BİLİM FELSEFE DİN Rotating Header Image

İnsan Manzaraları IX (Mete Tunç)

(iş hayatından 2)

Yüzüne Gül Arkasından At

Komşu daireden bir şube müdürü eski başkanı olan ‘ateşe’ müsteşar yardımcısının karakteristik özelliklerini anlattı. Onu sevmediği açıktı. Ama naklettiği olaylar, sahneler ve üslup, ki  bunları zikrederken  ‘ateşe’nin mimiklerini de aynen taklit ediyordu, benim gözlemlerimi doğruluyordu. Müdürün hikaye ettiklerinin bir tanesi hala aklımda: ‘Ateşe’, toplantı mekanında, bir personel/kişi ile nezaketle, gülümseyerek konuşur, ama o kişi odadan çıkar çıkmaz, arkasından değişik mimiklerle ve sözlerle onu küçümseyen ifadeler kullanırmış.

Bizim ‘kadın’ başkan yardımcısı/başkan/başkan yardımcısı(!) ofiste müsteşar yardımcısı ile yapacağı görüşmeyi bekliyor ve bu arada sözkonusu onun sekreterine kızgınlığını belirtiyor. Bu durum, daha şiddetli derecede, telefonlarda ses yükseltme biçiminde, ileride sürüp gidecekti. Belli ki sekreter başkan yardımcısına iyi davranmıyordu. Peki nedendi, bunun kökeni neydi?.. Cevabı yukarıdaki paragraftadır. Senaryom şöyleydi: Müsteşar yardımcısı, hoşlanmadığı, kendini sinir eden vs. insanların arkasından nasıl sözler söylüyorsa, mimikler yapıyorsa başkan yardımcısı ile görüşmelerinden sonra da aynılarını yapıyordu. Bu sırada sekreter de yanındaysa… Sekreter, başkan yardımcısına, müsteşar yardımcısının ona gizli/açık tavırları doğrultusunda davranıyordu… Başkan yardımcısının bu durumun farkında olduğunu, bunun müsteşar yardımcısı ile aralarındaki gerginliği daha da alevlendirmiş olduğunu tahmin ediyorum…
&&&

Karşı Binada Cinayet

… Silah seslerini mi duydum, yoksa haber üzerine mi, hatırlamıyorum, giriş kapısının önüne çıktım. Karşı tarafındaki bir apartmanın önündeki hareketliliğe bakıyorduk. Polis aracı oradaydı. Bir genç erkek kaldırımda oturuyordu, belki titriyordu da, yanındaki bir adam onu sakinleştirmeye çalışıyordu; bir polis “su getirin” diyordu. Sekreter olsa gerektiler; iki genç kız korku içindeydi. Çok geçmedi; polisler elleri arkadan kelepçeli 25 yaşlarındaki bir genci binadan çıkartılıp polis arabası ile götürdüler. Araca götürülürken zanlı gencin yüzüne baktım: Uzaklarda bakışlar… Söylenceye göre maktul, zanlıdan, yurt dışına gönderme vaadi ile döviz olarak para almış; fakat sözünü yerine getirmemiş, parayı da iade etmemiş…
&&&

Masonlar

Seçimlerden önceki hükümetin sondan bir evvelki, dört yıla yakın görev yapmış, “öz Türkçeci” (yayınlarda, yazışmalarda hangi kelimelerin kullanılmayacağını/kullanılacağını içeren bir genelge de hazırlayıp bakanlık birimlerine göndermiş olan) bakanının mason olduğunu biliyorduk. Onu atadığı falanca genel müdürün de ve o arkadaşın da… Nazik, hoşsohbet bir insandı… Özbekistan Silahlı Kuvvetleri’nin özgün ismini ifade etmiş, ‘gözlerimizi yaşartmıştı’… Dilerim o arkadaşı, bu aidiyetini henüz bilmediğim zamanlar, masonluk ve masonlar hakkında alaycı biçimde konuşup incitmemişimdir.
&&&

Doğru Zamanlama

Esprili, espriden anlayan ve açık yürekli bir insandı. Bir ilin küçük bir ilçesinde şube müdürü yardımcısı pozisyonundayken merkezdeki bir şubenin müdür yardımcılığına getirileceğini duyduğunda, kendine ‘böyle bir makama layık mıyım acaba’ diye sormuşmuş. Söz konusu görevi yaptığı ve sonra şube müdürü unvanını aldığı süreç boyunca bakanlığı ve onun personelini sorguladığında ise, ‘ne kadar safmışım’ diye düşünmüş… Bazı yaşadıkları gerçekten filmlikti. Sözgelişi, yurt dışındaki bir seminere, bütün bürokratik işlemler tamamlandıktan sonra, gitmek üzere tam uçağa binmek üzereyken, bir yetkilinin onu durdurup, gidemeyeceğini, çünkü listenin değiştiğini bildirmesi…
&&&

