BİLİM FELSEFE DİN Rotating Header Image

Türkçe ve Kelimeler Üzerine Notlar IV (Mete Tunç)

“[Türkçe]… mal sizin değildir. Bir milletin, bir devrin, bir neslindir. Tecrübelerinizi benim malımda yapmaya hakkınız olur mu? Siz kaideye riayet, usule muvafakat, lisana hürmet meselelerine tünelin döşemesi kadar ehemmiyet vermiyorsunuz. Her eli kalem tutan, her gazete çıkaran, her kitap yazan Türkçeyi istediği gibi kullanırsa, sonra…”
(Tanıdıklarım, Refik Halid Karay)
Ey türkçenin ‘tanrısı’ Refik Halid; yaşadığın devirde, senin gibi türkçeyi hakkıyla yazanlar, okunması keyif veren müellifler mevcuttu, şimdi neredeyse yok. Yaşamadığın devirde, internet çağında, ‘eli kalem tutmamışlar’, sade klavyeyi bilenler de ‘yazıyorlar.’ Bunları tahammülü derecesinde okuduğunda hakir’ül fakir’ül garip, üstad-ı azam olduğu zehabına kapılıyor!
+++
Aklıma takılan bir hususu Peyami Safa, 17 Mayıs 1938’de Cumhuriyet’te yazmış:
“… ‘ne’ ile başlayan cümleler müsbet fiil mi alırlar menfi mi? … Benim fikrim şudur: Eğer ‘ne’ edatından sonra fiil, arayere birkaç fail veya mef’ul karışmayarak, nihayet bir iki kelime fasıla ile o edatı takib ediyorsa müsbet gelmelidir. Fakat arayere birkaç kelime, birkaç fail ve mef’ul karışıyorsa, baştaki ‘ne’ edatının ne yetme tesiri zaafa uğradığı için menfi gelmelidir. … misalleri … edebiyatımızdan alarak fikrimi tasrih edeyim…
‘Ben ne harabî, ne harabatiyim
Kökü mazide olan âtiyim’ [Yahya Kemal]

Ne sen, ne ben,
Ne de alâm-ı fikre bir mersa
Olan şu mai deniz
Melâli anlamıyan nesle âşina değiliz’ [Ahmed Haşim]

