BİLİM FELSEFE DİN Rotating Header Image

Tanrı Neler Düşünür?

Yazar: Mesut Bigalıoğlu

Çok çok uzun bir zaman önce, hiçliğin tam ortasında, madde aleminin henüz ortaya çıkmadığı bir anda, atom tanesi büyüklüğünde bir enerji parçacığı, saniyenin çok küçük bir zaman diliminde ciddi bir görev için şekilleniyordu. Bu görevin adı “Evren” di. Tanrı “Evren” adını verdiğimiz bir enerji, ışık ve madde alemi yaratmaya karar vermişti. Yoktan var edilen bir evren.

Bugün “Big bang” adını verdiğimiz ilk oluşuma göre, o küçük enerji parçacığı Tanrı’nın emriyle patladı ve hızla genişlemeye başladı. Enerji parçacıklarının ısısı ve yayılma hızı tarif edilemeyecek bir orandaydı. Genişleme çok hızlı oldu. Ancak hiçliğin ortasındaki enerji parçacıklarının ilk hızları öylesine yüksekti ki genişlemenin yavaşlaması mümkün değildi.

Genişleme çok uzun bir zaman devam etti. Enerji parçacıklarının etrafındaki ısı düştükçe madde aleminin ilk oluşumları ortaya çıkmaya başladı. Isısı ve hızı düşen enerji parçacıklarının etrafında katı maddeler oluşmaya başladı. Ve yine uzun bir zaman sonra “galaksi” adını verdiğimiz enerji ve madde yığınları oluşmaya başladı. Bugün madde alemi dediğimiz “Evren” aslında sadece madde aleminde ibaret değildir. Aynı zamanda enerji alemidir.

Evrenin genişlemesi ve galaksilerin oluşumları aşamasında farklı ısı ve madde oluşumlarının birbirleriyle etkileşmesi sonucu farklı cins ve özelliklerde, bugün “element ve molekül” adını verdiğimiz oluşumlar meydana geldi. Bugün içinde yaşadığımız bütün evren “düzen-düzensizlik prensibi” ne sahiptir. Yani düzenden kontrollü bir düzensizlik, düzensizlikten kontrollü bir düzen ortaya çıkar.

Tanrı istediğini yapmıştı. Yoktan bir madde ve enerji alemi ortaya çıkartmıştı. Bize göre inanılmaz büyüklükteki bu evrende çok çeşitli güzellikler saklıydı. Tanrı bir süre bu evrendeki düzensizliklere, istediği gibi müdahale ederek muazzam güzellikler ortaya çıkardı. Aynı zamanda bütün madde ve enerji alemini döndürüyordu. Yani kendisine ibadet ettiriyordu. Hüküm O’nundu. O her şeyi yaratan ve kendisine boyun eğdirendi.

Sonra bu madde aleminde daha fazla şey ortaya çıkarmaya karar verdi. Bugün “Canlı” adını verdiğimiz şeyler. Bunun içinde yeni bir yapı ortaya çıkaracaktı. Düzensizlikteki evrene müdahale ederek bugün “Dünya” ismini verdiğimiz yapıyı ortaya çıkardı.

Dünyamızın ilk hali şimdikinden çok farklıydı. Tüm yüzeyi sularla kaplıydı. Alçak ve ağır bir atmosferi vardı. Tanrı’nın ortaya çıkardığı ilk canlılar tümüyle su altında yaşıyordu ve su sayesinde dış ortamdan izole ediliyorlardı. Tanrı kendisi için küçük ama yeni bir alem ortaya çıkarmıştı. Su altında yaratıcılığının türlü türlü güzelliklerini ortaya koyuyordu.

Tanrı, bir süre sonra farklı bir ortamda canlı oluşturmak istedi. İşte o zaman farklı müdahaleler gerekti. Güneş ve Dünya arasındaki mesafe, Dünya’nın dış katmanının hareket ettirilerek düzene sokma, atmosferde ayarlamalar yapma gibi müdahaleler oldu. Yeryüzünde karalar oluştu. Çeşit çeşit bitkiler ortaya çıkardı. Ve sonrasında yeryüzündeki ilk kara hayvanları.

