BİLİM FELSEFE DİN Rotating Header Image

Türkçe Üzerine Notlar I (Mete Tunç)

• Türk’ün en yalın tanımını Türkolog Jean-Paul Roux yapmış:
“Türk, Türk diliyle konuşandır.”
Anadili Türkçe olmayan yabancı uyruklulardan Türkçeyi yeter ölçüde aksansız ve akıcı konuşabilenlere ‘Türk-lük’ beratı verilmeli; eğer Türkçeye (telif yahut çeviri) bir eser kazandırırlarsa veyahut Türkçe bir eseri ana veya o mertebede bildikleri dillerine ya da dillere hakkıyla tercüme ederlerse, beratla birlikte vatandaşlık, fahri vatandaşlık tevdi edilmeli, Türk vatandaşlarına matuf bazı haklardan yararlanmaları sağlanmalı…

• Osmanlıcayı et, günümüzdekini ol Türkçesi diye tanımlayabilir(miy)iz(!?) Eskisinde et’ten geçilmiyordu, yenisinde ol’dan… Birer muhayyel misal:
“Ekalliyeti teşkil eden ahalinin tevdi edilen vazife cihetinde amel etmesi…”
“Ardından oluşan olayların bir komplonun parçası olarak algılanıyor olması…”

• Her dilin kelimelerinde imla ve mana değişmeleri bir vakıadır. Türkçeden örnekler:
– Şol—şu
“Şol cennetin ırmakları akar Allah deyu deyu
Çıkmış İslam bülbülleri öter Allah deyu deyu” (Yunus Emre)
– Ol—o
“Cümle alem yoğ iken ol var idi
Yaratılmıştan gani cebbar idi (Süleyman Çelebi)
– Ânı—Onu:
“Ve her kimesneye evladımdan saltanat müyesser ola, karındaşlarını nizam-ı âlem için katletmek münasipdir. Ekser ulema tecviz etmişdir. Ânınla amel olalar.” (Fatih kanunnamesi)
– Kim—Ki:
“Şeb-i yeldâyı müneccimle muvakkit ne bilir;
Müptela-yı gâma sor kim geceler kaç vakit!” (Sâbit)
– Tuvaletini yapmak: Yarım yüzyıl öncesine kadar ‘bakım-makyaj yapmak’ manasında kullanılıyordu. Günümüzde ‘Tijen uyandı, yatağından kalktı, tuvaletini yaptı’ ifadesi bambaşka anlam taşır!
– Irk—millet/etnik grup: Millet eski dilde dînî bir hüviyeti haizdi. Osmanlı’nın son döneminde her dinden Osmanlı vatandaşlarının tarifine inkılap etti. Cumhuriyetin başlarında Türk, bir süre (ulus’la beraber) ırk’la tanımlandı. Yani ‘faşist’ bir yaklaşım sözkonusu değildi… Millet tarifi hala belirsizdir.
– Yüzünden: ‘Doktorun verdiği ilaçlar yüzünden sıhhatime kavuştum.’ Burada ‘sayesinde’ manasındadır. Günümüzde bu şekilde kullanımlara rastlanmaktadır. Kanaatimce doğru değildir; ‘yüzünden’ sadece menfi, istenmeyen hallere, sonuçlara tevcih olunmalıdır.
– Sağlamak: Bu kelimenin cemaziyelevvelini, evvelce nasıl istimal edildiğini bilmiyorum. Fakat, menfi, yanlış telakki edilen bir duruma istinaden kullanılmasının doğru olmadığı aşikardır. Mesela: ‘Şiddetli yağmur kentte ev ve dükkanların su ile dolmasını sağladı.’
– Meraklı: ‘İlginç, enteresan’ manasında da istimal edilmekteymiş. Bugün, ‘meraklı bir adam’ denilemez, zira başka bir anlam ortaya çıkar. Lakin ‘meraklı bir hadise’ şeklinde kullanılabilir. Böylece ‘ilginç, enteresan’ bolluğundan biraz kurtuluruz. Meraklı, Azerbaycan Türkçesinde elan caridir.

• ‘Dînen mülhit dil’en(1) mûtedil’ sorgutçunun lügatinde olanak, olasılık(2), gereksinim, karşın.. kelimeleri yoktur; bunları ‘ilericilik adına’ tercih eden yazarları ve onlara itibar edip bazen yanlış biçimde de kullananları, en hafif tabirlerle ‘zevksiz’ ve ‘gafil’ diye tanımlar. Anılan insanların kimileri, gariptir ki, öztürkçeci(!) olmalarına rağmen, günde 5 kere avaz avaz çığıran Arapça ezandan rahatsızlık duymazlar. Sorgutçu cihetinden ezanın dili önemsizdir; inananların tercihidir, velev Sanskritçe okunsun; lakin gürültüsü kulağa tecavüzdür (‘Malı iyi olan bağırmaz!’ Gürültüye itiraza, ‘ezana-dine düşmanlık’ diye aksülamel göstermek; siyasetin, çaresizliğin, ahlaksızlığın, kinin tezahürleridir.).

(1) ‘Dil açısından’ manasında benim uydurduğum/türettiğim bir kelime.

(2) Olasılık sadece fizikteki ‘probability function’da yakışır!

Bu yazı (17.05.2009 tarihinden itibaren) toplamda 37377, bugün ise 6 kez görüntülenmiştir.

Leave a Reply