur.
    -Bir husus gözardı ediliyor: Bugün “din/İslam” kapsamında sunulan inançlar, ibadetler, tarih; Muhammed’in ölümünden çok sonra, onlarca, hatta yüzyıllarca yıl boyunca oluşturulmuştur…
    Not. “Korku” konusunu fuatogl gayet güzel örneklemiş, o yüzden yukarıda yazdıklarıma şerh düşmeyeceğim, çünkü tarih boyunca ve günümüzde yaşanagelen olayları herkes, bu arada ejderha da biliyor!

  18. Bigalıoğlu diyor ki:

    “Kuranda ateist & agnostik vs. insanlari bu Kuranin tanittigi Yaraticiya inanmalari acisindan ikna edecek DELILLER MEVCUT DEGILDIR!”

    kardeş,sana da alttaki linki önereyim.bir oku istersen.korkma emi!!!
    http://bigalioglu.blogcu.com/tanri-nin-hipotezleri_15239361.html

  19. azerturk diyor ki:

    Fuatogl,gardaşım ne cavabı gözleyirsen Ejdarha gardaşımdan? Zaten durumları çok zor,kritik. İnanmıram ki,bunların verdikleri cavablar 21 yüz ilde kimlerese maraglı olsun.
    21 yüz ilin insanları yemekle,içmekle yok,informasiya ile kidalanırlar. Ejdarha gardaşım,durum getire bilersinizmi bu informasiyanın karşısında?
    Allah hofu,cehalet,bilime nifret insanlığı 1500/3500 sene geri saldı. Yoksa bunları görmemezlikdenmi gelirler?

    hamınıza hörmetler

  20. Ejderha diyor ki:

    Herşeyden önce ben dinde ceza kavramı olmadığını söylemedim. Sağda solda duyduğunuz hikayeleri/masalları genelde dinlere, özelde İslam’a maletmeye çalışmanıza itiraz ettim. Yazının konusu kapsamında Mete Tunç’un cinler konusunu nasıl çarpıttığını gösterdim. Sevgi hikayeleriyle büyümüş insanın yaptığına bakın siz:-)

    Genel olarak cehennem, ceza v.s. konularında hiç bir sıkıntım olmadığını bilmenizi isterim. Bakıyorum da mal bulmuş gibi hepiniz hücum ettiniz.

    Mete Tunç, ben de sizin yaşadıklarınızı çok iyi anlıyorum. Sizin eksikliğiniz benim bulduğum cevapları bulamamış olmanız, dereyi geçmeye çalışırken boğulmuş olmanızdır. İnsanın kaybedecek bir şeyi kalmayınca çok huzurlu olduğunu zannediyor, değil mi?:-)

    Bütün klasik şablonlarınızı tek tek döküyorsunuz maşallah. Yeri geldiğinde her birinin cevabı verildi, veriliyor, verilecektir.

  21. Kurandaki Din diyor ki:

    Sayin Bigalioglu,

    kardeş, sana da alttaki linki önereyim.
    bir oku istersen. korkma emi!!!

    http://bigalioglu.blogcu.com/tanri-nin-hipotezleri_15239361.html

    demissiniz. Tesekkur ederim.

    Ben de size bu vesileyle
    asla korkmadan
    bu tip Meal carpitmalari & manipulasyonlari sonucu
    uretilen bircok

    Kuranin Bilimsel Mucizeleri?? yerine,

    once oturup iyi bir Kuran Arapcasi ogrenmenizi,
    daha sonra

    6 GUNDE YARATILIS
    bolumunde sunulan
    ve bugun Kurani Kerimde yer alan

    =bilimsel acidan “tamamen abzurd”

    =bilimsel acidan “tamamen gecersiz”

    bircok somut orneklere (42 Nolu yorumdan basliyor)
    somut cevaplar bularak ise baslamanizi oneririm.

    Dilediginiz Ilahiyatcidan & Diyanetciden vs. yardim isteyebilirsiniz.

    Eger Kurana samimi olarak inanmak istiyorsaniz,
    bunlari bilmek ve ogrenmek
    ve sonra dilerseniz durust bir sekilde inanmak
    hakkina sahip olmalisiniz, elbette.

