BİLİM FELSEFE DİN Rotating Header Image

İnsan Manzaraları VI (Mete Tunç)

Şarkı söyleyen kızlar

Bir yaz günü. Bir apartmanın araçlardan ve insanlardan ırak yan duvarının yanında bir kilim üzerinde oturuyorlar. Dizlerinin üzerindeler. Bir halka oluşturmuşlar. Gözleri yerde, bakışları dalgın ama huzurlu. Sanki ibadet ediyorlar. Bunlar, yaşları 7 ile 10 arasındaki bir grup kız. Daha da yaklaşınca gruba, ilk gözlenenlere yeni gözlemler katılıyor: Hepsi şirin, güzel; hepsinin üzerinde, belli ki anneleri ve kendileri özen gösteriyorlar, temiz, yakışan elbiseler var… İyice yaklaşınca… Sesi de duyunca, adeta büyülü bir resim çıkıyor ortaya. Ses duygusal, söylenmesi zor bir şarkıya ait. Diğerlerinden yaşça daha büyük bir kızın yönetiminde sessizce, büyük bir uyum içerisinde, mükemmel biçimde söylüyorlar şarkıyı…
O şarkı olur olmaz zamanlarda aklıma gelir. Beynimde melodisini canlandırmaya çalışır, mırıldanırım. Ama hiçbir zaman o grubun söylediği gibi söyleyemeyeceğimi bilirim. Ve ressam olamadığıma en çok o grubu resmedemediğim için üzülürüm. Yaptığım en iyi resim olurdu mutlaka. İsmini de ‘Şarkı Söyleyen Kızlar’ koyardım.
&&&

İnsana hürmet

Memurdu (Sonra şef, bilahare öğretmen…). Sosyoloji mezunuydu. Bağlama çalar türkü söylerdi. İyi bir kitap okuruydu. İnsanı dinlerdi. Adildi. Esprili ve hoşsohbetti. İş disiplini tamdı. Bağnaz olmayan, özeleştiri yapabilen bir solcu ve ateistti (Ve fakat kendini “alevi” diye nitelerdi; bu herhalde kültürel bir husus.). Sünni-dindar kayınvalidesini yalnız bırakmamak için onunla sahura kalkardı…
&&&

Yakalanma

Uyuduğum odanın 50 m uzağından geçen yoldaki trafiğin fazla olmadığı, en fazla inşaatlara kum taşıyan kamyonların ses kirliliği yarattığı bir tarihte, o zamanlar pencere (sigara dumanı yüzünden) yaz-kış sürekli açık olduğundan,
“Ne yapıyorsun burada? Kim bu?!”
(erkek) bağırtısını net bir şekilde duymuştum.
“Dur, bekle!”
Yine aynı kişinin sesi mezkur yol üzerinden geliyordu. Tekerleri patinaj yaparak hızla uzaklaşan, uzaklaşırken de bir çarpma gürültüsü çıkaran otomobil sahneden çekildikten sonra o ilk ses, zaten (duyulan) ilk ve tek insan avazı onunkiydi,
“Arabaya da çarptı!”
diyor. Ardından tekrar ilk hitap ettiğine soruyor:
“Ne yapacaktın onunla; …işecektiniz, değil mi?”
Olay çözülmüştü. Çifti tanımıştım…
&&&

Tatil ve tipler

… ‘Denize gitmek’ o dönemlerde de revaçta bir tatil türüydü. Fakülte bahçesinde yürürken, “Bu sene denize nereye gidiyoruz?” diyen sakallı, suratsız yüzlü ve itici sesli erkek öğrenci kimlerle denize gidiyordu?! Yanlarından geçerken soruyu sorduğu kız öğrencileri gördüm ve seslerini duydum: Erkek öğrencininki gibi sevimsiz yüzler, insan kaçıran sözler… Böyle insanlarla denize gitmek cazip, imrenilecek bir şey değildi: ‘Boş’ dimağlar, ‘bulanık’ kafalar, ‘geyik’ sohbetler, ‘güm-güm’ disko…
&&&

Okulda bir çocuk

Sınıfta sırasına oturmuş, bahçeyi seyrediyor. Sanki biraz kırgın. Bir şeylere üzülmüş gibi. Sıkıldığında bahçeye çıkıp dolaşıyor. Veya kantine giderek kavrulmuş un ve şekerden yapılmış bir tatlı alıyor; ağzın içini kupkuru bırakan o tatlıyı kaşıkladıktan sonra çeşmeden su içiyor…
Ön bahçenin gürültüsünden uzaklaşmak istiyor, sessizliği arıyor adeta. Bu yüzden arka bahçeye yürüyor. Arka bahçede kimse yok. Yüksekçe bir kömür yığını önemli bir yer kaplıyor. Bahçenin bu kesimdeki duvarı yüksek, çünkü arkasından itibaren bir tepe yükseliyor. Yürüyor bahçede; dalgın ve düşünceli…
Önlüklü çocuk, iki farklı yaşına/sınıfına ve şehre tekabül eden yukarıdaki iki sahnede tam olarak nasıl bir his dünyası içerisindeydi, neler düşünüyordu? Bu sorunun cevabını verebilmeyi çok isterdim…

Bu yazı (17.05.2009 tarihinden itibaren) toplamda 8106, bugün ise 1 kez görüntülenmiştir.

Leave a Reply