BİLİM FELSEFE DİN Rotating Header Image

Medya ve Bilgi III (Mete Tunç)

Teslis ve Erbakan

Necmettin Erbakan [müteveffa], iki TV konuşmasında duydum; bir râhibin, tanrı kaçtır, suâline, üçtür, İsa, Meryem, Kutsal Ruh, yanıtını vereceğini söyledi. Bu sözleri işitince, “Bir kez, bu konuda olmaz ya, hatâ yapılır; unutmuşsa, etrâfı hatırlatmaz mı, çekinirler mi, onlar da mı bilmez? Meryem’in de tanrı olduğunu ‘öğrenerek’ bir yaşımıza daha girdik!” diye düşündüm.

Fakat, El Maide sûresinin 116. âyetini okuyunca (“Hatırla ki, kıyâmet gününde Allah şöyle buyuracak: ‘Ey Meryem oğlu İsa! Allah’ı bırakıp da beni ve annemi iki ilâh edinin, diye insanlara sen mi söyledin?’…”) Hoca’ya “haksızlık ettiğimi” anladım!

Kuran’da, “… üçtür derler, ama…” meâlinde âyet/âyetler de vardır, ancak bunların neler olduğunu açıklanmaz… 7. yy’da, artık oluşumunu (büyük ölçüde) tamamlanmış Hıristiyanlık hakkında muğlak, hattâ yanlış ifâdeler geçer Kuran’da.*

Nihâyetinde, İslâm “âlimlerinin” ve Müslümanların kafaları karışmıştır ve karışmaktadır.

* Zamanın insanları/Arapları da teslisi anlayamamışlar (Ki normaldir, çağdaş Hıristiyanlar bile anlamıyor!) ve galiba heykeli [heykelciği] olduğu için Meryem’i tanrı (diye inanılıyor) sanmışlar.
+++

Kutlu doğum haftası

“Kutlu Doğum Haftası” münâsebetiyle Kayseri Şehir Stadı’nda düzenlenen organizasyonun haberini televizyonda izledim. Tüm stat ve saha doluydu. Binlerce “kapalı” kadın. Belki “haremlik-selâmlık” bir yerleşim. Tam “haberlik” görüntüler. Ama, bu kez haber, yazılı ve görsel basında verilip geçildi.

Ama 28 Nisan (2007) e-muhtırasında, kutlu doğum haftasının 23 Nisan bayramına rast getirildiği, ona alternatif bir kutlama yapıldığı, bu kutlamalarda küçük kızların tesettüre sokularak çağdışı bir görüntü sergilendiği ithamları (da) vardı…

Meğerse, bu vesîleyle öğreniyoruz ki, bu kutlamalar, Diyanet İşleri Başkanlığı’nın “işgüzarlığı” ile, yakın bir târihte (gâlibâ 1989’da) başlatılmış. Eminim, Hıristiyan kültüründe İsa’nın doğumu münâsebeti ile kutlanan haftanın “ilhâmı” ile, ona karşılık olarak, bizim de bir haftamız olsun diyerek düşünülmüştür. Böylece yeni bir “bid’at” oluşturulmuş!

Not. Bu kutlama programlarından birinde, “birini” öyle “ballandıra ballandıra” anlatılıyorlardı ki, acabâ başka birinden mi bahsediliyor, diye düşündüm. Millet perîşan, “hüngür hüngür”dü!
+++

Türbe ziyâreti

Türbe ziyâretini İslâmî açıdan değerlendiren bir TV programında, ismini bilmediğim bir yazar, ki “aykırı” kişiliğine bir başka programdaki konuşmasında şâhit olmuştum, türbe ziyâretlerinin İslâm’a tamâmen uygun olduğunu savunuyor.

Karşısındaki masada bir ilâhiyatçı profesör var. Ziyâretlerdeki kimi uygulamaların gayri İslâmî olduğunu bir âyet okuyarak ispât etmeye çalışıyor.

“Aykırı” yazar, onu, meâli bitirir bitermez kesiyor. Yanlış söylüyorsunuz, o âyet böyle değil, ekleme yapıyorsunuz, diyor. İlâhiyatçı şaşırıyor; belli ki ilk defâ bu üslûpta bir îtirazla karşılaşıyor!..

Not. TV’de, din üzerine yapılan tartışmalarda, hepsi iddiâlı insanların/Müslümanların birbirlerine karşı asabî tavırlarını izlemek öğreticidir!
+++

Dinde reform

İktidar partisinin (başörtülü) bir kadın yöneticisi, mîras konusundaki soruya, Kur’an hükmünün o çağ için ileri, ancak o döneme âit bir hüküm olduğunu, günümüzdeki Türk hukûkundaki mîras hükmünün/maddesinin doğru olduğunu, âilesindeki mîrâsın da bu hükme göre tanzîm edildiğini söylüyor (Sözlerinde samîmî olduğu intibâını ediniyorum). Bu aslında ‘dinde reform’ çerçevesi içindedir. Fakat îtiraf edilmez!..
+++

Başörtüsü

İslâm felsefecisi Doç. Dr. Şahin Filiz’in Cumhuriyet gazetesinde bir araştırması yayınlanmış (Daha sonra bir kitabı da çıktı.). TV’de telefonla katıldığı bir programda öğreniyorum.