    Bunu yapabilirseniz ancak, yukaridaki su “iddiami”

    “Kuranda ateist & agnostik vs. insanlari bu Kuranin tanittigi Yaraticiya inanmalari acisindan ikna edecek DELILLER MEVCUT DEGILDIR!”

    seve seve geri alirim.

    Saygilarimla.

  22. Mete Tunç diyor ki:

    Ejderaha’ya:
    Kuran’ı okuyan her insanın kitabı bitirdiğinde aklında kalanlardan bir tanesi “sonsuz cehennem”dir. (“sonsuz cennetten” ziyadedir). Cinler gibi ateşten yaratılmış zabanilerdir. Kan ve irindir vs. Bir de ceza kavramı olmadığını söyleseydiniz yani! Ceza’nın “Allah”ı var “diğer tarafta”!
    “Allah”, kendi yarattığı, kendinin ömür biçtiği, davranışları-hastalıkları vs. kendi bilgisi dahilinde olan, hatta kendisine inanıp inanmaması kendi inisiyatifinde olan insandan hesap soruyor, onu kısa ömründe yapıp yapmadıklarıyla “sonsuz” olarak ödüllendiriyor ve çok daha fazla cezalandırıyor..!?
    Bu soruna/soruya, kendilerini ikna edebilecek bir cevap veriyorlarsa, biliyorlarsa… inancın, hala inanıyor kalmanın arkasından başka saikler aranması tabiidir, gereklidir.
    (Benim gibi dinsizler için “üzülüyor olmanızın” sebebi, malum sonsuz cehennem inanışınızdır. Biz dinsizler (ateistler, agnostikler ve deistler) de, sizin cennet avuntusuyla ömürler geçirmenizi “tebessüm ederek” izliyoruz!)
    Ortadoğu dinlerinin Allah’ı (Yahve’si, Jesus’u), kusurlu, tutarsız vb. tanrıdır/tanrılardır. Bu doğaldır; zira o yüzyılların/binyılların insanlarının ufukları, vizyonları, bilgileri ancak o düzeyde tanrı tasavvurları yapabilecek seviyededir. Bugün tesitlerin kafalrında “şekillendirdikleri”/inandıkları tanrı ile,
    Cin konusunu Kuran’dan başlayarak, anlamamakta, görmezden gelmekte devam ediyorsunuz. Üstelik konuyu çarpıttığımı bile iddia edebiliyorsunuz!
    “İnsanın kaybedecek bir şeyi kalmayınca çok huzurlu olduğunu zannediyor, değil mi?:-)” diyorsunuz. Bu hükme nereden vardınız anlayamadım?! Bu cümleden, benim de şu soruyu sorma hakkım doğuyor: Siz, kaybedecek şeyleriniz olduğu için mi Müslüman kaldınız, kalıyorsunuz?! İman, eldeki şeylere mi bağlı?!
    Dinsizlerin “klasik şablonları”, ortadoğu dinlerinin binlerce yıllık literatürü, ezberleri yanında çok azdır; fakat o “şablonlar”, daha doğrusu “sorular”, yüzbinlerce ciltlik literatürü sarsmaya yetmektedir!

  23. Mete Tunç diyor ki:

    özür:
    “Ortadoğu dinlerinin Allah’ı (Yahve’si, Jesus’u), kusurlu, tutarsız vb. tanrıdır/tanrılardır. Bu doğaldır; zira o yüzyılların/binyılların insanlarının ufukları, vizyonları, bilgileri ancak o düzeyde tanrı tasavvurları yapabilecek seviyededir. Bugün teistlerin (Yahudilerin, Hristiyanların, Müslümanların) kafalarında “şekillendirdikleri”/inandıkları tanrı ile…” paragrafı yarım kalmış. Devamı:
    kıyaslanamaz farklılıklar gösterir: O tanrılar, yakın yüzyıllara kadar (17. yüzyıl diyelim) göktedir (kainat-evren, güneş sistemi, galaksiler bilgisine sahip değildir insanlık), gökte tahtı vardır, gökten melekler gönderir, peygamberlerini göğe (kendine) yükseltir vs…
    Bu husus, makale-kitap konusudur; dilerim bir araştırmacı, teistlerin/din adamlarının yüzyıllar, özellikle 17. yüzyıldan önceki ve sonraki tanrı tasavvurlarını içeren bir eser kaleme alır.

