BİLİM FELSEFE DİN Rotating Header Image

Özlü Sözler 4 (Mete Tunç)

Özlü Sözler’in bu bölümünü Türkçeye hizmet etmiş ve edenlere ithaf ediyorum. Sayfayı, hürmetle ve minnetle anılması gereken yazarlardan üçünün kaleme aldıkları (bazı sözcüklerde imla yenilenmiş, ama sadeleştirilmemiş!) nefis cümlelerle açarken, dilimize (ve dolayısıyla kültürümüze, irfanımıza, sanatımıza…), sebebi ne olursa olsun, büyük kötülük edip bugünkü perişan haline düşmesine yol açanlar ve sefil duruma getiregelenler hakkında menfi düşüncelerle (atfedeceğim menfi sıfatlarla) dolu olduğumu ifşa ediyorum!
^^^

Hayatın vehleten her türlü ehemmiyetten ari önemsiz zannedilen nice küçük küçük intibaları vardır ki, bir kısa müddet yaşadıktan sonra çekilip atılan binlerce mühim teessürler nisyanın karanlıklarına gömülürken, onlar ömrün son günlerine kadar sizinle beraber yaşar, bıraktıkları levhalar en ufak teferruata kadar daima celi çizgilerle parıldar, daha dün vukua gelmişçesine gözlerinizin kulaklarınızın içinde canlılıklarını duyurur.
(Kırk Yıl, Halid Ziya Uşaklıgil. 1935-36) (1)
+++

Protokol zoru ayakta dinlenen kralın nutku esnasında, elçi haremlerinden biri bayılıp yere yığılmış; Beneş konuşurken de sofranın uç tarafından yaşlı bir diplomat, uyuya kalmıştı. Bu iki hadise, bereket versin ki, herkesin kapanmak üzere olan gözlerini açtı. Yoksa, genç ihtiyar, davetlilerin büyük bir kısmı bu yaşlı diplomatın ve yahut o madamın akıbetine uğrayacaktı. Zira, Romanya hükümdarı ve Çekoslovakya cumhurreisinin nutukları, yalnız lüzumundan fazla uzun oldukları için değil, mevzularındaki masal çeşnisi bakımından da bir hayli uyutucuydu. Düşünün ki, her iki “hatip” o günün bütün ateşli meselelerini bir yana bırakmışlar; bize ve birbirlerine, bilmem kaç yüzyıl evvel Moldova voyvodalarıyla Bohemya prensleri arasındaki dostluk münasebetlerinden bahsedip durmuşlardı.
(Zoraki Diplomat, Yakup Kadri Karaosmanoğlu. 1954)
+++

Şayanı hayret meyvelerden biri de nardır. Narın ağacı ne kadar civelek, çiçeği ne ince, kabuğu ne renklidir… Öyle farz ederim ki, nar insanı hayrete düşürmek için yaratılmış bir yemiştir. Fakat sırf manzaradan ibarettir; o beyaz beyaz, incecik derilerle o pembe pembe, şeffaf tanelerin ayrılışı, dizilişi, o süs, o sanat… Bu derece itina görmüş başka bir meyve bilmiyorum. Lakin tadında ve rayihasından hoş bir cihet yoktur. Nar süslü süslü cümlelerin yan yana dizilmesiyle vücuda gelmiş güzel, muntazam, fakat lezzetsiz, fikirsiz yazılara benzer. Tabiat bir işsiz zamanında, fikir yormadan sırf elişi yapmak için narı vücuda getirmiştir; aklını değil, parmaklarını yormuştur; filvaki meydana pek süslü, pek sanatlı bir eser çıkarmıştır; bir mozaik meyve… Lakin tadını ihmal etmiş, şeklinden ve renginden ibaret bırakmıştır. İsterdim ki bir nar tanesi ağza atılınca bir çilek gibi yumuşak ezilsin, o buruk ve katı çekirdeğinden dişlere hiçbiri dokunmasın!
(Ago Paşa’nın Hatıratı, Refik Halid Karay. 12 Temmuz 1921 tarihli ve ‘Meyvelere Dair’ başlıklı köşe yazısından) (2)

(1) Özgür Yayınları, kitabı özgün diliyle basmış; lakin ‘yayına hazırlayan’ın elan kullanılanlar dahil olmak üzere, ‘eski’ kelimelerin yanına parantez içinde ‘yenilerini’ (üstelik tekrarla) koyma işgüzarlığı yüzünden kitabı okuyabilmek mümkün değildir. Fakir, bu zorluğu fark edince, bildiği kelimelere (güya) karşılık olarak verilen parantez içindeki sözcükleri (görülmeyecek biçimde) uygun bir kalemle kapatarak kitabı okuyabilmiştir. Doğru yöntem, az bilinen, unutulan kelimeleri kitabın arkasında vermekti. Pek çok kelimenin karşılıklarının eksik ve yanlış idiğini de belirtmek gerekiyor!

