BİLİM FELSEFE DİN Rotating Header Image

Kuran’da konuşan kimdir? (Mete Tunç)

Kuran’da hitap eden kimdir, de olabilirdi soru… İnternette ve kitaplarda sorulan bu suale S. Ateş “İslam’da Güncel Tartışmalar” kitabında cevap vermiş. Cevabı, bildiğim kadarıyla, ki herhangi bir atıf yapmadığına göre, özgündür, yeni bir açılım sergiler. Okuyalım:

 

… Belli ki bu sözleri, doğrudan Allah söylemiyor, bir manevi elçi bir melek söylüyor. … Tenzil, ilahi anlamları, insan düzeyine indirmek demektir. Allah düzeyindeki konuşmanın mahiyeti bilinmez. Allah’ın konuşması, sese, harfe ve kelimelere muhtaç değildir. O, soyut manadır. Bunu bir insanın olağan haliyle anlaması mümkün değildir. Bundan dolayı Allah ile insan arasında doğrudan ve aracısız iletişim mümkün değildir. Bu iletişimi vahiy meleği sağlar. Melek, Allah’tan aldığı soyut manaları, o düzeyden indirerek, Peygamber’in konuştuğu dilin söz kalıplarına döküp ona verir. İşte buna vahiy denir. İlahi manaları insan sözü kalıplarına döken melek olduğu için Kuran ayetlerinden Allah genellikle üçüncü şahıs olarak anılır.

 

S. Ateş, bu görüşünün ardından “padişah-ferman; sekreter-vali” örneklerini veriyor! Kuran’da “gariplik”, onu açıklamada “tuhaflık” olunca nitelikli bir örnek verilmesi sürpriz olurdu!

 

Kuran’da “o”lu ve “Allah”lı (ve “biz”li) hitapların yanı sıra “1. şahıs”ın konuştuğu ayetler de vardır (Aynı ayette hem 1. hem 3. şahıs da konuşabilir: Kuran mükemmeldir, dil mucizesidir!). S. Ateş bu durum için ne diyor, okumayı sürdürelim:

 

… Bu son ayetlerde vahiy bizzat Allah düzeyinden verilmekte, melek aradan çıkmaktadır. Sonra söz tekrar melek elçiye verilmekte ve melek elçi, ilk yaratış sahnesindeki Tanrı-İblis konuşmasını anlatmaktadır.

Bu sorunu mutasavvıfların diliyle söyleyecek olursak cem’ ve fark makamları olarak tanımlayabiliriz. Cem’, kulun veya elçinin kendi varlığından geçip Allah’ın varlığında erimesi, kaybolması, yalnız Allah’ın var olmasıdır. Fark ise elçinin veya kulun kendi bireyliğine dönmesi, Allah’ı ayrı, kendisini ayrı varlılar olarak görmesi ve o makamda konuşmasıdır. İkinci durumda elçi, kendi bireyliğinde konuştuğu için Allah’tan üçüncü şahıs olarak söz eder. Birinci durumda elçi Hak’ta eridiği için kendisinden konuşan bizzat Allah olur. Hitap Allah’tan yapılır.

Kuran çoğunlukla fark makamından, bazen de cem’ makamından verilmekte, bazen de aynı ayette fark ve cem’ makamları yan yana bulunmaktadır…

Çünkü ilahi yasa, yaratılış yasası böyledir. Sürekli cem’ makamı olsa, varlıklar görülmez, dünya işleri yürümez. Sürekli fark makamı olsa Allah unutulur…

Hatta bizzat kendisinin [melek] yaptığı işlerden söz etmektedir(1)

Bu halin [cem’ makamı] mahiyetini ve lezzetini ancak yaşayan peygamberler ve derece bakımından onlara yaklaşan veliler idrak edebilirler.

 

Meleklerin de, tamamen insan “icadı” olan tasavvuf makamları ile “şereflendiklerini” öğreniyoruz!.. Keza “Allah” “bir hikmeti gereği”, bazı şeylerin “mahiyetini ve lezzetini” sadece sayılı kullarına veriyor! (2)

 

S. Ateş, bir soruna çözüm bulmak istiyor; fakat bulduğu “çözüm” bir başka problem yaratıyor: “Melek elçinin sözleri” benim “algılama düzeyimin” çok altında!

 

Muhammed’in konuştuğu ayetler de vardır. Bazı veya çoğu çevirilerde, orijinalinde yer almamasına rağmen, parantez içinde veya değil, cümlenin başına “de ki” (ق ل) sözcüğü konulmaktadır… Benim tahminim, Muhammed’in konuştuğu ayetlerin bazılarının başında “de ki”nin bulunmaması Kuran’ı derleyen, kaleme alan insanların unutkanlığından kaynaklandığıdır.

 

(1) “Biz, ancak Rabbinin emriyle ineriz. Önümüzde, arkamızda ve bunlar arasında olan her şey, O’na aittir. Rabbin asla unutkan değildir.” (Meryem, 64)

 

(2) S. Ateş’in “mahiyet ve lezzet”i tasavvuf makamlarıyla irtibatlandırması bir yorumdur. Fakat, “Yahve”nin ve “Allah”ın bazı şeyleri, mesela meleklerini, bizatihi “kendini” peygamberlerine gösterdiği Tevrat ve Kuran’la sabittir. Dindarlar şu soruyu sormalıdırlar: Peygamberimizin görümlerinin dinimize, dindarlara ne faydası vardır, olmuştur? Ayetlerde ve hadislerde görümlere ilişkin anlatılanlar insanlara, dindarlara hangi bilgiyi, ahlaki değeri vermektedir?

Bu yazı (17.05.2009 tarihinden itibaren) toplamda 12989, bugün ise 2 kez görüntülenmiştir.