  24. Ejderha diyor ki:

    Mete Tunç,

    1-) Tutarlı olmak güzel bir şeydir.
    Benim gibi dinsizler için “üzülüyor olmanızın” sebebi, malum sonsuz cehennem inanışınızdır. Biz dinsizler (ateistler, agnostikler ve deistler) de, sizin cennet avuntusuyla ömürler geçirmenizi “tebessüm ederek” izliyoruz!

    Daha önce bizler için üzüldüğünüzü söylemiştiniz. Şimdi tebessüm ettiğinizi söylüyorsunuz.

    2-)Doğru konuyu tartışmakta güzeldir. Ben ana konunun dışına çıkılmasından hoşlanmıyorum. Bu şekilde konuyu başka taraflara çekme olayını kibarca demogoji olarak nitelendiriyorum.

    Cinlerden, öcülerden, canavarlardan korkmak ile cezadan korkmak farklı kavramlardır. Sapı ve samanı karıştırmayınız.

    Ben sizin cinlerin dindeki durumuna ilişkin yaklaşımınızın yanlışlığına vurgu yapmıştım. Kuran’da cinler sizin dediğiniz şekilde korku içerikli varlıklar olarak geçmiyor.

    Bir konuyu konuşurken başka konuları gündeme getirip bak cevap veremedin, bizim şablonlarımız sizi dövdü demeniz de basitce demogojidir. Mesela Dinlerdeki Tanrı’nın tutarsız olduğunu iddia etmek böyle bir şeydir. Cinlerle cehennem arasında zoraki ilişki kurmanızda böyle bir şeydir. Zebaniler ile cinler ateşten yaratıldığı için cinlerin de korkunç yaratıklar olması gerektiğini iddia etmek ise gülünç bir iddiadır.

    Sizin basitce ifade ettiğiniz soruları, daha doğrusu konuları(ceza, cehennem, Tanrı, Kuran’daki sembolik anlatım, dinler yüzünden geri kaldık v.s.) izah etmek için uzun yazılara ihtiyaç var. Ben size böyle bir niyet belirtmedim. Cevaplamak için de bir girişimde bulunmadım. Kafanıza göre soruları, yorumları sıralayıp insanların durumunun zorda olduğunu iddia etmekte hoş bir davranış olmasa gerek (Bu sözüm özellikle AzerTürk’e).

    Siz dinsizlerin ciltler dolusu literatüre sahip olmaması sizi özel bir konuma sokmuyor. Binayı yapmak zor ve zahmetlidir. Yıkmak için ise küçük bir dinamit yeterlidir.

    Ayrıca eğer bir binanız yoksa endişe edeceğiniz bir şeyiniz de yoktur. Binanız sağlamsa da endişe etmenize gerek yoktur. Huzur böyle bir şeydir.

  25. Mete Tunç diyor ki:

    Cin-ruh

    Adam teknik terimlerle (bilgisayar, uçak…) İslâmî yorumlar yapıyor. Ağzından bal damlıyor(!). Çok dolu! Diğer konuğa fırsat vermiyor; söz o konuğa geçince bir vesîleyle sazı tekrar alıyor eline!..

    Programın ortasında açmışım kanalı. Az önce Rahşan Ecevit’in müteveffâ Bülent Ecevit’i (evde) gördüğünü söylemesi hususunda konuşmuşlar. “Bizimki”, olabilir, diyor ve yine “bilimsel olarak” “açıklıyor” (İzlediğim bâzı ilâhiyatçılar, bu tür olaylarda, nezâket gösterip, insanlara, gördükleriniz sanrı (halüsinasyon) olabilir, diyorlar. R. Ecevit’in, bilinen davranışları-ruh hâli îtibârıyla sanrı gördüğü kesindir. Ama tedâvi olmasına gerek yoktur, yaşı nedeniyle!).