(2) İnkılap Yayınları’nın bastığı Refik Halid kitaplarında, özgün dilin korunduğu ifade edilse de rastlanılan bazı kelimeler yüzünden insan şüpheye düşmektedir. İmla değişikliği/güncellemesi yapıldığına ise kuşku yoktur (İmla konusu da tartışmalıdır…)

12.01.2013

Bu yazı (17.05.2009 tarihinden itibaren) toplamda 15245, bugün ise 1 kez görüntülenmiştir.

35 Comments

  1. Mete Tunç diyor ki:

    … ben hayatta muvaffakiyeti temin edecek yalnız bir usul biliyorum: Hayırkar ve hayırhah olmak…
    Halid Ziya Uşaklıgil

    Biz tarihte çok tahayyül ettik, ama tefekkür etmedik.
    Yahya Kemal

    Dünyaya yeni bir bakış hiçbir zaman alıştığınız o sıcak yatak değildir; daima buz gibi soğuk bir duştur.
    Walter Lewin

    Sanatın sadece -hatta çoğunlukla- güzellik hakkında olmadığını öğrendim: Sanat keşfetmekle ilgilidir – sanatla fiziğin bir araya geldiği yer de burası.
    W. Lewin

    Benim için öğrencilerin gördükleri şeyin güzelliğini hatırlamaları, tahtaya yazdığınız şeylerin aynısını yapabilmelerinden çok daha önemlidir. Mühim olan, hangi eksikleri kapattığınız değil, nelerin üstünü açtığınız.
    W. Lewin

  2. Mete Tunç diyor ki:

    Yeni yorumlara, atalarımız 1400 şu kadar sene yanlış mı yapmışlar, diye özetlenecek tepki verenlere, 1400 şu kadar yıl kabul ve tatbik ettiklerinizi vazedenler ve bu süre boyunca yaşayan atalarınız dünyayı düz, güneşi dünyanın etrafında dönüyor sanıyorlardı, demek kafidir.
    M. T.

  3. Mete Tunç diyor ki:

    Daha ne kadar dayanabilirdim, herkesin bir başkasının acısı hesabına mutlu olduğu yaşama.
    Zafer Ekin Karabay (İntihar mektubundan)

  4. Mete Tunç diyor ki:

    Benliğini kaybeden varlığını bulamaz. Dününü bilmeyen bugününü anlayamaz. Bugününü anlayamayan yarınına hazırlanamaz.
    Abdülkadir Gölpınarlı

    Ülkeyi müminlerin de, laikçilerin de yönetmesini istemem.
    Mete Tunçay

  5. Mete Tunç diyor ki:

    Biz, ne mebusluğa, ne memurluğa namzed olduk; hiçbir kuvveti beşeriyeden şahsımız namına hiçbir muavenet istemedik; istemiyoruz. Hükûmeti sabıkaya karşı ne kadar müstakil isek, hükûmeti hazıra ve müstakbeliye karşı da o kadar müstakiliz ve o kadar müstakil olacağız.
    Prens Sabahaddin

  6. Mete Tunç diyor ki:

    Bugünkü Türkiye tarihte görülmemiş bir idare sistemine sahiptir. Buna tabiri mahsusiyle devlet bile denemez. Çünkü devlet kanun demektir. Sizde bugün bir kanun yapılır, ertesi günü bir emri gayb ile bu kaldırılır. İdareniz ne hürriyet, ne devlet, ne hak mefhumlarını henüz kabul etmemiştir.
    Alexander White (1914) (100 yıl sonra…)

    Kesin doğruya inananlar yanılmaya mahkumdur.
    George Soros

  7. Mete Tunç diyor ki:

    Toplumlar tanımadıkları padişahları değil, konuştukları dili sevdikleri kadar ışıklanırlar.
    Çetin Altan