23 Comments

  1. Bigalıoğlu diyor ki:

    baktığınız zaman peygamberlerin hemen hemen hepsi Tanrı tarafından müdahale edilmiş insanlar.fazladan meziyetler verilmiş insanlar.Kur’anda biz ifadeleri de geçer.yani Tanrı melekleriyle veya yardımcılarıyla beraber bazı işleri gerçekleştirir.

    yanılmıyorsam,Tanrı her kavme aynı özelliklere sahip uyarıcılar gönderiyor.insan’a yine insanlar arasından bir uyarıcı.ve bu aslında etkin bir uyarı değil.yüzelsel bir uyarı,yani insan davranışlarına ince ayar yapmak gibi bir şey.çok fazla ileriye gitmiyor.

    kuran’da konuşan Tanrı’nın sözlerini iletmek üzere gönderdiği melektir.diğer peygamberlerde aşağı yukarı böyledir durum.bunun böyle olmasının sebebi,belkide bizim bilmediğimiz çağlarda yaşanmış tecrübelerin bir sonucu olabilir.

    mühüm olan,sen mesajı almışmısın.önemli olan budur.Tanrı sana kızmıyor,özgür iraden var ve yaptıklarında serbestsin.ancak yine yaptıklarından sen sorumlusun,iyi veya kötü,doğru veya yanlış.

    seçimlerin seni gideceğin yeri belirler.kendine bile bile zarar veren tek canlının insan olduğunu düşünürsek,sana verilen akıl doğrultusunda,verilen akıldan ve davranışlarından sorumlusun.bir kuş veya kurbanlık bir koyun olmak istermiydin.o zaman sorgulayamazdın,ben istemezdim ki neden beni dünya’ya getirdiler.dimi…

  2. Mete Tunç diyor ki:

    5 paragraf yazmışsınız fakat problemi giderememişsiniz (ki mümkün değildir, her açıklama başka sorular/problemler doğurmaktadır) @bigalıoğlu!

  3. Bigalıoğlu diyor ki:

    Mete bey,siz yazdıklarımdan bir şeyler kapabildiniz mi?mesele budur.elbette herşeye net açıklamalar getirmek o kadar kolay değildir.ancak doğru sorular sorduğumuzda,meseleyi kavrayabilmemiz daha da kolaylaşacaktır.

    bakın son paragrafımda diyorum ki;siz bir kuş veya koyun olmak istermiydiniz?bundan size verilen aklıla karşılık bazı şeylerden sorumlu olduğunuzu anlayabilirsiniz.yetki ve sorumluk.dünya’ya hükümdar olma olma yetkisini alıyorsunuz,ancak sorumluklardan kaçıyorsunuz.

    daha çok soru sormalıyız,ancak doğru sorular sormalıyız.yanlış sorulara doğru cevaplar alamazsınız.Kuran’da konuşan kimdir diye bir soru bence yanlış bir sorudur.zaten Kuran’ı okursanız kimin konuştuğunu az cok anlayabiliyorsunuz.Amaç bir şeyleri ortaya çıkarabilmek olmalıdır,polemik yaratmaya çalışmak değil.

  4. Mete Tunç diyor ki:

    “kapabilmem” imkansız @bigalıoğlu, çünkü ortaya koyduğunuz tezlerde referans olarak kötü bir kitabı alıyorsunuz!
    Elbette her konuyu açıklayamıyoruz (şimdilik); ve “doğru soru sormak” hususunda hemfikiriz. Ama “doğru”dan ne anladığımız farklı!
    “Kuran’da konuşan kimdir” sorusunun neden “yanlış” olduğuna dair, “zaten… okuduğunzda anlıyorunuz” izahınız yeterli değildir. Tabii ki anlaşılıyor, bu da belirtiliyor, “kuran’da konuşan kimdir” sorusu, bilmeyenleri haberdar etmek, vurdu içindir! “Kuran madem Allah’ın kitabı, o halde neden farklı şahıslar konuşuyor” da aynı kapsamdadır. Böyle sorulsa, sizce “doğru” bir soru olur muydu?!
    Din/dinler, “kutsal” kitap(lar) hususunda, sizin de “doğru”, “haklı”, ahlaki” vb. soruları sorabilmenizi dilerim.
    “bakın son paragrafımda diyorum ki;siz bir kuş veya koyun olmak istermiydiniz?bundan size verilen aklıla karşılık bazı şeylerden sorumlu olduğunuzu anlayabilirsiniz.yetki ve sorumluk.dünya’ya hükümdar olma olma yetkisini alıyorsunuz,ancak sorumluklardan kaçıyorsunuz.” diyorsunuz. Yine “problemli” cümleler: “Size verilen akılla” demekle zaten hüküm vermiş, nas’ı ilan etmiş, tanrı’yı (tanrınızı) “tepeye” koymuşsunuz. O sebeple, baştaki kuş-koyun sorunuz ve “sorumluluk”, “dünyaya hükümdar olmak yetkisi” ifadelerinizi analiz etmek ve tartışmak anlamsız hale geliyor.

  5. Onur diyor ki:

    Dine inanma meselesinde tek bir önemli soru var, bunun cevabı çok önemli. O da şu: Tarihte, Hz. Muhammed diye biri yaşamış mıdır yaşamamış mıdır? Bu çok önemli bir soru. Eğer yaşamadıysa, kâfirler haklıdır. Ama eğer yaşadıysa, ki bu tarihi bir gerçek, o zaman inananlar haklıdır. Yani Allah da ahiret de cennet de cehennem de vardır.
    Şimdi ikinci adıma gelelim: Hz. Muhammed diye birisi yaşadıysa ikinci önemli soruyu soralım: Hz. Muhammed, Kur’an’ı uydurmuş mudur uydurmamış mıdır? Eğer uydurdu ise kâfirler haklıdır. Uydurmadı ise, inananlar haklıdır.

    Şimdi bu iki sorudan sonra bir sentez yapalım ve devam edelim: Eğer Hz. Muhammed, Kur’an’ı uydurdu ise, o, yalancı peygamberdir. Bu mantıkla tüm diğerleri de: Hz. İsa, Musa, Nuh vs.

