BİLİM FELSEFE DİN Rotating Header Image

Evrendeki “İnce Ayar” Üzerine Düşünceler

Yazar: Squidward

Evrendeki ince ayar kavramı, kozmologlar, fizikçiler, filozoflar tarafından uzun süredir gündemde tutulan ve tartışılan bir konudur. Bu yaklaşıma göre, dünyanın, yaşamın, özelikle de bilinçli canlıların oluşabilmesi için bazı temel fiziksel değerlerin çok dar sınırlar içinde kalması gerekmektedir. Bu değerlerin şimdikinden çok az farklı olması durumunda bile, canlılığın ortaya çıkmasının mümkün olamayacağını öne sürülmektedir. Bu konuyu yorumlayan teist filozoflar ve kozmologlara göre, Evren canlılığın ve insan bilincinin ortaya çıkmasını sağlamak için bu derece ince ayarlanmıştır ve bu durum bir yaratıcının varlığının kanıtıdır. Teist olmayan filozof ve kozmologların bir kısmı ise multivers teorisini ortaya atmışlardır, bu teoriye göre, gerçekte tek bir evren değil, sınırsız sayıda çok evren vardır. Bu evrenlerin her birinde temel fiziksel değerler farklıdır. Bizim varolduğumuz evrendeki temel fiziksel değerler canlı oluşumuna izin vermektedir, bu nedenle biz bu evrende varoluyoruz, diğer evrenlerin çok büyük kısmında bildiğimiz anlamda canlılık yoktur. Olasılık yasalarının bir sonucu olarak çok sayıda evren içinden bir tanesinde canlılık oluşabilmesi şaşırtıcı değildir. Multivers teorisi uzun uzun tartışılmaya değer olmakla birlikte, bu yazıda üzerinde durulmayacak, evrenimizin gerçekte varolan tek evren olduğu varsayımına göre yorum yapılacaktır.

Evrende yaşamın ortaya çıkması için ince ayarlanmış görünen fiziksel değerlere örnekler:

  1. Çekim kuvveti, elektromanyetik kuvvetten 1039 kere daha zayıftır. Eğer çok az daha kuvvetli olsaydı, evren uzun zaman önce kendi üzerine çökmüş olacaktı, çok az daha zayıf olsaydı yıldızların yoğunluğu çok az olacak ve yıldızlar yakıtlarını hızlı tüketeceklerdi., her iki durumda da yaşam ortaya çıkmayacaktı.
  2. Zayıf nükleer kuvvet, çekimden 1028 kere daha güçlüdür. Bu kuvvet biraz daha az olsaydı, evrendeki bütün hidrojen, helyuma dönüşürdü, yaşam mümkün olmazdı.
  3. Güçlü nükleer kuvvetin yüzde 2 az olması durumunda proton ve dolayısıyla atom oluşamazdı, yüzde 2 fazla olması durumunda ise oluşan maddenin tamamı hidrojen olacaktı, helyum ve döteryum oluşmayacaktı, bu durum yıldızların fiziğini çok değiştirecek ve çok muhtemelen yaşam ortaya çıkmayacaktı
  4. Elektron/proton kütle oranı 1/1836’ dır. Bu oranın çok az büyük ya da küçük olması durumunda karbon elementinin diğer elementlerle bağlar kurması mümkün olmayacak ve yaşam kimyası oluşmayacaktı.

İnce ayar kavramını değerlendirirken, ilk olarak içinde bulunduğumuz evrenin gerçekten de sınırsız sayıda olasılık içinden seçildiğini varsayarak başlayacağım. Bu durumda içinde bulunduğumuz evrenin ortaya çıkmasının gerçekten de çok küçük ve rastlantısallıkla açıklanamayacak kadar düşük bir olasılık olduğu söylenebilir. Ancak olaya başka bir açıdan bakalım, varsayalım ki temel fiziksel değerler biraz değişti, bu durumda canlılık ve insan bilinci ortaya çıkmadı, gene de elimizde şöyle veya böyle bir evren var. Bu evrenin de ortaya çıkma olasılığı inanılmayacak kadar düşüktür, fiziksel değerleri her değiştirişimizde, birbirine benzemeyen ve sınırsız olasılıklar içinden ortaya çıkma ihtimali çok az olan farklı farklı evrenlerle karşılaşırız, eğer bir mucize söz konusu ise, bu bütün evrenler için aynı şekilde geçerlidir. Bizim evrenimizde özel olduğunu düşündüğümüz, farklılık oluşturduğunu sandığımız şey bilinçli canlı olarak insanın varlığıdır, ancak bu durumun evrenimizi tüm diğer evrenlerden farklı kılması, insan düşüncesinden bağımsız bir olgu değildir, kendi ön yargımızdır. Bu düşünce tarzı antropik yanılgı olarak adlandırılmaktadır ve bu olgu evrenin bilinçli olarak tasarlandığının kanıtı olamaz, insan düşüncesinden bağımsız bir kanıtlama gerekir. İnce ayar üzerinde konuşurken gerçekleşmiş bir olay üzerine konuşuyoruz, bu durum olasılık hesaplarını çok güçleştirir ve yanılgıya çok açıktır. Evrenin boyutlarını düşünürsek antropik yanılgının daha da belirginleştiğini görürüz: Milyarlarca galaksideki, milyarlarca yıldızdan, kıyıda köşede kalmış bir tanesinin küçük bir gezegeninde, yaklaşık 4 milyar yıllık bir süre sonunda, insan denilen bir bilinçli bir canlı ortaya çıkmış ve biz evrenin oluşumunun temel amacının bu canlıyı ortaya çıkarmak olduğunu öne sürüyoruz, doğru olma olasılığı çok zayıf bir iddia. Varsayalım ki bir nükleer savaş oldu ve dünyadaki canlı yaşam ve hatta dünyanın kendisi ortadan kalktı, evrenin bütünü bundan nasıl etkilenecek? Çok olasıdır ki, hemen hemen hiç etkilenmeyecek ve evren varlığını sürdürecek (çevremizdeki varlığın sadece bir hayal olduğu ve biz ortadan kalkınca ortadan kalkacağı görüşünün doğru olmadığını, maddenin düşüncemizden bağımsız varolan, gerçek bir nesne olduğunu kabul ediyoruz). Görüldüğü gibi evrenin bizim varlığımıza bir ihtiyacı yok, insanlık tümüyle yok olsa bile evrenin tümü için bu dağ boyutundaki bir kum yığınındaki tek bir tanenin ortadan kalkması kadar önemsiz olacaktır.

Analojiler bazen insanı yanıltır, soyut bir kavramı açıklarken somut bir örnek verirken çok dikkatli olmak gerekir, kolaylıkla yanıltıcı bir örnek verilebilir. Ancak gene de yukarıda anlatılanları daha iyi açıklamak için somut bir örnek vereceğim: Bir kiremitin yüksek bir yerden bırakıldığını düşünün, kiremit kırılarak çok sayıda küçük parçaya ayrılacaktır. Tekrar tekrar atıldığında oluşan kırık parçaların sayısı ve şekli her zaman diğerlerinden farklı olacaktır, kırık parçaların herhangi bir özel dağılımının tekrar oluşma ihtimali neredeyse sıfıra yakındır, her bir durumda oluşan şeklin ortaya çıkmasının bir mucize olduğunu söyleyebiliriz, ancak bunun bir anlamı yoktur, bu durum doğal süreçlerle oluşmuş, rastlantısal bir durumdur. Şimdi örneğimizi biraz daha derinleştirelim, varsayalım ki kırılan kiremitin çok sayıda parçasının içinden, adeta toz tanesine benzeyen, çok küçük birinde, ancak mikroskopla görülebilen, insan yüzüne çok benzeyen bir şekil olsun, biz çok şaşırıyoruz ve iddia ediyoruz ki, kiremiti atan kişi bu insana benzeyen toz tanesini ortaya çıkarmak için, kiremitin tüm kırılma sürecine etkiyen kuvvetleri programlamıştır, işte bu Antropik yanılgıdır, buradaki kiremitin kırılması sürecinin amacının bu şekli ortaya çıkarmak olduğunu söylemek insan düşüncesine dayalı önyargıdan ibaret olup, somut bir gerçeklik değildir.

Doğadaki temel fiziksel değerlerin ilk kez ortaya çıkışı ve birbirleriyle bağlantıları, bilimsel açıdan aydınlatılmış ve kesinleşmiş konular olmaktan çok uzaktır. Fizik biliminin ilerlemesiyle, büyük birleşik kuram çalışmalarının sonuçlandırılıp, fiziksel sabitlerin birbirine yakın olarak bağlı olduğu, biri değişince diğerinin de değişmek zorunda olduğu sonuçlarına varılması olasıdır. Evrenin oluşumunun en erken anlarında oluşan kuvvetlerin etkileşerek, sonuçta hızlı bir şekilde dengeye ulaştığı ve temel fiziksel değerleri zorunlu olarak oluşturduğu, zaten başka fiziksel değerlerin ortaya çıkmasının mümkün olmadığı konusunda fikirler geliştirilmektedir. Bu konuların fizik biliminin 21. yüzyıldaki gelişimiyle cevaplanabileceği umulmaktadır .

Dünyanın evrenin bütününe göre kapladığı yer adeta okyanusta bir su molekülü gibidir. Evrenin yaşı 1 yıl olarak düşünüldüğünde, bilinçli insanın dünya üzerinde ortaya çıkış zamanı 31 Aralık saat 23.59 civarına uymaktadır. Bu değerler evrenin tek amacı olan bir canlı ve onun ortaya çıktığı gezegen için çok çok küçültücü değerlerdir. Bu olgular göz önüne alındığında, evrenin temel fiziksel değerlerinin insan bilincini ortaya çıkarmak için özellikle ayarlanmasının oldukça olasılık dışı olduğu rahatlıkla görülebilir. Eldeki verilerle, bilimsel yönteme uygun olarak çıkarılabilecek tek mantıklı sonuç şudur: Şu an için bilinemeyen mekanizmalarla, temel fiziksel değerlerin oluşturduğu dengeler evrenin ilk anlarında ortaya çıktı, zaman içinde giderek galaksiler, yıldızlar ve gezegenler oluştu, bu süreçte dünyanın ortaya çıkması yaklaşık 10 milyar yılı buldu, dünya üzerinde yaşamın ortaya çıkması da yaklaşık 1 milyar yıl süre aldı, bundan sonraki 3 milyar yıl boyunca yaşam formları biyolojik evrim sonucu giderek çeşitlendi, gelişti ve bu çok uzun sürecin sonunda diğer canlıların yanısıra, adına insan denilen, bilinçli bir canlı ortaya çıktı; yani, evrendeki fiziksel sabitlerin insan ortaya çıksın diye şu anki değerlerini aldığını gösteren bir veri yoktur, çok büyük olasılıkla, insanın ortaya çıkması varolan fiziksel değerler üzerinden gelişen bir evrende çok uzun sürede ortaya çıkan bir adaptasyonun sonucudur.

Peki, yüce bir yaratıcı bu sürecin neresinde?

Uzun yıllar önce de söylendiği gibi: “O varsayıma gerek duymadım.”

Kaynaklar:

-Anthropic principle. www. wikipedia.org
-Fine-tuned Universe www. wikipedia.org
-Evidence for the Fine Tuning of the Universe. Rich Deem www. godandscience.org/apologetics
-Is the universe fine tuned for us ? Victor J. Stenger. www. colorado.edu/philosophy/vstenger
-Response to James Hannam’s ‘In Defense of the Fine Tuning Design Argument’ Richard Carrier. www. infidels.org/library
-Başlangıçta hidrojen vardı. Hoimar V. Ditriuf Cumhuriyet kitapları Popüler bilim 2. Baskı Ocak 2008

Bu yazı (17.05.2009 tarihinden itibaren) toplamda 23500, bugün ise 4 kez görüntülenmiştir.

94 Comments

  1. Bigalıoğlu diyor ki:

    evrenin ve dünya’nın yaratılışları birbirinden ayrı düşünülmeli.bahsettiğiniz üzre insanmerkezli değil,evrenmerkezli düşünmeliyiz.

    evren insan için yaratılmadı,hatta dünya bile.
    herhangi bir canlı yaratık ortaya çıkarabilmek için uygun şartları oluşturduğunuzda,bu canlılığı çeşitlendirmek hayal gücünüze bağlı olarak sınırsızdır.
    su altında olsun,yürüyen olsun,sürünen olsun,uçan olsun.uygun ortama göre şekillendir.Tanrı bunu yapmıştır.

    insanoğluda karışık bir canlı yapmış idüğü belirsiz oyuncak bir yaratık.abd’de bebelere satıyorlarmış.

    neyse düzen vardır.bu dünya’da hem zamansal hemde mekansal olarak hapsolmuş durumdayız.mekan olarak mesafeler çok uzak,uzak mesafeleri katetsek bile gittiğimiz gezegeni oldugu yerde bulamıyoruz.çünkü yıldızlara bakarken onların geçmişte oldukları yerlere bakıyoruz.mesafeler uzadıkca biz o kadar geçmişe bakıyoruz.

    atıyorum 1 milyon ışık yılı uzaktaki homoseküs gezegenindeki uzaylılar gelişmiş teleskoplarıyla dünya’ya baktıklarında Fatih sultan mehmedi istanbul’u fethederken görüyorlar.yani bizden haberleri yok.bize gelseler bile geldikleri yerde bizi bulamayacaklar.

    işte öyle.biz evren denen büyük yapının içinde,küçük bir alemiz.kendi çapında takılan.karamsar olursak bu hapishane de rüyadayız bile diyebiliriz.sevin,sevilin,güzel işler işleyin.hayatınızın pekte bir önemi yok.

    inançsızların durumu daha kötü.umutları yok ettiler.en azından inananların Allah vergisi bir inancı ve umutları var.ateistlerin hayatı bu dünya’dan ibaret,yazık onlara.toprak altında ne akılları ne hayatları değerli olacak.
    kimse onları arayıp sormayacak,iki üç kuşak sonra mevcuduyetleri bile hatırlanmayacak.tokraktan toprağa,maymundan,insana.akılllar nereye…
    biraz saçmalama özgürlüğümü de kullandım bu arada.

  2. squidward diyor ki:

    Yorumunuz için teşekkür ediyorum. “Evren insan için yaratılmadı” cümlenizden yazıda belirtilen görüşlere uzak olmadığınız sonucunu çıkartıyorum. Özür dileyerek, küçük bir düzeltme yapmak istiyorum. 1 Milyon ışık yılı uzaklıktaki uzaylılar dünyaya teleskopla baktıklarında, herhalde Fatih Sultan Mehmet’ i değil, 1 milyon yıl önce yaşamış canlıları göreceklerdir.

  3. squidward diyor ki:

    Uzun uzun tartışılabileceğini düşündüğüm, ilginç bir konusu olduğuna inandığım bu yazıya çok az yorum gelmesi beni hayal kırıklığına uğrattı diyebilirim. İki olasılık var: ya 1-yazı kötü yazılmış, okumaya ve cevap vermeye değmez nitelikte; ya da 2-yazıda söylenenler tartışmasız kesin gerçekler, bu nedenle verilebilecek sağlam bir yanıt yok.
    Umarım ikincisi doğrudur.

  4. Bigalıoğlu diyor ki:

    güzel bir yazı yazmışşsınız,benim görüşlerime cuk diye oturuyor.bu şekilde bir bakış açısı çok önemli aslında.

    yorum gelememesinin nedeni bariz gerçeklere parmak basıyor oluşunuz bir de speküle edilmeye kapalı bir yazı olmasından,bir de bu konularda insanların çokta fikir sahibi olmamasından.

    yazınız özgün değil,özgün olsa itirazlar gelecektir.
    birde evrime dair bir yazı yazmış olsaydınız epey bir yorum alırdınız.

    evrim QerÇekini savuna çok arkadaş var buralarda :)

    unutmadan,1 milyon atmasyondur.örnek olarak verdim, bahsettiğim üzere uzaylı da yok.ancak bize bakanların aslında geçmişimize baktıgını anlatabilmiş oldugumu düşünüyorum.söylediğiniz doğrudur.

  5. fuatogl diyor ki:

    “birbirine benzemeyen ve sınırsız olasılıklar içinden ortaya çıkma ihtimali çok az olan farklı farklı evrenlerle karşılaşırız, eğer bir mucize söz konusu ise, bu bütün evrenler için aynı şekilde geçerlidir.”
    Bu cümleniz yazınızda hakim olan bence doğru mantığınızı özetliyor.
    Ek olarak (eğer sabitler değişken ise) bu sınırsız olasılıklar içerisinde hangi farklı dengelerin, karmaşıklığa izin veren ortamların olabileceğini de hesaba katmak gerekiyor. Biz belirli bir evrende ortaya çıkmış canlılarız, farklı özelliklere sahip farklı sistemleri kendi varoluş biçimiyle değerlendiremeyiz sizin de belirttiğiniz gibi. Öyle olunca da aslında ortada mucizevi bir “jackpot” durumunun zorunlu durum olmak zorunda olmadığı hemen ortaya çıkıyor. Piyango tutturan kişinin şaşkın durumu ile bunu gazetede okuyup normal karşılayan bir diğer kişinin durumu arasında bir fark var. Tutturan kişinin bakışıyla kolayca yanılabiliriz.

    Ki bu benzeri durumu da aslında sürekli doğada gözlemliyoruz. Yada dünyanın durumu ile ilgili bildiklerimiz de aynı hikayeyi anlatıyor. Örneğin, güneş ve dünyamız arasındaki ilişkinin ancak göz açıp kapama süresine denk gelen bir kesiminde yaşıyoruz. Güneş yaşlandıkça erafındaki hare dünyamıza yaklaşıyor, bu gidişle yüz milyonlarca yıl sonra ısınma öyle bir boyuta gelecek ki dünya kavrulacak, birkaç milyar yıl sonra da resmen güneşin bir parçası olacak şu mavi gezegenimiz (mavilik de kalmayacak çorak bir kaya parçası olacak). Bu sürecin minicik bir kesitinde yaşayan bizlerin mükemmel bir dengeden bahsetmesinin gülünçlüğü ise, ömrü 5-6 milyar yıl olan bir varsayımsal bilinç için herhalde çok komik kaçacaktı. Devinen bir ortama, kendi küçük ölçülerimizin yetersizliğimizden dolayı donuk algılayıp büyük sonuçlar çıkarmada üstümüze yok gerçekten. Muhtemelen evren açısından da (defalarca gördüğümüz gibi) benzer bir yanılgı var, ama bilgimizin sınırlarında cereyan ettiği için açıklayıcı hikayenin ipuçlarını ancak çözmeye başlamış durumdayız.

  6. Da Vinci diyor ki:

    @squidward

    Bu yazıya az yorum gelmesi açıkçası beni çok da şaşırtmadı. Teistlerin laf arasında dile getirmekten çok hoşlandıkları bir konudur ince ayar meselesi. Ama bu konuda çok da bilgi sahibi değildirler genelde. Bu konuda genelde kulaktan dolma bilgi sahibi oluyor teistler. Elbette daha derinlemesine bilgi sahibi olanlar da vardır ama özellikle Türkiye’de bu konuda bilgili teist arkadaş bulmanın pek de kolay olduğunu sanmıyorum. Belli ki bu nedenle pek yorum gelmedi yazına. Keşke ince ayarı savunan birileri çıksa da tartışsak.

    Bu arada Bigalıoğlu’nun görüşlerinin bu yazıda sununlan görüşlere cuk oturuyor olması da ayrıca ilginç bir durum olmuş. Belirtmeden geçemedim.

  7. Da Vinci diyor ki:

    Örneğin ince ayarın tanrının varlığına dair bir delil olduğu savunanlar genelde “X daha büyük olsaydı şöyle olurdu, daha küçük olsaydı böyle olurdu” tarzında iddialarda bulunurlar. Ama asıl önemli olan ne kadar daha büyük veya küçük olduğudur. Ne kadarına nedense çok nadir olarak değinirler. Tabi daha büyük veya küçük olsaydı denilen şeyin gerçekten farklı bir değerde olmasının mümkün olup olmadığı da dikkat edilmesi ve değerlendirmeye alınması gereken bir konudur. Bunun yanında ince ayar argümanında kullanılan değerlerin birbirine bağlılığı da önemli bir konudur. Bir değerin diğerlerin bağımsız olarak değiştirilmesi mümkün olmayabilir. Bir değerin değiştirilmesi diğerlerini de değiştirerek toplamda bir değişikliğe yol açmıyor da olabilir. Nedense ince ayar argümanını kullananlar bu tip noktlarla pek ilgilenmiyor ve işin kolayına kaçıp “X büyük olsa şöyle, küçü olsa böyle olurdu” tarzında -bana göre yüzeysel, üstünkörü- iddialarda bulunuyorlar.

  8. Bigalıoğlu diyor ki:

    “Bu arada Bigalıoğlu’nun görüşlerinin bu yazıda sununlan görüşlere cuk oturuyor olması da ayrıca ilginç bir durum olmuş. Belirtmeden geçemedim.”

    dimi ama!
    bizim karşıt görüşlerde olmamız gerekiyordu.
    bi dahaki sefere buna da dikkat ederim.

  9. Uluğ diyor ki:

    İnce ayar şöyledir böyledir…

    Evrenin bu şekilde olmasının, hatta evrenin var olabilmesinin sebebi tamamen evrenin ilk anında set edilmiş parametrelerdir. Evreni hangi denklemlerle açıklamaya çalışırsak çalışalım bu denklemlerde bir takım özel parametreler ve durumlar olacaktır. Bu sabitin değeri niye budur? Bunlar birbirine niye tam da bu şekilde bağımlıdır? Bunun miktarı(kütlesi, hacmi, alanı, hızı v.s.) niye bu kadardır? Alan sabitken(bir sınırlama varken) niye olası en uzun çevreye sahip olunmuştur? v.s. Bu tür sorular hep olacaktır.

    Evrenin bir zorunluluktan tam da bu şekilde olabileceğini düşünmek, bu denklemlerin kökenini ve/veya bu denklemlerin hayat bulduğu bir evrenin niye varolduğunu açıklayamayan ateistler için tam bir fantazidir.

    Evren çok büyük, bizse küçücük yaratıklarız. Evrenin bizim için yaratılmış olması düşünülemez?

    Kendimizi bu kadar hor görmeyelim. Büyüklük önemli değil, önemli olan fonksiyondur:-) İnsan, cismen küçüktür. Ruh dünyasıyla, hayalleriyle, duygularıyla, hırslarıyla devasa bir varlıktır. Gözlem ve ilgi alanı bütün kainata yayılmıştır. His dünyasıyla ötelerde bir varlıktır.

    Allah açısından zaman boyutunda kapsanan az bir alan mekan boyutunda kapsanan az bir alan gibidir. Zamanı bir boyut olarak anlamlandırmanın en iyi örneği randevu örneğidir. Buluşmak istediğimiz zaman, buluşma yeriyle birlikte zamanı da belirtmemiz gerekir. Buluşma ancak uzay-zaman içinde tanımlı bir noktada gerçekleşebilir. Biz insanlar zamanı tam olarak idrak edemiyoruz. Bizler 2 boyutlu(en ve boy) varlıklar olarak var edilseydik 3. boyutu(derinlik, yükseklik) da anlayamayacaktık. Bir gazete üzerindeki resim gibi olduğumuzu düşünün…

    “Allah sizin gecmisinizi ve geleceginizi bilir, siz ise bunu kavrayamazsiniz” (Taha 110)

    Allah kavranamaz…

    Allah’ı akıl yoluyla bulma çalışmalarımız bizi “kavranamayan bir varlığın varlığına” götürmektedir. Allah’ı devre dışı bırakıp evrenin hep var olduğunu iddia ediyoruz. Evrene sonsuzluk atfetmenin ne kadar mantıksız olduğunu görmemek mümkün değil. Bu iddia sonsuzluğun tanımıyla çelişmektedir. Gözünü kapatana yapacak bir şey yok. Öte yandan Allah’ı kavranamaz olduğu için dışlarken sonsuzluk gibi başka bir kavranamayana sarılmakta ilginç. Eğer birisi bir sonsuzluk tanımı ile durumu kurtardığını sanıyorsa Allah’ın tanımı şudur: “Allah yarattıklarına benzemez. Bildiğimiz bütün her şeyden farklıdır.(Tanım=Bildiğimiz herşeyden farklı bir varlık)” Bunun için yarattıkları Allah’ı anlayamaz. Sonsuzluk da kavranamaz. Düşünebildiğimiz en fazla çok çok çok büyük bir sayıdır.

    Allah bir mekana bağlı mıdır? En azından bizim anladığımız manada bir mekana? Allah’ın tahtı uzaktaki bir yıldızda mı kuruludur? Allah mekan gibi bir boyut olan zamana bağlı mıdır? Allah’ın mekan-zaman üzerindeki tasarrufunu anlamıyor oluşumuz Allah’ı yok mu yapar? Bu nasıl sığlıktır böyle?

    HERHANGİ BİR HİKAYE

    Sonsuz sayıda evren model(ler)i bir başlangıçtan kurtulamadığı için cazip değildir. Ama evrendeki ince ayar meselesini, en azından ilk değerlerin atanması açısından, açıklayabildiği için ateistlerce gündemde tutulması gereken modellerdir. (Sonsuz sayıda evren olamayacağı için ben çoklu evren modeli demeyi tercih ediyorum)

    İnce ayar Tanrı’nın varlığını ispatlamaz! Doğrudur. Sonsuz seçenekten birisi olmuştur ve bu seçenek yaşamın var olması için son derece uygundur. Bir yaratıcının böyle bir şeyi tasarladığı nerden belli?

    Üstad-ı Azam(Turan Dursun) ne buyurmuştur?

    “Bir gün evde boya yapıyordum. Elimdeki fırçayı duvara sallayınca duvarda herhangi bir şekil oluştu. Bir şekil oluşabildiğine göre evrende kendisi olmuş olabilirdi, böylece bir Tanrı’nın olmadığını anladım.”

    (Sözler birebir aynı değildir. Bu arada, fırça darbesini Üstad-ı Azam’ın bizzat kendisinin yaptığını çakmayınız, çaktırmayınız. Kiremitleri kim atıyordu?)

    Öyle değil mi? Üstad ne kadar da haklı! Bu şeklin Da Vinci’nin tablolarından ne farkı var? Hele bir de üstadın duvarda resim çalışmasında kazara insana benzeyen bir figür oluştuysa. Da Vinci’nin tablosunun rastgele oluşma ihtimali çok çok çok küçüktür. Üstad-ı Azam’ın oluşturduğu şeklin bir daha aynısının oluşma ihtimali de aynı derece de çok çok çok küçüktür. Öyleyse Da Vinci’nin tablosunun bir değeri yoktur. Bu tablo da, bu evren de öylesine vardır. (Ben buna “Ateist yanılgı” diyorum.)

    Elbette Tabloyu Da Vinci’nin yaptığını biliyoruz. Yani bu tablonun bir tasarımcısının olduğunu biliyoruz. Fakat evrenin bir tasarımcısı olduğunu iddia etmek bütün mantık kurallarına aykırı!? Çünkü kim görmüş evrenin tasarlandığını, birisi tarafından inşa edildiğini? Ortada bir kanıt var mı Allahaşkına? Akşam ana haber bültenlerinde yayınlanmış bir ses veya görüntü kaydı var mı? Yok. Bu kadar basit. Ortada bir tasarımcı filan da görünmediğine göre:

    “Şimdi salla gitsin, sonrası Allah kerim!”

    HERHANGİ BİR HATASI

    Ateistlerin meşhur bir hatası vardır. Ben buna “Herhangi bir hatası” diyorum. Bu mantığı ince ayar konusunda kullanmaları kısmen doğru. Gerçekten de bizim evrenimiz, canlılık için veya benzer karmaşıklıkta başka bir oluşum için olmazsa olmaz özellikler içerse de, herhangi bir evrenden bir evrendir. Eee? Bu mantık kısmen doğruysa kısmen de yanlış olmalı. Yanlıştır. Çünkü, elde fonksiyonel ve belli bir anlam içeren bir ürün(evrenimiz) varsa bu ürünün tasarlandığını düşünmek makul olanıdır. Da Vinci’nin Mona Lisa’sına herhangi bir şekil muamelesi çeken birisini ne kadar ciddiye alırsınız? Peki ya sevgili Squidward’ı ne kadar ciddiye alırsınız? Ne demiştik? “Ateist Yanılgı” Tasarlandığını düşünmek makul olanıdır demiştik. Ama bilim makul olanı seçmez, seçmemelidir. Bilim ancak izini sürebileceği seçenekleri seçer. Çünkü bilim kutsaldır(Ne alaka şimdi?). Yaşasın pozitivizmi anla(ya)mayan ateizm! Ya da gerçeğin üzerini örtmek zorunda kalan pozitivizm için “Yaşasın pozitivizm!”. Şimdi kafam karıştı? Kutsal olan bilim miydi yoksa pozitivizm mi yoksa her ikisi de mi? Yoksa ateizm miydi? Bu kutsallık da nerden çıktı şimdi? Ama bilim kutsaldır. Bilim işe yarar. Din hiçbir işe yaramaz. Öf be ana konudan uzaklaştım. Neyse biz işimize bakalım…

    Pek çok ateist, aynı mantığı yani “Herhangi bir hatası”nı canlılığın oluşumu gibi pek çok konuda da kullanıyor. Bu büyük bir mantık hatasıdır.

    Nedir bu “herhangi bir” hatası?

    Muhakkak görmüşsünüzdür. Teistler sağda solda bir takım ihtimal hesapları yaparlar ve canlıların tesadüf eseri olamayacağını ispatlamaya çalışırlar. Ama her şeyi en çok ve en iyi bilen bilimin kutsal çocukları bir türlü ikna olmazlar. Neden?

    Çünkü onlar bilirler ki düşük ihtimaller hayatımızda her zaman olmaktadır. Bir fırça darbesiyle duvarda şekil oluşturduğunuzda olması imkansız bir olay oluvermiştir. Duvarda oluşan şeklin oluşma ihtimali çok çok çok küçük değil miydi? Ama olmuştur işte. Hani olamazdı?

    Ya da bir futbol maçında 17. dakikada X futbolcusunun gol atma, 49. dakikada Y futbolcusunun penaltı kaçırma, 71. dakikada Z futbolcusunun kırmızı kart görme v.s neticede de maçın 4-1 gitme ihtimali nedir? Önceden hesaplasanız çok çok küçük olacak bir ihtimal gerçekleşmiştir. Her futbol maçı teistlerin ihtimal hesapları hatasını ortaya çıkaran bir deney değil midir? Öyle midir gerçekten?

