BİLİM FELSEFE DİN Rotating Header Image

Kazaların Hemen Öncesi ve Sonrasında İnsanlar (Mete Tunç)

… Durağa yaklaşırken; zayıf, orta boylu, bıyıklı, spor giyinmiş, 25-30 yaşlarındaki genç; 20-25 yaşlarında, tiril-tiril kumaş bir pantolon ve ceket giymiş, düzgün bir fiziki yapıya ve pürüzsüz bir tene sahip, bakımlı ve güzel bir diğer genç erkek ile yanak yanağa öpüşerek vedalaşıyor. Öpüşme, normal gibi görünse de farklı, etrafa biyoelektrik dalgası çarpıyor! Bakımlı olanın ayakkabıları dikkatimi çekiyor: Şık, bayanvari!..

Otobüsten ikincisi iniyor. Otobüsün arkasında, karşıya geçmek için beklerken, bir şeyler düşünüyor olmalı; bakışları dalgın. Adımını atıyor yola. Henüz harekete geçmeyen otobüsün yanındaki şeritten, normal bir hızla, özel bir minibüs geliyor ve o şeride adımı atmış olan gence çarpıyor. Hemen duruyor minibüs. İçinden 55-60 yaşlarında, sakallı, topluca ve uzunca bir adam iniyor. Genç yerde, sırt üstü yatmakta; bir bacağını istemsizce savuruyor. Başına birkaç kişi toplanıyor hemen.

Otobüsteki arkadaşı, sürücüye sesleniyor, kapıyı aç, diye. Önce açmıyor sürücü. Bu kez bağırıyor genç… Otobüsten iniyor, minibüs sürücüsünün üzerine yürüyor. Adam iri, soğuk bir yüzle genci itiyor, benim suçum yok, gibi bir tavırla bir şeyler söylüyor… Otobüs hareket ediyor.

Bu iki genç sevgiliydiler ve büyük ihtimalle aynı evde yaşıyorlardı. Bakımlı olan ya arabasını bakımdan alacaktı, ya da o bölgede bir ofiste çalışıyordu. Daha çok kadınlara has bir dalgınlık yüzünden kazaya maruz kalmıştı. Bacağındaki atma/hareket can çekiştiğinin işareti miydi? Bilmiyorum. Minibüs hızlı gelmiyordu, hemen durdu. Genç sürüklenmedi bile… Ölmemiştir… ‘Normalde’ ölmemesi gerekiyor!.. Şimdi 30’larındadır. Belki hala eski/otobüsteki sevgilisiyledir!
+++

Orta şeritte, orta bir hızda seyir halindeyim. Az ileride, caddenin sağ yanında meyve-sebze pazarı var. Üç şeritli yoldaki bir şerit, pazara yaklaştıkça iki şerit birden, park eden araçlarla işgal edilmiş. Bu nedenle hızımı düşürüyorum.

40 yaşlarında, zayıf, orta boylu bir adamın, elindeki pazar çantalarını ikinci şeritte park ettiği aracına yerleştirdiğini görüyorum…

Keza, bir aracın, arkamdan hızla geldiğini görüyorum aynalardan. Sol şeritten yaklaşıyor. Tofaş tipli, koyu renkli bir araba. Önde iki genç. Arkada anneleri, ablaları yaşlarında iki kadın. Arabanın içi dinamik; sohbet ediyorlar, belki gülüyorlar. Alt-orta kültür düzeyinden, ‘şehirleşme aşamasında’ oldukları her halleriyle aşikar bir aile! Yanımdan süratle geçiyorlar…

Pazar çantalarını yerleştiren adam arabasına sola doğru manevra yaptırıyor. Sol şeride çıkmaya başlıyor yavaş yavaş. Tofaş tipli araba, araca, sürekli bir korna ve acı bir fren sesi ile birlikte sürtünüyor ve 50 metre ileride duruyor.

