BİLİM FELSEFE DİN Rotating Header Image

Üçüncü Evliliğimin Rodeo Sahneli Kısa Finali (Hikaye) (Mete Tunç)

rodeo

Artık mazlum-dul bekar idim. Doğrusu, tekrar bir evliliği düşünmüyordum. Boşanmamı takiben “kız arkadaşın var mı”, olunca “ne zaman evleneceksiniz” suallerinden bizarlığım ve sevgilimin (Senaye) ‘ilişkimizi resmileştirelim’ minvalindeki birkaç sözü yüzünden izdivaca karar verdim.

İkinci evliliğimin menfi hatırası tazeydi; o nedenle nikah ve düğünün otelde yapılmasına muarızdım. Naçar, kız tarafının ısrarıyla mecbur kaldım.

Yine mutat nikah merasimi, ardından maruf sıkıcı protokol, takiben malum gürültülü müzik…

Yerel kıyafetlerle oynadığım Harmandalıyı yoğun alkışlara müteveccihen iki kez tekrar ettim. Birinci tekrarda, masalarından birinde orta yaşlı bir kadın sesinin ‘uzun boylulara daha yakışıyor’ demesi kulağıma çarptı ama şevkime halel getirmedi.

Senaye odaya gidip geleceğini söyleyip çıktı. Ben elbise değiştirmek üzere aynı kattaki gelin odasına gittim. Zeybek giysisi ne çok parçayı muhtevi idi; giymek gibi çıkarmak da zahmetli oldu.

Salona döndüğümde, yarım saat geçmişti, Senaye’nin hala avdet etmediğini gördüm. Gelin odasını kullanmadığına göre kusmaya mı gitmişti? Yalnızdı. Endişelendim. Arkadaşlarına baktım; hepsi sahnede zıplıyordu. Kız kardeşime söyledim. İkinci evliliğimde, düğünlerden hoşlanmadığı için otele gelmeyen (ama hadisatı anlatınca pişman olan) müzmin-ebedi bekar Mete’yi de yanımıza alıp asansöre bindik.

Kattayız. Odaya girdik, Senaye yok. Herhalde onca katı, gelin elbisesiyle ve keyifli kafayla merdivenlerden inemezdi. Kat görevlisi, önlüklü bir kadın, temizlik arabasıyla koridordaydı. Ona doğru yürüyüp sorduk. “Yarım saat kadar önce şu odaya girdi.” dedi. İşaret ettiği bizim odanın yanındakiydi. Kadın yanılmış olmalıydı. “Hayır, bizim odamız bu.” demekliğime karşılık kendinden emin biçimde, oda numarasını da belirterek sözünde ısrar edince…

Kapıyı tıklattık, bir daha ve daha sert. Odayı şaşırarak, içeri bir şekilde girip orada düşmüşse… Görevliye anahtar sorduk, yokmuş. Kaygımızı ve vaziyetin acilliğini serdettim. Danışmayı arayacağını söyleyip telefonun bulunduğu odaya yürürken Mete kapı kolunu indirdi. Açıktı. Görevli şahit olmalıydı. Onu durdurduk. Kardeşim, Mete ve ben odaya girdik.

Işıklar kapalı, lakin televizyonun ışığı mekanı biraz tenvir ediyor. TV’de bir müzik kanalı açık. Bu daire tek odalı. İki yatak; biri pencere-balkon kapısı cihetinde, diğeri dolap kenarında. Pencere yanındaki yatakta bir çift sevişiyorlar. İkisi de çırılçıplak. Kadın Senaye ve üstte.

Hizmetli kadın, bilmiyorum, belki bir bakıp çıktı. Fakat kız kardeşim, Mete ve ben kaldık. Yan yana, yataktan üç metre mesafedeyiz. Bizi görmüyorlar. Biz de hiçbir tepki vermeksizin, adeta şok halinde, erotik (daha doğrusu porno) değil de gerilim filmi izler gibi kıpırdamadan şaşkın duruyoruz. Şok ve şaşkınlık; evet, ortak duygumuzun bu olduğu kesin. Mete’nin, ilaveten, acayip ve garaip bu sahneye tanıklık etmenin gizli memnuniyetini taşıdığından şimdi eminim.