    O zaman kâfirler, inançsızlar şu sorunun cevabını versin bakalım: Onların iddialarına göre peygamberler yalancıdır. Yani makam ve itibar elde etmek, etraflarında insan toplamak vs. gibi dünyevi sebeplerle bir din uydurmuşlardır.

    O zaman, soru 1: 1400 yıldır neden peygamber gelmiyor? Çünkü eğer peygamberlik, Allah ve vahiy işi değil de insan işi uydurma bir şeyse neden 1400 yıldır peygamber gelmiyor?
    2. Neden peygamber iddiasıyla ortaya çıkan insanlar deli diye akıl hastanesine kapatılıyor da Hz. Muhammed vs. gibi yeni bir din kuramıyor veya etrafına çok büyük kitleleri toplayamıyor?

    3. Allah’ın bir akıllısı Hz. Muhammed veya Hz. İsa veya Musa mıydı da 1400 yıldır şimdiye kadar hiç peygamber gelmiyor? Bir Mevlana 25 bin beyitlik eser yazmış da neden bu ve benzeri insanlar din kurmamış? İnsanlığın içinden her tarihte romancılar, şairler, yazarlar, bilim adamları, filozoflar çıkmış da, mademki peygamberlik de insan işi bir şeyse neden 1400 yıldır peygamber gel-mi-yor???!!! Kâfirler bunu bir açıklasın, çünkü Hz. Muhammed ya yaşadı ya yaşamadı. Yaşadıysa ya yalancı ya da sonuna kadar doğru söylüyordu.
    Kur’an’ı Hz. Muhammed kendi yazdıysa neden hadislerini de Kur’an’a koymadı da Kur’an’dan ayrı bir hadis külliyatı oluştu? Kâfirlerin iddiasıyla yalancıysa buradaki soruların makul cevapları nedir?

    Cevap çok açık: O kendilerine kitap verdiklerimiz var ya, onu, öz oğullarını tanıdıkları gibi tanıyıp bilirler. Ama öz benliklerini hüsrana uğratan bunlar, iman etmezler. En’am suresi 20. ayet

  6. Mete Tunç diyor ki:

    En başta yanlış soruyla başlamışsınız @onur.
    Kimse Muhammed yaşamadı, demiyor ki?!
    Dolayısıyla sonraki hükümleriniz anlamlı değil!
    İkinci adım olarak yaptığınız akıl yürütme ise, mantıklı-bilgili bir yaklaşım değil, kusura bakmayın, sadece imanlı bir insanın imanını meşru kılma çabası. Yazınızın sonraki bölümleri de öyle.
    Peygamberleri (yaşamış ve yaşadığı çok şüpheli olanları) “kutsal” kitaplarda anlatılanlarla biliyorsunuz ki onlarda peygamberleri günahkar insanlar olarak buluyoruz, ve dinler tarihini resmi-geleneksel islam muvacehesinde kabul ediyorsunuz. Böyle olunca da sorduğunuz soruların cevapları sizi mümin kılmaya devam ediyor ve inanmayanlara kuranın diliyle kafir diyorsunuz.
    Doğru sorular sormadıkça ve inanma ihtiyacı hissettiğiniz müddetçe kafir olamayacaksınız! :)

  7. Onur diyor ki:

    Ben kusura bakmam. Kimseyi de dine döndürme çabam veya gücüm de olamaz. (Kimisi bu yarışa inançlı başlar, ölürken atesit ölür. kimi de tam tersi.) bu işin kanıtlama destekli inanç işi olduğunu ve inanç olmadan bir şey olmayacağını da biliyorum. Ben sadece , özellikle 1. sorunun net bir cevabını istiyorum: Peygamberlik insan işi bir şeyse 1400 yıldır neden bu işin arkası kesildi? Nuh, İsa veya Muhammed çok mu dahi bir adamlardı ki, ondan sonra kimse benzeri bir büyük din kuramıyor? İnsanlık artık içinden yeni ve orjinal bir peygamber çıkaramayacak kadar aciz mi? Üstelik bilim de iletişim imkanları da oldukça gelişmişken? nobel ödüllü yazarlar, bilim adamları, filozoflar vs. hep var olmaya, kitap yazmaya devam ediyor ama ne hikmetse, artık hiç kimse ortaya peygamber diye çıkmıyor, çıksa da eski büyük peygamberler gibi itibar göremiyor, neden acaba?

