BİLİM FELSEFE DİN Rotating Header Image

Türkçe ve Kelimeler Üzerine Notlar II (Mete Tunç)

Yabancı, gâlibâ ABD’li bir aktör konuşuyor. Son derece boğucu, âdetâ burnundan bir konuşma; ve iki lâfının biri “you know”. Ve anadili İngilizce olan veya olmayan sayısız insanın konuşmalarında dikkati çeken sayıda kullanılıyor bu söz. Az kelime bilmenin bir tezâhürü…

Az kelime ile konuştuğumuzu sürekli vurgulayarak, kendimize haksızlık mı ediyoruz acabâ?! Bütün dünyânın sorunu mu bu yoksa?

Türkçe dublajlı ABD yapımı dizi ve filmlerde (de) sıklıkla rastlıyorum, ‘bilirsin’ sözüne. Bizim çevirmenler her sözü birebir çevirmek zorunda mı hissediyorlar kendilerini?!.. *

You know’un İngilizce’de, konuşma dilinde kullanıldığını ve bu dil bağlamında, ne derece varsa, bir anlamı olduğunu tahmîn ediyorum. Bizdeki ‘işte’ sözü, you know’un, ‘cümlede bir anlam ifâde etmeyişi bakımından’ muâdili olabilir.

Bu husus, ‘işte’, ‘bilirsiniz’, beni çok rahatsız ediyor vesselâm!

* Öte yandan, böyle çevirilerin bir yarârı da yok değil: Bu sâyede yabancıların konuşma tarzlarını ve değinildiği gibi, kelime hazînelerinin zayıflığını da öğrenebiliyoruz!
+++

Eski sunucu, hâlâ güzel konuşan, hocalık yapan Nedret Selçuker 70’lerinde olmalı. Megaloman: Kendini, ödüllerini uzun uzadıya anlatıyor…

Bu bir yana, röportajda aklımda kalanların bâzıları:

İkâmetgâh değil ikametgâh imiş (a, uzun okunuyor ama ince değil.). Çünkü ‘kaim (ka:im) olmak’tan geliyormuş.

Yahya Kemal Beyatlı’nın şiirindeki “Sade bir semtini sevmek bile bir ömre değer” mısraında geçen “sade”nin (yalnızca, sâdece) vurgusuna dikkat etmek gerekiyormuş. Sâde/sa:de şeklinde okunursa sâde kahve’deki ‘sâde’ olurmuş; o nedenle a sesi tâne tâne okunmalıymış (sa-a-de).

Atatürk’ün Gençliğe Hitâbesi’nde geçen, “İstikbâlde dahi seni…” ifâdesinde dahi’deki a’nın uzatmadan okunacağını da vurguluyor (Malûm dâhi/da:hi ‘dehâ sâhibi’ anlamındadır.).

N. Selçuker’in belirttiği gibi, kelimeleri doğru okumak kulakla öğrenilecek bir beceri.
+++

Epeydir ‘evrensel’ kelimesi kulağımı tırmalıyordu. Nihâyet benim gibi düşünen birine, bu terime îtiraz edene rastlayabildim.

Yargıtay eski başsavcısı (Prof.) Dr. Sami Selçuk, “falanca kavram Mars’ta da geçerli değildir ki evrensel olsun; küresel veya dünyâsal dememiz gerekir,” diyor. (Cihanşümûl de denebilir belki.)

Not. Evrensel’in batı dillerindeki karşılığı olan ‘universal’ köken açısından ‘evren’ ile ilgili olmayabilir.
+++

Bir fikir, bir îcat, bir keşif vb. aynı/yakın zamanlarda (veya değil) ve birbirinden habersiz olarak iki (veya daha fazla) insan tarafından düşünülüyor, ediliyor, yapılıyor ise, bu durumu (bir kelimeyle/terimle) adlandırabiliyor muyuz/nasıl adlandıracağız? Dilimizde böyle bir sözcük var mı?..

TV’de, edebiyatçı Prof. Dr. İskender Pala’dan duydum: İki şâirin tesâdüfen, birbirinden haberleri olmaksızın aynı meâlde ve aynı sözlerle bir beyit veya mısrâ söylemeleri’ne ‘tevârüd’ deniliyormuş.

Bu sözcük, yukarıda belirttiğim alanlara da şâmil olabilir mi? Arapça kökenli bir kelime yerine Türkçe kökenli bir sözcük türetilmiş midir? Şimdilik bilmiyorum.
+++

Felsefeci Prof. Dr. Ahmet İnam, türkü sözlerinin ilk beyitlerdeki ifâdelerin sâdece kâfiye uyumu için yazılan boş sözler olmadığını, ikinci beyitlerdeki, asıl vurgulanacak konunun geçtiği yeri, havayı, ortamı vs. anlatan, dinleyenleri asıl mesaja hazırlayan bir giriş niteliğinde olduğunu belirtiyor. Bir türküye bakalım, acabâ A. İnam haklı mı diye:

Şu Erciş’in dağları,
Gül kokuyor bağları,
Kipriğimnen süpürem,
Sana gelen yolları
(Gül Yüzlüm, Türküler, Bekir Karadeniz)

Bence haklı.

Not. A. İnam’ın mezkur görüşü, elbette nice zamandır ve insan tarafından söylenmiştir. Fakir de bundan haberdardır.
+++++

Açıklama: Bu (II.) bölümdeki yazılar aşağı yukarı 2005’te kaleme alınmıştır.

Bu yazı (17.05.2009 tarihinden itibaren) toplamda 16414, bugün ise 0 kez görüntülenmiştir.

Leave a Reply