BİLİM FELSEFE DİN Rotating Header Image

Medya ve Bilgi II (Mete Tunç)

Ortaçağ ve bilim târihi

“Ortaçağ karanlığı” söylemini, Osmanlı târihine (de) atfen dile getiren Türk aydınları ve bilim insanları vardır. Bunlar, Batıcılığın etkisi ile, Batı’nın târih paradigmasını tüm dünyâ târihine teşmîl ederler, târih bilgi ve bilincinden yoksundurlar, ezber ve sloganlarla konuşurlar…

Bu paradigmanın (da) Batı’da, artık târihin çöplüğüne atılma sürecine girdiğinin ipuçlarını akademisyenlerden öğreniyoruz:

Prof. Dr. Ünsal Oskay [müteveffa], bir konuşmasında, satır arasında, Batı’da Ortaçağ söylendiği gibi değildir, diyor…

Demokrasi’yi eski Yunan’a bağlamak, oradan örnekler vermek, kelimenin etimolojini anlatmak “âdettendir”! Yunan demokrasisinin, hür insanlara mahsus olduğu ifâde edilir de; acabâ eski Yunan’da “rejim” kavramı var mıydı, ve ‘biz demokrasi ile yönetiliyoruz’ mu diyorlardı?.. Bu sorularımın cevaplarını henüz bulamadım ama, Prof. Dr. Mehmet Ali Kılıçbay, demokrasiyi eski Yunan’a bağlarlar, yanlıştır, İngiltere’de 1600’lü yıllarda ortaya çıkmıştır, diyor.

Prof. Dr. Hüsamettin Arslan, Batı’da yüzyıllarca “Ortodoks [tutucu] bilim anlayışı” egemenliğinin yaşandığını, “bilim adamı” kavramının 19. yy ürünü olduğunu, entelektüel faaliyetlerin ilk çağlara kadar dayanmasına karşılık bilimin kaynağını, bilim târihini Babil’e kadar götürmenin yanlışlığını, bilimin kaynağının eski Yunan da olamayacağını çünkü “Yunan bilimi” denilen şeyin aslında “Yunan kültürü” olduğunu, yapılanın bugünün elbisesini eski çağlara (Babil, Yunan…) giydirmek anlamına geldiğini, Batı’da Ortodoks bilim anlayışının değişme sürecine girdiğini ve 19. ve 20. yy’daki, “bir ‘aydınlanma’ çağı varsa, önceki çağ ‘karanlık’tır” temelli tanımlamaların aksine, bugün, Ortaçağ’ın artık farklı algılanmaya ve yazılmaya başlandığını söylüyor.
+++

Kablo

Atatürk’ün Cumhuriyet’in 10 yılındaki görüntülerini, nutkunu çeken Sovyet kameramanı ile konuşmuş bir Türk anlatıyor televizyonda…

Kameraman, hazırlıklarını bitirip, başka ülkelerden gelen kameramanlar gibi Atatürk’ün tören alanına gelmesini bekliyormuş. Atatürk’ün arabası gelmiş, Atatürk içinden inip tribüne doğru yönelmiş. Kameraman heyecanla çekimini yaparken bir de bakmış ki, meslektaşları toplanıyorlar! Meğerse Atatürk’ün aracı kabloların üzerinden geçmiş…

Bütün Batı ülkelerinin kamera kabloları ince, SSCB’ninki ise kalınmış!..

Stüdyoda, iyi ki öyleymiş; yoksa elimizdeki o tek film de olmayacaktı, diyorlar…
+++

Bedeviler

Sosyolog, yazar, çevirmen Ali Bulaç’ın duyageldiğim bir yorumu vardır. Buna göre, Arabistan yarımadasında petrol bulunduktan sonra, bu bölgelere sâhip bedevî âileler zenginleşmiş, iktidârı ele geçirmişler. Buna karşılık kültürlü, birikimli âileler yok olmuşlar.

A. Bulaç, Arap yarımadasındaki “dejenerasyonu” buna bağlıyor… Bilmiyorum!
+++

Kırşehir ve Silifke

1954 genel seçimlerinde Kırşehir halkı, genel başkanlığını Osman Bölükbaşı’nın yaptığı Hürriyet Partisi’ne teveccüh gösterince, Kırşehir’in Demokrat Parti iktidârınca ilçe statüsüne getirildiğini* biliyordum da; Silifke’nin, 1933’te, Serbest Fırka’ya oy vermesi nedeniyle il statüsünden ilçe statüsüne düşürüldüğünü TRT’de bir akademisyenden yeni öğrenebiliyorum.

Bu vak’a hiç söylenmez, gündeme gelmez, bilinmez!.. Silifke hâlâ ilçedir. Silifke halkı yeniden il yapılmayı bekliyor mu acabâ!?

* Aynı iktidarca 1957 genel seçimlerinden önce tekrar il yapılmıştır!
+++

Hitler

Hitler’in Berlin’de düzenlenen 1936 olimpiyatlarına katılacak/katılan zenci sporculara tavır aldığı ve bir yarışta ABD’li zenci atlet Jesse Owens’ın Alman sporcuyu geçerek birinci gelmesi üzerine kızıp stattan ayrıldığı söylenir. Acabâ bu da bir başka yalan mıdır?..

Bir kanalda, Nazi döneminde yaşayan bir kadın Alman yönetmenin hayâtının anlatıldığı bir program izledim. Orada, bu yönetmenin olimpiyat başlamadan önce yaptığı olimpiyat belgeselinde disk atan bir atlet vardı: Zenciydi!
+++

Ateşe tapma

“Zerdüştler ateşe taparlar” diye öğretildi bize. TV’deki bir programda, böyle olmadığını söyleyen biri konuşuyor, yazdığı kitabı anlatıyordu: Ateşe Tapmayanlar: Zerdüştiler, Sami Solmaz.

Not. Ayrıca, S. Solmaz ile yapılan (içindeki bâzı yorumlarına katılmadığım) bir röportaj için bkz. http://www.turkleronline.com/diger/zerdustiler/zerdustiler_soylesi.htm
+++

Dâvûdî ses

“Gelecekten haber verme” bağlamındaki kimi belgesellerde Tevrat’tan (Eski Ahit’ten) âyetler dâvûdî bir ses ve eko verilerek okunup bunların yakın çağlardaki, çağımızdaki ve gelecekteki olayları anlattığı iddiâsına yer verilir…

Oysa alâkası yoktur. Binlerce yıl öncesinde yaşamış, belki sıradan, zavallı, aptal, meczup birinin sözleridir onlar!

Bunlar dikkate alınıp yorumlar yapılır, tezlere delil gösterilir…

“Aydınlanmış” Batı’nın “aydın” TV programcıları bu tezleri yukarıdaki formatta sunar, “aydın” izleyiciler de heyecanla tâkip eder!

Bu yazı (17.05.2009 tarihinden itibaren) toplamda 6495, bugün ise 0 kez görüntülenmiştir.

Leave a Reply