BİLİM FELSEFE DİN Rotating Header Image

İkinci Evliliğim Neden Bir Gecede Son Bulmuştu? (Mete Tunç)

Etme izdivaç senden cesametli hatunla
Tutup da belinden, kaldıramadığınla
Taşınır atılır koparılır ezilir çatlarsın
Okuyuver, hal ü pür melalimi anlarsın

İkinci evliliğimi bir gülleci ile yapmıştım… Benden biraz uzun ve yapılıydı… Oteldeki nikah ve düğün merasimlerinden sonra asansörle odamıza çıkıyorduk. Koridorda yürürken, “bir geleneği yerine getirmeliyiz” demesin mi! Gerdek odasına girerken damadın sırtının yumruklanmasından söz etmiyordu. Bu milli geleneği değil bizim olmayan frenk adetini kastediyordu. “Tabii canım,” dedim. İçimden ise, birkaç metreyi onu kucağımda taşıyarak yürüyebilirim herhalde; ne de olsa ben de sporcu sayılırım,” dedim. Anahtarı çıkardım (O devirde kart sistemi yoktu.). Tam hamle yapacakken… Aniden, o beni tutup kucağına almasın mı! Neyse ki koridor boştu. “Kapıyı aç” dedi. Anahtar dönmüyor, kapı açılmıyordu. Bir adım geri gitti ve kapıyı tekmesiyle kırarak açtı. İçeri girdiğimizde diğer ayağı ile kapadı. Elbette tam kapanmadı. Kucağında şaşkın bakışlarla onu seyrediyordum. Koşar adımlarla yatağa ilerledi. Beni yatağa epey yukarıdan bırakmış olmalı ki, yatağın üzerinde birkaç kez zıpladığımı hatırlıyorum. Akabinde o da yatağa, yani üzerime atladı. Bir çatırtı, gümbürtü. Yatak çökmüştü. Ben aldırdım, o aldırmadı. Işığı açmamıştık. Sadece dışarıdan gelen ışık aydınlatıyordu odayı. İkimiz de alkollüydük. Ben, kendimi bildiğimden az içmiştim; lakin o da yetmişti, zira sonrasını hayal meyal, parçalar halinde hatırlayabiliyorum: Odanın içinde yuvarlanmaktayız. Abajuru da devirip kırdık. Masa, üzerindekiler, sandalyeler de nasiplerini aldılar. Beni omuzlarına aldı ve boynunda 180 derece çevirdi… Perdeye tutunayım derken kornişin bir yanı yere indi. Komşu bir odadan, “hoop, hooop” seslerini de tahattur ediyorum. Bilahare telefonun çaldığını da. O sırada yere çökmüş haldeki yataktaydık. O açtı. Bir görevli şikayetleri bildiriyordu. Bizimki kesik kesik konuşuyordu. Nihayet, “şimdi konuşamıyorum, sonra arayın” deyip kapadı. Bedenim, verdiği komutlarla ve uyum cihetiyle şekilden şekile giriyordu. ‘Matkaplamak’ tabirini ilk kez o gece, ondan duymuştum. Bir ara dolaptaydık; neden oradaydık ve orada ne yaptık, hafızamda bilgi bulunmuyor. Banyoya gitmiş miydik, ondan emin değilim; banyoya gitmişsek bile duş yapmamışızdır… Aklımda kalanlar sadece bunlar.

Sabah gözlerimi açtığımda akşamın ve bilhassa gecenin yorgunluğunu hissettim. Tatlı bir yorgunluk değildi. Çünkü kalkamadım. Hususen göğüs bölgemde müthiş bir sancı. Ne oluyordu? Sesleneyim dedim. Sesim de pek çıkmıyordu. Uykusu hafifmiş ki duydu. Böyle böyle dedim. Telaşlandı. Resepsiyonu aradı. Ambulans çağrıldı. Ambulans görevlileri ile birlikte otel müdürü de geldi. Gülleci eşim beni sedyeye kendi kaldırmaya teşebbüs etti. Şiddetle karşı koydum. Sedyedeyken fark ettim: Oda savaş alanı gibiydi. Vücudumun muhtelif yerlerinde kesikler vardı. Onların da bulaştırmasıyla çarşaf kan içindeydi. Özellikle müdür ziyadesiyle şaşkındı. “Ne olmuş burada!?” diyebildi. Doktor, tecrübeliymiş, teşhisi hemen koydu: ‘Kaslarda ezilme, liflerde kopma, kaburgalarda çatlak.’

Boşanma davası açtım. Duruşma takriben üç ay sonraydı. Avukata, ‘bir itirafıma karşılık kıskançlık krizi neticesinde bütün gece dövüldüğüme’ dair bir hikaye anlatmayı teklif etmiştim. İşin tek celsede nihayetlenmesini istiyordum. Avukatım ciddi bir insandı. Teklifimi uygun bulmamış, hakikati olduğu gibi anlatmamın kafi geleceğini söylemişti.

Duruşma açıldı. Muhatabıma bakmıyordum. Aracılarla ilettiği barışma, davadan vazgeçme tekliflerini dikkate almamıştım… Tamamen iyileşmiştim. Fakat boynumda hala bir bant vardı ve sekerek, ıstırap çekerek yürüyordum! O geceki vukuatı olduğu gibi hatta daha tafsilatlı, zenginleştirerek ve mağdur bir tavırla anlattım. Neredeyse ağlamaklı hikaye etme şeklime rağmen mahkeme salonunda gülüşmeler… Hakim de kendini tutamıyor, iki kez kıkırdıyor. Sekreterin gözlerinden yaş geliyor.

Karar o celsede verildi. Birbirimize uygun olmadığımıza kanaat getirilerek boşanmamıza hükmedildi. Kuşlar gibiydim. Sabık eşime bir göz attım: Gerek muaşakamızı faş etmem gerekse karardan mütevellit çok kızgın görünüyordu. Sekmeyi ihmal etmeyerek ve mazlum halimi koruyarak hızla oradan, ondan uzaklaştım.

(İlk yazılış: 2008. Yukarıdaki genişletilmiş hali: 17.02.2015)

Bu yazı (17.05.2009 tarihinden itibaren) toplamda 32469, bugün ise 1 kez görüntülenmiştir.

Leave a Reply