BİLİM FELSEFE DİN Rotating Header Image

Medya ve Bilgi V (Mete Tunç)

Dövme

Nihâyet bir programda sözü edildi; ardından bir başkasında da yine duydum: Kimi insanlar, bir dönemlerinde yaptırdıkları dövmeleri sildirmek istiyorlarmış. Bir programda dövme silme tekniklerinden bahsediliyordu. Ötekinde, sevgilisinin ismini vücûduna kazıtan gencin “isim kazıtma dramı” dalgaya alınıyordu.

Kalıcı kararlar vermek, gençlerin kendilerine bırakılmayacak kadar önemlidir! Bu bilinçle yetişmeli gençler. Yâni “ben bilirim”, “duygularım değişmez” türünden, ileride pişmân olacakları eylemlerden, hareketlerden, sözlerden ırak kalmaları bilinci verilmeli gençlere.
+++

Evrensel

Epeydir “evrensel” kelimesine “takılıyordum”. Nihâyet benim gibi düşünen birine, bu terime îtiraz edene rastlayabildim.

Yargıtay eski başsavcısı (Prof.) Dr. Sami Selçuk, falanca kavram Mars’ta da geçerli değildir ki evrensel olsun; küresel veya dünyâsal dememiz gerekir, diyor. (Cihanşümûl de denebilir belki.)

Not. “Evrensel”in Batı dillerindeki karşılığı olan “universal”in köken açısından “evren” ile ilgili olmayabileceğini kaydedelim.
+++

Ayı ve müezzin

Kapatılan Nokta dergisinin sondan bir önceki sayısında (5-11 Nisan 2007) bir olay anlatılır:

1920’lerin Ankara’sında Sovyet Büyükelçiliği’nden gece bir ayı kaçar… Sabah namazı vakti insanlar minâreden gelen bağırtılarla uyanırlar. Meğerse kaçak ayı minârede saklanmış, şerefeye çıkmış. Sabah ezanını okumak için şerefeye çıkan müezzin, ayı ile burun buruna gelmiş. Korkudan, müezzin ve ayı karşılıklı bağırarak bir süre “düet yapmışlar”!.. Müezzin bir süre tedâvi görmüş!
+++

Arapça şarkı

1979 civârı. TV’de (TRT) bir Arap kadının, herhâlde pop tarzında, Arapça söylediği şarkı yayınlanmış. Milliyet’te, Metin Toker, makâlesinde, özetle, TRT Arapça bir şarkıyı nasıl yayınlar, bu gericiliktir, bâbında yazmıştı.

Çocuk sayılırdım. O yaşımda dahi, bu yorumu garipsediğimi çok iyi hatırlıyorum.
+++

Tenis kıyâfeti

Yıllar-yıllar önce bir-büyük gazetenin ekindeki bir yazıda tenis için gerekli eşya sayılmış; ayakkabı, çorap, şort, tişört, kep vb. ifâde edilmiş, fiyatları belirtilmiş, (öyleyse) tenis oynamanın mâliyeti şu kadardır, denilmişti…

Büyük ihtimâlle çeviri bir haberdi. Böyle basına böyle yazılar yakışır(dı)!
+++

Büyü

Bir vatandaşın görüntüleri vardı TV’lerde. Vücûduna, göğsüne, karnına, koluna kaşık-çatal benzeri metâl şeyler koyduğunda, bunlar yapışıp kalıyordu… Adamda demir fazlalığı varmış, bir tür mıknatıs rolü görüyormuş bedeni…

Bu adam geçen yüzyıllarda yaşasaydı, istese de istemese de büyücü olurdu, yapılırdı.
+++

Yılbaşı/bayram mesajları

Britanya Kraliçesi Elizabeth’in noel konuşması için seçilen mekân sarayın bir küçük odası veya salonlarından birinin bir köşesi olmalı. Kraliçe ayakta. Arkasında bir noel ağacı var…

Bir fantezi(m): Cumhurbaşkanımız kurban bayramı konuşmasını köşkün bahçesinde yapıyor. Arkasındaki ağaçta bir koyun bağlı. Cumhurbaşkanı konuşurken, arkadan zaman zaman “me-e-e-e” sesi duyuluyor!
+++

