BİLİM FELSEFE DİN Rotating Header Image

Bir Devle Burun Buruna (Hikaye) (Mete Tunç)

Bir alışveriş merkezindeyim. Lokantaların yer aldığı kat. Tuvalete gidiyorum. Salondan oraya dar, iki kişinin yan yana ancak geçebileceği genişlikte yoldan ulaşılıyor.

Bu mecraya girip hızlı adımlarla yolun ortasına gelip başımı kaldırdığımda, birkaç metre karşımda, tabir bir abartı değildir, bir devle karşı karşıya bulunduğumu fark ettim. İki metrenin üzerinde bir boy, ki bu mesele değildi, lakin ilaveten adeta bir o kadar en. İşte bu sorundu, olacaktı. Koridorun tam ortasından yürüyordu. Ben de…

Yüz yüze, yok, göğüs yüze geldiğimizde sağa hamle yaptım. Duvara sürtünmek pahasına geçebilecektim. Fakat o da aynı anda soluna hamletti. Başımı kaldırmadan, ‘pardon’ deyip, bu kez sola adım attım. Tırabzana sırtımı vererek geçecektim. Maalesef, bu kez o da sağa…

Öğrenciliğimde bir dönem devam edebildiğim Eğitim Fakültesinde benzer bir hadise yaşamış, muhatabım beni kızgın bir nida ve sert bir kol hareketiyle itmişti. O öğrenci benim cesametimdeydi, bir ziyana uğramamıştım. Ama bu, dev…

Artık kıpırdamamalıyım mülahazasıyla bekledim ve başımı yukarıya doğru kaldırdım. Mülayim, mahzun bir şekilde baktım. O ise bana cüssesiyle müsemma bir nazarla bakıyordu…

‘Şimdi ayvayı yedik’ cümlesinin içimden geçtiğini çok iyi hatırlıyorum. Ne yapacaktı? Soluna adım atıp geçip gitse ne hoş olurdu. Hayır, böyle yapmadı. Bekleşiyor, bakışıyorduk. ‘Ne yapacağını planlıyor herhalde’ diye düşündüm. Kafa atabilirdi, duvara yapıştırabilirdi, merdiven boşluğuna fırlatabilirdi… Diğerlerine, hatta her şeye razıydım, kafa atmasın yeterdi…

Eğildi. Koltuk altlarımdan tuttu, kaldırdı. O kadar rahattı ki, sanki 80 kilo değil, bir bebek kaldırmış gibiydi. Şimdi yüz yüzeydik. Kesin kafa atacaktı. Bir gözünü kısmış, bir kaşı yukarıda bakıyordu. Benim iki gözüm de kısıktı ve iki kaşım da aşağı doğru çekilmişti.

Sadece yüz yüze, göz göze değil, aynı zamanda burun burunaydık. Kokusunu da alıyordum. Nefes alış verişleri düzgündü. Benimkiler sıktı… Bu kadar yakından bağırsa, herhalde bayılırdım.

Darbeye karşı kendimi kastım. Böylece acıyı bir nebze izale edebilecektim. Kaderime teslim olmuş intizar ederken…

Burnunu burnuma üç kez sürttü. Ardından iki yanağımdan öptü. Nihayet kaldırdığı gibi, aynı ihtimamla beni duvar cihetine, ona paralel şekilde bıraktı. Yürüdü gitti.

Nazik, merhametli, müşfik, çelebi zatı muhteremin arkasından, bıraktığı pozisyonda, büyük bir minnet, şükran, hayranlık hisleriyle nazar ettim.

Garip olan şu ki, bütün bu yaşananlara mukabil aramızda bir çift mükaleme vuku bulmamıştı. İnsanlar sade bakışlarıyla, vücut dilleriyle birbirlerini anlayabiliyor, sevebiliyorlarmış.

Bir daha karşılaşırsak ben de ona burnumu sürtecek, yanaklarından öpeceğim.

(04.02.2017)

Bu yazı (17.05.2009 tarihinden itibaren) toplamda 38780, bugün ise 7 kez görüntülenmiştir.

Leave a Reply