Enerji, madde, canlı her şeye boyun eğdiriyordu. Her şeyi yapmaya gücü yetiyordu. Müthiş bir yaratıcılık ve koşulsuz bir boyun eğdirme. Evrendeki düzen-düzensizlik prensibi Dünya’da da geçerliydi. Tanrı her şeyi bir programa göre yapıyor ancak programın çalışmasını kendi haline bırakıyor, ona müdahale etmiyordu. Ancak ilk program her zaman vardı.

Bir süre daha geçti. Tanrı yeni bir şey yapmak istedi. Hayvan formunda bir canlı yaratacak, ancak ona kendi özelliklerinden verecekti. İşte O, şu an bu satırları yazan “İnsan” olacaktı.

Ve Tanrı, insanı yarattı. Bu diğer canlılardan çok farklıydı. Nedeni, Tanrı’nın özelliklerini taşıyor olmasıydı. Diğer canlılar sahip oldukları ilk program sayesinde düzensizlik içinde hareket ediyorlardı. Yaşamlarının sadece sahip oldukları program çerçevesinde bir önemi vardı. Bir düşünceye, fikre, yaratıcılığa sahip değillerdi. Ancak insan, farklıydı. İnsan, düşünüyordu, gözlüyordu, davranış değiştiriyordu, farklı şekilde konuşuyordu, yaratıcıydı. Bugün “İnsan” diyerek sahiplendiğimiz bütün değerler aslında Tanrı’nın bize bahşettiği şeylerden başka bir şey değildi.

Yaratılmışlığın içinde yeni şeyler yarattı. Evren içinde alem, alem içinde yaşam. Tanrı’nın gücünün ve yaratıcılığının bir sınırı yoktu. İstemesi ve hayal etmesi yeterliydi. İnsanoğlu yeterli güce ulaştığında yada ulaşabilirse hayal ettiklerini gerçekleştirebilir. Yaratıcılık ve hayal gücü’nün bir sınırı yoktur. Bizi sınırlayan tek şey bulunduğumuz ortamdaki madde çeşitliliğidir.

İnsanoğlu, şarkılar, şiirler yazdı. Filmler çekti. Makineler ortaya çıkardı. Yaşadığımız Dünya’daki maddeler ve yaratıcılığımızla yeni yeni şeyler ortaya çıkarttık. Düşünce, akıl ve bilgi birikimiyle geliştik “İnsan” denilen bir değer ortaya çıkarttık, Tanrı’nın özelliklerine sahip bir hayvan formuyken.

Bilginin çoğalmasıyla birlikte İnsan kendini Tanrı’nın yerine koymak istedi. Bu çok doğal bir davranıştı. Zira Tanrı’nın özellikleriyle donatılmıştı. Ancak zaman zaman acizliği kendisine hatırlatıldı.

Evrende bizimkine benzer canlı formlarının olup olmadığını henüz bilmiyoruz. Mesafeler çok büyük ve biz çok küçüğüz. Ancak olmaması çok sıkıcı olurdu. Bizim algı derecemiz ile evrendeki büyüklük ve mesafeler arasında bir uçurum söz konusudur. Dünyamızdaki fizik ve kimya kuralları evrenin her yerinde geçerli olmayabilir. Bilimsel yasalarımız kısmen evrensel olabilir. Dünyamızdaki element ve moleküllerden çok daha fazlası farklı ısı ortamlarında mevcut olabilir.

Ortaya koyduğumuz bütün değerler, sadece Tanrı’nın bize bahşettiği özellikler olabilir. Bizim olanlar, yaratıcılık ve hayal gücümüzle ortaya çıkardıklarımızdır. Eğer Dünyamız bir düzene sokulmadıysa küresel ısınmadan, kutupların erimesinden neden bu kadar korkuyoruz?

Yeryüzünde insan nüfusunu dengede tutacak bir mekanizma veya program bulunmuyor. Artan bilgi birikimi ve nüfus yoğunluğu insan zaafıyla birleşince sonun başlangıcını getiriyor. Tanrı’nın kurduğu düzeni bozuyoruz. İnsan kendi kendini yok etme noktasına geldi. İnsan nüfusunu dengeleyen tek şey savaş. Yani insanın kendi kendini yok etmesi. Ancak bilgili insan savaşa karşı çıkıyor.