    Dikkatli birisi görecektir ki burdaki ve benzeri bütün örneklerde çok çok çok küçük bir ihtimal değil, olma ihtimali 1 yani yüzde yüz kesin bir olay olmuştur. Bir fırça darbesi ile duvarda muhakkak “herhangi bir” şekil oluşacaktı. Herhangi bir şeklin oluşma ihtimali 1’dir. Çok çok çok küçük bir sayı değildir.

    Bir piyangoda size büyük ikramiye çıkma ihtimali çok çok çok küçüktür. Fakat, herhangi birisine çıkma ihtimali(bütün biletler satılmışsa) kesindir(1’dir. %100’dür).

    Peki canlılardaki durum nedir?

    Canlılar, şu an için basitce ilk canlıyı düşünelim, mükemmel bir product integration(ürün entegrayonu) örneğidir. Nihai ürünü elde etmek için birbiriyle uyumlu(belli bir amaca yönelik tasarlanmış) parçalar birleştirilir. Binlerce sandalye modeli vardır. Her bir sandalyenin parçaları birbiriyle uyumludur. Bir modeldeki parça diğer bir sandalye modelinde işe yaramaz. Belli bir modelde sandalye üretmek için her bir parçayı uygun şekilde hazırlamalıyız. Bize “herhangi bir” parça değil “belirli” bir parça gerekir. Yani bir ürünü oluşturmak için her parça bir amaca uygun olarak oluşturulmalıdır. Her bir parça, diğer parçalar tarafından belirlenen bir hedefe uygun üretilir. Binlerce sandalye modeli olması da durumu değiştirmez. Her bir sandalye modelindeki her bir parça için belli bir hedefe uygun olmak zorunludur.

    Entegre ürünlerde herhangi bir parça değil; belirli(özel) parçaların kullanılması gerektiğinden entegre ürünlerin bilinçsiz süreçler neticesinde kendi kendine oluşması mümkün değildir. Yani entegre ürünlerde herhangi bir olasılığın değil, gerçekten de oluşma olasılığı çok çok çok küçük ihtimallerin oluşması gerekir. Entegre ürünlerde herhangi bir sonuç değil, bir hedefe yönelik belirli bir sonuç elde edilmelidir. Bu son cümlenin içeriğinin aynı amaca hizmet eden bir sürü entegre ürün olması durumunda da geçerli olduğunu anlamak önemlidir. Demek istiyorum ki aynı amaca hizmet eden binlerce sandalye modeli olması da durumu değiştirmez.

    Bu ihtimaller pratikte tereddütsüz sıfır kabul edilecek kadar düşük ihtimallerdir. Bizim herhangi bir entegre ürünün kendi kendine oluşamayacağını bilmemizin, düşünmemizin arkasındaki sebepler esasında budur. Yani gerçekleşmesi mümkün olmayan ihtimalin oluşmak zorunda olmasıdır. Hiçbir sandalye, hiçbir saat(çöldeki saat), hiçbir televizyon kendi kendine oluşmaz. Aynen öyle de bir canlının kendi kendine oluşmuş olması mümkün değildir. Çünkü, bir(ilk)canlı da entegre ve komplike bir ürün olarak gerçekleşmesi mümkün olmayan ihtimallere dayandığı için kendiliğinden oluşmuş olamaz.

    Entegre bir ürün uzun zaman içinde de oluşamaz. Düşük ihtimal hesabı zamandan bağımsız bir hesaptır. Yani bu ihtimalin gerçekleşmesi için zamanda bir sınırlama getirilmez. Bu ihtimallerin gerçekleşmesi için evrenin yaşının ve olabilecek deneme sayısının fevkalade yetersiz olduğunu anlamak önemlidir. Sözkonusu ihtimaller uzun zaman içinde değerlendirilse dahi bir fırtına neticesinde bir boeing uçağının çıkması kadar mümkün ihtimallerdir.

    Genelde sandalye örneği üzerinden gittik. Olası en basit canlı bile enerji üretimi, çoğalma(üreme) gibi sahip olması gerekli nitelikleri itibariyle bir sandalyeyle karşılaştırılamayacak kadar çok parçadan oluşmalıdır ve bu ürün çok daha fonksiyonel olmalıdır. En basit canlı için teorik hesaplamalara göre 200’ün üzerinde proteine ihtiyaç var. Bilinen en basit canlılardan bilmem ne bakterisi ise 600 proteinden oluşuyor. Birbiriyle uyumlu, bir amacı(canlılık fonksiyonları) yerine getirecek onlarca protein!

    Ortalama(lafın gelişi bir ifade) bir ateist için çölde bulunan saat hiçbir şey ifade etmez. Çünkü ateizmin akıl hocaları tarafından ona öğretilen şudur:

    Bir saatin bir insan tarafından yapıldığını daha önceden tecrübeyle biliyoruz. Ama daha önce bir canlının bir Tanrı tarafından yaratıldığını görmedik. İkisi aynı şey değil.

    Ateizm ateşiyle yanan, hakikatin nuruna ermiş bir ateist için mükemmel bir açıklama olsa gerek. Esasında tam bir komedi. Benzetmeler tamamıyla doğrudur. Bir saatin kendi kendine var olamamasının sebepleriyle bir canlınınki aynıdır. En temelde “Gerçekleşmesi mümkün olmayan ihtimal(ler)in gerçekleşmek zorunda olması” gerekir. Daha da devam edecek olursak birbiriyle uyumsuz da olsa ürünü oluşturacak temel parçaların kendiliğinden oluşması gerekir. Miller…bu kısımda devam etmeye gerek yok. Matematiksel olarak imkansız olmaları yeterli olmalı. Canlılığın kökeninin tek bir açıklaması var, yüce bir Yaratıcı

    Bütün entegre ürünlerin, sistemlerin oluşması için bir hedef gözetilmelidir. Darwinist evrim de bir hedef gözetmediği için makro düzeyde değişikliklere yol açamaz. Ancak olabildiği ölçüde yani mikro seviyede(adaptasyon) bir takım tür (içi) değişimleri mümkündür.

    Varlığımız için tereddütsüz tek bir açıklama var: yüce bir Yaratıcı

    İşin içine bir yaratıcı girerse bilim yapılamaz. Yaratılışcılık, akıllı tasarım bilimsel değildir.v.s.

    Bunlar boş materyalist palavralardır, propagandalardır. İdeal Toplum? Palavrasız yönlendirme yapılamıyor demek ki. Palavralarla ideal toplum olmaz. İdeal toplum ancak “Emrolunduğun gibi dosdoğru olmakla” olur ki bu(ideal toplum) da adı üstünde bir idealdir. İdeal toplumun bireyleri kendini akıllı, uyanık, en akıllı, en uyanık sanan bireylerden oluşmaz. İdeal toplumda biraz tevazu vardır. Tepeden bakıp, gerine gerine külyutmaz tavırlarla dolaşmak bizi ideal topluma götürmez. Korkarım, en çok yanılanlar kendini külyutmaz sananlardır.

    Bir tasarımcının varlığını kabul etmek bir tasarımın olduğunu kabul etmektir. Bir tasarım incelenmeye değmez mi? Kainattaki ince nakış incelenmeye değmez mi? Hele ki kutsal kitabımız bizi sürekli kainat kitabını okumaya yönlendiriyorken.

    Bilimsel metodoloji açısından tasarımcının kimliği önemli değildir. Darwinist evrimci, körelmiş organ der. Ötekisi oturur, bu organ ne işe yarıyor diye araştırır. İlki materyalist felsefesinin müthiş öngörüsünü göstermiştir! Ötekisi farkında olarak veya olmayarak reverse engineering(tersine mühendislik) yapmıştır. Elinin altındaki organa bir tasarım muamelesi yapmıştır. İncelenecek materyali tasarım gözüyle değerlendirdiğimizde tasarımcının kimliği önemli değildir. Tersine mühendislikte materyale(ürüne) konsantre oluruz. Tasarımcının doğa olarak kabul edilmesiyle Tanrı olarak kabul edilmesi bilimin işleyişine etki etmez.

  10. Bigalıoğlu diyor ki:

    “Evren çok büyük, bizse küçücük yaratıklarız. Evrenin bizim için yaratılmış olması düşünülemez?

    Kendimizi bu kadar hor görmeyelim. Büyüklük önemli değil, önemli olan fonksiyondur:-) İnsan, cismen küçüktür. Ruh dünyasıyla, hayalleriyle, duygularıyla, hırslarıyla devasa bir varlıktır. Gözlem ve ilgi alanı bütün kainata yayılmıştır. His dünyasıyla ötelerde bir varlıktır.”

    hocam,bu konuda size katılmıyorum.evren insan için yaratılmamıştır.insan için yapılan düzenlemeleri Allah,Kuran’da bize bildirmiştir.Yeri döşek,göğü korunmuş tavan yapmış,evcil hayvanlar evrimlemiş vs.evren omadığı gibi dünya’da insan için yaratılmadı.Allah,insanı yaratmaya ve kendi ruhundan üflemeye süregelen bir sürecin içerisinde karar vermiştir.yani dünya üzerinde yaratılmış bir takım diğer canlılardan sonra,su altı canlıları,dinozorlar vs.

    “Allah bir mekana bağlı mıdır? En azından bizim anladığımız manada bir mekana? Allah’ın tahtı uzaktaki bir yıldızda mı kuruludur? Allah mekan gibi bir boyut olan zamana bağlı mıdır? Allah’ın mekan-zaman üzerindeki tasarrufunu anlamıyor oluşumuz Allah’ı yok mu yapar? Bu nasıl sığlıktır böyle?”

    çok entersan ki bende su sıralar tamda bu soruların cevabını aramaya başlamıştım.kısmen de olsa bir ip ucu yakalamış oldugumu düşünüyorum.
    Allah’ın bir mekanı oldugunu düşünüyorum,ancak bizimkine benzer fiziksel bir mekan değil.Allah bulundugu yerde kendine ait bir zamanınında oldugunu düşünüyorum.Allah katında da bir zaman işliyor yani.

    “Bütün entegre ürünlerin, sistemlerin oluşması için bir hedef gözetilmelidir. Darwinist evrim de bir hedef gözetmediği için makro düzeyde değişikliklere yol açamaz. Ancak olabildiği ölçüde yani mikro seviyede(adaptasyon) bir takım tür (içi) değişimleri mümkündür.”

    bu konuda size tamamen katılıyorum.

    görüşleriniz büyük ölçüde benimkilerle uyuşuyor.bir çok konuda sizinle aynı fikirde olduğumu söylemeliyim.

  11. squidward diyor ki:

    Sn. Uluğ’un yorumu için teşekkür ederim. Oldukça uzun olan yorumda çok çeşitli konulardan aynı anda bahsedilmiş (Tasarım kanıtı, Allah’ın kavranılamazlığı, ilk neden, canlıların oluşumu vb). Burada özellikle yazının konusu olan ince ayar kavramı açısından cevap vermeye çalışacağım.

    “Ateistlerin meşhur bir hatası vardır. Ben buna “Herhangi bir hatası” diyorum. Bu mantığı ince ayar konusunda kullanmaları kısmen doğru. Gerçekten de bizim evrenimiz, canlılık için veya benzer karmaşıklıkta başka bir oluşum için olmazsa olmaz özellikler içerse de, herhangi bir evrenden bir evrendir. Eee? Bu mantık kısmen doğruysa kısmen de yanlış olmalı. Yanlıştır. Çünkü, elde fonksiyonel ve belli bir anlam içeren bir ürün(evrenimiz) varsa bu ürünün tasarlandığını düşünmek makul olanıdır. Da Vinci’nin Mona Lisa’sına herhangi bir şekil muamelesi çeken birisini ne kadar ciddiye alırsınız? Peki ya sevgili Squidward’ı ne kadar ciddiye alırsınız?”

    Burada ince ayar kavramı tartışılarken ortaya attığımız ana görüşe karşı çıkmadığınızı düşünüyorum. Yani evrenimizin ortaya çıkma olasılığı diğer olası evrenlerden farklı değildir, içinde bulunduğumuz evrenin varlığı salt bir mucize ile açıklanamaz, bu olay mucize ise tüm evrenler için aynı şekilde geçerlidir. Sizin karşı çıktığınız nokta canlılığın ve insan bilincinin çok muhteşem özellikler taşıması nedeniyle, evrenimizi diğer canlı olmayan evrenlerden farklı kılması gerektiğidir. Burada olay objektif olmaktan çıkıp subjektif hale geliyor, kendi bilinçli varlığımızın oluşturduğu kriterlerle, canlılığın ve bilincin çok özel, doğanın tüm diğer özelliklerine üstün fenomenler olduğunu düşünüyoruz. Halbuki doğadaki tüm olaylara tarafsız bir gözle baktığınızda canlılık ve bilinç o kadar önemli görünmüyor.

    “Kendimizi bu kadar hor görmeyelim. Büyüklük önemli değil, önemli olan fonksiyondur:-) İnsan, cismen küçüktür. Ruh dünyasıyla, hayalleriyle, duygularıyla, hırslarıyla devasa bir varlıktır. Gözlem ve ilgi alanı bütün kainata yayılmıştır. His dünyasıyla ötelerde bir varlıktır. “

    Beyaz yalanlara inanmayın, büyüklük olmadan fonksiyon işe yaramaz :-):-) Çok küçük nesneler fonksiyon görse de görmese de farketmeyebilir. Tüm evren içinde boyut olarak bir noktadan farksız olan dünya ve üzerindeki insanın tüm evren üzerine etkisi hiç denecek kadar azdır, ruh dünyası, hayalleri, duyguları, hırsları ne olursa olsun… Çok olasıdır ki günün birinde dünya ve insan ortadan kalkacak, ancak evren varlığını sürdürecek. Şu an üzerinde uzun uzun tartıştığımız ince ayarlar da o zaman doğa tarafından çöpe atılmış olacak.
    Son olarak, birkaç ufak kişisel not: Kendimi ateist değil, agnostik olarak kabul ediyorum. Tanrının varolması durumunun, olmamasından daha iyi olduğunu düşünürüm ve varolmasını isterim. Ancak kanıtlanabilen gerçeklere önem veririm ve gerçeğin isteklerimizin önünde gelmesi gerektiğini düşünürüm. Varolmasını istediğim Tanrı gerçekten yüce bir varlıktır; insanların yediğine, içtiğine, giydiğine karışan, istediği gibi düşünmeyenleri en ağır şekilde cezalandıran, insan benzeri özellikler gösteren bir varlık değildir. Tanrının, “Squidward, sen benim varlığından şüphe ediyorsun, o halde cehennemi sonsuza kadar hak ettin; Uluğ, sen ise bana inanıyorsun, o halde cennetimde hurilerle ödüllendirileceksin” dememesi gerektiğini düşünüyorum.

  12. Bigalıoğlu diyor ki:

    “Tüm evren içinde boyut olarak bir noktadan farksız olan dünya ve üzerindeki insanın tüm evren üzerine etkisi hiç denecek kadar azdır, ruh dünyası, hayalleri, duyguları, hırsları ne olursa olsun… Çok olasıdır ki günün birinde dünya ve insan ortadan kalkacak, ancak evren varlığını sürdürecek. Şu an üzerinde uzun uzun tartıştığımız ince ayarlar da o zaman doğa tarafından çöpe atılmış olacak.”

    size tamamiyle katılıyorum,böyle bir bakış açısı yakaladıgınız için de tebrik ediyorum.

    bütün bu olayların neticesinde size yeni bir senaryo yazayım hemen,bizimkine çok benzeyen.
    http://bigalioglu.blogcu.com/dunya-nin-ve-ay-in-olusumu_32536481.html

    ve sonrasında yeni bir Dünya…

  13. gozde diyor ki:

    sayın bigalıoğlu ve squıdward sizlere insanın önemi konusunda katılmadığımı belirtmek isterim…

    evren bir ağaçtır, insan da evren ağacının en büyük meyvesi…
    bir ağaç nasıl ki meyveye planlanmış ve meyvenin teşekkül etmesi için çalışıyorsa, dünyamız ve içinde bulunduğumuz sistem de,herşeyiyle hayata ve insan varlığına planlanmış, insanın hizmetine verilmiştir. —Elbette bu durum insanın evreni istediği şekilde hor kullanmasını gerektirmez, ama malesef bugün durum bundan ibaret…—

    İnsan kainattaki canlı cansız diğer tüm varlıklardan farklı olarak, kendini yaratanı tanıyabilir… Ki zaten kainat insanın okuması için yaratılmış bir kitaptır… insan da bu kitabın tek okuyucusu… ALLAH insana kendi özelliklerinin numunesini ve bu özellikleri tanıyabilme bu özelliklerden yola çıkarak kıyas yolu ile ALLAH’ı tanıma becerisini insana vermiştir. Sadece ve sadece insana… Evet insan madden hiçlerin hiçidir… Ama manen bu evrenden daha büyüktür… Kişi eğer yatırımlarını maddesine yaparsa yaşadıkları da, yaptıkları da yine aynı şekilde bir hiçtir… Ama manasına yatırım yaparsa, ruhunun ihtiyaçlarına yönelik, yaratılış amacına uygun yaşarsa, yaşadıklarını ve yaşayacaklarını hayal bile edemez…

    Kainat bir sergi yeridir, bu serginin izleyicisi de insandır… Çeşit çeşit ikramlarla doldurulan serginin sahibi tüm mahlukatın teşekkürünü hak eder… İnsan da tüm kainatın sözcüsüdür, ibadet ile, namaz ile tüm kainatın şükrünü sunar. Ve böyle bir serginin sahibi mutlak surette övülmeyi hakeder, yine bu övgüyü sunabilecek, diğer insanlara sergi sahibini anlatabilecek sadece ve sadece insandır…

    Bu kainatta insan olmasaydı, kainat okuyucusuz bir kitap, seyircisiz bir sergi olarak kalırdı… Gören olmadıktan sonra, tanıyan olmadıktan sonra da gösterilen herşey anlamını, mahiyet ve önemini yitirirdi… Herşeyin yaratılışı anlamsız olurdu…

    Nokta kadar incir çekirdeğine, koskoca müzeyyen bir incir ağacını manen yerleştiren ALLAH, evren ağacına nispeten bir meyve, bir tohum hükmünde olan insanda da , bütün evrenin hakikatlerini ve kendi sırlarını gizlemiştir. O tohum hükmündeki insanı da , bu dünyaya açılması için göndermiştir. Nasıl ki, tohumun açılması için toprak, su, hava ve ışık lazım… Bunlar olmadığı zaman tohum asla açmaz, hak din olan islam da insan tohumu için hava su toprak ışık hükmündedir. Bunlar birarada olmadığında veya eksik olduğunda , o insan tohumu da hakkıyla açılmayacaktır…

  14. Da Vinci diyor ki:

    Selam Uluğ,

    Ne zamandır ortalıkta yoktun. Seni siteden kaçırdığımı düşünerek üzülmüştüm. Sessizden takip ettiğini görmek güzel.

    Önceki tartışmalarımızda ince ayar meselesi gündeme geldiğinde derinlemesine tartışmak istemediğini söylemiştin. Demek ki bu güne nasipmiş. Aslında hiçbir sayısal ayrıntıya veya ayarlanmış olduğunu düşündüğün parametrelere hiç değinmemişsin ama tartışmanın ilerlemesiyle bunun da olacağını tahmin ediyorum. Fazla uzatmadan yazınla ilgili yorumlarımı aktarmaya başlayayım.

    Uluğ: Evrenin bu şekilde olmasının, hatta evrenin var olabilmesinin sebebi tamamen evrenin ilk anında set edilmiş parametrelerdir. Evreni hangi denklemlerle açıklamaya çalışırsak çalışalım bu denklemlerde bir takım özel parametreler ve durumlar olacaktır. Bu sabitin değeri niye budur? Bunlar birbirine niye tam da bu şekilde bağımlıdır? Bunun miktarı(kütlesi, hacmi, alanı, hızı v.s.) niye bu kadardır? Alan sabitken(bir sınırlama varken) niye olası en uzun çevreye sahip olunmuştur? v.s. Bu tür sorular hep olacaktır.

    Peki bu soruların cevabı nedir? “Çünkü Tanrı böyle istedi” mi?

    Uluğ: Evrenin bir zorunluluktan tam da bu şekilde olabileceğini düşünmek, bu denklemlerin kökenini ve/veya bu denklemlerin hayat bulduğu bir evrenin niye varolduğunu açıklayamayan ateistler için tam bir fantazidir.

    Evrenin bir zorunluluktan böyle olabileceğini düşünmek? Neden bunun bir ateist fantezisi olarak gördüğünü anlamadım. Bana göre tam tersine mevcut yapının tek olası seçenek olması ateizme değil teizme daha fazla dayanak sağlar.

    Ayrıca mevcut durumun tek yol olmasından çok, çoklu evren modeli (multiverse) daha makul ve tatmin edici bir cevap olarak karşımıza çıkıyor. Birçok farklı seçenek içinden kendimizi yaşamın oluşmasına imkan sağlayan özelliklere sahip bir evrende buluyor olmamız kaçınılmazdır. Yani evrenimizi gözlemleyip yaşamı mümkün kılan özelliklere sahip olduğunu görmemiz gayet doğal. Zaten aksini gözlemleyebilmemiz mümkün değil.

    Uluğ: Allah’ı akıl yoluyla bulma çalışmalarımız bizi “kavranamayan bir varlığın varlığına” götürmektedir. Allah’ı devre dışı bırakıp evrenin hep var olduğunu iddia ediyoruz. Evrene sonsuzluk atfetmenin ne kadar mantıksız olduğunu görmemek mümkün değil. Bu iddia sonsuzluğun tanımıyla çelişmektedir. Gözünü kapatana yapacak bir şey yok. Öte yandan Allah’ı kavranamaz olduğu için dışlarken sonsuzluk gibi başka bir kavranamayana sarılmakta ilginç. Eğer birisi bir sonsuzluk tanımı ile durumu kurtardığını sanıyorsa Allah’ın tanımı şudur: “Allah yarattıklarına benzemez. Bildiğimiz bütün her şeyden farklıdır.(Tanım=Bildiğimiz herşeyden farklı bir varlık)” Bunun için yarattıkları Allah’ı anlayamaz. Sonsuzluk da kavranamaz. Düşünebildiğimiz en fazla çok çok çok büyük bir sayıdır.

    Seninle bu sonsuzluk meselesi üzerine baya tartışmıştık. Bu konuda farklı düşündüğümüz ve bir türlü anlaşamadığımız bir gerçek. Tekrardan aynı tartışmaya girmenin bir anlamı yok diye düşünüyorum. Yalnızca sitenin Makale Arşivi bölümünde Wes Morriston’un bu konudaki yazılarına göz atmanı tavsiye edeceğim.

    Uluğ: Sonsuz sayıda evren model(ler)i bir başlangıçtan kurtulamadığı için cazip değildir. Ama evrendeki ince ayar meselesini, en azından ilk değerlerin atanması açısından, açıklayabildiği için ateistlerce gündemde tutulması gereken modellerdir. (Sonsuz sayıda evren olamayacağı için ben çoklu evren modeli demeyi tercih ediyorum)

    İnce ayar Tanrı’nın varlığını ispatlamaz! Doğrudur. Sonsuz seçenekten birisi olmuştur ve bu seçenek yaşamın var olması için son derece uygundur. Bir yaratıcının böyle bir şeyi tasarladığı nerden belli?

    Öyle değil mi? Üstad ne kadar da haklı! Bu şeklin Da Vinci’nin tablolarından ne farkı var? Hele bir de üstadın duvarda resim çalışmasında kazara insana benzeyen bir figür oluştuysa. Da Vinci’nin tablosunun rastgele oluşma ihtimali çok çok çok küçüktür. Üstad-ı Azam’ın oluşturduğu şeklin bir daha aynısının oluşma ihtimali de aynı derece de çok çok çok küçüktür. Öyleyse Da Vinci’nin tablosunun bir değeri yoktur. Bu tablo da, bu evren de öylesine vardır. (Ben buna “Ateist yanılgı” diyorum.)

    Elbette Tabloyu Da Vinci’nin yaptığını biliyoruz. Yani bu tablonun bir tasarımcısının olduğunu biliyoruz. Fakat evrenin bir tasarımcısı olduğunu iddia etmek bütün mantık kurallarına aykırı!? Çünkü kim görmüş evrenin tasarlandığını, birisi tarafından inşa edildiğini? Ortada bir kanıt var mı Allahaşkına? Akşam ana haber bültenlerinde yayınlanmış bir ses veya görüntü kaydı var mı? Yok. Bu kadar basit. Ortada bir tasarımcı filan da görünmediğine göre:

    Evreni gözlemleyebilecek özelliklere sahip varlıklar ancak ve ancak bu varlıkların var olmasına olanak sağlayan özelliklere sahip evrenlerde var olabilirler. Bu konuya bir itirazın var mı? Sonsuz çokluktaki evren içinden bilinçli ve gözlem yeteneğine sahip varlıkların oluşumuna olanak sağlayacak özelliklerde evrenlerin oluşması da kaçınılmaz değil midir? Eğer sonsuz çoklukta evren oluşursa bunların bir bölümünde bilinçli ve gözlem yeteneğine sahip varlıklar kaçınılmaz olarak oluşacaktır. Haliyle bu bilinçli ve gözlem yeteneğine sahip canlılar da kendilerini yaşamın var olmasına olanak sağlayan özelliklere sahip bir evrende bulacaklardır.

    Bu senaryoda tasarımcının yeri var mıdır? Varsa nedir? (Çoklu evren modelini doğru kabul ederek bu eleştirileri yaptığını hatırlatırım. Bu arada ben sonsuz sayıda dedim ama sen onu çok çok büyük bir sayı veya yeterli büyüklükte bir sayı olarak da kabul edebilirsin.)

    Uluğ: Ateistlerin meşhur bir hatası vardır. Ben buna “Herhangi bir hatası” diyorum. Bu mantığı ince ayar konusunda kullanmaları kısmen doğru. Gerçekten de bizim evrenimiz, canlılık için veya benzer karmaşıklıkta başka bir oluşum için olmazsa olmaz özellikler içerse de, herhangi bir evrenden bir evrendir. Eee? Bu mantık kısmen doğruysa kısmen de yanlış olmalı. Yanlıştır. Çünkü, elde fonksiyonel ve belli bir anlam içeren bir ürün(evrenimiz) varsa bu ürünün tasarlandığını düşünmek makul olanıdır. Da Vinci’nin Mona Lisa’sına herhangi bir şekil muamelesi çeken birisini ne kadar ciddiye alırsınız? Peki ya sevgili Squidward’ı ne kadar ciddiye alırsınız? Ne demiştik? “Ateist Yanılgı”

    Yani fonksiyonel ve belli bir anlam içeren birşeyin tasarlandığını düşünmek daha makul öyle mi? Mesela fırçayı rasgele salladığımızda veya taş parçalarını yere attığımızda ve bir okyanustaki dalgalarda veya gökteki bulutlarda veya evrendeki bir başka galakside veya çöldeki kumlarda bize anlamlı gelen birşeyler gördüğümüzde her zaman için daha makul olan seçenek tasarım mıdır? Yani olayların doğal seyri ile bu tip bize anlamlı gibi gözüken şekil veya yapıların ortaya çıkmasının olasılığının tasarım ve kendiliğindenlik arasındaki seçimi yapmakta ve bir karar vermekte bir rolü yok mudur? Ayrıca evrenin fonksiyonel olmasıyla ne kastettiğini pek anlayamadım. Evrenin fonksiyonel olmasıyla ne demek istiyorsun? Mesela Mona Lisa’nın nasıl bir fonksiyonelliği var? Anlamlıyı hadi anladık diyelim de (anlamlı da kime göre anlamlı? bana göre anlamlı olan şey sana göre anlamsız olabilir, buna nasıl bir kriter getiriyorsun?) resimde fonksiyonellik nedir?

    Eğer Mars’ta bir tablo bulunursa elbette bunun kendiliğinden değil de bilinçli bir varlık tarafından yapıldığını düşünmek akıllıca olandır. Ama eğer çoklu evren modelindeki gibi durmaksızın rasgele fırça darbeleriyle yeni tablolar oluşturup evrendeki diğer gezgenlere rasgele ışınlayan bir cihazın (garip bir cihaz olduğunu kabul ediyorum) varlığından haberdarsak, Mars’taki bu tablonun bu cihazın eseri olmadığına ve bir canlı tarafından bilinçli olarak oluşturulduğuna kesin karar verebilir miyiz? Yani rasgele tablolar oluşturan ve gezegenlere ışınlayan bir mekanizmanın varlığı Mars’ta bulunacak olan tablonun kökeniyle ilgili vereceğimiz kararda önemli ve belirleyici bir rol oynamaz mı?

    Benzer şekilde çoklu evren modelinde, parametreleri arasında ufak oynamalar olan çok fazla sayıda evrenin oluştuğunu düşünürsek, bu çok fazla sayıdaki evrenler içinden bazıları kaçınılmaz olarak, bilinçli ve gözlem yeteneğine sahip canlıların varlıklarını mümkün kılacak özellikere sahip olmaz mı?

    Ama bir dakika. Diğer evrenleri ziyaret edip geri dönen, videoya kaydeden falan oldu mu? Olmadı. O zaman salla gitsin. Nerden de çıktı bu çoklu evren zırvalığı değil mi?

    Canlılığın oluşumu konusuna hiç girmeyeceğim çünkü ince ayar problemi bilinçli ve gözlem yeteneğine sahip varlıkların nasıl oluştuğundan (kökeninden) bağımsızdır. Canlılığın oluşumu tamamen ayrı bir tartışma konusudur. Bu arada şunu da belirtmek lazım. Akıllı tasarımı savunanlar içinde evrenin ilk oluşumundaki ince ayar ile evrenin işleyişiyle ilgili herşeyle birlikte, canlılığın (ayrıca bir müdaheleye gerek kalmaksınız) kendiliğinden oluşumu da tasarlanmıştır görüşünü destekleyenler de vardır.

  15. Bigalıoğlu diyor ki:

    sevgili gözde,yazdıklarından anlıyorum ki,sevgi dolu bir yüreğin var.ancak şunu iyi anlamanı istiyorum;evren,insan için yaratılmamıştır.evrenin yaratılmasında bir ince ayar gereklidir.bir plan,bir program vardır.ancak bu sadece evrenin kendisinin oluşabilmesi içindir.

    dünya’da insan için yaratılmamıştır.dünya,bir canlı yapıyı ortaya çıkarabilmek için evren içindeki maddelere müdahale edilerek ortaya çıkarılmıştır.dünya canlılar için yaratılmıştır,insan için değil.insan canlılar için ortaya çıkarılan bu yapıya daha sonradan gönderilmiştir.veya bu yapının içinde daha sonradan oluşturulmuştur.

    insanı diğer canlılardan ayıran şey,insanın Tanrı’nın bir parçasını taşıyor olmasıdır.oda sahip olduğumuz ruhtur.sevgimiz,inancımız,duygularımızın kaynağı sahip olduğumuz bu ruhtur.yüce olan budur.

    insanın yaratılış gayesini evrene kadar genişletmek,inananlar için büyük bir yanlıştır.bu yanlıştan yola çıkarak ateist arkadaşlarda yanlış,karşı argümanlar geliştirmekte ve islam dinini diğer batıl dinlerin yanına çekmeye çalışmaktalar.umarım,anlatabilmişimdir.

