BİLİM FELSEFE DİN Rotating Header Image

Sorunumuz Evvelemirde Alfabe Değil Dildir (Mete Tunç)

• Dil, donanımlı zihinler ve maharetli ellerden çıkarsa kıymet ve letafet arz eder; alfabe ise lisan için sadece bir araçtır. ‘Çağdışı-çağdaş’ tasnifi yanlıştır; her türlü alfabeyle medeniyet yaratılmıştır. Kutsiyeti yoktur; insan icadıdır.
• 200 yıllık Selçuklu (ki bürokraside farsça kullanılıyordu) ve beylikler dönemlerine ait türkçe metinler (yazılmışsa) günümüze gelememiştir. Devleti Aliyye (Osmanlı Devleti) boyunca bugün (milli ve küresel ölçekte) kıymetini muhafaza eden ve gelecekte edecek (sade veya ağdalı türkçe ile kaleme alınmış) eser sayısı birkaçı geçmez.
• Bilhassa II. Meşrutiyet’ten sonra Ziya Gökalp öncülüğünde dilde sadeleşmeye gidilmiş (Genç Kalemler), birçok müellif konuştukları dille, türkçenin İstanbul lehçesi ile yazmaya başlamışlardır.
• 19.yy’da bütün imparatorluk dilleri imla ve gramer cihetlerinden sağlam bir zemine oturtulmuş, yüzyılın sonuna kadar imparatorluk halklarının çoğunluğu okur-yazar kılınmıştır. Osmanlı ülkesinde bunlar mümkün olamamıştır. Öğretimde müşkülat teşkil eden arabi (ve farsi) kaidelere merbutiyetin lüzumsuzluğu da ancak 1908’den sonra idrak edilebilmiştir. (İmla problemi cumhuriyet döneminde de sürmüş ve elan halledilememiştir.)
• İmparatorluk kültürünün en önemli, zengin, özgün bakiyesi dil ve müzikti (Ki başka pek bir şey olmadığından halklar tutulamamış, devlet yavaş yavaş çökmüştür.). Cumhuriyet rejimi ikisini de biçmiştir.
• Mustafa Kemal Nutuk’u, alfabe değişikliğinden hemen evvel bitirmiş ve bastırmıştır. Dili, Ziya Gökalp-Refik Halid-Yakup Kadri.. ekolü Türkçesine nazaran ağdalıdır. Atatürk, kitabını yeni alfabeye aktarırken ve müteakip baskılarında sadeleştirmeye gitmemiştir.
• Latin alfabesine, (iddia edildiği gibi) arap harflerinin zorluğu veyahut türkçe sesleri karşılayamadığı gerekçeleriyle değil, ‘mutlak batılılaşmayı” ikmal etmek ve eski kültürle bağlantıyı kesmek için geçilmiştir.
• 1930’larda “dil devrimi”, yani “öztürkçecilik” tatbikatıyla birkaç yıl bir tür ‘ulusal komedi’ yaşanmış, Atatürk’ün “dili bir çıkmaza soktuk” özeleştirisiyle uygulamadan dönülmüş, fakat 1950’den itibaren dil ırkçılığı hortlatılmış ve 1970’lerde yoğunluk kesbederek Atatürkçülük/Kemalizm ve ‘ilericilik’ adına türkçe katledilmiş, bugünkü fakir, zavallı haline düşmesine yol açılmıştır.
• Türkiye halkının bütün anasırıyla hemen tamamı, ana veya ülkenin lingua francası anlamında dili dahil, “Osmanlı”dır, Osmanlı kökenlidir. Bu isimlendirme hanedan’a değil, 500 yıllık (az-çok) ortak tarihe ve kültüre telmihtir. Bu manada, bugünkü türkçe ‘tatlı su osmanlıcası’ olarak tanımlanabilir!
• Zengin bir dil, bir toplumun gelişmişlik ve yaratıcılık ölçüsünün yeter olmasa da gerekli bir şartıdır. Türkçe, ancak, 100 sene önceki münevverlerin bildikleri, kullandıkları kelimeler ve Cumhuriyet’le beraber türetilenlerin doğru-güzel olanları ve halihazırda hususen Batı’dan maruz kalınanlara karşı (mümkün mertebe) türetileceklerle birlikte güçlü, ahenkli, dünya mikyasında bir lisan mesabesine ulaşabilecektir.
• Ortaöğretim’de ‘eski yazı’ eğitimi elzemdir. Evvela alfabe ve dil konularındaki cehalet, önyargılar izale edilecektir. Saniyen bu topraklarda kullanılmış, 7 küsur asırlık evveliyatı olan alfabe bilenecektir. Salisen ve en mühimi, kelime öğrenilecektir. Lakin eğitim, gramer’e asla girmeden ve 1908’den sonraki matbu (gazete, roman..) metinleri okutmayla sınırlı olmalıdır. Ağdalı eski türkçe (‘osmanlıca’) kaleme alınmış el yazılı bilumum metinler mütehassıslık sahalarına girer, çok iyi yetişmiş eğitim kadrosuna ihtiyaç gösterir, dolayısıyla ilgili liselerde ve üniversite bölümlerinde öğretilebilir.
• Bugünkü (yeni) kelimeleri ve imlası ile türkçeyi arap alfabesi ile yazmak cahillik, fütursuzluk ve hamakattir. Eğer öyle bir tasavvur varsa, eski yazıya dönmek (iki yazıyı birden kullanmak dahil) imkansızdır, saçmalıktır. Birilerinin tatlı hayallerinin ötesine geçemez. Bade harabe’l Basra!.. Doğrusu, mantıklısı eski metinleri, o halleriyle okumak ve anlamaktır. Bu kafidir.
• Bu topluma, gelecek nesillere en büyük hizmet, variyetli bir türkçe istihsal ve istimali, ilaveten, bilhassa (inandıklarını yazan değil, delile-sorgulamaya dayanan) kitapları okumaya ihtiyaç hissettirmektir. Aksi takdirde toplumdaki mukallitlik, bağnazlık, ezbercilik.. nihayete ermeyecektir.

(23.12.2014)

Bu yazı (17.05.2009 tarihinden itibaren) toplamda 5413, bugün ise 0 kez görüntülenmiştir.

Leave a Reply