Gelecekte ne olacağının Tanrı açısından çokta bir önemi yok aslında. Dünya’nın yok olması bir göktaşı çarpması kadar kolaydır. Ancak Dünya’da sadece insanlar yaşamıyor. Dünya’da kıymetli tek şey İnsan değil. Dünya, Tanrı tarafından korumaya alınmıştır. Yani insan sadece kendi kendine zarar verebilir. Dünya’yı yok edebilecek tek şey insanın gücüdür. İnsanda bu gücünü kullanarak Dünyayı yok etmeye başladı.

Tanrı gelecekte neler planladığını Kuran aracılığı ile bizlere bildirdi. Yani bir kıyametin kopacağını her şeyin yok olacağını biliyoruz. Benim tahminim bir göktaşı çarpmasıyla kıyamet kopacak. Yeniden doğuş için Dünya’nın kendini onarması zor olmaz.

Tanrı’nın bir parçasını taşıdığımız için sonsuz yaşamla onurlandırılmış olabiliriz. Ancak bunu henüz kanıtlayamam. Ben de henüz çözebilmiş değilim. Bildiğim bir şey varsa, biz farklıysak, bunun bir anlamı olması gerektiği.

Tanrı’nın bu evren içinde yarattığı çok çeşitli canlı formları mevcut olabilir. Evreni düşünürsek Dünya’mız çok küçük bir toz tanesi kadar. Bu küçücük yapı içerisinde ortaya çıkardığımız bütün değerler sadece Dünya’mızla sınırlı, yani evrene bir katkımız yok. Evrende sadece Dünya büyüklüğünde bir alan işgal ediyoruz. Evrensel anlamda boyutları düşündüğümüzde, büyüklük ve küçüklükler çok komik geliyor insana. Bir karıncayı uzaya götürüp bırakırsanız, uzayda o karıncanın hiçbir önemi yoktur. Ancak çok daha küçük boyutlarda muhteşem bir biyolojik programı vardır.

Evrende keşfedeceğimiz daha çok şey var. Ancak bütün yaptıklarımız, değerlerimiz çok sınırlı. Her şey insan için, evrene hiçbir katkımız yok. Bizler sonradan bilme, zayıf, çaresiz insancıklarız. Kendimizi bir şey zannetmeye gerek yok.

Hayatın bir oyun olduğunu düşünüyorum. Şu sıralar ciddi ciddi farklı boyutların varlığında da şüphe etmeye başladım. İnsan olarak bizi kurtarabilecek tek şey, Tanrı’nın bize lütfettiğidir. Ruh dediğimiz bu madde alemine ait olmayan şeydir.

Tıpkı diğer canlılarda olduğu gibi Tanrı, insanı da belli bir programa uygun yaratmıştır. Biyolojik bir programı olduğu gibi, ruhani bir programı da vardır. Ancak öteden beri Tanrı’nın insanı yaratırken istediği şeylerden biri özgür iradeydi. Ancak özgür iradenin yan etkileri mevcuttu. Kutuplaşmış değerler ortaya çıktı. İyi-kötü, doğru-yanlış gibi. Yaratılışından beri insanoğlunun negatif değerlere doğru davranış göstermesi beraberinde uyarıları da getirdi. Ruhani inanç programı, dinleri ortaya çıkardı. Yanlış davranışlar uyarıcılar olan Peygamberleri ve Kitapları ortaya çıkardı. İyi davranışlar mükafatı, kötü davranışlar cezayı getirdi.

Madde alemine ait olmayan ebedi ruhumuz, iyi davranışlarımızın mükafatını görecek, kötü davranışlarımızın cezasını çekecekti. İnsanoğlunun kötü davranışlarını sürdürmesi, uyarıcılar olan peygamberlerin devamına neden oldu. Ve son peygamberle nokta koyuldu. Günümüzde ise her şey çok daha farklı, değişmeyen iyilik ve kötülüklerin devamı. Değişen şey ise artık tüm Dünya insanları birbirlerinin farkında.