  16. Bigalıoğlu diyor ki:

    DA VİNCİ,SENCE AŞAĞIDAKİ TESPİTLER DİNCİLERİN DELİ SAÇMASI MI?

    Aşağıdaki maddelerde kainatın nasıl BİLİNÇLİ bir tasarlayıcı (ALLAH) tarafından tasarlanıp meydana getirildiğine dair bilimsel verilerden bazı örnekler bulunmaktadır;

    1) Evreni meydana getiren patlama biraz daha şiddetli olsaydı, evrendeki tüm madde dağılırdı; eğer patlama biraz daha yavaş olsaydı, bütün madde hemen kapanacaktı. Her iki durumda da ne galaksiler, ne yıldızlar, ne dünyamız, ne de canlılar oluşurdu. Patlamanın galaksileri, yıldızları, Dünya’mızı ve canlıları oluşturacak şekilde olmasının olasılığı havaya atılan bir kurşun kalemin sivri ucu üstünde durması kadar bile değildir.

    2) Big Bang’in patlama anında eğer daha fazla madde olsaydı evren hemen kapanacaktı. Eğer patlama anında madde daha az olsaydı patlama galaksileri oluşturmadan maddeyi dağıtabilirdi. Görülüyor ki Big Bang, hem şiddeti, hem madde oranı, hem de bunların birbirine göre düzenlenmesiyle bilinçli bir tasarımın ürünüdür.

    3) Big Bang’in başlangıcının çok yüksek sıcaklıkta olması sayesinde atom-altı dünyadaki oluşumlar gerçekleşmiştir. Böylece de galaksilerden canlılara kadar olan süreç mümkün olmuştur.

    4) Evrenin başlangıçtaki homojen yapısı da galaksilerin oluşmasının bir şartıdır. Başlangıç homojenliğindeki ufak bir azalma galaksilerin oluşmasına izin vermeyecek ve tüm maddenin karadeliklere dönüşmesi sonucunu doğuracaktı. O zaman da biz var olamayacaktık.

    5) Evrende entropi sürekli artmaktadır. Bu ise evrendeki başlangıç anında çok düşük entropili bir başlangıcın olması gerektiği anlamını taşır. Bu olasılığın gerçekleşmesi imkansızdır. Roger Penrose düşük entropili bu başlangıcın gerçekleşme ihtimalini ’ te 1 olarak hesaplamıştır.

    6) Big Bang’den sonra açığa çıkan protonlar ve anti-protonlar birbirini yok eder. Canlılığın oluşabilmesi için proton sayısının, anti-protonlardan çok olması gerekiyordu ve öyle olmuştur.

    7) Aynı şekilde nötronlar ve anti-nötronlar birbirini yok eder. Canlılığın oluşabilmesi için nötron sayısı, anti-nötronlardan çok olmalıydı ve öyle olmuştur.

    8) Elektronlar ve pozitronlar da birbirini yok eder. Canlılığın oluşabilmesi için elektron sayısı, pozitronlardan çok olmalıydı ve öyle olmuştur.

    9) Kuarklar ve karşı kuarklar da birbirini yok eder. Oysa yaşamın varlığı kuarkların daha fazla olmasına bağlıdır ve kuarklar karşı kuarklardan daha çok olmuşlardır.

    10) Evrende canlılığın oluşabilmesi için proton, nötron ve elektronların kendi anti-maddelerinden daha fazla olmaları gerektiği gibi, birbirlerine göre belirlenmiş oranlarda yaratılmış olmaları da gerekmektedir. Bu da canlılığın bir şartıdır.

    11) Evrende canlılığın oluşabilmesi için proton, nötron ve elektronların kütleleri de mevcut şekilde olmalıdır. Bu parçacıkların mevcut kütleleri farklı olsaydı yaşam için gerekli atomlar oluşamayacaktı.

    12) Protonlar ve elektronlar çok farklı kütlelerine karşın elektrik yükleriyle birbirlerini dengelerler. Eğer bu denge sağlanmasaydı da canlılık için gerekli atomlar oluşamayacaktı. Elektronun elektrik yükü biraz farklı olsaydı yıldızlar oluşamazdı.

    13) Eğer evrendeki nötrino miktarı daha az olsaydı galaksiler oluşamayacaktı. Eğer nötrino miktarı daha fazla olsaydı galaksiler çok yoğun olacaktı. Her iki durum da canlılığın oluşmasını engellerdi.

    14) Güçlü nükleer kuvvet çekirdekteki proton ve nötronları bir arada tutar. Bu kuvvet biraz daha zayıf olsaydı, hidrojen dışında hiçbir atom, dolayısıyla canlılık oluşamazdı.

    15) Zayıf nükleer kuvvet biraz daha güçlü olsaydı, Big Bang’te çok fazla hidrojen helyuma dönüşürdü. Eğer bu kuvvet biraz daha zayıf olsaydı, yıldızlardaki ağır elementlerin oluşumu olumsuz etkilenecekti ve canlılık oluşamayacaktı.

    16) Elektromanyetik kuvvet daha şiddetli olsaydı kimyasal bağların oluşumunda sorun çıkardı. Eğer daha zayıf olsaydı kimyasal bağların oluşumu sorunlu olurdu ve canlılık için mutlak gerekli olan karbon ve oksijen atomları yetersiz kalırdı.

    17) Çekim gücü daha kuvvetli olsaydı, tüm yıldızlar bu kuvvetin gücüne direnemeden karadeliklere dönüşürdü. Eğer daha zayıf olsaydı, ağır elementleri oluşturacak yıldızlar oluşamayacaktı. Her iki durumda da canlılık oluşamazdı.

    18) Zayıf nükleer kuvvet, güçlü nükleer kuvvet, elektromanyetik kuvvet ve yerçekimi kuvveti belli kritik değerler gözetilerek yaratılmaları gerektiği gibi, birbirlerine göre uygun oranlarda da yaratılmaları gerekmektedir. Bu hem galaksilerin ve yıldızların, hem de tüm canlıların var olabilmesi için gerekli çok hassas bir dengedir.

    19) Canlılığın oluşabilmesi için yıldızlar arası mesafe belli bir büyüklükte olmalıdır. Eğer yıldızlar birbirlerine daha yakın olsaydı çekim gücünün fazlalığı gezegenlerin yörüngelerini bozacaktı. Eğer yıldızlar birbirlerine daha uzak olsaydı süpernovalar tarafından evrene saçılan ağır atomlar çok geniş bir alana yayılacaktı ve yaşam için gerekli atomlar yeterli düzeyde olamayacaktı.

    20) Hayat için gerekli atomlardan en önemli ikisi karbon ve oksijendir. Bu atomlardan karbonun oksijen atomunun enerji seviyesine olan oranı daha yüksek olsaydı canlılık için gerekli oksijen yetersiz olurdu. Eğer mevcut oran daha düşük olsaydı canlılık için gerekli karbon yetersiz olurdu.

    21) Hayat için büyük önemi olan karbon ve oksijen atomları birbirlerinin enerji seviyelerine bağlı oldukları gibi, helyum atomunun enerji seviyesine de bağlıdırlar. Helyumun enerji seviyesi yüksek olsaydı yaşam için gerekli karbon ve oksijen miktarı yetersiz olurdu, eğer helyumun enerji seviyesi düşük olsaydı yine yaşam için gerekli karbon ve oksijen miktarı yetersiz olacaktı.

    22) Süpernova patlamalarının uzaklığı,yakınlığı ve sıklık derecesi de canlılık için çok önemlidir. Örneğin bu patlamalar çok yakın olsaydı oluşacak radyasyon canlılığı yok edebilirdi. Eğer bu patlamalar çok uzak olsaydı canlılık için gerekli ağır atomlar yeterli seviyede olmayacaktı.

    23) Dünya’mızda canlılığın oluşabilmesi için galaksimizin belli oranda maddeye sahip olması gerekmektedir. Eğer madde oranı fazla olsaydı Güneş’in yörüngesi değişirdi. Eğer daha az madde olsaydı, Güneş’imiz gibi yeterli zaman yaşayacak bir yıldızın var olması mümkün olmayacaktı. Ayrıca galaksimizin büyüklüğü, şekli ve başka galaksilere uzaklığı da canlılığın oluşması için çok önemlidir.

    24) Jüpiter gezegeninin büyüklüğü ve mesafesi de Dünya’mızdaki canlılığı mümkün kılan koşullardan biridir. Eğer Jüpiter şu andaki yerinde ve büyüklüğünde olmasaydı, Dünya’mız meteor yağmurlarına karşı bu kadar güvenli olmazdı. Ayrıca mevcut yörüngemiz de değişirdi. Bu iki durum da canlılık için ayarlanmış çok özel koşulları bozardı.

    25) Dünya’mız, Güneş’e daha uzak olsaydı, yaşama olanak tanımayan bir soğuk ve buzullarla karşı karşıya kalırdık. Eğer Güneş’e daha yakın olsaydık yeryüzündeki su buharlaşır ve yaşam mümkün olmazdı.

    26) Dünya’mızın çekimi daha fazla olsaydı, amonyak ve metan oranının artması gibi durumlar yeryüzünün canlılığa elverişli bir ortam olmasını engellerdi. Eğer Dünya’mızın çekimi daha az olsaydı atmosfer çok su kaybeder ve canlılık için elverişli ortam kalmazdı.

    27) Dünya’mızın çevresindeki manyetik alan da çok özel olarak ayarlanmıştır. Eğer bu manyetik alan daha güçlü olsaydı, Güneş’ten gelen canlılık için yararlı ışınları da engelleyebilirdi. Eğer bu manyetik alan daha zayıf olsaydı, Güneş’ten gelen zararlı ışınlar yaşamın oluşmasına olanak tanımazdı.

    28) Yeryüzünden yansıtılan ışık ile yeryüzüne çarpan ışık da belli bir oranda olmalıdır. Eğer bu oran daha büyük olsaydı yeryüzü buzullarla kaplanırdı. Eğer bu oran daha küçük olsaydı sera etkisiyle aşırı ısınan yeryüzü yaşama elverişli olmazdı.

    29) Yaşam için yer kabuğunun kalınlığı da önemlidir. Yer kabuğu daha kalın olsaydı, atmosferden yer kabuğuna oksijen transferiyle oksijen dengesi bozulurdu. Yer kabuğu daha ince olsaydı yer kabuğunun her yerinden sürekli volkanlar fışkırırdı. Bu ise hem iklimi değiştirir, hem de canlılığı yok ederdi.

    30) Atmosferdeki oksijen miktarı da yaşam için kritik bir değerde yaratılmıştır. Bu değer eğer yüksek olsaydı, yeryüzünde sürekli yangınlar çıkardı. Bu değer eğer alçak olsaydı solunum yapmak imkansız olurdu.

    31) Atmosferdeki karbondioksit oranı da yaşamı mümkün kılacak bir değerde yaratılmıştır. Karbondioksit daha fazla olsaydı sera etkisi oluşacaktı. Eğer daha az olsaydı bitkilerin fotosentez yapması mümkün olmayacaktı.

    32) Dünya’mızdaki ozon miktarı da çok kritik bir değerde yaratılmıştır. Eğer bu değer daha yüksek olsaydı yüzey sıcaklığı çok düşerdi. Eğer bu değer daha düşük olsaydı hem yüzey sıcaklığı çok yükselirdi, hem de yaşamı yok edecek şekilde ultraviyole artardı.

    33) Yaşam için atmosfer basıncının da belli bir değerde olması gerekmektedir. Eğer atmosfer basıncı daha düşük olsaydı, buharlaşan su miktarı artacak ve bu sera etkisi oluşturacaktı, atmosferdeki su buharı azalacak ve dünya çölleşecekti.

    34) Atmosferdeki havanın solunabilmesi için havanın belli bir basınçta, akışkanlıkta ve yoğunlukta olması lazımdır. Atmosferin yoğunluğunda ve akışkanlığındaki ufak bir değişiklik nefes almamızın imkansız olmasına sebep olabilirdi.

    35) Canlılık için olmazsa olmaz şart olan karbon atomunun, yıldızların içindeki oluşumu çok kritik değerler altında meydana gelmektedir. Bunun için iki helyum atomu birleşip 0.000000000000001 saniye gibi kısa bir süre berilyum atomuna dönüşürler ve üçüncü bir helyumun eklenmesiyle karbon atomu oluşur. Bahsedilen atomların enerji seviyelerindeki ufak bir farklılık karbon atomunun ve canlılığın ortaya çıkışını imkansızlaştırırdı.

    36) Tüm canlılar karbon atomunun diğer elementlerle bileşikler yapması sayesinde var olmuşlardır. Karbon, yaşam için gerekli olan bileşikleri ancak dar bir sıcaklık aralığında gerçekleştirebilir. Bu sıcaklık aralığı ise Dünya’nın sıcaklığıyla tam uyumludur. Oysa evrende yıldızların içindeki milyarlarca derece sıcaktan mutlak sıfır olan -273 dereceye kadar geniş bir aralık mevcuttur.

    37) Karbon atomunun oluşturduğu kovalent bağlar gibi zayıf bağlar da ancak belli bir sıcaklık aralığında gerçekleşebilirler. Bu sıcaklık aralığı ise Dünya’da var olan sıcaklık aralığı ile tam uyumludur. Zayıf bağlar gerçekleşmese hiçbir canlı var olamazdı.

    38) Yaşam için bütün şartları yerine getiren Dünya’mızın, yaratılma zamanı da yaşama tam uygun olarak seçilmiştir. Dünya eğer daha önce yaratılsaydı canlılık için gerekli ağır atomlar (karbon, oksijen gibi) yeterli miktarda bulunmayacaktı. Eğer Dünya’mızın yaratılışı daha sonraya kalsaydı, Güneş sistemimizi oluşturacak yoğunlukta ham madde kalmamış olacaktı.

    39) Canlılığın mümkün olabilmesinin şartlarından biri de suyun belirli bir yüzey gerilimine sahip olmasıdır. Bitkilerin suyu topraktan emmeleri ve en üst noktalarına kadar iletebilmeleri bu gerilimin tasarlanmış olması sayesindedir. Bu gerilim daha farklı olsaydı ne bitkilerden, ne de diğer canlılardan söz edebilirdik.

    40) Suyun reaksiyon kabiliyeti de canlılığın diğer şartlarından biridir. Su ne bazı asitler gibi parçalayıcı özellikler gösterir, ne de argon gibi hiçbir reaksiyona girmeden durur. Suyun akışkanlık değeri, suyun katı halinin sıvı halinden daha hafif olması da yeryüzündeki canlılığa büyük katkıda bulunur.

    Evrenin ve Dünya’mızın içindeki oluşumların, yaşamı mümkün kılacak şekilde düzenlendiğini göstermektedir. Tüm bu düzenlemelerin tesadüfen, bilinçsizce, rastgele oluştuğunu söylemek mantıklı değildir. Evrenin bilinçli bir şekilde düzenlendiğini inkar etmenin kökeni mantıksal değil, daha ziyade psikolojiktir. Astronomi, fizik, kimya gibi bilimlerin verileri; evrenin çok kritik değerler gözetilerek, yaşama tam uygun olarak hazırlandığını ortaya koymaktadır.

  17. Uluğ diyor ki:

    @Squidward,
    İnce ayar konusunda size katılmıyorum. Tek bir evren varsayarsak ve evrende ince bir ayar varsa ki öyle görünüyor, burda kesinlikle bir tasarımcı olduğunu düşünürüm. Üstadın duvarda resim çalışması olarak yorumlamam. Bu özel bir üründür benim gözümde, Da Vinci’nin tablosudur. Da Vinci’nin tablosu ne kadar herhangi bir resimse, evren de o kadar herhangi bir evrendir.

    Büyüklük önemlidir. Ama amaca uygun olarak yeterince büyük olmak kafidir. İnsan yaratılış gayesine uygun büyüklüktedir. Daha fazla büyüklük fantazi olur:-) Daha da fazla olursa felaket olabilir:-)

    Kendinizi Tanrı’nın olmasını isteyen bir agnostik olarak gördüğünüzü söylediniz. Şu söylediğinizle bunu çok bağdaştıramadım:

    “Uzun yıllar önce de söylendiği gibi: “O varsayıma gerek duymadım.””

    Ben de evreni yaratan gerçek Tanrı’ya(Allah’a) inanıyorum:-) Benim Tanrım biraz etliye sütlüye karışmayan cinsten değil. Cehennem azabının salt inançsızlık dolayısıyla olduğunu düşünmüyorum. İnanmadığını iddia edenlerin bunda çok da samimi olmadığını düşünüyorum. Akli delillerden ziyade duygusal karar verildiğini düşünüyorum. Duygusallıktan kastım: Evham, günah işleme özgürlüğü v.s.

    Allah, kendi koyduğu bir kuralı işletmek haricinde şu tür gerekçeler de söyleyebilir:

    1-) Senin inançsız olman mümkün değil. Seni inanacak şekilde donattım(Mesela Tanrı geni). Ama sen buna müdahale ettin. Kendini benden uzaklaştırdın…
    2-) Şurda şurda akli veya somut delillere bakmayıp içindeki evhamın sesine kulak verdin. Şurda şöyle bir kolaycılığa kaçtın. Şurda şöyle bir delil vardı, sen sallamadın…
    3-) Sen şu günahı rahat işlemek için beni ve dinimi reddettin…

    v.s.

    Selam Da Vinci,

    Vakit ayırmak zor. İş, ev derken. Bilgisayarın başına oturunca evde kıyametler kopuyor. İşte de olmuyor. O yüzden bulaşmamaya çalışıyorum. Kendi üzerine alınma. Ayrıca bu konular benim için oldukça sıkıcı gelmeye başladı. Bir kaç hususa kısaca cevap vereyim.

    Ben yazdıklarımı çoklu evren modelini doğru kabul ederek yazmadım. Çoklu evren modelinin doğru olduğunu varsayarak ince ayarı savunmaya çalışmak doğru olmazdı. Bunu açıkca belirtmiş olmalıyım: Çoklu evren başlangıç probleminden kurtulamasa da ince ayarı çözer.

    Da Vinci: Evrenin bir zorunluluktan böyle olabileceğini düşünmek? Neden bunun bir ateist fantezisi olarak gördüğünü anlamadım. Bana göre tam tersine mevcut yapının tek olası seçenek olması ateizme değil teizme daha fazla dayanak sağlar.

    Orda yazdıklarım şu kısımla ilgiliydi:

    “Fizik biliminin ilerlemesiyle, büyük birleşik kuram çalışmalarının sonuçlandırılıp, fiziksel sabitlerin birbirine yakın olarak bağlı olduğu, biri değişince diğerinin de değişmek zorunda olduğu sonuçlarına varılması olasıdır. Evrenin oluşumunun en erken anlarında oluşan kuvvetlerin etkileşerek, sonuçta hızlı bir şekilde dengeye ulaştığı ve temel fiziksel değerleri zorunlu olarak oluşturduğu, zaten başka fiziksel değerlerin ortaya çıkmasının mümkün olmadığı konusunda fikirler geliştirilmektedir.”

    @Bigalıoğlu,

    Size de sadece bir selam versem kusura bakmazsınız umarım. Biraz kısa tutmaya çalışıyorum.

  18. squidward diyor ki:

    Sayın Gozde,
    Yazı uslubunuz kesin inanç sahibi bir insanın düşüncelerini yansıtıyor. İnandığınız fikirlerden o kadar eminsiniz ki objektif kanıtlar getirmiyor, yalnızca birçok benzetme yardımıyla, sizce kesin doğru olan fikirleri açıklıyorsunuz. Kafanızda en ufak bir kuşkuya yer olmadığını düşünüyorum. Gerçekte, benzetmeler tek başına kanıt olamaz, fikirlerinizi benzetme dışındaki yöntemlerle kanıtlamaya da çalışmanız gerekir. Mutlak inancınızı sarsabileceğimi sanmam, ancak şu soruya cevap isterim:
    Çok olasıdır ki günün birinde dünya ve insan ortadan kalkacak, ancak evren varlığını sürdürecek. Bu durumda sizin deyiminizle, okuyucusuz bir kitap, seyircisiz bir sergi olarak kalacak kainatın amacı ne olacak, gene sizin deyiminizle yaradılış anlamsız olmayacak mı? Bu durum evrenin amacının insanı ortaya çıkarmak olmadığını göstermez mi?
    Sayın Uluğ,
    Maddi evrenle ilgili olayları açıklarken, somut maddesel kanıtlara dayanmak gerektiğini düşünürüm. bilimin sınırları içinde kalmak isterim.Duygu ve inanç dünyasının bilimsel sonuçları etkilememesi gerektiğini düşünürüm. Bu yüzden Tanrı’nın varolmasını istesem de, varlığı kesin olarak kanıtlanmadıkça- ki bence kanıtlanamıyor- yorumlarıma onu katmam. Yukarıda Sn. Gözde’ ye yönelik soruyu sizin de cevaplamanız dileğiyle

  19. Bigalıoğlu diyor ki:

    “Bu yüzden Tanrı’nın varolmasını istesem de, varlığı kesin olarak kanıtlanmadıkça- ki bence kanıtlanamıyor- yorumlarıma onu katmam.”

    varlığı kesin olarak kanıtlanamaz.Tanrı’da bunu kanıtlamak istemiyor zaten.İnsanların inançlarına dayalı dinlerin yanlışlarını düzeltiyor,yol gösterici uyarıcılar getiriyor.Enteresan ki,bunu yaparkende bazı hassasiyetleri düşünüyor.

    örneğin,5000 yıl önce tüm dünya insanlarına kendi gücünü ve varlığını kanıtlasa,bugün bizlerde dahil herşeyi bırakıp,sorgusul sualsiz tapınırdık.çünkü tüm insanlığın elinde bir delil vardı.kimse bilimle uğraşmazdı,hayal gücü olmazdı,umut olmazdı.tapın,cennete gir.

    bunu yapan melekler,hayvanlar vs zaten var.insanın ortaya çıkış nedeni bir bakıma,kendi ruhunun,özgür iradeyle birleşiminden ortaya çıkacaklarını görebilmek.oyun gibi düşünebilirsini.ben imtihan olayının nereden geldiğini bulamıyordum,onu da buldum sonunda,imtihan yeri olarak tanımlamasının nedeni cennete yenilen yasak meyvadan geliyor.

    siz hangisini üstünüze alınırsanız,ben oyun diyorum,bazıları imtihan.durduk yerde acımasızca cezalandıran bir Tanrı benim lugatımda yok.ama cehennimde bir yaratılış gayesi vardır elbette.

  20. gozde diyor ki:

    Evet sizin de tespit ettiğiniz gibi en ufak bir şüphem yok ne ALLAH’ın varlığına, ne de Hz. Muhammed (A.S.M)ın O’nun kulu ve elçisi olduğuna dair… Hem aklen hem de kalben şüphem kalmadı, her sorumun ve her sorunun yanıtını da bulduruyor ALLAH çok şükür…Bilimsel ya da akla mantığa yatkın benzetmeler dışında gerçekler istemişsiniz, ALLAH’ın varlığına dair..Kurandaki din takma isimli arkadaşa cevap vericem, tekrar tekrar yazmak istemiyorum, onla olan yazışmalarımızı takip edebilirsin.. Gelelim sizin sorunuza… yoktan varolan evrenin yine yok olmayacağına dair, kanıtınız ne? Sonradan vücut bulan, büyüyen gelişen herşey ölümün elinden kurtulamıyor… Hücrenin ölümü, insanın ölümünü gösterdiği gibi, yıldızların da ölüp karadelik olması evrenin öleceğini gösteriyor bence…Ki evrenin öleceğine dair bir takım bilimsel hipotezler de mevcut… Neden ikisi aynı anda gerçekleşecek olmasın…Neden insanlık ve kainat aynı anda yok olmasın… Şuanda dünya dönüyorsa elbette ALLAH istediği için…boşlukta kendi başına duracak ve aynı hızda kendi başına dönecek değil ya… Gün olur ALLAH kitabı kapatır, kainat kitabını dürer kaldırır ve insanları da alır başka bir kitapta canlandırır… Bu dünyada gerçekleşmeyen adaletin tecelli edeceği dünyada, ahirette kitap açılır…Biran için ALLAH’ın var olduğunu ve bu dünyayı onun yarattığını ve vücutta tuttuğunu düşünürseniz, ALLAH için bu evreni yok etmenin ve başka bir yerde canlandırmanın ne kadar kolay olabileceğini anlarsınız. Burda bize can veren vücut veren ve bizleri vücutta tutan için elbette bizi diriltmek çok çok kolay olacaktır…

  21. Bigalıoğlu diyor ki:

    “Neden insanlık ve kainat aynı anda yok olmasın… Şuanda dünya dönüyorsa elbette ALLAH istediği için…boşlukta kendi başına duracak ve aynı hızda kendi başına dönecek değil ya… ”

    böyle bir şey mümkün değildir.evrenin yaşı 13 milyar yıl,insanlığın yaşı 3 milyon yıl.aradaki farkı anlayabilmişsinizdir sanırım.verdiğim rakamlar toleranslıdır.Dünya’yı sırtında taşıyan,yada elinde tutan Tanrı değildir.Ortaya koyduğu evrensel yasalardır.Tanrı,evrendeki yasaları ve dengeleri ortaya çıkarır.Bu denge ve yasalara müdahale eder,istediğini yapmak için.

    Dikkat ederseniz,Kuran’da yaptığı açıklamarda da buna dikkat eder.Dünya’yı biz yarattık diye bir şey söylemez.yeri yarattık der,göğü yarattık der.güneşi ve ayı buyruğumuza aldık der.yarattık demez.

    buradaki bir çok arkadaş,konuya daha çok bilimsel açıdan yaklaşır ve şüphecidir.sorgusuz-sualsiz olduğu gibi kabul etmezler herşeyi.Tanrı’da istemiyor açıkçası. “Akıl etmezmisiniz” der Kuran’da çoğu zaman.Aklını kullanan insanın içinde mutlaka bir şüphe kırıntısı kalır.Sizinkisi daha doğmatik bir inanç gibi görünüyor.Saygı duyarım,bazı söylemlerinizde oldukça akla ve mantığa uygun.Ancak doğmatik yaklaşımlar,sizin görüşlerinizin karşı taraftan tümden görünmemesine neden oluyor.

  22. gozde diyor ki:

    Teşekkür ederim bigalıoğlu..

    ikisi aynı anda başlamamış olabilirler fakat bu ikisinin aynı anda yok olmayacağı anlamına gelmez ki… ikisinin aynı anda başlamamış olmasının da elbette bir hikmeti vardır, bu konuda düşünücem, araştırıcam…

    Kur’an da ALLAH’ın bazı şeyleri yarattığını söylemediğini yazmışsın… neyi savunduğunu pek anlayamadım, O yaratmadıysa kendiliğinden mi olmuştur diyorsun… Biraz çelişki gibi geldi söylemin. Bir yandan sebepleri O’nun koyduğunu söylüyorsun, diğer yandan O’nun eli yok, vücutta tutan O değil diyorsun… Peki ALLAH’ın KAYYUM sıfatı hakkında ne düşünüyorsun? ve ALLAH istemedikten sonra yaprak bile düşmeyeceği konusundaki düşüncen ne? sence bunlar nasıl oluyor? hem yeri göğü yarattık demiş ya, dünyayı yarattık demesine ne hacet? hepsini tek tek mi söylesin…hepsini tek tek yarattığını ve idare ettiğini söylemesi mi gerekiyordu sence?

    Bu konudaki bendeki bilgi ve düşünceleri paylaşayım, ona göre cevap verirsen daha güzel olur… ALLAH kendindeki özelliklerin bir numunesini de insana vermiştir… Yaratıcı sıfatının numunesi de, biz de hayal olarak tezahür etmektedir. Biz de zihnimizde bir dünya yaratabiliriz ve bu dünya bizim varlığımızla var olur… Bizim hayalimizde biz istemedikten sonra tek birşey olmaz, istersek gerçekleştirdiğimiz olayları sebeplere bağlayıp sebeplerin arkasına saklanabiliriz… Hayalimizdeki insanlara hem şah damarlarından daha yakın oluruz…hem de biz istemedikten sonra onlar bizi göremez, ne kadar çabalarlarsa çabalasınlar yanımıza gelemezler… Aynen bu şekilde kainattaki herşeyi vücutta tutan ALLAH’tır, herşey bilgisi ve müdahalesi dahilindedir… O olmasa, tek birşey bile vücut olamaz, kendiliğinden ya da yoktan var olamaz… Herşeyi O yaratmıştır ve O idare etmektedir…

    Tekrar teşekkür ediyor, cevabınızı bekliyorum, yalnız ALLAH’ın varlığından emin olmam, bazı şeyleri sorgulamıyor olduğum anlamına gelmesin, elbette düşünme ve öğrenme sürecim devam ediyor… Çünkü ALLAH basit bir dünya yaratmamış, üzerinde düşünülecek, kavranmayı bekleyen elbette çok şey var… Zaten ALLAH’ın isim ve sıfatları sonsuz ALLAH’ı tanımak da sonsuza kadar devam edecektir… Elbette düşüneceğiz:))) Ama var mı yok mu aşamasını çok şükür geçtiğimi düşünüyorum bunu düşünürken de varlık delillerini toplamaya devam etmekten de vazgeçmiyorum elbet..

  23. fuatogl diyor ki:

    Herkesin az çok vakit darlığı var sanırım, buna bende dahilim. O kadar çok nokta var, hangi birisine yorum yazayım diye düşünürken hiçbirisine uğrayamıyorum maalesef. Çocuk olayı insanın elini kolunu vaktini bağlıyor maalesef :)

    Bir iki noktada yorumda bulunmak istediğim yerler var. Bigalıoğlu arkadaşım, benim çok küçük yaşlarda kafama taktığım bir mesele var, şimdi artık takmıyorum ama dinlere inanan yetişkin insanların bunu sorun etmemesini inanın aklım almıyor, kafama takılan noktaya ilişkin hafif bir değişim var yani.

    Varlığı kesin olarak kanıtlanamaz. Tanrı’da bunu kanıtlamak istemiyor zaten.