    Tanıdık birini düşünürken veya henüz düşünmüşken, o kişinin telefonla araması hakkında, aslında o sırada düşünülen kişi aramayı aklından geçirmektedir, bu da onu düşünen kişiye iletilir, diye yorum getiriyor! “Atış” serbest! Nasılsa ispât etmesi gerekmiyor, delillerin nedir, suâli sorulmuyor!.. Ve aklımıza tanıdık birilerinin geldiği binlerce durumda o tanıdıkların bizi aramadıklarını, ne “hikmetse” söylemiyor!

    Akıl’ın (Kuran’da yer aldığı gibi) kalpte bulunduğunu ifâde ediyor. Sunucu ve diğer konuk, şaşırarak, sâhi mi, ne diyorsun, diye sormuyorlar. Çünkü onlar da aynı “düzlemde” düşünüyor, inanıyorlar. Ayrıca, sorsalar, biliyorum ki, saçmalamalar katlanacak; sormadıkları daha iyi.

    Ve nihâyet, adam (güyâ) bir ruh çağırma seansına gittiğini (Parantez açıp, aslında gelenler, yüzde doksan dokuz cindir, diyor. İstatistik veri bile veriyor!), katıldığı seansta, “gelen”in, kağıda imzâsını attığını, “K. Atatürk” yazdığını; hemen gidip kütüphânedeki falanca kitaba bakınca kağıda atılan imzânın o kitaptaki imzâ ile bire bir aynı olduğunu tespît ettiğini anlatıyor.

    Adam odadan ayrılıyor, kütüphâne varmış ki kütüphâneye gidiyor, yine varmış ki, ve orada olduğunu, tam yerini ve dahi sayfasını biliyormuş ki, gidip içinde Atatürk’ün imzâsının yer aldığı kitabı açıp imzâlı sayfayı buluyor!.. En başta, “ruh” neden, adını-soyadını tek tek yazmıyor da imzâ atıyor?! Hem niye Atatürk?! Söylediği, başka, “özel” sohbetlerinde “uzun uzun” anlattığı, bir “ruh-cin-Atatürk” hikâyesinin kısa ve “zararsız” bir versiyonu mu acabâ?!

    Odaya dönmüş ve sen kimsin, diye sormuş “gelen”e. Ben cinim, demiş “gelen”; ve kağıdı yırtmış! Böylece “delil” ortadan kalkıyor!

    Yazarken bile tiksindim. Bu ne sahtekârlıktır! Ne basit, düşük zekâ ürünü, aptallara mâtuf bir hikâyedir.

  26. fuatogl diyor ki:

    @Mete Bey,
    Demagoglar kulubumuze hosgeldiniz, bakiyorum ejderha sizi de demagog ilan edivermis :).


    @ejderha,
    Yetiskin insanlarin hayali kisiliklere inanmasi nasil birseydir? Hem uzuntu vericidir, ve ayni zamanda da cocukcadir ve komik bir tarafi vardir. Bill Maher in yeni cikan Religulous filmini izleyin mesela; hem tebessum edeceksiniz insanoglunun safligina, hemde uzuleceksiniz aklini bu kadar savsakladigina, zaman zaman da urkeceksiniz savsaklamanin boyutlarini gorunce. Yani insanin kendi urunu olan din ile olan iliskisi karsinda, ayni anda cok degisik duygulari yasayabilir bir insan. Bu gayet normaldir, buralardan kendinizce arguman gelistireceginize bence islamin baska bircok din gibi onemli oranda korkutmaya dayandigini kabul edin. Inkar etmeyin herkesin bildigini, yasadigini, yeniden urettigini. Sanki ayda yasiyormusuz muamelesi yapmayin insanlara. Acin kurani okuyun cehennem tasvirlerini. Ve kendinize su soruyu sorun, “Koca kozmosu yaratan, fizik kanunlarini, cashimir effect gibi ince isleri, quantum entanglement gibi garip durumlari vs.vs leri trilyonlarca gunes sistemini yaratan akil almaz kuvvet-guc, kalkmis bana, insanoglunun aklina gelemiyecek iskence tasvirleri yapiyor, canli canli yanan insanlara kizgin erimis metal icirtmekle tehdit ediyor,.. bu nasil akil almaz bir durumdur?” diye samimi olarak sorun kendinize, baskasina acimaya kalkmadan once, korkutmak yoktur demeden once!