  8. Mete Tunç diyor ki:

    @onur, dilerseniz bir hadisi hatırlatayım: Muhammed, “oğlu” İbrahim ölmeseydi kendisinden sonra peygamber olacağını söylemiştir(?). İbrahim yaşasaydı “Muhammed nesli” 15 asırdır peygamberlik yapacak ve hatta şu anda Mekke’de bir “peygamberimiz” olacaktı!..
    Gördüğünüz gibi konu polemiğe açık, hemen her dini konuda olduğu gibi.
    Şimdi polemikten vaz geçip sorunuzu “ciddiyetle” ele alayım:
    Tevrat’ta anlatılanlar MÖ 400’lerde kesilir. İncil ve Kuran’da aradaki yüzyıllarda peygamber ismine rastlamadığıma göre İsa’nın peygamberliği 400-500 yıl sonradır.
    Keza, yine Kuran’a göre İsa’dan sonraki peygamber Muhammed’dir. Ki o, İsa’dan 600 yıl sonra gönderilmiştir.
    (Elbette burada, neden o dönemlerde Allahu Teala peygamber göndermemiş, sorusunu sormanız gerekiyor(du)?!)
    Bütün dinlerin tarihleri incelendiğinde, bir dinin ilkelerinin, ibadetlerinin, kurumlarının vs. oluşması için onyıllar, yüzyıllar geçtiği anlaşılıyor. Diğerlerini, gerçek mi, efsane mi, put mu olduğu belirsiz peygamber isimlerini ve dinleri bir yana bırakırsak, İslamın onyıllar sonra kitabının olduğunu, yüzyıllar sonra da ancak (aynı zamanda bölünerek) kuralları ve kurumları olan bir din haline gelebildiği tarih kaydediyor. Dolayısıyla Muhammed’in din kurduğunu sanmayınız!
    Tarihteki bazı olaylar ve çoğu olay, çok sayıda değişkenin (insanın, grubun, devletin, ekonomik durumun vs.) rol oynadığı, tesadüflerin/şansı da etkili olduğu bir çerçevede vuku bulur. Mesela, ne derece doğruysa, Ömer’in ısrarı olmasaydı, çok kötü olsa da Kuran ortaya çıkmayacak, İslam kitapsız bir din olarak belki bir süre yaşayacak ama kısa sürede unutulacaktı. (Biraz polemik: O durumda siz Hıristiyan olacaktınız ve “neden 2000 yıldır, İsa’dan başka…” sorusunu soracaktınız!
    Dediğiniz gibi yeni peygamberler çıkıyor, itibar görmüyor. Çünkü karşısında yüzlerce, binlerce yıllık inançlar, bir naslar manzumesı, kurumlar var. Şöyle düşününüz: Bırakalım yeni peygamberi, geleneksel İslam anlayışından biraz farklı şeyler konuşanların yazanların nasıl kafir ilan edildiklerini görüyoruz.
    Hıristiyanlık ve İslamiyet yüzyıllarca, binyıllarca sadece teolojileri-kurumları-nüfusları ile değil, aynı zamanda askeri-mali güçleriyle de bulundukları coğrafyalarda (onları genişleterek) hakimiyet sağlamışlardır. Bu durumda peygamberlik iddiasından bulunma cesareti gösterebilen az sayıda insan hemen kesilmiştir.
    İletişimin gelişmesi, yeni peygamberlik iddiaları için olumlu değil, tersine olumsuz bir role sahiptir: Televizyon sayesinde adamın sesinden, mimiklerinden, duruşundan, konuştuğu konulardan, sorulara verdiği cevaplardan vs. sahtekarlığını hemen tespit ediyoruz.
    “Nobel ödüllüler, bilim adamları, filozoflar…” Bunlar olduğu için peygamber çıkamıyor! Bir de bu açıdan düşününüz!

  9. Onur diyor ki:

    Sizin inanç durumunuzu tam bilmiyorum, ben daha çok yazıya bir tepki verdim ve bir soru sordum. (Neden peygamber gelmediğini ben söyleyeyim: Çünkü çağın “peygamberi” akıl ve bilimdir. Bilim yaratılışı işaret edip dururken artık ne yaratan bir tanrı var diyecek peygambere ne de mucizeye gerek kalmamıştır. Ve çünkü peygamberlik insan işi bir şey değil vahiy işidir. Bunlar basit cevaplar gibi gelebilir, o sizi bağlar. Ha, hiç bir kanıt getirmeden “vahiy işidir, insan işi değildir” diye yuvarlak ve metafizik konuştuğumu iddia ederseniz, unutmayın evrimciler de bu yuvarlak, hiç bir şey açıklamayan metafizik ifadeleri kullanıp dururlar, hiç bir iddialarını ispatlayamadan. Bkz. Michael Behe-Darwin’in Kara Kutusu, s.?? Onlar da kesin bir kanıtı değil daha çok bir inancı izlerler son noktada. )

    Ben ayrıca hayatın şu kanununu anladım ki, o da her zaman insanlar arasında muhalefetin olacağı yani “zıtlar” gerçeğidir. O nedenle inançsızlıkla tartışmamayı kendime prensip edindim. Neticede ben şuna inanıyorum: İnançsızların da inananların da kendi kanıtları var. Ayrıca dinden küfre dönenler, kafirler için bir kanıttır. ama küfürden dine dönenler de inananlar için bir kanıttır. Yani durum her zaman 1-1 olmuştur. Kimin 2-1 öne geçeceğini ise “inanç” belirler. Araba sizi denize kadar getirir, daha ilerlemek istiyorsanız gemiye binmelisiniz. Yok daha da yükselmek istiyorsanız, gemiyi bırakıp helikoptere, daha da yükselmek içinse dünyanızı terk edip rokete binmelisiniz. Yani, sadece aklı kullanmakla yolun sadece yarısı gidilir ama neticeye varılmaz, bu tartışmalar da bitmez. O nedenle akılla birlikte varlığınızdaki sizi yükseltecek (Bilgi anlamında)diğer mekanizmaları yani inancı da çalıştırmalısınız. Unutmayın, televizyon sadece fişle çalışmaz, bir de yayını alacak anten bağlantısı gerekir. İnsan sadece aklının fişi takılı çalışır ama inancı devreye sokmazsa, bir yere varamaz. Sadece akılla tüm hakikati bulmaya çalışmak, kalburla denizden su çekmek gibidir. Ha, “inanmak safların, akılsızların, aptalların işi metafizik bir şeydir.” denirse, buna şimdilik bir şey demeyeceğim, sadece çok sevdiğim, mânası aslında hep bilinen bir sözle cevap vereceğim: “Türbülansa girmiş bir uçakta ateist bulamazsınız…” Erica Jong (Bu söz benim her zaman son cevabımdır.) Konunun tartışmayla, akılla çözülemeyeceğine Kur’anda da işaretler vardır. kur’an hem kötülük problemini (Bakara 30, Hadid 22-23) hem de özgür irade problemini ele alır (En’am 107, 148) ama hiç bir net yanıt veya sır vermez, işi inanca havale eder. Çünkü net yanıtı bizim inancımız vermelidir. Her zaman var olan tek bir “peygamber” olmuştur, o da inançtır.. ama dediğim gibi, “inanç” ı hafife veya alaya almak, gerçek yaşamı tamamen maddeci ve akılcı görmek ise tamamen kişisel bir meseledir.
    (Şu sorunun cevabını da çok merak ederim: Zülkarneyn bölümünde anlatılan ve bir güneşin kara balçıklı bir göze veya delikte battığından bahseden Kehf suresi bölümü için ne diyebiliriz? Bugün çok yüksek uydu teknolojisi ve bilimsel çalışma ile ancak keşfedilen “kara delikler” in 1400 yıl önce gelmiş bir kitapta ne işi var? Ayette geçen ifadeler kesinlikle kara deliklerden bahseder. yıldızların mecazi değil gerçek anlamda batabileceği tek yer onlar ve ayet bunu yazıyor. Hz. muhammed hangi teknolojik ve bilimsel imkanla kara deliklerin evrende varlığını, yıldızların onda batabileceğini hesapladı veya keşfetti? Belki bilinen klasik bir konu ama, cevabı önemlidir. Yazıda hacmi biraz aştıysam artık kusura bakmayın…)