Yanından geçerken pazardan çıkamayan arabaya ve sürücüsüne bakıyorum: Arabanın yan tarafı boydan boya çizilmiş ve ezilmiş; adam buz gibi, yerinde adeta donmuş, boş gözlerle ‘uzaklara’ bakıyor… İleride duran arabanın, Tofaş otomobillerinde her kazada görüldüğü gibi, arka çamurluğu sarkıyor. İki genç arabadan fırlamış, ‘buz adama’ doğru koşuyorlar, kollarını sallayarak, bağırarak!

Bütün bunlar en fazla 30 saniye zarfında yaşananlar ve gözlemlerim. Bir kaza öncesindeki, sırasındaki ve sonrasındaki çevre-yol durumunu, araç-hareket bilgilerini ve en önemlisi insan hallerini tespit edebildiğim için, doğrusu şanslıyım!
+++

Parkurdaki koşumu yeni bitirmiştim ki ani ve acil fren sesi… Bunun, kırmızı ışığın yandığı trafik lambasına yaklaşan steyşın vagon Renault arabadan geldiğini gördüğümde, araç lambaya 30 metre mesafe uzaktaydı. Şeridinde Tempra marka bir otomobil bulunuyordu; diğer şeritlerden en az biri boştu. Acaba Renault, ufak bir manevrayla çarpmaktan kurtulabilecek mi, diye düşündüm. Kurtulamadı! Büyük bir gürültüyle Tempra’nın tam arkasına bindirdi. Renault’un kaputu, Tempra’nın gerisi (oto sanayi terminolojisiyle .ötü) çöktü.

Önce Tempra’nın içine baktım. Sadece şoför mahallinde bir kişi, 40 yaşlarında bir adam, vardı. Sabit bir pozisyonda duruyordu. Büyük ihtimalle fren sesini duymuş ve çarpılacağını fark etmişti. O sayede ‘iyiydi’. Renault’un içine baktım. 4 adam vardı. Bir dakikaya yakın bir süre araçtan çıkmadılar. Önce şoför mahallindeki adam çıktı; 50 yaşlarındaydı. Sonra diğerleri; 20-30’lu yaşlardaydılar. Giydikleri tulumlardan, hepsinin, boya, tesisat gibi bir iş’te çalıştıkları anlaşılıyordu. 50 yaşlarındaki adam Tempra’ya yaklaşırken, ‘kahretsin, tüh,’ anlamında bir el işareti yaptı. Şoför kapısına yaklaşıp kapıyı açmaya çalıştı; kapı açılamadı.

Tempra’nın sürücüsü diğer kapıdan çıkmaya çalışırken kaza yerinden ayrıldım. Giderken, koşu parkurunun yanındaki sitelerin güvenlikçilerinden biri telefonla polisi arıyordu.
+++

Bu da, bir kazanın değil ama ölümlerin yaşanacağı kesin bir kazanın evveli ve ondan son anda kurtuluşun hikayesi: Otomobilde, birer eksiğiyle iki aile vardır. Şehir dışından, piknikten dönmektedirler. Arka koltuktaki çocuklardan biri, önde oturan genç kızın dikiz aynasındaki dudaklarına bakmaktadır: rujlu, dolgun değil, biçimli… Sürücü bir şey almak üzere yana/arkaya döndüğünde araba yoldan saparak yoldan onlarca metre aşağıda akan Fırat nehrine doğru yönelir. Mezkur çocuk, neyse ki o sırada yola bakmaktadır veyahut ivmelenmeyi hissetmiştir, “aman!” diye seslenir. Sürücü hemen toparlar arabayı. Ve, ‘paniklemediğim için arabayı düzelttim,’ mealinde bir şey söyler. Fakat, arabadaki 7 kişinin hayatını asıl çocuğun kurtardığı pek dikkate alınmaz ve bilahare hiç gündeme gelmez!

Bu yazı (17.05.2009 tarihinden itibaren) toplamda 15488, bugün ise 4 kez görüntülenmiştir.

Leave a Reply