    Kisa bir not eklemek istedim – aklima geldi yazarken. Arab insanlari colde, sicak altinda yasayan insanlar. Serinlik, serin su filan cok kiymetlidir bu insanlar icin. O yuzden, hani evrensel iddiasinda olan bu insan urunu kitabin kalkip iskence yontemi olarak insanlara kizgin seyler icirtmesi cok manidar geldi :D Arab insanlari serin suya ozlem duyarken, comakla kizgin erimis bakir icirtmekle korkutan bir peygamber var.

  27. Mete Tunç diyor ki:

    “konu” demogoji için çok müsait malumunuz fuatogl.. sizin de belirttiğiniz gibi sorulara cevap alamayınca, adeta başka bir dünyadan ifadeler okuyunca, üstüne demagog sıfatına layık görülünce, doğrusu onu yapmak içimden gelmiyor değil! Fakat yapamıyoruz işte; ahlakımız, vicdanımız el vermiyor!

  28. Mete Tunç diyor ki:

    Mikroplar, cinler ve büyü

    Bir edebiyat profesörü. İslam, Kuran hakkında konuşuyor… Sunucu cinleri soruyor. Profesör, “yabancılar, bilinmeyen/görülmeyen şeyler” olarak yorumluyor cinleri. Mikropları da bu kapsama alıyor! Bir ayette geçen, cinlerin peygamberi dinlediği konusundaki ayeti, bir (eski), Yahudi kökenli “alim”i de referans vererek, ayette aslında yabancıların, belki Yahudilerin kast edildiğini söylüyor! Sunucu, “insanlar ve cinler” ifadeli ayetler ne mana ifade ediyor, diye sormuyor. Hoca da söylemiyor!..

    Günlerce Bakara suresinin 102. ayetini anlamaya çalışmış. O ayeti, bir ömür geçse çözemez. Doğaldır, çünkü “masaldır”, “saçmadır” o ayet!

    Hoca, büyü yok, diyor. Sunucu, neyse, “düğümlere üfleyen büyücülerin şerrinden” ayetini soruyor. Büyünün değil, büyücülerin şerrine dikkat çekildiğini söylüyor profesör! Büyücülerin yaptığı bir şey var ki, şerrinden korkuluyor, o nedir, diye sormuyor sunucu!

    Elbette daha başka ayetler ve bir sürü uyduruk hadis de hocanın tezini çürütür. Hasılı, hocanın ve onun gibi düşünenlerin “laik” cin ve büyü tezleri kulağa hoş geliyor ama tutarlı değil!

    Not. Bakara, 102 hususunda Muazzez İlmiye Çığ’ın yazısı (kitabından bir kesim) için bkz. http://www.turkleronline.com/diger/sumerler/muazzez_kitap9.htm

  29. Mete Tunç diyor ki:

    Ruhlar ve cinler

    İsra, 85’te, Muhammed’e ruhun sorulduğunu, ruhun Allah’ın emirinde olduğunu ve onun hakkında çok az bilgi verildiği yazmaktadır. Ayetin satır arasından, halkın ısrarla ruh hakkında sorduklarını, Muhammed’in cevabı bilmediğini, onun (ve/veya danışmanlarının) buna bir son vermek için “topu Allah’a atarak” yukarıdaki ayeti uydurduklarını söyleyebiliriz.

    Ama Müslümanlar yüzyıllardır sormaya devam etmekte ve dini otoriteleri kıvrandırmaktadırlar.

