BİLİM FELSEFE DİN Rotating Header Image

Tarihçi ve İman (Mete Tunç)

Tanınan birkaç tarihçi akademisyeni ele alalım:

Erhan Afyoncu. “İnanacaksın, sorgulamayacaksın” diyor. Murat Bardakçı’nın ‘kutsal’ emanetler için teklif ettiği ‘karbon testi’ne karşı çıkıyor, “millet inanıyor, neden müdahale ediyorsun, inancıyla oynuyorsun” ve “pozitivistsin” diyor. E. Afyoncu, hem okuyan-anlayan insanların mevcudiyetini arzuluyor; hem insanların, teste ihtiyaç duymayacak kadar sahte idiği aşikar nesnelere inançlarını (tapınmalarını), neticede her türlü (menfi) yola sokulmaya müsait varlığını destekliyor. Tenakuz.

İlber Ortaylı. O da karbon testine muhalifmiş… Amerika’da bir salonda arkadaşı ile ayaktaymış. Onları hiç tanımayan bir kadın yanlarına gelmiş ve her ikisinin burçlarını (galiba doğum tarihlerini de) ayrı ayrı söylemiş. İ. Ortaylı şaşırıp kalmış. “İkimizinkini de bildi” diyor. Böylece ‘bilimsel yönden mesele kalmıyor’ demeye getiriyor. Bir alimin, işittiğine, hiç şüphe duymadan, neden-nasıl-kim suallerini sormadan, şaşırması şayanı hayret! Hayret edeceğine, kadına başka insanların burçlarını söyletmeli ve kontrol etmeliydi.

Mehmet Çelik. Çoğulculuk, her ideolojik ve felsefi görüş sahiplerinin hakları, üniversitelerdeki kayırmacı cemaatçilik mevzularındaki sözleri müspet, akılane, adilane… Dört halife dönemindeki siyaseti ve katliamları kayıtlara ve ‘mantığa’ göre anlatıp klasik-geleneksel tefsirin garabetini vurguluyor. Lakin yorumunun da pek çok problem doğuracağını göz ardı ediyor… Hıristiyanlık tarihinde geçen bir ‘rüya ile hüküm verme’ hadisesini bir rahibe istihza ile bahsederken, rahibin İslam tarihinden aynı çerçevede bir örnek ile karşılık vermesini gülümseyerek serdediyor… ABD’deki bir film ve tepkiler bağlamında “iyi ki Taberi’yi bilmiyorlar” diyor. ‘Bunları düzeltmek lazım’ minvalinde konuşuyor [Çıkarma/atma ve tashih işlemleri Buhari ile Osmanlı/Abdülhamid döneminden itibaren başlar!]. Elbette, bu durumda, ‘İman, ibadetler, İslam; içlerinde sayısız problem bulunan hadis ve tefsir kitaplarıyla teşkil olundu, Müslümanlar 1000 ve şu kadar yüzyıl boyunca onlarda yazılanları doğru/hakikat bildiler…” soruları akla gelmektedir… Bazı cemaatlerden kendisine gelen tehditleri zikrederken laikliğin önemini belirtiyor… Başörtüsü siyasetinden bizar; “bırakın bunu; başörtülülerin yüzde yetmişi namaz kılmıyor” diyor (Sunucu bu cümle karşısında şaşırıyor, tevil etmeye çalışıyor!)… M. Çelik, Nutuk’a dayalı ‘ifrat’ Cumhuriyet tarihine mukabil, zaman zaman dinci söylemin ‘tefrit’ argümanlarını dillendiriyor. Ara sıra da cuşa gelip, “imansızlar, ateistler” diyerek çoğulculuk/laiklik sözleri ile çelişiyor.

İnsanların herhangi bir şeye ve şeyler terkibine iman etmesinin ardındaki saikler, inananların sosyal-kültürel-ekonomik-mesleki arkaplanları, inançları ne biçimde yaşadıkları, tıynetlerinin imanlarına ve ondan kaynaklanan tepkilerine-reflekslerine nasıl yansıdığı gibi birçok konu hakkında araştırma ve yayına maalesef tesadüf edilememektedir.

Bu yazıda sadece, sahalarında söz sahibi ve araştırmalarıyla değerli (yorumları tartışılır) üç bilim adamının, iman sözkonusu olduğunda nasıl tenakuza düştüklerinin misalleri verilmiştir.

Tarih (bilimi) belgelere/kayıtlara, inşa edilmiş eserlere, coğrafya-iklim verilerine, mukayeselere.. dayanır. Çalışmalarında (büyük ölçüde) bu ilkeleri takip eden mezkur kişilerin, o prensipleri/kıstasları dine/din tarihine uygulamayıp iman sahibi kalmayı tercih etmelerini, herhalde, kabaca, ‘inanma ihtiyacının olması’, ‘çoğunluğa ait olmanın rahat hissettirmesi’, ‘inancına muhalif bildiklerinin geçmişte ailesine/kendinden saydıklarına ve belki kendisine yaptıkları’ gibi sebeplerde arayabiliriz.

Not1. İki ‘düzmece’ profesör. Sunucu bir metin okuyor. ‘Abdülhamid’in hatıraları’ndan(!). Kendisine hal fetvasını getirenler arasında hiç türk yokmuş da… İki ‘profesör’ konuktan, ‘o hatırat düzmece’ reaksiyonunu bekliyor ‘saf seyirci’. Hayır, o sahte metin üzerinden gerçekmiş gibi konuşuyorlar… İnsan merak ediyor; acaba onu sahiden doğru mu biliyorlar, yoksa hakikati biliyorlar da ‘Abdülhamid imanı’ mı satıyorlar? Her iki halde vaziyet vahim. Zavallı akademi!

Not2. Ahmet Yaşar Ocak ve Ali Birinci. İki dindar tarihçi. Türk tarih ilminde; araştırmaları, eserleri, görüşleri, teklifleri, ahlakları ve mütevazilikleriyle ışıldayan, örnek, yaşayan iki alim. Müminler onların kıymetini bilmeli, yollarından gitmeli.

Bu yazı (17.05.2009 tarihinden itibaren) toplamda 35079, bugün ise 2 kez görüntülenmiştir.

2 Comments

  1. Ferda Yamanoğlu diyor ki:

    Dinin asıl düşmanları kendilerini müslüman gösteren Ateistlerdir.
    Bunlar,kar payı ortaklığı,katılım bankacılığı gibi günahların dinen caiz olduğunu söylerler.Ortaklığı överken Sad suresi 24. Ayeti görmezden gelirler.
    Mevlana da Mesnevide sahte İnciller yazan Yahudi bir vezirden söz eder.
    Dünyadaki bütün ekonomik krizler bankalardan çıkmışken bankaların kapatılmasını isteyen bir yoruma İslamcı medyada rastladınız mı?
    Namaz konusunda dahi doğru bilgiler verilmez.
    Sadece farz namaz yeterli olduğu halde sünnetler kılınmadan namazların kabul olmayacağı söylenerek insanlar namazlardan soğutulur.

  2. murat yücel diyor ki:

    Karbon testi yapılsa eserlerin sanıldığı gibi olmadığı ortaya çıkacak. Vatikan’da da çoğu eser böyle oldu. Orada din bile kendini sorgulayabilirken, bizim bilim insanlarının böyle davranması çok ilginç. Sonuç ortada. Küçük bir Avrupa ülkesi kadar edemiyoruz.

Leave a Reply