    Diyorsun. Biraz daha yukarılarda Uluğ arkadaş daha aktif bir tanrıdan bahsedip ceza verici özelliklerinden bahsediyor. Özellikle yaygın büyük dinlerin cezalandırıcı tanrı anlatımları zaten malum, kafadan uydurmuyor.

    Kafamın almadığı nokta şu; temelinde tamamen entellektüel, fikri, felsefi olan bir meseleye ilişkin alınan bir tavrın, sergilenen bir duruşun, şu yada bu oranda bilişsel bir süreç sonucunda varılan kişisel bir sonucun bir cezaya konu olması bence (bencesi filan yok aslında) tam anlamıyla despotik bir durumdur, entellektüel terördür. Ve benim ölçülerime göre gayri ahlaki bir durumdur. Bunun herhangi bir şekilde “yücelikle”, üstün bir bilinçle bağdaştırmam mümkün değil gerçekten. Sadece bu nokta benim inanmama durumum için yetiyor, gerisine hiç gerek yok, evrim mevrim filan vız gelir bunun yanında, çok samimiyim. Düşünce özgürlüğü gibi bir kavramı geliştirebilen insan karşısında bile böyle bir zihniyetin üstün kabul edilmesi, üstelik “güzel ahlak”, “yüce adalet” vs. iddialarıyla eşlik etmesi akıl alır gibi değil. Benim bu yaklaşımıma “duygusal” demek de çok ciddiye alınabilecek birşey değil kanımca. Bu, örneğin faşizme yada otoriter herhagi bir akıma, fikre yada sisteme muhalefet eden insanların duygusallıkla suçlanması kadar absürd birşey.

    Benim bu problemi olduğu gibi karşılamamı, “günah işleme özgürlüğü” için kılıf olarak görmek ise ciddiye alınması zor, insanları doğrudan samimiyetsizlikle suçlayan, probleme teğet geçmeyi arzulayan bir tavır. Bu tavır şununla aynı değerdedir: “Siz tanrıya inanıyorsunuz çünkü sayısız huri ile şehvetli alemler yapma umudu size çok cazip geliyor”

  24. kudret diyor ki:

    Kurana gore, Allah insanlari nicin yaratmistir?
    Kimleri ve nicin “ebedi cehennemle” cezalandiracaktir?
    yorumlara da mutlaka goz atin lutfen, bahsettiginiz onemli hususta da
    size cevap olabilecek cesitli fikirler, tartismalar mevcut!

    http://www.aliaksoy.net/2007/08/04/allah-insanlari-nicin-yaratmistir/

  25. squidward diyor ki:

    Gözde,
    Şu an bilimin kabul ettiği hipotez, dünyanın birkaç milyar yıl sonra yok olacağı, buna karşılık evrenin varolmaya devam edceğidir. Tabi insan soyunun dünyanın yok olmasından çok daha önce yok olması olasılığı da kuvvetlidir.. Evren, dünya ve insanın neden aynı anda yok olması gerektiğini açıklayan, “Allah isterse olur” yaklaşımı dışında somut fikirler oluşturmanı rica ediyorum. Şayet evrenin insan soyu ortadan kaltıktan sonra da varolacağını kabul edersen, bunun senin mantığına göre anlamının ne olacağını da belirtmeni istiyorum.

  26. fuatogl diyor ki:

    Kendinden emin bir sekilde, sanki sahit olmus havasinda yazilmis bir yazi okudum Kudret bey. Hicbir dayanak gostermeden “allah soyle istiyor, boyle yapiyor” diye giden bir yazi, ve benim bahsettigim sorunun varligindan bile haberi yok gibi yazinin. Bu yorumdan sonra aramaya koyulmak icin tum yorumlari okumadim acikcasi. Cevap verdigini dusundugunuz gorus varsa, ve dogrudan link verirseniz sevinirim.

  27. gozde diyor ki:

    Teşekkür ederim squıdward… Diyelim ki hepsi aynı anda yok olmadı…Evren varlığını sürdürüyor fakat dünya ve insan soyu ortadan kalktı… Kainat bir kitap demiştim, her anımız da o kainattaki bir sayfa… Bizler de kudret kalemi ile yazılmış, çizilmiş birer resimiz.. Canlı, duygulu, gören, işiten, birer resimiz… Şuanda kitabın içinde yer aldığımız için ALLAH da bulunduğumuz yere kendini çizmedikten sonra, kendini bize göstermedikten sonra, kitabın içinde O’nu göremiyoruz… Bizim göremiyor olmamız elbette görünemiyeceği anlamına gelmez… Resmini çizerse gösterirse bize Cemalini görebiliriz… Neyse diyelim ki ilerleyen sayfalarda ALLAH, insanları, kitabın kainattaki tek okuyucusu olabilecek olan insanları kitaptan çıkardı ama kitap yazılmaya devam ediyor… Kitaptan çıkardı ama yok etmedi… İnsan kitabın dışındayken de bu kitabın okuyucusu olmaya devam edebilir… Ya da insana bak sen böyle bir kainattaydın diye seyrettilebilir… Herşey zaten kayıt altında, önce kayıtlarımızın olduğu sayfanın geçmiş sayfaları sonra da şimdiki sayfaları arasında gezinilebilir… Bu kitabın dışına çıkıp okuma işlemi yaptıklarımızı ve yapmadıklarımızı görme fırsatı verir… Yaptıklarımızı kitabın içindeyken de görebiliriz belki ama sayfanın bütününe baktığımızda yapamadıklarımızı görmemiz de mümkün hale gelir… Kİtabın içindeyken şuanki hayatımızda milyarlarca galaksi ve milyarlarca galaksideki milyarlarca yıldızın varlığı başta ALLAH’ın kudreti olmak üzere birçok ismini göstermektedir. Görevi ALLAH’ı tanımak olan insanın, bu görevi ahirette de devam edecektir, ki zaten bunu yapmanın verdiği hazzı, hiçbirşey vermemektedir… Bu şekilde düşünüldüğünde kişi ahirette de yazılmaya devam edilen bu kitabı, kitapta tecelli eden isim ve sıfatları okumaya devam edecek olabilir..Bir de tabi bu düşüncelerin arasına zamanın izafiyeti de konulmalı… Kitabın dışına çıkarıldığımızda, kitabın diğer sayfaları yazılmış zaten bitirilmiş olacak olabilir…Son sayfalarda insanların yer almaması birşey değiştirmez, dışarıdan yine okumaya devam ederken bizim için işleyen farklı bir zaman olacak…Tıpkı elimize aldığımız herhangi bir romanda işleyen mekanın ve zamanın dışında olduğumuz gibi…

    Bu soruyu sorduğun için tekrar teşekkür ediyorum, çünkü bu konuda ALLAH’ın ne dediğini bilmediğimi farkettim, sayende bunu araştırıcam.. Ama her iki ihtimal de kainatın insan için yaratıldığı fikrinden uzaklaştırmıyor beni…

    Fuatoglnin hisleri ve düşüncelerinin anlaşılır bir yanı var… ALLAH’ı tüm isim ve sıfatları ile tanımazsak yani sonsuz merhametinden haberdar olmadan sadece Kahredici ismi anlatılırsa bize, ALLAH’tan uzaklaşmak bir nebze de olsa anlaşılır hale geliyor… Size ufak bir önerim olacak Risale-i Nur dan 10. sözü okursanız eğer, cennetin neden var olduğunu, cehennemin niçin lüzumlu olduğunu anlamanız kolaylaşır, eğer isterseniz ben de anlatmaya çalışabilrim ama ordan okumanız ve birlikte üzerinde konuşmamız daha iyi olur diye düşünüyorum, tabi siz bilirsiniz… Okumadan araştrımadan bilmeden hüküm vermeniz yanlış olur diye düşünüyorum nacizane…

  28. kudret diyor ki:

    Fuatogl Bey,

    Yukarida verdigim linkte ve yorumlar bolumunde bakarsaniz,
    orada once Selim ve daha sonra Logicist, Sorgucu, Bekir vs. kisilerle devam eden cesitli ilginc tartismalar da var,
    bunlarin bir kismi o “anayaziyi” da cesitli yonlerden elestiren nitelikte zaten,
    belki bunlarin icinde sizin aradiginiz turden kritik sorular veya cevaplar bulabilirsiniz.

  29. Bigalıoğlu diyor ki:

    “Kafamın almadığı nokta şu; temelinde tamamen entellektüel, fikri, felsefi olan bir meseleye ilişkin alınan bir tavrın, sergilenen bir duruşun, şu yada bu oranda bilişsel bir süreç sonucunda varılan kişisel bir sonucun bir cezaya konu olması bence (bencesi filan yok aslında) tam anlamıyla despotik bir durumdur, entellektüel terördür. Ve benim ölçülerime göre gayri ahlaki bir durumdur. Bunun herhangi bir şekilde “yücelikle”, üstün bir bilinçle bağdaştırmam mümkün değil gerçekten. Sadece bu nokta benim inanmama durumum için yetiyor, gerisine hiç gerek yok, evrim mevrim filan vız gelir bunun yanında, çok samimiyim.”

    hocam bayağı kasıldım,anlayabilmek için yazdıklarınızı.anlayabildiğim kadarıyla şunu söyleyebilirim.

    ben de despotik bir yaklaşımın olamayacağına ilişkin şöyle sorular sormuştum kendi kendime.

    3000 yıl önce güney amerika’da volkan tanrısına inanan yerlinin,2000 yıl önce gök tanrısına inanan kızılderilinin,1000 yıl önce doğa tanrısına inanan japonun durumu ne olacak?bunlar cehennemlik mi?işte bu noktada Kuran’ın kısmen bölgesel bir uyarı kitabı olduğu düşüncesi doğdu içimde.O yüzden Kuran’ın kısmi evrensel diye tanımlıyorum.

    Tanrı ve insan ilişkisi,aslında sizin çocunuzla olan ilşkinize çok benziyor.Çocuğunuzu atamazsınız,satamazsınız,o sizin bir parçanızdır.İnsan’da Tanrı’nın bir parçası.insanın sahip olduğu meziyetler Tanrı’ya ait.Çocuğunuzun sizi utandırmanızı istermisiniz?yada istemediğiniz davranışlar yaptığında onu uyarmazmısınız?hatta sizin hiç tasvip etmediğiniz davranışlar yaptıgında onu doğruyu anlayabilmeniz için küçükte olsa cezalandırmazmısınız?

    insanın kendi içinde oluşturduğu hukuk düzeninde bile istenmeyen davranışların cezası varken,Allah niye cezalandırıcı olmasın?

    ben böyle düşünüyorum.doğru düzgün davranışlar sergileyen bir insanı Tanrı’nın cezalandırıcağına inanmıyorum.mesela Tanıdığım bir ateist var ve dost canlısı,yardımsever,çevresindekilere yardımcı olmaya çalışan,dürüst bir insan.şimdi böyle bir insan varsa ve bu insan sırf Tanrı’ya inancı olmadığı için cehennemde yanacaksa daha diyecek bir şey yoktur.Ya da aynı şeyi budist bir insan içinde düşünebiliriz.

    Burada benim Tanrı için aldığım referans,insanın insan gibi yaşaması.Tanrı,yarattığı insanın kendini utandırmasını,diğer insanlara zarar vermesini istemiyor.inananlar içinde,yanlış inançlarını ve sapkın yolllara düşmüş olanlara doğruyu göstermek için uyarıcılar gönderiyor.Tanrı,özgür iradeye direk müdahale etmek istemiyor.dolaylı yollar kullanıyor.

    umarım,anlatabilmişimdir.

  30. Da Vinci diyor ki:

    @Bigalıoğlu

    Bigalıoğlu: Aşağıdaki maddelerde kainatın nasıl BİLİNÇLİ bir tasarlayıcı (ALLAH) tarafından tasarlanıp meydana getirildiğine dair bilimsel verilerden bazı örnekler bulunmaktadır;

    Evrenin ve Dünya’mızın içindeki oluşumların, yaşamı mümkün kılacak şekilde düzenlendiğini göstermektedir. Tüm bu düzenlemelerin tesadüfen, bilinçsizce, rastgele oluştuğunu söylemek mantıklı değildir. Evrenin bilinçli bir şekilde düzenlendiğini inkar etmenin kökeni mantıksal değil, daha ziyade psikolojiktir. Astronomi, fizik, kimya gibi bilimlerin verileri; evrenin çok kritik değerler gözetilerek, yaşama tam uygun olarak hazırlandığını ortaya koymaktadır.

    Anlaşılan çoklu evren modelinin ince ayar problemini nasıl çözdüğünü Uluğ’un anladığı gibi anlayamamışsın. Biraz daha uğraş istersen.

    Orada sıralanan 40 maddenin hiçbiri evrenin, canlıların yaşamasını mümkün kılacak şekilde, üstün bir varlık tarafından bilinçli olarak tasarlandığını göstermez. Ayrıca sunulan 40 madde içinde o kadar komik, absürt ve zırva olanlar var ki onlara hiç girmeyelim. Bunlara ancak konu hakkında doğru düzgün temel altyapısı olmayan ve bunları araştıramayıp söylenenleri sorgusuz sualsiz kabul eden tipler inanır.

    Senin göstermen gereken şey neden bir tasarımcı veya yaratıcının çoklu evren modeline göre daha üstün ve makul bir açıklama olduğunu göstermek. Bunu yapabilir misin? Uluğ’un da dediği gibi çoklu evren, ince ayar problemini çözüyor. Tasarımcının, çoklu evren modeline göre daha makul, olabilir bir açıklama olduğunu gösterebilir misin?

  31. squidward diyor ki:

    Sayın Da Vinci, Sayın Uluğ,
    Evrendeki ince ayar konusundaki tek mantıklı yanıtın çoklu evren olduğu şeklindeki görüşe katılmıyorum. Yazıda göstermeye çalıştığım şekilde, evrenimizin tek olduğunu düşündüğümüzde de, bilinçli oluşturulmuş ince ayar olmadığını, sadece çeşitli kuvvetlerin dengeye ulaşması ile varolan bir evrende, canlılığın ortama uyum sonucunda gelişmiş olduğunu en güçlü olasılık olarak görüyorum. Evrenimizin varolma olasılığının muhtemel diğer evrenlerden hiçbir farkı yoktur, buna karşı Uluğ ve benzer görüştekilerin getirdiği itiraz, evrenimizin canlılık ve bilinç barındırması nedeniyle tüm diğer evrenlere üstün sayılması gerektiği şeklinde, insan merkezli yanılgıdan ibarettir. Bu görüşü ispatlamak için ise istatistiksel kavramlara değil, tasarım kanıtına başvurmaktalar. Fakat hepimizin bildiği gibi tasarım kanıtı sorunludur. Da Vinci’nin tablosu ya da çöldeki saat benzetmesi hiç bir şeyi kanıtlamaz. Bu konuda şu yanıtları kayda geçirmek isterim: 1- Tablodaki şekiller ve bunları oluşturan boyalar oluşmuş, bitmiş, son şeklini almış nesnelerdir. Çevre ile etkileşimleri sadece eskimek ve yıpranmak şeklinde yüksek entropi yönünde olur. Halbuki canlılar çevre ile dinamik bir etkileşim içindedir, sürekli olarak değişir ve ortama uyum sağlarlar. Ürettikleri ya da çevreden aldıkları enerji ile düşük entropiyi sağlayabilirler. Bu yönleriyle tablodaki resimler ile canlılar birbirine benzemez. 2- Hepimiz resim yapan ressamları görmüşüzdür, resmin yapılma süreci maddi bir olaydır, kullanılan aletler ve ressamın harcadığı enerji söz konusudur. Hiç bir ressam tek bir “Ol” emriyle bir resmi yapamaz. Halbuki evrenin ve canlıların olşumunu hiçbirimiz görmemişizdir, bu konuda hiç bir deney yoktur. İddia edilen olay evrenin hiç bir ek maddesel güç gerekmeden, tek bir “Ol” emriyle yaratılmasıdır. Bu şekliyle evrenin ve canlılığın oluşumunun resim yapma sürecine benzer yanı yoktur. 3- Resim yapan ressamın bilinçli olduğunu biliyoruz, “evren de bir resme benzediğine göre bilinçli bir varlık tarafından yaratılmış olmalıdır” denmektedir. Resim yapan ressamın bilinci beyin ile birlikte varolan bir bilinçtir, beyin hasarı gelişmiş hastaların resim yapma yetenekleri zayıflamakta ve kaybolmaktadır, yani bu bilinç maddesel bir temel (beyin) gerektirmektedir. Halbuki evreni yarattığı varsayılan bilincin hiç bir maddi unsuru olamdığı söylenmektedir, bu şekilde maddi unsuru olmayan bir bilince ilişkin hiç bir deneysel kanıt yoktur, sözgelimi hiç kimse bir ruh ya da hayalet görmemiştir (bazı insanlar gördüğünü iddia etse de ispat edilememiştir). Bu şekliyle de resmi yapan bilinç ile evreni yarattığı varsayılan bilinç arasında benzerlik yoktur. Evreni beyne benzer bir organı olan dış evrenlerden bir canlının yarattığı söyleseydi, bilimsel açıdan daha kabul edilebilir bir görüş olurdu. Görüldüğü gibi resim ya da saat benzetmesi bu konuda hiç bir işe yaramaz. Çoklu evrenler ise önemli bir olasılık olmakla birlikte, kanımca gerekli değildir.
    Saygılarımla.

  32. Da Vinci diyor ki:

    @squidward

    Tek mantıklı çözümün çoklu evren olduğunu söylemedim. Çoklu evrenin en makul, güçlü ve olabilir çözüm olduğunu savunuyorum ben. Eğer sadece bir evren varsa tasarım argümanı sizin sunduğunuz çözüme göre daha makul ve olabilirdir diye düşünüyorum.

    squidward: Evrenimizin varolma olasılığının muhtemel diğer evrenlerden hiçbir farkı yoktur, buna karşı Uluğ ve benzer görüştekilerin getirdiği itiraz, evrenimizin canlılık ve bilinç barındırması nedeniyle tüm diğer evrenlere üstün sayılması gerektiği şeklinde, insan merkezli yanılgıdan ibarettir.

    Muhtemel evrenler içinden şu veya bu şekilde yaşam ve bilincin oluşumuna olanak sağlayacak özelliklere sahip olacakların oranı nedir? Bu tip bir olasılığa dair elimizde sağlam veri var mı? Örneğin, olası tüm evrenlerin %0.00000001’inde yaşam ve bilincin oluşumu mümkünse ve sadece tek bir evren var olmuşsa bu evrenin bu özellikliğe sahip olmasının açıklanmasında tasarım, tesadüfe göre daha makul bir açıklama olarak görülebilir. Ama aslında durumun böyle olup olmadığı da pek net değil. Herşeyin teorisi gibi birşey henüz oluşturulamadığı için evrenin hangi parametrelere göre işlediğini de net olarak bilemiyoruz. Belki de bağımsız parametreler olarak gözüken şeyler birbirine bağlı ve tek bir (veya birkaç) bağımsız parametre diğerlerini belirleyebiliyordur. Böyle bir durumda gerekli hesaplamalar sonunda belki de oluşması muhtemel evrenlerin çoğunun yaşamın oluşumuna el verişli özelliklere sahip olduğu bile bulunabilir. Ama mevcut bilgimizle bu tip bir sonuca varmak henüz mümkün değil gibi gözüküyor.

    Bu arada Victor Stenger’ın kitabında bu konuyla alakalı bir bölüm var. Eğer zaman bulabilirsem çevirmeye çalışacağım.

  33. Da Vinci diyor ki:

    Son mesajımda ufak bir düzeltme yapayım. Olabilirlik ile makullüğü yanlışlıkla aynı gibi kullanmışım. Halbuki bunlar farklı şeyler. Olabilirliği yüksek olup makullüğü düşük olabilir. Örneğin Elliot Sober bunu şöyle bir örnekle açıklıyor. Tava arasından sesler gelmesi, gremlinlerin orada top oynadığı hipotezine yüksek bir olabilirlik verir ama çok azımız bu seslerin sunulan hipotezi doğruladığını düşünür.

    Hipotezin olasılığını yani ne kadar makul olduğunu bulmak için olabilirliği ile hipotezin önsel (a priori) olasılığı çarpmamız gerekir ki yukardaki örnek için bu önsel olasılık gremlinlerin ilgili gözlemden bağımsız olarak var olması olasılığıdır.

    Tasarım argümanı için ise önsel olasılık ince ayarla ilgili gözlemlerden bağımsız olarak tasarımcının var olması olasılığıdır. Olabilirliğin bu önsel olasılıklarla çarpılması ile doğru bir sonuca varılabilir.

    Peki bunlar nerden çıktı? Elbette Bayes teoreminden.

  34. Amatör filozof diyor ki:

    Da Vinci,
    Bayes teoremini daha önce biraz inceledim, ancak çok iyi anladığımı söyleyemeyeceğim. Şayet zamanınız varsa, kısaca özetlerseniz sevinirim.
    Ek bir not: Stenger’ in hesaplamalarında çoklu evrenle ilgili olasılıkları tartışmakla birlikte, ana yorumunda tek evreni esas aldığını sanıyorum.
    Saygılarımla,
    Amatör filozof/Squidward

  35. Da Vinci diyor ki:

    @Amatör filozof

    Linkini verdiğim vikipedi sayfasında güzel anlatılmış aslında. Oradan ufak düzeltmelerle aktarıyorum:

    Bayes teoreminin ifade edilişi

    Bayes teoremi bir stokastik süreç sırasında ortaya çıkan bir rastgele olay A ile bir diğer rastgele olay B (eğer B için kaybolmamış olasılık varsa) için koşullu olasılıkları ve marjinal olasılıkları arasındaki ilişkidir, yani

    P(A|B) = P(B|A) * P(A)/P(B)

    Bayes teoremi formülü içinde bulunan her bir terime özel isimler verilmektedir:

    P(A) terimine A için önsel olasılık veya marjinal olasılık adı verilir. Bu önseldir, çünkü B olayı hakkında önceden herhangi bir bilgiyi içermemektedir.
    P(A|B) terimi verilmiş B için A’nın koşullu olasılığı adını alır.
    P(B|A) terimi verilmiş A için B’nin koşullu olasılığı adını taşır.
    P(B) terimi B olayı için ‘önsel’ olasılıktır veya B’nin marjinal olasılığıdır ve matematiksel rolü normalize eden bir sabittir.

    Bu şekildeki Bayes teoremini, fazla matematiksel olmadan, sezgiye dayanarak şöyle açıklayabiliriz: Bayes teoremi eğer B gözlemlenmis ise, A gözlemi hakkındaki inançların ne şekilde güncelleştirilebileceğini ortaya çıkartır.

    Yine Bayes teoremine göre B olayı verildiğinde A’nın olabilirliğine L(A|B) dersek,

    P(A|B) = L(A|B) * P(A)

    olur ki burada P(A) değeri yukarda da ifade edildiği gibi B olayından bağımsız olarak A’nın olasılığıdır. Yani B verildiğinde A’nın olabilirliği yüksek olsa da A’nın olasılığı, olabilirliğin P(A) ile çarpılması nedeniyle düşük olabilir.

  36. Uluğ diyor ki:

    Da Vinci: Senin göstermen gereken şey neden bir tasarımcı veya yaratıcının çoklu evren modeline göre daha üstün ve makul bir açıklama olduğunu göstermek. Bunu yapabilir misin?

    Çoklu evren modelinin doğru olduğunu varsaysak bile bu model(ler) bir başlangıçtan kurtulamaz. Bu yüzden böyle bir modelin önerdiği çoklu evren kavramı zorunlu varlık olamaz. Yani böyle bir modelin önerdiği fiziksel varlık bir başka varlığa muhtaçtır. Öte yandan Tanrı, varlığı başkasına ihtiyaç duymayan zorunlu varlıktır. Varlık problemi, bu özellikteki bir varlığın varlığını zorunlu kılmaktadır.

    Uluğ: Çoklu evren başlangıç probleminden kurtulamasa da ince ayarı çözer.

    Burda bir düzeltme yapmak istiyorum. Çoklu evren modeli içinde bulunduğumuz evrenle ilgili ince ayarı açıklasa bile çoklu evren modelinin bizzat kendisi başka bir problem olabilir. Çoklu evren üretecinin kendisi de ince ayara ihtiyaç duyabilir. Böyle olası bir çoklu evren üretecin niye var olduğunu ve niye tam da öyle olduğu sorularını cevaplamamız gerekir.

    Makale arşivindeki (http://www.bilimfelsefedin.org/blog/wp-content/uploads/God,_Design,_and_Fine-Tuning_-_Robin_Collins.pdf. sayfa 18-20) Robin Collins’in makalesinde belirtilen hususlara bakılabilir.

    Da Vinci: Örneğin Elliot Sober bunu şöyle bir örnekle açıklıyor. Tavan arasından sesler gelmesi, gremlinlerin orada top oynadığı hipotezine yüksek bir olabilirlik verir ama çok azımız bu seslerin sunulan hipotezi doğruladığını düşünür.

    Eğer çatı katından gelen canlı bir orkesta sesi duyuyorsak yapabileceğimiz tek çıkarım çatı katında bir orkestra olduğudur. Sadece bu seslerden bunun bremen mızıkacıları mı yoksa başka bir orkestra mı olduğunu elbette bilemeyiz.

    Eğer evrenimizin, varlığımızın bir tasarlayıcısı olduğunu keşfetmişsek vardığımız sonuç bir tasarlayıcının, yaratıcının var olduğudur. Bu tasarlayıcıya/yaratıcıya “Tanrı”, “Allah”, “Makarna Canavarı” gibi isimler vermek varılan sonucu değiştirmez.

    ————————————–

    Çoklu evrenlerin bir başlangıca sahip olması gerektiğiyle ilgili daha önce yazdıklarımdan bir derleme yaptım:

    Olma ihtimali sıfırdan büyük olan her hadise ezelden beri var olan bir evrende muhakkak gerçekleşir.

    Olasılığı 1/n olan(sıfırdan büyük) bir olayın m denemede en az bir kez gerceklesme olasılığı 1-(1-1/n)^m’dir. Bu olasılık m sonsuza giderken 1 olur. Ezelden beri var olan bir evrende bütün olaylar gerçekleşir.

    Bir evren sonsuzdan beri varsa o evrende gerçekleşecek hiçbir hadise kalmamıştır. Her şey bir şekilde gerçekleşmiştir ve evren atıl bir duruma (iş yapamaz bir duruma) ulaşmış olmalıdır. Atıl duruma ulaşmış bu evren hiçbir şekilde 15 milyar yıl önce şu an içinde olduğumuz gibi bir evrene sebebiyet vermiş olamaz, çünkü bütün her şey çoktan olmuş olmalıydı. Kısacası fiziksel bir evren ezeli olamaz. Burdaki evren ifadesi ile şu an yaşadığımız evreni kastetmediğimi tekrar edeyim. Bizim evrenimiz için geçerli olduğu gibi, herhangi bir evren (faal uzay-zaman) için de geçerlidir.

    Genel-geçer bir mantığa dayanarak yaptığımız çıkarım neticesinde herhangi bir evrenin ezeli olamayacağını izah ettim. Şimdi bu mantığı sonsuz evrenler üzerinde yürütelim. Vacuum Fluctuation Model olarak bilinen sonsuz evren modelinde bizim evrenimiz önceki bir evrende oluşan bir boşluk dalgalanması neticesinde oluşmuştur. Bu spekülatif öneriye göre, sözkonusu önceki evrende bizim evrenimiz gibi bir çok evren oluşmuştur. Yine bu önceki evrenin ezeli olduğu varsayılmaktadır. Şimdi böyle sürekli kuantum dalgalanmaların olduğu düşünülen bir evrenin sonsuzdan beri var olup olamayacağına bakalım:

    Uzayın herhangi bir noktasında, sonlu bir zaman diliminde, bir kuantum dalgalanmanın sıfırdan büyük bir gerçekleşme ihtimali vardır. Sonsuz bir zamanda, önceki evrenin her noktasında muhakkak bir evren hayat bulmalıdır(bu ihtimal gerçekleşmiş olmalıdır). Bu önceki evren sonsuz zamanla birlikte sonsuz büyüklükte olsa bile durum böyledir(paralel olaylar). Bu evrenler genişlerken birbirleriyle çarpışırlar ve birbirlerinin içine girerler. Çok önemli bir nokta daha var. Sonsuz zaman içinde bu evrenlerin her biri çoktan oluşmuş olmalıdır ve 15 milyar yıl önce bizimki gibi bir evrenin oluşması sözkonusu bile olamaz. Yani, mantar gibi patlayan sonsuz sayıdaki evrenlerle bir başlangıçtan kurtulamayız.

    Bu modelle ilgili bir alıntı:

    Vacuum Fluctuation Models

    Vacuum Fluctuation Models did not outlive the decade of the 1980s. Not only were there theoretical problems with the production mechanisms of matter, but these models faced a deep internal incoherence.{31} According to such models, it is impossible to specify precisely when and where a fluctuation will occur in the primordial vacuum which will then grow into a universe. Within any finite interval of time there is a positive probability of such a fluctuation occurring at any point in space. Thus, given infinite past time, universes will eventually be spawned at every point in the primordial vacuum, and, as they expand, they will begin to collide and coalesce with one another. Thus, given infinite past time, we should by now be observing an infinitely old universe, not a relatively young one. About the only way to avert the problem would be to postulate an expansion of the primordial vacuum itself; but then we are right back to the absolute origin implied by the Standard Model. According to Isham this problem proved to be “fairly lethal” to Vacuum Fluctuation Models; hence, these models were “jettisoned twenty years ago” and “nothing much” has been done with them since.{32}

    Notes:
    {31}See Isham, “Creation of the Universe,” pp. 385-87.
    {32}Christopher Isham, “Space, Time, and Quantum Cosmology,” paper presented at the conference “God, Time, and Modern Physics,” March 1990; Christopher Isham, “Quantum Cosmology and the Origin of the Universe,” lecture presented at the conference “Cosmos and Creation,” Cambridge University, 14 July 1994.
    Alıntı adresi: http://www.leaderu.com/offices/billcraig/docs/ultimatequestion.html

    Chaotic Inflationary Model için yine aynı yere bakılabilir: ultimatequestion

  37. Da Vinci diyor ki:

    Da Vinci: Senin göstermen gereken şey neden bir tasarımcı veya yaratıcının çoklu evren modeline göre daha üstün ve makul bir açıklama olduğunu göstermek. Bunu yapabilir misin?