  8. Mete Tunç diyor ki:

    Medrese köşelerinde senelerde çürüyen, derslerde başarının ödülü askerlikten kurtulmak olan medrese talebelerini harpte bir işe yaramamalarında şaşılacak taraf yoktur.
    Hafız Hakkı paşa (1913)

  9. Mete Tunç diyor ki:

    Parayı başının üstüne koyduğun zaman alçalır, ayağının altına koyduğunda yükselirsin.
    Dikran Masis

    Eğer oy kullanma bir şeyi değiştirecek olsaydı yasadışı olurdu.
    Emma Goldman

    Bir efsaneyi, kahramanı, kurucuyu, yaratıcıyı.. ilk önce, yapıp ettikleriyle değil, mezhebiyle, diniyle, dinsizliğiyle, ırkıyla, milliyetiyle.. tavsif ve tahlil etmek sıradan, boş, fanatik, ahmak insanların işidir.
    M. T.

  10. Mete Tunç diyor ki:

    Bir şehirde hatıralar ve tarih yalnız kitaplarda yaşarsa, o şehir kendi zamanlarını kaybetmiş demektir. Çünkü asıl canlı hatıralar, zamanla kutsilik kazanmış, tılsımın usta eli dokunduğu için canlanmış, ruh sahibi olmuş maddenin taşıdığı hatıralardır.
    Ahmet Hamdi Tanpınar

    Her şey unutuluyor, insan çehresinin ıztırabı ve bir de güzellik unutulmuyor.
    A. H. Tanpınar

    Hiçbir milletin münevveri bizim kadar içtimai olamaz. Eğer ferde ait bazı tabii hakların bile peşinden koşmamışsak, bu, daimi bir tehlike içinde yaşamamızdan gelir. Türk milleti, iki yüz sene muhasara edilmiş bir kale nizamiyle yaşadı. Muhasara şiddetlendikçe fert kendisini cemiyete bağışladı.
    A. H. Tanpınar

    İktidarlar değiştikçe göze girmek isteyen yöneticilerin dışladığı isimler değişiyor, ama dışlama huyu hiç değişmiyor.
    Can Dündar

  11. Mete Tunç diyor ki:

    … bir cemaate ruhunu veren sanatkardır, sanatkar ilave eder, sanatkar tamamlar, sanatkar yaratır. Büyük realite fikir ve sanattır.
    A. H. Tanpınar

    Resmimiz ve nesrimiz olsa, başka bir millet olurduk.
    Yahya Kemal Beyatlı

  12. Mete Tunç diyor ki:

    Sana ışık tutana sırtını çevirirsen, göreceğin şey karanlığındır.
    René Descartes

    İnsan ne kadar çok şeye inanırsa, o kadar az şey bilir. Ne kadar az şey bilirse o kadar saf olur. Ne kadar saf olursa o kadar kolay yönetilir
    Most

  13. Mete Tunç diyor ki:

    Benim için en büyük sanatkarlar, kendi mütevazı ve isimsiz ömürlerinde aşkın cennetini yaratmak suretiyle ölümü iradelerine muti edenlerdir.
    A. H. Tanpınar

    Ömrün büyük ve dağdağalı gecesini bir aşkın yıldızlı uykusu yapanlar, bir ebediyet bahçesi olan ölümde uyanırlar.
    A. H. Tanpınar

    Bilir misin ki, parasızlık tek başına mühim bir mesele değildir! Fakat fakrın nizamı bir yere yerleşip de hayatı idare etmeye başladı mı, işin ötesi yoktur.
    A. H. Tanpınar

  14. Mete Tunç diyor ki:

    Türklerle ilgili kabul edilebilir tek tanımlama ölçütü türk dilidir. Türk, türk dilini konuşandır. Başka tanımlar geçersizdir, yetersizdir.
    Jean Paul Roux

  15. Mete Tunç diyor ki:

    Kahraman, aksiyonu, uzviyetinde itici bir kuvvet gibi hazır bulan adamdır.
    A. H. Tanpınar

    Şark, maddeyi olduğu gibi yahut ilk rastlayışta ona verdiği değişikle kabul eder. Telkin ettiği ilk hususiyetlerle yetinir. Bu ilk karşılaşmada mükemmelliklere kadar varır. Hatta erişilmez bir hal aldığı da olur. Fakat çarçabuk teessüs eden bir gelenekte bu mükemmellik durur, kalıplaşır.

