BİLİM FELSEFE DİN Rotating Header Image

Küçülen Dünyamızdaki Kocaman BİZ!

“YA ÜMİTSİZSİNİZ

YA DA ÜMİT, SİZSİNİZ.

YA ÇARESİZSİNİZ,

YA DA ÇARE, SİZSİNİZ.“

Behçet NECATİGİL

Hayatımızın akışı giderek hız kazandı. Gelişen teknoloji ve iyileşen yaşam standardımız başımızı döndürecek boyutlara geldi. Özellikle iletişim araçlarındaki baş döndüren gelişmeler iletişim çağı dediğimiz bir yüzyılla tanıştırdı bizi. Bunca gelişmenin ardından da dünyamızı evlerimizin başköşelerine, hatta ceplerimize kadar taşıdık. Ve neticede dünyamız küreselleşme denilen sürecini tamamladı ve küçük bir kasaba haline geldi.

İnsan olarak yapabileceklerinizi küçümsemeyin. Dünyanın size verdiklerinden çok daha fazlısına sahipsiniz. Önemli olan bu gücünüzü kendinizde keşfetmenizdir. Bir sorununuz olduğunda yada hayat size küçük bir çelme taktığında kendinizi yalnız ve de karanlık bir dünyanın soğuk limanlarında bulabilirsiniz. Ama bunun susuzluk anında görülen serap kadar yanıltıcı olduğunu unutmayın. Vereceğiniz mücadele ile bu süreci aşacak ve hayata bakışınız bir hayli genişleyecek. Başarının, düştükten sonra kalkabilmek olduğunu anlayacaksınız. İnsan olarak dünyaya hakim olan bizler, insanlığı dahi aydınlatacak erdeme sahipken kendimiz için en iyisini yapmak inanın hiç zor olmamalı. Git gide küçülen şu dünyada kocaman bir değer olduğunuzu fark edin ve neler yapabileceğinizi bir düşünün.

Bu yeni dünya bize mutlu bir yaşamın kapılarını araladı mı sizce? O halde bir düşünelim. İletişimin bu denli baş döndürücü gelişimi, sevdiklerimizle olan iletişimizde de çığır açabildi mi? Ya da hep yapmak istediğimiz şeylere, sunduğu kolaylıklarla zaman sağladı mı? Ve en önemlisi bize sunduklarına karşılık bizden hiçbir şey çalmadı mı? Cevaplar yaşamımızın satır aralarında gizlidir aslında. Anne-babamızı ziyaretlerimizi bayramlara sığdırılmış o kısa zaman aralıklarından kurtaramadığı gibi ailemize verdiğimiz sözleri yerine getirmemiz için de bize zaman bırakmadı. Aksine sunduğu yorucu ve grileşen yaşam tarzıyla hayatın renklerini de zamanla alıp götürdü bizden. Hoş sohbetlerimizin yerini kısa mesajlar ve elektronik postalar aldı. Acılarımızı paylaşmak istediğimizde telefonumuzun kısa mesaj bölümüne sığındık. Ama farkında değildik ki bu bizi gözyaşlarımızla baş başa bıraktı. (…) Ve hep özledik… Sevdiğimiz bir insanın omzunda ağlamayı, yeşil kırlarda koşup oynamayı özledik. Zamanın nasıl geçtiğini anlayamadığımız o hoş sohbetlerin sıcaklığını arar olduk. Biraz düşününce, ilişkilerin bile bir kısa mesajla başlayıp yine bir kısa mesajla bittiği günümüzde özlem duyduğumuz ne de çok şey var aslında değil mi?

Peki sizce suçlu kim? Teknolojide ki bu gelişme değil elbette. Sorun bunca yeniliğin içinde kendimizi küçümsemiş olmamız ve değerlerimize sahip çıkmamamızdır. Eğer sizin önceliğiniz ailenize verdiğiniz piknik sözü değilse, elbette tuttuğunuz takımın maçına gitmek sizin için kaçınılmaz bir fırsat olacaktır. Ya da anne-babanızın ziyaretini, yoğun iş temponuz içinde ikinci planda tutarsanız, bunun için zaman bulamayabilirsiniz. Emin olun ki hayatımızdaki bunca maddi zenginliğin içinde en büyük özlemlerimiz değer görmek ve sevilmektir. Asıl zenginliğin bu olduğunu anlayamamamız da hayatın koşuşturmacası içinde önceliklerimizin yer değiştirmesidir. İşimizin ve kazancımızın amacı kendimizi ve sevdiklerimizi mutlu edecek yaşam kalitesini sağlamaktır. Eğer işinizi yaşam amacınız olarak görürseniz mutluluk gemisi limandan kalkmış demektir. Çünkü işte bir gün kaybedip sonraki gün kazanç elde etme şansınız vardır. Ama mutluluk elinizden bir kaçtımı geri getirmek imkansız olmasa bile zordur.

Bu noktada önemli bir konunun üzerinde durmak istiyorum. Hayatın iyi ya da kötü getirilerini kader diye algılamak, eksik bir kader anlayışıdır. İnsanlar akıl, irade ve vicdan üçgeninde yaşamak adına programlanmışlardır. Bu noktada kaderin tanımını kendimce yapmam gerekirse: Kader, insanların hayatları içinde; vicdan, akıl ve irade üçgeninde yapmış olduklarının ve yaşadıklarının yaratıcı tarafından önceden bilinmesidir. Yüce yaratıcın her şeyi gerçekleşmeden önce bilmesi, kudreti gereği muhakkaktır. Kader anlayışına, yaşantımız üzere her şeyin belirlenip, hayatlarımızın o çizgide başlatılması anlamını yüklemek akla aykırıdır. Bu sadece insanın sorumluluktan ve kendisiyle yüzleşmekten kaçmasıdır. Bu nedenle yaratıcının takdiri dışında hayatımızdaki başarısızlıkların altında bizzat kendimizi sorgulamamız gerekir. Anlayacağınız üzere yaşam, kendi ellerimizle yoğurup şekil verdiğimiz bir hamur gibidir. Çamurunun kalitesini yaratıcı belirler ve bize sunar. Elimizdeki hamurdan en güzelini yapmaksa bize kalır.

Ömer Fatih HOŞ

[email protected]

Bu yazı (17.05.2009 tarihinden itibaren) toplamda 1701, bugün ise 0 kez görüntülenmiştir.

Leave a Reply