    Uluğ: Çoklu evren modelinin doğru olduğunu varsaysak bile bu model(ler) bir başlangıçtan kurtulamaz. Bu yüzden böyle bir modelin önerdiği çoklu evren kavramı zorunlu varlık olamaz. Yani böyle bir modelin önerdiği fiziksel varlık bir başka varlığa muhtaçtır. Öte yandan Tanrı, varlığı başkasına ihtiyaç duymayan zorunlu varlıktır. Varlık problemi, bu özellikteki bir varlığın varlığını zorunlu kılmaktadır.

    Madde ve enerjinin toplamını varlık olarak adlandırdığımızda varlık ezelidir. Mutlak yokluktan madde veya enerji yani varlık ortaya çıkmayacağına göre ve bunlar bugün var olduğuna göre varlığın olmadığı yani mutlak yokluğun olduğu herhangi bir an yoktur. Bunu daha önce de defalarca açıklamaya çalışmıştım zaten. Varlık ezeli ve ebedidir. Yoktan edilemeyeceği gibi yok da edilemez. Şu veya bu şekilde her zaman için vardı ve gelecekte de var olacaktır. Kısacası varlığın başlangıcı için mutlak bir başlangıç zaten yoktur. Bu nedenle çoklu evren medelinin de başlangıçtan kurtulmak gibi bir derdi yoktur.

    Uluğ: Çoklu evren başlangıç probleminden kurtulamasa da ince ayarı çözer.

    Uluğ: Burda bir düzeltme yapmak istiyorum. Çoklu evren modeli içinde bulunduğumuz evrenle ilgili ince ayarı açıklasa bile çoklu evren modelinin bizzat kendisi başka bir problem olabilir. Çoklu evren üretecinin kendisi de ince ayara ihtiyaç duyabilir. Böyle olası bir çoklu evren üretecin niye var olduğunu ve niye tam da öyle olduğu sorularını cevaplamamız gerekir.

    Makale arşivindeki (http://www.bilimfelsefedin.org/blog/wp-content/uploads/God,_Design,_and_Fine-Tuning_-_Robin_Collins.pdf. sayfa 18-20) Robin Collins’in makalesinde belirtilen hususlara bakılabilir.

    Robin Collins’in makalesini daha önce de okumuştum, bu vesileyle tekrardan gözden geçirme fırsatı buldum. Çoklu evren üreteci gibi gerçek bir cihaz varmış gibi ele alıyor olayı. Bu cihazın belli özellikleri olması gerektiğini ve biri bile olmazsa üretecin yaşam için uygun evrenler üretemeyeceğini söylüyor. Behe’nin indirgenemez karmaşıklık kavramına da başvurarak bu üretecin indirnemez karmaşıklıkta olduğunu iddia ediyor. Böylece çoklu evren üretecinin de ince ayarlanmış, tasarlanmış olması gerektiğini savunuyor. Bu mekanizmalardan biri Einstein’ın genel göreliliği bir diğeri yine Einstein’ın kütle enerji eşdeğerliğini gösteren E=mc² formülü. Bunlar zaten geçerli şeyler değil mi? Bunları bulunması zor şeylermiş gibi düşünüp olayı dramatize etmeyi pek doğru bulmuyorum. Ayrıca doğa kanunlarının zarefetinden, güzelliğinden, birbirleri ile uyumlarından falan bahsedip bunların bir tasarımın işaretleriymiş gibi sunulmasını da biraz komik bulduğumu belirtmek zorundayım.

    Bu arada bu konuda bir kitap tavsiyesinde bulunayım. Pual Davies’in The Goldilocks Enigma: Why Is the Universe Just Right for Life? adlı kitabı. Tek kelimeyle muhteşem bir kitap. Okumanızı şiddetle tavsiye ederim. Tam da bu içnce ayar, çoklu evrenler ve akıllı tasarımla ilgili bölümlerdeyim. Kitap http://www.pandora.com.tr‘de var. Öyle Amazon’dan falan almaya da gerek yok. Bu konulara merakı olan herkesin okuması gereken bir kitap olduğunu düşünüyorum.

    Da Vinci: Örneğin Elliot Sober bunu şöyle bir örnekle açıklıyor. Tavan arasından sesler gelmesi, gremlinlerin orada top oynadığı hipotezine yüksek bir olabilirlik verir ama çok azımız bu seslerin sunulan hipotezi doğruladığını düşünür.

    Uluğ: Eğer çatı katından gelen canlı bir orkesta sesi duyuyorsak yapabileceğimiz tek çıkarım çatı katında bir orkestra olduğudur. Sadece bu seslerden bunun bremen mızıkacıları mı yoksa başka bir orkestra mı olduğunu elbette bilemeyiz.

    Alâkaya maydonoz doğramak bu olsa gerek. Benim alatmaya çalıştığım şey olabilirliğin yüksek olması demek sonsal olasılığın veya makullüğün yüksek olacağı anlamına gelmeyeceğiydi.

  38. Uluğ diyor ki:

    Da Vinci: Madde ve enerjinin toplamını varlık olarak adlandırdığımızda varlık ezelidir. Mutlak yokluktan madde veya enerji yani varlık ortaya çıkmayacağına göre ve bunlar bugün var olduğuna göre varlığın olmadığı yani mutlak yokluğun olduğu herhangi bir an yoktur. Bunu daha önce de defalarca açıklamaya çalışmıştım zaten. Varlık ezeli ve ebedidir. Yoktan edilemeyeceği gibi yok da edilemez. Şu veya bu şekilde her zaman için vardı ve gelecekte de var olacaktır. Kısacası varlığın başlangıcı için mutlak bir başlangıç zaten yoktur. Bu nedenle çoklu evren medelinin de başlangıçtan kurtulmak gibi bir derdi yoktur.

    Böyle diyen birisine de bir şey anlatmaya gerek yok zaten. Tanrı diye bir şey olmadığı için varlığımızın yegane açıklaması varlığın ezelden beri var olmasıdır şeklinde ilgisiz, duygusal ve çocukça ifadeler. Olaya bu kadar da ciddiyetsiz yaklaşılmaz ki. Ben de seni daha/oldukça makul birisi sanırdım Da Vinci. Bu kısmı senin sevdiğin tarz ile sonlandırayım Da Vinci:

    Şu yazdıkların seni ciddiye almamam için yeterli.

    Da Vinci: Alâkaya maydonoz doğramak bu olsa gerek. Benim alatmaya çalıştığım şey olabilirliğin yüksek olması demek sonsal olasılığın veya makullüğün yüksek olacağı anlamına gelmeyeceğiydi.

    Açıklamaya çalıştığın şeyin bizim durumumuzda pek bir önemi olmadığını izah ettim ben de:-) Demek alakaya maydanoz ha? Bu ne ciddiyetsizlik böyle?

    Uluğ: Çoklu evren başlangıç probleminden kurtulamasa da ince ayarı çözer.

    Temel olarak bu yazdığım cümlenin ne demek olduğunu ve olmadığını anlatmaya çalışmıştım. Burdaki maksadım sözkonusu generator’ın fine-tuned olup olmadığını tartışmak değildi. Böyle de bir durum var, bilinmelidir demek istedim. Cümlem yanlış analaşılabilirdi.

    Da Vinci: Çoklu evren üreteci gibi gerçek bir cihaz varmış gibi ele alıyor olayı. Bu cihazın belli özellikleri olması gerektiğini ve biri bile olmazsa üretecin yaşam için uygun evrenler üretemeyeceğini söylüyor. Behe’nin indirgenemez karmaşıklık kavramına da başvurarak bu üretecin indirnemez karmaşıklıkta olduğunu iddia ediyor. Böylece çoklu evren üretecinin de ince ayarlanmış, tasarlanmış olması gerektiğini savunuyor. Bu mekanizmalardan biri Einstein’ın genel göreliliği bir diğeri yine Einstein’ın kütle enerji eşdeğerliğini gösteren E=mc² formülü. Bunlar zaten geçerli şeyler değil mi?…

    Collins, çoklu evren üreteci olarak neyi kastettiğini açıklıyor. Çoklu evrenin üretiminde rol alan bütün fiziksel özelliklerin(mekanizmaların) oluşturduğu toplam mekanizmaya böyle bir isim veriyor. Bu şekilde isim vermekte hiç bir problem görmüyorum.

    Pek çok fiziksel mekanizmanın birarada olmak zorunda olması elbette indirgenemez komplekslikte bir yapıdır. Burdaki fine tuning düzeyi seni tatmin etmiyorsa bu da senin sorunun Da Vinci. Oturup ateist ikna etmeye çalışacak değilim. Benim için çoklu evren diye bir problem zaten yok. Çünkü, ezeli olamayan bir model. Bunları daha önce kurduğum cümlenin(Çoklu evren başlangıç probleminden kurtulamasa da ince ayarı çözer) başka yönlerini göstermek için yazdığımı belirtmiştim.

    Madem andık; buraya da yazalım. Collins’e göre sözkonusu üretecin sahip olması gereken özellikler şunlar:

    i) A mechanism to supply the energy needed for the bubble universes: This mechanism is
    the hypothesized inflaton field. By imparting a constant energy density to empty space, as
    space expands the inflaton field can act “as a reservoir of unlimited energy” for the
    bubbles (Peacock, 1999, p. 26).
    ii) A mechanism to form the bubbles: This mechanism is Einstein’s equation of general
    relativity. Because of its peculiar form, Einstein’s equation dictates that space expand at
    an enormous rate in the presence of a field, such as the inflaton field, that imparts a
    constant (and homogenous) energy density to empty space. This causes both the bubble
    universes to form and the rapid expansion of the pre-space (the “ocean”) which keeps the
    bubbles from colliding.
    iii) A mechanism to convert the energy of the inflaton field to the normal mass-energy we
    find in our universe. This mechanism is Einstein’s relation of the equivalence of mass and
    energy (i.e., E = mc2 ) combined with an hypothesized coupling between the inflaton field
    and normal mass-energy fields we find in our universe.
    iv) A mechanism that allows enough variation in the constants of physics among
    universes: The most physically viable candidate for this mechanism is superstring theory.
    As explained above, superstring theory might allow enough variation in the variations in
    the constants of physics among bubble universes to make it reasonably likely that a finetuned
    universe would be produced. The other leading alternatives to string theory being
    explored by physicists, such as the currently proposed models for Grand Unified Field
    Theories (GUTS), do not appear to allow for enough variation.



    Neden böyle denklemler olduğunu ya da neden bu denklemlerin geçerli olduğu fiziksel bir evren(varlık) olduğunu açıklamaktan aciz ateistlerin neyi nasıl komik bulduğu da açıkcası beni hiç ilgilendirmiyor.

  39. Da Vinci diyor ki:

    Da Vinci: Madde ve enerjinin toplamını varlık olarak adlandırdığımızda varlık ezelidir. Mutlak yokluktan madde veya enerji yani varlık ortaya çıkmayacağına göre ve bunlar bugün var olduğuna göre varlığın olmadığı yani mutlak yokluğun olduğu herhangi bir an yoktur. Bunu daha önce de defalarca açıklamaya çalışmıştım zaten. Varlık ezeli ve ebedidir. Yoktan edilemeyeceği gibi yok da edilemez. Şu veya bu şekilde her zaman için vardı ve gelecekte de var olacaktır. Kısacası varlığın başlangıcı için mutlak bir başlangıç zaten yoktur. Bu nedenle çoklu evren medelinin de başlangıçtan kurtulmak gibi bir derdi yoktur.

    Uluğ: Böyle diyen birisine de bir şey anlatmaya gerek yok zaten. Tanrı diye bir şey olmadığı için varlığımızın yegane açıklaması varlığın ezelden beri var olmasıdır şeklinde ilgisiz, duygusal ve çocukça ifadeler. Olaya bu kadar da ciddiyetsiz yaklaşılmaz ki. Ben de seni daha/oldukça makul birisi sanırdım Da Vinci.

    Olaya olabildiğince ciddi yaklaşıyorum ama sende aynı ciddiyeti gördüğümü düşünmüyorum. Benimle dalga geçtiğini bile düşünmeye başlayacağım yakında. Söylediklerim çok mu garip şeyler? Mutlak hiçlikten enerji ve madde yaratılabilir mi? Bu sorunun cevabını bekliyorum senden ilk olarak. Daha sonra bugünden geriye doğru gidelim. Bugün net madde ve enerji var mı? Geçmişe doğru gittiğimizde madde-enerji toplamının miktar olarak değişme ihtimali var mı? Yani 10 milyar yıl önce farklı miktarda madde-enerji toplamı olması mümkün mü? Ciddiyeti elden bırakmadığını varsayarak cevabının “hayır” olduğunu farzediyorum. Yani 10 milyar yıl önce de aynı miktarda madde-enerji toplamı vardı cevabını verdiğini varsayıyorum. Peki big bang’den önce nasıl oluyor da bu değer farklı olabiliyor ve big bang’i bir yaratılış anı olarak değerlendirebiliyorsun? Hangi bilimsel verilere dayanarak big bang’den önceki madde-enerji toplamının bugünkünden farklı olduğunu savunabiliyorsun? Söylediklerime ve sorduklarıma dikkat et. Kesinlikle “nasıl olsa tanrı yok o zaman madde ezeli olmak zorunda” gibi birşey söylemiyorum. Toplam madde-enerji miktarının değişemeyeceği görüşünden hareketle varlığın (madde-enerji toplamının) ezeli ve ebedi olması gerektiğini savunuyorum. Eğer bunun aksini gösteremiyorsan bu tavrımı ciddiyetsiz, duygusal, çocukça gibi sözlerle tanımlaman biraz garip kaçacaktır.

    Da Vinci: Alâkaya maydonoz doğramak bu olsa gerek. Benim alatmaya çalıştığım şey olabilirliğin yüksek olması demek sonsal olasılığın veya makullüğün yüksek olacağı anlamına gelmeyeceğiydi.

    Uluğ: Açıklamaya çalıştığın şeyin bizim durumumuzda pek bir önemi olmadığını izah ettim ben de:-) Demek alakaya maydanoz ha? Bu ne ciddiyetsizlik böyle?

    Evet aynen öyle. Alâkaya maydonoz. Benim neden bahsettiğimi anlamadan, böyle bir örneği neden verdiğimi anlamadan olaya dalarsan böyle olur işte. Alâkaya maydonoz doğrarsın. Orada Amatör filozof birşey sormuştu ve ben önceki mesajımda o konuyu açıklarken bir hata yapmıştım. Olabilirlik ile sonsal olasılığı aynı şeymiş gibi anlatmıştım. O örneği verme nedenim (ki Elliot Sober de makalesinde aynı nedenle veriyor) olabilirlik ile sonsal olasılık arasındaki farkı çarpıcı ve yeteri kadar net bir örnekle ifade etmekti. O örneğin ince ayar ile birebir ilişkili birşey veya çok önemli birşey olduğunu falan söylemedim. İki kavram arasındaki farkı belirtmek için ifade etmiştim.

    Uluğ: Pek çok fiziksel mekanizmanın birarada olmak zorunda olması elbette indirgenemez komplekslikte bir yapıdır. Burdaki fine tuning düzeyi seni tatmin etmiyorsa bu da senin sorunun Da Vinci. Oturup ateist ikna etmeye çalışacak değilim. Benim için çoklu evren diye bir problem zaten yok. Çünkü, ezeli olamayan bir model. Bunları daha önce kurduğum cümlenin (Çoklu evren başlangıç probleminden kurtulamasa da ince ayarı çözer) başka yönlerini göstermek için yazdığımı belirtmiştim.

    İyi de bunların olmaması mümkün mü Uluğ? Örneğin E=mc²’nin geçerli olmaması mümkün mü? Dahi bunlar geçerli değilse bile benzer farklı mekanizmaların olmayacağını kim bilebilir? Ben burada herhangi bir ince ayar düzeyi göremiyorum. Dahi belli sabitlerdeki sayısal oynamalarla ilgili yüzdesel ayar miktarları orataya konabiliyor ama böyle durumda ne ince ayarından ne düzeyinden bahsediyorsun gerçekten birşey anlamadım. Sen anladıysan bir zahmet bana da anlatırsan sevinirim. Nasıl bir ince ayar düzeyi gördün bu çoklu evren üretecinin mekanizmaları konusunda? Bak gayet ciddiyim bunları söylerken. Yine beni ciddiyetsizlikle suçlamazsın umarım.

  40. Amatör filozof diyor ki:

    Uluğ,
    Da Vinci ile yoğun tartışmanız sırasında, benim size yönelttiğim soruları es geçtiğinizi görüyorum. Ben yazıda esas olarak, çoklu evrenlere başvurmadan, evrenin insanın ortaya çıkması için ince ayarlanmış görünmediğini ve ince ayar kavramından tasarımcıya gidilemeyeceğini anlatmaya çalıştım. Yazdıklarınızdan çıkardığım kadarıyla, siz tasarımcının varlığını kesin olarak kabul edip olasılık hesaplarını buna dayandırıyor ve madem tasarımcı vardır,o halde evren de insan için ince ayarlanmıştır diyorsunuz. Ben de buna karşılık olarak tasarımcının varlığının kesin ya da kuvvetli olasılık olmadığını, tasarımcının varlığından gidilerek ince ayarın ispatlanamayacağını söylüyorum. Bununla ilgili olarak yukarıda 16.2.09 tarihli Squidward rumuzu ile yazdığım yoruma verdiğiniz herhangi bir cevaba rastlamadım. Bu konuda da bir cevap verirseniz sevinirim.

  41. Uluğ diyor ki:

    Toplam madde/enerji sabittir, öyleyse varlık(madde/enerji) ezelidir gibi bir çıkarım yapılamaz. Bu Tanrı diye bir şey olamaz demekle eşdeğerdir. Bunu diyen birisiyle konuşmaya da gerek yok. Ama ben son kez bir şeyler yazayım.

    Meseleyi Tanrı ile ilgili bilinemezlik ve kavranamazlığa getirerek insan kendini avutabilir. Fakat hakikat bu şekilde bulunmaz.

    Hiçlikten varlığın kendiliğinden oluşmadığını herkes anladığına göre varlık için geriye şu 2 seçenek kalıyor:

    1-) Tanrı (Varlık yaratılmıştır)
    2-) Ezeli varlık(hiç bir zaman yaratılmamıştır)

    Yaratılışın mahiyetini bilmiyoruz. Bu, böyle bir şeyin olmadığı anlamına gelmez. Burda ya “Tanrı hiç bir halt yapamaz, maddeye/enerjiye hükmedemez. Zaten madde/enerji dışında hiç bir şey olamaz.” diye duygusal, çocukca bir karar veririz ya da elimizdeki fiziksel varlığın ezeli olup olamayacağını anlamaya çalışırız.

    Onlarca model var. Her modeli incelemiyoruz. Çünkü asıl konumuz: İnce ayar.

    İnce ayar bizi çoklu evren seçeneğine götürdü. Ben de yukardaki bir yorumumda bir miktar emek harcayarak bu çoklu evren modellerinin varlığı niye ezeli yapamadığını izah ettim. Bu izahları es geçip, sanki hiç bir şey söylenmemiş gibi “madde/enerji toplamı sabittir öyleyse varlık ezelidir” geyiği yapmak ciddiyetsizliktir.

    Ezeli evren kavramının bizzat kendisinin absürdlüğüne tekrar tekrar değinmeye ise hiç gerek yok.

    @Amatör Filozof,
    Yorumlarımı bir tartışma başlatmak niyetiyle yazmıyorum. Her yazdığım yorumla ilgili sorulara cevap verme imkanım da yok. Yine de imkanım oldukça yaptığım yorum yanlış tarafa gidiyorsa düzeltmeye çalışıyorum. Müdahale etmiyorsam bu otomatikman şu anlamlara gelMEmektedir:

    1-) Verecek cevabım yok.
    2-) Yazılanları kabul ediyorum.

    Sizin yorumunuza Da Vinci’nin verdiği cevap bence yeterli bir cevaptı. Bu konuda daha fazla bir şeyler yazmayı çok gerekli görmedim. Evrende ince ayar dediğimiz şey olması düşük olan ihtimallerin gerçekleşmesiyle ilintili bir kavram. Eğer ince ayar varsa yani küçük ihtimaller gerçekleşmişse bir tasarımcının varlığına hükmetmek makul olanıdır. Tasarımcının varlığından hareketle ince ayar sonucunu çıkarmıyorum. İnce ayar varsa tasarımcının var olduğunu düşünmek daha makul olanıdır diyorum.

    İnce ayardan kaçış için 2 seçenek görüyorum:
    1-) Çoklu evrenler ki konu ordan devam etti.
    2-) Yeni gelişmelerle ince ayar gibi görünen şeylerin bir zorunluluktan öyle olduğu sonucuna varılması. Ortada fol yok yumurta yokken bu kısmı konuşmanın gereği yok diye düşünüyorum. Bu şekildeki bir yaklaşımda da tasarım lehine başka itirazların çıkması olasılığından bahsetmiştim. Her şeyden önce, mesela Robins Collins veya Uluğ çıkıp bu mekanizmanın bu şekilde kurulmuş olmasını tasarım olarak değerlendirebilir. Bu yönde veya başka şekillerde argümanlar geliştirip tasarım argümanını savunabilir.

    İkinci seçeneğe yer yer göndermeler yaparak çoklu evrenlerle ilgili kanaatimin doğru anlaşılmasına çalışıyorum.

    Evrenin insan için yaratılmış olması mevzusu deistik olmaktan ziyade daha çok teistik bir felsefe konusu. Bu konuyu sizler gündeme getirdiğiniz için gündeme getirmiştim. Tasarımın varlığına burdan ulaşmıyorum.

    Şu yazdığınız sonuca nasıl ulaştınız bilmiyorum:

    A. Filozof: Yazdıklarınızdan çıkardığım kadarıyla, siz tasarımcının varlığını kesin olarak kabul edip olasılık hesaplarını buna dayandırıyor ve madem tasarımcı vardır,o halde evren de insan için ince ayarlanmıştır diyorsunuz.(Uluğ:Bu yazdıklarınız doğru değil.)

    Benim ince ayar olarak gördüğüm mesele, canlılığın var olabilmesine imkan veren bir evrenin var olabilmesi meselesidir. Yani bir takım elementler, yıldızlar, gezegenler oluşabilmiştir. Bunun olması tek bir evren için çok küçük bir olasılıksa ki öyle görünüyor bu konu ince ayar konusudur.

    İnce ayardan tasarıma kanıt bulmak ile şu konulardan kanıt bulmak farklı konulardır:

    1-)Canlılığın oluşumu,
    2-)Evrim,/darwinizm,
    3-)Bilinç, hayatın anlamı, irade gibi kavramlar

    Canlılığın termodinamik yasalarla uyumlu olması ile canlılığın kendiliğinden oluşması ve çeşitlenmesinin olabilirliği farklı konulardır. Burdaki olayın ifade edilişinde tasarım/yaratılış argümanlarını savunanlar hata yapıyor. Ama ifade ediliş şeklinin hatalı olması ifade edilen şeyde haksız oldukları anlamına gelmez(ki haklılar).

    Bu saydığım konulardan tasarıma kanıt bulmakla ilgili yukarda bir takım açıklamalarım var. Bunları ince ayar konusuyla ilgili olarak gündeme getirmedim. Çok temel ve önemli gördüğüm herhangi bir hatasını vurgulamak için gündeme getirmiştim. Yorumunuzda geçen, daha önce kısmen değindiğim ve asıl konumuzun dışındaki bazı hususlara konuyu çok fazla dağıtmamak ve uzatmamak adına cevap vermeyeceğim.

  42. Bigalıoğlu diyor ki:

    arkadaşlar bence boşuna debelenmeyin.bazı şeyler yavaş yavaş sindirilir.birden olmaz.hawking,zaten big bang ile ateistlerin hayallerini büyük ölçüde yıktı,ezdi,geçti.şimdi ateist arkadaşlar sonsuzluk,döngüsel evren,paralel evren gibi vs bir sürü ıvır zıvırla olayı döngüsel bir ortama-her argümanlarında- çekmeye çalışıyorlar.evrim gibi zorlama tezler-hipotezler üretme çabasındalar.zorlama hipotezleri mantığa uydurdunuz,bazı bilim adamlarına yutturdunuz.mantıklı ya canım.ancak mantıkta hata yapar.mesela 900 sene evvel dünya’nın yuvarlak olması ne kadar mantıksızdı,o günün insan mantığıyla düşünürsen.900 yemeyebilir,1500 yapalım sağlam olsun.

    bir şey daha güneş sistemi yıldız patlamalarının artıklarının bir araya gelmesinden de oluşmadı,aklıma gelmişken söyleyeyim.bu günkü uydurulan açıklama döngüsel bir sisteme oturtularak yapılmıştır.ama yanlıştır.

    bunun gibi doğruluğu tartışılır bir sürü bilimsel açıklamalar ateist manteliteye uygun yapılmıştır.temel buna oturur.işte ezelden beri bilime vurulan darbelerden kastım bu tür hikaye açıklamalardır.

    bilim adamları kesim ve net bir veri elde ederler,bunun etrafına güzelce bir hikaye giysirirler.al sana bilimsel açıklama.insanların asıl kafalarında soru işareti oluşturulan kısımlar atlanır.bizim meraklı öğrencilerimizde internette yardırır bu karanlık noktaları bulabilmek için.

    bilim camiasında görmek istenmeyen gerçekler muğlar ifadelerle es geçilir.millete giydirilmesi gereken yerlerde allanır pullanır,hikaye tadında bilimsel açıklamalar üretilir.vatandaşta bunları bir lokmada yutar.aradan 50-60 sene geçer.aynı konu “öyle sanılıyordu” diye başlayan bir ifadeyle yeniden hikayelendirilir.falan falan…ben çözdüm bu adamları,yazıktır yahu.ama çokta yazık değil aslında.her gün savaşan insan,bunları çok ta fazla düşünmez.

  43. Da Vinci diyor ki:

    Uluğ: Toplam madde/enerji sabittir, öyleyse varlık(madde/enerji) ezelidir gibi bir çıkarım yapılamaz. Bu Tanrı diye bir şey olamaz demekle eşdeğerdir. Bunu diyen birisiyle konuşmaya da gerek yok. Ama ben son kez bir şeyler yazayım.

    “Tanrı diye bir şey” dediğin şey “yoktan var edebilen” mi demek oluyor? Benim söylediğim şey çok açık. Ben madde-enerji miktarının sabit olduğunu söylüyorum. Buna bir itirazın var mı? Varsa söyle lütfen. Yoksa yol alamayız. Madde-enerji toplamı sabitse ve sıfırdan farklıysa zamanda ne kadar geriye doğru gidersek gidelim bu toplam hep aynı olacaktır ve hiçbir zaman sıfır olmayacaktır. Buna bir itirazın var mı? Çocukça, duygusal, ciddiyetsiz gibi tanımlamalar yapacağına şu sorularıma cevap vermeye veya değerlendirmelerimle ilgili görüşlerini paylaşmaya tenezzül edersen çok daha verimli bir tartışma ve bilgi alış verişi ortaya çıkacağını düşünüyorum.

    Uluğ: Hiçlikten varlığın kendiliğinden oluşmadığını herkes anladığına göre varlık için geriye şu 2 seçenek kalıyor:

    1-) Tanrı (Varlık yaratılmıştır)
    2-) Ezeli varlık(hiç bir zaman yaratılmamıştır)

    Yaratılışın mahiyetini bilmiyoruz. Bu, böyle bir şeyin olmadığı anlamına gelmez. Burda ya “Tanrı hiç bir halt yapamaz, maddeye/enerjiye hükmedemez. Zaten madde/enerji dışında hiç bir şey olamaz.” diye duygusal, çocukca bir karar veririz ya da elimizdeki fiziksel varlığın ezeli olup olamayacağını anlamaya çalışırız.

    Varlık hiçlikten sadece “kendiliğinden oluşamaz” değil “oluşamaz”. İki seçenek var demişsin ama ikisi de sonuçta aynı kapıya çıkıyor. Senin tanrı dediğin şey de bir varlık değil mi? Eğer tanrı diye birşey varsa o da varlığın yani madde-enerji bütününün bir parçası olmak durumdadır. Sonuçta varlık her türlü ezeli olmak durumunda. Ortada iki seçenek yok. Tek bir seçenek var. Varlık ezeli ve ebedidir. Peki senin tanrı dediğin şey nerde çıkıyor sahneye?

    Madde-enerji toplamının ezeli olup olamayacağını anlamaya çalışalım hadi. Örneğin daha önce Paul Steinhardt ve Neil Turok’un cyclic evren modelinin sonsuz geçmişi desteklediğiyle ilgili konuşmuştuk. Ejderha ile tartışmalarıma göz atabilirsin (buraya ve buraya bakman yeterli olacaktır sanırım). Çok evren modeli değil ama sonuçta madde-enerji bütününün ve evrenin ezeli olabileceğini gösteren bir model. Sen ise bunun mümkün olmadığını iddia ediyorsun.

    Uluğ: Ezeli evren kavramının bizzat kendisinin absürdlüğüne tekrar tekrar değinmeye ise hiç gerek yok.

    Cevabı hemen yukarda. Pek de absürt değil görülebileceği gibi. Steinhardt’ın dediği gibi “Bugün için bildiğimiz kadarıyla döngülerin hiçbir fizik kuralını ihlal etmeden geçmişte ve gelecekte hep devam etmesi mümkündür.”

    Amatör filozofa hitaben şöyle demişsin:

    Uluğ: Sizin yorumunuza Da Vinci’nin verdiği cevap bence yeterli bir cevaptı. Bu konuda daha fazla bir şeyler yazmayı çok gerekli görmedim. Evrende ince ayar dediğimiz şey olması düşük olan ihtimallerin gerçekleşmesiyle ilintili bir kavram. Eğer ince ayar varsa yani küçük ihtimaller gerçekleşmişse bir tasarımcının varlığına hükmetmek makul olanıdır. Tasarımcının varlığından hareketle ince ayar sonucunu çıkarmıyorum. İnce ayar varsa tasarımcının var olduğunu düşünmek daha makul olanıdır diyorum.

    Benim Amatör filozofa söylediğim şey bu değildi. İlk mesajımdaki hatamı daha sonra düzelttim zaten. İnce ayarın tespit edildiği durumda tasarımın olabilirliği şansa göre yüksektir. (Tasarımın olabilirliğin şansa göre yüksek olması demek de şudur: Tasarım olduğu durumda ince ayarın olma olasılığı, şansa dayalı ince ayarın olması olasılığından yüksektir.) Ama olabilirliğin yüksek olması posterior yani sonsal olasılığın yüksek olduğu anlamına gelmez. Yani ince ayar durumunda tasarım daha makul bir açıklamadır diyemeyiz çünkü hangi açıklamanın daha makul olduğunu sonsal olasılıklara bakarak belirleyebiliriz. Sonsal olasılığı da olabilirlik ile a prior yani önsel olaslıkla çarpmamız gerekir. Bunun için de tasarımın ince ayara ilişkin gözlemlerden bağımsız olarak olasılığını bilmemiz gerekir ki bu da pek mümkün birşey gibi gözükmüyor. Bu nedenle bu konuda isabetli bir sonsal olasılık karşılaştırması yapılması mümkün gözükmüyor. Yani şans ile tasarım arasında sonsal olasılıklara bakarak hangisinin daha makul olduğunu belirlemek mümkün değildir.