    Garp ise onu daima elinde evirir çevirir, zihnini karşısında tutar, onda birtakım başka hususiyetler ve mükemmelleşme imkanları arar, onun hakkında en etraflı bilgiye sahip olmaya çalışır ve bu gayretler sayesinde, sonunda bu maddeyi başka bir şey denecek hale getirir.

    Denebilir ki, Şark eşyaya ancak umumi şeklinde tasarruf eder. Hatta bazen onu tabiattan sanki ödünç alır. Garp ise bünye mahiyetini anlamak ve bütün imkanlarını yoklamak suretiyle onu tam benimser.
    A. H. Tanpınar

    Şark muhayyilesi eski masalların o tesadüfi mücevher bulucularına benzer. Zümrüt Anka kuşunun kendisini taşıdığı ıssız dağ tepelerinde toplayabildiğini toplar ve o kadarla kalır.
    A. H. Tanpınar

  16. Mete Tunç diyor ki:

    O [Ahmet Vefik paşa] kaldırım taşı büyüklüğünde bir pırlantaydı; ne sokağa döşeyebilirdiniz ne de müzeye.
    Fuat paşa

  17. Mete Tunç diyor ki:

    Müziğimizi ibadet edercesine çalmalı-okumalı ve dinlemeliyiz. (mealen)
    Zekai Tunca

  18. Mete Tunç diyor ki:

    Arap milletleri her ne kadar aynı dili konuşuyor ve aynı dine inanıyorlarsa da, mensup oldukları ırkların farkları ve üzerinde yaşadıkları toprakların hususiyetleri dolayısıyla birbirlerinden farklıdırlar. Bu zıddiyet, Arapları bir millet halinde toplatmayacak kadar kuvvetlidir. Toprak mahsulleri, coğrafya bünyesi, iklim şartları ve iktisadi münasebetler beşeri birlikler üzerine öylesine kati tesirler icra ederler ki, dil ve din birliği buna karşı koyamaz.
    Mulaf Hafid (27 Ocak 1913)

    “Siz Umumi Harp’e girmemiş olsa idiniz, bu neticeler meydana gelmezdi!” diyecek olanlara ise, “Biz harbe girmemiş olsa idik, bu sonuçlar yine doğacaktı. Zira Fransızlar, İngilizler ve Rusların istila emelleri şimdi doğmuş değil; asırlardan beri takip edilegelmekte bulunmuştur. Dolayısıyla Umumi Harp’ten galibiyetle çıkacak olan bu üç devlet miskin ve aciz insanların malını paylaşır gibi bizim memleketimizi paylaşacaklardı. O zaman ise biz, Allah’ın emanetini savunmadan gasıplara vermiş olmak aşağılıklığını ve hakaretini kabul etmiş olacaktık.” cevabını veririz.

    İnşallah Türkler, Mustafa Kemal Paşanın idaresi altında giriştikleri son milli hareketleri sayesinde kendi memleketlerini, azametli İstanbul’larını ve güzel İzmir’leriyle beraber kurtaracaklar ve bu tabii hudutlar içinde milletlerinin refahını, memleketlerinin bayındırlığını sağlayacak tedbirleri alacaklardır.

    Şerif Hüseyin’in ihanetine kurban olan Arap memleketleri İslamlarının bağımsızlık ve hürriyet sahibi olmalarına ise, bütün kalbimizle duacı olarak ve onların dert ve elemlerini kendi dert ve elemimiz sayarak, neşe ve sevinçlerinden haz duyacağız.

    Umumi Harp’te 3 milyonu aşkın kurban vermiş zavallı Türkiye için biricik teselliye yol açacak bir şey varsa, asırlık düşmanı olan Çarlığın da mahv ve perişan olduğunu görmekten ibarettir.

    (Hatıralar, Cemal Paşa, 1922?)

  19. Mete Tunç diyor ki:

    … dinciliğin sermayesi tarih boyunca iftiradır.
    Yaşar Nuri Öztürk

  20. Mete Tunç diyor ki:

    Samimi bir murakabe teessüs etmedikçe hükümetler ve işbaşında bulunanlar şuur altlarında saklı ve gizli hususi emel ve heveslerini devletin* hakiki ihtiyaçlarından ayıramazlar.
    Mustafa Kemal Atatürk
    * ‘ferdin ve halkın’ demesini tercih ederdim. (M. T.)

    Yaşın yanında kurunun yanması ve yandığı ile kalması, halk ekseriyetinin bağnaz-vicdansız ve idarenin şedit olduğu, hukukun işlemediği ülkelerde caridir.
    M. T.