  10. Mete Tunç diyor ki:

    @onur türkçeyi güzel, özenli, akıcı kullanıyorsunuz, önce bunu teslim edeyim.
    sondan başlayayım:
    Güneşin kara balçığa batmasını karadeliklerle (üstelik henüz ispat edilmemiş, biri bile keşfedilmemiş karadeliklerle) ilişkilendirmeniz şayanı hayret değil artık benim için! Kuran’daki “bilimsel” ayetler konusu burada da çok tartışıldı, ilgili kitapları referans vermiştim, o nedenle daha fazla yazmıyorum.
    İnançlılara yönelik, en azından benim ve eminim pek çok dinsizin önyargılı, toplu, küçümseyici düşünceleri, yaklaşımları, tavırları yoktur. Yaptıkları, neden, ne gerekçelerle inanıldığını anlamaya çalışmaktır.
    “Düşen uçakta ateist bulamazsınız” efsanesi, bir ara kendini ateist zannedip sonra dine dönen ve/veya nasıl ateist olunduğunu algılayamayan ve/veya her insanı kendisi gibi zanneden biri-birileri tarafından uydurulmuştur. O nedenle bu sözü ciddiye almadan önce insanların dinsiz olma gerekçelerini öğreniniz.
    Siz de söylüyorsunuz: “hiç bir net yanıt veya sır vermez…” Kuran, sadece belirttiğiniz ayetler için değil, tümüyle öyledir! “… inanca havale eder” Yani müslümanlar onu anlamlandırır, 15 yüzyıldır yaptıkları gibi!
    Benzetmeleriniz müminleri bağlar, onlara manalı gelebilir…
    Vayhin kanıtı yoktur, vahiyle, “ilahi” görümle, “ilahi” rüyayla tek bir cihaz yaratılmamış ve keşif yapılmamıştır; ama akılla, birikimle, tartışmayla medeniyetler, teknoloji yaratılmıştır!
    Bilime olduğundan fazla değer, kutsallık atfetme batı kültürünün bir tezahürüdür. Beni ilgilendirmiyor.
    Küfür kapsamına neleri koyduğunuzu bilmiyorum ama, ortadoğu kökenli, o kültürlerin ürünleri, kötü kitapları, ahlak yoksunu peygamberleri olan, ortadoğu dışında dünyayı bilmeyen, yer merkezli tanrılara sahip dinleri reddedenleri (de) o kapsam içine alıyorsanız, onların (önce teistseler) tekrar eski dinlerine döndükleri görüşü palavradır, inanmayın!

  11. Bigalıoğlu diyor ki:

    “İnançlılara yönelik, en azından benim ve eminim pek çok dinsizin önyargılı, toplu, küçümseyici düşünceleri, yaklaşımları, tavırları yoktur. Yaptıkları, neden, ne gerekçelerle inanıldığını anlamaya çalışmaktır.”

    burada araya gireyim.sizi istisna sayarsak,ateistler genelde diğer insanlara tepeden bakarlar,yaklaşımları karşısındaki kişiyi küçümser,çoğu zaman alaycıdır.en azından benim karşılaştıklarım böyle.böyle olmayanlar bile içten içe karşısındakileri küçümser.yaptıkları… olarak açıklamaya calıştıgınız şey ise son derece sıg bir açıklama.

    “Siz de söylüyorsunuz: “hiç bir net yanıt veya sır vermez…” Kuran, sadece belirttiğiniz ayetler için değil, tümüyle öyledir! “… inanca havale eder” Yani müslümanlar onu anlamlandırır, 15 yüzyıldır yaptıkları gibi!”

    Kuran kendisine inanca havale eder,bunuda akıl yoluyla yapmayı söyler.Aklada havale ettiğini söyleyebiliriz.Sizce insanı akıllı olmaya havale eden bir din kaka bir din midir?

  12. Mete Tunç diyor ki:

    @bigalıoğlu, kısmen haklısınız, kısmen islami bakışı (hissiyatı diyelim)yansıtıyorsunuz…
    Kimi tavırlar türk insanının kuranı yeni okumaya başlamasından, keşfetmesinden kaynaklanıyor. Batı’da (dine ve dinlere) yaklaşım nasıldır, tam olarak bilemiyorum ama sanırım daha olgundur. Türkiye’de de giderek daha fazla sayıda dinsiz aşırı duygulardan, tepkilerden ılımlı bir yola geçeceklerdir.
    Buna rağmen halihazırda dahi, inanmayanlara akılsız diyen bir kültür (dinsel kültür) içinde yetişmelerine rağmen rasyonel, nesnel, akademik yaklaşımları, görüşleri olan çok sayıda dinsiz vardır.
    Akıl’dan söz ediyorsunuz. Kuran’da akıl’ın ne bağlamda, nasıl, ne anlamda kullanıldığını (ve elbette akılın nerede olduğunun vurgulandığını!) irdeleyiniz lüffen!