  44. Amatör filozof diyor ki:

    Uluğ,
    Şöyle diyorsunuz:
    Şu yazdığınız sonuca nasıl ulaştınız bilmiyorum:
    A. Filozof: Yazdıklarınızdan çıkardığım kadarıyla, siz tasarımcının varlığını kesin olarak kabul edip olasılık hesaplarını buna dayandırıyor ve madem tasarımcı vardır,o halde evren de insan için ince ayarlanmıştır diyorsunuz.(Uluğ:Bu yazdıklarınız doğru değil.)

    Ben bu sonuca daha önce yaptığınız şu yorumdan ulaşmıştım:

    “Ateistlerin meşhur bir hatası vardır. Ben buna “Herhangi bir hatası” diyorum. Bu mantığı ince ayar konusunda kullanmaları kısmen doğru. Gerçekten de bizim evrenimiz, canlılık için veya benzer karmaşıklıkta başka bir oluşum için olmazsa olmaz özellikler içerse de, herhangi bir evrenden bir evrendir. Eee? Bu mantık kısmen doğruysa kısmen de yanlış olmalı. Yanlıştır. Çünkü, elde fonksiyonel ve belli bir anlam içeren bir ürün(evrenimiz) varsa bu ürünün tasarlandığını düşünmek makul olanıdır. Da Vinci’nin Mona Lisa’sına herhangi bir şekil muamelesi çeken birisini ne kadar ciddiye alırsınız?

    Burada evrenimizin anlam içeren bir ürün olduğunu baştan kabul ediyor ve tasarlanmış olduğunu söylüyorsunuz. Dolayısıyla evrenimizin bu özelliğinin onu diğer olası evrenler arasından öne çıkardığını, ince ayarla ilgili olasılık hesapları yapılırken evrenimizin tasarım görüntüsünün öne çıkarılması gerektiğini, bu durumun evrenimizin herhengi bir evren olmadığını gösterdiğini ifade ettiğinizi sanıyorum. Yani, tasarım görüntüsü olmasa idi, evrenimizin olası evrenlerden herhangi biri olduğunu kabul edecektiniz, tasarım görüntüsü sayesinde ince ayara ulaşıyorsunuz; sizin mantığınızda tasarım önce geliyor, ince ayar bunu izliyor, tasarım ön kabulü olmazsa ince ayar olmuyor. Ben söylediklerinizi böyle yorumladım, ancak karmaşık bir konu olduğu için yanılmış olabilirim. Tasarım ön kabulü olmadan, bizim evrenimizin oluşma olasılığının muhtemel diğer tüm evrenlerden farklı olup olmadığını açıklayan bir yorum yaparsanız sevinirim. Amacım gereksiz tartışma yaratmak değil, bu konunun sizin düşündüğünüz kadar net olmadığını, evrendeki ince ayarın kesin bilimsel ya da felsefi bir gerçek gibi kabullenilmesinin mümkün olmadığını düşünüyorum.

  45. Uluğ diyor ki:

    Madde-enerji toplamı sabitse ve sıfırdan farklıysa zamanda ne kadar geriye doğru gidersek gidelim bu toplam hep aynı olacaktır ve hiçbir zaman sıfır olmayacaktır. Buna bir itirazın var mı?

    Elbette itirazım var. Eğer madde/enerjinin bir yaratılış anı varsa senin bahsettiğin “toplam” bir yerde sıfır olabilir. Bu varsayımları(madde yok olmaz/var edilemez, toplamı sabittiir gibi) bir yaratılışı ve yaratıcıyı yok kabul ederek yapabilirsin.

    Herşey maddeden/enerjiden ibarettir ve bu da ezelidir şeklindeki klasik materyalist/ateist hezeyanı tekrar ederek hiç bir argümanı çürütemezsin.

    Pekala anladığımız manadaki materyal(madde/enerji) dışında başka türde varlık(lar) da olabilir.

    Paul Steinhardt ve Neil Turok’un cyclic evren modelinin…

    İnce ayar konusunda gündeme getirdiğiniz çoklu evrenlerin yaşadığı başlangıç problemini konuşurken başka bir modele sıçraman ilginç oldu. Bu durumda çoklu evren modellerinin ezeli olamamak sorunundan muzdarip olduğunu kabul ediyorsun.

    …Bu nedenle bu konuda isabetli bir sonsal olasılık karşılaştırması yapılması mümkün gözükmüyor. Yani şans ile tasarım arasında sonsal olasılıklara bakarak hangisinin daha makul olduğunu belirlemek mümkün değildir.

    Teorik olarak haklısın. Bahsettiğin yaklaşımın uygulanacağı çok durum var. Çatı katından gelen sesin sebebinin bremen mızıkacıları olma ihtimali gerçekten de çok çok düşüktür(ya da yoktur).

    Belirttiğin konunun bizim pratik durumumuzda pek bir anlamı olmadığını söylemiştim. Evet senin alakaya maydanoz hikayesi…

    Çöldeki sandalyeye(saat) dönersek:

    Çok düşükte olsa bu sandalyenin kendiliğinden oluşma ihtimali var. Diğer seçenek birisinin yapmış olması ihtimali. Ortada bir sandalye varken nasıl karar vereceğiz?
    2 seçenek var:

    1-) Düşük olasılık gerçekleşmiştir ve sandalye kendiliğinden oluşmuştur.
    2-) Birisi yapmıştır.

    Sandalyenin var olma ihtimali = Kendiliğinden olma ihtimali(Pdusuk=Pd) + Birisinin var olma ihtimali(Pb) * Bu birisinin sandalye yapabilme/yapma ihtimali(Ps) = 1

    Birisinin yeterince istekli ve kabiliyetli olduğunu kabul edersek: Birisi diye birisi varsa bu birisinin sandalye yapabilme/yapma ihtimalini Ps=’1′ kabul edebiliriz.

    Pd + Ps * Pb = 1;

    Pb(Birisi diye birisinin var olma ihtimali) = ( 1 – Pd ) / Ps = Çok kabiliyetli birisi için yaklaşık 1’dir.

    Yukarda bahsettiğim çoklu evren ve zorunluluktan kaynaklanan kaçış seçeneklerinin olmadığını varsaydığımız bizim durumumuzda:

    İnce ayarın var olduğu(olasılığı çok düşük olaylar gerçekleşmiştir) tek evrenimizde yine 2 seçenek vardır:

    1-) Ya düşük olasılık gerçekleşmiştir.
    2-) Ya da birisi yapmıştır.

    Böyle ortada fazla seçenek yokken ve gerçekleşmiş bir olay varken çıkarılacak sonuç bellidir: Birisi yapmıştır.

    Bu ‘birisi’, “Makarna Canavarı” da olabilir. Birileri bu ‘birisi’ne “Tanrı”, başka birileri de “Allah” diyebilir. Sonuç değişmez. Sonuçta duyduğumuz orkestra sesini bir orkestra çıkarmaktadır; her ne kadar bu orkestra Bremen mızıkacıları olmasa da.

    @A. Filozof,
    Tek evren ve ince ayar varken çıkarılabilecek en mantıklı sonuç bir tasarımcının varlığıdır. Önkabullerim tasarımın varlığı değildi. Tasarımın varlığı bir sonuç. Benden alıntıladığınız kısımda da aynı yaklaşım vardı.

    Benden bu kadar.

  46. Da Vinci diyor ki:

    Da Vinci: Madde-enerji toplamı sabitse ve sıfırdan farklıysa zamanda ne kadar geriye doğru gidersek gidelim bu toplam hep aynı olacaktır ve hiçbir zaman sıfır olmayacaktır. Buna bir itirazın var mı?

    Uluğ: Elbette itirazım var. Eğer madde/enerjinin bir yaratılış anı varsa senin bahsettiğin “toplam” bir yerde sıfır olabilir. Bu varsayımları(madde yok olmaz/var edilemez, toplamı sabittiir gibi) bir yaratılışı ve yaratıcıyı yok kabul ederek yapabilirsin.

    Herşey maddeden/enerjiden ibarettir ve bu da ezelidir şeklindeki klasik materyalist/ateist hezeyanı tekrar ederek hiç bir argümanı çürütemezsin.

    Elbette bir yaratılış anı varsa toplam farklı (daha düşük) bir değerde olabilir belli bir geçmişte. Ama yaratılış anı “varsa”. Enerjinin yok edilebileceğiyle ilgili herhangi bir fikrin var mı? Veya yoktan enerji üretebilecek herhangi birşeyle ilgili herhangi bir somut bilgin var mı? Meşhur kozmik sihirbazı cephaneliğinden çıkarmazsın umarım. Çünkü öyle olursa totolojiye gider iş. Bizim bir şekilde kozmik sihirbazın varlığını zorunlu kılacak birşeyler bulmamız lazım ki onu olaya dahil edelim. Bilinen bilimsel veriler ışığında madde ve enerji yoktan var edilemez ve vardan yok edilemez diyebiliyoruz. Bilimsel bilgimiz dahilinde bunu söyleyebiliyoruz. “Ama tanrı varsa bunlar yanlıştır” gibi bir mantık kurulamaz, böyle bir düşünce şekli olamaz.. Bunun yanlış olduğunu ve madde veya enerjinin yokluktan yaratılabileceğine dair çıkarımlarda bulunursak o zaman kozmik sihirbazın varlığına delil bulmuş oluruz. Tanrının varlığına bu şekilde ulaşılabilir. Yoksa “tanrı varsa madde ve enerji yoktan var edilebilir, o halde madde ve enerjinin ezeli olduğunu söyleyemeyiz” gibi komik bir mantık olamaz. Madde ve enerjinin ezeli olamayacağını gösterip tanrının varlığına ulaşmak gerekir.

    Da Vinci: Paul Steinhardt ve Neil Turok’un cyclic evren modelinin…

    Uluğ: İnce ayar konusunda gündeme getirdiğiniz çoklu evrenlerin yaşadığı başlangıç problemini konuşurken başka bir modele sıçraman ilginç oldu. Bu durumda çoklu evren modellerinin ezeli olamamak sorunundan muzdarip olduğunu kabul ediyorsun.

    Sapla samanı karıştırmamak lazım. Sen varlığın ezeli olması gerektiği görüşünü savundun. Turok-Steinhardt cyclic evren modeli bu argümanının geçersiz olduğunu göstermektedir. Bunu bir kere önemli bir tespit olarak kayda geçelim mi? Yani bu modelin ezeli ve ebedi varlığı desteklediğini ve bunun fiziksel olarak mümkün olduğunu kabul ediyor musun?

  47. Da Vinci diyor ki:

    Uluğ, sandalyenin kökeniyle ilgili yaptığın hesap ince ayar örneğiyle çok kritik bir farklılık gösteriyor. İnce ayar konusunda (1) ya düşük olasılık gerçekleşmiştir (2) ya da birisi yapmıştır diyemezsin çünkü bir kere ince ayarlanmış dediğin parametrelerin gerçekten de düşük olasılıklı bir durumu gösterdiğini bilemeyiz. Örneğin birbirinden bağımsız olduğunu düşündüğün parametreler toplamda bir veya birkaç parametreye bağımlıysa ve bu parametrelerin alabilecekleri değerler de çok sınırlıysa sonuçta bugünkü durum veya yaşamı mümkün kılacak konfigürasyonlar düşük olasılığa sahip çıkmayabilir. İşin aslı bu konuda çok fazla bilinen birşey yok benim anladığım kadarıyla. Örneğin herhangi bir parametre için “x sabiti a ile b arasında değerler alabilir ve bildiğimiz değeri c’dir” gibi birşey söylenemiyor. Belki x sabitinin alabileceği değerler çok sınırlı. Bunu bilmeden sanki alabileceği değerlerin kümesi sonsuz elemanlımış gibi değerlendirip buna göre hesaplamalar yapmak pek de akılcı değilmiş gibi geliyor bana.

    Ayrıca sandalye örneğinde sandalyenin birisi tarafından yapılmış olma olasılığı elbette sandalyenin kendiliğinden oluşmuş olma olasılığından daha büyüktür. Sonuçta ihtiyacımız olan şey sandalye yapabilecek birisinin varlığıdır. İnce ayar örneğinde ise evrenin ve fiziğin temel parametrelerini ayarlayabilen birisine ihtiyacımız var? Sandalye örneğinin aksine bununla ilgili olasılıksal bir tahminde bulunmamız mümkün değil. Böyle birşeyin olasılığıyla ilgili en ufak bir tahminde bile bulunamayız. Bu nedenle hangi seçeneğin daha yüksek olasılığa sahip olduğu konusunda da sağlıklı bir sonuca varamayız.

  48. Bigalıoğlu diyor ki:

    yıldız sistemlerinde canlılıgın ortaya çıkabildiği uygun ortam sıcaklıgının bulundu alanlar vardır.mesela bizim güneş sistemimizde dünya’nın yeri de bu alan içindedir.

    şimdi bilim adamları dünya’ya benzer gezegen ararlarken bu alana da bakıyorlar.bu alan içinde bir gezegen olacak yada yoksa roket bağlayıp bu alana kaydıracağız gezegeni.ondan sonra atmosfer bileşenleri,suyun sıvı hali vs vs durumlar.

    işin aslı bu tartışmalar çok saçma bir hal almaya başladı.bir düşünün uzaysal parametlere bakarak bir Dünya’nın oluşma ihtimali sıfırdır.Küresel parametrelere bakın yine bir Dünya’nın oluşma olasılıgı sıfırdır.

    ahanda göreceksiniz,yeni fırlatıldı bir gözlemci daha.bizimkine benzer dünya arayacak.bulursa ne ala.gidebilene aşk olsun.

    cennette(dünya) hapis hayatı yaşayan ateist arkadaşlarım,biraz daha olasık hesabı yapın bakalım,neler cıkacak.çabalarınıza karşı değilim aslında,hayal gücünüz gelişiyor.bu iyidir.

  49. Amatör filozof diyor ki:

    Sandalye örneği üzerine birkaç ek söz:
    “sandalyeyi birisi yapmıştır”
    Doğru, ancak bu birisi elleri ve beyni olan bir insandır. Sandalyeyi bir emek vererek oluşturmuştur. Sandalye maddesel olmayan bir bilinç tarafından tek bir “ol!” emriyle oluşturulmuş değildir. Bunu nereden biliyoruz? daha önce sandalye yapımını gördük de o yüzden. Evrenin bu yolla oluştuğunu düşünmek için, öncelikle 1- Bilincin madde olmadan var olabileceği, 2- Maddenin yoktan varedilebileceği kanıtlanmalıdır (tekillik= yokluk değildir). Bildiğimiz fizik ile bunlar kanıtlanamaz, metafizik öngörüler ise objektif değil, subjektiftir.

  50. Kurandaki Din diyor ki:

    Zaten bu sebeple, Kuranda daha bastan

    onlar Allaha “gayben” (=5 duyuyla asla varligi gozlemlenemez & test edilemez & bilinemez & ulasilamaz tarzda oldugunu kabullenmis) olarak inanirlar, korkarlar diye vurgu yapilmis olmalidir, herhalde. (Enbiya 49 & Enam 103)

    Cunki bunun haricinde Allaha ulasacak/ulastiracak bilimsel bir yol mevcut gorunmuyor,
    ancak sadece en basta bu tarz bir kabullenis
    ve dogmatik bir yaklasimla ona inanilabilir, korkulabilir.
    Bu kabul su olmalidir:

    =Madde yoktan var edilmistir, bunu var eden Allahtir.
    diledigi zaman tekrar tamamen yok da edebilir.

    Bu konuda (5 duyuyla sinanabilir tarzda) herhangi bir bilimsel kanit:
    Mevcut Degildir, Verilmez, Istenemez! (Enam 73 & Enam 103 & Hadid 3)

    =Allahin kendisi ise yoktan var edilmemistir, her zaman vardir,
    ebediyen var olmaya devam edecektir.

    Bu konuda (5 duyuyla sinanabilir tarzda) herhangi bir bilimsel kanit:
    Mevcut Degildir, Verilmez, Istenemez! (Ihlas 1-3 & Nahl 74 & Taha 110)

    Isin ilginc tarafi, zaten Muhammed Peygamber
    bu tip dini kabulleri ZATEN daha bastan aynen KABULLENMIS olan
    Arap Allahcilara karsi Kuranla mucadele ediyor,
    onlara Kuranin Edebi Uslubunu yegane delil olarak sunarak
    onlari Kuranin tanittigi bu Allaha inanmalari hususunda uyariyor olmalidir.
    (Araf 28 & Muminun 84-89 & Tur 30-34 & Mulk 6-10)

    Belki de bu sebeple, Kuranin hicbir yerinde bir Ateist & Agnostik kimsenin
    yoneltebilecegi tarzda bu tip bir soruya/sorulara
    ve buna verilen herhangi bir cevaba/cevaplara rastlanamiyor,
    fakat daima o eski Arap Allahcilarin sorulari muhatap aliniyor ve yanitlaniyor olmalidir.

    Ve bu eski Arap Allahcilarin
    zaten bu Allahin ya da Meleklerin ya da Cinlerin vs. varliklarini sorgulamalari dahi abesle istigal ve kustahlik olarak addediliyor olmalidir. (Furqan 21)
    Cunki bu insanlar dunyaya gelmeden once zaten Yaraticinin huzurunda bulunmus ve Ona soz vermisler olarak nitelendiriliyor olmalidirlar:

    Onun disinda hicbir Melegi & Peygamberi & Din adamini sahte birer Rab (=Din adina hukum koyucu otorite) edinmeyecekler (Araf 172-173 & Ali Imran 80 & Tevbe 31) diye.

    Iste Kurandaki tum mucadele bu bahsedilen ahdi bozup Allahin disinda kendilerine lat, uzza ve menat isimli melekleri
    veya haham ve papazlari sahte Rabler ve Ilahlar (=Din adina hukum ureten otoriteler) edindikleri belirtilen Dinci ve Allahcilara karsi yapilan bir mucadelenin anlatimi olmalidir.
    (Necm 19-27 & Tevbe 30-31 & Zuhruf 19-20 & ….)

    Peki bu durumda, Kuranin ateist ve agnostiklere verdigi/verecegi ne vardir?

    =Allahin fiziksel varligina dair en ufak bir bilimsel delil: HAYIR
    =Meleklerin fiziksel varliklarina dair en ufak bir bilimsel delil: HAYIR
    =Cinlerin fiziksel varliklarina dair en ufak bir bilimsel delil: HAYIR
    =Ahiretin fiziksel varligina dair en ufak bir bilimsel delil: HAYIR
    =Vahyin somut varligina dair en ufak bir bilimsel delil: HAYIR

    Neyse ki Muhammed Peygamber Kurani kullanarak ateist ve agnostiklere karsi bir mucadele yurutmemis kendi doneminde,
    ancak bilakis sadece –bu tip insanlari muhtemelen yanina alarak, Sad 62– o eski Arap Allahcilarla mucadele etmis olmali temelde, Kuranin bu anlatisina gore. (Araf 28 & Muminun 84-89 & Tur 30-34)

    Yoksa Kuran ateist ve agnostiklerle mucadele eden bir Kitap huviyetinde olmus olsaydi, bircok yerde epeyce tutarsiz & yersiz & mesnetsiz bir Kitap huviyetinde kalmis olurdu herhalde, bu baglamda.

    Cunki Kuranin emrettigi –yukarida sunulan tarzda– en temel inanclar zaten hep dogmatik nitelikte emirlerdir,
    haklarinda en ufak bir delil verilemez ancak dogmatik olarak inanilabilir,
    ve tum bunlara dogmatik olarak inanmayi bastan kabullenecek nitelikteki insanlar tarafindan daha sonra Allaha verilen o soz tutulabilir. (Araf 172-173 & Ali Imran 80 & Tevbe 31)

    Simdi boyle bir Kitabi alarak bugunun medeni dunyasina karsi
    savasmak, burada aktarilan temel esaslara –yeterli delil bulamadiklari icin– inanmayan/inanamayan ateist & agnostik onca insanlari zoraki ebedi cehenneme postalamak sadece sadistik bir davranis ve abesle istigal olmalidir, sanirim, bu baglamda.

    Elbette bunun ardindan, bugunun cogu ateist & agnostik insanlarinin Kurani bu yanlis baglamda kullanip tum insanligin ve bilimin uzerine zoraki empoze etmeye kalkan bir kisim despot Dinci insanlara karsi antipati duymalari
    ve tepki vermeleri bircok zamanlar gayet normal olmalidir.
    Bu tip insanlari ivedilikle Din Dusmani olarak yaftalamak yerine, kendilerine karsi yapilan bu haksiz dusmanliga tepki gosteren normal insanlar olarak gormek bircok durumlarda daha makul bir yaklasim olabilir.

    Ancak bundan sonra, bu tip cogu ateist & agnostik insanlarin dine ve dindar insanlara temelde saygili ve hosgorulu olmalari beklenmelidir.

  51. Amatör filozof diyor ki:

    Kurandaki din,
    Yazdığınız yoruma aynen katılıyor, son derece doğru bulduğum bakış açınız için kutluyorum.

  52. Bigalıoğlu diyor ki:

    “Allaha ulasacak/ulastiracak bilimsel bir yol mevcut gorunmuyor”

    600 yılında Dünya’nın neresinde,hangi bilimsel metodlar uygulanıyordu?

    maksat muhabbet olsun.
    tespit ettiğim 2-3 farklı isimle yazı yazmak ne kadar dürüst bir yaklaşımdır.yada istediğiniz konu başlığı hit yapsın diye alakasız yorum yazmak.

    insanların programlarını değiştirmek son derece zordur.ben insanlardan tek bir şey istiyorum.akıl ve mantıklarını kullanmalarını.burada dinciler-dinsizler arasında bir savaş verilmiyor.

    buna rağmen kimse dönüpte kendine bakma zahmetini göstermiyor.nasıl ki çevrenizdekileri sorguluyorsanız,arada bir dönüp kendinizi de sorgulamalısınız.

    ben lafımı ortaya kodum,beğenen alır beğenmeyen kaldırıp atar.

  53. Kurandaki Din diyor ki:

    Sayin Amator Filozof,

    Bu konulari Kuranda cok daha iyi anlamis ve cozmus olabilecek cesitli dindar insanlar benim yukarida cok kisitli olarak aktarmaya calistigim
    o bazi kritik noktalari cok daha detayli ve net bir sekilde daha once tartismis & ortaya dokmus & ve belki de coktan kavramis olmalilar zaten diger bazi dini sitelerde dahi.
    Bu sebeple, yukarida kudret arkadasin (13 Subat tarihli) verdigi o linkte
    bu konularla ilgili o cok daha detayli kritik yorumlarin (o ilgili linkteki ana yazinin altinda yer alan yorumlar kisminda) ben de mutlaka okunmasini tavsiye ederim buradaki tum teist & ateist & agnostik vs. arkadaslara
    bu konularda cok daha makul & saglikli dusunebilme acisindan herkese faydali olmasi dilegiyle…

    Sayin Bigalioglu,

    600 yilindaki o insanlar zaten bilimsel metotlarla degil, ancak dogmatik metotlarla (yani 5 duyuyla gozlemlenebilecek & sinanabilecek OLMAYAN)
    Allahin varligina sorgulamadan zaten coktan inanmis kimseler idiler Muhammed Peygamberden cok onceleri dahi. (Bkz. Araf Suresi 28 & Muminun 84-89)

    Yukarida yazilan & aktarilan o bilgiler bu konuyla bilakis epeyce alakali olan kritik konular olmalilar. Bir daha dikkatlice okuyup o “ince alakayi” kurmaya calisin lutfen, burada.

    “ben insanlardan tek bir şey istiyorum.akıl ve mantıklarını kullanmalarını.burada dinciler-dinsizler arasında bir savaş verilmiyor.”

    ne guzel soylemissiniz, sayin arkadasim,
    ancak eger bu isteklerinizi diger insanlarla birlikte kendiniz icin de isterseniz
    galiba sonucta cok daha iyi yerlere gelebiliriz umarim,
    birbirimizi daha iyi anlamak ve savasmak yerine en azindan bircok –ozellikle bilimsel & sosyal– konularda uzlasmak adina.

    Esen kalin.

  54. azerturk diyor ki:

    Salam Bigalıoğlu kardeşim,

    İnsanların akıl ve mentik kullanmalarını isteyirsen.
    Çok gözel.

    Ne zamandır yazılarınızı okuyuram, neyi ise kanıtlamağa çalışırsınız. Daha doğrusu inandığınız bir gücü-varlıkı kanıtıamağa çalışırsınız.
    Acaba mene mi bir şeyler olur anlaya bilmirem, ve ya siz mi anlada bilmirsiniz? Elinizde Kuran, her terefinizde sizi “eşiden duyan” bir Allah olduğu halda niye “hakikat” dediyiniz bir şeyi mentikle akılla anlada bilmirsiniz? Yoksa Allah dinçilere İnam verende akıl-mentiklerini rehine mi götürmüş? Buna inanmağım gelmir.
    Kardeşim Bigalioğlu, teessüf ki, sizin cavablarınız beni kane etmir. Belke 50-60 yil sonra ne ise kanıtlamak imkanınız olsun. Ona da inanmak zor. Şimdilik ise bütün dinçilerin felsefesi sıfırın altına enmekdedir.

    Dediyiniz MANTİK-AĞIL din felsefesini kendi cehenneminde YAKACAK.

    Hörmetler

  55. Bigalıoğlu diyor ki:

    azerturk kardeşim,ben aklınızı kullanmanızı istiyorum ama bakınız Kuran’da aynısını istiyor.

    Şüphesiz, yeryüzünde yürüyen canlıların Allah katında en kötüsü, akıllarını kullanmayan (gerçeği görmeyen) sağırlar, dilsizlerdir. {Enfal 22}

    Yoksa sen onların çoğunun (söz) dinleyeceklerini yahut akıllarını kullanacaklarını mı sanıyorsun? Onlar hayvanlar gibidirler, belki yolca onlardan daha da şaşkındırlar. {Furkan 44}

  56. Kurandaki Din diyor ki:

    Sayin Bigalioglu,

    Verdiginiz ayetler temelde Kuranin onlara sundugu yegane delili olan o Arapca Edebi Uslubunu asla “akletmeyip”
    buna ragmen eski Dinci & Allahci yollarinda inatla israr eden
    o eski Araplara hitaben sarfedilmis beyanlardir (Bkz. Araf 28 & Muminun 84-89 & Tur 30-34 & Yasin 69-70)

    Siz bu ayetleri boyle tarihsel & mekansal baglamindan kopararak alip
    aynen ve tumden bugunun medeni insanlari aleyhine boyle yanlis ve hoyratca kullanmaya devam ederseniz, hem kendinize hem de tum insanliga buyuk haksizlikta bulunmus olursunuz.

    Sonra elbette sizin de –acikca asagilik hayvan yerine koymaya calistiginiz–
    bu medeni insanlardan “saygideger insan muamelesi” gormenizi bekleyemezsiniz, degil mi?

    Biraz insaf edin lutfen! Kurani kendi butunlugu ve baglami icinde okuyup,
    sonra bugunun medeni dunyasina ve insanligina karsi daha hassas
    ve dogru tespitler & degerlendirmeler yapmaya calisin.

    Esen kalin.

  57. Bigalıoğlu diyor ki:

    Kuran’ın güzel yanıda bu işte efem.söylenenler doğrumudur,doğrudur.kısmi evrenselmidir,kısmi evrenseldir.bunun kıvırtacak bir tarafı yok.ister bugün alın,ister 600 yıl önce.

    yukarıdaki ayeti bir çinli okusaydı ne düşünecekti.
    Canlıların en kötüsü akıllarını kullanmayanlar,dimi efem.siz aklınızı kullanıyorsanız mesele yoktur.

  58. Kurandaki Din diyor ki:

    Sayin Bigalioglu
    diyorsunuz ki:
    Kuran’ın güzel yanıda bu işte efem.
    söylenenler doğrumudur,doğrudur.

    =O soylenenler Kuranin muhatap aldigi o eski Dinci Araplara karsi (Araf 28 & Muminun 84-89) dogru kabul edilebilir, inananlar tarafindan,
    onlara sundugu o Arapca Edebi Uslup kanitina binaen (Tur 30-34 & Yasin 69-70).

    yine diyorsunuz ki:
    kısmi evrenselmidir,kısmi evrenseldir.
    bunun kıvırtacak bir tarafı yok.

    =Kuran temelde ana dili Arapca olan uluslara hitap eder. (Bkz. Zuhruf 3 & Fussilet 3 ve 44) Ve onlara Kuranin Arapca Edebi Uslubunu en buyuk ve yegane delili olarak sunar. Kendisi hakkinda hicbir zaman Evrensel veya kismi Evrensel gibi tanimlamalar yapmaz. Bilakis Arapca bilen –zaten eskiden beri– Allahci olan bir halk simdi bunu okuyup algilasin ve Allah adina dogruca uygulasin diye indirilmis “Arapca bir Kuran” (=Kuranen Arabiyyen) olarak tanimlar. (Bkz. Fussilet 3 & 44, Muminun 84-89)
    Evet, bunlari anlamayacak & kivirtacak bir tarafi yoktur.

    yine diyorsunuz ki:
    ister bugün alın,ister 600 yıl önce.
    yukarıdaki ayeti bir çinli okusaydı ne düşünecekti.

    =evet, onun icin zaten herhalde Kuranda
    “onu anlayasiniz diye size Arapca bir Kuran indirdik” diye hitap ediliyor Araplara (Zuhruf 3),
    ta ki Cinliler, Almanlar, Amerikalilar, Turkler vs. simdi bunu okuyup da cok kendi uzerlerine alinmasinlar, ve insanliga karsi despotluk etmesinler bunu yanlis yerde ve baglamda kullanmaya kalkarak.

    yine diyorsunuz ki:
    Canlıların en kötüsü akıllarını kullanmayanlar,dimi efem.
    siz aklınızı kullanıyorsanız mesele yoktur.

    =keske bu kadar vurguladiginiz bu “akli” biraz da siz kullansaniz da
    yukarida belirtilen su acik gercekleri bir kavrasaniz.
    sonucta en cok kendiniz rahat edersiniz, felah bulursunuz, emin olun!
    “saygideger dindar bir insan” muamelesi gorursunuz diger tum medeni
    insanlardan da.

