BİLİM FELSEFE DİN Rotating Header Image

Kitaplardan Alıntılar (Mete Tunç)

Siyasal İslamın Geleceği, Graham E. Fuller

 

Modern terörizmin büyük bölümü psikotik memnuniyetsizliğin küreselleşmesi ile ilgilidir.

***

Şayet bütün Orta Doğu Müslüman değil de Hristiyan olsaydı bile tarih, petrol, iktidar, işgal ve jeopolitik konularındaki gerilimler dikkate alındığında bölgedeki gerilimler şimdikiyle tam tamına aynı olmasa da oldukça benzer olurdu.

***

Kendi kişisel felsefemiz acaba tamamen rasyonel düşünüşün ürünü müdür? Yoksa zihin, kalbin itkilerini izleyip, zaten duygularla hissettiğimiz şeyi meşrulaştırmaya mı yardım etmektedir… (Bireysel insan davranışını etkileyen maddi, sosyal, kültürel ve psikolojik etmenler)

***

Gerçek şu ki, “terörizm”in yol açtığı kayıpların ötekilerden kat kat fazlası devlet tarafından uygulanan terörün –yasadışı şiddetin- kurbanlarıdır.

***

Acaba yirminci yüzyılın katliamları sözkonusu hümanist batı değerlerin[in] bizatihi yansımaları mıydı, yoksa ahlaki kodlar tarafından engellenemeyen, radikal ideoloji ile desteklenmiş modern devlet gücünün örneği görülmemiş sonuçları mı?

***

“Dünyanın çeşitli yerlerinden son onbeş yirmi yılsa iktidara gelmeyi başarmış İslami partiler, asıl altta yatan kültürü değiştirmekten çok, yasaları ve politikaları değiştirmek üzerinde yoğunlaşmışlardır. Ne var ki, son tahlilde, bir topluma veya bir medeniyete yeni bir karakter, yeni bir değerler sistemi veya dünya görüşü verecek olan şey, kültürün transformasyonudur.” Chandra Muzaffer

***

Ne var ki, insan doğası göz önüne alındığında, iktidara geldikten sonra İslamcıların dürüst yönetim konusundaki şöhretlerinin sonsuza kadar temiz kalması mümkün değildir.

***

Dinsel öğretinin bizatihi kendisi toplumlar düzeyindeki çatışmanın nadiren ana kaynağıdır, bu tür çatışmalarda gerçek somut sürtüşmeler dinsel terimlerle kamufle edilmektedir.

***

Dinin bireyselleşmesi… Geleneksel ve hareketsiz toplumlarda din tamamen atalardan tevarüs edilir, bu da kişinin toplumsal ortamını belirlerdi. Oysa çeşitlenme süreci ve bireyin farklı dini görüşleri araştırma olanağının bulunması yalnızca bireyleri İslamı yaşamanın kendileri için ne anlama geldi hakkında düşünmeye teşvik etmekle kalmaz, dini aşamalı bir biçimde, kültürel olarak ve aileden devralınan bir şey olmaktan çıkarıp kişisel bir arayış ve tercih haline gelir.

***

Esasen her şeyin kutsallaştırılması demek hiçbir şeyin kutsallaştırılmaması demektir.

——

 

21. Yüzyılda Din Sorunu, Jeopolitik ve Postmodernitenin Krizi, Georges Corm

 

Ulus [Nation] Avrupa kültüründe yeni bir kelime değildi. Köken anlamı Latince’den geliyor ve belli bir mekanda, bir ortamda doğmayı ifade ediyordu. Yani Fransız Devrimi’ne kadar insanın doğduğu yeri belirtiyordu (Brötonyalı, Provanslı, Burgonyalı vb. gibi). Bu isimler etnik bir özelliğin, çoğunlukla yerel bir lehçenin, taşrada egemen olmuş eski bir soyun veya eski feodal ailelerin referansıydı.

***

Ölüm korkusundan kaynaklanan aşkınlık ve din ihtiyacımızı ya da en bilimsel ve bilge teorilerin bile açıklamakta yetersiz kaldığı evren ve onun yaradılış sırları arasındaki entelektüel şaşkınlığımızı kavramak için derin bir kültür gerekmiyor. Yaratıcısı bilinmeyen bir dünya veya bizim fani varoluşumuzu ve yıldızların sürekli hareketliliğini [?] açılayan prensibin olmadığı bir dünya çoğumuza itici gelir. Tanrılar ve tanrısallıklar, tektanrılı üç dinin eşsiz Allah’ı, bilgelik dinleri veya Uzakdoğu’nun kozmik dinleri; bunların hepsi, bizim dünyadan ve onun sırlarından daha az korkmamızı sağlar. Varoluşa ilişkin derin endişeler, dünyanın düzenini sağlayan veya bozan “üstün güçler”in varlığına inanmayı gerektirir. Bu inanç da ölümlülerin, varoluşun niçinini ve nasılını durmadan sorgulamamasını sağlar

***

Bir toplumda dine bağlı sorunlar, her zaman bu hayati ihtiyacın iktidarlar ve yöneticiler tarafından sömürülmesinden kaynaklanır. Aslında (Uzak) Doğu dinlerinin [dinleriyle]; peygamberler ve büyük din bilginleri tarafından ve hatta kabile totemleriyle ifşa edilen, aşkın hakikatler içinde bireysel iman ile kurumsallaşmış, dogmatikleşmiş ve törenselleşmiş dinler arasından bir uçurum vardır. Dünyayı açıklamaya ve endişeleri gidermeye çalışan dini mesaj ile onun toplumsal düzen içinde kurumsallaşması arasında bağlantı kurabilmek zordur. Belli bir tarihi dönemdeki dini ihtiyacın cevabının kurumsallaştırılması, genellikle onun ilk içeriğinden, söz ve eylemleriyle beraber, onu kuran kişinin “deha”sından tamamen koparılmasıdır. Din bu kurucunun ölümünden sonra inşa edilir.