  21. Mete Tunç diyor ki:

    … tarih bilgi sahibi olmakla değil, bilge olmakla özümsenebilecek bir yüzleşmedir. Kocaman bir okyanusta balık avına çıkmak gibi bir şeydir, geçmişi okuyup anlamaya çalışmak… Tarihçi ağa takılan bütün balıkları yüzeye çekerken, siyasetçi ağdaki balıklardan istediklerini alır, hatta pazardan aldıklarını da ilave eder…

    Türkiye’nin paletindeki hiçbir renk mutlak ve katkısız değildir. Her bir fırça darbesi eşsiz bir karışımın ürünüdür. Türkiye’nin kırmızısı da, yeşili de, mavisi de kendine özgüdür. Türkiye fikri özgün ve eşsiz bir karışımdır… … hiçbir tehdit, temel hak ve hürriyetlerin kısıtlanmasından daha yakıcı sonuçlar doğurmaz. Renklerin karartılması, seslerin susturulması, Türkiye fikrinin uzantısı olamaz. Tepeden inme despot tavırlar ancak mecburi ve geçici bir birliktelik sağlamaya muktedir olur… ‘Türkiye gönüllülüktür. Birlikte değil, bir olmaktır.’ … ‘Türkiye yalnızca üzerinde yaşanan bir vatan ya da kurallarına uyulan bir devlet değil, [ana-]atalarımızdan devraldığımız, içimizde yaşattığımız ve çocuklarımıza miras bırakacağımız bir mittir.’

    Deniz Ülke Arıboğan
    (‘Büyük Resmi Görmek’ kitabından)

  22. Mete Tunç diyor ki:

    Güzellik uyumlu parçalar bütünüdür. Ne bir parça ekleyebilir, ne bir parça çıkarabilirsiniz.
    Bir İtalyan ressam

  23. Mete Tunç diyor ki:

    Hızlı gitmek istiyorsan yalnız git, uzağa gitmek istiyorsan kalabalık git.
    Afrika atasözü

  24. Mete Tunç diyor ki:

    En soluk mürekkep en iyi hafızadan güçlüdür.
    Çin atasözü

    En iyisi bilmediğini bilmektir. Bilmediğin halde bildiğini sanmak bir hastalıktır.
    Lao-Tszu

  25. Mete Tunç diyor ki:

    Milletlerin karakterini tahlil etmek her ne kadar eğlenceli bir oyun gibi görünüyorsa da bir neticeye varmak oldukça zordur. Böyle bir girişim tahlil edilen konudan ziyade tahlil edenin fikri yapısını ortaya koyar.
    Bernard Lewis

  26. Mete Tunç diyor ki:

    İlk seks aşkın zirve noktası ve sonunun başlangıcıdır.
    M. T.
    +++
    Bir genç bir sokak köşesinde dövülerek öldürüldüğünde olay yerindeki kamera kayıtları bir bir kaybolur da ne hikmetse o gencin ‘eylem’ görüntüleri anında çıkar ortaya.
    Asu Maro

  27. Mete Tunç diyor ki:

    “Geleneksel İslami sistemde zulmün karşıtı adalettir; Batı siyasal düşüncesinde ise zulmün karşıtı hürriyettir.”
    Bernard Lewis

    “… egemenlikle donatılmış belli bir toprak parçası anlamındaki devlet kavramı; yönetimin meşruluğunun temeli olarak halk egemenliği kavramı; temsil, seçim, halkın oya hakkı, siyasal kurumların bir yasama meclisince konulan kanunlarla düzenlenmesi, bu kanunların bağımsız bir yargı organınca korunması ve desteklenmesi düşünceleri; devletin laikliği, toplumun kendi kendilerine hareket eden çok sayıda özerk grup ve derneklerden oluşması fikri; bütün bunlar, Müslüman siyasal geleneğine derinden yabancıdır.”
    Eli Kadourie

    Bugünkü manzaramız aşağı yukarı bir dictature manzarasıdır. Vakıa bir meclis vardır. Fakat dahilde ve hariçte bize diktatör nazarıyla bakıyorlar. Halbuki ben cumhuriyeti şahsi menfaatlerim için yapmadım. Hepimiz faniyiz. Ben öldükten sonra arkamda kalacak müessese bir istibdat müessesesidir. Ben ise millete miras olarak bir istibdat müessesesi bırakmak ve tarihe o suretle geçmek istemiyorum.
    Mustafa Kemal Atatürk [Serbest Cumhuriyet Fırkası kurulmadan hemen önce-1930]