  13. Onur diyor ki:

    “Bir mistiğin kanıtı olmaz.- Osho” O nedenle size bu konuları tartışmayı sevmediğimi söylemiştim. Allah’ı, kitabı, peygamberi, her şeyi inkar edebilirsiniz ama mâneviyat gerçeğini asla inkar edemezsiniz. Bir adam rüyasında geleceği görebiliyorsa – ki bu asla inkar edilemez bir gerçektir, yakınlarımda da bizzat şahit olmuşumdur, bunu tartışmam bile- bu, maneviyatın gerçeklerinden biridir. Ve bu ne olasılığın ne de tesadüfün değil, ancak zaman üstü varlık olan RUH’un gerçeğidir. (“Her gece milyonlarca rüya görülüyor, elbette biri çıkabilir.” cevabı da “olasılık” metafiziğinden başka bir şey değildir. ) Ben tartışmaya inanmam. Peygamberlerin mucizelerle bile ancak bir avuç insanı imana getirdiği gerçeği gün gibi açıkken ben burada şahsi fikirlerimle kimseyi etkileme çabasında değilim. Sadece kendimi ifade ediyorum. Bu arada maneviyat gerçeğine “öznel bir deneyim.” dediğinizi de çok iyi duyuyorum. Zaten öyle olmalı. değil mi? Zira nesnel olsa, bilimsel olurdu, kanıtlanırdı ve tek bir inançsız da olmazdı. bu da maneviyatın özelliğidir. Ve inançsızlık da bir o kadar özneldir, az önceki aynı nedenden dolayı, yoksa tek bir inançlı olmazdı. Yani herkes bu yolu kendi yüreğiyle yürüyecek. Daha fazla tartışamıyacağım, maneviyatım kaçıyor… Size hoş manevi kokular, saygılar, sevgiler… (Bilim izi takip eder, din kokuyu alır.. Mevlana)

  14. ali diyor ki:

    kardeşim ne uydurması hz muhammed nerden bilcek 600 lü yılda yaşamış
    kuranda darwinle ilgili sure var biz onları maymuna çevircez diye nerden bilcek peygamber kaç asır sonrasını

  15. İsmail Tekin diyor ki:

    Öncelikle Yorumcuları nezaket ve saygılı üslupla yazdıklarından dolayı kutlarım. Beni WebSitenize yönlendiren ve dikkatimi çeken konu, bu Kibar dostların Zülkarneyn hakkında söyledikleri bilgi paylaşımına belki benimde bi’ şeyler ilave edebilir miyim düşüncesidir.

    Bana göre, ZÜLKARNEYN’in BüyükBounuzu; Büyük Kan-Dolaşımı’dır ve Bitkilerde Özsuyu’dur. Dolaştığı Ülkeler (Kehf Suresinde !); genelde Göğüs bölgesi ve Kalbimizin civarıdır. Zülkarneyn-Güneşi; POTASYUM Atomu’dur, Karabalçık vb Göze ile anlatılmak istenenin Hücre-Protoplazma gibi bi’şey olması daha mantıklı görünmektedir. Meşhur Zülkarneyn-Seddi ise; Hücreduvarı / Cidar’dır denilebilir ..

    http://ismailtekin.blogspot.com ‘dan
    vb “zülkarneyn ve dna” bloglarından ayrıca Tanrı / Allah, İnsan gibi mi veya nasıl konuşuyor? konusuna da Cevap teşkil edebilecek bazı şeyler belki bulunabilecektir, kimbilir? tabii ücretsiz .. Saygılarla Efendim. (tütenpüen)

  16. cengizhan Türk diyor ki:

    KURAN İNSANLAR ADEM VE HAVVA DAN ÇOĞALMIŞTIR DİYOR KATILIYORMUSUNUZ?
    A-ADEM VE HAVVA HANGİ IRKTANDI ? ZENCİMİ ?ÇİNLİMİ? ABORJİN Mİ?
    NİSA SURESİ-1 AYET..Ey insanlar! Sizi bir tek nefisten yaratan ve ondan da eşini yaratan; ikisinden birçok erkek ve kadın (meydana getirip) yayan Rabbinize karşı gelmekten sakının

    1-Adem ve Havvanın çocukları oldu. Kardeşler birbirleriyle ilişkiye girdiler. Böyle İnsanlık Aile içi sex le çoğaldı . Kuran insanlara hakaret etmiş olmuyormu? Arap diyor ki..senin soyun iki kardeşin sex inden gelmektedir.Sen böyle bir soydansın.Bu insana hakaret değilmidir?
    2-Kardeşlerin sexiyle çoğaldık demek soyumuza hakaret edilmesi değimlidir?
    3–Adem ve Havva hikayesini yazan Kuran ın Allahtan geldiğini söylemek bir yaratıcıya hakaret etmek olmazmı?
    4-Ana baba aynı ise Öyleyse Yeryüzünde neden bu kadar çok farklı ırk var.
    Zenci,Arap,Çinli,Aztek,maya,Türk,Arap Viking var

    B-ALLAHIN ADEM ‘E ÖĞRETTİĞİ -ADEM’İN KONUŞTUĞU DİL HANGİSİDİR ?

    1-Kuranın dediği gibi ortak atamız Adem ve Havva ise Tek Dil konuşması gerekmezmiydi?
    2-Ana baba aynı ise Öyleyse Yeryüzünde neden bu kadar çok farklı dil var.
    3-Tanrının insanlığa verdiği Dil’den daha anlaşılır,daha özel bir Dil olabilir mi?
    4-Adem ve Havva nın Dil’i varken neden başka Dil kullansın?
    5-Tanrının bize armağanı bir Dil varken neden başka dillere ihtiyaç duyalım?
    6-Tanrı neden herkesin birbirini anlayamayacağı birçok Dil olmasına izin versin?

