BİLİM FELSEFE DİN Rotating Header Image

Cinsi Latifin Anlattıkları III (Mete Tunç)

Fransa’dayken (lisede okurken) orta yaşlı bir Fransız ile ilişkisi varmış. Ona, o ve başkaları  Türk lokumu’ derlermiş. (Yarı Fransız ve ‘adeta Fransız’ değil misin ki böyle diyorlar, demedim!) Adam ‘grup’ teklif etmiş, bizimki kabul etmiş.
Yorum. ‘Haber toplayıcısı’ babası kızının bu hayatını bilmiyor muymuş; biliyorsa ‘mezhebi geniş’ biri miymiş?!.. Edebimden sual edemedim!
***
Karadenizli, mesleğini unuttuğum bir adamla evlenmiş. Adamın kadın akrabaları çatkapı geliyorlarmış. O yokken de geliyorlar temizlik.. yapıyorlarmış. Bir gün bunları evden kovmuş. Karadeniz kadınlarının çok sempatik ve çalışkan idiklerini ifade ediyorum; onaylıyor; sadece, olur olmaz zamanlarda ve uzun süre evde bulunmalarından müşteki imiş, onlara bundan dolayı kızmış… Küçük bir kasabada, sade bir hayat yaşamak istermiş.
Yorum: Çok gerilimli işlerde çalışanların ‘sıradan insanlarla’ ilişkileri güç olmalı… O işten ayrıldıktan sonra da; bağnaz olmayan bile kasabada bile…
***
Oğlu … olarak çalışıyor ve yakışıklıymış. Ayrı evlerde yaşıyorlarmış… “Ne zaman evleneceksin, 30’una geldin,” diyormuş. Oğlu, “hangi kızdan hoşlansam, evliliği düşünüyor olsam, hepsi, param olduğunu öğrendiklerinde kucağıma oturuyorlar ve böyle yaptıklarında bütün saygımı kaybediyorum,” diyormuş; çok mutsuzmuş.
Yorum: ‘Oğlun, kızların giyinişlerinden, bakışlarından, tavırlarından, konuşmalarından vs. kucağına oturacak tıynet ve evsafta olduklarını nasıl anlayamıyor da, onlardan hoşlanıyor,’ suali o zaman aklıma gelemedi.
***
Hastanede bir bayanla ahbap olmuş. O da kansermiş, daha gençmiş. Evlenmemiş, hatta bakireymiş. Ona, “şu odaya gir, bir doktor çağır, işi bitir,” der, takılırmış… Hastaneden çıkmışlar, o bayan da memleketine gitmiş. Bir süre sonra bizimki cep mesaj göndermiş, yanıt alamamış. Bir tane daha… Çaldırmış, açılmamış… Nihayet arkadaşının bir yakınından vefat haberini almış.
Yorum: İnsanların (her ne sebeple olursa olsun) hiç seks yapmadan, bir birleşme yaşayamadan ölmeleri bir kayıp… Ölüm haberi hikayesi ise trajik.
***
Bir akrabasının hikayesini anlattı: Hava subayıymış. ABD’ye gittiğinde bir Amerikalı kız sevmiş. Evlenmişler. Fakat bu durum orduda hiç iyi karşılanmamış. Öyle ki, eşini bir seferinde içinde evinin bulunduğu lojmanların nizamiyesinden sokmamışlar. “Ayrılacaksın,” demiş üstleri. En nihayet genç subay istifa etmek zorunda kalmış. Yoksa karısından mı ‘istifa etmişti’?!
Yorum: Hikaye biraz daha uzundu; ancak bu kadarı aklımda kalmış. Ne, ne derece doğru bilmiyorum, ve teferruattan bihaberim; o yüzden belki gerçekten hazin olan bir öyküyü ancak bu kadar nakledebiliyorum…
***
…’de bir doktor varmış. Senede iki kere gelirmiş. Bu zat çorap sapığı imiş. İstemiş ki, bizimki dört gün boyunca çıkarmadığı çoraplarını paketleyip adama göndermiş…
Yorum. ‘Çorap sapığı’ da varmış. Bir yaşıma daha girdim!
***
Spikerlik dersi verdiği bir sınıfta, Yugoslavya’dan bahsederken asimilasyon terimini kullanması üzerine bir öğrencinin, “hocam, asimilasyon değil de soykırım olmayacak mı,” diye sormasına karşılık asimilasyon’da ısrar etmesi…
