BİLİM FELSEFE DİN Rotating Header Image

İnsan Manzaraları VIII (Mete Tunç)

(iş hayatından)

Eleman

… pencereden bakıyorum. Yanımızdaki binanın girişinde, kurumun ‘kadrolu’ bir adamı, diğerine, “şu elemanları kullansana,” diye sesleniyor. Adamın gösterdiği, mavi önlüklü SSK’lı temizlik personeli arasındaki 20 yaşlarında, ‘temiz yüzlü’ (eğitim derecesi büyük ihtimalle o adamdan daha fazla olan) bir gencin duruşu ve bakışı dikkatimi çekiyor. Genç, sadece isimlendirmeden* değil, herhalde daha çok ‘yaklaşımdan’ dolayı adeta çöküyor, yaptığı iş’e ve emri altında çalıştığı insanlara lanet ediyor…

* Özel sektörde çoğunlukla (ve kamuda da bir ölçüde) kullanılan bu terim, elektronikteki ‘devre’yi çağrıştırmakta, insanı ‘parça’ yerine koyuyor intibaı vermektedir.
&&&

Güvenlik Komisyonunda

… İkinci toplantıda kurum korumalarının müdürü bina güvenliğine dair açıklamalarda bulundu. Çalıştığı binaya bıçaklı bir şahsın girdiğini ve onu nasıl etkisiz hale getirdiğini anlattı. Konuşmasını ayakta yaptı. Bıçaklı şahsı hangi hareketlerle etkisiz hale getirdiğini sormak aklıma geldi, ama sormadım. Konu mankeni olarak beni kullanabilirdi!.. O arada, başka bir zaman, bir korumanın silahının ateş aldığını ve kurşunun kendisini sıyırdığını anlattı… Bu müdürde kimbilir daha ne hikayeler vardı; fakat kendisini bir daha dinleme ve izleme fırsatı bulamadım!..
&&&

Kadın dili

… Bir tartışmaya ise şahit olmuştum. Hasbelkader ben de aynı odadayım. Ne konuştuklarını, neyin münakaşasını yaptıklarını ilk anda anlayamadım ve aşırı derecede sıkılmış halde odadan çıkıp onları baş başa (ve ‘saç saça’) bıraktım. Herhalde hesapları, kısaca, ‘neden onun dediği oluyor; benim dediğim olmalı’ ‘sorunsalı’ idi. Kadın dilinin ne kadar ‘kompleks’ olduğuna ilk kez bu kadar canlı bir şekilde tanık oluyordum…
&&&

Bankacı

50’li yaşlarda, bir bankada görev yapmış, anlattığı bir takım hadiseler, kişisel olaylar nedeniyle oradan emekli edilmiş (Kendini haklı çıkaran hikayesi ikna ediciydi ama bir de karşı tarafı dinlemek gerekirdi.), ve Azerbaycan’da da bir süre çalışmış bir bankacıydı… Hem “hoş geldiniz” demek hem de, danışman ya, tanışmaya vesile olsun diye İngilizce eğitimi üzerine yazdığım denemeyi göstermek için yanına gittim. Okudu. İlk yorumu, ilk satırda gördüğü ‘eski’ bir kelimeyi kastederek, “zaten bunu görünce…” idi… Sonraki her diyaloğumuzda, beyninin bir köşesinde bana karşı bir hükmün varlığını hissettim.. Güven vermeyen, yaşına ve iş tecrübesine rağmen saygın olmayan bir zattı. Kimi zaman ortak mekanları paylaştık, iş dolayısıyla iletişimimiz oldu; ancak ilk intibaımdan, tecrübemden sonra bir daha hiçbir konuda ona danışmadım!
&&&

İngilizce hatır sorma

Bir toplantı öncesi, başka bir daireden bir kadın görevli, o kadar nazik ve güleryüzlüydü ki en kaba insan dahi ona bir laf edeceğinde herhalde bir kez daha düşünürdü, ‘geveze’ ABD’liye, sempatik bir şekilde İngilizce bir cümleyle hatırını sormak istedi. Daha doğrusu, hiçbir şey ifade etmeyen cümlesinin, mimiklerinden hareketle bir hatır sorma cümlesi olduğu anlaşılıyordu. ABD’li de önce anlayamadı, düşündü, taşındı, sonra teşekkür etti!
&&&