İnsan olarak bizler kendimizi fazla abarttık son zamanlarda. Bizler evrende, belli bir zaman diliminde (örneğin, 10 milyon yıl, ki bu evren için komik bir rakamdır), belli bir mekanda (Samanyolu galaksisinin küçücük bir noktasında), varlığını sürdürecek ve sonrasında yok olacak olan çeşitli canlı türlerinden sadece bir tanesiyiz.

Kurallı yaşayanlar için Tanrı Dünya’yı bir sınav alanı olarak ifade etmiştir. Kuralsız yaşayanlar içinse Dünya bir oyun alanıdır. Ancak bütün bu ifadeler, zaman içerisindeki farklı insan davranışları neticesinde ortaya çıkmıştır. Uyarı ve bilgilendirme niteliğinde.

Önemli olan kendinizin gerçekte ne olduğunuzun farkına varmanızdır. Evren için bir öneminiz yok. Tanrı içinde. Dünya içinde. Sadece kendiniz ve diğer insanlar için önemlisiniz. Bu yazdıklarımın benim bir için bir önemi yok. Ama sizin için olabilir. Yani tekrar diyoruz ki;insan, insan içindir.

Tanrı, böyle bir Dünya yaratmışsa, bizim için güzel şeyler düşünüyor olmalı. Bizlerde bu Dünya’yı yok etmeden önce kendimiz için bir daha düşünmeliyiz.

Bu yazı (17.05.2009 tarihinden itibaren) toplamda 6731, bugün ise 0 kez görüntülenmiştir.

8 Comments

  1. rainbow diyor ki:

    Yazınız çok güzelmiş, paylaştığınız için teşekkürler…

    Bir hususa dikkatinizi çekmek isterim..

    Demişsinzi ki: “ani bir kıyametin kopacağını her şeyin yok olacağını biliyoruz. Benim tahminim bir göktaşı çarpmasıyla kıyamet kopacak.”

    Göktaşı çarpmasıyla kıyamet kopmaz. Kıyamet tüm kainatın düzeninin aniden bozulması ve farklı bir varlığa dönüşüm sürecinin başlamasıdır. Kıyamet kelime manası ile kalkmak kıyam etmek anlamındadır. Bununla ilgili açıklayıcı bir ayet aktarmak isterim:

    “O gün yeryüzü başka bir yere dönüştürülür, gökler de başka göklere. Ve hepsi o tek ve kahredici Allah için kalkarlar.” İbrahim-48

  2. Bigalıoğlu diyor ki:

    kıyametle ilgili Kuran’daki diğer ayetleri incelediğinizde bunun göktaşıyla olabileceğini az çok tahmin edebilirsiniz.

    ayrıca benim şöyle bir tezim var.evreni incelediğinizde evrenin insan için yaratılmış olması son derece mantıksız.akılla ve mantıkla bağdaşmayacak derecede büyük bir evrene sahibiz.ve biribirinden habersiz binlerce canlı formu yaşıyor olabilir evrende.Tanrı’nın evreni insan için yarattığını düşünmüyorum.ancak Dünya el yapımıdır,Tanrı’nın eliyle.tabii mecaz anlamda Tanrı’nın eli.

    Tanrı Kuranda evrenden de bahsetmez aslında,evren 1400 yıl öncede bugünde insanın algı sınırları dışındadır.insan böyle bir şeyi anlamlandıramaz,algılayamaz.

    dediğim gibi,kıyamet göktaşıyla olacak daha mantıklı bir yol görünmüyor.kıyamet sonucu ortaya çıkacak kargaşayı,fiziksel durumu Kuran anlatıyor.

  3. rainbow diyor ki:

    Açık ayet var ama, insan işte! Tartışmayı çok seviyor ne yaparsınız :)

  4. Bigalıoğlu diyor ki:

    hocam,yanlış yaptığımda bundan dönebilirim.yada şurada yanılmışım diyebilirim.

    açık ayeti buraya yazabilirseniz,beraber değerlendirebiliriz.tartışmaktan extra bir haz aldığım söylenemez.