    Tekrar Esen kalin.

  59. azerturk diyor ki:

    Bigalioğlu kardeşim,

    Eminim ki,söylediklerinize kendiniz de inanmiyorsunuz.
    Sizi zor duruma düşüren Kuranın kendisidir.
    Sizin kibi men de Kuranı okumuşumdur.
    orada evrensellikden konuşmak gülüncdür.
    Men deyerdim ki, neinki, Kuran hetta Tevratın da , İncilin de sonudur.
    İnsan oğlu bu bataklıktan kurtulacak.
    Kurtulacak Bigalioğlu.
    MANTIKIN-AĞILIN karşısında artık kokumuş ibrahimi dinlerin heç biri duruş getire bilmez.
    Bayrakında “Allah kelamı” ile kılıncı bir yerde tesfir olan Mekkenin esl niyyetini
    anlamak heç de zor deyil.

    Hörmetle

  60. fuatogl diyor ki:

    Şüphesiz, yeryüzünde yürüyen canlıların Allah katında en kötüsü, akıllarını kullanmayan (gerçeği görmeyen) sağırlar, dilsizlerdir. {Enfal 22}

    Mealen, “bana inanmazsan sen aklını kullanmıyorsun!”
    Şimdi bir tanrı var, ve her zamanki sıkıcı yöntemi kullanıp bir insan “vasıtasıyla” kendi varlığına insanların inanmasını istiyor. İnanmayanları ise akıl yürütmemekle suçluyor!?

    @Bigalıoğlu, bu hayatımda duyduğum en kötü “aklını kullan” öğüdü gerçekten. Aklını kullanan yetişkin insanların bunlara inanması aklımın almadığı bir durum, normal şartlarda.

    Yoksa sen onların çoğunun (söz) dinleyeceklerini yahut akıllarını kullanacaklarını mı sanıyorsun? Onlar hayvanlar gibidirler, belki yolca onlardan daha da şaşkındırlar. {Furkan 44}

    Bu hiç bana zilyonlarca galaksi, trilyonlarca yıldız, fizik yasaları, biyolojik canlılık, quantum fiziği, vs.vs yi minimum 15 milyar yıllık bir proje şeklinde yöneten aşkın bir varlığın sözlerine benzemiyor. Bu ancak, sözde vasıta kıldığı bir insanoğlunun söyleyebileceği bir söze benziyor. Hadi insanı aşağılıyorsun da, hayvanları aşağılamanın, onları garip bir şekilde “şaşkınlıkla” suçlamanın anlamı nedir? 1500 yıl öncesinin insanı söyleşmiş olabilir bunu ancak, başka birşey değil. Gerisi akıl alır şeyler değil gerçekten.

  61. Bigalıoğlu diyor ki:

    “Şüphesiz, yeryüzünde yürüyen canlıların Budha katında en kötüsü, akıllarını kullanmayan (gerçeği görmeyen) sağırlar, dilsizlerdir.”

    “Şüphesiz, yeryüzünde yürüyen canlıların Shinto katında en kötüsü, akıllarını kullanmayan (gerçeği görmeyen) sağırlar, dilsizlerdir.”

    fuatgol,oldumu şimdi.önyargıları tavan yapmış birini görüyorum karşımda.ne fark var?kimin söylediğine bakıyorsun.ne söylediğine değil.

    “Yoksa sen onların çoğunun (söz) dinleyeceklerini yahut akıllarını kullanacaklarını mı sanıyorsun? Onlar hayvanlar gibidirler, belki yolca onlardan daha da şaşkındırlar. {Furkan 44}”

    fuatgol,insanlar neden savaşır?savaşmak akıllı insanın işimidir?kadının göğsünü seks objesi olarak kullanan başka bir canlı türü biliyormusun yeryüzünde.Yada başka bir dişiye zorla tecavüz eden bir hayvan.kendi türüne işkence eden bir hayvan biliyormusun?içki içip etrafındaki türdeşlerini rahatsız eden bir canlı tanıyormusun?örnekleri çoğaltmak mümkün.YOLCA HAYVANLARDAN DAHA ŞAŞKIN OLAN hangi insanlar acaba.

    hiçbir hayvan bilerek ve isteyerek kendisine zarar vermez.insan hangi akla hizmet kendine zarar verir?demek ki,bazen insanlara hükmeden şey kendi akılları değil.nedir hükmeden?

  62. Kurandaki Din diyor ki:

    Yoksa sen onların çoğunun (söz) dinleyeceklerini yahut akıllarını kullanacaklarını mı sanıyorsun? Onlar hayvanlar gibidirler, belki yolca onlardan daha da şaşkındırlar. (Furkan 44)

    Burada asagilanan varliklar “hayvanlar” olmamali aslinda zaten en basta, dikkatlice gozden gecirilirse,
    fakat kendilerine Kuranla hatirlatma yapilip

    1- begenmediginiz kiz cocuklarini –Allah & Din adina– topraga gommeyin,
    2- sinirsiz sayida kadini ayni anda nikahlayip kendinize –Allah & Din adina– boyle genis seks haremi kurmayin,
    3- kadinlarinizi –Allah & Din adina– (once daha insancil yollar denemeden) hemen dovmeyin,
    4- en ufak bir anlasmazlikta –Allah & Din adina– hemen kilica sarilmayin,
    once uzlasma yollari arayin vs.

    (Araf 28 & Nahl 58-59 & Nisa 3 & Nisa 34 & Kasas 54)

    gibi Kuran Mesajlarini –onun Arapca Edebi Uslup Deliliyle birlikte– okunuldugu zaman –Allah & Din adina– isledikleri bu eski (o Arap standartlarina gore dahi) cok barbarca davranislari birakmak yerine
    tam aksine (kendilerine yaklasilmis) vahsi hayvanlar gibi “salt siddetle” karsilik vermeyi yeglemis o tip saldirgan Dinci Araplar asagilaniyor olmalidirlar esasen. (Araf 28 & Hac 72 & Buruc 4-10)

    Yoksa hayvanlara ilkin herhangi bir sozlu mesaji anlama & kavrama yetisi
    vermeyen, ve onlari simdi olduklari gibi cogunlukla serbest ve kaba kuvvete gore yasayacak sekilde programlayan bir Yaraticinin
    sonra kalkip da neden bu mesaji anlamiyorsunuz ve boyle davraniyorsunuz diye bu hayvanlari asagilamaya kalkmasi zaten aklin alacagi “normal” bir davranis olamaz herhalde,
    ancak sag duyu sahibi olmayan sadistik bir Tanrinin dusunce tarzi olurdu.

    Ki Kuranda hayvanlara karsi boyle sadistik & asagilayici bir bakis acisi mevcut degildir sanirim, iyi gozden gecirildiginde.

    Ki zaten dikkat edilirse, Kuranda son kertede, kendilerine bu Arapca Mesaji anlama yetisi verilip de onu israrla anlamamayi & dinlememeyi tercih eden ve bilakis buna karsi vahsi hayvanlar gibi ve hatta daha saldirganca karsilik vermeyi yegleyen
    o tipte Dinci Araplar ve bunlara arka cikan yine o tipte Dinci
    eski bazi yahudi ve hristiyanlar siddetle kinanip asagilaniyor olmalilar, bu baglamda (Hac 72 & Ahzab 25-26 & Beyyine 6) nihayi olarak.

    Ancak tum hayvanlar bu gibi bir “asagilayici tasvir & muameleden” muaf tutuluyor olmalilar, ve daima korunuyor & gozetiliyor olmalilar (Enam 38 & Nur 41) burada.

    Esen kalin.

  63. Bigalıoğlu diyor ki:

    Kurandaki Din arkadaşım,sizin mantık mekanizmanıza bir ince ayar gerekiyor.bunu hakaret olarak algılamayın lütfen.ancak benim bir çok anlattıklarımı ilkokul seviyesindeki insanlar anlayabiliyorlar ancak ne hikmetse siz anlayamıyorsunuz.

    bence SİZ,kendi içinizde kendinizi bir sorgulayın.hatta google’da “bilinç nedir” diye arattırırsanız benim site çıkar.oradan bilinç şemasını indirin ve hatanın nerede oldugunu bir düşünün.

    ayrıca çok basit bir açıklamayı,çorbaya çevirmek kolay bir şey olmasa gerek.bakın bırakın önkabulleri,bırakın önyargıları,usandım artık böyle yaklaşımlardan.kendi kafanıza göre yorum yazıyorsunuz.

    ayak diretip duruyorsunuz,her şeyi en iyi siz biliyorsunuz.insanları bıktırıyorsunuz.akılla ilgili kaya gibi ayetler koyuyorum önünüze hala…hala…üstelik bu davranışlarınızla o ayetleride harfiyyen doğruluyorsunuz.

    ben daha size ne diyeyim.

  64. Kurandaki Din diyor ki:

    Sayin Bigalioglu,

    Kuranin gercek tarihi & mekansal perspektifi ve butunlugu icinde verdigim tum o Ayetlerde neresi sizi bu kadar rahatsiz etti? Neresinde mantik & bilinc hatasi buldunuz? Neresinde aktarim hatasi buldunuz? Neresinde kafadan yorumlar tesbit ettiniz ki, boyle havalandiniz bir anda?

    Esen kalin.

  65. Kurandaki Din diyor ki:

    Bazi durumlarda firsattan istifade, Kurandaki ayetlerin kullanildigi o butunlugu & baglami, tarihsel & mekansal perspektifi tamamen kopararak,

    ve bir de bugun toplum icindeki cesitli –hic insani olmayan– asiri davranisli bazi kimseleri one cikararak kullanip
    bunlarin sahsinda diger tum medeni ateist & agnostik & deist vs. insanlari dahi ahlaki acidan boylelikle toptan karalamaya veya tumden zan altinda birakmaya calismak,
    ve bunlarin hepsini boylelikle sanki mutlak savas yanlisi & seks hastasi & hirsiz & tecavuzcu & sapik vs. olmaya mahkum kimselermis gibi portre etmeyi dilemek,
    ve bunlarin sosyal hayatta hic bir zaman ahlaki normlar gelistirip akilli & sagduyulu davranamayacaklarini ima etmeye calismak,

    ayni seyi oteki taraftaki bazi uc ornekleri kullanarak
    onlarin sahsinda tum diger medeni musluman & hristiyan & yahudi vs. insanlar aleyhine yapmak kadar hatali bir davranis & zihniyet olmalidir, ve hakli olarak nefret ve tepki uyandirir.

    Halbuki bu tip –insani olmayan– ve tum topluma zararli ve sorunlu & saldirgan davranisli olan insanlar butun toplumun ortak sorunu olmalidirlar,
    ve bu tip –insani olmayan– zararli davranislara karsi beraberce mumkun oldugunca ortak medeni kanunlar & tedbirler alinmalidir, ve beraberce mucadele edilmelidir.

    Bu sebeple, Kuran ayetlerinin gercek tarihi & mekansal perspektifi icinde
    ve aslinda kendi doneminde o hangi tip –Dinci & Allahci– zorba insanlara karsi yoneltildigini acikca ortaya koymak
    malesef gunumuzde Kurani yukarida ozetle bir miktar aktarmaya calistigim o yanlis mantaliteyle & zihniyetle
    bugunun tum medeni ateist & agnostik & deist vs. insanlari aleyhine bir kiskirtma araci olarak kullanip
    boylelikle tum toplum uzerinde “hasin Arabi karakterli dinci bir hegemonya” kurmak isteyebilecek despot & hasta bir zihniyet uzerinde elbette buyuk rahatsizliklar olusturabilir, bazi zamanlarda, belki de.

    ki bu Arabi seriat olculerinde,

    degil ki bir yetiskin kadinin, ancak henuz 6-9 yasinda bir kiz cocugunun
    tum bedenini dahi bir seks objesi olarak da kullanip boylece faydalanabilmek bu Araplara zaten bastan helal kilinmis iken, (Kuranda bunu yasaklayan hicbir ayet olmadigi, ve bilakis bunun Peygamberin tum Araplarca ornek alinmasi gereken ahlaki bir davranisi olabilecegi Suudi Arabistanin bazi en yetkili imamlari tarafindan yakin zamanda dahi tekrar acikca dile getirilmis olmalidir.)

    kadin & erkek hirsizin ellerini kesip koparmak dahi bu Araplara helal kilinmis iken (Maide 38),

    zina eden erkek ve kadinin yuz kez sopalanmasi dahi bu Araplara helal kilinmis iken (Nur 2),

    kocalarin gerektiginde kadini dovmeleri dahi bu Arap erkeklere helal kilinmis iken (Nisa 34),

    mirasta & sahitlikte ancak erkegin yarisi kadar bir hak dahi bu Arap kadinlara taninmis iken (Nisa 11 & Bakara 282),

    cocuk daima erkege ait kilinip kadin ancak (bu urune yani cocuga yataklik yapan, ve erkegin diledigi zaman ve sekilde) tohumunu ektigi bir tarlaya dahi benzetilmis iken (Bakara 223 & 233),

    ve daha nice buna benzer belki sadece Araplar icin makul,
    ve bir rahmet ve nihai & mutlak bir ilerleme olarak karsilanabilecek,
    ancak diger tum medeni uluslar icin barbarca & insanlik disi statusunde kalabilecek davranislari bir sekilde empoze edip & dayatmaya calisarak,

    bir de oteki medeni insanlari bunlari kabul edemiyorlar diye toptan akillarini kullanmayan vahsi hayvanlara benzetmeye calismak –Kuran ayetlerini tarihi & mekansal baglamindan tumden kopardiktan sonra, yukarida belirtilen
    o yanlis ve manipulativ teknikle, simdi hepten boylece cumleten bunlarin aleyhine kullanmaya kalkarak– hayli garip & acayip & ironik bir davranis olmali, sanirim.

    Sozum burada meclisten disaridir. Burada kesinlikle hicbir arkadasin sahsini hedef almiyorum & hicbir arkadasa garez duymuyorum, herkesi aynen sevip sayiyorum.
    Ancak sadece yanlis bir mantaliteyi & zihniyeti ve uzun vadede bu tip bir radikal zihniyetin tum topluma verebilecegi zarari hatirlatmak ve uyarmak icin kisaca deginmeyi faydali gordum, ara bir not olarak, mumkun mertebe yukaridaki tum yazi ve yorumlardan bagimsiz olarak.

    Tekrar hepiniz Esen kalin.

  66. Amatör filozof diyor ki:

    Kuran’ da hayvanları aşağılar görünen bazı başka ayetler de vardır:
    Lokman 19: Yürüyüşünde tabiî ol. Sesini alçalt. Çünkü seslerin en çirkini, şüphesiz eşeklerin sesidir!”
    Maide 60: De ki: “Allah katında cezası bundan daha kötü olanları size haber vereyim mi? Onlar, Allah’ın lânetlediği ve gazabına uğrattığı, içlerinden maymunlar ve domuzlar çıkardığı kimseler ile şeytanlara tapan kimselerdir. İşte bunların yeri daha kötüdür ve onlar doğru yoldan daha çok sapmışlardır.”
    Araf 166: Yasaklandıkları şeylerden vazgeçmeye yanaşmayınca da onlara “aşağılık maymunlar olun” dedik.
    Bunlarda esas aşağılanan kurallara uymayan insanlar olmakla birlikte, onların benzetildikleri hayvanların aşağılık, çirkin sesli ve lanetli olduğu baştan kabul edilmektedir.

  67. Kurandaki Din diyor ki:

    Sayin Amator Filozof,

    Lokman 19: Yürüyüşünde tabiî ol. Sesini alçalt. Çünkü seslerin en çirkini, şüphesiz eşeklerin sesidir!”

    Bu tercumede “en cirkini” diye yanlis cevirilen kelimenin (=enkere) dogru cevirisi “en yabancilanani” yani kulaga en garip & yabanci geleni anlaminda olmalidir.

    Ornegin yine bu ayni kelime Ibrahimi ziyaret eden konuklari icin de kullanilmaktadir:

    yabancilanan & garip halk (=qavmun munkeruun)

    fakat bu demek degil ki bu konuklar cirkin adamlar idi, bilakis bunlar son derece yakisikli & guzel olduklari daha sonraki ayetlerde isaret edilmis olmalidir bir sekilde. (bkz. Hicr 62, 67-70)
    Aynen bunun gibi esegin sesi de cesitli ortamlarda yabancilanan & garip
    ve belki de o ortam icin biraz uygunsuz bir frekansta olabilecegi gibi, bu onun mutlak manada guzel olmadigi & olamayacagi anlaminda degildir!

    Maide 60: De ki: “Allah katında cezası bundan daha kötü olanları size haber vereyim mi? Onlar, Allah’ın lânetlediği ve gazabına uğrattığı, içlerinden maymunlar ve domuzlar kildigi kimseler ile şeytanlara tapan kimselerdir. İşte bunların yeri daha kötüdür ve onlar doğru yoldan daha çok sapmışlardır.”

    Burada dikkat edilirse, lanet ve gazaba ugrayan maymunlar ve domuzlar degil,
    fakat kendilerine bu hayvanlardan farkli olarak zihin & dil & anlayis yetenegi verildigi halde (Bakara 30-33) bunlari gerektigi gibi kullanmayip
    tam aksine maymunlar ve domuzlar gibi sinirsiz sehvetli & sinirsiz istahli
    serbest ve kuralsiz davranan yine o donemin temelde Dinci & Allahci bazi yahudileri olmalidir.

    Araf 166: Yasaklandıkları şeylerden vazgeçmeye yanaşmayınca da onlara “aşağılık maymunlar olun” dedik.

    Burada “asagilik” diye yanlis cevirilen kelimenin (=hasiiin) dogru cevirisi “sinen” anlaminda olmalidir. Nasil ki maymunlar bir korku & tehlike aninda derhal refleksle sinip bir cesit korunma tedbiri almalari gibi.
    Fakat bu ayni sinme (=ehseuu) olayini yukarida tarif ettigim cinste yine temelde Dinci & Allahci bazi insanlarin ahirette Allahin huzurunda sergileyecekleri bildirilmektedir. (Muminun 108-111)
    Burada da maymunlari bu refleksleri nedeniyle asagilayan bir ifade mevcut degildir, fakat sadece bu benzer refleksi bahsedilen sebeplerden oturu
    ahirette sergileyecekleri soylenen o tip insanlar, muhtemelen.
    Ve bundan ote, bilakis tum hayvan gruplarini olduklari & programlandiklari bildirilen bu halleriyle onore eden Ayetler mevcut olmalidir. (Enam 38 & Nur 41)

    Kuranda Allah ebedi cehennemi sadece –dunyaya gelmeden once Onun huzurunda bulundurulup Ona ozel bir ahid vermis olan ve sonra dunyaya geldikten sonra bu ahdi bozacaklari ongorulen– zaten dogustan Dinci & Allahci olma karakteri & niteligi & ozelligi barindiran teist bazi cin ve insanlarla dolduracagini bildiriyor olmalidir. (Araf 172-173 & Hud 119)

    Bunun disinda, boyle bir ahid verme olayinda bulundurulmamis, ancak bundan tamamen habersiz birakilmis olabilecekleri bildirilen –belki de yetileri olmadigindan– tum diger hayvanlari veya –bunu o vakit tercih etmediklerinden– insanlardan bircok ateist & agnostik & deist vs. karakter & nitelikte olanlari
    bundan oturu tutup derhal ebedi cehenneme koyacak cinsten “sadist bir tanri” degil herhalde Kuranin tanittigi Yaratici,
    dikkatli okundugunda rahatlikla tesbit edilebiliyor bu sanirim.

    Ancak su siralar bu uzun ve derin konuya girecek ne vaktim & ne takatim &
    ne de dirayetim yok, malesef.
    O sebeple yukarida da degindigim gibi kudret arkadasin o (13 Subat tarihli) verdigi o linkteki ana yazinin altinda bulunan yorumlar kismina girip onlari bir ara mutlaka okumanizi onemle tavsiye ederim. Orada bu konulari daha derin ve detaylica tartismis bazi dindar arkadaslar hala var olmali, sanirim.
    Umarim size de faydali olur.

    Esen kalin.

  68. insider diyor ki:

    gerçekten çok düzgün ve başarılı bir site olmuş, çok beğendim! yazı da aynı güzellikte. bilmediğim bir sürü detayı öğrenmiş oldum yorumlar sayesinde, yazıları ve yorumları okumaya ara veremiyorum!:) farklı görüşlerin mantık ve saygı çerçevesinden çıkmadan tartışılıp anlatıldığını görmek sevindirdi beni. Hepinizin emeğine sağlık.

  69. turan hiçdurmaz diyor ki:

    Akıllı tasarımcılar burada bahsedilen ince ayar meselesinden kendilerine pay çıkarıyorlar ama çok da tutarsızlığa düşmüş oluyorlar:

    Efendim madem evrendeki fizik yasalarının yaşamın hatta bilincin oluşumuna yeteceğini evrimi savunanlar söyüyordu, siz inkar ediyordunuz.

    Fizik yasalarının heryerde herzaman geçerli olduğu konusunda hemfikirsek bu önemli bir ilerleme sayılmaz mı?

    Ha, biyolojik çeşitliliği açıklamak için ayrıca akıllı tasarıma gerek duyuyorsanız aslında fizikteki ince ayarı yapanın tasarımını yetersiz buluyorsunuz demektir.

    Fizik yasalarının her zaman her yerde geçerli olduğunu söyleyen biri ile tartışabilirim ama yok iş canlılığın ortaya çıkması, çeşitlenmesi denince “bu iş salt fizik yasaları ile olmaz bir tasarımcıya ihtiyaç var” diyen biri ile tartışacak neyim olabilir ki? İyi bir gelişme bu.

  70. turan hicdurmaz diyor ki:

    En ustteki yazida ince ayara ornek olarak gosterilen 3. madde “Güçlü nükleer kuvvetin yüzde 2 az olması durumunda proton ve dolayısıyla atom oluşamazdı, yüzde 2 fazla olması durumunda ise oluşan maddenin tamamı hidrojen olacaktı, helyum ve döteryum oluşmayacaktı, bu durum yıldızların fiziğini çok değiştirecek ve çok muhtemelen yaşam ortaya çıkmayacaktı” bicimindeki argumanin yanlis olduguna dair yeni bir hesap 2 ay kadar once

    http://arxiv.org/abs/0904.1807v1

    adresinde yayınlandı. Ince ayarcıların buradaki yanılgısı su:
    Sozkonusu fizik saiti degisince hidrojenin big bang’den sonraki hangi zaman diliminde olusacagi da degisiyor. Ama sonucta olusacak hidrojen miktari fazla etkilenmiyor. Ama hem sabiti degistirip hem de hidrojeni eski zaman diliminde uretmeye kalkisirsaniz tabii ki eskisi kadar hidrojen elde edemiyorsunuz.

    Ince ayarcilarin genel bir hatasi aslinda bu:
    Sabitler degisince degisecek islerden sadece birine konsantre olup “bakin yasam olusamiyor” diyorlar. Halbuki sabitlerin degisiminde pek cok ayni anda etkileniyor ve bu degisikliklerden kimisi olumlu kimisi olumsuz etkide bulunuyor. Dogru karar verebilmek icin “ince ayarcilar”in aceleciligini yani “sonucun ne cikmasi gerektigi” hakkindaki onyargilari rafa kaldirip sabirla ugrasmak gerek.

  71. muratS diyor ki:

    ///Teist olmayan filozof ve kozmologların bir kısmı ise multivers teorisini ortaya atmışlardır, bu teoriye göre, gerçekte tek bir evren değil, sınırsız sayıda çok evren vardır.////

    kanıt bunun kanıtıda kişisel inançlrımı ? zaten tanım gereği bu evrenleri(eğer varsa) keşfetmekde imkansız sırf yaratılış görüşüne karşı bişiler söyleyebilelim die ortaya atılmış hiçbir kanıtı olmayan ve bu şekilde bilimsel sınıflandırmaya asla giremeyecek saçma bir düşünce sistemi

    ///Multivers teorisi uzun uzun tartışılmaya değer olmakla birlikte, bu yazıda üzerinde durulmayacak, ////

    knıtı olmayan pardon aslında tek kanıtı yokluk olan bir düşüncenin tartışılmya değer olduğunu savunan bir adamın yazısı ne kdr sağlıklı olur bilmiyorum ama bu sitedeki ateist tyfanın meydanı boş hissettiğide aşikar yinede yüzeysel olarak inceleyelim

    yazının genelinde olğanüstü büyük bir mantık htası var yazar her sabitin değişimiyle farklı bir evren ortaya çıkcağını söylüyor (aslında bigbang den sonrki ilk dakikaar ve genişleme hızı ortaya katıldığında bir evren çıkmama olasılığıda var) bu doğru ama her farklı evren yaşamı verecekmi? cevap hayır zaten bu yüzden insanlar innılmz bir gözle bakıyorlar olaya daha uzun uzun uzadıya buna değinmeye gerek yok sanırım eğer aradaki farkı hala anlyamıyorlarsa görmek istemediklerindedndir yoksa bu durumu bir embesil bile anlar

    ////Milyarlarca galaksideki, milyarlarca yıldızdan, kıyıda köşede kalmış bir tanesinin küçük bir gezegeninde, yaklaşık 4 milyar yıllık bir süre sonunda, insan denilen bir bilinçli bir canlı ortaya çıkmış ve biz evrenin oluşumunun temel amacının bu canlıyı ortaya çıkarmak olduğunu öne sürüyoruz, doğru olma olasılığı çok zayıf bir iddia. //////

    neye göre zayıf sayın yazar, innçlarınıza göre değilmi…. ben yukarıdaki cümlelede bilimsel bir kanıttan ziyade felsefi kaygılar görüyorum aynı fikirdemisiniz dostlar ? subjektif bir değerlendirme

    kiremit rneğinde aynı şekilde hatalı kiremiti her kırışımızda farklı farklı binlerce kremit tanesi oluşcağını söylüyorsunuz doğru ama her defasında oluşan şey zaten önemsiz bişi sen yıkıyosun her darbe frklı etki gösterebilir vücutta bi böbreği 100 farklı darbeyle yokedebilirsin peki kaç farklı darbeyle yeniden böbrek üretebilirsin nüansı kaçırma yapmak ve bozmak, bu kadar basit şeyleri anlatacağım hiç aklıma bile gelmezdi heyhat :)

    uzun uzun inançlarını paylaştıktan sonra son satırda yazarımız
    ///Peki, yüce bir yaratıcı bu sürecin neresinde?////

    ben bu yazıya amatözfilozofun bir kuran ayetiyle ilgili eleştirisini sağlmlaştırmak amacıyla bu yazıyı önermesi sonucu buldum bu yazıyı okumaya başlarken bazı blimsel zorlamalar göreceğimi düşünüyodum ama gel görki fakir teoloi ve desteksiz fiziksel öenrmelerle dolu bir yazı buldum yazar neredeyse tüm yazı boyunca yaratıcı neden öle yaratmış canlılık sizce nie bu kadar dar alanada ve benzeri inançsal düşünceleriyle bilimsel bir önem kazamış anthropic principle ı eleştirmeye çalışıyor bilimselaçıdan hiçbir öneme sahip değil ama ateist teoloji nin mantığını göstermesi açısından örnek verilebilecek bir yazı

  72. amatör filozof diyor ki:

    muratS,

    “knıtı olmayan pardon aslında tek kanıtı yokluk olan bir düşüncenin tartışılmya değer olduğunu savunan bir adamın yazısı ne kdr sağlıklı olur bilmiyorum” diyorsunuz.

    Burada tartışılmaya değer olmadığını söylediğiniz, saçma olduğunu düşündüğünüz multivers teorisi bilim adamlarının son zamanlarda çok tartıştığı bir konu. Şu linkten SAO/NASA astrofizik data sisteme girip “multiverse” kelimesini yazarsanız bu konuda son yıllarda yazılmış 165 makaleye ulaşırsınız: http://www.adsabs.harvard.edu/
    Herhalde siz konuyu astrofizikçi bilim adamlarından daha iyi biliyorsunuz ki tartışılmaya değer bulmamışsınız :)

  73. aziz diyor ki:

    Amatör Filozof,

    Muhtemelen okumuşsundur, ama yine de ben buraya link vermek isterim :

    http://www.bilimfelsefedin.org/blog/wp-content/uploads/Multiverse_Cosmological_Models_-_Paul_Davies.pdf

    Makale arşivindeki en değerli makalelerden biriydi bu. Paul Davies de hem “multiverse” ifadesinin, hem de “multiverse fikrinin beraberinde getirdiği implikasyonların” sorunlu olduğunun farkında. Bunu da gayet güzel bir biçimde ifade ediyor. Murats bir parça heyecanlı konuşuyorsa da, büsbütün haksız sayılmaz. Tamamen natüralistik kaygılarla ortaya konulmuş multiverse iddiası, hem aklı okşayıcı hem de baştan çıkarıcı olduğu için rağbet görüyor. Felsefi düzeyde savunulmasına itirazım yok (gerçi mantıksal olarak savunulabilir değil), ama bunun birtakım çevrelerce “az kaldı teori olacak, ha gayret teori olacak” bir hipotez olarak sunulması, pek tabi duyarlı insanları rahatsız ediyor.

    Sevgiler.

  74. muratS diyor ki:

    amatör filozof tartışılmaya değer bulmuyorum çünkü elimizde tartışmaya değecek kanıt yok farklı evrenler tanım gereği zaten keşfedilemezler bu yüzden ockhamlı uastanın usturasının kurbanı olurlar,heh bununla beraber tabiki bu görüşü savunacak insanlar olacaktır (hala lamarkcı savunanlar olduğunu hatırlayın buda aynı örnek) ben zaten niçin savunulduğuna açıkça belli etmesemde vurgu yaptım….

    bak ben sana ne yaptıklarını bir örnekle açıklayayım bir grup adam samanyolu glaksisinin merkezinde yer alan x gezegenin üzerinde ki toplu iğnelerin üstünde hep beraber dönen uçan gergedanların üzerine kafa yoruyorlar multivers gergedan…. amacım dalga geçmek veya küçük düşürmek değil ama hiçbir kanıta dayanmayan sırf bir başlangıç görüşünden uzak durmak için ortaya atılan bir görüşe saygı göstermem

  75. amatör filozof diyor ki:

    Aziz,
    Herhalde şunu vurgulamada fayda var: Ben de multivers varsayımının sorunlu olduğunu düşünüyorum. Her zaman somut bilimsel veriler üzerine dayalı fikirlere daha çok önem verdiğim için evrenimizin gerçekte var olan tek evren olduğu hipotezinden hareket ediyorum. Bu konulardaki düşüncelerimi savunurken multivers varsayımına gerek duymuyorum, ancak bu demek değildir ki multivers saçma ve tartışmaya değmez bir görüştür. Böyle bir düşünce ifade etmek için kuantum fiziği ve astrofiziğin detaylarına hakim olmak gerekir, ben bu konuda yetkin olmadığım için multivers teorisini çöpe atma hakkını kendimde görmem. Bu sitedeki tartışmacıların da hiçbirinin bu hakkı kendisinde görebilecek kadar astrofizik ve kuantum fiziği bilgisine sahip olduğunu sanmıyorum. Hoş, multivers bir yana, Evrim teorisini bile 1-2 cümle ile çürütebilecek yetkinlikte bol bol yorumcumuz da var :)

  76. Lotus diyor ki:

    Tanrı ve tanrı düşüncesinden kurtulmak için atmadığı takla kalmadı bazılarının, her attıkları taklanın aslında ‘tanrı duvarı’na tosladığının farkında bile değiller ;)

  77. mehmetşen diyor ki:

    Siz insan mısınız yav . Bu nasıl bir beyindir ? Yani her şeyi evreni mevreni boşverin sizin böyle akıllı mantıklı olmanız beni Allah’a inandırttı . Fesübhanallah maşaallah . Devam edin ben kenardan dinlerim sizi .