Büyük Baş-Büyük Deniz

Daireyi beğenmemişti. Gözü yükseklerdeydi. Mesela yurt dışı görevlendirmelerin olduğu başka devlet dairelerinde. Bir konuşmamızda bu gündeme gelmiş, ben böyle dairelerde büyük çatışmalar, gerginlikler yaşandığını ifade etmiş, “büyük başın büyük belası olur” deyişini sarf etmiş; o da buna, “boğulacaksan büyük denizde boğul” deyişi ile karşılık vermişti… Sonuçta, yurt içi ve dışı görevlerin fazlaca olduğu bir devlet dairesine geçti… Öğrendiğime göre, gezilerden bıkmış ve yeni iş yerinde bunalım yaşıyormuş. Neticede büyük denizde boğulmuş!..
&&&

Melankolik

Dairedeki belki de en nitelikli, performansı yüksek, insan ilişkileri iyi olan personeldi. Doktora da yapıyordu. Ara sıra melankolikleşirdi… “Kasmak” ifadesini de ilk kez kendisinden duymuştum. Bir de “atıyorum” ifadesini; bir konuyu nicel veya nitel olarak örneklemek gerektiğinde, özellikle firma temsilcileri kullanıyordu… Komik bir kızdı da. “Hayırlı muvaffakiyetler” temennisini esprili bir biçimde söylerdi. Biriminde arkadaşlarıyla konuşurken, “biraz daha ortada olsaydım tam kafama düşecekti” ile biten sözlerinden, bir gece evlerinde avizenin masaya veya zemine düştüğü anlaşılıyordu. Bakanlıktaki bir genel müdürün kızıydı. Bir sabah babasıyla birlikte, bürokratları bakanlığa taşıyan servise binmiş. Gözlerine, kulaklarına inanamamış; koca koca yüksek bürokratlar çocuk gibiymişler!
&&&

Sert-Duygusal

Sert yüz hatlı, zayıf. Genelde makyajsız ve saçları toplu; saçlarını çok nadiren açıyor ve hiç makyaj yapmıyor veya çok az yapıyor. Sade bir giyim tarzını haiz. Ciddi, özgüvenli ve duygularına hakim bir insan intibaını veriyor ilk görüşte… İnsanların tavırlarıyla, duruşlarıyla, yaklaşımlarıyla vb. çok ilgileniyordu. Kadınca bir tavır denilebilirdi buna belki. Sözgelişi, müsteşar için, “onda S. Demirel’in tavırlarını, üslubunu görüyorum” demesi bunun bir göstergesiydi!.. Bazı müteahhitleri, personelin duyacağı biçimde, yüksek sesle azarlaması, kimi iktidar partisi milletvekillerinin taleplerini telefonda reddetmesi, sertlik/ciddiyet hususundaki ilk izlenimimi destekler nitelikte olsa da, bazı davranışları duygusal yönünün açığa çıkmasını engelleyemediğini ortaya koyuyordu… Atatürkçü, ulusalcı, ve ‘hippi kültürüne’ (sözgelişi dövmeye, frapan giyinmeye) karşı olan bir profil çiziyor…
&&&

Mikrofona Kafa

…’deki toplantıda, önündeki bir dokümanı okuyan New York’lu ‘Yahudi’ ABD’li, doğrulurken başını mikrofona çarpıyor. Tok bir ses duyuluyor. Katılımcılara bakıyor tebessüm ederek. Ben de göz gezdiriyorum salonu; hiçbiri fark etmemiş ki asık yüzlerinde en küçük bir değişiklik yok!.. Sempatik bir insan…
&&&