Yorum. Bunu ‘saf saf’ anlatıyor. Bir şey demedim. Gerçekten safderun!..
***
Bir vesile Ankara ve İstanbul Radyoları arasındaki ‘çekişmeden’ söz etti. Sebebi imla imiş. İstanbul Radyosu, mesela “İstanbul”, “Sivas” dermiş. Ankara Radyosu “Istanbul”, “Sıvas”!..
Yorum. Kavga için bahane arıyorlar; çekişme konusuna bak!
Çocuktuk. Anneannem bize soru soruyor. “I ile başlayan iller?” “Isparta?” “Değil.” Ne o zaman? Başka yok ki (O zaman Iğdır ilçeydi.)! Anneannem “Istanbul,” diyor. “‘İstanbul’ değil mi,” diye soruyorum. Anneannem ısrarlı. Demek ‘Ankara ekolü’ndenmiş!
***
…’a gitmişler. Oradaki gözlemlerini anlatıyor. … ve civarındaki telefon telleri hep kopuyormuş. “Neden,” diye sormuş olmalı ki, “gerekli esneme payını vermediklerinden mi,” diyorum. Değilmiş. …’un ‘silahşorları’ (kelime benim) telleri ‘nişangah’ olarak kullanıyorlarmış!.. Aynı kişiler, sahil boyunca, trafik lambalarındaki sarı ışıkları da kurşunlayarak kullanılamaz hale getirmişler. Bunu, “burada sadece yeşil ve kırmızı yanıyor, neden,” diye sorunca öğrenmiş. …’lular “sarıya gerek yok,” fikrindelermiş (Onun cümlesi)… Bir yokuşta, bir taksici, biriyle tartışmaya başlamış. Laf kavgası taksicinin arabasından inmesiyle yumruklaşmaya dönüşmüş. O sırada taksi hareket edip yokuş aşağı gitmeye başlamış. Adam koşup taksisine yetişmiş… Bir de, kendisi bir dolmuşçuyla kavga etmiş. Fazla yolcu aldığı için ve/veya başka sebeple. Emniyet müdürlüğüne gidip şikayet etmiş. “Kırmızı mantolu kadın,” olarak, (dediğine göre) dolmuşçuların korkusu olmuş!
Yorum: Türkiye halkında, özellikle bazı yörelerin insanlarında ciddi ‘problemler’ vardır. Ki 100 yıldır dile getirilir. Fakat, bunların (tarih, kültür, din, antropolojik, tabiat-iklim vs. kaynaklı) sebepleri ve nasıl (ve ne derece) ortadan kaldırılacağına dair tek çalışma, yayın yoktur!
***
Bir vakit, …’nun yeni çıkan romanını almış. Eve gelmiş. Yatağa uzanmış. İlk sayfasının ilk satırını okuyunca kitabı kapatmış ve haftalarca açamamış. Bunu söylerken mistik bir üslubu vardı ve adeta bunu taze ‘yaşamış’ gibiydi! Peki, ne diye yine ‘şoka girip’ de kapatmıştı kitabı. Düşündüğü bir konu, cümle aynen yazılmıştı; onun için miydi, veya bu minvalde başka bir gerekçeyle mi..?
Yorum: Bu da bir çeşit imanın (‘edebi iman’) bir tezahürü olsa gerek.
***
Tam olarak ne iş yaptığını hiç anlayamadım (söylemedi ki!). Anladığım, bir pazarlama işiydi… İş için askeri bir birliğe gitmiş. Birkaç albay ve bir yüzbaşıdan müteşekkil bir grupla ile konuşurken albaylardan biri buna, “neden evlenmiyorsunuz, insanların ihtiyaçları vardır,” demiş. ‘Cinsel ihtiyacı’ ima ediyor, fakat açıkça söyleyemiyormuş. Bizimki anlamış ve “evlilikte heyecan kayboluyor,” diye cevap vermiş.
Yorum. Manzaraya bak: ‘Koskoca’ albay bir karının cinsel hayatı için ‘üzülüyor’, diğer herifler ‘zevkle’ dinliyorlar!
***

Bu yazı (17.05.2009 tarihinden itibaren) toplamda 28334, bugün ise 0 kez görüntülenmiştir.

Leave a Reply