BİLİM FELSEFE DİN Rotating Header Image

Türkçe ve Kelimeler Üzerine Notlar III (Mete Tunç)

TV’de şâir Hilmi Yavuz’dan dinledim: Türkçede söz diziminin (sentaks), öznenin cümlenin başında, fiilin ise sonunda yer almasının, Türkçe felsefe dilinin önünde bir engel olduğu; buna mukâbil Batı dillerinde fiilin özneden hemen sonra gelmesi sâyesinde Batı’da felsefe dillerinin kurulabildiği, görüşü varmış… Kimi felsefeciler bu görüşü paylaşmıyor, Türkçenin söz diziminin felsefe dili oluşumuna engel teşkîl etmediğini savunuyorlarmış.
+++
… Öğrencilerin, (çok iyi derecede!) 4 dil öğrendikleri (biri Türkçe) ‘propagandası’ palavra! Örnek diye yayımladıkları kısa röportajlar, okunan şiirler-şarkılar ölçü değil; ayrıca ölçü alınsa dahi, ‘seçtiklerinin’ bile Türkçeyi iyi öğrenemedikleri açık!.. Buna rağmen isimli/isimsiz insanların/okulların/öğretmenlerin fedakarlıklarını, faydalarını, çabalarını, Türkçeye hizmetlerini.. teslim ve takdir etmek gerek.
+++
Bir siyasi konuşuyor. Sözün gelişinden ‘rağmen’ kelimesini kullanacağı aşikar. Bir saniye
duraksıyor ve ‘karşın’ diyerek devam ediyor… Belli ki, bu sözcüğü istimal ederse ‘ilerici’ olduğunun sanıldığı, ‘ispatlandığı’ bir devirde yetişmiş!
+++
Türkçe köklerden kelime türetilmesi tabiidir, gereklidir (Bunu eski osmanlı-türk münevverleri, yüzyıllarca önce yapmalıydı…). Bu yolla, Cumhuriyetle birlikte dilimize sayısız sözcük-terim kazandırılmıştır… Yalnız, bir problem ol köklü sözcüklerdedir… Aynı cümle içinde birden fazla, hele arka arkaya bu köklü kelime kullanıldığında zayıf, hatta çirkin bir anlatım tezahür etmektedir. Sözgelişi ‘olağanüstü bir olay oldu’, yerine ‘fevkalade bir hadise oldu’ veyahut ‘mucizevi bir olay vuku buldu’ veyahut ‘olağanüstü bir hadise vuku buldu’ denebilir… Güzel-türetilmiş kelimeleri elbette kullanmalıyız; lakin ‘eski’ sözcükleri de bilmeliyiz, kullanmalıyız… Dilimiz bu sayede zengin olur ve zenginleşir…
+++
Yeri gelmişken 100 hatta 50 sene öncesine kadar yazılan/bilenen kelime-fiil-tamlama-ibarelerden misaller arz edeyim:

Tensik: düzenleme, düzene sokma, yoluna koyma, tanzim etme
Vikâye: koruma, gözetme, kayırma; himaye etme, sahip çıkma
İzmihlâl: yok olma, çökme, yıkılma
İstintak: sorguya çekme, soru sorarak söyletme, sorgu
İstinsah: bir metnin/kitabın elle bir nüshasını yazmak, kopya edip suretini çıkarma
Mazmun: kastedilen asıl mana, anlam, kavram, meal
Mâtuf: bir tarafa doğru yönelmiş, eğilmiş, meyletmiş, mail; yöneltilen, birine ait olan, isnat edilen
Dermeyân etmek: bildirmek, açıklamak, ortaya koymak
Gûnagûn/gûnagün: çeşit çeşit, türlü türlü
Taklib-i hükûmet: hükümet darbesi
Hikmet-i tabîiyye: fizik ilmi/bilgisi?
Atf-ı teveccüh: sempati
Galat: yanlış, hata
Teşettüt-ü efkâr: kafa karışıklığı
Efrâdını câmi, ağyârını mâni: aynı özelliği taşıyanların hepsini içine alan, taşımayanları dışarı bırakan (târif)
Efrâd: fertler, kişiler, kimseler; erat.
Ağyar: konu dışı olanlar, ilgili olmayanlar
Ağyar olmak: düşman ve yabancı olmak
Şâir-i mâderzad: anadan doğma şair
Şâir-i şirinmakâl: tatlı sözlü şair
Şîrin-kâr: tatlı muamele eden
Şîrin-zeban: tatlı dilli
Bâzende: oynayıcı
Kadir nâşinas: değer bilmez

Yukarıdakilerin cümle içinde kullanıldığı birkaç örnek:

Galat-ı meşhur lügat-ı sahihten evlâdır: Yanlış söylenişi yaygın bir söz, doğrusuna yeğ tutulur. (Anonim)
Bu değişmez kânûnu mantıkî bir şekilde efrâdını câmi, ağyârını mâni bir şekilde anlatabilseydim (Sait Fâik).
Meşrutiyet ve hürriyetin ilanı, memleketin izmihlalden vikayesi mazmununa matuftu. (Ahmet Bedevi)
+++

TV’de tiyatro sanatçısı Can Gürzap spikerleri, vurgu ve uzatma yanlışlarından dolayı tenkit ediyordu:
Yanlış: Meşâle, Vakâ, Kabîne…
Doğru: Meş’ale, Vak’a, Kabine…
+++

İnanç, fonetik kurala uymaz, yani ahenk uyumuna mugayyir bir kelimedir. Lakin Türkçe kökenlidir: yınanç, ınanç.
+++
Sükut ve sukut farklı sözcüklerdir:

Sükut: susma, konuşmama, sessizlik.. Sükut ikrardan gelir.
Sukut: düş, yukarıdan aşağıya inme… Sukûtu hayâl/Sukûtuhayâl: hayal kırıklığı
+++

“Aynen öyle”. Son yıllarda çok kullanılan bir ibare. Sinir bozucu. Şubat 2013. Otobüste karşımda oturan kadın yol boyunca telefonda konuştu. Yüksek sesle değildi neyse. Fakat onlarca defa, bazen arka arkaya “aynen öyle” dedi. Çıldıracaktım! Benden sonra otursaydı; (komploperest biri olsaydım) komplo teorisi kurabilir, (mümin biri olsaydım) ‘Yarabbi beni sınıyor musun’ derdim!
+++

Not: Yazıdaki kelime izahları Misalli Büyük Türkçe Sözlük (İlhan Ayverdi)’ten alınmıştır.

Bu yazı (17.05.2009 tarihinden itibaren) toplamda 10983, bugün ise 1 kez görüntülenmiştir.

Leave a Reply