BİLİM FELSEFE DİN Rotating Header Image

Medya ve Bilgi IV (Mete Tunç)

Deprem sonrası

1999 yılındaki Marmara ve Düzce depremlerinin ardından, artçı veya değil, küçük depremlerden sonra, TV’de, korkup, annelerinin kucağında ağlayan lise çağlarındaki kızların görüntüleri de yer aldı. Bu gâyet doğaldı belki; ama anneleri de aynı korkuyla kızlarına sarılıp ağlamaları doğal değildi! Teskîn etmekten ziyâde teskîn edilmeye muhtaç anneler!

Marmara depremi sonrası, bir kuyumcu âilesi, denize çöken dükkânlarındaki altın kasasını denizde buluyor ve çıkarıyorlar. Sıcağı sıcağına bir demeç veriyor âilenin kadını, yüzünde heyecan ve mutluluk karışımı bir ifâde ile, kaldığımız yerden devam edeceğiz, diyor iki kez!

Binâların altında, göçüklerde binlerce insan öldü. Acılar çok taze. Sevincini ulu orta sergiliyor kuyumcu. TV kanalı/kanalları da hiç duyarlı değil!
+++

Van halkı

Van şehir merkezinde peşpeşe iki olay vuku buldu: 1. Bombalar patladı, insanlar öldü. 2. Bir aşîretin başı, eski milletvekili, “iş adamı” bir Vanlının oğlu bir başka ilde uyuşturucu ticâreti yaptığı gerekçesiyle göz altına alınıp Van şehir merkezi yakınında bir resmî binâda tutulurken aşîret mensupları tarafından kaçırıldı; aşîretin başı göz altına alındı…

TV’de Vanlılarla yapılan röportajlar yayınlandı: Vanlılar, bombalama olayını “üzücü” diye nitelendirip kınadılar; kaçırılma olayından ise bîhaber göründüler!

Yaşasın, bizi kulluktan vatandaşlığa yükselten Cumhuriyetimiz!

Not. Kaçak elektrik tüketiminin en fazla olduğu il Van imiş!
+++

Kapanma ve cemaatleşme

Sosyolog Prof. Dr. Nur Vergin, uzun yıllar boyunca çok sayıda saha çalışması yaptığını, gecekondu mahallelerinde, geçtiğimiz yıllara göre dikkat çekici ölçüde “kapanma” gözlediğini, daha önce araştırma yaparken mahalle sâkinleri kendini “hoş geldiniz”le, ayran ikrâm ederek karşılarken, şimdi aynı mahallede sert bakışlara muhâtap kaldığını söylüyor…

N. Vergin, olumsuz yönlerini belirttikten sonra, cemaatleşmenin sosyal patlamaları önleyici bir rolünün de olduğunu vurguladı. Önemli bir yaklaşım; belki de tespit!
+++

Teğet ahlak

TV’de dinlediğim bir sosyolog profesörün, “teğet ahlâk”tan kastettiği, günümüz toplumlarının, o arada Türk toplumunun da olaylara yaklaşımı, söz gelişi, dünyâda yaşanan acılara, kıyımlara, ahlâksızlıklara bigâne kalması imiş.
+++

Defni hâcet

Agah Oktay Güner (1980’den önce MHP, sonra ANAP milletvekili, eski kültür bakanı), bir TV programında, telefonla bağlanan bir gence, pek de ilgisini kuramadığım nedenle, sen defni hâcet yapmıyor musun, diyor (Tuvalete gitmiyor musun veya büyük aptesini yapıyorsun değil mi, formunda ifâde etmiş de olabilir!). Telefonun öbür ucundaki genç ne diyeceğini bilemiyor.

Bu sözü, A. O. Güner’in, gençliğinden beri gittiği tarîkatta, cemaatte, sohbetlerde öğrendiği bir “usûl” olduğunu anlamak zor değildir. O sözle anlatılmak istenen (büyük ihtimâlle) şudur: İnsan, defni hâcet yapan bir varlık olmasına rağmen eşrefi mahlûkattır(!)

Bu karşılaştırmanın “mantığı” bir yana, TV’de yapılması pek abestir! Ancak, o kültürün ve ondan beslenenlerin yaklaşımları, söylemleri, meselleri başka ne-nasıl olabilir ki?!
+++

Cenâzelerde

Câmilerdeki cenâze merâsimlerinde, “modern/çağdaş” görünümlü erkek ve kadınların neden güneş gözlüğü taktıklarını düşünürüm. İşte birkaç olası neden:

i..Gözyaşlarını saklamak, ağladıklarının efkârı umûmiye tarafından görülmesini istemektedirler.
ii. Pek üzgün değildirler, ama üzgünmüş gibi görünmek istemektedirler.
iii. Büyüklerinden, çevrelerinden böyle gördüklerinden takmaktadırlar.

Aynı merâsimlerde, mevtânın yakınları, ama daha çok uzaktan tanıyanları tören yerinde karşılaştıklarında öpüşmekte, birbirlerine hâl-hatır sormakta, hattâ, belki mevtâ hakkında değil de ortak meseleleri hakkında sohbet etmektedirler…

Nihâyet, mevtâ, tabut içinde önlerinden geçerken alkış tutmaktadırlar…

Bunların hâli, dindarların uyguladıkları ritüellerden ve onların davranış kalıplarından daha “komik” geliyor bana!
+++

Cumhuriyet

“Cumhuriyet kimsesizlerin kimsesidir” sözüyle Cumhuriyet övülür (Gâlibâ Atatürk’ün sözüymüş.). TV’de, yazar Halim Bahadır’ı dinledim (İlk kez gördüğüm biri; öykü ve köşe yazarı. Takdîr ettim.) İnsanlarımız sâhipsizdir, iş arayan, evinden kaçıp doğuracak yer arayan bana geliyor, diyor.

Böyle değil mi; Türkiye’de ne kadar insan kendi becerisi (emeği, liyâkati) ile iş buluyor, yaşıyor. “Adamın, dayın varsa…” hikâyesi…

Cumhuriyet kimsesizlerin kimsesi değildir, olamamıştır!
+++

Bu yazı (17.05.2009 tarihinden itibaren) toplamda 2374, bugün ise 1 kez görüntülenmiştir.

Leave a Reply