    KURANA GÖRE ADEM YARATILDIĞINDA HERŞEYİ BİLMEKTEDİR
    1-Şimdiki insanlar Ademden daha akıllılar. Ademin bilmediği bir çok şeyi biliyorlar.Nasıl?
    2-Allah şimdiki insanların kullandığı teknolojileri neden vermemiş olabilir.Ademe neden uçak yapmayı,Elektiriği üretip kullanmayı ,Araba yapmayı öğretmemiştir?
    3-Kuran’a gore Adem’in çocuklarından Habil ÇİFTÇİ, Kabil koyun ÇOBANıdır. Yani ilk insan döneminde ziraat ve hayvancılık vardır. Bilim’e göre ilk insanlar AVCI ve TOPLAYICIdır (ekipdikmez). Ziraat ve hayvancılığın tarihi sadece on bin senedir.Allah kendi kullarının ne zaman ne yaptığını unuturmu? Yoksa bunu yazan kitap Allahın sözleri değimlidir?
    4- Kuran’a göre meyveler, sebzeler bugünkü özelliklerinde (Renk, tat, şekil, büyüklük vs) yaratılmışlardır. Bilim’e göre ise günümüzde bulunan sebze ve meyveler, insanlar tarafından seçildiği için, bugünkü tat, koku, renk, ve boyutlarına ulaşmışlardır. Siz etrafınızda Daha gelişmiş karpuz , kavun kiraz yiyorsunuz.Hangisi çocukluğunuzda ki gibi?
    5-Domatesi ve patatesi Amerikanın keşfinden sonra öğrendiğimiz için Bu en çok yenilen sebzelerin adı kuranda geçmez.Peygamberler patates domates gibi sebzeleri yemeden ölmüşlerdir.Allah neden böyle istemiştir?
    6-Allah adem e yazıyı öğretmemiş oda çocuklarına öğretememiş neden? Çünkü yazının ilk keşfinin tarihi bellidir.Allahın Mükemmel insanının yazıyı bilmemesi dikkatinizi çekmedimi?
    ALLAH YARATMIŞ OLDUĞU KULUNUN VUCUDUNU BİLEMEZMİ?
    MUHAMMED suresi-15-ayetBu cennetliklerin durumu, ateşte temelli kalacak olan ve bağırsaklarını parça parça edecek kaynar su içirilen kimselerin durumu gibi olur mu?
    A-Bilimselliğe bakarmısınız! Bağırsaklarını parça parça edecek kaynar su içmek.Allah suyu içtiğimizde midemiz yerine bağırsaklarımıza gittiğini sanıyormuş olamaz değilmi?Allahın vucudumuzu bilmemesini düşünemiyeceğimize göre bunu yazan kitap Allaha ait olabilir mi?
    B-Allah ın insan vucudunun nasıl olduğunu bilmemesi mümkünmüdür?Allah gibi bir yaratıcı bu kuranda yazılan gibi bir ceza mı verir.Böyle bir cazayı ilahi buluyormusunuz?
    C-Su içildikten sonra bağırsaklara değil de mideye gideceğini Allah bilemezmi?

  17. engin diyor ki:

    Anlatımlar harika fakat konuları acıklamak yerine yeni sorular ortaya atılıyor gibi ALLAH ın dil ve anlatım bakımından boyutları cok farklı taklit edilemez yöntemini tartısmak enteresan olmus. Varılacak tek sonuc ayet olsun diye yaratılan olayların anlatımının en gizli özne konumundaki ALLAH a ait oldugudur peygambere deki şeklindeki hitapları aynen oldugu gibidir ve ayni anlamdadır peygambere bir emirdir . çünkü onun söylemesini istiyor çünkü sorular ona soruluyor dedikodular ona gidiyor ona gidenden ALLAH haberdar olmazmı cevabı elçisi versin istiyor içinizden olanın . Rahmeti işte burda ki anlayan için hidayettir.ancak söz ALLAH ındır.Ve her şey sözdür yazıdır ve çoktan yazılmıştır ve coktan söylenmiştir. bu dili bilen okuyabilen alnını secdeden kaldıramaz.secdede yasar secdede ölür .halbuki görevler ALLAH katında makbüldür bu yüzden anlama bize sınırlı verilmiştir.ve kalbimize daha iyi işlemesi için kemale erdikten sonra yazılan ölüm anına kadar agır agır bir yol vardır talebelikte

  18. AhMeT diyor ki:

    gerizekalı @cengizhan türk insan ırkları cinsellikle değil bulundukları ortamın getirdiği şartlar sonucu oluşur bir insan sıcak iklimde yaşarsa tabiki esmerleşir yada uzak doğudaki gibi kum fırtınalarının olduğu bir yerde yaşarsa tabiki (çinliler japonlar gibi) kendini korumak amaçlı gözleri kısık(çekik) olur sen önce ırkları bir araştır ondan sonra saçmala…

  19. isim diyor ki:

    eskiden insanlar hece veya kelime kulanmazlardı. çok eski dönemlerde karalık çağ diyebiliriz. insanlar ağızlarını oynatmadan konuşurdu. araitırırsak bulabiliriz. bize kim diyo* yok işte kim sesleniyo? neyce konuşuyo falan . tmm sorulur ama böyle değil. hepsinin doğru olduğunu tek tek ispatlandığı bilibdiğinden ve artık kimsenin caydırlamayacağını bazıları farkettiğinden dolayı korkma ve kaybetme durumuunda ortaya çıkan heyecanla bazı hareketlerde bulunup tartışma çıkarmak istiyorlarsa daha da bişey denmez heralde…

  20. isim diyor ki:

    bazı yiyecekleri yedikten sonra cengizhanın bağırsakları cır cır olmuyor heralde ki midemiz oluyor bu engin bilgin ve tanrı olduğunu ispatlama çaban gayet başarılııı(!)

  21. Muhammed diyor ki:

    arkadaşlar, fikri kimliğinizi hangi adla isimlendirdiğinizi bilmiyorum ama kurduğunuz cümleler aynen oryantalist ağzı ile konuşan insanların cümleleri.

    farkında olmadan hizmet ettiğiniz makamı iyi anlayın

    neyse, amacım iddialarınızın büyük çoğunluğuna cevap verdiğini düşündüğüm siteye sizleri davet etmek.