Konuşmasının başlarında, klişe “Ortaçağ karanlığı” sözü ile 19/20. yy’da kaldığını gösteriyor.

Gazetedeki yazısında toplumda “mahalle baskısı”ndan ziyâde “mikro milliyetçilik”in geçerli olduğu tezini savunuyormuş.

Konuşmasının bir yerinde, İslâmî cemaatlerin başörtülü kadınların üniversite okumalarını istemediklerini (“Hocalar”, herhâlde, erkeklerle aynı ortamda oldukları için günâha girecekleri hükmünü veriyorlarmış ve öyle ya da böyle, okuyan kızların bilinçleneceklerinden/bilinçlenme ihtimâlinden çekiniyorlarmış.) söylüyor. Bütün cemaatleri kapsayacak çerçevede konuşuyor; yâni “bâzı” cemaatler/tarîkatlar demiyor.

Programa stüdyodan katılan Prof. Dr. Emre Kongar’ın, başörtüsü serbest olursa, geçmiş deneyimlerden(?), üniversitelerde başörtüsüz öğrenci okuyamayacaktır, bağlamındaki sözlerine îtiraz etmediğine göre Ş. Filiz, kendi teziyle çelişir hâle düşüyor. Sunucu çelişkiyi fark etmiyor veya göz ardı ediyor! Yine de, başörtüsü konusundaki tezi, “bâzı” çekincelerle, anlamlıdır, mantıklıdır, incelemeye değerdir!
+++

Cin-mikrop

Bir profesör. Edebiyatçı aslında. Fakat İslâm’ı da araştırıyor. Meâl bile yazmış. Ne ifâde ettiği belirsiz bir âyetin anlamını uzun süre düşündüğünü söylüyor. Demek şimdiye kadarki yorumları tatmin edici bulmamış!.. Kuran’ı her okuyuşta âdetâ yeni bir âyete rastlıyoruz, Allah sanki günümüze sesleniyor, diyor. Aslında dikkatli okumadığından ve Kuran’ın karmaşıklığından dolayı bâzı âyetleri yeni fark ediyor!

Cinler konusunda farklı (19. yy’da Muhammed Abduh tarafından ortaya atılmış) bir yorumu var. Sunucunun sorularına “doğrudan” cevap vermiyor. Cin’lerin, ilgili âyetleri okuyup bâzı referanslar vererek, “yabancılar, Yahudiler” olarak anlaşılabileceğini ifâde ediyor ve “mikroplar, görünmeyen varlıklar” olarak anlaşılabileceğini de belirtiyor.

Dikkat ettim; cinler, bilinegelen, yüzyıllardır anlatılan varlıklar değildir, demedi!

Bu “cin” yorumları, klasik İslâm teologlarınca, âyetler ve hadislerden yola çıkılarak kolaylıkla çürütülebilir. Ama, klasik ekôl sâhipleri de, cin târiflerindeki belirsizlikleri, çelişkileri asla giderememektedirler!
+++

Oruç

Bir televizyon kanalında çalışan 39 yaşındaki bir kadın, oruç açtıktan sonra beyin kanaması geçirdi, birkaç gün komada kaldı ve öldü…

Oruç tutmanın, hem tek tek insanlarda, hem toplumda, (dînî, ekonomik, sosyal, sıhhi vs. alanlarda) ne kadar faydası, ne kadar zararı var, oluyor, “sorunsalının” ciddî/tarafsız kişilerce araştırılmasını ister(d)im!
+++

Din değiştirenler

Alevi-Bektaşi Federasyonu’nun yaptığı/yaptırdığı araştırmaya göre 2005’te Türkiye’de toplam 210 kişi dinini değiştirmiş… Öte yandan Türk Araştırmalar Merkezi’nin verilerine göre son 3 yılda sâdece Almanya’da Müslümanlığa geçenlerin toplamı 1260’mış ve bunların yüzde 60’ı kadınmış; çoğu da Müslüman erkeklerle evlenen Alman kadınlarmış. (Can Dündar, Milliyet, Ocak sonu, 2008)

C. Dündar, “misyonerlik patladı” balonunun Malatya katliâmını hazırladığını söylüyor.

Bu yazı (17.05.2009 tarihinden itibaren) toplamda 8371, bugün ise 0 kez görüntülenmiştir.

Leave a Reply