Profesör

… ABD’li yetkili bir toplantıda yine hızlı biçimde konuşuyor ve uzun açıklamalar yapıyordu… Danışman hoca, “yes, yes” diyerek konsantre olmuş biçimde onu dinliyordu. Epeyce bir süre, dakikalar sonra hoca, yanındaki, çevirileri eksik yapan ama bir zamandır yapmayan arkadaşa dönüp, “ne diyor bu adam ya” dedi…
&&&

Norveçli

50’li yaşlarda, güleryüzlü Norveçli kadın uzman, bir toplantının başlamasını birim ofisimizde bekliyordu. Eğitimlerimizi, bunları nerelerde aldığımızı sordu. Ben, odadaki, o sırada mevcut olan ortaboy haritanın önünde, hangi illerde okuduğumu anlattım. Norveçli, “okullar eğitim için uygun koşulları taşımıyordu, değil mi” sorusunu yöneltti. Önyargıyla sorduğu sorunun beklediği, umduğu cevabını alamadı!
&&&

Yüzücü

… Seminerin yapıldığı otelde, akşam, birkaç arkadaşıyla birlikte termal havuzdalar. Havuzun bahçeye açılan bölümünde görüyorum onları. Beni görüyor, selamlaşıyoruz, “siz de gelsenize” diyor. Teşekkür ediyorum; o kollarını havuzun kenarına dayamış halde suda, ben dışarıda konuşuyoruz. Cömertçe sergilediği göğüsleri iri ve diri!.. Bir genel müdürlüğün çapkın olduğu rivayet edilen, genç, bekar genel müdür yardımcısı, sportif vücudu ve slip mayosuyla havuza balıklama atlamadan ‘yüzücü’ye sesleniyor, “yarışalım mı” diye. ‘Yüzücü’ kabul etmiyor…
&&&

Sınır ilçesinde

… Heyecanlı bir yapıya sahip olan kaymakam, ilçenin bizim alanımıza giren sorunları hakkında ‘acındırıcı’ bir brifing verdikten(!) (O sırada kendimi çok rahatsız hissettim; onunla göz göze gelmekten kaçınıp arkadaşı muhatap almasına çalıştım!) sonra… Alay sanki bir bahçe içindeydi. Öğle istirahatında olan, genellikle yüzbaşı rütbesindeki subaylarla tokalaştık. Hepsi, gerçi kiloları ‘sınırdaydı’ ama çakı gibiydiler. Yemyeşil dağ manzaralı geniş bir pencerenin önündeki koltukları bize bıraktılar. Alay komutanı, öğle uykusundan kalkıp katıldığı öğle yemeğinde ‘yerli’ il müdür yardımcısına karşı soğukluğunu, belki güvensizliğini hiç saklamıyordu!
&&&

Metres

Gece, il müdürlüğünün inşaatlarla ilgili orta yaşlı şube müdürü, bir inşaat firmasın temsilcisi ve biz iki görevliyi kendi arabasıyla G.Antep’e götürdü. Biçare ben hariç grubun amacı (Benimki hemen yatıp uyumaktı.) müzikli bir yerde yemek yiyip kafa çekmekti! İlk uğranılan yer kapalıydı. Müdürün daha önce de gittiği bu yer ve başka yerler bir saatten ziyade arandı. Nihayet, ben baygınlık geçirmek üzereyken, müzik programı olmayan bir otelde karar kılındı. Bu arada müdürün metresi iki kez arayıp hesap sordu (Arayanı, tabiaten eşi sanmıştım. Metresi idiğini firma temsilcisi yemekte bana fısıldıyor.)! Müdür, metresini, onu aldatmadığını, iş münasebetiyle dışarıda olduğunu iknaya uğraştı durdu!

Not. Yukarıda anlatılanlar 2000’lerin ilk yıllarına münhasırdır.

Bu yazı (17.05.2009 tarihinden itibaren) toplamda 8973, bugün ise 1 kez görüntülenmiştir.

Leave a Reply