——

 

Yanlış Cumhuriyet, Atatürk ve Kemalizm Üzerine 51 Soru, Sevan Nişanyan

 

Şeriatın katı, baskıcı, dar, otoriter, hatta totaliter bir hukuk öğretisi olarak takdim edilmesi, daha çok, çağdaş Türk kamuoyunun din ve hukuk konularındaki engin bilgisizliğinin bir yansıması olarak kabul edilmelidir. Şeriatın ne olduğunun az çok bilindiği dönemlerde, Türk reformcularının en radikallerinin dahi eski hukuka yönelttikleri eleştiri bu değildir. Şer’i hukuk katı ve “antiliberal” veya “çağdışı” olduğu için reddedilmemiştir: soyut ve anlamsız kaldığı için reddedilmiştir. Osmanlı reformcularına göre İslam hukuku, akademik analizin aynalar galerisinde yolunu kaybetmiş, pratik yararını kaybetmiş bir düşünce sistemidir. Anlamı ve sınırları belirsiz metinler üzerinde bindörtyüz seneden beri sürdürülen yorum çabası, geriye, akademik yönden son derece zengin, fakat uygulamada işlevsiz bir skolastizm abidesi bırakmıştır. Memlekette işe yarar bir hukuk kalmamıştır…

Osmanlı ulemasının geleneksel zaafları arasında kör testereyle adam kesmek ve otel yakmak yoktur: fakat laf ebeliği vardır. Ulemanın yasal ve yasadığı her türlü işleme hukuki kılıf uydurmaktaki sonsuz yeteneği, Osmanlı devletinde hukukun temel işlevini –keyfiliğe ve zorbalığa direnme gücünü- yitirmesine yol açmıştır. Şeriatın sorunu zorbalık değildir: zorbalığa karşı koyma gücünü yitirmiş olmaktır. Bu nedenle Tanzimat aydınları, daha basit fakat daha sağlam bir yeni hukuk sistemine ihtiyaç duymuşlar ve bu ihtiyacı Batı’dan tercümelerle gidermeye çalışmışlardır.

Yüzelli yıllık çabaya rağmen bu arayış belki de yeterince başarıya ulaşamadığı için, bugün geçmişin derslerini unutmuş veya unutturulmuş bir kuşak, toplumsal ahlak ve özgürlüğün anahtarını yeniden şeriatta arama yoluna girebilmiştir.

Not. “İlginç bir şahsiyet” olduğunun ve Türk dili üzerinde ciddi çalışmaları bulunduğunun da bilinmesi gereken S. Nişanyan, kitabındaki “Emperyalizmin altın çağı olan 19 yüzyıl boyunca iki büyük Batılı emperyalist devletin Şarktaki hakim politikası, Osmanlı İmparatorluğu’nun varlığını ve toprak bütünlüğünü korumak olmuştur. İngiltere ve Fransa, bu amaç uğruna 19 yüzyılda üç kez (1828, 1854 ve 1878’de) genel bir Avrupa savaşını göze almışlardır. 1854-56 Kırım harbinde yüzbinin üzerinde İngiliz ve Fransız genci, Osmanlı devletinin birlik ve bütünlüğünü savunmak uğruna hayatlarını feda etmişlerdir. ” yorumuyla, ki burada “doğru” bir tespit yapıp “yanlış” bir sonuca varıyor, inandırıcılıktan uzak, hayali, kurgusal bir yol izlemesi; keza gelişmemiş ülke halklarının teknolojik aletler dolayısıyla, sanki bedelini ödememişler ve ödemiyorlarmış gibi Batı’ya minnettarlık duymaları gerektiği mealindeki görüşü yüzünden “ciddiyetini” kaybediyor ve yaptığı pek çok analizdeki doğrulardan dahi şüpheye düşülmesine neden oluyor.

—–

 

Eleştirel Tarih Yazıları, Mete Tunçay

 

Moda akımlar değişse de, dogmatizmin aramızda başat bir eğilim olarak hüküm sürmesi, sanıyorum, gerçekten düşünmenin zor bir şey olmasından ileri geliyor. Dogmatik olmak için, çoğu kez, uslu bir çocuk gibi söz dinlemek yeter; dogmatik olmamak için ise, deneye yanıla düşünmeyi öğrenmek gerekir. Buysa, özgür bir siyasal ve toplumsal ortamın varlığına bağlıdır. Türkiye’de özgürlük sürekli olmamış, kısa dönemler halinde parıldayıp sönmüştür. Öte yandan, bağımsız düşüncenin bir ön koşulu olan topluma başkaldırma eğilimi bile, bizde yine başkalarına öykünmeden ibaret kalmış, bir türlü kendimize özgü biçimler kazanamamıştır. Sırtı parkalı, ayağı postallı genç, nerede var diskotek düşkünü akranları kadar özgünlükten yoksundur, adeta onun kadar kolayına kaçmaktadır.

 

Bu yazı (17.05.2009 tarihinden itibaren) toplamda 3779, bugün ise 1 kez görüntülenmiştir.

Leave a Reply