(Osmanlıca Türkçe Uydurmaca, Peyami Safa)
+++
“Kendinizi şımartın”, “kendinizi ödüllendirin” sözü çeviri mi? “Amaze yourself” in..?!
“Benden faydalandı”, “falancadan yararlandı” sözü de çeviri mi?..
Çeviri ibarelerin, cümlelerin.. bir listesi var mıdır?
+++
… bir levhaya bakakaldım. Bir gariplik vardı. Bir fotoğrafçıya aitti. Çok geçmeden anladım. Diğer yüzüne de baktım. Aynıydı: … Fotoğfafçısı. Fotoğraf kelimesini orta ikinci sınıftan beri önemserim: Türkçe öğretmeni bir kompozisyonda ‘fotoraf’ yazdığım için beni uyarmıştı: “Bu yaşa gelmiş, daha ‘fotoğraf’ yazmasını bilmiyor!” O öğretmen Namık Kemal’i okur, anlardı. Zamane öğretmenlerinin ekserisi, aralarında türkçe muallimleri de var, dahi manalı de/da’ları bitişik yazıyorlar.
+++
90’ların başlarında Barış Manço, programında bir soruna eğildi: ‘Dünya’daki bütün havayolları şirketlerinin çıkardıkları dergilerin isimleri kendi ülkelerinin resmi dillerinden alınmaydı [Hepsi midir, bilmiyorum.]. THY dergisinin ismi niçin türkçe değildi?… Birkaç hafta sonra THY Genel Müdürü programa çıktı ve açıkladı: “… Anket yaptık. Yolcularımızın kahir ekseriyeti derginin isminin değiştirilmemesini istediler…” Şaşırtıcı bir sayılmazdı. Pek çok işyerinin ismi türkçe değildi ve müşterilerden en küçük bir itiraz gelmiyordu. ‘Nasyonalistler’ dahil. Bu ülkede o da yalan: ‘kasaba nasyonalistliği’!
+++
… bir arkadaş, bir dil bilimcinin dillerin akrabalığına dair tezini aktarmıştı: ‘Dillerdeki akraba, sayı ve vücut organı isimleri aynı ya da benzerse o diller akrabadır, aynı kökten gelmedir.’ Bir uygur (türkü) sayı saysa, akrabalarını veya vücut organlarını tanıtsa bir Türkiyeli’nin onu anlaması zor değildir. Sadece telaffuzdan kaynaklanan anlaşılmazlık söz konusu olabilmektedir.
+++
Türkçe dünyada en çok konuşulan 6. dilmiş; 250 milyon kişi konuşuyormuş. Palavra! Sanki ‘bizim’ türk saydıklarımızın hepsi kendileri türk diye isimlendiriyorlar, sanki o türk addettiklerimizin hepsi birbirini anlıyorlar, sanki tek bir yazı dili var ve sanki türk kabul ettiklerimizin toplamı 250 milyon! Bilgi diye sunulan bir şeyde ne kadar çok hata var.
Not. Türkçe (Anadolu-Osmanlı türkçesi), azerice, türkmence, kazakça, özbekçe, uygurca… Bunların kökleri, yapıları, kimi sözcükleri.. elbette aynıdır/benzerdir. Lakin her biri, bazıları birbirine yakın bazıları uzak (ismi geçmeyenlerin bazıları da çok uzak) olmak üzere ayrı ayrı dillerdir. İsimde ısrar etmek (‘hepsi türkçe’) de anlamsızdır. Zarfa değil mazrufa bakılmalıdır. Dilciler, başka dil ailelerinden hareketle mukayeseli örnekler ortaya koymalıdırlar. Popüler düzeyde serdedilen böyle bir yazıya veya konuşmaya rastlamadım.
+++
Bir şayiadır gidiyor yıllardır: Türkçe 500 kelime ile konuşuluyormuş. Bu rakam son yıllarda 200’e kadar indi. 100’ü de duydum mu?! Ciddi bir inceleme var mı; yok ki kimse bir araştırmaya atıfta bulunmuyor. Ayrıca, her durumda olduğu gibi, kıyaslamalı bakmıyoruz: Fransa’da, Almanya’da, Rusya’da, Japonya’da, ABD’de.. vaziyet ne?!
+++
TV’de bir yabancı film. Askeri gemi. Personelin “kumandan” diye hitap ettiği kişi geminin kaptanı. Bir sahnede, ‘kumandan’ karede ve aynı karede alt yazı ile bilgi veriliyor: Commender falan filan (adamın ismi), Captain. Muammayı çözelim: Çevirmen ‘commender’in ilk anlamını (kumandan, komutan) almış. İkinci anlamı ‘deniz binbaşısı’ ki bu doğru olanı: Ya ‘captain’? Tabii ki ‘kaptan’. Hülasaten, geminin kaptanı binbaşıymış… Filmin tamamını izlemedim; belki bir yerinde ‘commender’e ‘yüzbaşı’ diye hitap ediliyordur! Malum, bu, ‘captain’in bir başka anlamı.
+++
Türkçe ve Kelimeler Üzerine Notlar II’de ‘evrensel’ sözcüğüne temas etmiştim. Universal’ın ‘evrensel’den maada, ‘dünya çapında’ ve ‘umumi’ manaları da var. Galiba ‘üniversite’ ismi, ‘soyluların değil halk çocuklarının okuduğu okul’ anlamında kullanılmış ilk zamanlar… Batıda bu sözcük, çeşitli alanlarda hangi manada kullanılıyor bilmiyorum ama bizdeki kullanılışı yanlış. Bu arada; üniversiteye ‘evrenkent’ diye karşılık bulmuşlardı. O da yanlış! En azından çeviri olmasından: univer-site: evren-kent. Bunun yerine darülfünun’u tercih ederim. Yeri gelmişken; kilise-rahip kokan akademik unvanlar yerine türkçe isimler türetilmesini yeğlerim (Bade harabel Basra!).
+++
Eski TRT sunucusu, müteveffa Jülide Gülizar’dan duymuştum. “ ‘Şeklinde’ diyorlar, nasıl bir şekil merak ediyorum,” diyerek istihza ediyordu… ‘Şeklinde’ ibaresi Osmanlı’dan beri mevcutmuş: Padişah Vahdettin’in (1925? tarihli) beyannamesinde: “… gayet nazik ve tehlikeli bir şekilde vuku bulmuştu…” J. Gülizar, yoksa sadece ‘bir şekilde/biçimde’yi mi kast etmişti? Böyleyse, elbette… O, ‘in a way’in çevirisi.
+++
“Türkçe lastik gibidir…” denir. Bunu söyleyenler sanki başka diller biliyor da, kıyaslama yoluyla bir hükme varıyorlar. Geçiniz. Bu tiplerin kastettiği, dili sanatlı kullanmak değildir. Ayrıca, yazı dilini değil, ‘gevezeliği’ esas almaktadırlar. İcra edilen ‘gevezelik/geyik’ idiğinden ve edenler pek akıllı ve eğitimli ve edepli ve muhayyilesi derinlikli ve zevk dünyası geniş insanlar olmadığından, bu iki veriden hareketle, “her dil ‘şer niyetli avam’ tarafından lastik gibi çekilir” yargısında bulunursak, yanılacağımızı sanmayız.

Bu yazı (17.05.2009 tarihinden itibaren) toplamda 17893, bugün ise 0 kez görüntülenmiştir.

Leave a Reply