Baş-kulak

Halit Akçatepe anlatıyor: Oyun bitmiş, tüm oyuncular seyircileri selâmlıyorduk. Ön sıralarda oturan bir adam gözüme takıldı. Takılmayacak gibi değildi zîra. Zeki Alasya yanımdaydı. Selâmlama devam ederken, Zeki’ye, sağda, üçüncü sıradaki, üçüncü koltuğa bak, dedim. Baktı. Gördüğü; orta yaşlı, esmer, siyah saçlı, küçük-zayıf yüzlü ve irice-kepçe kulaklara sâhip bir adamdı. Özetle, “bir surat-iki kulak”tı! Zeki dayanamadı, içeri kaçtı.

Selâmlama bittikten sonra kulise gittim. Zeki yere kapanmış, katıla-katıla gülüyordu.
+++

Subaylar, yabancı dil ve doktora

Bir emekli orgeneral, artık, tüm harbiyelilerin İngilizce’yi çok iyi derecede öğrenerek mezun olduklarını, hattâ ikinci bir yabancı dili de bildiklerini söylüyor.

Yeni bir yöntem keşfedilmiş herhâlde. Emekli general bunu açıklasa da bütün millet yabancı dil(ler) öğrense!

Bir başka programda Dr. Erol Mütercimler, orduda doktora yapan subay sayısının çok yüksek sayılara ulaştığını söyleyerek “kalitedeki yükselişe” vurgu yapıyor!

Şundan kesinlikle eminim, ki bu minvâlde sayısız örneğe tanıklık ettim, subaylar lisansüstü eğitimlere bir plân dâiresinde gönderilmemektedir; bu konuda bir strateji yoktur; subayların büyük çoğunluğu özlük hakları ve emeklilikten sonraki hayatları muvâcehesinde lisansüstü eğitim yapmaktadır!

Yukarıdaki konuşmalar, propagandaya dönük iki somut örnektir. Palavradır!
+++

Bilgi

Birileri TV’lere çıkıyor ve, artık bilgi 5 dakîkada eskiyor, diyor. Slogan ifâdelerden biri daha!. Hangi bilgi, nasıl, ne kast ediyorsun, soruları sorulmuyor. Sorulsa ne olacak ki; “çeviri bilgini”, belki, o da belki, bir-iki tâne daha çeviri bilgisi ekleyecek sözlerine ve fakat “sloganının” içeriğini anlatmayacak, anlatamayacak!
+++

İnsan

06.07.2007 târihli Milliyet’te, Ece Temelkuran (ismini vermeden) bir tanıdığının (belki de kendisinin!) sözünü yazdı:

“Hayat o kadar atla deve değil. O kadar önemli olsaydı 7 milyar insana verilmezdi.”

Rahatsız edici gelebilen bir yaklaşım; ideali yansıtmıyor ama gerçekçi. Yaşananlar bunun göstergesi.
+++

Atatürk fıkrası

Atatürk hakkında, on yıllardır fıkralar anlatılır Anadolu’da. Bunlardan birini bir belediye başkanı anlatmış. Teknoloji gelişti ya; fıkrayı anlatırken (sesiyle görüntüsüyle) onu cep telefonu ile kaydetmiş biri. Başkana dâvâ açıldı, partisinden ihraç edildi.

Milyonlarca insan hiçbir şey olmaz; ama kaydedilirsen böyle olur!
+++

Kartvizit

Eski Kültür Bakanı Tınaz Titiz, Çetin Altan ile yaptıkları TV programında bir anısını anlatıyordu:

Masada biz üç Türk, bir Japon ile yemekteydik. Japon, siz üçünüz âdetâ üçüz gibisiniz; kartvizitlerinizi verebilir misiniz, dedi. Oysa (bize göre) çok bâriz ayırt edici özelliklerimiz olan üç ayrı tiptik…
+++

Teknik direktörler ve Türkçe

Kimini senelerdir TV’lerde izlerim, kimini de, ki olgun yaştadırlar, bilirim de konuşmalarını ilk kez duyarım: Kötü bir Türkçe! Yanlış kelimeler, bozuk cümleler…