    Kaç milyonerimiz var? Hiç. Binaenaleyh biraz parası olanlara da düşman olacak değiliz. Bilakis memleketimizde birçok milyonerlerin, hatta milyarderlerin yetişmesine çalışacağız.
    M. K. Atatürk [Halk Fırkası kurulmadan önce-1923]

    “Laik bir devlette, kamu işlemlerinin ‘din kurallarına’ dayanması zorunlu değildir. Buna karşılık birtakım kuralların dini inanç ve kurallara uygun olması söz konusu olabilir. Bu durum, yönetimin dini kurallara uygun hareket etme zorunluluğundan değil, onların[?] rasyonel tercihlerinin bir sonucu olarak ortaya çıkar. Öte yandan, hukuk sadece aklın bir ürünü olmayıp, beşeri tecrübenin de bir ürünüdür. Dinler de bu tecrübenin bir parçasını oluşturduğundan hukuku dini unsur ve etkilerden tamamen soyutlamak mümkün değildir.”
    Yavuz Atar

    (Otoriter Rejimler, Seçimsel Demokrasiler ve Türkiye, Ergun Özbudun)

  28. Mete Tunç diyor ki:

    İçki, baştan çıkarma bölümünün iğrençliğini giderir.
    Bir yabancı filmden

    Tarih sürecine soyut insancıl-moralist bakış açısı, bütün bakış açıları içinde en kısır olanıdır… Ama uygarlık dediğimiz maddi kazanımlar, alışkanlıklar, görenekler ve önyargıların kaotik yığını hepimizi hipnotize ediyor, insanlığın ilerlemesinde asıl aşamanın çoktan aşıldığına sahte bir güven doğuruyor. Sonra bir savaş çıkıyor ve tarihimizin barbarlık dönemini henüz aşamamış bulunduğumuzu gözler önüne seriyor. Askılı pantolonlar giymeyi, zekice başyazılar yazmayı ve sütlü çikolata yapmayı öğrendik, ama farklı birkaç ‘kabile’nin zengin bir Avrupa yarımadasında nasıl bir arada yaşayacağına ilişkin ciddi bir karar vermemiz gerektiği zaman, kitlesel kıyımlardan daha iyi bir yöntem bulmaktan aciziz.
    Lev Troçki (14 Ekim 1912)

  29. Mete Tunç diyor ki:

    “Ulusal öz”ü anlamak, çok zaman, gerçekten bulmaktan çok, belirli standartlara göre “yeniden (yoktan) yaratmak” anlamına gelir. Yani bir “keşif”ten çok bir “icat”tır.
    Murat Belge

    “Ajan” ve “hain”, bütün “özcü” ideolojilerin cephaneliklerinde … yer alan kavramlardır.
    Murat Belge

  30. Mete Tunç diyor ki:

    … Akıl almaz görünen şey budur. Böyle görünmesinin nedeni de, insanlarda, yöneticilerin özel bir yönetme tarzının –olayları ölçüp biçmenin ve önceden kestirmenin- ustaları olduğu şeklinde bir düşünce alışkanlığı bulunmasıdır ve yukarıdakilerin düşüncesizce, her esen rüzgara kapıldıkları, kendini beğenmişlerin ahmaklığı içinde hareket ettikleri ortaya çıkınca, insanlar daima şaşırır.
    Lev Troçki

    Dil hava gibidir – varlığının önemini ancak yokluğunda anlarsınız, yani etrafınızda duyduğunuz konuşmalar sizi diğer insanlara bağlamayıp tersine onlardan ayırdığında.
    Lev Troçki

  31. Mete Tunç diyor ki:

    Bir vakta erdi ki bizim günümüz
    Koyun belli değil kurt belli değil
    Herkes yarasına derman arıyor
    Deva belli değil dert belli değil
    Aşık Ruhsati

    Kimse nizam ve kanun tanımıyor ve kimse vazifesini yapmıyor. Memleketin tablosu budur!
    Refik Halid Karay (Haziran 1948)

    Bütün içkilerin en güzeli, en tesirlisi ve en nefisi şüphesiz ki busedir. Buse ağız kadehinden dudak şekeri karıştırılarak dil kaşığı ile içilen, insan usaresinden yapılmış misilsiz bir içkidir.
    R. H. Karay

  32. Mete Tunç diyor ki:

    “İnsan dediğin Tanrı’nın bir gafı mı sadece? Yoksa Tanrı mı insanın gafı?”
    Friedrich Nietzsche

    … menfur bir davranışta bulunmasını engelleyen tek şey inanç sistemi olan insandan korkarım.