Bir Kavga

… Bir kadın kadrolu ‘memur/müdür’, diğer kadın danışmandı. Frekansları tutmuyordu. Memur, danışmanın ücretinden, performansından, tavırlarından şikayetçi ve, jipinden, zayıflamasından, kocasının zenginliğinden, danışman statüsünde olmasından vs. haset halindeydi; ve onun “İngilizce rüya görüyorum” sözüyle dalga geçiyordu (Bu çerçevede, benim konuyla ilgili fantezim, İngilizce bir metni veya konuşmayı okur veya dinlerken, bir süre onun İngilizce mi Türkçe mi olduğunu ayırt edemeyişimdi!). Danışman da onun “her şeyin üzerine atladığını, her şeye burnunu soktuğunu” ifade etmekteydi… Ofiste, bir dokümanı verip vermeme hususunda tartışma yaptılar. Ben tartışma başladığında tuvalette, lavabodaydım. Seslerden, memurun masasında, danışmanın da kapı ağzında olduğu anlaşılıyordu. Yüksek perdeden gerçekleşen tartışmanın ‘insicamını bozmamak’ için, danışman odasına gidene kadar tuvaletin kapısında bekledim!.. Bu iki kadının kadınca didişmelerinden hakir de nasibini aldı: Doküman, disket vs. alıp vermelerinde aracı/taşıyıcı olurken birbirleri hakkında söylediklerini işittim/‘yedim’; ama bunları yek diğerine taşımadım…
&&&

Bir Seminerde

… Seminere birkaç dakika geç gidiyorum. Hocanın ve arkadaşların dikkatini dağıtmamak için kapıya yakın bir bölümdeki koltuğa çöküyorum. Benimle birlikte koltuk da çöküyor gürültüyle. Anında ayaktayım tabii! Salonda bir kahkaha. Yandaki koltuğa geçiyorum, bu kez kontrollü biçimde. Buradan ne tahta veya tahta fonksiyonlu cisim, ne de hoca görünüyor. Daireden arkadaşlar “buraya, yerine gelsene” diyorlar. Kalkıyorum; arkadaşların ve hocanın önlerinden yerime doğru geçerken elimi yüzüme kapatıyorum; bir kahkaha daha yükseliyor…
&&&

Uzun Eşek

Dairenin bir biriminde, firma çalışanı, genç, yapılı, hoş; ‘Kafkasyalı’ danışmanın “benim boylarda” dediği (1.90 boylarında) bir kızdı. Merdivenlerde, birkaç kez firma personeline karşı sert çıkışlarına tesadüf etmiştim. Buna mukabil, bir akşam, merdivenlerden inip binanın çıkış kapısına yaklaşırken telefonla konuşurkenki üslubu ise farklıydı. Ben sesini duyduktan sonra koridordan çıkmıştım. Yani beni sonra görmüştü. Benim orada olduğumu bilseydi, telefonun karşı ucundaki sese, yumuşak bir ses tonu ve gülümseyen bir yüzle, “gel beni al” sözünü binadan çıktıktan sonra söyleyecekti!.. Kurum personelinden kimileri, bu firma çalışanının bazı davranışlarından rahatsızdılar. Herhalde malum, bilgi isteme, bilgi vermemeden dolayı olmalı… Bunlardan biri, bir fantezisini anlatmıştı: Bahçede uzun eşek oyunu. Üzerine sıçranılıp sırtına oturulacak kişi, o uzun kız olacaktı. “Neden” diye soruyor ve kendi cevaplıyordu: “Çünkü onun tutulacak yerleri var!”
&&&

Lensli

… Her insanı kendim gibi bildiğimden midir nedir, gözlerini yeşil sanıyordum; lens takıyormuş… Ürettiğim kişisel bir çalışmamı tanıdığım arkadaşların e-posta adreslerine farklı isimli e-posta adresimden (Ancak mektupta gerçek ismim geçiyordu.) göndermiştim. Aralarında o da vardı… Bir süre sonra, odada bulunmadığım bir sırada beni aramış; telefonu açan bir arkadaşa, kendisine gelen ve erotik içerikli-fotoğraflı bir e-mektubun benim tarafımdan gönderilip gönderilmediğini sormuş. Çalışmamı gönderdiğim e-posta adresiyle ilgisiz, benim tarafımdan gönderilmesi anlamsız, pek çok adrese gönderilen öyle bir posta için beni düşünmesi bilgisizliğine, salaklığına ve utanmazlığına karşılık, sadece o mektubun tarafımdan iletilmediğini ifade etmiştim telefon açarak. Elbette daha sonra…
&&&