Bunlar, yıllardır, işleri dil ile olduğu için, konuşma, hitap becerisini geliştirmiş, varsa tutukluklarını atmış, kelime hazinelerini artırmış, hattâ mesleklerinde yeni deyimlere, özlü sözlere imzâ atmış olması gereken insanlar. Fakat, hiç gelişme göstermiyorlar, gösteremiyorlar. Umursamıyorlar mı, kendilerini yeterli mi görüyorlar, çevrelerinden, basından hiç mi eleştiri almıyorlar?.. Türkçelerindeki bu bozukluk futbolcularla iletişimlerinde sorun teşkîl etmiyor mu?..

Yeni antrenör olacaklar Türkçe sınavından geçmeliler ve dersler almalılar.
+++

Kadın seyirciler

Futbol maçlarına giden bayanların, “orada bulunma” nedenlerini merak ederim! Bu bağlamdaki birkaç sorum:

Ne kadarı futbolu gerçekten biliyor, kurallarından anlıyor? Kaçı sevgilisinin, eşinin hatırına gidiyor? Futbolu hiç anlamayan, kuralları hiç bilmeyen, bunları öğrenmeye de hiç uğraşmayan, yalnızca heyecanlı, gergin ortamlardan haz aldığı ve erkeklerin çoğu gibi bağırma ihtiyacı duyduğu için orada bulunanların yüzdesi nedir?! (En önemli soru, araştırma konusu budur!) Organize ataktan, direkten dönen bir toptan, voleyle doksana takılan bir golden, bir futbolsever erkek* kadar heyecan-zevk duyanlarının oranı nedir?

Sorulara devam:

Ne kadarı, bunlardan ziyâde, futbolcuların formaları, saçları, “boyları-posları” ile ilgilenmektedirler? Erkekler toplu olarak cinsel içerikli küfürler ederken onlar ne hissetmektedirler?!

Not. Yukarıdaki yazıyı, TV’deki futbol yayınlarında tribünlerde gösterilen kadınların, maçı, pozisyonları izleyişlerinden, bakışlarından, tepkilerinden ve bir kadın arkadaşla diyaloğumdan yola çıkarak yazdım!

* Günümüzde, Türkiye’de, statlara giden erkeklerin büyük veya önemli bir kısmı sahadaki futbolla ilgili değillerdir. Burada kast edilen, futbol kurallarını bilen ve “futbolsever” olan erkeklerdir.
+++

Solumak

Eski futbolcu Ali Kültiken, millî takımın yurt dışında yaptığı bir maç öncesinde, soyunma odasında yaşanan bir diyaloğu anlatıyor:

“Hasan Vezir ve ben yedekler arasındaydık. Soyunma odasına bitişik bir bölmedeydik ve oturmuş, masaya konulmuş meyveleri yiyorduk. [Teknik direktör] Tınaz Tırpan içeri girdi ve bizi görünce kızarak, takım içeride .ötünden* soluyor, siz burada kebap yapıyorsunuz, dedi. Hasan; hoca, bizi de takıma koysaydın da, biz de .ötümüzden solusaydık, diye karşılık verdi.”

* A. Kültiken olayı anlatırken “popo” sözcüğünü kullanmıştır; ama diyalogda yukarıdaki kelimenin geçtiği kesindir!
+++

Azerice futbol terimleri

Az-TV’de yayınlanan futbol maçlarında işittiğimiz futbol terimlerinden bâzıları:

Aut atışı: Taç atışı
Eks hücum: Kontra atak
Görüş: Maç
Hâkim: Hakem
Hesap: Skor
Kamanda: Takım
Kapı: Kale
Kapıcı: Kaleci
Kenar vaziyet: Ofsayt
Müdâfâçi: Defans oyuncusu
Meydançi: Hücum oyuncusu
Ötürme: Pas
Paraşüt zerbe: Şandel şut
+++

Bu yazı (17.05.2009 tarihinden itibaren) toplamda 16224, bugün ise 0 kez görüntülenmiştir.

Leave a Reply