    İnsanlar elalemin ne düşündüğüme o kadar önem verir ki davranışlarımızı düzeltmemiz için bir duvara yapıştırılmış bir çift göz resmi yeter. Din [yaratıcıları] bunu çok uzun zaman önce anlamıştır ve kadiri mutlak Tanrı’yı sembolize etmek için her şeyi gören göz imgesini kullanır.

    İnsanlar sadece inanmak istedikleri için inanırlar. Bu bütün dinler için geçerlidir. İnanç; belli insanlara, hikayelere, ritüellere ve değerlere duyulan bağlılıktan çıkar. Emniyet, otorite ve ait olma arzusu gibi duygusal ihtiyaçları karşılar. İlahiyat ikinci sırada, kanıtsa üçüncü sırada gelir.

    … bilim de çoğunlukla, din gibi neye inanmak istediğimiz üzerine temellenir. Bilimle uğraşanlar insandır ve psikologların “onaylama eğilimi” (kendi görüşümüzü destekleyen verilere bayılırız) ve “yanlışlığı ispat eğilimi” (kendi görüşümüzü çürüten verileri kötüleriz) dedikleri kavrama göre hareket eder… Biliminsanları, kuramların “güvenirliğini” ve “güzelliğini” överek, bazı şeylerin nasıl işlediğine ya da işlemesi gerektiğine dair kendi düşünceleri üzerine temellenen değer yargıların bulunurlar. Aslında bilim değerlerle öyle doludur ki Albert Einstein tek yaptığımız şeyin gözlem ve ölçüm olduğunu inkar etmiş, var olduğunu düşündüğümüz şeyin, gözlem kadar kuram ürünü de olduğunu söylemiştir. Kuramlar değiştiğinde gözlemler de onu takip eder.

    [On emir]… “Dinin insan elinden çıktığını kanıtlamak için bundan kolay kanıt zor bulunur. İlk başta saygı ve korkuyla ilgili monarşik homurtular vardır, bunu haşin kadiri mutlaklık ve sonsuz intikam hatırlatmaları takip eder. Babil ya da Asur imparatorlarının bir ferman yazdırmaya başlarken katiplere dikte ettirdikleri kelamlara benzer bunlar…”
    Christopher Hitchens

    (Bonobo ve Ateist, Primatlar Arasında İnsanı Aramak, Frans de Waal, Çev. Aslı Biçen)

    Herhangi bir iman hususunda sorduğunuz/sorulan sualler sizi tatmin etmemeye başlıyorsa doğru bir yola girdiniz demektir. Başka iman sokaklarına sapmamak kaydıyla yürümeye devam edin!
    M. T.

    Delili[k]… aynı şeyi tekrar tekrar yapıp, her seferinde farklı bir sonuç beklemek[tir].
    Bir yabancı filmden

    Sen benimle ilgili yalan söylemezsen, ben de seninle ilgili gerçekleri söylemem.
    Bir yabancı filmden

  33. Mete Tunç diyor ki:

    Ottoman patriotism is not for sale for the prince of an increase in custom duties.
    Talat bey (paşa) (1913)

  34. Mete Tunç diyor ki:

    Verilerinize yeterince işkence ederseniz, eninde sonunda duymak isteyeceğiniz sonucu söyleyecektir.
    Anonim

  35. Mete Tunç diyor ki:

    Son yirmibeş sene içinde… dil ve tarih asla ihmal edilmemiş ve hatta onlar öyle bir şiddetli ilgi ile kucaklanmıştı ki dilin de tarihin de bu fazla muhabbetin kolları arasından boğulmasına ramak kalmıştı.
    Adnan Adıvar (1949)

    Şimdi ara sıra hudud boyuna kadar gidiyor ve Türkiye-Suriye levhasının altında oturuyorum… Bu teselliyi kimse bir sürgün kadar bilemez! Hani sevgilisinin evinden kovulmuş aşıklar vardır: Kapısının eşiğine olsun sürtünmekten zevk alırlar. İşte böyle bir zevk!.
    Refik Halid Karay (1938)

Leave a Reply