    Ruh gibi cin konusu da belirsizdir Kuran’da… O nedenle ikisi de istismara açıktır, kimi çevrelerce kullanılmaktadır. Ne diyelim; “Allah”ın taktiridir:

    Kahinliğini İslami bir çerçeveye sokarak Müslüman topluma hitap eden (onların paralarını alan) medyumlar(1), cinleri olduğunu, cinlerle irtibatta olduklarını söylerler…

    Bu iddiaya, nedense, ayrıntılı bir açıklama getirmeleri istenmez, bazı sorular sorulmaz. Çünkü onu dinleyen ve soru soranlar cinlerin varlığını sorgulama ihtiyacı hissetmezler. Oysa, gerekli sualler sorularak, cevaplar analiz edilerek bu insanların aslında ne gördüğü veya görmediği rahatlıkla ortaya çıkartılabilir.

    Ruh çağırma seanslarında, ruhun geldiğine dair bazı işaretlere şahit olduklarını söylerler seanslara katılanlar.(2) Dini otoriteler, gelenin ruh değil, cin olduğunu ifade ederler. Cin ya da ruh; gelen şeye klasik sorular sorulur, evlilik, iş, sınav, sağlık gibi konularda.

    Böyle bir seansa katılmayı ve “cine veya ruha” bunlar dışında sual tevcih etmeyi istiyorum. Gelen şey (Benim orada bulunmama rağmen geldiğini varsayıyorum!), bir-iki sorum sonrasında kaçmayıp sorularımı (doğru) cevaplarsa o şeye inanacağım!

    (1) Bir örneği “medyum Memiş”tir. İslami konulara ve terminolojiye hakimdir. Gaybı yalnızca Allah’ın bileceğini, kendisinin gidişattan varılacak olası sonuçları bildirdiğini söyler; veya buna benzer bir şey/şeyler zırvalar!… Biraz da magazin: “Temiz yüzlü”, “güleryüzlü”, “hoş/güzel konuşan” Memiş, 90’larda bir canlı TV programında bir diğer medyum, Keto ile tartışmaktadır. Keto, kekeme bir medyumdur. Memiş’in homoseksüel olduğunu veya hakkında böyle iddialar bulunduğunu söylemek istemekte, fakat bir türlü ifade edememektedir. Ne demek istediğini, seyirci, onun, baş ve işaret parmaklarıyla yaptığı çember işaretinden anlamıştır. Memiş de! Kendine hakim olamaz ve Keto’ya “girişir”!.. (Not. Memiş, yıllar sonra, stüdyo basıp kendisi hakkında konuşan bir kadın medyumu da dövmüş!)

    (2) Mutlaka incelenmiştir: Grupta bir kişinin “duyduğu” bir “ses”, gördüğün bir “işaret” midir, yoksa grupça mı “duyulur” “o ses”, görülür “o işaret”?!

  30. kahraman diyor ki:

    Kuranda Cinler hakkinda:

    Ve de ki:

    Sana siginirim Rabbim o Seytanlarin (=Cin ve Insan Seytanlari 6/112) durtuklerinden.

    Ve sana siginirim onlarin benim yanima ugramalarindan.

    Muminun Suresi 97-98

    Demek ki bu tip Cinlerin insanin yanina ugramalari “urkulecek”
    bir sey olmali, en basta.

    Ve toplandi Suleyman icin ordulari Cinlerden ve insanlardan ve kuslardan.

    Ve karinca vadisine geldiklerinde, bir karinca dedi: ey karincalar yuvalariniza girin, ta ki Suleyman ve ordulari (=Cinlerden…) sizi cigneyip ezmesinler.

    Neml Suresi 17-18

    Demek ki bu tip Cinler gerektiginde yeryuzundeki mahlukati “cigneyip ezme” yetisine de sahip olmalilar.

    Suleyman dedi: Don onlara ve de ki:
    onlara oyle ordularla (=Cinlerden…) geliriz ki, ona asla karsi koyamazlar. Ve cikaririz onlari oradan, horlanmislar ve asagilanmislar olarak.

    Neml Suresi 37

    Demek ki bu Cinler ordusu ayni zamanda insanlari gerektiginde tamamen hor ve asagi birakabilecek guce de sahip kilinmis olmalidirlar.

    Ve Cinleri de daha once yakici bir atesten yarattik.

    Hicr Suresi 27

    Demek ki bu tip Cinler istedikleri zaman mahlukati cayir cayir yakma yetisine de otomatikman sahip kilinmis olmalidirlar.

Leave a Reply