BİLİM FELSEFE DİN Rotating Header Image

Bilime, Bilmeye, Bilimcilere ve Bilim Târihine İlişkin Notlar (Mete Tunç)

Antik çağı anlatan belgesellerde duyarım, eski Mısır’da, Bâbil’de beyin ameliyâtı yapıldığı iddiâsını. Hangi delille, delillerle bunu iddiâ ederler; söylemezler, bilemeyiz! Ayrıca gerisi de yoktur; yâni yapmışlar mâdem, nasıl yapmışlar, sonuç ne olmuş vs!.. Delik bir kafatası, yanında sivri bir şey mi bulmuşlar da..? Yoksa bir resim yazıyı “o şekilde” yorumlayarak mı..? Bir muammâdır, vesselâm!

 Bâbilliler “astronomik gözlem” yapıyorlarmış, “gezegenlerden” (Neredeyse güneş sistemini de biliyordı, diyecekler!) yola çıkıp takvim geliştirmişler(?). Bu tezlerin de “somut” göstergeleri yok. Ne, neyi, nasıl, hangi yolla, hangi gereçlerle gibi soruların cevaplarını bulamayız. Kimileri, târihe bakıp yakıştırmalar mı yapmış, yapıyor, kendine göre bir bilim târihi mi yaratmak istemiş, istiyor; belki, gâlibâ, bir ölçüde, kesinlikle..!

 İslâm dünyâsı da bu yaklaşımdan “nasîbini” almış, alıyor. Herhâlde abartarak da sürdürüyor. İslâm dünyâsından “Müslüman” âlimlerin eserlerinden bahsediliyor. Tıp, astronomi, kimya, matematik… İbni Sina’nın bir eserinin yüzlerce yıl Batı’da/Avrupa’da ders kitabı olarak okutulduğu… Ne vardır, neler yazıyordur bu kitaplarda, risâlelerde, pek bilemeyiz. Belki, hattâ büyük ihtimâlle, çoğu zırva şeyler!..

——————-

Târih, sonraki dönemlerde, ilgili kişiler tarafından; herhâlde, daha kolay tahlîl edilebilmesi, anlatılabilmesi vs. için dönemlere ayrılır, o dönemler isimlendirilir. Fakat dönemlerin/çağların “keskin” sınırları pek yoktur; yâni her şey sihirli bir değneğin değmesiyle hemen değişmez. Bir örnek Isaac Newton’dur (1642-1727).  Onun  çağı,  kralların,  bilginleri, aynı zamanda, hâlâ, astrolog olarak kullandıkları dönemlerdir. Newton belki bilim çalışmalarının finansmanı uğruna bu göreve de katlanmıştır, diye düşünüyorken, bir belge ortaya çıktı bu günlerde: Newton’un, İncil (veya Tevrat’a) dayanarak, kıyâmetin 2030’larda kopacağına dâir “kehânetini” içeren notları. Klasik mekaniğin kurucusu büyük bilim adamının “öteki yönünü” öğrenmek, pek çok çağdaş bilim adamını hayâl kırıklığına uğratmıştır herhâlde!

—————

Bilim, felsefe vs. târihlerini yazan bilimciler, çalıştıkları, uzmanı oldukları alanları, meslekî âidiyetleri dolayısıyla yüceltiyorlar, onlara fazladan anlamlar yüklüyorlar, onları yeniden inşâ ediyorlar… Çeşitli ideolojik ve dînî gruplar (Milliyetçiler, Müslümanlar, Hıristiyanlar vs.) da bunları kendi meşrepleri doğrultusunda kullanıyor.

“Temel bilimler” denilen bilim alanlarında bugün kullandığımız simgelerin, formülasyonun, terimlerin, Batı’da, son birkaç yüz içinde geliştirilmiş olduğunu biliyoruz. Batılı bilim târihi anlayışı, antik çağdaki insanî-tarımsal-toplumsal ihtiyaçlardan ve geleceği öğrenme çabalarından, insanlara zarar verme/insanları etkileme arzularından kaynaklanan, “bilme”ye/”kehânet”e/”büyü”ye yönelik faaliyetleri “bilim” olarak ve bugünün terminolojisi ile anlatma doğrultusundadır (Bu anlayış/metot sâhiplerini, “kafa karıştırma” ortak paydasında buluştukları için, din târihini kendi “kutsal” kitapları muvâcehesinde anlatan din adamlarıyla mukâyese edebiliriz!).

—–

“Ortaçağ karanlığı” söylemini, Osmanlı târihine (de) atfen dile getiren Türk aydınları ve bilim insanları vardır. Bunlar, Batıcılığın etkisi ile, Batı’nın târih paradigmasını tüm dünyâ târihine teşmîl ederler, târih bilgi ve bilincinden yoksundurlar, ezber ve sloganlarla konuşurlar…

 

Bu paradigmanın (da) Batı’da, artık târihin çöplüğüne atılma sürecine girdiğinin ipuçlarını akademisyenlerden öğreniyoruz:

 

Prof. Dr. Ünsal Oskay, bir konuşmasında, satır arasında, Batı’da Ortaçağ söylendiği gibi değildir, diyor…

 

Demokrasi’yi eski Yunan’a bağlamak, oradan örnekler vermek, kelimenin etimolojini anlatmak “âdettendir”! Yunan demokrasisinin, hür insanlara mahsus olduğu ifâde edilir de; acabâ eski Yunan’da “rejim” kavramı var mıydı, ve biz demokrasi ile yönetiliyoruz mu diyorlardı?.. Bu sorularımın cevaplarını henüz bulamadım ama, Prof. Dr. Mehmet Ali Kılıçbay, demokrasiyi eski Yunan’a bağlarlar, yanlıştır, İngiltere’de 1600’lü yıllarda ortaya çıkmıştır, diyor.

 

Prof. Dr. Hüsamettin Arslan, Batı’da yüzyıllarca “Ortodoks bilim anlayışı” egemenliğinin yaşandığını, “bilim adamı” kavramının 19. yy ürünü olduğunu, entelektüel faaliyetlerin ilk çağlara kadar dayanmasına karşılık bilimin kaynağını, bilim târihini Babil’e kadar götürmenin yanlışlığını, bilimin kaynağının eski Yunan da olamayacağını çünkü “Yunan bilimi” denilen şeyin aslında “Yunan kültürü” olduğunu, yapılanın bugünün elbisesini eski çağlara (Babil, Yunan…) giydirmek anlamına geldiğini, Batı’da Ortodoks bilim anlayışının değişme sürecine girdiğini ve 19. ve 20. yy’daki, “bir ‘aydınlanma’ çağı varsa, önceki çağ ‘karanlık’tır” temelli tanımlamaların aksine, bugün, Ortaçağ’ın artık farklı algılanmaya ve yazılmaya başlandığını söylüyor.

Bu yazı (17.05.2009 tarihinden itibaren) toplamda 4138, bugün ise 0 kez görüntülenmiştir.

Leave a Reply