BİLİM FELSEFE DİN Rotating Header Image

Halef-Selef’ler: Nataşalar-Haraşolar (Mete Tunç)

1997-1998. … bir otel… sakinleri “nataşalar”dır. Kimi semt mukimlerince şikayet edildiği söylenmektedir. Birkaç müşahede:

Siyah, uzun-düz saçlı, beyaz tenli, düzgün yüz hatlarına sahip ve makyajı kusursuz, orta-uzun boylu, fiziği mükemmel, 25 yaşlarında bir kadın sokak boyunca yürüyor. Bir genç adam, onu ima ederek, “iş’e gidiyor” diyor!

Zayıfça, sarı saçlı bir kadın Tofaş tipi otomobillerden birine biniyor, ön koltuğa oturuyor. Arabada üç genç erkek var. Arkadakilerden biri en gençleri! Araba hareket edince, yerinde adeta hoplayıp, sağ kolunu koltuğun üzerine atıyor. Bu hareketleriyle, içinden ne geçtiği okunabilir: ‘Kaç zamandır hayal ettiğim, olacak mı olamayacak mı, diye beklediğim şey oluyor lan; yaşasın!’

Bir Mercedes. İçinde, esmer, zayıf-uzun yüzlü, 40 yaşlarında, koyu ceketli, kravatlı, duygularını ele vermeyen mimikleri haiz, … müteahhit olması muhtemel bir adam. Otelden bir nataşa çıkıyor ve arabaya biniyor. Bu nataşa büyük ihtimalle fazla yorulmayacak; çünkü adam, seksi sadece ‘birleşme’den ibaret zanneden bir tipe sahip!

Güneşli bir bahar günü. Otelin uzun-dar balkonunda 10-15 nataşa yan yana yere oturmuş, güneşleniyor, şakalaşıp gülüşüyorlar…
+
O günlerde bir profesörün bütün parasını-mülkünü bir nataşaya kaptırdığı, buna rağmen ‘helal olsun, çok iyiydi ya’ dediği rivayet edilmektedir!
+
Bir Karadeniz ilçesindeki kadınların şehirlerine gelen nataşaları kovdukları, orada barınmalarına izin vermediklerini irat edilir.
+
… Salonda dört adam var. Beşincisi bir genç kadınla geliyor. Dört’ten biri, kalmayacaktır, kadının hemen hiç konuşmadığını fark ediyor. Birkaç kez göz göze geliyorlar (Bilahare, kadının bakışının, onu ‘grupta’ sanmasından kaynaklandığını anlıyor.). İlk dört’ün birisi ev sahibidir; kadına “başka yere gitme, sadece buraya gel” demesiyle, ‘gözlemci’ nihayet vaziyete vakıf oluyor: Kadın nataşadır; onun gitmesini takiben ‘çalışmaya’ başlayacaktır!
++
Toplumumuzda 90’larda başlayan nataşa derdi, 20 yılı aşkın süredir devam etmektedir…

1917 Rus devriminden sonra ülkeden kaçan Çarlık yanlıları (Beyaz Ruslar) İstanbul’a da gelmişler. Sayıları binleri-onbinleri bulmuş… Büyük ekseriyeti birkaç yıl kaldıktan sonra başka ülkelere azimet etmiş…

Fakirin yukarıda yazdığı, 90’lara ait birkaç rivayet-haber ve gözleminin ardından, takriben 75 sene önceki mümasil ‘dertleri’, bir usta kalemden, Refik Halid’den okuyalım:

“… Haraşoların derdiyle insanlar nasıl yandı, kavruldu, bunu deniz kenarlarının dilleri olsa da anlatsalar! Kim bilir kaç genç Florya Kumsalı’ndan Kalamış Körfezi’ne kadar o upuzun mesafeyi grupta ve mehtapta dalgalardan teselli aranmak, mahzun gönüllerini avutmak ve feryatlarına germi vermek için gezdiler, o yerlerde ağladılar, kaç kişi kaçar defa o yerlerde intiharı düşündüler ve inlediler.

Acaba kaç erkek Haraşolar yüzünden karısından ayrıldı? Kaç nikah bozuldu ve kaç nikah tecdit olundu? İstanbul kısmının Haraşoları herhalde ufak tefek, kırık dökük bin kadar hanenin satılmasına, Beyoğlu’ndakiler ise heybetli, azametli bin konak, apartman ve köşkün elden çıkmasına sebep olmuşlardır. Bunu, imkan olmalı da defter-i hakani senetlerine sorabilmeli! İmkan olmalı da akşamları evlerine dönen erkeklerin dimağlarında geçen düşünceleri sinema perdesinde seyreder gibi temaşa edebilmeli: Yüzde yetmiş beşinin kafasında bir Haraşo’nun hayali çıkar!..”
(Haraşoların Azimeti Münasebetiyle, Aydede, 10 Nisan 1922)
(Aydede 1922, Refik Halid Karay, İnkılap Yayınevi)
++
Hülaseten, sadece isim(leri) değişmiş: “Haraşo” imişler (selef) , “nataşa” (halef) olmuşlar!

Not: Şunu kaydetmek mühimdir: 1990’larda, 2000’lerde ve halihazırda, 1917 sonrasından farklı olarak onbinlerce evlilik vuku bulmuş ve bulmaktadır. Gelinler, artık yukarıdaki bağlamda ele alınamaz ve o sıfatlarla isimlendirilemezler; zira türktürler, türk olmuşlardır. Böyle evliliklerden doğan çocuklar, hem türkçeyi hem annelerinin dilini-harsını iyi derecede öğrenip yetişirlerse; ülkemize, toplumumuza, kültürümüze, bilimimize ve dünya barışına çok fayda sağlayacak şekilde görevler yapabilir, çalışmalarda bulunur, eserler meydana getirebilirler. (Bu vesileyle, sitemizdeki iki zarif ‘yeni türk’e ve onların şirin evlatlarına sevgilerimi sunuyorum.)

Bu yazı (17.05.2009 tarihinden itibaren) toplamda 21404, bugün ise 0 kez görüntülenmiştir.

Leave a Reply