    “sözü dinleyip doğrusuna inananlara ne mutlu”

    http://www.islamicevaplar.com

    :)

  22. Zekeriya diyor ki:

    Gözünü açıp kendini kainatta bulan bu garip varlık insan, evvela bu gözü yada her nasıl olduysa, ağız, burun, hisler ve en önemlilerden ruh, kalp ve akıl, atomların diziliş ve uyumu, ilk DNA (Özünde bulunan programdan dolayı kendini eşleyebilir) içinde kocaman ev yapılan ağacın tohumundki enteresan program ve verilebilecek pek çok örneği oluşturan bu hallere karşın; sebepler mi yaptı, yada defalarca ve kusursuzca süre gelen tesadüfler mi, yada kendiliğinden oluş mu yada “Irade edilerek mi yapılmış” gibi dört soru sorar.“ Ben ve inanan( Tahkiki şekilde, ezbere ve taklidi olmayarak) diğer tüm kişiler, Dördüncü şıkkı kabul ettikten sonra, Peygamber ve kitap olmasını da mantıklı buluruz; ama bize göre ilk günah, kendini beğenmek ve kendini üstün görmektir, bizden üstün görenler, bize saygı duymayanlar, diğer üç şıktan birini yada bir kaçını seçmekte özgür değil mi? Doğa filozofları, kendni üstün görmeyen saygın insnlardı ve Atina filozofları da böyle. Tolstoy, inanan bir insan oldu, hoş gördü ve kendni üstün görmedi. Mikroba yenik düşen güçsüz insan! Gece lambası gibi tepemizde duran bu yıldızlara bakıp, sonra ” aaa bu akıl da nedir ve bu gece lambaları nerden geldi” diye sorduktn sonra dördüncü şıkkı seçenlere saygılı olmak zor olmamalı. Sizi tâife tâife, millet millet, kabile kabile yaratmışım; tâ birbirinizi tanımalısınız ve birbirinizdeki hayat-ı içtimâiyeye âit münâsebetlerinizi bilesiniz, birbirinize muâvenet edesiniz. Yoksa, sizi kabile kabile yaptım ki, yek diğerinize karşı inkâr ile yabânî bakasınız, husûmet ve adâvet edesiniz değildir.” Kural koyar o. dogmatik deyip estirip atmak! 3nasıl ki bir ordu fırkalara, fırkalar alaylara, alaylar taburlara, bölüklere, takımlara ayrılır. Tâ ki her neferin muhtelif ve farklı sorumlulukları, görevleri ve vazifeleri belirlensin, bilinsin, tanınsın ve ordunun fertleri görevlerini eksiksizce yerine getirsin, vatan ve millet düşman hücumundan korunsun. Yoksa bu ayrılma ve bölünme bölükler arası kavgaya, taburlar arası husûmete, alaylar arası düşmanlığa, fırkalar arası sürtüşmeye yarasın diye yapılıyor değildir. Yaratıcı, mal sahibidir, mülkünde istediğini yapar. Yaratan’ın ilk insanlar konusunda da günümüz ile farklı nitelikte olan bir duruma izin vermesi mantık dahilinde bana göre. O hüküm verdiğinde mikroba yenik düşenin bence haddine değil karşı çıkmak. Hadi haksız yere adam öldürelim, sonra devete ve insanlığa yaptığımız ihanet affedilsin…Hadi kendi tarlasında beslendiğimiz Irade’ye büyüklenelim.. Bilim, ruhumun derdine deva olamıyor. Ebed diye inliyor insanlık. Hz Ali’nin bir sözünden nldığımı yazarak sizi vicdana ve mantığa ve kalb ve ruha havale ediyorum: ” Biz inananlar ikinci hayatta yaratıcının hükmüne inanırız ve Yaratıcı’nın dünyada olup bitenler için bir mahkeme kurup merhmet ve vicdandan uzak insanlara cehennemi ve kendine güvenip fıtrata uyguın davranıp hürmetle yaşayanlara cenneti vereceğine inanırız.. Eğer Yaratıcı yoksa (Mantık dışı ) , kaybettiğimiz bir şey yok ( Zira ruhun huzuru kalır ) eğer var ise ne olacak büyüklenen yada hayatındaki zevkleri ve keyfi bozmak istemeyenler:!? Gözünüzü aniden açtınız ikinci hayatta: “keşke ta olsdım d görmeyeydim bu günü ” demenizden korkarım:(!

  23. Mevlüt diyor ki:

    Yüz yüze konuşulması gerektiğinin savunucusu olsam da yazmak istedim kumanda konuşan değilde hitap eden daha güzel olacak Allah dir kuluna hitap etmiştir dileyene de kuran la ki alemlere rahmettir dengesinin sebebi devam etmektedir sorular cevaplar siz çoğu konuda haklı bulabilirsiniz kendinizi ki sizin inanmadiginiz Allah in dini değil kendine müslüman ismini verip Allah in kitabında da lanetledigi taklit ci lerdir zanna uyandır dini onlardan dinlersen azıcık da kafan çalışıyorsa ataist olmak içten değildir gerçek bir söyleşide bulunabilmek dileğiyle Nihat Hatipoğlu (en bilinen sahtekar din adamlarından olduğu için onu örnek veriyorum şahsi bi gıcık ligim yok) ndan din ogrenmeye kalkarsan ya ateist olursun ki Allahın gözünde onlardan daha iyi nerden çıkarıyorum kuranda Rab buyurur onlar zanna (yani duyduğuna sandigina inananlar) kafirlerden daha beterlerdir kafirler en azından derler ki biz inanmıyoruz bunlar ise inandık derler Allahi aldatdiklarini düşünürler. . Diye devam eder görüselebilmek dileğiyle. .

Leave a Reply