BİLİM FELSEFE DİN Rotating Header Image

İnsan Manzaraları XI (Mete Tunç)

(hastanelerden)

Sekreter ile Ana-Oğul

… Bir kliniğin salonu. Sekreter masasında iki genç kız. Biri, yanında annesi olan 18-20 yaşlarında bir genç ile konuşuyor. Anlaşılıyor ki, sekreterin sabah söylediği, muayene için gelmesi gereken saati genç yanlış anlamış. Kısa boylu, sarı-kumral saçlı, kavruk tenli, sempatik bir genç bu. Annesi de kısa; zayıf ve 60’ında gibi. Büyük ihtimalle 50 yaşında; ama yaşlı gösteriyor…

Sekreter, “sen neden geldin,” diyor kızar gibi yaparak! Genç, “ama siz [şu saatte] gelin,” demiştiniz, deyince, sekreter, “ben sana [şu saat] değil [bu saat] dedim,” diyor. Bu sözü, esprili bir tonlamayla bitiriyor. Genç de, ‘anladım, haklısınız, peki,’ anlamında başını sallıyor ve gülümsüyor. Yanındaki annesi de. Özellikle annesi…

Belki birçok kez karşılaştıkları türden azarlayıcı bir tepki beklerken sıcak bir yaklaşım gören kadın, sanki saatlerce hastanede beklememiş ve oğlunun bütün hastalık derdi bitmiş gibi büyük salona dönüyor…

Sekreter, davranması gerektiği gibi davranmış, yalnızca görevini yerine getirmişti aslında; fakat yukarıdaki sahneleri izleyince, doğal-‘insani’ davranışı sebebiyle (içimden) onu kutladım!
&&&

Bir Sabık-Malul Mülazımı Evvel ve ‘Kahraman’ Kayınvalidesi

… koridorda bir oda. Genç görünümlü, iri, gözlüklü bir erkek yatakta oturuyor. Sol bacağını altına mı almış?! Ancak öyle olsa dizi görünürdü. Hayır; sol bacağı yok! Yatağın yanındaki dolaba dayalı şey, uzun bir protez bacak. Gözlükleri var, hipermetrop gözlüğü. Görüyor sanki, çünkü konuştuğu kişinin gözlerine bakıyor gibi. Ama.. hayır: Dolabın kolunu, elini dolabın üzerinde gezdirdikten sonra buluyor…

Bu; 1966 doğumlu, 1.99 boyunda (kilo almış, 136 kiloya çıkmış), beden eğitimi bölümü mezunu, … yıl önce Irak’ta yapılan bir harekatta, 6 metre önündeki askerin bir mayına basıp parçalandığı patlamada bir bacağını ve iki gözünü kaybetmiş bir eski yedeksubay…

O sırada nişanlıymış. Evlenmişler. İki çocukları olmuş; ilköğretimde okuyorlar, ikisi de sağlıklı ve zeki…

Devlet, teğmen maaşı tutarında maaş bağlamış. Sabit kalmayacak, artacakmış… Protezinin yenilenmesi gerekiyormuş. Onun ölçülerine göre protez sadece İngiltere’de yapılıyormuş. Devlet İngiltere’ye gitmesine izin vermiyor, “ölçüsünü verin, yapıp göndersinler,” diyormuş. “Soba borusu mu yaptırıyoruz?! Gezmeye gitmiyorum ki, ben yarım adamım, zaten bir şey göremiyorum,” diyor. “Bürokrasi …’den daha çok zarar verdi bize,” diye ekliyor… Bütün bunlara rağmen moralli. Konuşkan. Tek gözünün yüzde ikilik görme gücüyle, bir cismi ancak hareket edebiliyorsa fark edebiliyor; ama buna da şükrediyor. Cep telefonundan sürekli aranıyor. Bu yiğit insan …’lu; orada yaşıyor. Adı …

Kayınvalidesi neden mi ‘kahraman’? Çünkü onu malul bırakan patlamadan sonra nişanlısı, annesine, “ne yapayım” diye sormuş. Annesi, “bırakmamalısın” demiş… Elbette kadirşinas, vefakar, cesur karısı da…
&&&