Güleç

Yuvarlak bir yüz; ön dişlerini sergileyen, ilk anda veya uzaktan gülümsüyormuş gibi görünen, ama öyle olmayan bir ağız yapısı. Bu, bir birimin yeni müdürü… Romanya’da görev yaptığını, kitapları olduğunu, arkadaşları ‘nataşa’ peşindeyken kendisinin araştırma yaptığını vs. anlatıyor… Arkadaşlarla, ‘ben Romanya’dayken nataşalarla ilgilenmedim’ babında konuşup gülüyoruz… Bir toplantıda ‘ajan’ başkan yardımcısı, ecnebi yetkililerine, “bundan sonra sizinle gezilere şu (kadın) arkadaş değil bu gelecek” diyerek yanında oturan ‘güleç’in çıplak başına şap-şap vurmuş! ‘Güleç’ bu harekete gülümseyerek tepki vermiş! Buradan iki sonuç çıkarılabilir: Başkan yardımcısı, kadın arkadaşın, erkeklerin de olduğu yabancı görevlilerle geziye çıkmasını ve aynı otelde kalmasını ‘içine sindirememektedir’; ‘güleç’, (kendisinden yaşça ve hizmetçe küçük bir personel tarafından) bir resmi toplantıda kafasına vurulmasından, imalı sözler söylenmesinden rahatsız olmayacak kadar şahsiyetsizdir…
&&&

Çapkın

… Bir fotoğraf ve diyalog, ‘ajan’ başkan yardımcısının karakteristik özelliği ile örtüşüyordu: Bir öğle saatinde ‘kadın bir arkadaş’, onunla birlikte binadan çıkıyordu… Bir süre sonra bu arkadaş, odasında bana bir ‘sırrını’ anlatıyordu. Başkan yardımcısı, odasında, ona, “siz çapkın mısınız” diye sorunca şaşırmış, anlayamadığını söylemiş. Bunu üzerine “kocanı aldatır mısın” demiş. O da, “hayır, ben kocamı seviyorum” diye yanıtlamış suali… Arkadaş, bunları bana anlatırken, kendi kendine soruyordu, (binadan birlikte çıktıkları gün öğle yemeğine gidiyorlarmış), “onu yemeğe davet etmemi yanlış mı anladı; oysa ben o tarihten birkaç gün önce dairedeki bazı personel ile (başkan yardımcısı olması ‘şerefine’) birlikte gidilen, benim de olduğum bir öğle yemeğinin tüm parasını ödediği, ve kendimi borçlu hissettiğim için onu davet etmiştim” diye… ‘Her şeyin bir bedeli vardır’; kadınların ‘bir yerlere gelme’, ‘bir yerlerde olma/kalma’ bedeli daha ağır oluyor galiba…
&&&

Korkaklık

… Şimdi, konuşurkenki donuk bakışlarını hatırlayınca düşünüyorum da; diyaloglarımızda, bazen, adeta kendi kendisiyle konuşuyordu; ben sanki herhangi bir canlıydım!.. İnsan, kendi kendine, cansız nesnelerle, hayvanlarla, bebeklerle, ‘ruhani varlıklarla’ konuşmak yerine, daha somut olduğundan, karşısında bir yetişkin görmek istiyor. Bu da, içini dökme ihtiyacının bir başka boyutu galiba!.. Kocasıyla ilişkisinin yürümediğini, sabah uyandıklarında yüzünün asık olduğunu vs. vs. anlatıyor. İçimi sıkıntı basıyor: ‘Özel hayatını bana ne diye ifşa ediyorsun!? Bunları açıklıyorsan en iyi ve tek yol ayrılmanız.’ demek istiyor, diyemiyor, önerilerde bulunuyorum. Nasılsa, bir hafta sonra, bir teklifimi uyguladığını bildiriyor. Ama heyhat… İnternete ‘chat’ yapmaya takılıyor. Birisiyle veya birileriyle telefonla da konuşuyor sanki. Acaba buluşuyor da mı?! Neyse, bu beni ilgilendirmez… Bir konuşmamızda söz nereden geldiyse; durup dururken de, bilmediğim bir nedenden dolayı da söylemiş olabilir, “insan yaşlandıkça korkak oluyor” diyor. Ben, “insan, ‘yaşadıklarından deneyim sahibi oluyor’ biçiminde yorumlayamaz mıyız bunu” diyorum. Kesin biçimde reddediyor: “Hayır, korkak oluyor.” Tartışmıyorum. Dolayısıyla içimdeki örneği de söylemiyorum: ‘İnsanın sözgelişi gereksiz hareketler, acelecilik vs. yüzünden ayağını burkmakla, çatlatmakla ve kırmakla edindiği deneyim sonucu yürürken bile daha dikkatli olması korkaklık değildir!..’ ‘Korkaklık’ söyleminin ‘chat’ sorumla bir bağlantısı var mı?..
+++

Not. Yukarıda anlatılanlar 2000’lerin ilk yıllarına aittir.

Bu yazı (17.05.2009 tarihinden itibaren) toplamda 5308, bugün ise 1 kez görüntülenmiştir.

Leave a Reply