  5. rainbow diyor ki:

    Yanlış anlama beni ama ayet orda ilk mesajın en altında duruyo :) Üzerinde düşünmeden bazı inceliklere vakıf olmak imkansız gibi bişey.

  6. posedo diyor ki:

    mesut kardeş iyi yazmışsın güzel yazmışsın ama kuran ı lütfen alıp bir daha okursan yanlışlarını ve eksiklerini düzelteceğine şüphe olmaz..ayrıca yapılan yorumları dikkate alırsan daha iyi olur..tanrı evreni elbette bizler için yaratmıştır ki kusursuzluğu bizi iki arada bir derede bırakır ki bu kusursuzluğunun bir parçasıdır..ya ne olsaydı?özgür iradeye sahip insanı,kavanozda mı yaratsaydı..lütfen kuran ı bir kez daha oku..tşkler..

  7. Bigalıoğlu diyor ki:

    “mesut kardeş iyi yazmışsın güzel yazmışsın ama kuran ı lütfen alıp bir daha okursan yanlışlarını ve eksiklerini düzelteceğine şüphe olmaz..ayrıca yapılan yorumları dikkate alırsan daha iyi olur..tanrı evreni elbette bizler için yaratmıştır”

    kuranda şöyle der,sizlerde diğer canlılar gibi bir topluluktan ibaretsiniz.yani ben merkezli olmaya gerek yok.yeryüzünde insandan önce yaşamış binlerce canlı türü wardı.

    ayrıca bir agnostik bir arkadaşın dediği gibi.bugün yeryüzüne bir göktaşı çarpsa we dünya yok olsa,ewren yine yerinde duracak.

    ayrıca benim dediğim gibi,bu kadar büyük bir ewrenin sadece dünyadaki yaşam için yaratılması çok saçma olurdu.bizler bilmesekte,göremesekte,zamansal we mekansal olarak ewrende çok farklı canlı türleri olabilir.

    olaya ben merkezli yaklaşmayın.herşey sadece kurandan ibaret değildir.kuran sadece bir kitaptır,peygamberde uyarıcı,yol göstericidir.bunları gereğinden fazla önemli kılan,gözümüzde büyüten bizleriz.

    bizleri önemli kılan tek şey,Tanrı’nın bize lutfettiği ruhudur.onu utandırmamalıyız.gerisi laf,söz,hayal,meyal…

    son olarak yine bir üstadın dediği gibi,en temiz din türk göktengri dini ve kızılderililerin dinidir.olaya birde şöyle yaklaşın,Tanrı ihtiyaç duyduğu topluluklara peygamber göndermiş,onları doğru yola sevk etmeye çalışmıştır.adam gibi yaşayanlara peygamber gönderme ihtiyacı duymamıştır.

    olaya bu taraftan yaklaşırsak,Tanrı’nın peygamber gönderdiği topluluklar yaşamsal olarak utanç verici davranışlarda bulunmuşlardır.peygamber gönderilen topluluklar kendilerine peygamber gönderildiği için oturup ağlamamlılar aslında,Tanrının ne kadar az sevdiği topluluklardanmışız diye…buda diğer taraftan bir bakış açısı.ayrıca Tanrı kutsal kitapta sürekli akletmezmisinizde der,demekki peygamber gönderilen topluluklar ya akılsız yada şeytana uymuş yoldan çıkmışlar.yahudilere neden bir sürü peygamber gönderildi sanıyorsunuz,lanetli bir toplukluk we hala akıllanmıyorlar,geçmişte oradan oraya sürülmelerinin nedenide budur.

    neyse uzatmayalım,bakış açımızı genişletelim efem,evren sadece dünyadan,dünya sadece müslümanlardan ibaret değildir.

  8. posedo diyor ki:

    bakış açısı dar olan sensin kardeş..çünkü koca tanrıyı kabul ediosun,ama onun için küçük ve kolay olan bir evreni insanlar için bile yaratmasına şaşıosun.. :)ne diyim..kuranı baştan sona okumayan insanların umutsuz çırpınışları bunlar..o kadar belli ki okumadığın..neyse..mutlu ol iyi şanslar..

Leave a Reply