Neyse ki muaşakanın nihai merhalesinde imişiz de, bu zulüm birkaç dakika zarfında bitti. Şu şekilde:

Senaye çömelerek oturduğu adamın üzerinde göğüsleriyle eşzamanlı inip kalkarken sutyenini aldı ve tanımsız sesler çıkararak başının üzerinde çevirmeye başladı. Akabinde, bir elini dengeyi sağlamak için adamın göğsüne dayayarak, saat ibrelerinin tersi yönünde, sol ayağı müteharrik, her 45 derecede inip kalkma ve sallama hareketlerini tekraren, maslahatı içinden büsbütün çıkarmaksızın, müteselsilen 360 derece döndü (Nezdimde bunu tahakkuk ettirmemişti.)…

Sutyeni sallamasının ve çıkardığı seslerin ne idiğini kavradık: Herifin “yes cowboy, yes”, Senaye’nin “haydi kısrağım” demesinden, müteakiben sutyenini adamın boynuna kement atar gibi fırlatıp iki ucuyla başını çekmesinden rodeo yaptıklarını idrak ettik. Senaye’nin “bebeğim, şimdi birlikte düşeceğiz.” sözünün arkasından zani-kısrak (doğrusu, alttakinin erkek at olmasına nazaran, aygır) kişneyerek, zaniye-kovboy uluyarak yahut çığlıklarla…

Gözlerini açtıklarında bu kez onlar şok yaşadılar. Adam kendini yatağın yanına attı ve galiba altına da girdi. Senaye diğer yataktaki gelinliği ile örtündü.

Merak ederim; odayı hemen terk etmeseydik Senaye, ‘canım, içkiliydim, sen sandım’ der miydi?

Cep telefonlarının henüz iptida devriydi. Maalesef yukarıdaki müessif sahneyi kaydedemedik. Salonda kameraman vardı; fakat nereden bilebilirdik, aklımızın ucundan bile geçmemişti.

Ailem ve birkaç arkadaşımla salondan ayrıldık. İstikrah veren vakıayı otel dışında anlattım. Seniha ne tahkiye etti, bilmiyorum.

Birinci eşimden boşanmamı gerçekleştiren avukata başvurdum. Hayatında hiç gülmemiş ve gülmeyecek zannını veren o ciddi, vakur, ketum adam kıs kıs güldü. İlk celsede boşanabileceğimi, kendisine ihtiyacım bulunmadığını ifade etti. Her beniadem gibi cinsilatif de cins cinstir; garantiye almak için rica ettim. Kabul etti. Boşandım.

İkinci evliliğimde en azından zifaf vardı, üçüncü de (gerçi Senaye ile ayları bulan bir hukukumuz mevcuttu) o da yoktu; bunu sevgilisiyle yaşadı.

Aylar sonra rast geldiğim bir kadın arkadaşı, rodeo gecesindeki beygirin, Senaye’nin eski sevgilisi olduğunu açıkladı. Adam bizimkinin yanındaki daireyi tutmuş; o gece salonda görüşüp anlaşmışlar…

Düşünüyorum.. Aklım kalıp kardeşimi ve Mete’yi yanıma alarak odaya çıkmasaydım; kat görevlisi kadına tesadüf edip sormasaydık; kadın Senaye’yi odaya girerken görmemiş olsaydı; Mete kapı kolunu indirmeseydi..!? Salona inecektik. Senaye 15 dakika sonra sökün edecekti. Bir yalan uyduracaktı. Bir-iki saat içinde yatakta olacaktık. Ben ayık ve uyanık; o kayık ve bulanık… İzdivacımızın seyrinde zaman zaman yabancı aygır yahut aygırlarla rodeo yapacak olması ise mutlaktı.

(01.04.2017)

Bu yazı (17.05.2009 tarihinden itibaren) toplamda 36690, bugün ise 2 kez görüntülenmiştir.

Leave a Reply