Bir Mevta ve Doktorlar

… acil servisteki hastaları daha/çok acil bir hasta geldiğinden kenara aldılar. Bu hasta, daha doğrusu mevta, akrabasını hastaneye yetiştireyim derken direksiyona yığılan bir dolmuş şoförü idi… İki kez elektroşok uygulandı. ‘İşi olmayanlar dışarı’ nevinden bir çağrı yapıldı. İlk önce ben çıktım! Koridorda şoförün yakınları, özellikle (bir-küçük?) oğlu feryat figandı. Birkaç dakika sonra şoför yüzü kapalı olarak morga götürüldü. Tekrar içeri girdiğimde, eks halinde geldiğini söylüyordu doktorlar. Masaya oturup raporlarını yazarken çay içip şakalaşıyorlardı. Bu da onların herhalde gerginliği atma yöntemleriydi. Lakin o sırada içeri müteveffanın ‘akli muvazenesini yitirmiş’ bir yakınının girme ihtimaline karşı dikkatli olmalıydılar!
&&&

Bir Bakış

Ameliyat olmuştu. Yeğeni ziyaretine gittiğinde büyük abdestini yapmakta idiğini, akabinde ağabeyinin, bacaklarını kaldırıp altını silmesinden anlamıştı. Ağabeyi bu sırada ve lazımlığı götürürken sıradan bir iş icra ediyormuş gibi ifadesiz yüze sahipti ve seri biçimde hareket etmişti.

Şu kadar yıl sonra, tahlil için idrarı alınırken ağabeyinin bir damla çişi eline damladı. Ağabeyini, yeğeni ile birlikte tahlil odasından koridora çıkarır çıkarmaz, elini yıkamak üzere ‘seri biçimde’ lavaboya gitti. Ağabeyinin onun arkasından bakışını göremedi.

‘Keşke o damla benim elime damlasaydı da, o bakışa şahit olmasaydım/o bakış hiç olmasaydı,’ diye düşünür yeğeni.

Not. Saygıdeğer ‘ağabey’ müteveffadır.
&&&

Ölme Hakkı (Ötanazi)

Arkadaş da bilmiyordu ki, ‘durumu iyi değilmiş, organlarında problem varmış’ mealinde sözlerle anlatabilmişti hastayı. O arkadaşın bir arkadaşının uzaktan akrabası olan hastanın bir husustaki görüşünü öğrenmek üzere bakımevine gidiyorum. Karşılaşacağım muhtemel korkunç manzaraları aklımdan geçirerek ve kendimi bunlara hazırlayarak.

… hastasıymış… Kıpırdayamıyor bile, tamamen felç. Fısıltıyla konuşabiliyor. İstenen soruyu sual ettim, cevabını aldım…

Oda kapısının önünde, bakımevinin, hastayı bilen ve ona bakan genç hastabakıcısı ile sohbet ettik. ‘Ölüm hakkı’ndan söz açtım. Suratı asıldı (Mümin refleksi!). Hastası ölmeyi hiç düşünmüyor, iyileşip gezmenin hayalini kuruyormuş. ‘Öyleyse ne diyeyim; benim kastettiğim kendini, hastalığını, gelişimini ve son aşamasını bilen haysiyetli insanlar ve onların (veyahut ailelerinin) belli hastalıklara ve hastalıkların çok ıstıraplı nihai dönemine müteallik talepleri.’ diye düşündüm…

Bizim kanunlara göre, bildiğim kadarıyla bu ‘hak’ hala tanınmıyor. O nedenle, onurlu ve ‘mucize/murdarlık/cehennem telakkisinden müstağni’ insanlar elden-ayaktan kesilmeden iplerini kendileri çekiyorlar!

Not. Şunu eklemeliyim ki, hangi saikle (iman/gelenek/vefa..) olursa olsun, bakıma muhtaç yakınlarına özenle, sabırla, şefkatle hizmet edenler hürmete layıktır, ‘mübarek’ insanlardır, ‘cennetliktirler’.

Bu yazı (17.05.2009 tarihinden itibaren) toplamda 8087, bugün ise 1 kez görüntülenmiştir.

Leave a Reply