  78. Exhorder diyor ki:

    burada devreye çoklu evrenler teorisi giriyor. farklı fiziksel sabitlere sahip olan sonsuz tane evren var. bizim evrenimizin sabitleri tuttuğundan atom çekirdeği ve ondan türeyen galaksi, yıldız, gezegen sistemleri oluşmuş, sonrada hayat meydana gelmiştir. ama sabitleri bu tarz kararlı yapıları oluşturamayacak olan çok sayıda evren içinden bizimkisi sadece seçilime uğramıştır. hepsi bu kadar basit, paralel ve çoklu evrenleri realistik biçimde ele alır ve somut yorumlarsak açıklama için ne fantastik kurgulara nede spekulatif inançlara gerek kalmamaktadır.

  79. Exhorder diyor ki:

    gerçekten güzel yazı tebrikler.

  80. can diyor ki:

    gerçekten tebrık ederım hepınızı

  81. edemirci1 diyor ki:

    İLAHİ BİR GÜÇ OLABİLİR Mİ ?

    Bunu uzun zaman önce düşünmüştüm. Bilimsel verilerle dinleri karşılaştırdığımda dinler tutarsız oluyor. Dolayı ise insan yazması veya uydurması.

    Mevcut veriler ile her şeyi kontrol eden yaratıcı İlah olasılığı sadece Samanyolu’nda 200 ile 400 milyar arasında yıldız olduğu tahmin ediliyor. Bu şekilde milyarlarca galaksi olduğunu düşünürsek sadece bunları kontrol edecek işlemci (CPU) kapasitesi ve harcayacağı enerjiyi düşündüğümde (bir enerji harcamalı) son derece kopmleks bir yapıya sahip olması gerekiyor ki olanaklı değil.

    Tasarımcı olarak İlahi bir güç düşünürsek yine işlemci (CPU) gücüne ve enerjiye takılırız. Dolayısı ile bu da olanaklı değil.

    Bir başka problemde İlahi gücü var edenin bir başka İlah olması ve bunun geriye doğru katlanarak gitmesidir. Bir işlemci (CPU) fabrikası düşünelim. Sadece bir işlemci CPU üretmek için kurulan fabrikanın aldında yer sarsıntılarını kesmesi için amörtisör bulunur. Binlerce mühendis çalışır, Magawatt elektrik tüketilir ve sanırım en önemlisi önce CPU’yu üretecek cihazlar geliştirilir. Biraz daha geri fabrika kurulma aşamasına gidelim. Kepçelerdenden, su tesisatına, su tesisatı borusunu üreten fabrikya kadar bir çok dış etken ve bu dış etkenlerin fabrikaları vardır. Yani zincirleme olarak geriye doğru gider. İlahi güçte de aynı tasarımlar olması gerekeceği için İlahi güç kavramı geçersiz olur.

    İnsanlar bir açıklama bulmadıklarında işi İlahi bir güce devretme eğiliminde oluyorlar (özellikle Müslümanlar) . Tesadüflerden anlamlı şeyler oluşması aslında çokta zor değil. İnsan önce yazıyı geliştirmiş. Alfabe ile kelimeler oluşturmuş. Bu gün 29 harftan 50 bin Türkçe kelime oluşmuştur ve sadece harflerin yerleri değişerek. Yabancı dildeki kelimeler bize anlamlı gelmeyecektir. Dolayısı ile bu bizim için çöptür. Uzaydan doğamıza, doğamızdan evrime kadar uygun kişi ve uygun alfabe yan yana gelmiştir. Yabancı kelimeler bir anlam ifade etmediği için çöp olmuştur. Burada “çöpten” kastım aslında uygun ortam olmadığı için hiç oluşmayacağıdır. Burada aklınıza ama kelimeleri insanlar oluşturuyor dolayısı ile ilahi güçtür ifadesi gelebilir. Aslında çokta bilinçli mantıkla harfleri birleştirmeyiz. Basit bazı kurallar vardır. Örneğin son kelimem “birleştirmeyiz” hecelere bölelim bir-leş-tir-me-yiz her bir heceyi inceleyelim. “bir” rakamsal ifadedir. “leş” ölü tabiridir (kabaca) “tır” geniş zaman fiilidir. “me” olumsuzluk eki (aynı zamanda çekim eki olarak kullanılır.). “yiz” çoğul kişi eki. Bu basit kuralları fizik, kimya, biyoloji kuralları veye evrenin kuralları diyebiliriz. “bir” ve “leş” ise çok bilinçli bir mantıkla oluşturulmamıştır. Ama biz hepsini bir araya getirince sadece belirli platformda geçerli bir dil olur. Yazının bulunma kısmını ise şimdlik bilmiyoruz. İleride bilim sayesinde bunuda öğreneceğiz.

    EK AÇIKLAMA-1:
    Burada daha farklı ve test edilebilir bir örnekle mekanizmayı anlatmaya çalışacağım.

    Aslında hatalı olan en başında eleniyor veya hiç oluşmuyor. Şöyle ki, biraz özel bir örnek olara olacak ama sen “www.facebook.com” yazdığında bir ip adresine “69.171.228.11” gider. “www.facebook.com” adresinin IP adresini DNS server çözer ve internet tarayıcın ilgili ip adresine arka plandı yönlenir.

    Peki “www.facebook.com” yerine “wwww.facebook.com” yazarsan ne olur ? DNS server “wwww.facebook.com” adresinin IP adresine bakar ve IP adresi olmadığı için sana “Hata! Internet Explorer “wwww.facebook.com” sitesini bulamadı” yanıtı gönderir. DNS server senin “w” tuşuna fazladan bastığını varsaymaz veya “dur ben şu hatayı gideriyim” demez. Dolayısı ile oluşan hatalar en başında elenir.

    Şimdi daha anlaşılır olması için örneği uzaya uyarlayalım. “www.facebook.com” adresini DÜNYA olarak düşünelim. Fizik, kimya, biyoloji yani evren kurallarını DNS olarak düşünelim. “www.facebook.com” DNS server’a geldiğinde DÜNYA oluşur. Eğer “wwww.facebook.com” gelirse DNS server tarafından hatalı olduğu için elenir ve hiç bir oluşum olmaz.

    İşte sistem bu kadar kadar basittir.

    EK AÇIKLAMA-2:
    Şöylede düşünebilirsin kanatlarının olması güzel olurdu. Ama yok. Suyun altında nefes almak güzel olurda ama su solunumu yapamıyoruz. Su kaplumbağası, su yılanı vs.. hem karada hem suda nefes alabiliyor. Uzayda yaşamamız güzel olurdu. Ama yaşayamayız. Su Ayısı isimli canlı uzayda gayet rahat yaşıyor. Kışın ısınmak için kürkümüzün olması güzel olur. Ama yok. Ayıda var. Yani hassas denge olarak ifade ettiğin dengeler bilinçli bir mekanizma tarafından kontrol edilmez.

    Biraz daha detaya inelim insana bakalım. Üreme insan nesli devamı için çok önemlidir. Ama ne var ki zehir atık sistemimiz ile üreme organlarımız aynı yerdedir. Yine aynı şekilde 20’lik dişe ihtiyacımız olmadığı halde 20’lik dişimiz çıkar. Erkeklerde süt bezi olmadığı halde meme vardır. Eğer bir plan ve proje dahilinde insan olsaydı bunlar olmazdı.

    NOT:Vakit ayırarak okuyan herkese çok teşekkür ederim.

  82. Ferda Yamanoğlu diyor ki:

    Son cümlenizi okuyunca yazmaya karar verdim.Tabiki ilahi bir güç var.En büyük delilide big-bang.Big-bang o ilahi güç sayesinde oldu.Kuranda yazan yoktan var olma,gökte bizi koruyan bir tavan(Enbiya-32) olması,zıt çiftler(Yasin-36) arının programlanması ve daha bir çok ayet Kurandan önce hiç bir yazılı kaynakta yok.Söylediğiniz gibi ilahi gücü kim yarattı?Bunu bilmemiz için big-bang öncesine geçmemiz lazım.Ama bilim dahi big-bang öncesine geçemiyor.Okuduğunuz için teşekkür ederim.

  83. metafizik19 diyor ki:

    edemirci1 kardeşim. Kurduğun mantıkların başka bir açıdan bakılınca ne kadar yanlış olabileceği ihtimalini de düşünüyormusun. Düşünmek….. gerçekten çok etkili bir şeydir düşünmek… Milyonlarca hayvana verilmeyen özellik.. düşünmek…….. bütün hayatımızın planlarını yaptığımız şeydir…. düşünmek…. Hayvanların kafatasının içi incelendiğinde aynı maddelerin bizimde beynimizde olduğu halde ; bizde 2 yaşına gelen bir çocuk bile ne kadar şeyler düşünebiliyor iken neden o kocaman fillerde bu kadar gelişmiş BEYİN varken neden düşünemediklerini sorguladınmı ? Şu anda bile bu yazıyı okurken ^^düşünce^^ mekanizmasının çalıştığını ve İNSANA verilen en önemli özellik olduğunu düşündünmü ?
    Düşünmek……. yarını,, geçmişi, kainatı, tarihi ve olayları düşünmek ve bir karar oluştururken mantığına ve aklına danışıp sorgulamak güzel şeylerdir tabii. Şimdi benimde bir iki sorum olacak . düşünen adama
    1= Düşündüğün için beynin içinde düşündüğün için bu işlemi BEYNİN yaptığına ne kadar eminsin ? Bütün olarak elin ayağın ve uzuvların ile birlikte bir İNSAN iken yani o uzuvlarında olmasa (ellerin,ayakların,burnun,kaşın vs.) yine düşünüyorsundur. bir an için bütün uzuvların var iken sadece ^^düşünce^^ ni alıp çıkarsak ne kadar insanım diyebilirsin ? beynin içinde ama kimyasalların bu işi yapmadığı kanıtlanırsa kurduğun teoriler ne olacak.
    2= Kainattaki aslında her maddenin AKILLI olduğu gerçeğini düşündünmü ? Yidiklerini düşün.. nereden biliyorlarda bir kısmı kafana gidip SAÇ olarak kimide tırnak olarak çıkıyor ? mide neden bir görev yapıyor. BEN im dediğin o beynin bile aslında SEN uyurken çalışıyor. Hormonlar var beyin salgılıyor ve sen uyurken bile yüzlerce binlerce ve hatta milyonlarca işlem gerçekleştiriyor?. bebbek ana rahminde gelişirken bak bakalım o hücreler nereden biliyorlarda bölünme devam ettikçe kimi kaşın oluyor kimi gözde retinayı oluşturuyor ? nereden biliyorlar ? Yoksa akıllı değillermi ? BAk hayvan OT yiyor ve işlemler yapılıp SÜT oluyor hadi aynı işlemleri yap ve bir makinaden ot sok sonra diğer taraftan SÜT olarak çıksın. Mide ve bünye ve beyin bunları nerden biliyorda otu ayrıştırıp süt yapabiliyor. Bunların hepsi doğa olayları diye yan çizemessin o zaman DOĞA dediğin şey müthiş akıllı bir MADDE olur. o zamanda aslında bunları DOĞA yapıyor dersen senin Tanrında DOĞA olmuş olur.
    3. allah insana akıl vererek ayrıştırma yapmasını düşünmesini ve akletmesini istemiştir. ve her şeyi çift ve zıttı ile yaratmıştır. karanlık,aydınlık—- nötron,proton– dişi,erkek— cennet,cehennem,— ahiret hayatı, dünya hayatı, uzun,kısa— uzak,yakın vs. bu liste onbinlerce uzatılabilir ve AKLIN hep mukayese yapması içindir.
    4. şu gerçeğide unutma o din adamları dediklerinde bir İNSAn dır. ve mükemmel değildir. ve bu güne kadar insanlığa en çok zarar veren DİN değil maalesef cahil DİN adamlarıdır.
    5. Kuranı değil cahil din adamlarını dinlersen daha çok yanlış MANTIK hataları yaparsın bu yazdıklarım sadece bana inanman için değil. madem düşünen insansın sadece DÜŞÜNME ni isteyebilirim Hayatında hep acabaların olsun ve mutlak gerçeği arama heyecanını kaybetme. İnkar etmektense SEN araştır bakalım nerde yanlış yapıyor o insanlar. Doğruyu sen bul. Dünya imtihan dünyası derler ya… bu gerçektir ama imtihan olan şey aslında AKIL dır. bak bakalım çevren ve hayata aklını çalıştırıp her şeyi düşünen ve akleden ve hep akıllı işler yapan kaç kişi var çevrende. (din adamlarıda dahil ) neyse selam olsun düşünen adam…

  84. ali gurbuz diyor ki:

    herbiriniz mesnetsiz fevkalede süper sallıyorsunuz…işin uzmanı değilsiniz..biri bir şey yumurtlasa tarafınıza hemen yiyorsunuz…

    madde 1: parelel evrenler dediğiniz şey bir teoriden ibarettir aslı astarı henuz ispatlanmış değildir…deneyselmiş gibi yazının icine entegre edip

    ——————————

    Bu evrenin de ortaya çıkma olasılığı inanılmayacak kadar düşüktür, fiziksel değerleri her değiştirişimizde, birbirine benzemeyen ve sınırsız olasılıklar içinden ortaya çıkma ihtimali çok az olan farklı farklı evrenlerle karşılaşırız, eğer bir mucize söz konusu ise, bu bütün evrenler için aynı şekilde geçerlidir. Bizim evrenimizde özel olduğunu düşündüğümüz, farklılık oluşturduğunu sandığımız şey bilinçli canlı olarak insanın varlığıdır, ancak bu durumun evrenimizi tüm diğer evrenlerden farklı kılması, insan düşüncesinden bağımsız bir olgu değildir, kendi ön yargımızdır. Bu düşünce tarzı antropik yanılgı olarak adlandırılmaktadır ve bu olgu evrenin bilinçli olarak tasarlandığının kanıtı olamaz, insan düşüncesinden bağımsız bir kanıtlama gerekir.

    ———————————–

    yazar resmen üfürmüş..size de afiyet olsun…farkı evrenler hakkında yaptığı yorum sadece bir yorumdan ibarettir.cunku dengeler hafif bir değişim saglasa collapse icin şartlar genelleşecek ve evren oluşmayacaktır…evrenin olusmaması durumunda farklı evrenlerin olusmasını yorumlamak aptallıktan öte bir şey değildir.

    kaldı ki yer çekimi kuvveti genişleyen evren teorisinde etkisiz role sahiptir…evrenin kütlesi artıyorken kara enerjinin varlıgı rolunde ve black holes denilen yapılar sayesinde parelel evrenlere gitmek hiçde zor olmasa gerek.zira genişleyen evren kendi başına genişlemiyor…cunku galaksilerin omega degerinden sapması durumunda black holes denilen yapılara gitmesi bu black holes un otesindeki degerleri goruntuler bize…buda cok dogaldır.yazarın sapıtması ise ; evrenin olusumundaki yani big bang safhasındaki bir degerin anti normal seviyede izlemesinle orantılı akıl almaz bir bicimde baska evrenlere goturmesi olayıdır…tamamen zırva bir düşüncedir..bilime aykırıdır…bilimsellikten yoksunluktur….

    saygılarımla

  85. edemirci1 diyor ki:

    metafizik19 Yazdıklarımın bir kelimesini bile anlamadığına eminim.

    Eğer anlasaydın hangi noktada yanlış yazdığımı belirtirdin. Bunun yerine yazının sonunda bana Kuran önermişsin.

    Oradan Kuran okumamış gibi mi duruyorum ?

    21yy’da evrensel Kuran içerisinde yazan kölelik ayetlerini atlamadan okuyun bakalım. Ne kadar evrensel.

    ALLAH seni yaşatmıyor. Sen ALLAH’ı yaşatıyorsun. ALLAH’ı yaşatmak veya yaşatmamak senin elinde.

  86. Ahmet diyor ki:

    Bu evrenin baslangicindaki tum o en kritik ve hassas Matematiksel Hesaplarin,
    ozellikle o dort ana fiziksel sabite (=cekim gucu, elektromanyetik guc, zayif ve kuvvetli nukleer guc) uzerindeki sasmaz “Matematiksel Hesaplarin” bu evrenin ve sonra dunyadaki hayatin (ozellikle ilkin ve en basta tum canliligin temeli olan karbon atomunun olusup boylece Evrimsel Yaratis mucizesinin baslamasi ile) olusabilmesi icin “sanki disaridan buyuk ve en kudretli bir Elin kesin mudahelesi var gibi” en ince ve hassas bir sekilde ayarlanarak en bastan beri “Matematiksel” olarak programlanmis oldugunu Fred Hoyle, Stephen Hawkings gibi en unlu ateist bilim adamlari dahi bu sekilde acikca beyan etmekten cekinmemislerdir.

    http://biologos.org/questions/fine-tuning

    Sonra yine su anki evrenimizde, en basta tum bu evren ve galaksiler, sonra dunya ve buradaki tum canlilar, bitkiler uzerinde var oldugu kesfedilmis olan tum o olaganustu “Matematik ve Simetrik Delillere” (=en basta Fibonacci Dizisi ve Altin Orana dayali) yakindan tanik olmak isteyenler simdi su linklere bakabilirler en oncelikle:
    (*lutfen, iyice idrak edin ki, buralarda aktarilan bilgiler teist veya ateist veya agnostik tum bilim adamlarinca dogada acikca gozlemlenmis olan en net ve somut Matematiksel verilerdir yine, subjektif cikarimlar degil.)

    http://www.world-mysteries.com/sci_17.htm

    http://akillitasarim.wordpress.com/2011/03/07/fibonaccinin-kesfettigi-tasarim/

    http://akillitasarim.wordpress.com/2011/07/28/sayilarla-doga/

    http://library.thinkquest.org/27890/applications5.html?tql-iframe

    Dolayisiyla, en basta tum bu evreni, dunyayi, buradaki tum canlilari, bitkileri, bu tarz muhtesem bir “Matematik ve Simetrik” programla baslatip (inflation teorisi dogrulansa da tum bu en net ve somut Matematik verilerin hicbirini yadsiyamaz, cunki o takdirde inflation olayini bu sekilde en ince ve hassas Matematik verilere olanak saglayacak tarzda yine en basta muhtesem sekilde Matematik olarak programlamis olan Biri aklimiza gelir, aklin sasmaz geregi olarak) programlayip yaratmis tum bu evren, madde ustu bir Tanri gercekten varsa, boyle bir Tanri simdi tum insanlikla iletisime gecip bu kendi essiz Varligini, kudretini ve bilgisini yine boyle olaganustu “Matematik ve Simetrik” olarak programlamis oldugu bir “Essiz Mesajla” bize bildirmis olmasi gerekmez miydi?

    Evet, bu tek gercek Tanrinin (=ALLAH) bunu icinde bulundugumuz bu en kritik Son Cagda artik gercekten ve mutlak bir sekilde ortaya koymus olduguna, ve boylelikle yeryuzundeki bu tek dinin (EVRENSEL ISLAM) asla bir insanin (=hz. Muhammed) kendinden uydurmasi degil, fakat artik (torunu mehdi Muhammed vasitasiyla) burada mutlak ve essiz EVRENSEL ILAHI BIR MESAJ kilinmis olduguna tanik olup icten ALLAHA yonelmek ve boylelikle sonsuz dunya ve ahiret mutlulugunu kazanmak isteyecek tum samimi ateist ve agnostik ve deist ve teist arkadaslarin derhal asagidaki siteye giderek orada “KURAN-HABER” mesajini okumalarini yurekten oneririm, en oncelikle:

    http://www.kutsi-19-hasat.com

  87. chemistmury diyor ki:

    Herkese selam, yazılarınız için teşekkürler. S.Freud’a göre insan doğuştan bencil, saldırgan, hatta sapıktır, katılıyorum ve bu dünyada yaşananları görünce sizi bilmem ama benim Tanrı’ya ihtiyacım var. Çünkü adalet istiyorum! Saygılarımla…

  88. amatör filozof diyor ki:

    Gerçekten adaletli ve iyiliksever bir Tanrı’ nın varolmasını kim istemez ki ? Keşke böyle bir Tanrı gerçekten varolsa. Sorun şurada, dinlerin bize dayattığı Tanrı adaletli değil, iyiliksever gibi de görünmüyor. Kutsal kitaplarda anlatılan Tanrı, sadece kendi varlığının onaylanması ile ilgili, narsist, kendine inanmayanları sonsuz işkencelerle cezalandıracak kadar adaletsiz ve gaddar bir varlık.

  89. Ferda Yamanoğlu diyor ki:

    Anne ve babanız aleyhinede olsa dürüst şahitlik yapın(Nisa-135),diyen ALLAH’mı adaletsiz?Yoksa bunca delil karşısında onu inkar ederek zulme dalanlarmı?

  90. chemistmury diyor ki:

    Herkese selam,
    öncelikle inanan biri olarak ateistlere saygılıyım, çünkü sorgulayarak dinlerdeki hurafeleri ortaya çıkartıp saflaştırdıkları için, çünkü körü körüne her denilene inanan türkçe mealini bile hayatında bir kere okumaya gerek duymamış müslümanlara! karşın Kur’an meali okudukları için, imamlardan çok ilmihal kitabı karıştırdıkları için saygılıyım. Ateist arkadaşların gönlünü fethettikten sonra :) gözlemlediğim kadarıyla atesit arkadaşlar genel olarak inanan arkadaşları dinlerdeki hurafelerle vuruyorlar. Aynı zaman diliminde kulaktan kulağa oynayan bir grubu düşünün; asıl söylenmek istenen nasıl da farklılaşıyor değil mi? İşte yüzyıllardır anlatılagelen bilgilerin doğruluğundan şüphe etmek gerekir. Batıldan arındırılmış daha saf bir iman için… İnanan arkadaşların düştüğü yanlış ise bilimsel teorileri ya inancına ters geldiği için ya mantığına ters geldiği için hemen reddetmesidir. Adı üstünde teorilerin defalarca kez kanıtlanıp kanunlaşabileceği gibi yıllar sonra çürütülebileceği de unutulmamalıdır. Bildiğim kadarıyla hiçbir bilimsel çalışma, tanrının varlığını yada yokluğunu ispatlayamamıştır. Eğer çalışma sonucunda böyle bir kanıya varabiliyorsa; o bilim insanı bilimsellikten uzaklaşmaktadır, çünkü dini inançların ispatı ya da çürütülmesi hiçbir zaman bilimin konusu ya da amacı olmamıştır; olamaz da. Babadan oğula geçen dini inançlarla robotlaşıp düşünmeden, sorgulamadan, okumadan yapılan ibadetlerin değeri ne olur gerçekten bilemiyorum. Sonuçta Allah düşünmeyen kullar isteseydi komutlar yüklediği robotlar yaratırdı. Bilimin, felsefenin en temel ögesi sorgulamak; işte bunu gerçekleştiren inanan inanmayan herkimse tebrik eder yaşantısında doğruya,iyiye,güzele ve temize ulaşmasını dilerim. Saygılarımla…

  91. Ahmet diyor ki:

    Amator Filozof,

    Allah insanlara zerre kadar dahi zulum (=haksizlik, gaddarlik, iskence, vs.) asla etmez! (bkz. Kuran-Haber 10/44)
    Sadece insan kendisi ne yapmis, nasil davranmissa ona onun tam karsiligini en adil ve eksiksiz bir sekilde verir. (bkz. Kuran-Haber 40/17, 40)
    Guzellik, iyilik etmisse ona on katini verir,
    Cirkinlik, gaddarlik etmisse ona tam aynisini tattirir. (bkz. Kuran-Haber 6/160)
    Degismez Ilahi Adalet budur.
    O halde, Allah ateist, agnostik insanlari da durup dururken Cehenneme atip yakmaz, iskence ve gaddarlik asla etmez, ama eger onlar burada Allahtan uzak durmayi tercih edip Onu hic aramazlar, gonderdigi Onca delilleri umursamazlar, verdigi onca nimetlere tesekkur bile etmezler ise, O da zamani gelince artik onlardan uzak durur ve “artik kendi basinizin caresine bakin” der!
    Hangi ateist, agnostik insan burada kendisine tesekkur bile etmeyen, kendisini yok sayan, umursamayan, yaptigi tum iyilikleri sanki zaten yapmak zorunda oldugu vazifesiymis gibi addedip bunun uzerine kendisini bir de daima yargilayan ve haksizca karalayan kustah ve aymaz iscisine veya ogrencisine vs. tahammul edip onu sonsuza kadar boyle bedava beslemeye, bedava koruyup ogretmeye devam eder? Hickimse sonsuza kadar aptal yerine konmak istemez, degil mi?

  92. chemistmury diyor ki:

    Burada gördüğüm kadarıyla başkalarının görüşlerini kendi düşüncesiymiş gibi copy/past zavallı insanlar var ki yapan insanlar var. Başka sitelerde o kadar yüreksiz kendi düşüncesine eleştiri yapılmasına tahammül edemeyen ve yoruma kapalı yazılar yazan sefil yaratıklar var. işte size bir örneği saçma sapan yazıyla adam atmış golü! kaçmış.

    Dindar ile Ateistin -Cennet Varsa- Cennete Gitme Olasılığı Hemen Hemen Aynıdır

    Herhangi bir dine inanan kişi ile, hiçbir dine inanmayan bir kişinin cennete gitme olasılığı, matematiksel olarak birbirine çok yakın -hemen hemen aynıdır-.Herhangi bir dine inanan kişi, inanmayan kişiden, sadece 1 adet daha fazla dini reddeder.Çok fazla iyimser olacak olursak, şimdiye kadar 100 dinin kabul gördüğünü var sayalım.(Ki bilindiği gibi bu sayı 100′den çok daha fazla.)
    Herhangi bir A dinine mensup kişinin, cennet -varsa- gitme ihtimali, %1′dir. Çünkü eğer bu dinlerden bir tanesi doğru ise, kendisinin seçtiği dinin doğru olma ihtimali %1 olacaktır. Şayet seçtiği din yanlış ise, -hiçbir din, başka dine mensup kişileri cennete kabul etmediğine göre-, cehennem varsa gideceği yer cehennem olacaktır ; bu da %99 ihtimal ile eşdeğerdir.Hiçbir dine inanmayan bir kişinin; bu varsayımlara göre, cennet varsa cennete gitme olasılığı %0 olacaktır.
    Birçok kişi kendinden emin bir şekilde, “Ama benim seçtiğim din doğru! Bu yüzden biz, bu dine inananlar, cennete gideceğiz.” şeklinde düşünecektir.Ama aynı şekilde, başka dine mensup insanlar da “Hayır! Doğru olan din, benim seçtiğim din!” diyecektir. Fakat bu her iki kişi de, matematiksel olarak, doğru dini seçme konusunda aynı matematiksel olasılığa sahiptir.
    “En azından %1 bir olasılık.Ateistler için bu olasılık %0.” şeklinde düşünenler de olabilir.Ancak burada, din sayısını, ortalama olarak en iyi ihtimalle 100 kadar aldık.Oysa dünyaya şimdiye kadar gelmiş, -küçük ya da büyük- bir toplum tarafından kabul görmüş din sayısı bu sayının çok üstündedir.Dolayısıyla bu sayının yükselmesi, ateist ile dindarın, eğer cehennem varsa, cehenneme gitme ihtimalini birbirine yaklaştırmaktadır.

    Ya işi matematiğe vuruyor ama matematikten haberi yok: Bir kere 0 ile 1 arasında sonsuz sayı vardır. dolayısıyla %0 ile %1 çok yakın olasılık değildir. 2. si dünyada 100 ve daha fazla din değil inanış vardır. 4 büyük din Allah’ın gönderdiği dinlerdir. Binlerce peygamber göndermiş olabilir hepsine din oluşturmamış hepsine kitap göndermemiştir.Bir din etkisini kaybederse başka bir din göndermiştir(kız çocuklarının diri diri gömülmesi gibi). ayrıca bu sitede ateist.wordpress.com çok yakışıksız kendini bilmez mahlukatlar var girin ve görün yorumları. mesela dünyada 2 milyar ateist var demiş saydın mı kardeşim? S.Hawking gibi zeki bir insanın tanrıya inanmaması tanrının olmadığını kanıtlamadığı gibi tanrıya inanan birinin de geri zekalı olduğunu kanıtlamaz. Saygılarımla…

  93. Ahmet diyor ki:

    Kuran’da daha önce hiçbir yerde görmediğiniz –(NASAdaki tüm bilim adamlarını dahi büyük şaşkınlığa uğratıp hayran bırakan)–
    ALLAHIN varlığını ve kudretini en üstün ve apaçık delillerle ortaya koyan
    en büyük Mucizelere tanık olmak için, lütfen bkz.

    http://www.kutsi-19-hasat.com

    EVRENSEL MUHTEŞEM MUCİZELER

  94. Ferda Yamanoğlu diyor ki:

    H.z Musa ve Hızırın yolculuklarındaki olaylar aslında Evrende ince bir ayarın olduğunu anlatır.H.z Musa ,Hızırın yaptığı işleri düzensiz görür ve itiraz eder,ama Hızırın günah sayılacak işleri düzenin bir parçasıdır.Kötülüklerde düzenin parçasıdır.0=+1-1 kuantum mekaniği denklemine göre iyiliklere karşı negatif enerjiler üreterek yokluğu,varlığa dönüştürürler.
    Ancak,yazarın iddia ettiği çoklu Evren modeli tamamen uydurma bir teoridir.Çok sayıda Evren yoktur.Sadece madde Evreninin enerjisini sıfırlayan antimadde Evreni vardır.

Leave a Reply