BİLİM FELSEFE DİN Rotating Header Image

Medya ve Bilgi I (Mete Tunç)

‘Medya ve Bilgi’ başlıklı yazılar, çoğunlukla 2006-2007 yıllarındaki medya (görsel ve yazılı basın) tâkibim neticesinde tespît ettiğim bilgilerden, gözlemlerimden ve bunları çözümlemelerimden, ek yorumlarımdan meydana gelecektir…
^^^^

Harita

Almanya’nın Goethe (Göte) Üniversitesi’nde İslâmî Bilimler Enstitüsü Müdürü Prof. Dr. Fuat Sezgin’in Batı medeniyetinin oluşumuna İslâm dünyâsının katkı sağladığına dâir verdiği örnekler somut değil…

İstanbul’da açacakları sergide 9. yy’a âit bir Arap haritasını da sergileyeceklermiş. Harita stüdyoda; ama küre biçiminde!

Ne kadar yanıltıcıdır, özellikle çocuklar için. Öyle bir intibâ veriliyor ki, sanki, 9. yy’da Araplar/Müslümanlar dünyânın küre biçiminde olduğunu biliyorlardı da, haritayı küre şeklinde yapmışlardı!

Neyse ki sunucu bilgili; siz mi böyle yaptınız, diye sordu. F. Sezgin işgüzarlık yapıp haritayı küre biçimine getirtmiş!

Not. Bilahare F. Sezgin, yayınlarında islam dünyasındaki alimleri-ilmi çalışmaları anlatırken, tüm bunların arap olduğu ve araplarca gerçekleştirildiği intibaını verdiği iddiasıyla eleştirildi. Böyleyse (ve eğer enstitünün finansmanı kamilen Araplar tarafından sağlanıyorsa) şaşırtıcı değil!
+++

Eşeğin kuyruğu

19. yüzyılın ilk yarısı. Mısır Vâlisi Kavalalı Mehmet Ali Paşa, ordusuyla Kütahya’ya kadar gelebilmiştir Osmanlı ordularını yenerek. TV’de, başka bir konu veya târihi olay anlatılırken bu olaya da değinildi:

Osmanlı ordusunda (herhâlde danışman statüsünde) bir Alman generalin* anılarından bir kesit aktarılıyordu. General, Osmanlı paşalarına, şimdi tam zamanıdır, diyerek, birkaç kez saldırı önermiş. Paşa veya paşalar, şimdi olmaz, çünkü, diyerek, yıldızların durumu ve eşeğin kuyruğunun hareketi gibi gerekçelerle hücum etmekten imtinâ etmişler!

* Galiba daha sonra Almanya’nın birliğini sağlayanlardan Helmut von Möltke
+++

“Arapoğlunun yâveleri”

Prof. Dr. Hüseyin Hatemi, bir TV programında, Atatürk’ün, Kazım Karabekir’in hatırlarında (Paşaların Kavgası) yer alan, “Araboğlunun yâvelerini…” sözü münâsebetiyle, bu sözü ilk okuduğumda ve uzun bir süre şok içinde kaldım, fakat sonra, düşününce, Atatürk’ün o sözle, diyor ve buradan îtibâren Atatürk’ün, aslında başka bir şey kast ettiğini söylüyor. İfâde ettiği o ‘şey’ pek mânâlı bir şey değil ki, hatırlamıyorum!

Ne garip bir hâleti rûhiyedir bu?! Ne ikilemli bir duygu hâlidir! Ama, yanı sıra, naif bir yaklaşım olarak da yorumlayabiliriz bir başka açıdan.
+++

Baskın ve intihar

11.11.2007 târihli Milliyet’in Pazar ekinde, Can Dündar’ın, Atatürk’ün yâveri Salih Bozok ve Atatürk hakkındaki yazısında, S. Bozok’un oğlu Muzaffer Bozok, satır arasında, evlerini nasıl (uygun bir fiyata) aldıklarının mini hikâyesini anlatıyor:

“Babam evi bir Almandan almıştı. Adam Alman Elektrik Şirketi’nin müdürüymüş. Bir gün eve geldiğinde karısını kardeşiyle yatarken bulmuş. Çekip tabancayla vurmuş kendini…”

Karısı evi satmış ve Türkiye’yi terk etmiş…

Karını vur, kardeşini vur, her ikisini birden vur, ikisini vurduktan sonra kendini vur! Bunların hiçbirini yapmayıp (sâdece) kendini vuruyorsun. Enayi! Ahmak! Salak! Enbesil!.. Hayır, hayır… Öncelikle çok hassas, ince ruhlu, korkunç bir şok ve hayâl kırıklığı yaşamış bir insan…
+++

Diyet

Prof. Dr. Mehmet Ali Kılıçbay, meâlen, Cumhuriyet’i ordu kurdu, diyerek sürekli başımıza kakıyorlar; verelim diyetimizi bitsin bu eziyet, diyor, kolunu uzatarak!

Bir diğer tartışmada, ki din referanslı bir tartışmaydı, M. A. Kılıçbay, bu konuşmalar bir kabûl doğrultusunda yapılıyor, diyerek îtiraz ediyor. Kastettiği, ‘Allah’ın var olduğu’ ve ‘Kuran’ın Allah kaynaklı olması’ kabûlleriydi.

Bu yazı (17.05.2009 tarihinden itibaren) toplamda 12499, bugün ise 0 kez görüntülenmiştir.

Leave a Reply